|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2007/63
Karar
Sayısı: 2009/152
Karar
Günü: 5.11.2009
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyesi Ali TOPUZ,
Haluk KOÇ ve 121 Milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 18.4.2007 günlü, 5625 sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 1. maddesiyle 16.7.1997 günlü, 4283 sayılı Yap–İşlet Modeli ile
Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji
Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesinin (B)
fıkrasının sonuna eklenen bendin,
2- 2. maddesiyle 4283 sayılı Yasa’nın geçici 4. maddesine eklenen
fıkranın,
Anayasa’nın Başlangıcı ile 2., 7., 8., 9., 11.,
138. ve 168. maddelerine aykırılığı savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren
6.6.2007 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“1) 18.04.2007 Tarih ve 5625 Sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 1 inci Maddesinin 16.07.1997 Tarihli
ve 4283 Sayılı Yap – İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun
Geçici 3 üncü Maddesinin (B) Fıkrasının Sonuna Eklediği Bendin Anayasaya
Aykırılığı
İptali istenen bu bent ile; elektrik piyasası
mevzuatı çerçevesinde, aynı kaynak için yapılmış çoklu başvurulardan
lisans almış olanların lisanslarının, bu maddenin yürürlük tarihini
takip eden üç ay içinde başvurmaları halinde eskinin yerine kaim
olmak üzere lisanslarının yenileneceği ve daha önce verilmiş lisans
ile bağlantılı olarak yapılmış tüm iş ve işlemlerin herhangi bir
işleme gerek kalmaksızın içerdiği hüküm ve şartlarla yenilenmiş
ve geçerli sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Yaşanan ve aşağıda değinilen birtakım olaylar
incelendiğinde iptali istenen kuralla yapılan düzenlemenin gerçek amacının;
yargı kararını etkisiz kılmak olduğu, “yasaların genelliği” ilkesine aykırı
olarak belli bir firmaları hedef alıp, kamu yararı yerine bu firmanın
çıkarlarını gözettiği ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
“hukuk devleti” ilkesiyle bağdaşmadığı görülmektedir.
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa ve Elektrik
Piyasası Lisans Yönetmeliğinin 9 uncu maddesine dayanılarak hazırlanan
“Elektrik Enerjisi Üretmek Amacıyla Aynı Bölge ve Aynı Kaynak İçin Yapılmış
Birden Fazla Lisans Başvurusu Olması Halinde Seçim Yapılmasına İlişkin Usul
ve Esaslar Hakkında Tebliğ” (R.G. 23.07.2004, s.25531) uyarınca Enerji
Piyasası Düzenleme Kurulu, aynı kaynak için birden fazla başvuru olması
halinde istekliler arasından seçim yapma yetkisini almıştır.
Danıştay Onüçüncü Dairesinin 08.02.2006 tarih ve
E.2005/6292 sayılı Kararı ile, “…elektrik üretim lisansının verilmesinde
Yasa’da öngörülen amaçlar için herhangi bir değerlendirme ölçütü
getirilmeksizin salt ilk lisans alma bedelindeki en yüksek teklifin ölçüt
alınmasında Yasa’ya uygunluk bulunmadığı” belirtilerek söz konusu Tebliğin
yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir (Ek. 1). Bu karar
çerçevesinde anılan Tebliğe göre Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu
tarafından yapılan seçim sonucunda lisans almış olan üç şirketin
lisanslarının da yürütülmesi durdurulmuştur. Yine Danıştay Onüçüncü Dairesi
01.03.2006 tarih ve E.2005/9346 sayılı kararı ile, “Elektrik Enerjisi
Üretmek Amacıyla Aynı Bölge ve Aynı Kaynak İçin Yapılmış Birden Fazla
Lisans Başvurusu Olması Halinde Seçim Yapılmasına İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Tebliğ” in 08.02.2006 tarih ve E.2005/6292 sayılı kararıyla
yürütülmesinin durdurulduğundan bahisle mezkur Tebliğ kapsamında “AK Enerji
Üretim A.Ş.’ne üretim lisansı verilmesi işleminin yürütülmesinin
durdurulması isteminin kabulüne” karar vermiştir (Ek. 2).
İptali istenen bent ile, devam eden yargı sürecinde
yukarıda değinilen yargı kararları dikkate alınmaksızın, lisans verilmesi
işlemleri durdurulan şirketlerin bu hükmün yürürlük tarihi olan 26.04.2007
tarihini takip eden üç ay içinde başvurmaları halinde eski lisansları diğer
bir anlatımla yargı kararı ile yürütülmesi durdurulan lisansları yerine
kaim olmak üzere lisanslarının yenileneceği ve eski lisanslarla bağlantılı
olarak yapılmış tüm iş ve işlemlerin herhangi bir işleme gerek
kalmaksızın içerdiği hüküm ve şartlarla yenilenmiş ve geçerli
sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Hukuk Devleti olabilmenin bir başka göstergesi de yasalarda
“genellik” ilkesine uyulmasıdır. ‘Yasaların genelliği’ ilkesi, özel, aktüel
ve geçici bir durumu gözetmeyen, belli bir kişiyi hedef almayan, aynı
statüde olan herkesi kapsayan kuralların getirilmesini zorunlu kılar
(Anayasa Mahkemesinin 20.11.1996 günlü, E.1996/58, K.1996/43 sayılı
kararı).
İptali istenen düzenlemenin gerçek amacının, lisans verilmesi işlemleri yargı kararıyla
durdurulan şirketlerinönünün
açılmak istenmesi olduğu; bu amaca ulaşabilmek için de, söz konusu yargı
kararlarını etkisiz kılmak olduğu çok
açıktır.
Bu nedenle yasa koyucu iptali istenen kural ile, kişiye özgü bir
düzenlemeyi gerçekleştirerek yasaların genelliği ilkesinden ayrılmış
olduğundan yapılan bu düzenleme, Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen
“hukuk devleti” ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Diğer taraftan
iptali istenen söz konusu düzenleme için yasama erkinin, yukarıda etraflıca
belirtilen yargı kararlarının uygulanmasını engellemek amacına yönelik
olarak kullanıldığı, lisanslarının yürütülmesi yargı kararıyla durdurulan
şirketlerinelektrik üretim
lisansı almalarının yasa çıkarılarak gerçekleştirilmeye çalışıldığı
görülmektedir.
