|
Esas Sayısı : 2006/129
Karar Sayısı: 2009/121
Karar Günü: 1.10.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR
:
1- İzmir 3. İdare Mahkemesi (E.2006/129),
(E.2006/153)
2- Danıştay 6. Dairesi(E.2008/68)
İTİRAZLARIN
KONUSU :
4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 16.6.2004 günlü,
5189 sayılı Yasa ile eklenen ek 35. maddesinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 35., 56., 57., 123. ve 127. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
Sabit
elektronik haberleşme cihaz ve tesislerinin imar mevzuatına aykırı olarak
kurulduğu gerekçesiyle uygulanan idari yaptırımların iptali istemiyle
açılan davalarda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkemeler iptali için başvurmuşlardır.
II- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
İtiraz
başvurularının gerekçelerinde özetle, elektronik haberleşmeyle ilgili alt
yapı oluşumunda kullanılan her türlü tesis ile taşınır, taşınmaz mal ve
teçhizatın, yasa hükümlerine veTelekomünikasyon Kurumu tarafından çıkarılan yönetmeliklere uygun
olarak kurulmak ve Kurumdan gerekli izin, ruhsat veya sertifikaları almak
kaydıyla İmar Kanunu ve İmar Kanununa dayanılarak çıkarılan yönetmeliklerde
belirtilen yapı ruhsatiyesine ve yapı kullanma izninden istisna
tutulmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu, imar mevzuatınca
uygulanacak işlemler bakımından GSM şirketleri ile diğer yapı maliklerinin
aynı hukuksal durumda bulunmalarına rağmen bunlar arasında ayrım yapılarak
diğer yapı maliklerine tanınmayan bir biçimde ve denetimsizlik derecesinde
GSM şirketlerine ayrıcalık tanındığı, Anayasa’nın 5. ve 56. maddeleri ile
Devlete verilen görevlerin imar mevzuatına yönelik düzenlemelerle yaşama
geçirildiği, imar hukuku yönünden bir denetim sorumluluğu bulunmayan
Telekomünikasyon Kurumu tarafından elektronik kirlenme ve radyasyon riski
ölçütleri gözetilerek verilen güvenlik sertifikasının imar mevzuatında
öngörülen ruhsatların yerine geçmesinin mümkün olmadığı, mevcut yapılara
ilave niteliğinde yapılacak yapıların bulundukları alanda getirecekleri
yükseklik-hacim-kitle-gabari artışının imar planı ile kurulan dengeyi
değiştirebileceği, mevcut binanın yapımı sırasında öngörülmemiş ağırlığı
nedeniyle bina statiğine yapacağı olumsuz etkinin hayati tehlike
yaratabileceği, çevrede bulunan diğer bina malikleri yönünden ise görüntü
kirliliğine neden olabileceği, bu yönleriyle Anayasa’da yer alan planlı ve
sağlıklı çevre, konut ve yerleşim ile mülkiyet haklarına olumsuz etki yapacağının
mutlak olduğu, imar planları aracılığıyla imar konusunda düzenleme yapma
yetkisinin ilgili bakanlıklara ve temelde belediyelere ait olduğu, bu
yetkinin elektronik haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda kullanılan
taşınır ve taşınmaz mallar yönünden yerel yönetimlerden alınmasının
Anayasa’da yer alan yerinden yönetim ilkesine aykırı bulunduğu, belirtilen
nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 5.,
10., 35., 56., 57., 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
4.2.1924
günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 16.6.2004 günlü, 5189
sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen ve iptali istenilen ek 35. maddesi
şöyledir:
“Elektronik
haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda kullanılan direk, kule, kulübe, konteynır, anten, dalga kılavuzu, enerji nakil hattı,
alt yapı niteliğindeki tesisler gibi her türlü taşınır, taşınmaz mal ve teçhizat,
kanun hükümlerine ve Kurum tarafından çıkarılan yönetmeliklere uygun olarak
kurulmak ve Kurumdan gerekli izin, ruhsat veya sertifikaları almak
şartıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu ve İmar Kanununa dayanılarak çıkarılan
yönetmeliklerde belirtilen yapı ruhsatiyesine ve yapı kullanma iznine tâbi
değildir.”
