|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2006/166
Karar Sayısı : 2009/113
Karar Günü : 23.7.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :Danıştay Onikinci
Daire
İTİRAZIN KONUSU : 25.2.1954 günlü, 6283
sayılı Hemşirelik Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrasında yer alan
“…kadınlardan…” sözcüğü ile 3. maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa’nın 2., 10., 13., 49. ve 70. maddelerine aykırılığı savıyla
iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
Hemşirelik Yüksekokulu mezunu olan davacının, erkek olması nedeniyle hemşire olarak
atamasının yapılmamasına ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağını oluşturan
Kamu Personel Tercih Kılavuzunda hemşire olarak yapılacak atamalarda kadın
olma şartını getiren hükmün iptali istemiyle açılan davada itiraz konusu
kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“6283 sayılı Hemşirelik Kanunu’nun gerekçesi ile
ilgili meclis tutanaklarının incelenmesinden, hemşire olarak atanacaklarda
kadın olma koşulunun gerekliliği konusunda inandırıcı ve kabul edilebilir
bir gerekçeye rastlanmamış olup, bazı işlerin yalnızca kadınlar tarafından
yapılabileceği şeklindeki geleneksel bir anlayıştan kaynaklandığı kanaatine
varılmıştır.
Hemşirelik mesleğinin tarihçesi incelendiğinde
hemşireliğin bir erkek mesleği olarak doğduğu, bir başka deyişle ilk
hemşirelerin (M.Ö.250) erkekler olduğu görülecektir. Amerikan iç savaşında
erkeklerin azalması, Kırım savaşında da İngiltere’den gönüllü olarak
bayanların hizmet sunmak istemeleri nedenlerine dayalı olarak bayanların bu
meslekte rol almaya başladıkları görülmüştür.
Şu anda, Dünyanın pek çok ülkesinde (ABD, Japonya,
Avustralya, İngiltere, Kanada, Norveç, İsviçre, Tayland, Singapur, Almanya,
İrlanda, Danimarka) erkek hemşireler sağlık alanında hizmet verdiği gibi
“hemşire kadındır” önyargısını yıkmak için erkeklerin bu mesleği seçmeleri
yolunda bir teşvik de bulunmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri
arasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesi vardır. Bu ilkenin
anlamı, kamu yararı düşüncesi olmaksızın başka deyimle yalnızca özel
çıkarlar veya yalnızca belli kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa
kuralının konulamayacağıdır. Hemşirelik de diğer mesleklerde olduğu gibi
toplumsal ihtiyaçlardan doğan insan hayatıyla yakından ilgili bir
meslektir. Profesyonel bir meslek olan hemşirelikte cinsiyet ayırımına
gidilmesinde kamu yararı bulunduğu söylenemez. Zira hemşireliğin sosyal
rolü hemşireliğin kadınsı fonksiyonlarla tanımlanmasından büyük ölçüde
etkilenmiş olup, hemşirelik eğitimi alan erkeklerin bu mesleği icra
edememeleri için hiç bir neden bulunmamaktadır. 657 sayılı Yasa’nın 36.
maddesinde belirtilen Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri
sınıfında erkek-kadın ayırımı bulunmadığı halde bu sınıftan yalnızca
hemşirelik mesleği için cinsiyet ayırımına gidilmesi tam bir çelişki
oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında;
“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din,
mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin, Kanun önünde eşittir.”
denilmiş, 3. fıkrasında, bu ilkenin doğal sonucu olarak “Hiçbir kişiye, aileye,
zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” kuralı öngörülmüştür.
Madde gerekçesine göre, “... insanın
insan olması dolayısıyla doğuştan bir değeri ve haysiyeti vardır. Bu onun
tabii bir hakkıdır. Bu hak dolayısıyla herhangi bir niteliğe veya ölçüye dayanılarak
insanlar arasında ayrım yapılamaz, insanlar arasında kanunların uygulanması
açısından da hiçbir fark gözetilemez. İnsanlar arasındaki eşitliğin temellerinden
birini de böylece kanunlar önünde eşitlik ilkesi sağlar”.