Anayasa da
belirtilen amacı ya da bir kamu yararını gerçekleştirmek ereğiyle olsun,
yasakoyucu belli bir sonucu elde etmek için değişik yolların seçimini
siyasî tercihlerine göre yapmakta serbesttir. Ancak, yasakoyucunun kişisel,
siyasî ya da saklı bir amaç güttüğü durumlarda, yani kamu yararına yönelik
olmayan başka bir amaca ulaşmak için bir konuyu yasayla düzenlediği
durumlarda bir “yetki saptırması” ve giderek de amaç öğesi bakımından
yasanın sakatlığı ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
hukuk devleti ilkesine aykırılığı söz konusu olur.
Anayasanın 138/4
üncü maddesi gereği, yasama organı dahil bütün devlet organları “...
mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar, mahkeme kararlarını
hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
Aksi taktirde, yargı bağımsızlığı söz konusu olamaz ve hukuk devletinden de
söz edilemez. Yasama organı, beğenmediği yargı kararlarını, üstelik de
geriye yönelik uygulanmak üzere kanun çıkartıp etkisiz hâle getirecekse,
elbette ki yargı bağımsızlığı zedelenecektir. (SABUNCU, Yavuz, Anayasaya
Giriş, 8. Basım, İmaj Yayıncılık, Ankara 2002, s. 186).
İptali istenen bent
ile yapılan düzenleme, yargı kararlarının uygulanmasının engellenmesi
amacıyla yapılmış bir düzenleme olduğundan, yetki saptırması ve amaç öğesi
bakımından da sakat olup, Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk
devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi yargı bağımsızlığını zedelediği için de
Anayasanın 138 inci maddesine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan yasama
erkinin, yargı kararlarının etkisizleştirilmesi için kullanılmasını,
Anayasanın Başlangıç kısmı ile 7 nci, 8 inci ve 9 uncu maddelerinde ifade
edilmiş olan kuvvetler aykırılığı ilkesi ile de bağdaştırmak olanaksızdır.
Açıklanan
nedenlerle, 18.04.2007 tarih ve 5625 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin 16.07.1997 tarihli ve 4283
sayılı Yap – İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun
geçici 3 üncü maddesinin (B) fıkrasının sonuna eklediği bent, Anayasanın 2
nci, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 11 inci ve 138 inci maddeleri hükümleri ile
Anayasanın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafına aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 18.04.2007 Tarih ve 5625 Sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci Maddesinin 4283 Sayılı Kanunun
Geçici 4 üncü Maddesine Eklediği Fıkra
4283 sayılı Kanunun iptali istenen fıkranın
eklendiği geçici 4 üncü madde hükmü şöyledir:
“Çok maksatlı projeler ile bu Kanunun yürürlüğe
girmesinden önce İkili İşbirliği Anlaşmaları kapsamında yer alan projeler
ve önceki yıllar yatırım programlarında yer alan projeler, lisans
alınmasına gerek olmaksızın, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından
yedi yıl içinde yapılabilir veya yaptırılabilir. Bu projelerin
hidroelektrik üretim tesislerinin yapımı aşamasında, elektrik üretim
tesisleri, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında faaliyet göstermek
üzere özel sektör başvurularına açılır. Dört ay içerisinde başvuru olmaması
halinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilebilir.”
Bu hüküm ile yapılacak ihale sonucunda belirlenen
şirketin DSİ ile Su Kullanım Hakkı Anlaşması imzalayarak HES
(Hidro Elektrik Santral) kurması amaçlanmıştır. Görüldüğü gibi madde
bir ihaleden söz etmektedir. Bu maddeye eklenen ve iptali istenen
fıkra ise, Hükümetlerarası İkili İşbirliği Anlaşması veya bu anlaşmaya
ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı ya da Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığı Olur’u ile belirlenen tüzel kişilerin Türk Ticaret Kanunu
hükümlerine göre kuracakları yeni şirketlere ihalesiz olarak
HES kurma olanağı vermektedir.
Bir hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak
yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması gerekir.
Bu gereklilik, kamu yararını, yasama organının takdir yetkisi için de bir
sınır konumuna getirir. İptali istenen fıkra ile yapılan düzenleme ise,
kamu yararı amacına yönelik değildir. Şöyle ki;
Gelişmekte olan ülkelerde, yetersiz mali kaynaklar
nedeniyle ihtiyaç duyulan büyük yatırımları gerçekleştirmek üzere yap –
işlet – devret modeli gibi bir takım finans modelleri geliştirilmiştir. Bu
modellerden biri de, Hükümetlerarası İkili İşbirliği Andlaşmalarıdır. Bu
modelde; iki ülke yetkililere bir araya gelip doğrudan görüşmelere
başlarlar ve işin yapımı, yatırım için kredi desteği sağlayacak ülkenin hükümeti
tarafından belirlenecek şirkete ihale edilmeksizin verilir.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bugüne kadar
Hükümetlerarası İkili İşbirliği Andlaşmaları kapsamında enerji üretimi
yaptırmak üzere anlaştığı barajlardan, yüklenici şirketlerin (çoğunlukla uluslararası
konsorsiyumlardır) kredi bulamadıkları için başlayamadıkları barajlarla
ilgili anlaşmaları feshetmiş ve bunların yapımı için yeni bir süreç
başlatmıştır.
DSİ Genel Müdürlüğünün resmi internet sitesi olan www.dsi.gov.tr adresinden; 6 adet
hidroelektrik santral (HES) yapımının ihale yöntemiyle
gerçekleştirileceğinin ilan edildiği, bu ihalelerde çok sayıda firmadan
teklif geldiği ve gelen tekliflerin de burada yer aldığı görülmektedir.
Bu sitede ilan edilen işlerden olan ARTVİN 110 MW
gücündeki ÇAMLICA HES’in yapım işini DSİ Genel Müdürlüğü, bu santralde
üretilecek elektriğin birimi için (yani 1 kwh) 9.13 yeni kuruş üzerinden
ihaleye çıkarmış, yapılan ihaleyi Başkent Yat. Ür. İş. San. ve Tic. A.Ş. bu
rakamın 6.21 yeni kuruşluk kısmını Devlete bırakarak 2.92 yeni kuruş
fiyatla almış; diğer bir anlatımla yapacağı tesiste üreteceği enerjinin %
66’sını kamuya ücretsiz vermeyi kabul etmiştir.
