|
Esas
Sayısı : 2004/22
Karar
Sayısı : 2009/67
Karar
Günü : 2.6.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :
Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU : 19.3.1985
günlü,3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek
Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un, 26.02.2003 günlü, 4814 sayılı
Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile eklenen Geçici 1. maddesinin
birinci fıkrasının birinci tümcesinde yer alan “Bu kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce…” ibaresinin, Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I-
OLAY
Karşılıksız çek keşide etme
suçundan açılan kamu davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir:
“…
Sanık
hakkında mahkememizde açılan kamu davası ile karşılıksız olarak çek keşide edildiği iddiasıyla
cezalandırılması talep edilmiş, 4814 SY ile değişik 3167 SY uyarınca sanığa ve müşteki
tarafa usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı, banka evrakları ve ilgili nüfus sabıka
kayıtlarının gelerek dosyanın tamamlanmış olduğu görülmüştür.
Bu
çerçeve içerisinde 4814 SY ile değişik 3167 SY nın
Geçici 1. maddesinde açıkça yazılı
olduğu üzere müşteki tarafın kendisine yapılan ihtarlı tebligata rağmen
duruşmaya gelmediği takdirde davanın düşürülmesine
karar verilmesinin gerekeceği, ancak bu maddenin sadece 08/03/2003
tarihinden Önce açılan davalarda uygulanabileceği anlaşılmış, bu nedenlerle 4814 SY ile değişik 3167 SY nın l. maddesindeki koşulların sanık yönünden tamamlandığı ve mahkumiyetine karar
verilmesinin söz konusu olduğu görülmüştür.
Olayımızda
ise söz konusu çekin keşide tarihi 15/01/2003 ve
ibraz tarihi 24/01/2003 olup yasadan
önce olmasına karşın dava C.Savcılığınca 29/08/2003 tarihinde açılmış olup,
bu nedenlerle 4814 SY ile değişik
3167 SY nın Geçici 1. maddesinin uygulama
kapsamına girmediği tespit
edilmiştir.
Açıktır
ki, C.Savcılığınca iddianame 08/03/2003 tarihinden
önce düzenlenmiş olması halinde müşteki tarafın tebligata rağmen yargılamaya
gelmemesi nedeniyle söz konusu yasanın Geçici 1.maddesinin
uygulanmasıyla sanık lehine olarak kamu davasının düşürülmesi gerekecek iken,
iddianamenin daha sonraki bir tarihte düzenlenmiş olması nedeniyle bu yasa hükmü
uygulanamamıştır.
4814
SY ile değişik 3167 SY nın Geçici 1. maddesindeki
düzenlemenin ilk cümlesi nedeniyle;
sanığın kimliğinin, isnat edilen eylemin tarihinin, şikayet tarihinin ya da
başkaca unsurların hiçbir önemi olmaksızın
sadece “ Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki deyimi nedeniyle 08/03/2003
tarihinden önce düzenlenen iddianame tarihi nedeniyle uygulama yapılabildiği açıktır.
Oysa
2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 ve 36 maddelerinde ayrıntılarıyla yazıldığı
üzere mevcut yasanın sanığın eylemiyle ilgisiz sadece iddianame tarihinin erken
ya da geç olmasına yönelik olarak sanık aleyhine uygulamaya neden olduğu,
bunun da bu maddelere açık aykırılık taşıdığı görülmüştür.
Bu
aykırılık nedeniyle 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 152
maddesi gereğince aykırılık mahkememizce re'sen
ciddi görülerek müracaat edilmesi gerekmiştir.
Anlatılan
nedenlerle 4814 SY ile değişik 3167 SY nın Geçici
1. maddesinin ilk cümlesindeki “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce”
deyiminin TC Anayasasının 10 ve 36 maddelerine aykırı olması nedeniyle
iptaline karar verilebilmesi için talepte bulunulması gerekmiştir.
