|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2008/25
Karar Sayısı:
2010/20
Karar Günü:
28.1.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 3.7.2005 günlü, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun
17. maddesininAnayasa’nın 10., 37. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Yaşı büyük sanıkla birlikte suç işlediği iddia
olunan yaşı küçük sanık hakkında dosyası ayrılarak açılan kamu davasında,
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“5271 sayılı CMK ile 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun yargılama
yeriyle ilgili hükümleri nazara alındığında, büyük ve küçük sanıkların ayrı
mahkemelerde yargılanmalarının, Anayasaya aykırı olma ihtimali bulunduğu
görüldü. Bu sebeple; konuyla ilgili mevzuata göz attığımızda; “5395 sayılı
Çocuk Koruma Kanunu’nun 3/1-a maddesi (Çocuk: daha erken yaşta ergin olsa
bile onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi...ifade eder) demek suretiyle,
yargılama safhasında çocuk veya küçük deyiminin kapsamını tarif ettiği;
İştirak
Halinde İşlenen Suçlar başlıklı
17. maddesinin 2. fıkrasında (Bu halde de çocuklar hakkında gerekli
tedbirler uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk
hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar
bekletebilir);
Aynı maddenin 3. fıkrasında; (Davaların birlikte yürütülmesinin
zorunlu görülmesi halinde; genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında,
mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu
takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür);Kanun Önünde Eşitlik
başlıklı Anayasanın 10. maddesinde (Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir);
Kanuni
Hakim Güvencesi başlıklı
Anayasanın 37. maddesinde (Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka
bir merci önüne çıkarılamaz);
Mahkemelerin
Bağımsızlığı başlıklı 138.
maddesinde; (Hakimler görevlerinde bağımsızdırlar, Anayasaya, kanuna ve
hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler):
Anayasanın 141/2. maddesinde (Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla
özel hükümler konulur);
29.06.2006 tarih ve 5532 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle değişik, 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanununun, GÖREV VE YARGI ÇEVRESİNİN BELİRLENMESİ
başlıklı 9/1. maddesinde (...Bu suçlardan dolayı onbeş yaşının üzerindeki
çocuklar hakkında açılan davalar da bu mahkemelerde görülür) hükümlerinin
getirildiği;
Genel ceza mahkemelerinin yargılama usulünü düzenleyen 5271 sayılı
CMK.daki ilgili hükümlerine bakıldığında;
Müdafiin
Görevlendirilmesi başlıklı olup
5560 sayılı Kanunla değişik 150/2. maddesinde, (Müdafii bulunmayan şüpheli
veya sanık:çocuk, kendini savunamayacak
derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafii
görevlendirilir);
Hakim
veya Başkanın Yetkisi başlıklı
203/3. maddesinin son cümlesinde (...Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi
uygulanmaz);
DuruşmanınSona ermesi ve Hüküm başlıklı olup, ceza verilmesine yer olmadığı
hükmünün düzenlendiği 223/3-a maddesinde; (Yüklenen suçla bağlantılı olarakyaş küçüklüğü, akıl
hastalığı veya sağır ve dilsiz hali ya da geçici nedenlerin bulunması)
hükmünün getirildiği;
Görüldüğü gibi mevzuatta çocuk ve küçük tabirlerinin karıştırılarak
kullanılmış olduğu;5395 sayılı
Kanunda çocuk tabirinden 18 yaşından küçük kişilerinkastedildiği açıklanmasına rağmen, 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda (ONBEŞ YAŞIN ÜZERİNDEKİ ÇOCUKLAR)şeklinde kısıtlayıcı bir hüküm konduğu;
Anayasanın 141/2. maddesine istinaden ceza yargılama usulü getiren
kanunlarda, büyükler ve küçükler/çocuklar hakkında değişik hükümlerin
konmuş olduğu; özellikle 3713 sayılı Kanundaki 15 yaşından büyük
çocukların, özel mahkemelerde yargılanmasına imkan tanınırken, diğer
ihtisas mahkemelerinde (mesela Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi) kısmen veya
tamamen çocukların yargılanma imkanı bulunmadığı:
Mevzuat açısından doğan bu kargaşanın yanında, uygulamada da çok
enteresan, açıklanması güç, adalete şüpheyle bakmayı gerektiren olaylar
yaşandığı;
Mesela mahkememizde yargılanan hırsızlık suçundan küçük sanık
hakkında 5237 sayılı TCK. 142/2-d, 143, 31/2. maddeleri uygulanarak
neticeten iki sene bir ay hapis cezasına hükmedildiği: sanık müdafiinin
duruşma safhasında beyanına göre aynı olayın büyük sanıklarının Asliye Ceza
Mahkemesindeki yargılamasında, aynı olaydan dolayı Asliye Ceza Hakiminin, olayı
nitelendirmesinde 142/1-b maddesini tatbik ederek büyük sanığa bir sene
sekiz ay hapis cezası hükmederek cezayı tecil ettiğinin öğrenildiği; yani
yaş küçüklüğü sebebiyle indirim yapılan sanık hakkında mahkememizin
takdirine göre 142/2-d maddesinin uygulanması, yaşı büyük sanık hakkında
142/1-b maddesinin uygulanması suretiyle, arada hukuk faciası denecek kadar
büyük çelişki yaşandığı:
Keza mahkememizde yargılanan küçük sanığın suçunun sabit görülmemesi
suretiyle beraatine karar verilmesi düşünüldüğü veya beraat kararı
verildiği durumlarda, büyük sanıkları yargılayan genel mahkemede, olayın
büyük sanıklarının mahkumiyetine karar verilebildiği; hatta sanık sayısının
önemli olduğu suçlarda, ayrı mahkemelerde yargılama yapılmasının sıkıntı
yarattığı; 765 sayılı TCK.’nın hırsızlıkla ilgili 491. 492 ve 493.