Hükümetlerarası İkili İşbirliği yöntemi ile
yapımından vazgeçilen söz konusu barajların ihale yoluyla yaptırılması
açıklandığı üzere kamu yararına iken, iptali istenen düzenleme ile ARTVİN
Çamlıca HES benzeri 16 adet barajın (Ek. 3) gerekli krediyi bulamadığı için
yapamayan şirketlere İHALESİZ OLARAK bırakılmasının önü açılmıştır.
Öte yandan, söz konusu barajlar, 18.04.2007 tarih
ve 5627 sayılı Enerji Verimliliği Kanununun kapsamına alınmış ve bu Yasanın
17 nci maddesi ile de, yapılacak santrallerde üretilen enerji için verilen
garanti 7 yıldan 10 yıla, 9.13 yeni kuruş olan kwh ücreti ise, 5 – 5.5 euro
cent/kwh (yani yaklaşık 10.01 yeni kuruşa çıkarılmıştır. Yapılan bu
işlemlerin ülkemize maliyeti ise (aşağıda ayrıntıları gösterildiği üzere)
49 yıl için yaklaşık 24 milyar USD olarak hesaplanmıştır ($) kuru 1.380 YTL
olarak alınmıştır.
|
16 adet HES için Yıllık Ortalama Üretim Miktarı
|
Mevcut Garantiler Kapsamında Alış Fiyatı
|
DSİ
Tarafından İhale Edilseydi
|
Kamu Zararı
|
|
10.856 GWh
|
9.13 YKR
|
2.92 YKR
|
9.13–2.92 = 6.21YKR x 10.856 GWh=674.157.600 YTL
= 488.5 milyon $ / yıl kamu kaybı vardır.
|
İhaleye çıkarıldığı takdirde söz konusu
barajlarda üretilen enerjinin % 66’sını ücretsiz alma imkanının bulunmasına
karşın, iptali istenen düzenleme ile bu imkanın ortadan kaldırılmasının
kamu yararı amacına yönelik olduğu savunulamaz.
Kamu yararını değil özel bir takım
çıkarları ve amaçları gerçekleştirmek için yapılan kanunların ise yetki saptırması
ile malul olacağı; bunun da hukuk devleti ilkesine ve dolayısıyla bu
ilkenin ifade edildiği Anayasanın 2 nci maddesine aykırı düşeceği açıktır.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 28.01.2004 tarih ve E.2003/86, K.2004/6
sayılıKararında,
“Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen
hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum
ve tutumları benimseyen, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
yasaların üstünde Anayasanın ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk
ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Yasaların
kamu yararına dayanması gereği kuşkusuz hukuk devletinin temel değerlerinden birini
oluşturmaktadır”
denilmiştir. Bu nedenle iptali istenen
fıkra, Anayasanın 2 nci maddesine aykırıdır.
Diğer taraftan iptali istenen fıkra,
aşağıda açıklanan nedenlerle Anayasanın 168 inci maddesi ile de bağdaşmamaktadır.
4283 sayılı Kanunun “Amaç ve Kapsam”
başlıklı 1 inci maddesinde, “Bu Kanunun amacı; “Yap – İşlet
Modeli” ile üretim şirketlerine ülke enerji plan ve politikalarına uygun
biçimde elektrik enerjisi üretmek için mülkiyetleri kendilerine ait olmak
üzere termik santral kurma ve işletme izni verilmesi ile enerji satışına
dair esas ve usulleri belirlemektir. Hidroelektrik, jeotermal, nükleer
santraller ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları ile çalıştırılacak
santraller bu Kanunun kapsamı dışındadır.” denilmiştir.
Ancak, 19.07.1997 tarih ve 4283 sayılı
“Yap – İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun” a 18.07.2006
tarih ve 5539 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle eklenen Ek Geçici 4 üncü
madde ile; başlangıçta 4283 sayılı Kanun kapsamında olmayan hidroelektrik
santrallerinin kanun kapsamına alınmasının yolu açılmış ve bu değişiklik
ile iptali istenen düzenlemeye alt yapı hazırlanmıştır.
Hidroelektrik, jeotermal, nükleer
santraller ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları ile çalıştırılacak
santrallerin bu Yasanın kapsamı dışında bırakılma nedeni 4283 sayılı
Kanunun 1 inci maddesinin gerekçesinde “Tesislerin mülkiyeti ve işletme
hakkı, izin verilen sermaye şirketlerine ait olduğundan bu amaç
gözetilerek, hidroelektrik, jeotermal, nükleer santraller ve diğer
yenilenebilir enerji kaynakları kapsam dışında tutularak 3096 sayılı
Kanundan farklı bir düzenlemeye gidildiği belirtilmiştir” şeklinde
açıklanmıştır.
Anayasanın 168 inci maddesinde“Tabii servetler ve kaynaklar Devletin
hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı
Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve
tüzelkişilere devredebilir.” denilmiştir.
Yukarıda değinilen 1 inci maddenin
gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yap – işlet modelinde tesislerin mülkiyeti
ve işletme hakkı, izin verilen sermaye şirketlerine ait olup, model
kapsamında yapılacak işlerde sadece işletme hakkının belli bir süre ile şirketlere
verilmesi söz konusu değildir. Bu nedenle Anayasanın 168 inci maddesine
aykırı düşmemesi için hidroelektrik, jeotermal, nükleer santraller ve diğer
yenilenebilir enerji kaynakları 4283 sayılı Kanunun kapsamı dışında
bırakılmıştır.
Durum bu iken; 4283 sayılı Kanunun
“Amaç ve Kapsam” maddesinin genişletilmesi halinde böyle bir düzenlemenin
Anayasaya aykırılığı çok çarpıcı bir şekilde görüleceğinden anılan Kanuna
ek geçici maddeler ilave edilmesi tercih edilmiştir.