…
Yukarıda
ayrıntılarıyla anlatıldığı üzere dava konusu sanığa ve olaya ilişkin olarak
uygulama zorunluluğu bulunan 4814 SY ile değişik 3167 SY nın ilgili hükümleri göz önüne alındığında; suç tarihi
tamamen aynı olmasına karşın sadece Cumhuriyet Savcılığınca çeşitli nedenlerle 08/03/2003 tarihinden önce ya da sonra iddianame
düzenlenmiş olmasının sanıklar yönünden farklı uygulamalar
gerektireceği, aynı suç tarihinde karşılıksız çek keşide eden iki ayrı sanık yönünden
iddianamesinin daha önce ya da sonra yazılmış olması nedeniyle müştekilerin tebligata rağmen gelmemiş
olması halinde farklı uygulamalara tabi olacakları, birisi hakkında
iddianamesi daha eski tarihli diye dava dosyası düşürülürken, diğer sanık
yönünden suç tarihi ve eylem tamamen aynı olmasına rağmen iddianame tarihi
daha sonra yazıldı diye sanığın
cezalandırılmasıyla sonuçlanacağı açıktır.
Açıkça görüldüğü üzere kişiler arasında kendi eylemleri ya da
durumları farklı olmamasına karşın,
sadece bir kamu görevlisi olan Cumhuriyet Savcısının iddianame tarihi nedeniyle farklı uygulamalar ve sonuçlar
doğmakta olup, elbette bu uygulama kişilerin yasalar karşısında eşit olduğu ilkesine aykırı olduğu gibi,
yargılanan kişiler yönünden adalete olan güveni ve adil yargılama
ilkelerini de ihlal etmektedir.
Sonuç olarak söz konusu 4814 SY ile değişik 3167 SY nın Geçici 1. maddesindeki “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce” deyimi TC Anayasasına aykırı
olduğu gerekçesiyle iptal
edildiği takdirde mevcut dosyamız yönünden iddianame tarihine bakılmayacağı için müşteki taraf yapılan
tebligatlara rağmen gelmediğinden dolayı sanık aleyhine ceza verilmeyerek dosyası bu madde
gereğince düşürülmek suretiyle karar verilecek ve bu şekilde TC Anayasasına
aykırı yan ortadan kalkacaktır.
Bu
anlatılanlar çerçevesinde ilgili yasa hükmünün TC Anayasasının 10.
maddesinde yazılı eşitlik ilkesine ve TC Anayasasının 36. maddesinde yazılı adil
yargılanma ilkesine aykırı olduğu gerekçesi ile;
TC Anayasasının 152. maddesi gereğince iptalinin gerektiği sonucuna
ulaşılmıştır.
…”
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
3167 sayılı Çekle Ödemelerin
Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un itiraz konusu
ibareyi de içeren Geçici Madde 1’i şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce karşılıksız çekler
hakkında açılmış bulunan davalarda, bu tarihten sonra yapılacak ilk
duruşmada hazır bulunmayan şikayetçiye, ilk
duruşmada hazır bulunması veya bir vekil ile kendini temsil ettirmesi,
duruşmaya gelmediği veya vekil de göndermediği takdirde şikayetten
vazgeçmiş sayılacağı hususunda davetiye çıkarılır. Bu davetiye, şikayetçinin, mahkemeye bildirdiği; mahkemede
dinlenmemişse şikayet dilekçesinde belirttiği adresine gönderilir. Davetiye
tebliğine veya tebliğ edilmiş sayılmasına rağmen üst üste iki duruşmaya
gelmeyen veya vekil de göndermeyen şikayetçinin
şikayetinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilir. Şikayetçinin
veya vekilinin haklı mazereti halinde bu hüküm uygulanmaz.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce işlenen karşılıksız çek keşide etme suçu hakkında, 3167
sayılı Kanunun bu Kanunla değiştirilen 16 ncı
maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi uygulanmaz.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce 3167 sayılı Kanunun 16 ncı
maddesinin kapsamına giren suç nedeniyle;
a) Hükümlü ve tutuklu
bulunanların bu hallerinin derhal sona erdirilmesine ve tahliyelerine,
b) Bu Kanunun yürürlük
tarihinden itibaren üç ay içinde bunların dosyalarının ele alınarak hükümlüler
hakkındaki hapis cezalarının çek bedeli tutarı kadar ağır para cezasına
dönüştürülmesine, tutuklular hakkında talep edilmiş olan hapis cezaları
yerine çek bedeli tutarı kadar ağır para cezasına hükmedilmesine,
Mahkemesince karar verilir.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasanın
10. ve 36. maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün
8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN,Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Fazıl
SAĞLAM ve A. Necmi ÖZLER’in
katılımlarıyla 7.4.2004 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
İtiraz
başvurusunda, müşteki tarafın kendisine yapılan ihtarlı tebligata rağmen
duruşmaya gelmediği takdirde davanın düşürülmesine karar verilmesinin
gerekeceği, ancak itiraz konusu maddenin sadece 8.3.2003 tarihinden önce
açılan davalarda uygulanabileceğinin anlaşıldığı, bu şekilde kişilerin
arasında eylemleri veya durumları farklı olmamasına karşın, sadece bir kamu
görevlisi olan Cumhuriyet Savcısının iddianame tarihi nedeniyle farklı
uygulamalar ve sonuçların doğmasının yasalar karşısında eşitlik ilkesine
aykırı olduğu, yargılananlar yönünden adalete olan güveni ve adil yargılama
ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle itiraz konusu kuralın Anayasanın 10.
ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu ibarenin yer
aldığı Geçici Madde 1’de, 4814 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten
önce karşılıksız çekler hakkında açılan davalarda, davanın açıldığı
tarihten sonra duruşmaları takip etmemesi durumunda şikâyetçinin
şikâyetinden vazgeçmiş sayılacağı öngörülmektedir. Yasanın yürürlük
tarihinden sonra yapılacak ilk duruşmada hazır bulunmayan şikâyetçiye, ilk
duruşmada hazır bulunması veya bir vekil ile kendini temsil ettirmesi, duruşmaya
gelmediği veya vekil de göndermediği takdirde şikâyetten vazgeçmiş
sayılacağı hususunda yasada belirtilen adreslere davetiye çıkarılacaktır.
Davetiye tebliğine veya tebliğ edilmiş sayılmasına rağmen üst üste iki
duruşmaya gelmeyen veya vekil de göndermeyen şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmiş
sayılmasına karar verilecektir. Haklı mazeret durumunda bu hüküm
uygulanmayacaktır. Takip eden fıkralarda hangi hallerde hükümlü ve
tutukluların tahliye edileceği ve hapis cezalarının para cezasına
çevrileceği düzenlenmektedir.
4814 sayılı
Yasanın gerekçesinde, 3167 sayılı Yasanın uygulanmasında zaman içinde bazı
sorunlarla karşılaşıldığı ve açılan ceza davalarında ciddi artışların
yaşandığı, çağdaş ceza hukukunda ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve
çeşitlenmesi sonucu bu ilişkilerden doğan ve netice itibarıyla cezaî
müeyyideyi gerektiren eylemlere hürriyeti bağlayıcı cezanın başvurulacak en
son çare olarak öngörülmesinin, “ekonomik suça ekonomik ceza” ilkesinin
doğmasına yol açtığı, bu gelişme nedeniyle karşılıksız çek keşide etmek
suçunu ilk defa işleyenlere hürriyeti bağlayıcı ceza yerine çek bedeli
tutarı kadar ağır para cezası verilmesi, ancak çeke olan güvenin zaafa
uğratılmaması ve cezada etkinliğin artırılması bakımından, bu suçtan mükerrirler hakkında hapis cezası verilmesinin uygun
olduğu; bunların yanında, bugün uygulamada bir nevi kredi aracı niteliğinde
kullanılmakta olan çekin, aslına uygun olarak ödeme aracı hâline
getirilmesinde de zorunlu bulunduğu görüşlerine yer verilmiştir.
Geçici
Madde 1 ile, yasa değişikliklerinden önce hapis
cezası öngörülmüş karşılıksız çek keşide etme suçu nedeniyle açılmış
bulunan davalarda, gerek yeni hukuksal duruma uyum sağlamanın, gerekse mahkemelerdeki
iş yükünün azaltılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Kural yasanın
yürürlüğe girdiği dönemden önceki hukuksal duruma göre açılmış ve halen
görülmekte olan davalarla sınırlı
ve geçici bir etkiye sahiptir. Nitekim 3167 sayılı Yasanın 4814 sayılı Yasayla değişik 16.
maddesinde karşılıksız çek keşide edilmesi durumunda, sanığın çek bedeli
tutarı kadar ağır para cezasıyla cezalandırılacağı, ancak verilecek para
cezasının seksenmilyar liradan fazla olamayacağı
ve suçun tekerrürü halinde bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla
cezalandırılacağı, Madde 16b’de de hükmün kesinleşmesinden sonra şikâyetten
vazgeçildiğinde, hükmün bütün cezai sonuçları ile ortadan kalkacağı
öngörülmektedir.
