|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2008/112
Karar Sayısı : 2010/31
Karar Günü : 4.2.2010
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Trabzon Vergi Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :18.3.1924 günlü, 442 sayılı Köy Kanunu’nun Ek 3.
maddesinin ikinci fıkrasının“Bunların
verecekleri kararlar kat’i olup aleyhine Devlet Şürasına müracaat edilemez.” biçimindeki son tümcesinin
Anayasa’nın 36 ve 125. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar
verilmesi istemidir.
I- OLAY
Artvin - Yusufeli - Çevreli Köyü ihtiyar heyetinin
20.11.2007 günlü kararı ile bu karara yapılan itirazın reddine ilişkin
olarak tesis edildiği belirtilen Yusufeli Kaymakamlığı’nın 12.2.2008
tarihli işleminin iptali istemiyle açılan davada itiraz
konusu kuralın, Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Artvin İli Yusufeli İlçesi Çevreli Köyü ihtiyar
heyeti tarafından; orman istihsalinde çalışacak işçilerin ve nakliye
yapacak kamyoncuların elde ettiği gelirden Köy Kanunu uyarınca % 4 oranında
salma parası alınmasına ilişkin verilen kararın iptali istemiyle açılan
davada; dava konusu işlemin tesisine dayanak oluşturan 442 sayılı Köy
Kanunu’nun Ek 3. maddesinin “... Bunların verecekleri kararlar kat’i olup aleyhine Devlet Şurasına müracaat
edilemez...” ibaresinin Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerine aykırılık
teşkil ettiği kanısına varılarak, 2949 sayılı Yasanın 28. maddesinin 1.
fıkrası hükmü uyarınca tarafların bu konudaki iddia ve savunmalarının
alınmasına gerek duyulmadan dosyanın tekemmül etmesi üzerine gereği
düşünüldü:
A-) UYUŞMAZLIKTA UYGULANACAK KANUN MADDESİ
442 sayılı Köy Kanunu’nun Ek 3. maddesinde “Köy
İhtiyar meclisi salınacak salmanın nisbet, cins
ve miktarını ikinci kanun ayı içinde tayin ve tevzi cetvellerini tanzim
ederek on beş gün müddetle umumun görebileceği yerlere asmak suretiyle ilan
ve hariçte bulunanlara tebliğ eder. Salman salmalarda kanun hükümlerine
uygunsuzluk veya nisbetsizlik olduğunu iddia
edenler ilan veya tebliğ müddetinin hitamından itibaren on gün içinde
itirazlarını köy muhtarına söylerler veya yazı ile bildirirler ve
müracaatlarını tutulacak deftere yazdırarak bir ilmühaber alırlar. Köy
ihtiyar meclisi bir hafta içinde itirazlara bakarak kararını vermeğe ve
itiraz edenlere bildirmeğe mecburdur. Bu kararlar aleyhine tebliğ
tarihinden itibaren on beş gün içinde merkez kazasında valiye, diğer
kazalarda kaymakamlara müracaat edilebilir. Bunların verecekleri kararlar kat’i olup aleyhine Devlet Şurasına müracaat edilemez”
hükmüne yer verilmiştir.
442 sayılı Köy Kanunu’nun Ek 3. maddesinin “...
Bunların verecekleri kararlar kat’i olup aleyhine
Devlet Şurasına müracaat edilemez...” ibaresinin Anayasa’nın 36. ve 125.
maddelerine aykırılık teşkil ettiği düşünülmektedir.
B-) ANAYASAYA AYKIRILIK SEBEBLERİ:
1) ANAYASANIN 36. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasanın 36. maddesinde “Herkes meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme,
görev ve yetkisi içindeki bir davaya bakmaktan kaçınamaz” hükmü
düzenlenmiştir. Burada bahsi geçen “Adil Yargılanma Hakkı” Anayasal bir
hüküm olduğu gibi, yerel mevzuatın (kanunların) üstünde kabul edilen ve
ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 6. maddesinde
de düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkının da birçok unsuru bulunmakla
birlikte bizim ihtilafımızla ilgili olan kısmı, idarenin eylem ve
işlemlerinin yargı denetimi dışında olmasının mahkemeye başvurma hakkına
aykırılık oluşturduğu hususudur. Mahkemeye başvurma hakkı hukuken öngörülen
sınırlamaların kaldırılmasını gerekli kılar. Ayrıca hak arama hürriyetinin
temelinde; hakları ihlal edilen bireylerin, ihlalin önlenmesi ve ihlalin
menfi etkilerini ortadan kaldırılması amacıyla yetkili/etkili mercilere ve
yargı makamlarına başvurabilmesi, bu hakkın ve bu hakkın kullanılabileceği
başvuru mekanizmalarının tanınması amacı yatmaktadır. Bu sebeple; hak arama
özgürlüğü; devlete müspet düzenlemelerde bulunma yetkisi veren bir hak olması
sebebiyle bağımsız bir hak görünümündedir.