Anayasa Mahkemesi’nin 23.6.1998 günlü, E:1998/3,
K:1998/28 sayılı kararında; “Eşitlik ilkesi, aynı konumda bulunan kadın ve
erkeğin yasalar önünde eşit haklara sahip olmasını gerektirir. Kişinin
cinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre ayrıcalıklı duruma getirilmesi bu
ilkeye aykırı düşer. Ayrıca eşitlik, bireyler arasındaki farklılıkların gözardı edilerek herkesin her bakımdan aynı kurallara
bağlı tutulması anlamında da algılanamaz. Kimi kişilerin başka kurallara
bağlı tutulmalarında haklı nedenler varsa, yasa önünde eşitlik ilkesine aykırılıktan
söz edilemez. Bu nedenle, yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu
kıldığı kimi ayrımlar haklı bir nedene dayandığı ölçüde eşitliği bozmadığı
halde, cinsiyetten başka bir nedene dayanmayan ayırımlar eşitlik ilkesine
açık bir aykırılık oluştururlar” gerekçesine yer verilmiştir.
Cinsiyete dayanan ayırımlar, taraf olduğumuz insan
haklarına ilişkin uluslar arası belgelerde de reddedilmektedir.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin “Başlangıç”
kısmında, “Birleşmiş Milletler Halklarının, Birleşmiş Milletler
Antlaşmasında temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine,
erkeklerle kadınların hak eşitliğine olan inancını yeniden belirttikleri”
açıklanmakta;
2. maddesinde, “Herkes; ırk, renk, cinsiyet gibi
herhangi bir ayırım gözetilmeksizin bildirgede öne sürülen tüm hak ve
özgürlüklere sahiptir.” denilmekte; 7. maddesinde, “Herkes yasa önünde
eşittir ve ayırım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunmaya hakkı
vardır. Herkes, bu Bildirgeye aykırı her türlü ayırdedici
işlem ve böyle bir işlem için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit
korunma hakkı vardır.” kuralına yer verilmektedir.
“İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin Başlangıç”
kısmında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne gönderme yapılarak
Bildirgedeki hakların evrensel ve etkin olarak tanınması ve gözetilmesinin
güvence altına alınması amacından söz edilmekte; 14. maddesinde de, “Bu
sözleşmede öne sürülmüş olan hak ve özgürlüklerden yararlanma; cinsiyet,
ırk, renk, dil, din... ayrımı gözetilmeksizin
herkes için sağlanır” denilmektedir. Uluslararası belgelerin cinsiyete
dayalı ayırımı reddeden bu kuralları ile Anayasa’nın “kanun önünde eşitlik”
başlıklı 10. maddesi arasında temelde bir farklılık bulunmamaktadır.
Uluslararası metinlerde temel bir ilke olarak
yerini koruyan, eşitliğin zaman içinde insana verilen değerin artmasına
bağlı olarak hak ve özgürlükler listesinin genişlemesiyle soyuttan somuta
indirgenerek birçok alanda düzenlemelerin kaynağını oluşturduğu
görülmektedir. Çağdaş hukuk anlayışında görülen gelişmeler ulusların, hukuk
düzenlerinin yeniden gözden geçirilmesini, saptanan aykırılıkların
giderilmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda, hemşirelik mesleğini yürütmede
bayanlara bir tür üstünlük tanımanın haklı ve geçerli bir nedeni
bulunmadığı gibi çağdaş hukuk anlayışına ters düşen kanun maddesi,
Anayasa’nın 10. maddesine de açık bir aykırılık oluşturmaktadır. Hatta son
olarak 7.5.2004 günlü ve 5170 sayılı Kanunla Anayasa’nın 10. maddesine
getirilen ek hükümle devletin kadın erkek eşitliğinin yaşama geçmesini
sağlamakla yükümlü kılındığı vurgulanmıştır.
Hizmete alınmada görevin gerektirdiği niteliklerden
başka hiç bir ayrımın gözetilmeyeceğini kurala bağlayan Anayasa’nın 70.
maddesi uyarınca Kamu görevlileri hakkında yasalarda öngörülen
kısıtlamaların hizmetin etkin ve verimli bir biçimde yürütülmesi amacına
uygun olması gerekmektedir. Yani hizmete alınmada görevin gerektirdiği
nitelikler belirlenirken yürütülen hizmet arasında günün koşullarına ve
gerçeklerine uyan ve zorunlu bir neden sonuç bağının kurulması gerekmektedir.
Bu yaklaşımdan hareketle hemşirelik mesleğini cinsiyet odaklı belirlemenin
yürütülen hizmeti ne şekilde etkileyebileceği konusunda günün koşullarına
uygun bir neden sonuç bağı kurulamayacağı gibi böyle bir ayırımcılık temel
hakkın özüne dokunulamayacağını öngören Anayasa’nın 13. maddesine de uygun
düşmemektedir.
