|
Esas Sayısı : 2006/95
Karar Sayısı :
2009/144
Karar Günü :
15.10.2009
İPTAL DAVASINI AÇAN :
Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Ali TOPUZ, Haluk KOÇ
ile birlikte 116 Milletvekili (Esas Sayısı: 2006/95)
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURANLAR :
1- Denizli Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2007/70)
2- Konya Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2007/101)
3- Danıştay Dördüncü Dairesi (Esas Sayısı: 2008/67)
4- Ankara İkinci Vergi
Mahkemesi (Esas Sayısı: 2008/69)
5-
Sakarya Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2009/14)
6-
İstanbul Onbirinci Vergi Mahkemesi (Esas Sayısı: 2009/60)
DAVA
ve İTİRAZLARIN KONUSU :
30.3.2006 günlü, 5479 sayılı Gelir Vergisi Kanunu,
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu
ve Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un:
A- 1. maddesiyle değiştirilen 31.12.1960 günlü, 193
sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan 40.000 YTL’den
fazlasının 40.000 YTL’si için 9.190 YTL, ifadesinden sonra gelen “… fazlası %35 oranında …” ibaresinin, “ücret gelirleri” yönünden,
B- 3. maddesiyle 193 sayılı Yasa’ya eklenen geçici
69. maddenin birinci fıkrasının sonunda yer alan;
1-
“… (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) …” ibaresinin,
2- “... sadece 2006, 2007 ve
2008 yıllarına ait ...” ibaresinin,
C- 15. maddesinin;
1- (1) numaralı bendinin, “ücret
gelirleri” yönünden,
2- (2) numaralı bendindeki “2” rakamının,
Anayasa’nın
2., 10., 11. ve 73. maddelerine aykırılığı savıyla
iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I-
İPTAL DAVASI VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İLE İTİRAZ BAŞVURULARININ
GEREKÇELERİ
A- İptal ve Yürürlüğün
Durdurulması İstemlerini İçeren Dava Dilekçesinin Gerekçe Bölümü Şöyledir:
“III.
GEREKÇE
1)
30.03.2006 Tarih ve 5479 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 1 inci Maddesi ile Değiştirilen
31.12.1960 Tarihli ve 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü
Maddesinde “40.000 YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için 9.190 YTL,”
İfadesinden Sonra Gelen “fazlası % 35 oranında” İbaresinin Anayasaya
Aykırılığı
30.03.2006 tarih ve 5479 sayılı Kanunun 1 inci
maddesi ile 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103
üncü maddesinde yapılan değişiklik ile gelir vergisinde iki ayrı tarife
uygulaması sona erdirilmiştir. Yeni tarife, eskisi ile kıyaslamalı olarak aşağıdaki
tabloda gösterilmiştir.
2005 VE 2006 YILI GELİR
VERGİSİ TARİFESİ
|
2005 YILI TARİFESİ
|
2006 YILI TARİFESİ
|
|
|
ÜCRET GELİRLERİ
(YTL)
|
%
|
|
ÜCRET DIŞI GELİRLER (YTL)
|
%
|
|
ÜCRET GELİRLERİ DAHİL
(YTL)
|
%
|
|
1
|
0
– 6600
|
15
|
|
0 – 6600
|
20
|
|
0 – 7000
|
15
|
|
2
|
6600 –15000
|
20
|
|
6600 – 15000
|
25
|
|
7000 – 18000
|
20
|
|
3
|
15000 – 30000
|
25
|
|
15000 – 30000
|
30
|
|
18000 – 40000
|
27
|
|
4
|
30000 – 78000
|
30
|
|
30000 – 78000
|
35
|
|
40000 - FAZLASI
|
35
|
|
5
|
78000 – FAZLASI
|
35
|
|
78000 – FAZLASI
|
40
|
|
30.03.2006
tarih ve 5479 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile yapılan yeni düzenlemeye
göre;
-
Ücretlilerin dışındaki kesimin, başlangıç vergi oranı % 20’den % 15’e
düşürülmüştür.
-
Ücretlilerde, oran indirimi yapılmamıştır. Başlangıç yine % 15’dir.
-
Değişiklikten önce ücretlilerin, yıllık 78000 YTL’yi aşan gelirleri % 35
oranında, bunun altındakiler daha düşük oranda vergilendiriyordu.
-
Yeni tarifede 40000 YTL’yi aşan gelirlerin % 35 oranında vergilendirilmesi
öngörülmüştür. Bu durumda, ücretlilerde orta ve yüksek gelir grubunun gelir
vergisinin artırıldığı açıktır.
Öte yandan, Gelir Vergisi Yasası’nın 31
inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan gerçek
ücretlerin vergilendirilmesinde gayrisafi ücret tutarından indirim konusu
yapılan özel indirim uygulaması, anılan maddede 4842 sayılı yasa ile
yapılan değişiklikle 01.01.2004 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten
kaldırılmıştır. Yapılan bu son düzenleme ile de ücretlilerin gelir vergisi
artırılarak vergi yükünün, adaletli ve dengeli dağıtılması ve vergide
eşitlik ilkeleri zedelenmiştir.
Vergide eşitlik ilkesi, yükümlülerin
vergi ödeme güçleri dikkate alınmak suretiyle vergilendirmenin yapılmasını;
başka bir deyişle, kişilerin genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre
katılmalarını öngörür. Bu durumda, Anayasada ifade edilen verginin “malî
güce göre ödenmesi”, ilkesi, “herkesin vergi ödemesi” ilkesiyle birlikte,
vergilendirmede adalet ve eşitlik ilkesine uygunluğu gerekli kılar ve
sosyal devletin en etkin uygulama aracını oluşturur. Vergi yükünün adaletli
ve dengeli dağılımı bu ilkelere uyularak sağlanır. Vergide eşitlik ilkesi,
malî gücü aynı olanların aynı, malî gücü farklı olanların ise ayrı oranda
vergilendirilmesi ile gerçekleşebilir.
Anayasa Mahkemesinin 18.07.1995 gün ve
E.1994/91, K.1995/34 sayılı kararında aynen şöyle denilmiştir:
“Anayasanın “Vergi ödevi” başlıklı 73
üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, kamu giderlerini karşılamak
üzere malî gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” denilerek verginin “genel
olması”, “malî güce göre ve kamu giderlerini karşılamak üzere” alınması
amaçlanmıştır.