Yasanın
16c maddesinde ise ekonomik suça ekonomik ceza anlayışına uygun olarak ilk
defa 4814 sayılı yasa ile davanın açılmasına engel olan, davayı düşüren
veya cezayı ortadan kaldıran nedenler düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer
verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı
işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Durum ve konumlardaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli
kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz. Nitelikleri
ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz.
Hak arama hürriyetini
düzenleyen Anayasa’nın 36. maddesinde, “Herkes, meşrû
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz”
denilerek yargı mercilerine dâvâcı ve dâvâlı olarak başvurabilme ve bunun tabiî
sonucu olan iddia, savunma, âdil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.
İtiraz konusu ibarenin yer
aldığı Geçici Madde 1 ile, 4814 sayılı Yasanın
yürürlüğe girdiği tarihten önce karşılıksız çekler hakkında açılan
davalarda, şikâyetçinin davanın açıldığı tarihten sonra duruşmaları takip
etmemesi durumunda şikâyetinden vazgeçmiş sayılacağı öngörülmektedir.
Yasanın yürürlüğe girme tarihine göre yapılan tercih değişikliği yalnızca
gördüğü kamu yararı üzerine yapılan yasa değişikliklerine paralel bir geçiş
sağlamak için ve belirli bir süreyle sınırlı olarak genel uygulamadan ayrık
bir durum yaratma amacına hizmet eden kural niteliğindedir. Yürürlükten
önceki davalar bakımından bir ayrım yapılmadığı gibi, yürürlükten sonraki
davalar bakımından da bir ayrım yapılmamaktadır. Yasa koyucunun kamu
yararını gerçekleştirmek amacıyla çözümlenmesi gereken bir sorun olarak
gördüğü konuları bir tarih belirleyerek çözüme kavuşturması takdir hakkı
içindedir.
İtiraz konusu ibareyle
davacının davasını takip etme hakkına dokunulmamaktadır. Kural ile şikâyet
üzerine açılmış bulunan davanın müştekinin veya vekilinin mazereti
olmaksızın takip edilmemesi durumunda şikâyetten vazgeçilmiş sayılacağı
hükme bağlanmaktadır. Çeşitli nedenlerle mahkemelerde
yoğunlaşmış ve sürüncemede kalmış davaların yargının işlevselliğinin ve çek
kurumunun etkinliğinin sağlanması için hızla sonuçlandırılması amacıyla
getirilmiş bu kural, belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olarak, şikâyet
üzerine başlatılan dava sürecinin, müştekinin davayı takip etme iradesini
göstermemesi durumunda sonlandırılmasını öngörerek müştekinin iradesine
sonuç bağladığından hak arama özgürlüğünün engellendiğinden söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz
konusu kural Anayasanın 10. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtiraz
başvurusunun reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN ile A. Necmi
ÖZLER bu görüşe katılmamıştır.
VI-
SONUÇ
26.2.2003 günlü, 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve
Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının birinci tümcesinde yer
alan “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ...” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT,Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN
ile A. Necmi ÖZLER’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2.6.2009 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY YAZISI
19.3.1985 günlü,
3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında
Kanun’un, 26.02.2003 günlü, 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve
Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun ile eklenen Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasının birinci
tümcesinde yer alan “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce …”
ibaresinin Anayasanın 10. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemi, Anayasa Mahkemesi çoğunluğunca reddedilmiştir. Bu görüşe
aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı görmemekteyim:
İptali istenen kural, yasanın yürürlüğe
girdiği tarihten önce karşılıksız çekler hakkında açılan davalarda, davanın
açıldığı tarihten sonra duruşmaları takip etmeyen şikayetçinin,
şikayetinden vazgeçmiş sayılacağını öngörmektedir. Kurala göre, şikayetçinin veya vekilinin mazeretsiz olarak üst üste
iki duruşmaya gelmemesi halinde davanın düşürülmesine karar verilecek,
karşılıksız çek keşide etme suçundan yargılanan sanık ceza almayacaktır.