Öte yandan, temel hakların sınırlandırılmasındaki
amaç ile sınırlamanın sonucu arasında yapılacak düzenlemenin hukuka ve kamu
gereklerine uygunluğunu belirleyecek en önemli unsur ölçülülük ilkesi olup
bu anlamda yasa maddesinde öngörülen sınırlamanın yani sadece bayanların
hemşire olarak atanmasına olanak sağlayan kuralın bizzat kendisinde
ölçülülük ilkesinin esas alındığı Anayasa’nın 13. maddesine uyarlık
bulunmamıştır.
Öyleyse, kadın erkek eşitliğine dayalı olarak
siyasal, ekonomik, sosyal alandaki insan haklarının ve temel özgürlüklerin
tanınmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen ve cinsiyete bağlı
olarak yapılan bu sınırlama Anayasa’nın 13. maddesine aykırılık
oluşturmaktadır.
Bir ülkede demokratikleşmenin yaşama geçirilmesi
ile o ülkede kadın-erkek eşitliğinin sağlanması doğru orantılıdır.
Çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğunu vurgulayan Anayasa’nın 49.
maddesinin hareket noktası kadın ile erkek arasında yaşamın her alanında
var olan ayrımcılığın ortadan kaldırılmasıdır. Bunun gerçekleştirilmesi de
eşitliğe aykırı tüm yasaların ortadan kaldırılması ile mümkündür. Öyleyse,
belirli sağlık eğitim ve öğrenimi gördükten sonra doktorlara yardımcı olmak
üzere hizmet verecek sağlık personelini seçmede cinsiyete dayalı ayrımcılık
yapmanın, hemşirelik ünvanının dolaylı olarak
kişilerin elinden alınması suretiyle çalışma hak kaybına yol açacağı, bu
durumun da Anayasa’nın 49. maddesine aykırılık oluşturacağı açıktır.
Sonuç olarak; topluma ve insanlığa hizmet rolleri
çağın ihtiyaç ve gelişimi çerçevesinde şekillenir. Bu rolleri cinsiyet
odaklı belirlemek hem insanın yaradılışına hem de insan haklarına
aykırıdır. Biyolojik cinsiyetin bakıma ihtiyacı olan kimseye ilgi ve
ihtimam göstermekle herhangi bir ilişkisi yoktur. Nitekim hemşirelik tarihi
incelendiğinde hemşireliğin ilk defa bir erkek mesleği olarak ortaya
çıktığı görülecektir. Sonradan değişen koşullarla kadınların bu meslekte
yoğunluk kazandıkları ve mesleğin kadın mesleği olarak algılanması sonucunu
doğurmuştur. Ancak burada önemli olan kişinin cinsiyeti değil, hemşirelik
yapabilme konusunda aldığı eğitim ve yeterliliği ile bu mesleği icra etme
arzusu ve başarısıdır. Tüm bu nedenler karşısında itiraz edilen Kanun
maddesi Anayasa’nın sözü edilen ilkelerine aykırı görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, Hemşirelik Kanunu’nun
3.maddesinin birinci fıkrasının ve aynı Kanunun 1. maddesinde yer alan
“kadınlardan” sözcüğünün Anayasa’nın 2, 10, 13, 49 ve 70. maddelerine
aykırı olduğu kanaatine varıldığından anılan yasa hükmünün ve belirtilen
sözcüğün iptali ile bu hükmün uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi
güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi için iptali istenilen
maddenin ve sözcüğün yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa
Mahkemesi’ne başvurulmasına, 20.10.2006 tarihinde oybirliği ile karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
25.2.1954 günlü, 6283
sayılı Hemşirelik Kanunu’nun başvuru tarihinde yürürlükte olan ve itiraz
konusu kuralları da içeren 1. ve 3. maddeleri şöyledir:
“Madde
1-Ortaokulu bitirmiş olup 25 yaşından yukarı bulunmıyan
kadınlardan Hükümetçe açılmış
veya tanınmış bir (Ebe - Laborant Hemşire) okulunda üç sene tahsil görüp
Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâletince teşkil olunan jüri huzurunda meslek imtihanı
vererek aldığı diplomayı usulüne göre Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâletine
tescil ettirenlerle 3 üncü maddenin 2 nci
fıkrasında yazılı olanlara (Hemşire) unvanı verilir.
Bu kanunun yürürlüğe
girmesinden evvel usulüne göre hemşirelik sınıfına alınmış olanlar
sanatlarını yapmaya ve hemşire unvanını kullanmaya devam ederler.”
“Madde 3- Türkiye’de hemşirelik sanatını bu
kanun hükümleri dâhilinde hemşire unvanını kazanmış Türk kadınlarından
başka hiçbir kimse yapamaz.