Vergide
genellik ilkesi, ayrım gözetilmeksizin herkesin elde ettiği gelir, servet
ya da harcamalar üzerinden vergi ödemesini amaçlar. Malî güce göre
vergilendirme ise, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına
göre alınmasıdır. Bu ilke, malî gücü fazla olanın, az olana oranla daha
fazla vergi ödemesi gereğini belirler. “Malî güç”, Anayasada
tanımlanmamakla birlikte, genellikle ödeme gücü anlamında kullanılmaktadır.
Kamu maliyesi yönünden gelir, servet ve harcamalar malî gücün
göstergesidir. Verginin malî güce göre alınması, aynı zamanda eşitlik
ilkesinin vergilendirmede uygulama aracıdır.
73 üncü maddenin ikinci fıkrasında ise
vergi yükünün adaletli ve dengeli bir biçimde dağılımı öngörülmüştür.
Vergilendirilecek alanların seçimi ve vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı için yükümlülerin kişisel durumlarının yasalarda gözetilmesi
gerekir. Sermaye iratlarının ücretlere göre farklı vergilendirilmesi, en az
geçim indirimi, artan oranlı (müterakki) vergilendirme, çeşitli ayrıklık
(istisna) ve bağışıklık (muafiyet) uygulamaları, vergi yükünün adalete
uygun dağılımı ile malî güce göre vergilendirmenin araçlarıdır.”
İptali istenen ibare ile ücretlilerin
vergi yükü, vergi yükünün adaletli ve dengeli bir biçimde dağılımı ilkesine
aykırı olarak artırıldığından Anayasanın 73 üncü maddesine aykırı
düşmektedir.
Öte
yandan, 30.03.2006 tarih ve 5479 sayılı Kanunun yürürlük maddesi olan 15
inci maddesinin (1) numaralı bendinde, bu Kanunun 1 inci maddesinin 01.01.2006 tarihinden itibaren
elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği
hükme bağlanmıştır. Diğer bir anlatımla, ücretlilerin vergi yükü geriye
dönük arttırılmakta, kazanılmış hakları ortadan kaldırılmaktadır. Böyle bir
düzenleme, bir hukuk devletinin yaşama geçirilmesinde olmazsa olmaz iki
temel ilkeye, “hukuki güvenlik” ve “hukuki istikrar” ilkelerine de
aykırıdır.
Hukuki güvenlik ilkesi, kişilerin
hukuksal ilişkiler kurarken tabi olacakları hukuk kurallarını önceden bilmeleri,
hukuki istikrar ilkesi ise bu kurallara dayanılarak kazanılan hakların
korunacağı güvencesinin kişilere verilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Bu
bakımdan, iptali istenen düzenlemenin, dilekçemizde “Gerekçe” bölümünde
aşağıda (2) numaralı başlık altında etraflıca belirtilen nedenlerle
Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk
devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle 30.03.2006 tarih ve 5479 sayılı Gelir
Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel
Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 1 inci maddesi ile değiştirilen 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı
Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde “40.000 YTL’den fazlasının
40.000 YTL’si için 9.190 YTL,” ifadesinden sonra gelen “fazlası % 35
oranında” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 11 inci ve
73 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 30.03.2006 Tarih ve 5479 Sayılı Gelir
Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel
Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 3 üncü Maddesi ile 193 Sayılı Kanuna Eklenen, Geçici Madde 69’un
Birinci Fıkrasının Son Cümlesindeki “sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına
ait” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı
30.03.2006 tarih ve 5479 sayılı Kanununun 2 nci maddesi ile, ticari ve
zirai kazançlarda yatırım indirimi istisnasını öngören 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 19 uncu maddesi 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere
kaldırılmıştır.
İptali
istenen düzenleme ile, kazanılmış yatırım indirimi
hakkı olanlara üç yıl süre tanınmış, diğer bir anlatımla indirilemeyen
yatırım indiriminin 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlardan
indirilmesi mümkün kılınmış, sonraki yıllarda indirim imkanı ortadan
kaldırılmıştır.
Ancak,
yatırım indirimi istisnasının uygulanmasına ilişkin 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 19 uncu maddesinin 1 numaralı fıkrasında,
“1.
Dar mükellefiyete tabi olanlar dahil, ticari veya
zirai kazançları bilanço esasına göre tespit edilen vergiye tabi
mükellefler (adi ortaklıklar, kollektif ve adi
komandit şirketler ile kurumlar vergisi mükellefleri dahil) faaliyetlerinde
kullanmak üzere satın aldıkları veya imal ettikleri amortismana tabi
iktisadi kıymetlerin maliyet bedellerinin % 40’ını vergi matrahlarının
tespitinde ilgili kazançlarından <<yatırım
indirimi>>
istisnası olarak indirim konusu yaparlar.
Petrol Kanunu ve Maden Kanununa göre yürütülen arama ve sondaj
faaliyetleri için yapılan ve aktifleştirilen harcamalar yatırım indirimi
istisnası uygulamasından yararlanır.”
hükmüne yer verildikten sonra 2
numaralı fıkrasının birinci bendinde de aynen şöyle denilmiştir:
“2.
Yatırım indirimi istisnası uygulamasına, istisnaya konu iktisadi kıymete
ilişkin harcamaların yapıldığı yılda başlanır ve indirilecek tutara
ulaşılıncaya kadar devam olunur.”
Görüldüğü
üzere indirilecek tutara ulaşıncaya kadar yatırım indirimi istisnasının
uygulanması, yatırımcı için kazanılmış bir haktır. İptali istenen söz
konusu düzenleme ile kazanılmış haklar ortadan kaldırılmaktadır.
Anayasa
Mahkemesinin pek çok kararında belirtildiği gibi, hukuk devletinin temel
unsurları arasında “kazanılmış
haklara saygı” yer almaktadır. Sosyal hukuk devleti, toplum
ve çalışma yaşamında adalete ve eşitliğe dayalı bir hukuk düzeni kurmak
durumundadır. Böyle bir hukuk düzeni ise, her alanda olduğu gibi, sosyal
güvenliğe ilişkin düzenlemelerde de, eşitlik, hukuk istikrarı, hukuk
güvenliği ve kazanılmış hakların korunması ilkelerinin gözetilmesini
zorunlu kılmaktadır.