4283 sayılı Yasanın “Amaç ve Kapsam”
maddesinde; yap – işlet modelinin sadece termik santraller için (yani
sadece doğalgaz ve ithal kömür santralleri için) uygulanacağı açıkça ifade
edilmiştir. Hidroelektrik santraller bu kapsama dahil edilemez. Çünkü
modelin özelliği; santrallerin şirketler tarafından getirilen sermaye ile
kurulması, işletilmesi ve tesiste üretilen enerjiye de belli bir süre ile
belli bir fiyattan kamu tarafından satın alma garantisi verilmesidir. Yani
“yap – işlet” modelinde santralin kamuya geri dönüşü yoktur. Tesis ve üzerinde
kurulu olduğu arazinin mülkiyeti tamamen özel şirketlere (yabancı ortaklı
konsorsiyumlara) kalacaktır. Diğer bir ifade ile ülkemizin herhangi bir
bölgesinde bulunan su kaynakları (hidroelektrik santrallerinde tesisin
ekonomik ömrü 150 yıla kadar uzayabilmektedir) yabancıların kullanımına
verilmiş olacak ve kamunun hiçbir şekilde ülkesindeki su kaynakları
üzerinde söz hakkı bulunmayacaktır.
Bu açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere; DSİ’nin hükümetlerarası İkili İşbirliği kapsamında yaptırmaktan vazgeçtiği
ve tabii kaynağımız olan nehirlerimizin üzerine kurulacak barajların sadece
işletme hakkı belirli bir süre için şirketlere verilebilecekken, iptali
istenen düzenleme ile, söz konusu uluslararası şirketlerin Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumundan lisans alarak serbest piyasada üretici konumuna
girmelerinin ve yaptıkları barajların, dolayısıyla bu barajlardan enerji
üretilmesini sağlayan tesislerin üzerinde kuruldukları arazilerin sahibi
olma olu açılmıştır. Yapılan tesisler üretmeye devam ettiği sürece lisans
süresi sona erse bile tesislerin üzerine kurulu olduğu arazi süresiz olarak
şirket mülkiyetinde olacağından, ilgili barajın üretimde bulunması amacıyla
yeniden bir başka şirkete verilmesi mümkün olmayacaktır. Diğer bir
anlatımla, ilgili su kaynağı süresiz olarak o şirkete verilmiş olmaktadır
ki, böyle bir durumu getiren düzenlemenin, Devletin tabii kaynaklarının
kullanımının ancak belirli bir süre için devredilebileceğini öngören
Anayasanın 168 inci maddesiyle bağdaştırılmasının mümkün olamayacağı kuşkusuzdur.
Bir yasa kuralının Anayasanın herhangi
bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Açıklanan
nedenlerle, 18.04.2007 tarih ve 5625 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin 4283 sayılı Kanunun geçici 4
üncü maddesine eklediği fıkra, Anayasanın 2 nci, 11 inci ve 168 inci
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
5625 Sayılı Kanunun
1 inci maddesinin 4283 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (B) fıkrasının
sonuna eklediği bent ile yasama erki kullanılarak, yargı kararlarının
etkisizleştirilmesine ve lisanslarının yürütülmesi yargı kararı ile
durdurulan şirketlerin çalışmalarına imkan hazırlanmasına yönelinmiştir.
İptali istenen söz konusu hükmün uygulanması halinde, yukarıda belirtilen
yargı kararları etkisiz hale gelecek; lisanslarının yürürlüğü, hukuka
aykırı bulunmuş olan şirketlerin bu hükmün yürürlük tarihi olan 26.04.2007
tarihini takip eden üç ay içinde başvurmaları halinde eski lisansları diğer
bir anlatımla yargı kararları ile yürütülmesi durdurulan lisansları yerine
kaim olmak üzere lisansları yenilenecek ve eski lisanslarla bağlantılı
olarak yapılmış tüm iş ve işlemler herhangi bir başka işleme gerek kalmaksızın
içerdiği hüküm ve şartlarla yenilenecek ve geçerli sayılacaktır. Anayasanın
153 üncü maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları geriye
yürümeyeceğinden bu lisanslar ve bunlarla bağlantılı işlemler süresiz
geçerlik kazanacaktır. Bundan giderilmesi olanaksız bir takım zararların
doğacağı kuşkusuzdur.
5625 sayılı Kanunun
2 nci maddesinin 4283 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesine eklediği
fıkranın iptal kararı yürürlüğe girinceye kadar uygulanması halinde ise,
Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan kimi doğal kaynakların üzerinde
bulunduğu araziler süresiz olarak birtakım şirketlere geçebilecek ve bu
durum, ileride giderilemeyecek zararların oluşmasına yol açacaktır.
Diğer taraftan,
Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması,
hukuk devleti sayılmanın gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin,
bir hukuk devletinde subjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ve hukuk güvenliği ilkelerinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve
özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, söz konusu ilkelerin
zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve
zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Bu zarar ve
durumların doğmasını önlemek amacıyla, iptali istenen hükümlerin iptal
davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması istenerek Anayasa
Mahkemesine dava açılmıştır.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle
18.04.2007 tarih ve 5625 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun;
1) 1 inci maddesinin 16.07.1997 tarihli ve 4283
sayılı Yap – İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun
geçici 3 üncü maddesinin (B) fıkrasının sonuna eklediği bendin, Anayasanın
2 nci, 7 nci, 8 inci, 9 uncu, 11 inci ve 138 inci maddeleri hükümleri ile
Anayasanın Başlangıç kısmının dördüncü paragrafına aykırı olduğundan,
2) 2 nci maddesinin 4283
sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesine eklediği fıkranın, Anayasanın 2 nci,
11 inci ve 168 inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı
ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
5625 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 1. ve 2. maddeleri şöyledir:
“MADDE 1 –
16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi
Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının
Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 3 üncü maddesinin (B) fıkrasının
sonuna aşağıdaki bent eklenmiştir.
‘Elektrik piyasası mevzuatı
çerçevesinde, aynı kaynak için yapılmış çoklu başvurulardan Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu tarafından teklif verme toplantısı gerçekleştirilmiş ve
lisans almış olanların, bu maddenin yürürlük tarihini takip eden üç ay
içinde başvurmaları halinde eskinin yerine kaim olmak üzere lisansları
yenilenir. Bu durumda daha önce verilmiş lisans ile bağlantılı olarak
yapılmış tüm iş ve işlemler herhangi bir işleme gerek kalmaksızın içerdiği
hüküm ve şartlarlayenilenmiş ve
geçerli sayılır.’