B- Dayanılan Anayasa
Kuralları
İtiraz başvurularında, Anayasa’nın 2., 5., 10., 35., 56., 57., 123. ve 127. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
A- Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca yapılan ilk inceleme
toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine 2006/129 ve 2006/153 Esas sayılı itiraz başvurularında Haşim
KILIÇ ve Şevket APALAK’ın karşıoyları
ve oyçokluğuyla, 2008/68 Esas sayılı itiraz başvurusunda oybirliğiyle
14.9.2006, 4.12.2006 ve 22.7.2008 günlerinde karar verilmiştir.
B- Esas 2008/68 sayılı dosyada 4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 16.6.2004
günlü, 5189 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen ek 35. maddesinin
yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları
oluşmadığından reddine 22.7.2008 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARLARI
4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun ek 35. maddesinin iptali istemiyle
yapılan itiraz başvurularına ilişkin olarak 2006/153 ve 2008/68 Esas sayılı
davaların, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2006/129 Esas sayılı dava
ile birleştirilmesine, birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına,
esas incelemenin 2006/129 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine,
4.12.2006 ve 22.7.2008 günlerinde oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları, işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararlarında, elektronik
haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda kullanılan her türlü tesis ile
taşınır, taşınmaz mal ve teçhizatın, yasa hükümlerine veTelekomünikasyon Kurumu tarafından çıkarılan
yönetmeliklere uygun olarak kurulmak ve Kurumdan gerekli izin, ruhsat veya
sertifikaları almak kaydıyla İmar Kanunu ve İmar Kanununa dayanılarak
çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen yapı ruhsatiyesine ve yapı kullanma
izninden istisna tutulmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu,
imar mevzuatınca uygulanacak işlemler bakımından GSM şirketleri ile diğer
yapı maliklerinin aynı hukuksal durumda bulunmalarına rağmen bunlar
arasında ayrım yapılarak diğer yapı maliklerine tanınmayan bir biçimde ve
denetimsizlik derecesinde GSM şirketlerine ayrıcalık tanındığı,Anayasa’nın 5. ve 56. maddeleri ile
Devlete verilen görevlerin imar mevzuatına yönelik düzenlemelerle yaşama
geçirildiği, imar hukuku yönünden bir denetim sorumluluğu bulunmayan
Telekomünikasyon Kurumu tarafından elektronik kirlenme ve radyasyon riski
ölçütleri gözetilerek verilen güvenlik sertifikasının imar mevzuatında
öngörülen ruhsatların yerine geçmesinin mümkün olmadığı, mevcut yapılara
ilave niteliğinde yapılacak yapıların bulundukları alanda getirecekleri
yükseklik-hacim-kitle-gabari artışının imar planı ile kurulan dengeyi
değiştirebileceği, mevcut binanın yapımı sırasında öngörülmemiş ağırlığı
nedeniyle bina statiğine yapacağı olumsuz etkinin hayati tehlike
yaratabileceği, çevrede bulunan diğer bina malikleri yönünden ise görüntü
kirliliğine neden olabileceği, bu yönleriyle Anayasa’da yer alan planlı ve
sağlıklı çevre, konut ve yerleşim ile mülkiyet haklarına olumsuz etki
yapacağının mutlak olduğu, imar planları aracılığıyla imar konusunda
düzenleme yapma yetkisinin ilgili bakanlıklara ve temelde belediyelere ait
olduğu, bu yetkinin elektronik haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda
kullanılan taşınır ve taşınmaz mallar yönünden yerel yönetimlerden
alınmasının Anayasa’da yer alan yerinden yönetim ilkesine aykırı bulunduğu,
belirtilen nedenlerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2.,
5., 10., 35., 56., 57., 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İtiraz
konusu kuralda, elektronik haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda
kullanılan direk, kule, kulübe, konteynır, anten,
dalga kılavuzu, enerji nakil hattı, alt yapı niteliğindeki tesisler gibi
her türlü taşınır, taşınmaz mal ve teçhizatın, kanun hükümlerine ve Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından çıkarılan yönetmeliklere uygun
olarak kurulmak ve Kurumdan gerekli izin, ruhsat veya sertifikaların
alınması şartıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu ve İmar Kanunu’na dayanılarak
çıkarılan yönetmeliklerde belirtilen yapı ruhsatiyesine ve yapı kullanma
iznine tâbi olmadığı belirtilmektedir.