Hukuk
devleti, kazanılmış hakları korumakta duyarlı davranarak hukukun temel
ilkelerine bağlılığını kanıtlar. Hukuk devleti, aynı zamanda bireylerin
haksızlıktan korunmasını ve mutluluğunu amaç edinir. Hukuk devletinin temel
öğelerinden biri de güvenilirliliktir. Hukuk devleti, tüm eylem ve
işlemlerinde yönetilenlere en güçlü en kapsamlı şekilde hukuksal güvence
sağlayan devlettir. Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk
güvenliğinin sağlanması, hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur.
Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan
yorumlar Anayasanın 2 nci maddesinde açıklanan
“Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık
oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı ve hukuk güvenliğini ortadan
kaldırır; belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yalnız
iç hukukta değil, uluslararası hukukta da benimsenen “kazanılmış
hakların korunması” önceki hukuksal durumun, belirlenmiş yapının,
kurumun geçerliğini sürdürmesidir. Yukarıda açıklandığı üzere, yatırım indirimi
istisnası uygulanmasındaki 5479 sayılı Kanundan önceki yapı; istisnaya konu
iktisadi kıymete ilişkin harcamaların yapıldığı yılda başlanması ve
indirilecek tutara ulaşılıncaya kadar devam olunmasıdır. İptali istenen
düzenlemeye göre ise, üç yılda indirilemeyen yatırım indirimi ortadan
kalkacak, daha net bir ifade ile bu konudaki kazanılmış hak gasp
edilecektir. Bu nedenle, söz konusu düzenleme hukuk devleti ilkesine ve
dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine açıkça
aykırıdır.
Gelir
Vergisi Kanununun anılan maddelerine göre geçmişte yatırım harcaması yapan
ve hatta bu maksatla yatırım teşvik belgesi alarak yatırım indiriminden
yararlanmaya hak kazananlar, bu müessesenin öngördüğü bir statü içerisine
girerler ve yatırım indirim müessesesinden yatırım harcamalarından doğan
indirim hakkını tamamen kullanmaya hak kazanırlar. Yatırım bazen çok küçük
tutarlı ve hemen indirimden yararlanabilecek nitelikte olabildiği gibi,
bazen baraj yatırımı gibi yıllar süren veya gemi yatırımı gibi birkaç yılda
indirimi mümkün olmayan bir yatırım da olabilir.
Birçok
mükellef 31.12.2005 tarihi itibariyle bu müesseseye inanarak ve güvenerek
yatırım yapmış, akreditife konu yatırım mallarını gümrükten çekmiş,
yatırımını realize etmiştir.
Bu
müessese, potansiyel yatırımcıları yatırıma yönlendirmeyi amaçlayan bir
teşvik müessesesidir. Hükümet, bu teşviki uygulamayı öngörmeyebilir. Bu
hükümetlerin izlediği maliye politikaları ile ilgilidir. Ancak bu,
hükümetlere ilerisi için kaldırma sebebi olabilir. Yoksa izlenen maliye
veya vergi politikası, geçmişte bu statüye giren, söz konusu indirim
hakkından yararlanmaya hak kazananların, bu haklarının süre ile kısıtlanarak
ellerinden alınmasına sebep ve gerekçe olamaz.
Yatırım
harcamalarının indiriminin süre ile kısıtlanması ve bu süre içerisinde indirim
haklarını kullanamayanların bu haklarının kaldırılması, geçmişe etkili bir
uygulama ihdas ettiği gibi, bir hukuk devletinin yaşama geçirilmesinde
olmazsa olmaz iki temel ilkeye, “hukuki güvenlik” ve “hukuki istikrar”
ilkelerine de aykırıdır.
Hukuki
güvenlik ilkesi, kişilerin hukuksal ilişkiler kurarken tabi olacakları
hukuk kurallarını önceden bilmeleri, hukuki istikrar ilkesi ise bu
kurallara dayanılarak kazanılan hakların korunacağı güvencesinin kişilere
verilmesi şeklinde tanımlanabilir. Yatırımcılar, bu müesseseyi de dikkate
alarak hazırladıkları fizibilite etüdleri ve
zamanın yürürlükteki mevzuat hükümlerine dayanarak yatırım kararlarını
almışlar ve yaşama geçirmişlerdir. Şimdi onların yatırım zamanında tabi
oldukları hukuk kuralları ile kazanılmış indirim hakları, sonradan ve
önceden bilinebilmesi olanaksız bir hükümle sınırlandırılmaktadır. Bu
sınırlandırmanın, 2005 ve önceki yıllarda yatırım yapanlar için bir sürpriz
niteliği taşıdığı ise açıktır. Oysa hukuk devletleri, vatandaşlarına
sürpriz yapmayan devletlerdir.
Nitekim
Maliye Bakanlığının yasal danışma organı olan Vergi Konseyi dahi, maddeyi
Anayasaya aykırı bulmuş ve durumu bir yazı ile Bakanlığa iletmiştir. (Bu
yazının tam metni için bkz. Şükrü KIZILOT, “Zirvede yatırım İndirimi
Çatlağı”, Hürriyet, 22.03.2006)
Bu
bakımdan, iptali istenen düzenlemenin Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği açıktır.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 30.03.2006
tarih ve 5479 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi ile 193 sayılı Kanuna
eklenen, Geçici Madde 69’un birinci fıkrasının son cümlesindeki “sadece
2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait” ibaresi Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
3) 30.03.2006 Tarih ve 5479 Sayılı
Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel
Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun 15 inci Maddesinin (2) Numaralı Bendindeki (2) Rakamının Anayasaya
Aykırılığı
30.03.2006
tarih ve 5479 sayılı Kanunun yürürlük
maddesi olan 15 inci maddesinin
iptali istenen düzenlemesi ile ticari ve zirai kazançlarda yatırım indirimi
istisnasını öngören 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 19 uncu maddesi 01.01.2006 tarihinden geçerli
olmak üzere kaldırılmıştır.
01.01.2006
tarihinde yatırım yapmakta olanlar ve 1 Ocak 2006’dan itibaren 30.03.2006
tarih ve 5479 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar da yatırım
harcaması yapacak olanların hukuk güvenliği ilkesi gereği yatırım
indiriminden yararlanması gerekirken iptali istenen düzenleme ile, geriye dönük olarak yatırım indiriminden
yararlanamayacaklardır.
Yapılan
söz konusu düzenleme ile 193 sayılı
Gelir Vergisi Kanununun 19 uncu maddesi 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere kaldırılmakta,
yani 30.03.2006 tarih ve 5479 sayılı Kanunun
2 nci maddesi hükmü geriye dönük uygulanmaktadır.