maddelerinin son fıkralarında sanık sayısının ikiden fazla olması halinde
cezaların üst sınırlarının uygulandığı; yaşı büyük iki sanığın Asliye Ceza
Mahkemesinde, yaşı küçük bir sanığın mahkememizde yargılanması durumunda,
her mahkeme, kendi mahkemesinde yargılanmayan sanık hakkında da delilleri
değerlendirmek zorunda kaldığı; Asliye Ceza Mahkemesinde mahkumiyete
hükmedilmeden, mahkememizce ikiden fazla sanığın olaya katıldığını
değerlendirmenin usul hükümleri açısından mümkün olmadığı; mahkememizden
küçük sanık hakkında mahkumiyet hükmü verilmeden, Asliye Ceza Mahkemesince
de üçüncü sanığın olaya katılıp katılmadığının takdir edilip, kendinde
yargılanmayan sanıkla ilgili delil takdiri yapılması gerektiği;
Bu gibi durumlarda davanın birlikte görülmesi gerektiği düşünülse
de, davaların birleştirilmesi tamamen hakimlerin takdirine kaldığından,
birleştirme tekliflerinin genel mahkemelerce %99 oranında geri çevrildiği;
Bunun yanında, delillerin aynı olduğu dosyalarda mahkememizde
yargılanan küçüklerin mahkumiyetine karar verilmesi düşünülerken, genel
mahkemelerden beraat kararı verilebildiği; aksine mahkememizce beraat
kararı verilmesi düşünülen davalarda, genel mahkemelerce mahkumiyet hükmü
sadır olabildiği; her iki halin de, kamu vicdanını rahatsız ettiği; adalete
gölge düşürdüğü;Tek başına yargılanan küçüklerin kendileri için özel
kurulan mahkemelerde yargılanması kadar doğru ve tabii bir şey bulunmadığı;
ancak suçların birlikte işlenmesi halinde,davaların -hangi mahkeme olursa olsun- tek bir mahkemede, tek bir
hakim önünde yargılanmasının, adaletin tecellisi açısından en doğru sonuç
olduğu;
Yine 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunun 17/2. maddesindeki, “...genel
mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir” hükmünün de, hakimin
sadece vicdanına ve kanaatine göre hüküm verebileceği hükmüyle çeliştiği;
bir hakimin hüküm vermesinin, bir başka hakimin vereceği hükme bağlı
kalmasının, bu hükmü zedeleyen bir hüküm olduğunun da açık olduğu;
Bu sebeple 5395 SK. 17. maddesinin, Anayasanın 10., 37. ve 138.
maddelerine aykırı olduğu kanaatine varıldı.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
3.7.2005 günlü, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun
iptali istenilen 17. maddesi şöyledir:
“(1) Çocukların yetişkinlerle birlikte suç işlemesi
hâlinde, soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülür.
(2) Bu hâlde de çocuklar hakkında gerekli tedbirler
uygulanmakla beraber, mahkeme lüzum gördüğü takdirde çocuk hakkındaki
yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebilir.
(3) Davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu
görülmesi hâlinde, genel mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında,
mahkemelerin uygun bulması şartıyla birleştirme kararı verilebilir. Bu
takdirde birleştirilen davalar genel mahkemelerde görülür.”