MADDE 2 – 4283 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesine
aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
‘Bu fıkranın yayımı tarihinde, halen
Hükümetlerarası İkili İşbirliği kapsamında yer alan projelere,
Hükümetlerarası İkili İşbirliği Anlaşmasında veya bu anlaşmaya istinaden
istihsal edilen Bakanlar Kurulu Kararında ya da Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı oluruyla belirlenen tüzel kişinin ya da kişilerin, 6762 sayılı
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine uygun olarak kuracakları veya mevcutlara ek
yeni ortaklarla kuracakları şirketlerin, daha önce belirlenmiş ilgili
projelerine su kullanım hakkı için başvurmaları halinde su kullanım hakkı
ve elektrik üretim lisansı verilir. Bu fıkrada belirtilen tüzel kişilerin
yapacağı hidroelektrik üretim tesisleri, kanal/nehir tipi veya rezervuar
alanı onbeş kilometrekarenin altında olması şartı aranmaksızın 5346 sayılı
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı
Kullanımına İlişkin Kanun hükümlerinden yararlanırlar.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın Başlangıcı ile 2.,
7., 8., 9., 11. 138. ve 168. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün katılımıyla 19.6.2007 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme
aşamasında karara bağlanmasına, oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Geçici 3. maddenin (B) Fıkrasının Sonuna Eklenen
Bendin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
dava konusu yasal düzenlemenin gerçek amacının yargı kararını etkisiz
kılmak olduğu, yasaların genelliği ilkesine aykırı olarak belli firmaları
hedef alıp, kamu yararı yerine bu firmaların çıkarlarını gözettiği, ilgili
Yönetmelik değişikliğinin ve Tebliğ ile lisans almış olan üç şirketin
lisanslarının Danıştay Onüçüncü Dairesi tarafından yürütülmesinin
durdurulduğu, yargı kararlarının dikkate alınmadığı, lisans verilmesi
işlemleri durdurulan şirketlerin bu hükmün yürürlük tarihi olan 26.4.2007
tarihini takip eden üç ay içinde başvurmaları halinde yargı kararı ile
yürütülmesi durdurulan lisansları yerine kaim olmak üzere lisanslarının
yenileneceği ve eski lisanslarla bağlantılı olarak yapılmış tüm iş ve
işlemlerin herhangi bir işleme gerek kalmaksızın içerdiği hüküm
ve şartlarla yenilenmiş ve geçerli sayılacağının hükme bağlandığı,
hukuk Devleti olabilmenin
göstergesi olan yasalarda genellik ilkesine uyulmadığı, iptali istenen
düzenlemenin gerçek amacının, lisans verilmesi işlemleri yargı
kararıyla durdurulan şirketlerinönünün
açılması olduğu, kamu yararını gerçekleştirmek için, yasakoyucu tarafından
değişik yollar seçilebileceği, ancak, kişisel, siyasî ya da saklı bir amaç
güdülmesinin yetki saptırması anlamına geldiği, yasama organı dahil bütün
devlet organlarının mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları, bu
nedenlerle düzenlemeninAnayasa’nın
Başlangıcı ile 2., 7., 8., 9., 11. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
4283
sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması
ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 1.
maddesinde, Kanun’un amacının, “Yap-İşlet Modeli” ile üretim şirketlerine
ülkede enerji plan ve politikalarına uygun biçimde elektrik enerjisi
üretmek için mülkiyetleri kendilerine ait olmak üzere termik santral kurma
ve işletme izni verilmesi ile enerji satışına dair esas ve usulleri
belirlemek olduğu ifade edilmiştir. Hidroelektrik, jeotermal, nükleer
santraller ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları ile çalıştırılacak
santraller bu Kanun’un kapsamı dışında tutulmuş olmasına karşın, daha sonra
Yasaya eklenen geçici 3. madde ile hidroelektrik santrallerinin yapımı için
yeni düzenlemeler getirilmiştir.
Geçici
3. maddeyle, hidrolik kaynaklardan elektrik enerjisi üretilebilmesi için
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun
katıldığı bir süreç öngörülmüştür. Herhangi bir hidrolik kaynaktan elektrik
enerjisi üretim lisansı almak için birden fazla tüzel kişinin başvurusu
olması durumunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü fizibilite çalışması
yapmakta, bunlar arasında birim elektrik başına en yüksek oranda katkı payı
verenler Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na bildirilmektedir. Daha sonra
bu Kurum tarafından lisans verme ile ilgili işlemler gerçekleştirilmekte ve
belli bir süre için lisans verilmektedir.
Dava
konusu kuralla, elektrik piyasası mevzuatı çerçevesinde, birden fazla tüzel
kişinin aynı kaynak için başvurmuş olması durumunda, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurumu tarafından teklif verme toplantısı gerçekleştirilmiş ve lisans
almış olanların, bu maddenin yürürlük tarihini takip eden üç ay içinde
başvurmaları halinde eskinin yerine kaim olmak üzere lisanslarının
yenileneceği ve daha önce verilmiş lisans ile bağlantılı olarak yapılmış
tüm iş ve işlemler herhangi bir işleme gerek kalmaksızın içerdiği hüküm ve
şartlarla yenilenmiş ve geçerli sayılacağı öngörülmüştür.
Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında, yasama
ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu,
bu organların ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir suretle
değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği kurala
bağlanmıştır.
Yasa koyucu, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine
aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahip olup,
düzenlemenin kamu yararına, başka bir anlatımla ülke koşullarına uygun olup
olmadığının belirlenerek takdir edilmesi yasa koyucuya aittir. Hukuk
devletinde yasaların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur.
Anayasa’nın 138. maddesinde öngörülen mahkeme kararlarının bağlayıcılığı
ilkesi, yasa koyucunun Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine uygun olması
koşuluyla genel düzenleme yetkisini ortadan kaldırmaz.