Hukuk Devleti’nin temel
özelliği, ülkesindeki tüm insanlara hukuki güvence sağlamasıdır. Bunun koşulu
ise kanunların geriye yürümemesidir.
Hukuk
devletinin bir gereği olan aleyhteki <<kanunların geriye>> yürümezliği ilkesi, vergi hukukunda
Türk doktrininin hiç duraksamadan, ittifakla kabul ettiği bir ilkedir.
Nitekim
Prof. Dr. Özhan Uluatam’a
göre; “Hukukun temel ilkelerinden olan kanunların ancak yürürlüğe girdikten
sonraki olaylara uygulanması, Anayasamızda yalnızca ceza hukukuna ilişkin
olarak ifade edilmekle beraber, vergi hukukunda da esas olarak geçerliliğini
korur.” Prof. Dr. Mualla Öncel, Prof. Dr. Ahmet Kumrulu ve Prof. Dr. Nami Çağan ise Vergi Hukuku isimli ortak eserlerinde
aynen şöyle demektedirler:
“Hukuki güvenlik ilkesi,
vergi yasalarının geçmişte meydana gelen olaylara uygulanmamasını gerektirir.
Kişiler gelecek dönemlere ilişkin planlarını yürürlükteki vergi yasalarına
göre yaparlar. Sonradan çıkartılan yasalarla geçmiş dönemler için vergi
yükünün artırılması, yükümlülerin devlete ve hukuk düzenine olan
güvenlerini sarsar, ekonomik ve ticari hayatta bulunması gereken belirlilik
ve istikrar bozulur.”
Hukuk
devletinden yana olan tüm hukukçuların savunduğu geriye yürümezlik ilkesi,
Danıştay tarafından da hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek şekilde benimsenmiştir.
Nitekim Danıştay, bir içtihadı birleştirme kararında geriye yürümeye
müsaade etmemiştir: Kanunların geriye yürümezliği ilkesi, bir hukuki eylem
ya da davranışın, bir hukuki ilişkinin vuku bulduğu ya da meydana geldiği
dönemdeki kanun hükümlerine tabi kalmakta devam edeceğini ifade eder.
Sonradan çıkan kanun, kural olarak yürürlüğünden önceki olaylara ve
ilişkilere uygulanmaz. Vergi kanunları, kamu hukukuna ilişki yükümlülükler
getirdiğinden, bu kanunların özellikle mali yükümü artırıcı nitelikteki
hükümlerinin, geçmişe yürütülmemesi hukuki güvenlik ilkesi yönünden önem
taşır. Anayasanın 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında ifadesini bulan
vergilerin kanuniliği ilkesi de, hukuki güvenliği sağlama amacına matuftur
ve vergiyi doğuran olayın vukuu döneminde yürürlükte olmayan bir kanuna
dayanılarak vergi yükünün artırılmasına imkân vermez. (Danıştay İçtihadı
Birleştirme Kurulu kararı, E.1988/5, K.1989/3, T.03.07.1989)
Danıştay
Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 09.04.1993 tarihli (E.1992/299,
K.1993/63) kararı da aynı yöndedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel
Kurulu Kararında da açıkça ve haklı olarak belirtildiği gibi cari yılın
ikinci yarısında yapılan bir düzenleme, mükellefin aleyhine olarak yılın
ilk yarısını da etkiliyorsa artık hukuki güvenlikten bahsedilemez.
Anayasa Mahkemesinin 23.02.2001 gün ve E.1999/42, K.2001/41
sayılı kararında,
“Anayasanın 2 nci
maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve
Anayasanın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk
devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasaya
değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.”
denilmiştir.
“Kanunların
geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca yasalar yürürlüğe girdikleri tarihten
sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, Geçici Madde 27,
yürürlüğe girdiği tarihten önceki (1 Ocak 2006 tarihinden önceki) dönemlere
ilişkin olarak düzenleme getirmiş olduğundan anılan ilkeye ve dolayısıyla
Anayasanın 2 nci maddesine açıkça aykırı
düşmektedir.
Öte yandan, 01.01.2006 tarihinde yatırım
yapmakta olanların ve 1 Ocak 2006’dan itibaren 30.03.2006 tarih ve 5479
sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar da yatırım harcaması yapacak
olanların, yatırım indirimi istinasından
yararlanmaları bunların kazanılmış haklarıdır. Bu nedenle de iptali istenen
düzenleme, yukarıda “Gerekçe” bölümünde (2) numaralı başlık altında
etraflıca açıklanan nedenlerle de Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı düşmektedir.
Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 30.03.2006
tarih ve 5479 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 15 inci maddesinin (2) numaralı
Bendindeki (2) rakamı kanunların geriye yürümezliği ilkesi ile
bağdaşmayan geriye dönük düzenleme getirdiğinden Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
IV.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptali istenen
kurallar Anayasa hükümlerine açıkça aykırı olduğu gibi bu kurallar; mali
güce göre vergilendirme, kanun önünde eşitlik, hukuk güvenliği ilkelerini
zedeleyen, kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol
açarak toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi ortadan kaldırdığı için
uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve
zararların doğabileceği açıktır.
Öte yandan, Anayasal düzenin en kısa
sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın
gereğidir. Anayasaya aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde
sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü
ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı
bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından,
bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız
durum ve zararlara yol açacağında duraksama bulunmamaktadır.