Anayasa’nın 5. maddesinde, “Devletin
temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü,
ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve
mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk
devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”; “Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması” başlıklı 56.
maddesinde de, “Herkes, sağlıklı ve
dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre
sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların
ödevidir…” denilmektedir.
Anayasa’nın 5. maddesiyle
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama ve insanın maddi
ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama ödevi
Devlete verilirken, 56. maddesiyle de herkesin sağlıklı ve dengeli bir
çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilerek, bu hakkı korumanın yine
devletin ve vatandaşların ödevi olduğu vurgulanmaktadır.
İmar
mevzuatıyla getirilen düzenlemeler, Devlete verilen bu görevlerin yaşama
geçirilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa’nın 5. ve 56.
maddeleri ile Devlete verilen görevlerin yerine getirilmesi, belli bir plan
ve program çerçevesinde gözetim ve denetim ile gerçekleşebilir. Anayasa’da
yer alan “sağlıklı ve dengeli çevre” kavramına, doğal güzelliklerin korunduğu,
kentleşme ve sanayileşmenin getirdiği hava ve su kirlenmesinin önlendiği
bir çevre kadar, belli bir plan ve programa göre düzenlenmiş çevrenin de
gireceği kuşkusuzdur.
İmar planları, planlanan yörenin bugünkü
durumunun, olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın şekilde
saptanabilmesi için coğrafî veriler, beldenin donatımı ve malî, sosyal
kültürel ve ticarî yönden kullanılışı gibi konularda yapılacak araştırma ve
incelemeler sonucu elde edilecek bilgilere göre, çeşitli kentsel işlevler
arasında var olan veya edinilecek olanaklar ölçüsünde, en iyi çözüm
yollarına ulaşmak, belde halkına iyi ve uygar bir yaşama düzeni ve
koşulları sağlamak amacıyla, kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri,
nüfus, alan ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli
alanlar arasındaki bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri,
güvenlik ve sağlığı ile ilgili konular gözönüne
alınarak hazırlanır.
İmar hukukuna ilişkin kurallar
temel olarak 3194 sayılı İmar Kanunu’nda yer almaktadır. İmar
Kanunu’nun 5. maddesinde karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve
hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve
tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesisler “yapı” olarak
tanımlanmış, 20. maddesinde yapıların imar planı, yönetmelik, ruhsat ve
eklerine uygun olarak yapılabileceği, 21. maddesinde bu Kanun kapsamına
giren yapılar için yapı ruhsatiyesi alınmasının zorunlu olduğu, 30.
maddesinde tamamen ya da kısmen biten bir yapının kullanılabilmesi için
yapı kullanma izni alınması gerektiği, 32. maddesinde de ruhsatsız veya
ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapıların mühürlenerek inşaatın
derhal durdurulacağı ve inşaatın devamına ancak ruhsata aykırılığın giderilmesi
veya ruhsat alınması halinde izin verileceği belirtilmiştir.
Yapıların
imar planına ve imar mevzuatına uygunluğu, yapı ruhsatiyesi ile, yapı ruhsatı alınarak tamamlanan bir yapının ruhsat
ve eklerine aykırı olup olmadığı ise söz konusu yapının kullanılabilmesi
için gerekli olan yapı kullanma izni ile denetlenmektedir. Ruhsatla
sağlanmak istenen nihai amacın kamu yararı olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle
yapı ruhsatı alınması konusunda getirilecek bir istisna kuralın kamu
düzeni, güvenliği ve esenliğini zedelememesi ve kamu yararının
gerçekleşmesini engellememesi gerekir.
