|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2008/74
Karar Sayısı : 2010/15
Karar Günü : 21.1.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Ankara 2. İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :4.2.1983 günlü, 2797 sayılı
Yargıtay Kanunu’nun 17. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının (1)
numaralı bendinin (d) alt bendinde yer alan “…kesin olarak…” ibaresinin,
2- “Başkanlar Kurullarının
itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup,
bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz.” biçimindeki
son fıkrasının,
Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Yargıtay’da şef olan
davacının, Yargıtay Yönetim Kurulunca hazırlanan görevde yükselme eğitimine
katılacak adayların belirlendiği listeye dâhil edilmemesi işlemine yönelik
itirazının Yargıtay Başkanlar Kurulunca reddi kararının iptali istemiyle
açtığı davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya
aykırılığı savını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“Davacı
tarafından Yargıtay Başkanlığında açık bulunan Yazı İşleri Müdür Kadrosuna
atama yapılabilmesi için açılacak görevde yükselme eğitimine katılacak
personeli belirleyen aday listesi ile bu listenin belirlenmesine ilişkin
değerlendirmeye yapılan itirazın reddine dair 01.04.2008 tarih ve 122
sayılı Yargıtay Yönetim Kurulu Kararı ile bu karara yapılan itirazın
reddine ilişkin Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 21.05.2008 tarih ve 16 sayılı
kararın ve Yargıtay Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği
Yönetmeliği’nin 12. maddesinin 2. fıkrası ile anılan Yönetmeliğin Ek-1 Değerlendirme
Formu’nda yer alan takdirname sayısal puan kısmının iptali istemiyle açılan
davada, gereği görüşüldü:
Davacı
tarafından, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun Başkanlar Kurulu’nun
görevlerini düzenleyen 17. maddesinin 1-d bendinin, aynı maddenin ikinci
fıkrasındaki “1-d bentlerinde” ibaresinin ve ile 17. maddesinin son
fıkrasının Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2797 sayılı
Yargıtay Kanunun Yargıtay Başkanlar Kurulunun görevlerini düzenleyen, 17.
maddesinin 1-d bendinde, “Birinci Başkanlık Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu
ile Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara
bağlamak.” kuralı düzenlenmiş; aynı maddenin son fıkrasında ise “Başkanlar
kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar
kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz.”
hükmüne yer verilmiştir.
Anayasanın
geçici 15. maddesinin 3. fıkrasında yer alan ve Milli Güvenlik Konseyi
döneminde yürürlüğe konulan kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin
Anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceğine ilişkin hüküm 03.10.2001 tarih
ve 4709 Sayılı Kanunun 34. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, Milli
Güvenlik Konseyi döneminde yürürlüğe konulan 2797 sayılı Yargıtay Kanunu
hakkında Anayasaya aykırılık iddiasında bulunulabilecektir.
Anayasanın 2.
maddesinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma
ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmüne yer verilmiştir.
Hukuk devleti,
insan haklarına saygılı, bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni
kuran ve bunu sürdürmekle yükümlü kılan, bütün işlem ve eylemleri yargı
denetimine bağlı olan devlettir. Bu nedenle dava konusu işlemin yargı
yolunun kapalı olması hukuk devletinin sağlayacağı güvenceye aykırı bir
durum yaratmaktadır.
Anayasanın 125.
maddesinin 1. fıkrasında “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı
yargı yolu açıktır.” hükmü; Anayasanın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta
ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü
düzenlenmiştir.
2797 sayılı
Yargıtay Kanunun Yargıtay Yönetim Kurulunun görevlerini düzenleyen 20.
maddesinde “Hakimlik ve savcılık sınıfından olmayan Yargıtay personelinin
atama ve nakil, yükselme, disiplin ve sair özlük işlerini yürütmek ve
bunlarla ilgili karar ve tedbirleri almak ve yönetmelikleri yapmak,” kuralı
düzenlemiş, aynı Kanunun 17. maddesi 1-d bendinde de Yargıtay Başkanlar
Kurulunun görevlerinin arasında Yönetim Kurulu kararlarına karşı itirazları
kesin olarak karara bağlamak olarak belirlenmiştir.