Arz ve izah olunan nedenlerle, söz
konusu hükümler hakkında yürürlüklerinin durdurulması da istenerek iptal
davası açılmıştır.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle,30.03.2006
tarih ve 5479 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun;
1)
1 inci maddesi ile değiştirilen
31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü
maddesinde “40.000 YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için 9.190 YTL,”
ifadesinden sonra gelen “fazlası % 35 oranında” ibaresinin, Anayasanın 2 nci, 11 inci ve 73 üncü maddelerineaykırı
olduğundan,
2)
3 üncü maddesi ile 193 sayılı Kanuna
eklenen, Geçici Madde 69’un birinci fıkrasının son cümlesindeki “sadece
2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait” ibaresinin,
Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
3) 15 inci maddesinin (2) numaralı
Bendindeki (2) rakamının, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine ve
uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç yada olanaksız zarar ve
durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
B-
İtiraz Başvurularının Gerekçeleri Şöyledir:
1-
E.2007/70 ve E.2008/69 Sayılı İtiraz Başvurularının Gerekçeleri Özetle Şöyledir:
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti, hukukun egemen olduğu ve vatandaşların hukuki güvenliğe
sahip olduğu devlettir. Hukuk güvenliği ilkesi, herkesin bağlı olacağı
hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutumunu ve davranışlarını, buna göre
güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Hukuk güvenliği ilkesinin en
önemli koşullarından biri kanunların geriye yürümezliğidir.Bu ilke, vergi yasalarının geçmişteki
olaylara uygulanmamasını gerektirir. Mükellefler, yürürlükteki yasalara
göre faaliyetlerini planladıktan sonra çıkan yasalarla geçmiş dönemler için
vergi yükünün artırılması devlete ve hukuk düzenine olan güveni sarsar,
ekonomik ve ticari hayatta bulunması gereken belirlilik ve istikrarı
zedeler. Mükelleflerin geriye dönük olarak yatırım indirimi istisnasının
kaldırılacağını bilememesi nedeniyle istisnanın gereklerini yerine
getirerek yatırım yapan mükellefler açısından hak kaybı ortaya çıkar.
Yatırım indiriminin kaldırılmasına ilişkin düzenlemenin yürürlüğünün geriye
yürütülmesi suretiyle hukuki güvenlik ve ekonomik istikrar açısından
tehlike arz eden bu durum Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık oluşturur.
2-
E.2007/101 ve E.2009/60 Sayılı İtiraz Başvurularının Gerekçeleri Özetle
Şöyledir:
1.1.2006 tarihinden itibaren vergi
oranı indirildiği halde 2006, 2007 ve 2008 yıllarında yatırım indirimi
istisnası hakkından yararlanmayı tercih eden yükümlülere 31.12.2005
tarihinde yürürlükte olan yüksek vergi oranlarının uygulanması öngörülerek,
yükümlülerin kazanılmış hak niteliğindeki yatırım indirimi istisnası
hakları ortadan kaldırılmıştır. Böylece, daha önce yatırım indirimi
istisnasından yararlanma hakkını elde eden yükümlüler gerçekte
cezalandırılmış olmaktadır. Farklı vergi oranlarının uygulanmasının hukuken
kabul edilebilir haklı bir nedeni bulunmamaktadır. Yatırım indirimi
istisnası yatırımları teşvik ederek ve yeni istihdam alanları yaratarak
ülke ekonomisine katkıda bulunmak amacıyla getirilmiştir. Yatırım indirimi
müessesesinde, indirim hakkını kullanacaklara diğer mükelleflere uygulanan
vergi oranından daha yüksek vergi oranının uygulanacağına ilişkin bir hüküm
bulunmamaktadır. Yatırım indirimi hakkından yararlanacak olan mükelleflere
yüksek vergi oranının diğer mükelleflere ise indirimli vergi oranının
uygulanması verginin genelliği ve eşitliği ilkesine aykırıdır. Böyle bir
düzenleme, vergi oranının indirilmesiyle yatırımların artırılarak kamu
yararının gerçekleştirilmesi amacına da uygun düşmez. Yatırım yapan
yükümlülere belli vergi avantajı sağlanarak,yatırım yapan lehine olan uygulamanın
vergi oranlarında farklılığa gidilmesi suretiyle ortadan kaldırılması düşünülemez.
Bu nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10. ve 73.
maddelerine aykırıdır.
3-
E.2008/67 ve 2009/14 Sayılı İtiraz Başvurularının Gerekçeleri Özetle Şöyledir:
5479 sayılı Yasa’yla yapılan düzenlemeden önce elde
edilen yatırım indiriminin yılla sınırlandırılması kazanılmış hakkın
ihlaline yol açar. Vergilendirmede keyfi uygulamaların engellenmesi için
verginin yasallığı ilkesiyle birlikte verginin genel, eşit, belirli ve
öngörülebilir olması, geçmişe yürümemesi ve hukuk güvenliği ilkesine de
uygunluğunun sağlanması gerekir. Yürürlükteki kurallara uygun olarak
yatırım indirimi hakkı kazanan ve yatırım indirimi istisnasından indirim
tutarına ulaşıncaya kadar yararlanacağını bilen yükümlülerin edindiği bu
hakların yılla sınırlandırılması hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmaz. Bu
nedenle “… sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait
…” ibaresi Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırıdır.
II-
YASA METİNLERİ
A-
Dava ve İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1-
31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 30.3.2006 günlü, 5479
sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen ve dava konusu kuralın da yer
aldığı 103. maddesi şöyledir;
“ Gelir vergisine tabi gelirler;
7.000 YTL’ye kadar%
15
18.000 YTL’nin 7.000 YTL’si
için 1.050 YTL, fazlası%
20
40.000 YTL’nin 18.000 YTL’si
için 3.250 YTL, fazlası% 27
40.000
YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için 9.190 YTL, fazlası % 35 oranında vergilendirilir.”
2- 31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanunu’nun 30.3.2006 günlü, 5479 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle
eklenen ve dava/itiraz konusu kuralların da yer aldığı geçici 69. maddesi
şöyledir;
“ Gelir ve kurumlar vergisi
mükellefleri; 31/12/2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından
indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile;
a)
24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara
istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunla yürürlükten
kaldırılmadan önceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı
maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında
1/1/2006 tarihinden sonra yapacakları yatırımları,
b)
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mülga 19 uncu maddesi kapsamında 1/1/2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili
olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip bu tarihten
sonra yapılan yatırımları,
nedeniyle, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan
mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası
tutarlarını, yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) çerçevesinde sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait
kazançlarından indirebilirler.
Bu
maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları
belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”
3- 30.3.2006 günlü, 5479 sayılı Gelir Vergisi Kanunu,
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu
ve Vergi Usul Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un dava/itiraz
konusu kuralların da yer aldığı 15. maddesi şöyledir;
“ Bu Kanunun;
1)
1 inci maddesi 1/1/2006
tarihinden itibaren elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yayımı tarihinde,
2)
2, 3, 11, 12, 13 ve 14 üncü maddeleri
1/1/2006 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı
tarihinde,
3)
Diğer hükümleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava
dilekçesinde ve başvuru kararlarında Anayasa’nın 2.,
10., 11. ve 73. maddelerine dayanılmıştır.