Dava dilekçesinde, kuralın yargı kararlarını
geçersiz kılmak amacıyla getirildiği ileri sürülmekte ise de, kural metni
incelendiğinde,aynı hidrolik kaynak
için yapılmış çoklu başvurulardan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu
tarafından teklif verme toplantısı gerçekleştirilmiş ve lisans almış olan
tüm şirketlerin lisanslarının belli koşullarda yenileneceği
anlaşılmaktadır. Dava konusu kuralın sadece hakkında yargı kararı bulunan
lisans sahiplerine yönelik olmaması ve haklarında dava açılmış olsun veya
olmasın daha önce verilmiş olan tüm lisansları içermesi nedeniyle, genel ve
objektif bir düzenleme olduğu görülmektedir. Bu durumda, yargı kararlarına
uyulmaması, değiştirilmesi veya yerine getirilmemesi söz konusu
olmadığından kural Anayasa’nın 138. maddesine aykırı görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın Başlangıcı ile 2., 7., 8., 9.
ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi
ÖZLER ve Şevket APALAK bu görüşe katılmamışlardır.
B- Geçici 4. Maddeye Eklenen Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde Hükümetler arası ikili işbirliği
anlaşması veya bu anlaşmaya ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı ya
da Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı oluru ile belirlenen tüzel
kişilerin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kuracakları
yeni şirketlere ihalesiz olarak hidroelektrik santrali kurma olanağı
verildiği, hukuk devletinde, devlet erki kullanılarak yapılan tüm
işlemlerinin nihaî amacının “kamu yararı” olması gerektiği,Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün
bugüne kadar Hükümetler arası İkili İşbirliği Anlaşmaları kapsamında enerji
üretimi yaptırmak üzere anlaştığı barajlardan, yüklenici şirketlerin kredi
bulamadıkları için başlayamadıkları barajlarla ilgili anlaşmalarının
feshedildiği ve bunların yapımı için yeni bir süreç başlatıldığı, Hükümetler
arası İkili İşbirliği yöntemi ile yapımından vazgeçilen söz konusu
barajların ihale yoluyla yaptırılması kamu yararına iken, gerekli krediyi
bulamadığı için yapamayan şirketlere ihalesiz bırakılmasının önünün
açıldığı, ihaleye çıkarıldığı takdirde söz konusu barajlarda üretilen
enerjinin % 66’sını ücretsiz alma imkanının bulunmasına karşın, iptali
istenen düzenleme ile bu imkanın ortadan kaldırılmasının kamu yararı
amacına aykırı olduğu, öte yandan, iptali istenen fıkranın Anayasa’nın 168.
maddesi ile de bağdaşmadığı, başlangıçta 4283 sayılı Kanun kapsamında
olmayan hidroelektrik santrallerinin kanun kapsamına alınmasının yolunun
açıldığı ve bu değişiklik ile iptali istenen düzenlemeye alt yapı
hazırlandığı, yap-işlet modelinde tesislerin mülkiyeti ve işletme hakkının
izin verilen sermaye şirketlerine ait olup, model kapsamında yapılacak
işlerde sadece işletme hakkının belli bir süre ile şirketlere verilmesinin
söz konusu olmadığı, tabii kaynağımız olan nehirlerimizin üzerine kurulacak
barajların sadece işletme hakkı belirli bir süre için şirketlere
verilebilecekken iptali istenen düzenleme ile, söz konusu uluslararası
şirketlerin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan lisans alarak serbest
piyasada üretici konumuna girmelerinin ve yaptıkları barajların,
dolayısıyla bu barajlardan enerji üretilmesini sağlayan tesislerin üzerinde
kuruldukları arazilerin sahibi olma yolunun açıldığı, bu durumda kuralın
Anayasa’nın 2., 11. ve 168. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Hükümetler
arası işbirliği anlaşmaları çerçevesindeki bazı hidroelektrik santrali
projelerinin gerçekleştirilememesi sonucunda, 1.7.2006 gün ve 5539 sayılı
Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun ile 4238 sayılı Yasa’ya geçici 4. madde
eklenmiştir. Buna göre, çok maksatlı projeler ile bu Kanunun yürürlüğe
girmesinden önce ikili işbirliği anlaşmaları kapsamında yer alan projeler
ve önceki yıllar yatırım programlarında yer alan projeler, lisans
alınmasına gerek olmaksızın, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından
yedi yıl içinde yapılabilecek veya yaptırılabilecektir.
5625
sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile de halen Hükümetler arası ikili işbirliği
anlaşmaları kapsamında yer alan projelere, Hükümetler arası İkili İşbirliği
Anlaşmasında veya bu anlaşmaya istinaden istihsal edilen Bakanlar Kurulu
Kararında ya da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı oluruyla belirlenen
tüzel kişinin ya da kişilerin, kuracakları veya mevcutlara ek yeni
ortaklarla kuracakları şirketlerin, daha önce belirlenmiş ilgili
projelerine, su kullanım hakkı için başvurmaları halinde su kullanım hakkı
ve elektrik üretim lisansı verileceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa’nın ve yasaların üstünde
yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde
olan devlettir. Hukuk devletinde yasakoyucu, Anayasa kurallarına bağlı
olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.
Öte yandan Anayasa’nın 168. maddesinde “Tabii servetler ve kaynaklar Devletin
hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı
Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için, gerçek ve
tüzelkişilere devredebilir. Hangi tabii servet ve kaynağın arama ve
işletmesinin, Devletin gerçek ve tüzelkişilerle ortak olarak veya doğrudan
gerçek ve tüzelkişiler eliyle yapılması, kanunun açık iznine bağlıdır. Bu
durumda gerçek ve tüzelkişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe
yapılacak gözetim, denetim usul ve esasları ve müeyyideler kanunda
gösterilir.” denilmiştir.
Hukuk devleti ilkesi yasaların kamu yararı amacıyla
çıkarılmasını gerektirir. Buna göre, özel çıkarlar için veya yalnızca belli
kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa kuralı konulamaz.