İdari işlem,
idarî makamların kamu gücü ile hareket ederek, idare işlevine ilişkin olarak
yaptıkları ve çeşitli hak ve/veya yükümlülükler doğuran tek yanlı irade
açıklamalarıdır.
İdare işlevi
kavramını düşündüğümüzde ise idarenin her türlü işleminin idare işlevine
sahip olmayabileceği gibi idare dışında kalan yasama ve yargının da idare işlevine
haiz işlemleri olabilecektir, idare işlevi kavramına bu şekilde
bakıldığında, yargının, yargı fonksiyonu ile ilişkisi olmayan işlemlerini
her ne kadar yargıçlardan kurulu organlar ya da mahkemeler tarafından
yapılsa dahi bunların idarî işlem niteliği taşımasını engellemez. İdari
işlev niteliği taşıyan her türlü işleme karşı makamı ne olursa olsun, idarî
işlem niteliği taşıdığından dolayı idarî yargı denetimine tabi olması
gerekmektedir.
Bu açıklamalar
sonucunda, dava konusu işlemler açısından Yargıtay Yönetim Kurulunun
görevleri incelendiğinde, kurul tarafından idarî işleve sahip işlemlerin
karara bağlandığı, dava konusu işlemde de davacının memuriyet statüsünün
değerlendirildiği, bu nedenle idarî işlem olarak kabul edilmesi gerektiği,
bu durumda Yargıtay Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılacak olan
itirazların incelendiği Yargıtay Başkanlar Kurulunun aldığı kararlarının da
idarî işlem niteliğinde oldukları için idarî davaya konu olabilmesi
gerekmektedir. Bu nedenle Anayasanın 125. maddesinde yer alan idarenin her
türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olduğu hükmüne açıkça
aykırı olması nedeniyle davacının Anayasaya aykırılık iddiası ciddi
bulunmuştur.
Açıklanan
nedenlerle, Mahkememizce bakılmakta olan dava konusu işlemin dayanağı olan 2797
sayılı Yargıtay Kanunun 17. maddesinin (1-d) bendinde yer alan “kesin
olarak” ifadesi ve aynı maddenin son fıkrasında yer alan “Başkanlar
kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar
kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz.”
cümlesinin Anayasaya aykırı olduğu kanaatine ulaşıldığından, anılan
hükümlerin iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine
başvurulmasına, konu ile ilgili belgelerin onaylı örneklerinin karar ile
birlikte Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine ve Anayasa
Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına,
17.6.2008 tarihinde oybirliği
ile karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
4.2.1983 günlü, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun
iptali istenilen bölümleri de içeren 17. maddesi şöyledir:
“Başkanlar Kurullarının görevleri:
Madde 17- Başkanlar kurullarının görevleri şunlardır:
1. Başkanlar Kurulunun Görevleri:
a) Hukuk ve ceza daireleri arasında meydana gelen
görev ve iş bölümü uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamak, fiili veya
hukuki imkânsızlık sebebiyle bir dairenin görevine giren işe bakamaması
halinde bir başka daireyi görevlendirmek,
b) Dairelerden birinin yıl içinde gelen işleri
normal çalışma ile karşılanamayacak oranda artmış ve daireler arasında iş
bakımından bir dengesizlik meydana gelmiş ise takvim yılı başında toplanıp
bir kısım işleri başka daireye vermek,
c) İçtihadı birleştirme görüşmelerine ve
kararlarının alınmasına ilişkin olarak ilke kararları almak,
d) Birinci Başkanlık Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu
ile Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara bağlamak. Bu
itirazların incelenmesinde karara katılan kurul üyesi daire başkanları
Kurula katılamaz ve eksiklikler o dairenin kıdemli üyeleriyle tamamlanır.
e) Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine
getirmek.
