|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2005/53
Karar Sayısı :
2008/161
Karar Günü :
13.11.2008
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 1. Aile Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medeni
Kanunu’nun 337. maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa’nın 5., 10., 12. ve 41. maddelerineaykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Evlilik birliği
dışında doğan çocuğun velâyetinin düzenlenmesi istemiyle açılan
davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu savını ciddi
bulan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“İPTALİ
İSTENİLEN YASA KURALININ ANAYASAYA AYKIRILIĞI SORUNU:
1- Anayasanın 5. maddesi yönünden
inceleme:
5. mad. Devletin temel amaç ve görevini
belirlerken Devlete kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin
temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli,
şartları hazırlamaya çalışmak görevini vermiştir.
Türk Medeni Kanununun 337. mad. kural
ise çocuğun doğal babası ile velayet ilişkisinin kurulmasını engellemekte
çok ağır koşullara bağlamaktadır. Bu durumda çocuk babasının nüfusuna
kaydedilmek ve Medeni Kanununun 321. maddesine göre de babasının soyadını
almak gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahip olamamaktadır. Elbetteki bu durum çocuğun toplum içersinde maddi ve
manevi gelişme olanağını sınırlayıcıdır. O halde Medeni Kanunun 337.
maddesi çocukların temel hak ve özgürlüklerinin sosyal hukuk devletine
bağdaşmayacak şekilde sınırlamakta olduğundan Anayasanın 5. maddesine
aykırıdır. Bu iddia ciddi olup tartışılmalıdır.
2- Anayasanın 10. maddesi yönünden
inceleme:
Anayasamızın 10. maddesinde; Kanun
önünde eşitlik başlığını taşımakta olup: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz” demektedir.
Bu duruma göre evlilik dışı doğan
çocukta “herkes” sözcüğünün kapsamı içindedir. Dolayısı ile çocuğun her
çocuk gibi babasının nüfusuna kaydolmak konumuz dışında olmakla birlikte
babasının soyadını almak yasal hakkıdır. Velayetin kararımızın
baş kısmında belirttiğimiz kapsamı bakımından da çocuğun babasının
yükümlülüklerinden ve haklarından yararlanması çocuğun kişiliğine bağlı
temel hak ve özgürlüğü sayılmalıdır, evlilik içinde doğan çocuğun aynı
babadan doğan diğer kardeşleri ile aynı haklara sahip olduğu düşünülürse
aynı babanın bir başka kadından doğurduğu çocuğun kardeşlerinden farklı bir
hukuki konumda olmaması gerekir. Aslında çocuğa karşı hak ve yükümlülüklerinde
evli baba ile evli olmayan baba arasında da medeni yasamız bir farklılık
getirme durumunda kalmıştır. Çocuğun kendi elinde olmayan
nedenlerle evlilik dışı doğması halinde diğer çocuklardan farklı bir hukuki
konumda olması eşitlik ilkesine aykırıdır ve kişiliğinin serbestçe oluşumu,
gelişimi, temel hakları ile de bu durum bağdaşamaz, zaten çağdaş ve uygar
ülkeler evlilik dışı ve evlilik içi doğmuş çocuk ayrımını ve bu çocuklar
arasındaki eşitsizliği kaldırmıştır. Çocuklar arasındaki her türlü
ayrımcılığa son verilmektedir. Çağdaş ve uygar olma yönünde büyük çabalar
gösteren ülkemizin de çocuklar arasında hertürlü
ayrımcılığa son verilmesi yönünde düzenleme yapması gerekmektedir. Bu
nedenle TMK 337. maddesi Anayasamızın 10. maddesine aykırıdır kanısındayız.
3- Anayasamızın 12. maddesi yönünden
inceleme:
Bu maddede herkesin kişiliğine bağlı
dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlerinin bulunduğu
belirtilmiş ve “Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve
diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder” denmiştir.
O halde evlilik dışı doğan çocuk ile
evlilik içi doğan çocuk arasında konumuz olan velayet bakımından ve konumuz
dışında kalan soyadı bakımından farklılık olması düşünülmemelidir. Çünkü
evlilik dışındaki çocukta Anayasamızın 12. maddesinde geçen “Herkes
sözcüğünün kapsamı içindedir. O halde herkes sözcüğünün kapsamı içinde olan
evlilik içi ve evlilik dışı çocuklar hakkındaki medeni yasamızın
düzenlemesinin de benzer olması gerekir. Anayasamızdaki eşitlik kuralı
nedeniyle herkesin aynı yasa kurallarına bağlı tutulmaları gerekir, ancak
çok haklı nedenler varsa bazı kişiler başka kurallara bağlı tutulabilirler,
çocukların farklı kurallara bağlı tutulmasında haklı bir neden yoktur,
çünkü çocuğun dünyaya gelişi kendi dışında gerçekleşmektedir. Ayrıca yukarda belirtildiği gibi evlilik içi doğan çocuğun
babasının velayet kapsamındaki hak ve görevleri ile evlilik dışı doğan
çocuğun babasının hak ve görevleri yine farklıdır, evlilik içi doğan çocuk
kararımızın giriş kısımlarında ayrıntılı şekilde gösterildiği üzere
velayetin kapsamı bakımından tümü ile babasından yararlandığı halde evlilik
dışı doğan çocuk bu haklardan yoksun kalmaktadır. Bu nedenlerle de
Anayasaya aykırılığı ciddi bulunan TMK.337. maddesinin Anayasamızın 12.