Hükümetler arası ikili işbirliği anlaşmaları
kapsamında yer alan projelerle ilgili olarak daha önce belirlenen tüzel
kişi veya kişilerin başvurmaları ve bunlara lisans verilmesi halinde
yürürlükte olan mevzuat çerçevesinde, lisans sahibinin Türkiye Elektrik
Kurumuna ödemekle yükümlü olacağı bedeller ve ödeme koşullarına ilişkin
hükümler verilecek lisansta yer alacaktır. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak
çıkartılan mevzuat çerçevesinde lisans alma bedelleri şirketlerin
faaliyet konularına ve/veya faaliyetin büyüklüğüne göre maktu olarak,
yıllık lisans bedelleri ise faaliyet konularına ve üretimi, iletimi,
dağıtımı, toptan veya perakende satışı gerçekleştirilen elektrik enerjisi
miktarına göre nispi olarak belirlenmekte ve ödenmektedir.
Böylece, hükümetler arası işbirliği çerçevesinde
bulunan projelerin daha önce belirlenmiş olan şirketler veya bunların
kuracağı yeni şirketler tarafından gerçekleştirilmesi durumunda da yıllık
olarak maktu lisans bedeli alınacağı gibi, üretimi gerçekleştirilen
elektrik enerjisi miktarına göre nispi olarak da Devlet tarafından belli
bir bedelin alınacağı tabiidir. Hükümetler arası işbirliği anlaşmaları
çerçevesinde bulunan projelerle ilgili olarak düzenlenen protokoller, iki
tarafın iradeleriyle oluşmuş olup, güdülen amaçlar doğrultusunda bunların
devam ettirilmesinin ve böylece hizmetin gerçekleştirilmesinin kamu
yararına yönelik olduğu anlaşıldığından, bu konunun takdiri yasa koyucuya
aittir. Bu nedenle, iptali istenen kuralda kamu yararı bulunmadığı veya
belli kişilerinin yararı gözetilerek çıkarıldığı söylenemez.
Geçici 4. maddeye eklenen fıkranın son tümcesine
göre, tüzel kişilerin yapacağı hidroelektrik üretim tesisleri, kanal/nehir
tipi veya rezervuar alanı onbeş kilometrekarenin altında olması şartı
aranmaksızın 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik
Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun hükümlerinden
yararlanacaktır. Anılan Yasa’nın 8. maddesi uyarınca, söz konusu tesisler
kurulurken, kamuya ait taşınmazların kullanımına, kullanım amacına bağlı
olarak ya bedeli karşılığında izin verilmekte veya kiralanabilmekte ya da
irtifak tesis edilebilmekte yahut da bedelsiz olarak kullanma izni
verilmektedir. Buna göre, Hükümetler arası ikili işbirliği anlaşmaları kapsamında
yer alan projelerin gerçekleştirilmesi durumunda, kurulacak tesislerin
üzerinde kuruldukları arazilerin mülkiyetinin lisans verilen şirketlere
geçmesinin söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 168.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
18.4.2007 günlü,
5625 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 1. maddesiyle 16.7.1997
günlü, 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim
Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi
Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesinin (B) fıkrasının sonuna eklenen bende,
2- 2. maddesiyle 4283
sayılı Yasa’nın geçici 4. maddesine eklenen fıkraya,
yönelik iptal
istemleri, 5.11.2009 günlü, E. 2007/63, K. 2009/152 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu fıkra ve bende ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 5.11.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- SONUÇ
18.4.2007
günlü, 5625 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 1.
maddesiyle 16.7.1997 günlü, 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik
Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının
Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesinin (B) fıkrasının sonuna
eklenen bendin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER ile Şevket APALAK’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 2.
maddesiyle 4283 sayılı Yasa’nın geçici 4. maddesine eklenen fıkranın
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5.11.2009
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim
KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mustafa
YILDIRIM
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Şevket
APALAK
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi
Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının
Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesinin (B) fıkrasının sonuna
eklenen bentle, elektrik piyasası mevzuatı çerçevesinde, aynı kaynak için
yapılmış çoklu başvurulardan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından
teklif verme toplantısı gerçekleştirilmiş ve lisans almış olanların, bu
maddenin yürürlülük tarihini takip eden üç ay içinde başvurmaları halinde eskinin
yerine kaim olmak üzere lisanslarının yenileneceği, bu durumda daha önce
verilmiş lisans ile bağlantılı olarak yapılmış tüm iş ve işlemlerin
herhangi bir işleme gerek kalmaksızın içerdiği hüküm ve şartlarla
yenilenmiş ve geçerli sayılacağı öngörülmüştür.
Buna göre, kuralın yasalaşmasından önce lisans
aldığı halde idari yargı denetimi sonucu lisanslarının yürütülmesi
durdurulan şirketlerin de kuralın yürürlüğe girişinden itibaren üç ay
içerisinde başvurmaları halinde, yürütülmesi durdurulan lisanslarının
yerine kaim olmak üzere, eski lisanslarla bağlantılı olarak yapılmış tüm iş
ve işlemler herhangi bir işleme gerek kalmaksızın, içerdiği hüküm ve
şartlarla yenilenmiş ve geçerli hale gelmiş sayılacaktır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem
ve işlemleri hukuka uygun olan,her
alanda adaleti bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa ve yasalara kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık olan devlettir.
Bir hukuk devletinde yasalarda genellik ve
nesnellik bulunmalıdır. Özel çıkarlar için veya yalnızca belli kişilerin
yararına olacak herhangi bir yasa kuralı konulamaz.
İptali istenen kural, herkes için geçerli olan
hukuk kurallarına göre durumlarındaki hukuka aykırılığın saptanması
nedeniyle yargı kararı ile lisans işlemlerinin yürütülmesi durdurulan
şirketlerin lisanslarının herhangi bir işleme gerek kalmaksızın yenilenmiş
ve geçerli sayılacağını öngördüğünden, uyulması zorunlu yasal gerekleri
yerine getirmemiş kimi şirketlerin lehine geriye dönük olarak yarar
sağlamaktadır. Kural, bu niteliğiyle, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Kuralın iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
kararına katılmıyorum.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY YAZISI
4283
sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesinin (B) fıkrasının sonuna eklenen bent
ile; elektrik mevzuatı çerçevesinde, aynı kaynak için yapılmış çoklu
başvurulardan lisans almış olanların lisanslarının, bu maddenin yürürlük
tarihini takip eden üç ay içinde başvurmaları halinde eskinin yerine kaim
olmak üzere lisanslarının yenileceği ve daha önce verilmiş lisans ile
bağlantılı olarak yapılmış tüm iş ve işlemlerin herhangi bir işleme gerek
kalmaksızın içerdiği hüküm ve şartlarla yenilenmiş ve geçerli sayılacağı
öngörülmüştür.