2.Hukuk
Daireleri Başkanlar Kurulunun görevi:
Hukuk Daireleri arasında meydana gelen görev ve
işbölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamaktır.
3. Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun Görevi:
Ceza daireleri arasında meydana gelen görev ve
işbölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamaktır.
Oylamanın şekli, ilgili kurullarca belirlenir.
Ancak bu maddenin (1/b) ve (1/d) bentlerinde öngörülen hususlara ilişkin
oylama gizli yapılır.
Başkanlar kurullarının itiraz üzerine
veya doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar
aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamaz.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2.,
36. ve 125. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Cafer ŞAT, Ali GÜZEL, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ve Serruh KALELİ’nin katılımlarıyla
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine 5.8.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V-SINIRLAMA SORUNU
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre,
Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz yoluna
başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı yasa kuralı ile
sınırlıdır.
İtiraz yoluna başvuran Mahkemece, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17. maddesinin
birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde yer alan “…kesin olarak…” ibaresi ile bu
maddenin son fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek iptali
istenilmiştir. Başvuru, Yönetim
Kurulunca yapılan ve itiraz üzerine Başkanlar Kurulunca kesin karara
bağlanan işlemler aleyhine başka bir yargı merciine başvurulamamasına
ilişkindir.
Somut olayda davanın konusunu,
Yönetim Kurulu işlemine karşı yapılan itirazın Başkanlar Kurulunca reddi
kararının iptali talebi oluşturmaktadır. Yargıtay
Kanunu’nun 17. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt
bendinde Yönetim Kurulunun yanı sıra Birinci Başkanlık Kurulu ve Yüksek
Disiplin Kurulu işlemlerine yönelik itirazların da Başkanlar Kurulunca
kesin olarak karara bağlanacağı, aynı maddenin son fıkrasında ise başkanlar
kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri kararların
kesin olduğu ve bu kararların aleyhine başka bir yargı merciine
başvurulamayacağı düzenlendiğinden, davanın konusu ve bu kurullarca yapılan
işlemlerin nitelikleri dikkate alınarak esasa ilişkin incelemenin Yönetim
Kurulu kararlarıyla sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.
Bu nedenlerle;
4.2.1983 günlü, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17.
maddesinin;
1- Birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt
bendinde yer alan “…kesin olarak…”
ibaresine ilişkin esas incelemenin, aynı alt bentte yer alan “yönetim
kurulu kararları” ile sınırlı olarak yapılmasına, Serruh
KALELİ’nin karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- “Başkanlar kurullarının itiraz üzerine veya
doğrudan doğruya verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine
başka bir yargı merciine başvurulamaz.” biçimindeki son fıkrasına ilişkin
esas incelemenin, birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde
yer alan “yönetim kurulu kararları” yönünden sınırlı olarak yapılmasına
OYBİRLİĞİYLE,
21.1.2010 gününde karar verildi.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kurallar, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- 2797
Sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17. Maddesinin Birinci Fıkrasının (1) Numaralı
Bendinin (d) Alt Bendinde Yer Alan “… kesin olarak
…” İbaresinin İncelenmesi
Başvuru kararında, Yargıtay Yönetim Kurulunun
hâkimlik ve savcılık sınıfından olmayan Yargıtay personelinin atama, nakil,
yükselme ve disiplin işlemlerine dair kararlarına karşı itirazları
inceleyen Yargıtay Başkanlar Kurulunun bu kararlarının kesin olmasının Anayasa’nın
2., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17. maddesinin
birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin itiraz konusu ibarenin de yer
aldığı (d) alt bendinin birinci tümcesinde, Birinci Başkanlık Kurulu,
Yüksek Disiplin Kurulu ve Yönetim Kurulunun kararlarına karşı yapılan
itirazların Başkanlar Kurulunca kesin olarak karara bağlanacağı
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa’nın ve yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri
bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36.
maddesinde herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı
organları önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkına sahip
olduğu belirtilmekte, 125. maddesinin birinci fıkrasında ise “idarenin her
türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır” kuralı yer almaktadır.