İtiraz konusu kuralla, imar
mevzuatında öngörülen yapı ruhsatiyesi ve yapı kullanma izninden istisna
tutulan elektronik haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda kullanılan
taşınır, taşınmaz mal ve teçhizatlar arasında İmar Kanunu uyarınca yapı
olarak kabul edilen inşaat ve tesisler de yer almaktadır. Bir başka
deyişle, İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklerce yapı olarak kabul edilen ve
yapılabilmeleri için yapı ruhsatı, kullanılabilmeleri için ise yapı
kullanma izni alınması gereken elektronik haberleşmeyle ilgili alt yapı
oluşumunda kullanılan yapılar, “yapı ruhsatiyesi” ve “yapı kullanma izni”nden istisna tutulmuşlardır. Elektronik
haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda kullanılan her türlü taşınır,
taşınmaz mal ve teçhizatın, yapı ruhsatiyesi ve yapı kullanma izninden
istisna tutulması, belirli koşulların varlığına bağlı kılınmıştır. Buna
göre, söz konusu taşınır, taşınmaz mal ve teçhizat, kanun hükümlerine ve
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından çıkarılan yönetmeliklere
uygun olarak kurulmak ve Kurumdan gerekli izin, ruhsat veya sertifikaları
almak şartıyla yapı ruhsatiyesi ve yapı kullanma iznine tabi değildir.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim
Kurumu’ndan alınması öngörülen izin, ruhsat veya sertifikalara ilişkin
düzenlemeler incelendiğinde, bunların imar mevzuatı ile ilgilerinin
bulunmadığı anlaşılmaktadır. Elektronik haberleşme cihazları için Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından verilen izin, sabit elektronik
haberleşme cihazlarının kurulabilmesi için verilen izni ifade etmektedir.
Söz konusu cihazlar, Kurum tarafından verilen sistem kurma izinlerinde
belirtilen bölgelerde ve sayıda kurulmaktadır. Güvenlik sertifikası ise
elektronik haberleşme cihazlarından yayılan elektromanyetik dalganın çevre
ve insan sağlığı üzerinde meydana getirebileceği etkileri en aza indirgemek
amacıyla belirlenen elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerinin aşılmadığı
mesafe gözetilerek, bu mesafeye göre kurulan cihazlara verilmektedir.
5809 sayılı
Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 37. maddesinde, frekans
tahsisine ihtiyaç gösteren telsiz cihaz veya sistemi kullanıcılarının,
telsiz kurma ile kullanma izni ve telsiz ruhsatnamesi almak zorunda
oldukları belirtildikten sonra “Ulusal
ve uluslararası kuruluşların belirlediği standart değerleri dikkate almak
suretiyle telsiz cihaz ve sistemlerinin kullanımında uyulacak
elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerinin belirlenmesi, kontrol ve
denetimleri münhasıran Kurum tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu işlemler
ile ilgili usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı ile Çevre ve Orman
Bakanlığının görüşleri de dikkate alınmak suretiyle Kurum tarafından
çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir. Yönetmelik ile belirlenen limit
değerlere ve güvenlik mesafesine uygun bulunan ilgili tesisler başkaca bir
işleme gerek kalmaksızın Kurum tarafından güvenlik sertifikası düzenlenmesini
müteakip kurulur ve faaliyete geçirilir.”denilmektedir.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim
Kurumu tarafından çıkarılan Yönetmeliklerle de sabit telekomünikasyon cihazlarının
kurulması ve işletilmesi esnasında, ortamda oluşan elektromanyetik alan
şiddetinin limit değerlere uygunluğunun belirlenmesi, ölçüm yöntemleri ve
denetlenmesi ile ilgili esaslar belirlenmiş ve konuya ilişkin ayrıntılı
düzenlemeler getirilmiştir.
Sabit
elektronik haberleşme cihazlarının kurulabilmesi için Bilgi Teknolojileri
ve İletişim Kurumu tarafından verilmesi gerekli olan izin, ruhsat ve
sertifikaların, söz konusu cihazların kurulumunun yanı sıra elektromanyetik
dalgaların insan sağlığı bakımından ortaya çıkaracağı zararların
önlenmesine yönelik olduğu ve bu yönüyle Anayasa ile Devlete verilen
ödevler kapsamında yer aldığı kuşkusuz olmakla birlikte, söz konusu izin,
ruhsat ve sertifikaların, imar mevzuatı yönünden Devlete ait olan
görevlerin yerine getirilebilmesinin araçları olan izin ve ruhsatların
yerine geçebilmesine olanak bulunmamaktadır. Kurum tarafından
verilen izin, ruhsat veya sertifikaya sahip olmaları da ilgililerin imar
mevzuatına göre almaları zorunlu olan yapı ruhsatı ve yapı kullanma
izninden muaf tutulmalarını haklı kılan bir neden olarak kabul edilemez.