İptali
istenen kural, sanığın cezalandırılmasını, şikayetçinin duruşmaları takip etmesikoşuluna
bağlamış ve böylece sanığın daha lehine bir düzenleme getirmiştir. Sanık
lehine olan bu düzenlemeden, kuralın yürürlüğe girdiği tarihe kadar açılmış
davalarda sanık konumunda bulunanlar yaralanacak; yürürlük tarihinden sonra
açılan davaların sanıkları ise yararlanmayacaktır.
Anayasanın
10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalarca aynı işleme tabi tutulmasını sağlamak ve kişilere
yasalar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Anayasanın
38. maddesinde suç ve cezalara ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Maddenin
birinci fıkrasına göre, kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun
suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği
zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza
verilemez.
Bir temel kanun niteliğinde olan 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununun 5. maddesinde “Bu kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve
ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır” denilmiş; 7.
maddesinin birinci fıkrasında Anayasanın 38. maddesindeki ilke
tekrarlanmış, ikinci fıkrasında da “Suçun işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise,
failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü konularak, evrensel
hukuk ilkelerinin başta gelenlerinden biri olan “lehe kanun uygulaması”
ilkesi vurgulanmıştır.
Soruşturulması
ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlara ilişkin
esaslar Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinde gösterilmiştir. Ceza kanununda
belirtilen suçlardan hangilerinin şikayete bağlı
olduğu da, suçların yasal unsurlarını ve karşılığı olan cezalarını gösteren
ilgili maddelerinde yer almıştır. İptali istenen yasa kuralı, 3167 sayılı
yasanın 16b maddesine göre soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı bir suç olan karşılıksız çek keşide etme
suçunun hangi hallerde şikayetten vazgeçilmiş sayılarak kovuşturmaya son
verileceğine ilişkin ek bir düzenleme getirmektedir. Ancak bu düzenleme,
yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar açılmış davalara uygulanmakta, daha
sonra açılacaklara ise uygulanmamaktadır.
Anayasanın
38. maddesi ve ceza hukukunun evrensel ilkeleri gereğince, suç ve cezalara
ilişkin kuralların uygulanmasında suç tarihi esas alınır. Aynı eyleme
verilebilecek sonuç cezanın suç tarihine göre değil dava tarihine göre
belirlenmesine yol açan bir düzenlemenin Anayasa ve ceza hukukunun evrensel
ilkeleriyle bağdaştırılmasına olanak yoktur. Karşılıksız çek keşide etme
eylemini gerçekleştirenler için lehe bir düzenleme getiren kuraldan,
sanığın elinde olmayan dava tarihi ölçütü esas alınmak suretiyle, hakkında
sonradan dava açılan kişinin yararlandırılmaması, bu kişi yönünden lehe
kanun uygulamasını ortadan kaldırmış olur. Bu durum ise Anayasanın 38.
maddesine aykırılık oluşturur.
İptali istenen kural, yürürlüğe
girdiği tarihten önce açılmış davalarda şikayetçinin
şikayetinden vazgeçmiş sayılması halini kolaylaştıran bir düzenlemedir.
Eşitlik ilkesi, bunun bütün sanıklara aynı şekilde uygulanmasını gerektirir.
Aynı suçu işleyen iki kişinin aynı konumda bulundukları, eşitlik
karşılaştırması için kişilerin eylemleri dışında bir ölçüt uygulanamayacağı
dikkate alındığında, haklarındaki davalar farklı günlerde açılan iki
karşılıksız çek sanığından biri lehte uygulamadan yararlanırken diğerinin yararlanamamasıAnayasanın
10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.
Anayasanın
2. maddesinde yer alan hukuk devletinin en önemli öğelerinden olan hukuk
güvenliği, belirliliği zorunlu kılar. Hukuk devleti ilkesine göre,
yasaların Anayasaya ve hukukun evrensel ilkelerine aykırı olamayacağının
bilincinde olan devlet, hukuki konumları aynı olan iki kişiye, tesadüflere
göre belirlenen bir ölçüte dayanarak farklı uygulamalar yapamaz. İptali
istenen kural bu yönden de Anayasaya aykırıdır.