Yargıtay Kanunu’nun 17. maddesinin birinci
fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde geçen “kesin olarak”
ibaresi, Yönetim Kurulu kararlarına yönelik itirazların inceleme mercii
olan Başkanlar Kurulunun bu konudaki kararlarının biçimsel yönden kesin,
uygulanabilir ve bağlayıcı nitelikte olduğunu ifade etmektedir. Yargıtay Yönetim Kurulunun 2797 sayılı Yasa’nın 20. maddesinin
birinci fıkrasındaki, hâkimlik ve savcılık sınıfından olmayan Yargıtay
personeline ilişkin atama ve nakil, yükselme, disiplin ve sair özlük
işlerini yürütme, bunlarla ilgili karar ve tedbirleri alma ve
yönetmelikleri yapma görevleri çerçevesinde aldığı kararlar, ilgililerce
itiraz edilmesi durumunda ancak Başkanlar Kurulunun kararının ardından
kesin ve uygulanması gerekli işlem hâlini almaktadırlar.
Bu nedenle Yönetim Kurulunun kararlarına karşı
yapılan itiraz üzerine Yargıtay Başkanlar Kurulunca verilen kararların
idarî bakımdan kesin olması, savunma ve hak arama özgürlüklerinin
sınırlandırılamayacağı ve idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı
yargı yolunun açık olduğu yönündeki Anayasa kurallarına aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural Anayasa’nın
2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
B- 2797
Sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17. Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Başvuru kararında, yargı organlarının yargısal
fonksiyon taşımayan idarî nitelikteki işlemlerinin, yargıçlardan kurulu
organlar ya da mahkemeler tarafından yapılmasının bunların yönetsel niteliğini
değiştirmediği ve idarî işlemi tesis eden makama bakılmaksızın bu
işlemlerin idarî yargı denetimine tâbi tutulması gerektiği, Yargıtay
Yönetim Kurulunun kamu gücünü kullanarak ve idarî işlevine dayanarak
yaptığı hak ve yükümlülükler doğuran çeşitli işlemleri aleyhine yapılan
itirazlar üzerine Yargıtay Başkanlar Kurulunca verilen kararlara karşı
idarî yargı yoluna başvurulamamasının Anayasa’nın 2.,
36., 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17. maddesinin son
fıkrasında başkanlar kurullarının gerek doğrudan ve gerekse itiraz üzerine
verdikleri tüm kararların kesin olduğu ve bunların aleyhine başka bir yargı
merciine başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Bu kural ile Yargıtay Yönetim
Kurulunca yapılan işlemlere yönelik itirazlar nedeniyle Yargıtay Başkanlar
Kurulunun verdiği kararlara karşı başka yargı mercilerine müracaat
edilebilmesinin ve iptal davası açılabilmesinin önü kapatılarak yargısal
bağışıklık getirilmiştir.
Yargıtay, Anayasa’nın 154. maddesinde düzenlenen
yüksek bir yargı organı olup, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun
başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme
mercii ve kanunda gösterilen belli davaların da ilk ve son derece
mahkemesidir. Yargıtay’ın kuruluşu ve işleyişi de mahkemelerin bağımsızlığı
ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenecektir.