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 10.,
37. ve 138. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
katılımlarıyla 8.4.2008 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları, bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında; küçüklerin kendileri için özel kurulan
mahkemelerde yargılanması kadar doğru ve tabii bir şey olmadığı, ancak
küçük ve yetişkin sanıkların iştirak halinde suç işlemeleri halinde
yargılamaların hangi mahkeme olursa olsun tek bir mahkemede, tek bir hâkim
önünde yapılmasının, adaletin tecellisi açısından en doğru sonuç olduğu,
bununla birlikte davaların birleştirilmesi tamamen hâkimlerin takdirine
bırakıldığından birleştirme tekliflerinin genel mahkemelerce büyük oranda
geri çevrildiği, aynı suç nedeniyle yargılama yapan iki mahkemeden farklı
kararlar çıkabildiğive bu durumun
kamu vicdanını rahatsız ettiği, adalete gölge düşürdüğü, yine çocuk
mahkemesilüzum gördüğü takdirde
çocuk hakkındaki yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar
bekletebilir kuralının da hâkimin sadece vicdanına ve kanaatine göre hüküm
verebileceği ilkesiyle çeliştiği, bir hâkimin hüküm vermesinin bir başka
hâkimin vereceği hükme bağlı kalmasının bu ilkeyi zedeleyeceği belirtilerek
itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10., 37. ve 138. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla, çocukların yetişkinlerle
birlikte suç işlemesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın ayrı yürütülmesi
esas olmakla birlikte, çocuklar hakkında gerekli tedbirler uygulanmak
suretiyle çocuk mahkemesinin gerekli gördüğü takdirde çocuk hakkındaki
yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonucuna kadar bekletebileceği,
davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi hâlinde ise genel
mahkemelerde, yargılamanın her aşamasında, mahkemelerin uygun bulması
şartıyla birleştirme kararı verilebileceği ve birleştirilen davaların genel
mahkemelerde görüleceği öngörülmektedir.
Çocuk mahkemeleri, Yasa’nın 1. maddesinden de anlaşılacağı üzere,
korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasını,
haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasını sağlayan yerlerdir.
Bu nedenle Yasa’daçocuk suçluların
özel mahkemede, özel bir usul yasasıyla yargılanması öngörülmüştür. İtiraz
konusu kuralla da bu kapsamda bir düzenleme getirilmiştir.
Genel ceza yargılaması usulünde olduğu gibi çocukların yetişkinlerle
birlikte suç işlemeleri halinde, her failin işlemiş olduğu eylemden dolayı
ayrı yargılanması esas olmakla birlikteuyuşmazlıklar arasında bir bağlantı da bulunabilir. Bu durumda bir
uyuşmazlığın çözümü başka bir uyuşmazlığın çözümüne bağlı olabileceği gibi
yargılamaların birlikte yapılması gerekebilir. Bu tür uyuşmazlıklarda
davalar birleştirilebilir ya dabekletici sorunyapılarak
diğer davanın sonucu beklenebilir.
Anayasa’nın “Kanuni hâkim güvencesi” başlıklı 37. maddesinde, “Hiç
kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir
kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma
sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”
denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında
belirtildiği gibi, doğal yargıç ilkesi suçun işlenmesinden veya çekişmenin
doğmasından önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi şeklinde
tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla doğal yargıç ilkesi, yargılama
makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra
özel olarak kurulmasına veya yargıcın atanmasına engel oluşturmaktadır.
İtiraz konusu kuralın üçüncü fıkrasındaki düzenleme
ile, birlikte işlenen suçlara ilişkin birleştirme
kararı verilerek, sanıkların aynı ceza mahkemesinde yargılanmalarıyla
adaletin daha iyi gerçekleşmesi ve aynı konuda farklı kararların ortaya
çıkmasına engel olunması amaçlanmaktadır. Bağlantı sebebiyle işlenen suçun
niteliğinden ve mahkemelerin uygun bulmasına bağlı olarak davaların
birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi nedeniyle, çocuk yetişkinle
birlikte, olaydan sonra kurulmuş olağanüstü bir mahkemede değil olaydan
önce kurulmuş genel mahkemede yargılanmaktadır. Kural, belirli bir suçun
işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemediğinden
doğal yargıç ilkesine aykırı görülmemiştir.
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci
fıkrasında ise, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları, Anayasa’ya,
yasalara ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri
belirtilmektedir.
Kuralın ikinci fıkrasına göre, çocuk mahkemesindeki
hâkimin gerekli gördüğü takdirde genel mahkemedeki davanın sonucunu
beklemesi, Anayasa’nın 138. maddesinde açıklanan vicdanî kanaatlerine göre
karar verecek hâkime emir ve talimat verilmesi, tavsiye ve telkinde
bulunulması şeklinde anlaşılamaz. Burada hâkim bir uyuşmazlıkla ilgili
karar verirken,çocuk hakkında
koruyucu ve destekleyici tedbirleri uygulamak suretiyle gerekli görürse
yargılamayı genel mahkemedeki davanın sonuna kadar bekletmekte ve bağlantı
nedeniyle başka bir mahkemenin kararına dayanmaktadır. Bununla birlikte
çocuk hakkında yargılamayı yapan mahkemenin her olayı değerlendirerek
bekletici mesele sayma ya da saymama takdirindedir. Kaldı ki genel
mahkemedeki davanın sonucu, çocuk mahkemesi için bağlayıcı da değildir.
Açıklanan nedenlerle Kural Anayasa’nın 37. ve 138.
maddelerine aykırı değildir. İtiraz isteminin reddi gerekir.
Kural’ın Anayasa’nın 10. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
VI- SONUÇ
3.7.2005 günlü, 5395 sayılı Çocuk
Koruma Kanunu’nun 17. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 28.1.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|