III-
İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi içtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
17.7.2006, 7.5.2007, 22.11.2007, 22.7.2008, 5.8.2008, 26.2.2009 ve 9.9.2009
günlerinde yapılan ilk inceleme toplantılarında dosyalarda bir eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
IV-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİ
A- 2006/95
esas sayılı davanın ilk inceleme toplantısında, 30.03.2006 günlü, 5479 sayılı Gelir Vergisi Kanunu,
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu
ve Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
1- 1. maddesiyle değiştirilen
31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesindeki
“40.000 YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için 9.190 YTL,” ifadesinden sonra
gelen “... fazlası % 35 oranında …” ibaresinin
ücret gelirleri yönünden,
2-
3. maddesiyle 193 sayılı Yasa’ya eklenen, geçici 69. maddenin birinci
fıkrasının sonundaki“... sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ...” ibaresinin,
3-
15. maddesinin;
a- (1) numaralı bendinin ücret gelirleri yönünden,
b- (2) numaralı bendindeki “2” rakamının,
yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları
oluşmadığından REDDİNE, 17.7.2006 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- 2007/101 ve 2009/60 esas
sayılı itiraz başvurularına ilişkin ilk inceleme toplantılarında,31.12.1960
günlü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na 30.3.2006 günlü, 5479 sayılı
Yasa’nın 3. maddesiyle eklenen Geçici Madde 69’un birinci fıkrasında yer
alan “… (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) …”
ibaresinin yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından
REDDİNE, 22.11.2007, 9.9.2009 günlerinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
C- 2008/67 esas sayılı itiraz
başvurusuna ilişkin ilk inceleme toplantısında, 31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanunu’na 30.3.2006 günlü, 5479 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle
eklenen Geçici Madde 69’un birinci fıkrasının sonunda yer alan “... sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ...” ibaresinin
yürürlüğünün durdurulması isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, 22.7.2008 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARLARI
A- 30.3.2006 günlü, 5479 sayılı
Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Özel
Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 15. maddesinin (2) numaralı bendindeki (2) rakamının
iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan 2007/70 ve 2008/69 esas sayılı
itiraz başvurularına ilişkin davaların;
B- 31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanunu’na 30.3.2006 günlü, 5479 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle
eklenen Geçici Madde 69’un birinci fıkrasının sonunda yer alan “... sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ...” ibaresinin
iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan 2008/67 ve 2009/14 esas sayılı
itiraz başvurularına ilişkin davaların;
C- 31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir Vergisi
Kanunu’na 30.3.2006 günlü, 5479 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle eklenen
Geçici Madde 69’un birinci fıkrasının sonunda yer alan “… (vergi oranına
ilişkin hükümler dahil) …” ibaresinin iptaline
karar verilmesi istemiyle yapılan 2007/101 ve 2009/60 esas sayılı itiraz
başvurularına ilişkin davaların;
Aralarındaki
hukuki irtibat nedeniyle 2006/95 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2006/95 esas sayılı dosya
üzerinden yürütülmesine, 7.5.2007, 5.8.2008, 22.7.2008,
26.2.2009, 9.9.2009 ve 15.10.2009 günlerinde OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Dava
dilekçesi, başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin raporlar, iptali
istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 5479 Sayılı Yasa ile
Değiştirilen 103. Maddesinde Yer Alan “40.000 YTL’den fazlasının 40.000
YTL’si için 9.190 YTL,” İbaresinden Sonra Gelen “… fazlası
% 35 oranında …” İbaresinin Ücret Gelirleri Yönünden İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
5479 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle 193 sayılı Yasa’nın 103.
maddesinde yer alan gelir vergisi tarifesi 1.1.2006 tarihinden geçerli
olmak üzere değiştirilerek, ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde vergi
oranlarında beş puan indirim uygulaması kaldırılmak suretiyle ücret
gelirleri ile ücret dışı gelirlerin vergilendirilmesinde uygulanan iki
vergi tarifesi yerine,ücret
gelirleri de diğer gelir unsurlarıyla aynı nitelikte kabul edilmek
suretiyle, tek tarife uygulamasına geçilmiştir. Tarifedeki gelir
dilimleri beşten dörde indirilmiş, gelir dilimlerinin tutarları
yükseltilerek değiştirilmiştir.
Yeni tarifenin
ilk iki diliminde beşer puan indirim yapılmak suretiyle, %15 ve %20
oranları getirilerek, ücret dışı gelirler önceki tarifenin ücret gelirleri
oranlarıyla eşitlenmiştir. Üçüncü dilimde ücret gelirleri yönünden önceki
tarifede %25 olan vergi oranı%27’ye
çıkarılmış, ücret dışı gelirler yönünden ise %30’dan %27’ye indirilmiştir.
Bu dilimde önceki tarifede 30.000 lira olan üst sınır yeni tarifede 40.000
liraya çıkarılmıştır.
Dördüncü dilimde
ise ücret gelirleri yönünden önceki tarifede %30 olan vergi oranı%35’e çıkarılmış, ücret dışı gelirler
yönünden ise %35 oranı korunmuştur. Önceki tarifede ücret gelirleri
yönünden 78.000 lira fazlası için %35, ücret dışı gelirlerde ise %40 olarak
uygulanan vergi oranları yeni tarifede beşinci dilim kaldırılmak suretiyle,
40.000 liradan fazlası hem ücret gelirlerinde hem de ücret dışı gelirlerde
aynı olmak üzere, %35 olarak belirlenmiştir.
Önceki
tarifede, ilk dilimde 6.600 liraya kadar uygulanan %15 oranı yeni tarifede
7.000 liraya kadar uygulanacaktır. Bu dilimde ücretliler yönünden 400
liralık bir matrah farkı söz konusudur. İkinci dilimde önceki tarifede
6.600-15.000 arası %20 oranına tabi tutulurken yeni tarifede bu dilimin üst
tutarı 18.000 lira olarak belirlenmiştir. Bu dilimde de ücretliler
açısından (18.000-15.000) 3.000 liralık bir matrah farkı doğmaktadır.
Üçüncü dilimde, önceki tarifede 15.000-30.000 arası %25 oranında
vergilendirilirken yeni tarifede 18.000-40.000 arası vergi oranı %27’ye
çıkarılmıştır. Dolayısıyla (30.000-18.000) 12.000 lira matrah farkının bu
dilimde ücretliler aleyhine vergilendirilmesi düzenlenmiştir.