Anayasa Mahkemesinin 26.9.1968 günlü, E. 1967/21,
K. 1968/66 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Anayasa’da işaret edilen
“dava” sözcüğünün, usul hukukundaki dar anlamıyla yorumlanmaması,
hâkimlerin karara bağlamakla ödevli oldukları bütün davaların yanı sıra,
yönetim işlerinden sayılabilecek bir takım ihtilaf ve işlerin de bu kavram
içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü Anayasa’nın 9. maddesi, “yargı” bölümündeki
hükümler ve temas edilen 154. madde hükmü, mahkemelere ve Yargıtay’a
davaları çözümleme görevinden başka bir görev verilmesini yasaklar
nitelikte değildir. Yasakoyucu, hâkimlerin esas
görevlerine halel getirmemek kaydıyla, bir takım yönetim işlerinin
hâkimlerce veya somut davada olduğu gibi Yargıtay’ın ilgili organlarınca
karara bağlanmalarını, o işlemin özelliği bakımından kamu yararına daha
uygun sayabilir. Nitekim bu düşünceden hareketle, yasakoyucu
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 9. maddesi ile teşkil edilen Başkanlar
Kuruluna, aynı Kanun’un 17. maddesi ile bir takım yönetim işleri konusunda
görevler vermiştir.
Bir yüksek yargı organı olan Yargıtay’ın iç düzeni
ve işleyişi bakımından, aslî görevleri esasen adlî ihtilafları çözüme kavuşturmak
olan yüksek yargıçların oluşturduğu ve Yargıtay Birinci Başkanı, Birinci
Başkan Vekilleri ile Yargıtay’daki tüm Daire Başkanlarından meydana gelen
Başkanlar Kurulu tarafından Yönetim Kurulu kararlarına karşı yapılan
itirazların bir sonuca bağlanması işinin, yargısal ağırlıklı bir faaliyet
olduğu ve Yargıtay’ın aslî temyiz görevine ilaveten yasakoyucu
tarafından anılan Kurula verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yasakoyucu Yargıtay Başkanlar Kurulunu işlevsel olarak
“idare” kabul etmemiş ve Kanun’la kendisine verilen görevleri ifade ederken
bu Kurulun verdiği kararları idarî tasarruf saymayarak, bunları yargı
denetimi dışında tutmuştur. Bu nedenle, Yargıtay mensuplarının Yargıtay’ın
ifa ettiği yüksek yargı hizmetinin işleyişi ile ilgili olarak doğabilecek
kimi ihtilafların Yargıtay’ın içinde belirtilen çözüm mekanizmaları yoluyla
sonuçlandırmasının öngörülmesinde Anayasa’nın yargı ve yüksek yargıyı
düzenleyen hükümleri yönünden bir aykırılık söz konusu değildir.
İtiraz konusu kuralla Yargıtay Başkanlar Kurulunun
“Yönetim Kurulu” kararlarına itiraz üzerine verdiği kararların aleyhine
başka yargı merciine başvuru olanağının ortadan kaldırılmasının, savunma ve
hak arama özgürlüklerinin sınırlandırılamayacağı ve idarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu yönündeki Anayasa
kurallarına aykırı bir yönü görülmemiştir
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural Anayasa’nın
2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile Zehra Ayla
PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
VII- SONUÇ
4.2.1983 günlü, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 17.
maddesinin;1- Birinci
fıkrasının (1) numaralı bendinin (d) alt bendinde yer alan “… kesin olarak …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,2-
“Başkanlar kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya verdikleri
bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı merciine
başvurulamaz.” biçimindeki son fıkrasının, birinci fıkrasının (1)
numaralı bendinin (d) alt bendinde yer alan “yönetim kurulu kararları”
yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,21.1.2010 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme tarafından 2797
sayılı Yargıtay Kanunu’nun Başkanlar Kurullarının görevlerini belirleyen
17. maddesinin “Başkanlar kurullarının itiraz üzerine veya doğrudan doğruya
verdikleri bütün kararlar kesin olup, bu kararlar aleyhine başka bir yargı
merciine başvurulamaz” biçimindeki son fıkrasının iptali istenilmiş ise de,
dava konusunun Yargıtay Yönetim Kurulu kararına karşı yapılan itiraz
üzerine verilmiş bir karara ilişkin olması nedeniyle fıkranın esasının, bu
kurulun kararları yönünden sınırlı olarak incelenmesine karar verilmiştir.