maddesine aykırı olduğu kanısındayız.
4- Anayasamızın 41. maddesi yönünden
inceleme:
Anayasamızın 41.maddesi: Aile Türk
toplumunun temelidir. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın
ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını
sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar demektedir.
Maddenin gerekçesinde “… çünkü Medeni olmadan bir aileden bahsedilemez, millet
hayatı bakımından aile kutsal bir temeldir. Bu nedenle devlet ailenin
refahı ve huzurunu koruyacaktır… Ailenin korunması yanında ananın ve
çocuğun da korunması hükme bağlanmıştır ... çocuğun korunması, genel olarak ifade edilmekle
yitirilmiş ve evlilik içi ve dışı çocuklar arasında ayrım gözetilmemesi
esası benimsenmiştir. Bu sonuç esasen “eşitlik ilkesi”nden
de çıkarılabilir. Çeşitli Anayasalarda evlilik dışı çocuklar için sevk
edilen hükümlere benzer bir düzenleme bu nedenle gereksiz görülmüştür.”
denmiştir. O halde Anayasa gerekçesinde çok açık belirtildiği gibi evlilik
dışında doğan çocukların da korunmasını devlete yüklemektedir. Medeni
Kanunumuz 337. maddesi evlilik dışı doğan çocuğun belli ve ağır koşulların
gerçekleşmesi dışında velayetinin doğal babaya bağlanmasını
engellemektedir, evlilik dışı doğan çocuk evlilik içi doğan çocuğun birçok
haklarından velayet bakımından yoksun kalmaktadır. Örneğin velayetin
kapsamı bakımından evlilik içinde doğan çocuk üçüncü kişilere karşı anne -
babası ile birlikte velayeten temsil edilmekte
iken evlilik dışı doğan çocuk yalnızca velayeten
annesi tarafından temsil edilmektedir.
Tüm bunların yanında çağdaş hukukta
aile kavramına yeni bir yorum getirilmiş ve doğal ailenin de aile kapsamında
kalacağı ve her bakımdan korunacağı kabul edilmiştir.
Bu konuda yayımlanan çocuğun baba
yönünden soyadı konulu yazıda:
“Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m 8/1 anlamında
“Aile” kavramına, anne-baba ve yasal olsun-olmasın bunların çocuklarıyla
olan ilişkilerini de dahil etmektedir. AİHM,
Belçika’ya karşı Marckx ve İohnston
kararlarında evli olmayan anne ile çocuk arasındaki ilişkiye de AİHS m 8/1
anlamında aile yaşamı olarak ele almış ve AİHS m 8/l’in
koruma alanına “doğal aile”nin girdiği sonucuna varmıştır.” (Bknz. DOĞAN İzzet Güncel
Hukuk sayı:12 Aralık 2004 Aylık Hukuk Dergisi sayfa:46-47)
Çocuk toplum içinde yalnızlığa
itilmemeli yasalar yolu ile manevi yönden ezilmemeli güçsüz bırakılmamalıdır.
Anayasamız evlilik
içi çocuk gibi evlilik dışı çocuğu koruyarak çocuklar arasında bir denge
kurmak istemiş ve bunu gerekçesinde açıkça belirtmiştir, hernekadar TMK.337. maddesi İsviçre Medeni Kanunundan
alınmışsa da kararımızın yukardaki giriş kısmında
belirttiğimiz gibi İsviçre Medeni Kanununda 1998 yılında yapılan
değişiklikle eklenen 298. (a) maddesi Türk Medeni Hukukuna alınmamış
olmakla her iki yasa arasında da farklılık doğmuştur, evlilik dışı çocuğun
korunması evlilik dışı ilişkileri teşvik eder bir sonuç doğurmamaktadır,
belki tam karşıtı velayeti de yüklenecek baba için bu ilişkinin caydırıcı
bile olabileceği düşünülebilir, evlilik dışı çocuğun evlilik içi çocukla hukuksal
bakımdan ayırımlarını kaldıran yasa değişiklikleri ve özellikle soy bağı
düzgün ve soy bağı düzgün olmıyan çocuk ayrımının
kaldırılmasının evlilik dışı ilişkileri teşvik edici ve bu ilişkilerin
arttırıcı bir nedeni olduğu iddia olunabilinir mi?