1982 Anayasasına göre bir mahalli idare birimi olan
köyler, 1924 yılından beri yürürlükte olan 442 sayılı Köy Kanunu’na göre
yönetilmektedir. Yasalaştığı dönemin şartlarına göre ileri düzeyde katılım
mekanizmaları içeren ve ülkemizdeki kırsal kalkınma faaliyetlerine önemli
katkılar sağlamış bir kanun olan Köy Kanunu yıllardan beri değişen
şartlardan dolayı bir takım aksaklıklar meydana getirmeye başlamıştır.
Türkiye’de yaşayan köy nüfusunun 12 milyonun üstünde olduğu ve bu nüfusun
birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazla olduğu göz önüne alındığında,
köyde yaşayan vatandaşların demokratik katılımı ve hak arama hürriyetinin
en etkili biçimde sağlanması büyük önem taşımaktadır.
442 sayılı Köy Kanunu’na göre köyün gelirleri 15
ila 18. maddelerinde düzenlenmiştir. Köyün en önemli geliri ise köy salma
parasıdır. Salma, köy ihtiyar heyetince salınan bir aile vergisidir. Salma
köy mahallî hizmetlerini karşılamak üzere köyde oturan veya oturmamakla
birlikte köyde maddi ilgisi bulunanlardan alınan dağıtmalı bir çeşit genel
gelir vergisi niteliğinde ve herkesin ödeme gücüne göre aile itibariyle
koyulacak bir vergidir.
442 sayılı Köy Kanunu’nun ek 3. maddesine göre;
hane başına salma salınırken her hanenin ödeme gücünün göz önünde
tutulacağı, salmada oransızlık ve kanuna uygunsuzluk olduğunu iddia
edenlerin bu iddialarını inceleyerek karara bağlayacak itiraz mercilerinin
merkez kazasında valiler, diğer kazalarda ise kaymakamlar olduğu belli
edilmiş, salma kararlarına karşı yapılan itirazlar hakkında kaymakam ve
valiler tarafından verilen kararların kat’i
olduğu ve bu kararlara karşı Devlet Şurasına müracaat edilemeyeceğinden söz
edilerek, verilen kararlara yargı yolu kapatılmış bulunmaktadır
Anayasanın 36. maddesiyle güvence altına alınan
dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği
taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde
yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden
birisini oluşturmaktadır. Gerçekten, karşılaştığı bir suçlamaya karşı
kişinin, kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama
veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve
güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkının kullanılabilmesidir.
Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması, adil bir yargılamanın
ön koşulunu oluşturur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma
hakkının düzenlendiği 6. maddesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarında da, dava yoksa, adil, aleni ve
gecikmesiz bir yargılamadan söz edilemeyeceği (Golder/İngiltere,
21.2.1975, A 18, s.12, paragraf 37 (b)); mahkeme önünde hak arama yolunun
fiilen yahut hukuken geçici de olsa kapatılmasının veya kullanımını
imkansız kılan koşullara bağlayarak sınırlanmasının adil yargılanma
hakkının ihlali anlamına geleceği (Airey/İrlanda,
9.10.1979, A 32, s.12) belirtilmiştir.
İtiraz konusu kuralla, kendisine 442 sayılı Köy
Kanunu uyarınca salma salınan bir şahıs bu salma parasının hukuka ve usule
aykırı olduğu gerekçesiyle dava açamayacak, söz konusu salma parasına
ilişkin yaptığı idari itiraza ilişkin verilen karar kesin olacaktır. Köy
salmasına yapılan idari itirazlar hakkında verilen kararlara karşı yargı
yolu yolunun kapatılması Anayasa’nın dava hakkının düzenlendiği 36.
maddesine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
2) ANAYASANIN 125. MADDESİ YÖNÜNDEN:
Anayasa’nın 125. maddesinde; “İdarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hükümler: 13/08/1999 - 4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz
şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya
milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası
tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.
Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile
Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre,
yazılı bildirim tarihinden başlar.
Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka
uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda
gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini
kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini
kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. İdari işlemin uygulanması halinde
telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve
idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte
gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına
karar verilebilir.
Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim,
seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel
sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini
sınırlayabilir.
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlüdür.” hükmüne yer verilmiştir.
Hukuk devleti idarenin, tüm eylem ve işlemlerinin
hukuk kurallarına bağlı olduğu devlettir. Hukuk devletinin temel özelliği,
devlet içinde tüm kamusal yaşamın ve yönetimin yargı denetimi altında
olmasıdır. Bu nedenle, Anayasa’nın 2. maddesi ile Hukuk Devleti ilkesini
benimseyen Anayasa devam eden maddeleri ile bir bütünlük oluşturarak, idari
rejimi kabul etmiş ve idari rejimin en belirgin özelliği olan 125. madde
hükmü ile idari eylem ve işlemlere karşı yargı yolunu açık tutmuştur.