İtiraz konusu kural ile
getirilen düzenleme, elektronik haberleşmeyle ilgili alt yapı oluşumunda
kullanılan müstakil yapıların imar planına uygunluğunun denetlenmesini
olanaksız kılmakta, elektronik haberleşme cihazlarının mevcut yapılar
üzerinde kurulması halinde ise bu yapıların ruhsata uygunluk denetiminin
yapılmasına engel oluşturmaktadır.
Oysa yapı
ruhsatiyesi ve yapı kullanma izni, imar hukuku yönünden planlamanın ve bu
planlara uygunluk denetiminin yapılmasının ve bu suretle kamu yararının
sağlanmasının başlıca araçlarından olup, elektronik haberleşmeyle ilgili
alt yapı oluşumunda kullanılan yapılara ayrıcalık tanınarak bunların yapı
ruhsatından ve yapı kullanma izninden istisna tutulması, bu yapıların imar
mevzuatı kapsamı dışında tutulması anlamını taşımakta, elektronik haberleşmeyle
ilgili alt yapı oluşumunda kullanılan taşınır, taşınmaz mal ve teçhizatlar
yönünden imar hukukunda denetimsiz bir alan oluşturmakta ve Devletin bu
konudaki gözetim ve denetim görevini yerine getirememesine sebep olmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural,
Anayasa’nın 5. ve 56. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın
5. ve 56. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca
Anayasa’nın 2., 10., 35., 57., 123. ve 127.
maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
VII-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN İNCELENMESİ
4.2.1924
günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 16.6.2004 günlü, 5189
sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen ek 35. maddesi, 1.10.2009 günlü, E.
2006/129, K.2009/121 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu maddenin,
uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve
zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın
Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA, 1.10.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VIII-
SONUÇ
4.2.1924 günlü, 406 sayılı
Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 16.6.2004 günlü, 5189 sayılı Yasa’nın 5.
maddesiyle eklenen ek 35. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 1.10.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket
APALAK
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
|
YÖNTEMDE AZLIK OYU
İdari işlemler, yönetsel
birimlerce alındıkları tarihte yürürlükte olan yasal kurallara göre
yargısal denetime konu olurlar. Öğreti ve uygulamanın ortak kabulü olan bu
idare hukuku ilkesi, kamu gücüne dayanılarak alındığı tarihteki hukuksal
gerekler ve nedenlerin ürünü olarak ortaya çıkan idari işlemlerin yasallık
ilkesiyle ilişkilidir. Gerçekten de yasallık ilkesi, işlem sırasında var
olan hukuksal metinlerle sınırlı bir özellik içerir.
Yönetsel işlemi oluşturan ve
sınırlayan hukuksal ortam, hiç kuşku yok ki o işlemin yargısal değerlendirmesinde
de etken olan yaklaşımdır. Tersi durumda, davaya konu yapılan işlemin,
alınışına etken olan koşullar ve hukuki nedenler dışında ve işlemin idarece
oluşturulmasından sonraki gelişmelerle irdelenmesi ve böylece yargı yerince
yeni bir işlem yapılması sonucu doğar. Bu sonuç, idare hukuku ilkeleri ve
idarenin yargısal denetiminin yapısıyla örtüşmez.
Bakılan davada ise, itiraz
istemine neden yasal kural değişmiş olduğundan davaya konu işlemden sonra
yürürlüğe giren kural kendinden önceki uyuşmazlıklarda esas
alınamayacaktır. Buna göre iptali istenen yasal kuralın mahkemece
uygulanabilmesine olanak yoktur.
Bu nedenle, uyuşmazlığa neden
olmayan yasal kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu yolundaki başvuruda mahkeme
yetkisiz olduğundan esasa geçilmesine ilişkin 14.9.2006 günlü karara
karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
|