Kuralın
Anayasanın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılık
nedeniyle iptal edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
Esas
Sayısı : 2004/22
Karar
Sayısı : 2009/67
KARŞIOY GEREKÇESİ
26.2.2003
günlü, 4814 Sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin
Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un geçici
1. maddesinin, birinci fıkrasında, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten
önce karşılıksız çekler hakkında açılmış bulunan davalarda bazı koşulların
gerçekleşmesi halinde şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmiş sayılmasına karar
verileceği öngörülmüş, başvuran Mahkeme, sadece bu fıkranın ilk tümcesinde
yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce” ibaresinin
Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde
belirtilen eşitlik ilkesi herkesin yasalar önünde eşit kılınmasını, aynı
durumda bulunanlar arasında ayırım yapılmamasını ve kimseye imtiyaz
tanınmamasını; 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ise
kişilerin davacı ve davalı olarak aynı koşullarda farklı kurallara bağlı
tutulmamasını gerektirir.
İtiraz konusu ibare ile suç
tarihinin değil dava tarihinin esas alınması, Başvuru Kararı’nda da belirtildiği
gibi, aynı tarihte karşılıksız çek keşide eden iki sanık hakkında
iddianamenin daha önce veya sonra yazılmış olmasına bağlı olarak davanın
düşmesi veya sanığın cezalandırılması sonucunu doğuracaktır. Aynı konumda
bulunan kişilere, kendi iradeleri dışındaki nedenlerle farklı kuralların
uygulanması, Anayasa’nın ve evrensel hukukun temel ilkeleri arasında
bulunan eşitlikle bağdaşmadığı gibi adil yargılanma hakkını da zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle
Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırı olan itiraz konusu ibarenin
iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Esas
Sayısı : 2004/22
Karar
Sayısı : 2009/67
KARŞIOY GEREKÇESİ
4814 sayılı Çekle Ödemelerin
Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun’un itiraz konusu ibareyi de içeren
Geçici 1.
maddesinde; bu Yasa’nın yürürlüğe girdiği 8.3.2003 tarihinden önce
karşılıksız çek tanzim edenler hakkında açılan davalarda, bu tarihten sonra
yapılacak ilk duruşmada hazır bulunmayan şikayetçiye,
ilk duruşmada hazır bulunması veya bir vekil ile kendini temsil ettirmesi,
duruşmaya gelmediği veya vekil de göndermediği takdirde şikayetten
vazgeçmiş sayılacağı hususunda davetiye çıkarılacağı, davetiye tebliğine
veya tebliğ edilmiş sayılmasına rağmen üst üste iki duruşmaya gelmeyen veya
vekil de göndermeyen şikayetçinin şikayetinden vazgeçmiş sayılmasına karar
verileceği öngörülmüştür.
4814 sayılı Yasa’nın
gerekçesinden, çekle ödemelerin düzenlenmesi ve çek hamillerinin korunması
hususunda uygulamada karşılaşılan sorunları, bu bağlamda açılmış
davalardaki birikimi gidermeyi amaçladığı anlaşılmaktadır.
İtiraz başvurusundan da
anlaşıldığı gibi düzenleme, suç tarihi ve eylemi aynı olan davalarda,
maddede yazılı koşullar gerçekleştiğinde 8.3.2003 tarihinden önce açılmış
davalarda davanın düşmesine, bu tarihten sonra açılmış davalarda ise
sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gibi farklı
uygulamalara neden olmaktadır.
Yasakoyucu,
yargı sorunlarına çözüm getirmek amacıyla düzenlemeler yapabilir. Ancak, bu
yöndeki takdir hakkını kullanırken Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen
hukuk devleti ilkesine uygun olarak adaletli bir hukuk düzeni kurmak
zorundadır.
İtiraz
konusu kuralın, aynı tarihte karşılıksız çek tanzim eden sanıklardan
Cumhuriyet Savcılarınca kimi nedenlerle haklarında 8.3.2003 tarihinden
sonra dava açılmış olanlar yönünden adaletsiz sonuç doğurduğu açıktır. Bu
nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine
aykırıdır.
Öte yandan, itiraz konusu
kuralla, aynı tür suçu aynı tarihte işleyen ve hukuksal durumları aynı olan
kişiler arasında farklılık yaratılmıştır. Hukuksal durumları aynı olan
kişilerin haklarında kamu davası açılmış veya açılmamış olmasına göre
farklı kurallara tabi tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık
oluşturacağından kural Anayasa’nın 10. maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olan itiraz konusu kuralın
iptaline karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına
katılmadık.
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
A.Necmi ÖZLER
|
|