Anayasa’da kural olarak, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı
yolunun açık olduğu kabul edilmekle birlikte, Anayasa’nın bazı maddelerinde
belirli idari işlemlere karşı yargı yolu kapatılmıştır. Anayasa’da sayılan
bu ayrık durumlar dışında idarenin eylem ve işlemlerinden kimilerinin yargı
denetimine bağlı olmaması sonucunu doğuracak nitelikteki bir yasal
düzenleme Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık oluşturur.
Birer idari işlem olan vergi hukukuna ait tarh,
tahakkuk, tahsil işlemleri, yargı denetimine tabi ise, bir vergi, resim,
harç olmayan, ancak köy bütçesine giren “salma’nın
benzeri mali yüküm olduğu göz önüne alındığında yargı denetimine tabi
olması gerekmektedir. Salma parasının takdirinin köy ihtiyar meclislerine
bırakılması ve bu kararlara karşı yapılan idari itiraz başvurusunun kesin
olup, yargı yolunun kapalı bulunması, idarenin keyfiliğine yol
açabilecektir.
İtiraz konusu kuralın idarenin yargısal denetiminin
etkinliğini ortadan kaldırdığı ve bireylere verilen yargı güvencesini
daralttığı gerekçesiyle Anayasa’nın 125. maddesine de aykırı olduğu
anlaşılmaktadır.
SONUÇ:
Dava, Artvin İli Yusufeli İlçesi Çevreli Köyü
ihtiyar heyeti tarafından; orman istihsalinde çalışacak işçilerin ve
nakliye yapacak kamyoncuların elde ettiği gelirden Köy Kanunu uyarınca % 4
oranında salma parası alınmasına ilişkin verilen kararın iptali istemiyle
açılmıştır.
Açılan davada yapılan inceleme sonunda; 442 sayılı
Köy Kanunu’nun Ek 3. maddesinin “... Bunların verecekleri kararlar kat’i olup aleyhine Devlet Şurasına müracaat
edilemez...” ibaresinin Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasanın 152/1. maddesi
uyarınca 442 sayılı Köy Kanunu’nun Ek 3. maddesinin “... Bunların
verecekleri kararlar kat’i olup aleyhine Devlet
Şurasına müracaat edilemez...” ibaresinin iptali istemiyle re’sen Anayasa Mahkemesine gidilmesine ve anılan yasa
hükmünün iptalinin istenilmesine, dava dosyasının tüm belgeleriyle onaylı
suretinin dosya oluşturularak karar aslı ile birlikte Anayasa Mahkemesine
sunulmasına, iş bu karar aslı ile dosya suretinin yüksek mahkemeye
tebliğinden itibaren beş ay beklenilmesine, beş ay içinde netice gelmezse
mevcut mevzuata göre dosya hakkında karar verilmesine, 28.11.2008 gününde
karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz konusu Yasa Kuralı
18.3.1924 günlü, 442 sayılı Köy Kanunu’nun ikinci
fıkrasının son tümcesinin iptali istenilen Ek 3. maddesi şöyledir:
“EK MADDE 3 - (Ek: 3664 - 5.7.1939)
Köy İhtiyar Meclisi salınacak salmanın nisbet,
cins ve mikdarını İkincikânun
ayı içinde tâyin ve tevzi cetvellerini tanzim ederek on beş gün müddetle
umumun görebileceği yerlere asmak suretiyle ilân ve hariçte bulunanlara
tebliğ eder. Salınan salmalarda kanun hükümlerine uygunsuzluk veya nisbetsizlik olduğunu iddia edenler ilân veya tebliğ
müddetinin hitamından itibaren on gün içinde itirazlarını köy muhtarına
söylerler veya yazı ile bildirirler ve müracaatlarını tutulacak deftere
yazdırarak bir ilmühaber alırlar.
Köy ihtiyar meclisi bir hafta içinde itirazlara
bakarak kararını vermeğe ve itiraz edenlere bildirmeğe mecburdur. Bu
kararlar aleyhine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde merkez
kazasında valiye, diğer kazalarda kaymakamlara müracaat edilebilir. Bunların verecekleri kararlar kat’i olup aleyhine Devlet Şürasına
müracaat edilemez.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 36. ve 125.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 8.1.2009 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralla, köy
ihtiyar meclisince salınan salmada oransızlık ve kanuna uygunsuzluk
bulunduğunun ileri sürülmesi suretiyle yapılan itirazlar üzerine köy
ihtiyar meclislerince verilen kararlara karşı merkez ilçelerde valilere,
diğer ilçelerde kaymakamlara yapılan itirazlar hakkında vali ve kaymakamlar
tarafından verilecek kararların kesin olduğunun belirtilerek, bu kararlara
karşı Devlet Şûrasına müracaat edilemeyeceğinin öngörülmesinin, bu
işlemlere karşı yargı yolunun kapatılması anlamına geldiği, bunun da
Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan dava yoluyla hak arama
özgürlüğüne ve idarenin yargısal denetimini öngören Anayasa’nın 125.
maddesine aykırı olduğu savlarına dayanılmıştır.