Ancak yabancı memleketlerde
ve mahallî Hükümetlerce tanınmış hemşire okullarında tahsil görerek diploma
alan Türk hemşirelerinin alelusul hüviyetleri tespit edilerek, tahsil
ettiği memlekette tescil edilmiş olanların diplomaları, uygun görüldüğü
takdirde, aynen Sağlık ve Sosyal Yardım Vekâletince onanıp tescil
edildikten sonra sanatlarını yapmalarına müsaade olunur.
Yabancı memleketlerin yukardaki şartları haiz okullarını bitirmekle beraber
diplomaları oraca tescil edilmiyenler Türkiye’de
meslek imtihanı vererek hemşire olabilirler.
Öğretim programları Türk
hemşire okulları programından ve müddetinden az olan yabancı hemşire
okullarından gelenler, noksan olan kısım ve müddetleri Türk hemşire
okullarında tamamlamaya mecburdurlar.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2.,
10., 13., 49. ve 70. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 16.1.2007 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve yürürlüğü durdurma
isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
raporlar, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, profesyonel bir meslek olan
hemşirelikte cinsiyet ayrımına gidilmesinde kamu yararı olmadığı,
erkeklerin bu mesleği icra edememeleri için hiçbir neden bulunmadığı,
Devlet Memurları Kanununda belirtilen Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık
Hizmetleri Sınıfı içinde yalnızca hemşirelik mesleği yönünden cinsiyet
ayrımı bulunduğu, cinsiyete dayalı ayrımların Anayasa’da, İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde yer alan
eşitlik ilkesine aykırı olduğu, kamu hizmetine alınmada görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrımın gözetilemeyeceği,
erkeklerin hemşire olabilmesine engel oluşturan kuralın temel hak ve
hürriyetlerin sınırlandırılmasında esas alınması gereken ölçülülük ilkesine
ve çalışma hürriyetine aykırı olduğu, hemşirelik mesleğinde kişinin
cinsiyetinin değil, bu konuda aldığı eğitimin, yeterliliğinin, bu mesleği
icra etme arzusu ve başarısının önemli olduğu, belirtilen nedenlerle itiraz
konusu kuralların Anayasa’nın 2., 10., 13., 49. ve
70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6283 sayılı Hemşirelik Kanunu’nun 1. maddesinin
iptali istenilen sözcüğün yer aldığı birinci fıkrasında belirli koşullara
yer verilerek hemşire unvanının bu koşulları taşıyan kadınlara verileceği
belirtilmiş, 3. maddesinin birinci fıkrasında da Türkiye’de hemşirelik
sanatının bu kanun hükümleri dahilinde hemşire
unvanını kazanmış Türk kadınlarından başka hiç kimse tarafından
yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 10. maddesinde öngörülen “yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı
olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunanlar kişilerin yasalar
karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Cinsiyet ayrımcılığını reddeden Anayasal düzenleme,
hemşirelik mesleğini yapacak kişilerin belirlenmesine yönelik itiraz konusu
kurallar yönünden de geçerlidir. Hemşireler;
tabip tarafından acil haller dışında yazılı olarak verilen tedavileri
uygulamak, her ortamda bireyin, ailenin ve toplumun hemşirelik girişimleri
ile karşılanabilecek sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını belirlemek ve hemşirelik
tanılama süreci kapsamında belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde hemşirelik
bakımını planlamak, uygulamak, denetlemek ve değerlendirmekle görevli ve
yetkili sağlık personelidir. Hemşirelik mesleğinin icrası bakımından
kadınlar ve erkekler aynı hukuki konumda bulunduklarından, hemşire unvanının
yalnızca kadınlara verilmesini ve hemşirelik sanatının yalnızca kadınlar
tarafından yapılabilmesini öngören itiraz konusu kurallar, cinsiyet
ayrımcılığına yol açmakta ve eşitlik ilkesine aykırı bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu
kurallar Anayasa’nın 10. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kurallar, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı
bulunarak iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2.,
13., 49. ve 70. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
25.2.1954 günlü, 6283 sayılı
Hemşirelik Kanunu’nun;
1- 1. maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “… kadınlardan …” sözcüğüne,
2- 3. maddesinin birinci fıkrasına,
ilişkin yürürlüklerinin durdurulması
isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE,
23.7.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verildi.
VII- SONUÇ
25.2.1954 günlü, 6283 sayılı Hemşirelik
Kanunu’nun;
1- 1. maddesinin birinci
fıkrasında yer alan “… kadınlardan …” sözcüğünün,
2- 3. maddesinin birinci
fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 23.7.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
Cafer ŞAT
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|