İşte bu nedenlerle TMK. 337. maddesinin
Anayasanın 41. maddesine de aykırı olduğunu düşünmekteyiz.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun itiraz konusu
kuralı da içeren 337. maddesi şöyledir:
“Ana
ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş
ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi
atar veya velâyeti babaya verir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 5.,
10., 12. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM,
Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali GÜZEL ve Fettah OTO’nun katılımlarıyla
3.6.2005 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- İtiraz Konusu Kuralın Anlam ve
Kapsamı
İtiraz konusu kural, evlilik birliği dışında doğan
çocuğun velâyetinin kime ait olacağını düzenlemektedir. Velâyet kavramı,
Türk Medeni Kanunu’nda açıkça tanımlanmamıştır. Bununla birlikte Türk
Medeni Kanunu’nun 339. maddesi hükümlerinden genel olarak velâyet
kavramının içeriğinin belirlenmesi mümkündür. Buna göre velâyet kısaca, ana
babanın prensipte ergin olmayan çocuklarıyla ilgili olarak kanunen gerekli
kararları alma yetkisini ifade eder. Öğretide ise velâyet, küçüklerin ve
bazen de kısıtlı ergin çocukların gerek kendilerine, gerek mallarına özen
gösterme ve onları temsil etme konusunda kanunun ana ve babaya yüklediği
yükümlülükler ile bu yükümlülüklerin iyi bir şekilde yerine getirilmesini
sağlamak üzere onlara tanıdığı hakların tümü olarak tanımlanmıştır.
Velâyet, birçok hak ve yükümlülüğü içeren bir
hukuki kurumdur. Velâyet, ana babanın çocuğa ilişkin sorumluluklarının ve
yetkilerinin tümünü kapsar; bu bağlamda çocuğun bakım ve eğitimi, kanuni
temsili, malvarlığının yönetimi ve çocuğun menfaatlerinin korunması için
hukuki temel oluşturur. Önceleri ana babanın çocukları üzerindeki hâkimiyet
hakkı olarak görülen velâyet, günümüzde hem yükümlülük hem de bir hak
olarak anlaşılmaktadır.
Velâyet, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak
niteliğindedir. Bu nedenle başkasına devredilemez, miras yoluyla geçmez ve
bu haktan vazgeçilemez. Bu hak başkasına devredilemediği gibi bu haktan
feragat da edilememektedir. Bununla birlikte yasanın gösterdiği bazı
şartlar altında velâyet hakkının kullanılmasının kısmen veya tamamen üçüncü
kişilere bırakılması mümkündür.
Türk hukukunda velâyet hakkı kural olarak sadece
ana ve babaya tanınmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 335. maddesinde ‘ergin
olmayan çocuk ana ve babasının velâyeti altındadır’ denilmiştir. Aynı
şekilde, Türk Medeni Kanunu’nun 314. maddesinin birinci fıkrasında evlat
edinenin de ergin olmayan evlatlık üzerinde velâyet hakkı olduğu kabul
edilmiştir. Ana ve baba evli iseler velâyet hakkı çocuğun dünyaya geldiği
anda her ikisine de ait olarak doğar. Ana ve baba evli değillerse, çocuğun
velâyeti doğum anından itibaren anaya aittir. Evlilik birliği dışında doğan
çocuğun anasının velâyeti kullanamadığı veya kullanmasının mümkün olmadığı
istisnai hallerde ise, hâkimin takdirine göre velâyet babaya verilebilir
veya çocuğa vasi atanabilir (Türk Medeni Kanunu m.337). Ayrıca, Türk Medeni
Hukukunda evlilik birliği dışında anne ve babanın velâyeti birlikte
kullanma hakları tanınmamıştır. Yasakoyucu 743 sayılı mülga Medeni Kanunun
uygulandığı dönemde olduğu gibi velâyetin askıda kalmaması için, evlilik
birliği dışında doğan çocukların velâyetinin kendiliğinden ve başka bir
işleme gerek kalmaksızın anneye ait olması esasını kabul etmiştir.
B- Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu
Başvuru kararında, itiraz konusu kural nedeniyle
evlilik birliği içinde doğan çocuklarla ve evlilik birliği dışında doğan
çocuklar arasında ayırım yapıldığı, evlilik birliği dışında doğan
çocukların velâyetinin babaya verilmesinin çok güç şartlara bağlandığı,
evlilik birliği dışında doğan çocuğun babasının soyadından ve babasının
velâyetle ilgili yükümlülüklerinden yararlanamadığı, babanın evlilik
birliği dışında doğan çocuğun eğitim ve gelişimine katkıda bulunamadığı,
oysa evlilik birliği içinde doğan çocuğun bunlardan faydalandığı ve daha
avantajlı bir durumda olduğu, ayrıca evlilik birliği içinde doğan
çocukların babaları ile evlilik birliği dışında doğan çocukların babaları arasında
eşitliğe aykırı uygulamaların ortaya çıktığı, bu nedenle kuralın Anayasa’ya
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
çiğnenmesi yasaklanmıştır. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik
ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için
yasalarla değişik kurallar konulamaz.