4628
sayılı Kanuna ve Elektrik Piyasası Yönetmeliği’nin 9. maddesine dayanılarak
hazırlanan Tebliğ ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’na, aynı kaynak için
birden fazla başvuru olması halinde istekliler arasından seçim yapma
yetkisi verilmiştir.
Danıştay
13. Dairesinin 8.2.2006 tarih ve E.2005/6292 sayılı kararı ile “ …dava
konusu Yönetmelik değişikliği ve Tebliğdeki düzenlemelerle tüzel kişiler
arasında yaratılmaya çalışılan yarışmanın ise, kamu hizmeti niteliğindeki
üretim faaliyetinin 4628 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde öngörülen amaçlara
uygunluğunun sağlanmasına ilişkin olmayıp yalnızca lisans alma bedelinde en
yüksek teklifin verilmesine ilişkin olduğu görüldüğünden, elektrik üretim
lisansının verilmesinde Yasa’da öngörülen amaçlar için herhangi bir
değerlendirme ölçütü getirilmeksizin salt ilk lisans alma bedelindeki en
yüksek teklifin ölçüt alınmasında Yasa’ya uygunluk bulunmadığı…”
belirtilerek anılan Tebliğin yürütülmesinin durdurulmasına karar
verilmiştir. Bu kararın sonucu olarak Tebliğ uyarınca lisans almış olan
şirketlerin lisanslarının da yürütülmesi durdurulmuştur.
Bir
hukuk devletinde bu kararın gereği, idare tarafından kamu yararını gözeten
değerlendirme ölçütlerini Tebliğ veya Yönetmelik değişikliği yaparak
düzenlemek ve lisans alma başvurularını da buna göre sonuçlandırmakla
yerine getirilebilir.Kuşkusuz,
yasama organı da bu sorunu bir yasa ile çözebilir. Ancak, konuya ilişkin
yasanın, kamu yararı amacıyla ve yasaların genelliği ilkesine uygun olarak
çıkarılması gerekir.
İptali
istenilen kuralla, başkaca bir düzenleme yapılmaksızın yalnız yargı kararı
ile “Yasa’da öngörülen amaçlar için herhangi bir değerlendirme ölçütü
getirilmediği” gerekçesiyle yürütmesi durdurulan tebliğe göre lisans alan
şirketlere,kuralın yürürlüğe
girdiği tarihi takip eden üç ay içinde başvurmaları halinde eskinin yerine
kaim olmak üzere lisanslarının verilmesi sağlanmış ve daha önce yapmış
oldukları bütün işlemlere hukuki geçerlik kazandırılmıştır. Bu biçimde bir
düzenlemeyle yargı kararı da etkisiz kılınmıştır. Bu nedenle kuralın,lisans verilmesi işlemleri yargı
kararıyla durdurulan bazı şirketlerin yararlarının gözetilmesi amacı
dışında bir amaçla, diğer bir deyişle kamu yararı amacıyla
yasalaştırıldığının kabul edilemeyeceği ve Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olan kuralın iptaline karar
verilmesi gerektiği görüş ve düşüncesinde olduğumuz için aksi yöndeki
karara katılmıyoruz.
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
A.Necmi ÖZLER
|
Azlık Oyu
Anayasa
7., 8. ve 9. maddeleriyle güçler ayrılığını benimsemiş, yargı ile ilgili
138. maddesinde de yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme
kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine
getirilmesini geciktiremeyeceği kurala bağlanmıştır. Ayrıca, Anayasa’nın 2.
maddesinde ifade edilen ve yasaların kamu yararı amacıyla çıkarılmasını
gerektiren hukuk devleti ilkeleri içinde idarenin yargısal denetimi ve
yargı kararlarının uygulanması da yer alır.
İncelenen
kuralın konusunu oluşturan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik ve elektrik enerjisi üretimi için
birden fazla lisans başvurusuna ilişkin tebliğ ile buna dayalı kimi
birelişlemlerin yürütmesi Danıştay
Onüçüncü Dairenin 8.2.2006 günlü 2005/6292 ve 1.3.2006 günlü 2005/9346sayılı kararlarıyla durdurulmuştur.
İdari
yargı yerindeki yargılamanın belirtilen akışına karşın, itiraza konu
kuralda yer alan “…eskinin yerine kaim olmak üzere lisanslar yenilenir”
şeklindeki anlatımla daha önce verilmiş lisansla bağlantı kurulduğu ve
böylece yargı kararının sonuçlarıylailintili bir izlenimininortaya çıkışına etken olunduğu anlaşılmaktadır. Başka bir aktarımla
maddenin evvelce lisans almış olanlara başvuru ve böylece yenileme olanağı
tanıması kuralınönceki hukuksal
durumla ilişkisini kuran bir olgudur. Ayrıca, konuya ilişkin yargı
kararlarının varlığına karşın oluşan bu gelişimle, lisansların
yenilenmesinde nesnel ilkeler veölçütler de getirilmemiştir.
Yukarıda
kararına değinilen yargı yeri, ilgili yönetmelik ve tebliğde herhangi bir
değerlendirme ölçütünün getirilmemiş olmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Yargı yerince saptanan bu duruma karşın, itiraza konu geçici maddeyle
lisans yenileme olanağı tanınırken hiçbir ölçüt öngörülmemekte, kamu
hizmeti niteliğindeki elektrik üretimi kapsamında etken olması gereken kamu
yararının öncelikli bir konumda tutulmadığı görülmektedir.
Açıklanan
nedenlerle Anayasa’nın 2., 9. ve 138. maddelerine aykırı olarak 4283 sayılı
yasanın geçici 3. maddesinin (B) fıkrasının sonuna 5625 sayılı Yasa’nın 1.
maddesiyle eklenen bendin yargı kararlarına ilişkin yapısı ilekamu yararını gözetmemesinden ötürü
iptali gerekeceği oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
|