Anayasa’da
Yüksek Mahkemeler arasında yer alan Yargıtay’ın yargısal işlemleri yanında
idari yapılanma ve personelle ilgili idare hukuku alanına giren, idari
usullere göre oluşturduğu işlemlerinin de bulunduğu kuşkusuzdur.
Yargıtay’ın bu tür işlemlerinin, genellikle kuruluşu, görev ve yetkileri
yasayla belirlenen kurullar tarafından tesis edildiği görülmektedir. Bu bağlamda, 2797 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde, Yargıtay
Yönetim Kurulu’nun, Yargıtay Birinci Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı, Genel Sekreter ile Başkanlar Kurulu tarafından iki yıl için
seçilen bir asıl ve bir yedek daire başkanı, üç asıl ve iki yedek Yargıtay
üyesinden oluşacağı; 20. maddesinde de Kurul’un görevlerinin, hâkimlik ve
savcılık sınıfından olmayan Yargıtay Personelinin atama ve nakil, yükselme,
disiplin ve sair özlük işlerini yürütmek ve bunlarla ilgili karar ve
tedbirleri almak ve yönetmelikleri yapmak, kanunlarla verilen diğer
görevleri yerine getirmek olduğu belirtilmiştir. Aynı Yasa’nın 9.
maddesine göre, Birinci Başkan, Başkanvekilleri ve 32 daire başkanından
oluşan Başkanlar Kurulu’nun 17. maddede belirtilen görevleri arasında
yönetim kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları kesin olarak karara
bağlama görevi de sayılmıştır.
Bu
maddelerin birlikte incelenmesinden, Yargıtay Yönetim Kurulu ve Başkanlar
Kurulu’nun Yargıtay Birinci Başkanı, Daire Başkanı ve Üyelik görevini
yürüten yargıçlardan oluşmasına karşın, yaptıkları işin yargısal değil
idari nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla organik
bakımdan yargı içinde yer alan bu Kurul’ların kararları işlevsel bakımdan
yargısal değil idari niteliktedir. Oysa, bir
kararın yargı kararı sayılabilmesi için, onun sadece yargı organı
tarafından verilmesi yeterli olmamakta, yargısal usul ve unsurları da
içermesi gerekmektedir.
Anayasa’nın
125. maddesinin ilk fıkrasında İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine
karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş, ikinci fıkrasında ise
“Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın
kararları yargı denetimi dışındadır” denilerek ayrık durumlar
gösterilmiştir. Buna göre, Anayasa’da aksine hüküm bulunmadıkça tüm idari
işlemler için yargı yolunun açık olması Anayasal bir zorunluluktur.
Bağımsız yargı denetimi, hukuk devletinin olmazsa olmazları arasında yer
alan en temel unsurlarından biridir. İdari niteliği tartışmasız kararları,
yargıçlardan oluşan bir kurulun alması, onları yargısal karar haline dönüştürmeyeceğinden,
bunlara karşı yargı yolunun kapatılması hukuk devleti ilkesini zedeleyen
bir Anayasa ihlâlidir.
Anayasa’nın
36. maddesi uyarınca, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma
ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa’nın bu kesin buyruğu
karşısında, kişilerin yargı yoluna başvurmalarının engellenmesine olanak
bulunmamaktadır. Hak ve menfaatlerini ihlâl eden idari işlemlere karşı
kişiler, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak sav ve savunma
ile adil yargılanma olanağına sahip değillerse, söz konusu işlemlerin salt
yargı organları tarafından tesis edilmiş olmaları hak arama özgürlüğünün
güvencesi olamaz.
Öte
yandan, hakkında aynı işlem uygulanan iki kamu görevlisinden Yargıtay’da
çalışan için yargı yolunun kapalı diğer kurumda çalışan için açık olması,
Anayasa’nın 10. maddesiyle güvence altına alınan eşitlik ilkesiyle de
bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle Anayasa’nın 2, 10, 36 ve 125. maddelerine aykırı olan itiraz
konusu Kural’ın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyoruz.
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|