Dördüncü
dilimde ise 40.000 lira ve fazlası matrahın vergi oranı %35 olarak
belirlenmiştir. Böylece, önceki tarifede ücret gelirleri yönünden 78.000
lira fazlası için uygulanan %35 oranı, yeni tarifede 40.000 liraya çekilerek
(78.000-40.000) 38.000 lira matrah farkının yine ücretliler aleyhine
vergilendirilmesi öngörülmüştür.
193 sayılı Yasa’nın 103.
maddesinde yer alan vergi tarifesinin gelir dilim tutarları aynı Yasa’nın mükerrer
123. maddesinde yer alan kurala göre, her yıl bir önceki yıla ilişkin
yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle tespit edilmektedir.
Ayrıca, Bakanlar Kurulu bu suretle tespit edilen tutarları yüzde 50’sine
kadar artırmaya veya indirmeye yetkilidir.
193 sayılı Yasa’nın 94. - 98.
maddelerinde, ücret ödemeleri üzerinden gelir vergisi kesintisi yapılacağı
ve yapılan kesintilerin ödemeyi yapanlarca vergi sorumlusu sıfatıyla beyan
edileceği, vergi kesintisinin yapılması sırasında, Yasa’nın 103. ve 104.
maddeleri göz önünde bulundurularak ücret gelirlerinin de artan oranlı
vergi tarifesine göre yıllık olarak vergilendirileceği belirtilmiştir.
Ücretlilerin vergilendirilmesinde aylık vergi, yıllık vergi 12’ye bölünmek,
gündelik vergi aylık vergi 30’a bölünmek suretiyle hesaplanmaktadır.
Gelir vergisi
tarifesinde, dilim sayısı ve vergi oranları azaltılıp, dilimlerdeki gelir
tutarları artırılmak suretiyle yapılan değişikliğin amacı, gelir üzerindeki
vergi yükünün azaltılıp vergi tahsilâtının artırılması olarak belirtilmiştir.
2- Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu
Dava
dilekçesinde, yeni tarifeyle ücretlilerde orta ve yüksek gelir grubunun
gelir vergisinin artırıldığı, böylece vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı ile vergide eşitlik ilkelerinin zedelendiği, vergide eşitliğin,
mali gücü aynı olanların aynı, farklı olanların ise ayrı oranlarda
vergilendirilmesiyle gerçekleşebileceği, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın
2., 11. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5479 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle 193 sayılı Yasa’nın 103.
maddesinde yer alan gelir vergisi tarifesi değiştirilerek, ücretlilerde %15-20-25-30-35, diğer gelir vergisi
yükümlülerinde %20-25-30-35-40 olarak uygulanan ikili tarife,dört oranlı tek tarife haline getirilmiş,
gelir vergisine tabi tüm gelirlerin, %15-20-27-35 arasında değişen
oranlara göre vergilendirileceği öngörülmüş, diğer gelir unsurlarıyla
birlikte ücret gelirleri de dilim oranları ve tutarları değişen yeni
tarifeye tabi tutulmuştur. Dava konusu kuralda gelir vergisine tabi
gelirlerden, 40.000 liradan fazlasının %35 oranında vergilendirileceği
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını
güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil
bir denge kurabilen, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için
gereken önlemleri alan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal
adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Çağdaş devlet
anlayışı sosyal hukuk devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa’nın
özüne ve ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin
refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar. Hukuk devletinde,
vergilendirmenin temel ilkelerinin gözetilmesi, vergilendirmeye ilişkin
yasalarda bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk güvenliğinin
sağlanması gerekir.
Anayasa’nın
73. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise, “Herkes, kamu
giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi
yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır”
denilmiştir.
Verginin
mali güce göre alınması ve genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve
adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Mali güç, ödeme gücünün kaynağı,
dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Yasa koyucunun vergilendirmede,
kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile mali güçlerini göz önünde bulundurması
gerekir. Mali güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve
kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide eşitlik
ilkesinin uygulama aracı olup, mali gücü fazla olanın mali gücü az olana
göre daha fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise mali
gücü aynı olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi
alınması esasına dayanır. Diğer bir anlatımla, yükümlülerin genel vergi
yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder. Vergi tekniği,
vergi adaletini yansıtmadıkça, maliye politikasının sosyal amacını
gerçekleştiremez. Mali güce göre vergilendirme, sosyal devletin vergi adaleti
ile ilgili bir ilkesidir.
Dava
konusu kuralın da yer aldığı yeni gelir vergisi tarifesi ile önceki tarife
karşılaştırıldığında, yeni tarifenin ilk üç dilimine giren ücretlinin vergi
tutarı önceki tarifeye göre daha düşük iken, %35 vergi oranlı dördüncü
dilimine giren ücretlinin vergi tutarının öncekine göre daha yüksek olduğu
görülmektedir.Karşılaştırma,
ücretliler ile ücret dışı gelir elde eden diğer yükümlüler arasında
yapıldığında, bu dilimde ücretlilerin üzerindeki yükün diğer gelir vergisi
yükümlülerine göre yükseldiği, yeni tarife ile ücretlilerin vergi yükü
artırılırken diğer gelir vergisi yükümlülerinin yükünün azaldığı ortaya
çıkmaktadır. Yeni tarifenin dördüncü dilimine giren ve aynı geliri elde eden
yükümlülerin vergi yükü, ücret dışı gelir sahiplerinin lehine değişirken
ücretlinin aleyhine değişmiş ve mali güce göre vergilendirme ilkesine
aykırı olarak ağırlaştırılmıştır. Ücret geliri elde edenlerin mali gücü ile
gelirin niteliği ve kişisel durum arasında bağlantı kurulmamıştır. Yasa
koyucu vergi oranlarını belirlerken ücret geliri elde eden yükümlülerin
ekonomik ve kişisel durumunu göz önüne alacak bir sistem getirmemiştir.
Oran,
verginin asli unsurlarından olup mali gücü etkileyen en önemli ölçütlerden
biridir. Vergi oranı ile vergiye tabi gelirin niteliği arasında doğrudan
bağlantı vardır. Vergilendirmede farklı nitelikteki gelirlerin ayrı
vergilendirme yöntem ve oranlarına tabi tutulması, vergi adaletinin
sağlanması için gereklidir.