442 sayılı Köy Kanunu’nun ek 1 ve ek 2.
maddelerinde salmanın kimlerden isteneceği, istenilecek tutarın nasıl
belirleneceği, hangi amaçlar için salınabileceği açıklandıktan sonra, Ek 3.
maddesinde, köy ihtiyar meclisinin,salmanın nispet, cins ve miktarını Ocak ayı içinde tayin ve tevzi
cetvellerini tanzim ederek on beş gün müddetle umumun görebileceği yerlere
asmak suretiyle ilan ve hariçte bulunanlara tebliğ edeceği, salmada kanun
hükümlerine uygunsuzluk veya nispetsizlik olduğunu iddia edenlerin ilan
veya tebliğ müddetinin hitamından itibaren on gün içinde itirazlarını köy
muhtarına söyleyecekleri veya yazı ile bildirecekleri ve müracaatlarını
tutulacak deftere yazdırarak bir ilmühaber alacakları, köy ihtiyar
meclisinin, bir hafta içinde itirazlara bakarak kararını vermeye ve itiraz
edenlere bildirmeye mecbur olduğu, bu kararlar aleyhine tebliğ tarihinden
itibaren on beş gün içinde merkez kazasında valiye, diğer kazalarda
kaymakamlara müracaat edilebileceği, itiraz konusu son tümcesinde de
bunların verecekleri kararların kesin olduğu ve aleyhine Devlet Şûrasına
müracaat edilemeyeceği öngörülmüştür.
Doktrinde ve yargı kararlarında vergi veya vergi
benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilen salmanın hukuksal niteliği ile
iptali istenilen kuralın yürürlüğe girdiği 1939 yılında, ülkemizdeki idarî
yargı sistemi içerisinde Danıştay (Devlet Şûrası) dışında başka bir idari
yargı merciinin bulunmadığı dikkate alındığında, iptali istenilen kuralda
geçen “Devlet Şûrası” kavramının, “idari yargı” yerini ifade ettiğinin
kabul edilmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir
mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”
denilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü,
kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve
özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını
sağlayan en etkili güvencelerden birisini oluşturmaktadır. Kişinin uğradığı
bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz
kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp
kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu,
yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı
mercileri önünde dava hakkı tanınması adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur.
Yerel
yönetim kuruluşu olarak idarenin bütünlüğü içerisinde yer alan “Köy”e ait
bir organ olan köy ihtiyar meclisince belirlenen salmaya karşı,
merkez ilçede valiye, diğer ilçelerde kaymakamlara yapılan itirazlar
üzerine verilecek kararların kesin olduğunu, bu kararlar aleyhine Devlet
Şûrasına müracaat edilemeyeceğini öngören itiraz konusu kural, idarenin
hukuka uygun olmayan ve kişilerin haklarını ihlal eden “salma” işlemlerinin
bulunması halinde, kişilere bu işlemlere karşı dava açma hakkı tanımamakta,
bu işlemlerin yargı denetimi dışında kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına
alınan hak arama özgürlüğü alanına yapılmış açık bir müdahale
niteliğindedir. Bu nedenle, yargı denetimini engelleyen itiraz konusu kural
hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.
Ayrıca, Anayasa’nın 125.
maddesinin birinci fıkrasında, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu
açıktır.” denilmiştir. Buna göre,
Anayasa’da sayılan ayrık durumlar dışında, idarenin eylem ve işlemlerinden
kimilerinin yargı denetimine bağlı olmaması sonucunu doğuracak nitelikteki
bir yasal düzenleme, bu yönden de Anayasa’ya aykırılık oluşturur.
İtiraz konusu kural ile köy
ihtiyar meclisince belirlenen salmaya karşı yapılan itiraz üzerine tesis
edilen ve Anayasa’da sayılan ayrık durumlar içerisinde yer almayan
işlemlere karşı yargı yolu kapatılmakta, bu işlemler anılan maddeye aykırı
olarak yargı denetimi dışında bırakılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz
konusu kural Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
VI- SONUÇ
18.3.1924 günlü, 442 sayılı Köy
Kanunu’nun Ek 3. maddesinin ikinci fıkrasının “Bunların verecekleri
kararlar kat’i olup aleyhine Devlet Şürasına müracaat edilemez.” biçimindeki son tümcesinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
4.2.2010 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|