Anayasa’nın “Ailenin korunması” ile ilgili
41. maddesinde; “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler
arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle
ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını
sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.” denilmektedir.
Türk hukukunda evlilik birliği içinde ve dışında
doğan çocuklar arasında haklara ehil olma, hakları kullanma ve hukuksal
korunma bakımından her türlü eşitsizliğin 4721 sayılı Medeni Kanun ile
kaldırıldığı öğretide kabul görmekle birlikte, “velâyet” ve “soyadı”
konularında farklı görüşler bulunduğu bilinmektedir.
Başvuran mahkemenin evlilik dışı doğan çocuğun
soyadı hakkı konusunda ileri sürdüğü savlarla ilgili olarak, ebeveynin soyadını
kullanma hakkı velâyetin değil öncelikle soybağının
bir hukuki sonucudur. Bu nedenle,
itiraz konusu kuralla ilgili olmadığı anlaşılan bu savların incelenmesine
gerek görülmemiştir.
İtiraz konusu kuralın
gerekçesi incelendiğinde, kanunkoyucunun 743 sayılı
mülga Türk Medeni Kanunu’nun uygulandığı dönemde yaşanan tecrübeleri nazara
alarak, evlilik birliği dışında doğan çocuğun velâyetinin askıda kalmaması
ve hak kaybına uğramaması için, doğumdan sonra velâyetin kural olarak
anneye, istisnai durumlarda ise babaya verilmesini veya vasi atanmasını
tercih ettiği anlaşılmaktadır.
Aynı şekilde, Avrupa’daki ve
dünyanın diğer bölgelerindeki çağdaş ülkelerin medeni hukuk mevzuatında, olağanüstü
bazı şartlar haricinde evlilik birliği dışında doğan çocukların velâyetinin
anneye verilmesi yöntemi yaygın bir uygulamadır. Diğer taraftan,
uluslararası belgelerde de, evlilik birliği dışındaki doğan çocukların
velâyetinin anneye veya babaya veya her ikisine verilmesi konusundaki
tercih genellikle devletlerin takdirine bırakılmıştır.
Yasakoyucu evlilik birliği dışında
doğan çocukların ana ve babalarının anlaşmaları ve hâkimin de bu anlaşmayı
uygun görmesi halinde, velâyeti birlikte kullanma haklarını öngörmemiş ve
velâyetin doğrudan babaya verilmesi yolunu da tercih etmemiştir. Evlilik birliği dışında doğan çocuğun doğumdan
itibaren derhal yasal bir temsilciye sahip olması, çocuğun yüksek yararı
gereğidir. Evlilik dışı çocuğun velâyetinin doğrudan anneye verilmesi,
istisnai durumlarda velâyetin babaya verilmesi veya vasi atanmasının
nedeni, soybağı
ilişkisinin kolaylıkla kurulması, anne ve çocuk arasındaki özel biyolojik
ve ruhsal bağın varlığı olup, bu husus yasakoyucunun
takdir alanı içindedir.
Evlilik birliğinin devamı ile evlilik birliğinin
sona ermesi ve evlilik dışı çocuk sahibi olunması hallerinde, velâyet
hakkının kullanılması konusunda farklı düzenlemeler öngörülmesinde, bu
hakka sahip olan veliler aynı hukuksal konumda bulunmadıklarından
aralarında eşitlik karşılaştırması yapılamaz. Bu nedenle kuralın
Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı bir yönü görülmemiştir.
Anayasa’nın 41. maddesi ile toplumun temeli olan
ailenin huzur ve refahı ve özellikle ana ve çocuğun korunması için gerekli
önlemleri almak görevi Devlet’e verilmiştir. Bu madde de belirtilen “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile
özellikle ananın ve çocukların korunması.... için gerekli tedbirleri alır” hükmü çocukların
korunmasını da güvence altına alır. Kuralda evlilik birliği dışında
doğan çocuğun haklarının korunması ve yasal yönden temsilcisiz kalmaması
için velâyetin doğumla birlikte anneye verilmesinin öngörülmesi, Anayasa’nın 41. maddesinde çocukların
korunması için gerekli tedbirleri alma yönünde Devlet’e verilen görevin
yerine getirilmesinin bir ifadesidir.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın 10. ve 41.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu kuralın Anayasa’nın 5. ve 12.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 337. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, 13.11.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Fettah
OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|