Yasa
koyucu vergilendirme yetkisini kullanırken, anayasal kurallara uymak ve
vergi yükünün adalete uygun ve sosyal amaçlı dağıtımını sağlamak koşuluyla,
gelir, servet veya harcamanın vergilendirilmesinde konulara, nitelik veya
miktarlara göre kimi değişik ölçütler getirebilir, gelirin unsurlarına ve
miktarına göre ayrı yükümlülükler ve oranlar belirleyebilir. Ücret
gelirlerinin diğer gelir unsurlarına göre salt emeğe dayalı olarak elde
edilen gelir niteliğinde olması ve vergi baskısının yüksekliği nedeniyle
özellikle bu geliri elde edenlerin ekonomik durumları ile vergi oranları
arasında doğrudan bir bağlantının kurulmaması ve ücretlilerden vergi
alınırken mali gücün göz ardı edilmesi düşünülemez.
Anayasa’nın 55. maddesinde
ücretin emeğin karşılığı olduğu, Devletin çalışanların yaptıkları işe uygun
adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan
yararlanmaları için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Anayasa,
ücreti, diğer gelirlerden farklı olarak özel şekilde düzenlemiş, bu
düzenlemede ücretin özellikli ve ayrık durumunu gözeterek, Devlet’e
“adaletli bir ücret” için tedbir alma görevi vermek suretiyle koruma altına
almıştır. Anayasa’nın 73. maddesindeki “mali güç” ilkesi ile 55.
maddesindeki “adaletli bir ücret elde etme” ilkesi bir arada değerlendirildiğinde,
ücret gelirlerinin ücret dışında elde edilen gelirler ile aynı oranda
vergiye tabi tutulması ve hiçbir önlem alınmadan ücrette azalmaya neden
olacak şekilde yükseltilmesi, “adalet” ilkesini de zedeler.
Açıklanan
nedenlerle, 193 sayılı Yasa’nın 5479 sayılı Yasa’yla değiştirilen 103.
maddesinde yer alan tarifenin 40.000 YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için
9.190 YTL, ibaresinden sonra gelen “…
fazlası % 35 oranında …” ibaresi, “ücret
gelirleri” yönünden Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırıdır. İptali
gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
B- 193 Sayılı Yasa’nın Geçici
69. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan “… (vergi oranına ilişkin
hükümler dahil) …” İbaresinin İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
5479
sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 193 sayılı Yasa’nın “Ticari ve zirai
kazançlarda yatırım indirimi istisnası” başlıklı 19. maddesi yürürlükten
kaldırılmış, 3. maddesiyle de 193 sayılı Yasa’ya, bu indirimin kaldırılmasından
sonra geçiş hükümlerini içeren, geçici 69. madde eklenmiştir. Yasa
değişikliği, 8.4.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmakla birlikte geçici
69. madde, 1.1.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir.
Geçici
69. maddeyle, 1.1.2006 tarihinden önce yatırım indirimine başlandığı halde
tamamlanamayan indirimlerden, kimi ek koşullarla ve üç yılla sınırlı olmak
üzere yararlanma olanağı sağlanmıştır. Madde kapsamında yatırım indirimi
istisnasından yararlanılması durumunda, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında gelir
ve kurum kazançlarının hesaplanmasında geçerli olacak vergi oranının,
(vergi oranına ilişkin hükümler dahil) sözcükleri
kullanılmak suretiyle, 31.12.2005 tarihi itibariyle sabitlenmesi
öngörülmüştür. Başka bir anlatımla, “vergi oranına ilişkin hükümler dahil” sözcükleri kullanılmak suretiyle, yürürlükteki
oranların uygulanmasına ilişkin genel hükme istisna getirilmiştir.
Madde
kapsamındaki üç yıla ilişkin kazançlara uygulanacak istisna tutarlarının
hesaplanmasında ve bu istisnanın kazançlardan indirilmesinde, 31.12.2005
tarihinde yürürlükte bulunan düzenlemeler esas alınacaktır. Vergi oranına
ilişkin hükümler de bu düzenlemeler arasındadır.
Geçici
69. madde kapsamında, hem 31.12.2005 tarihi itibariyle indirilememiş yatırım
indirimi istisnası tutarlarının hem de daha önce başlanmış yatırımlarla
ilgili olarak 1.1.2006 tarihinden sonra yapılacak yatırım harcamalarının
beyan edilen kazançtan indirilmesi yükümlülerin tercihlerine bırakılmıştır.
Yükümlüler bilânço ve kârlılık durumuna göre yapacakları hesaplamalar
sonunda oluşan vergi yükünün ağırlığına göre yatırım indirimi istisnasından
yararlanmayı tercih etmeyerek o yılda yürürlükte olan vergi oranına göre
vergilendirilmeye kendileri karar verebileceklerdir.
1.1.2006
tarihinden itibaren uygulanmak üzere, gelir vergisi oranları 5479 sayılı
Yasa’yla indirilmek suretiyle değiştirilmiş, kurumlar vergisi oranı ise
5520 sayılı Yasa’yla yine 1.1.2006 tarihinden itibaren uygulanmak
üzere%30’dan%20’ye indirilmiştir. Buna göre geçici
69. madde kapsamında yatırım indirimi istisnasını tercih eden yükümlüler
hem gelir vergisi hem de kurumlar vergisi yönünden indirimli vergi uygulamasından
yararlanamayacaklardır.
2-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru
kararlarında, 1.1.2006 tarihinden itibaren vergi oranları indirildiği halde
2006, 2007 ve 2008 yıllarında yatırım indirimi istisnası hakkından
yararlanmayı tercih eden yükümlülere 31.12.2005 tarihinde yürürlükte olan
yüksek vergi oranlarının uygulanması öngörülerek, yükümlülerin kazanılmış
hak niteliğindeki yatırım indirimi istisnası haklarının ortadan
kaldırıldığı, farklı vergi oranlarının uygulanmasının hukuken kabul
edilebilir haklı bir nedeni bulunmadığı, yatırım indirimi hakkından
yararlanacak olan mükelleflere yüksek vergi oranının, diğer mükelleflere
ise indirimli vergi oranının uygulanmasının verginin genelliği ve eşitliği
ilkesine aykırı olduğu, yatırım yapan yükümlülere belli vergi avantajı
sağlandıktan sonra,yatırım yapan
lehine olan uygulamanın vergi oranlarında farklılığa gidilmesi suretiyle
ortadan kaldırılmasının düşünülemeyeceği, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın
2., 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5479 ve 5520 sayılı Yasalarla,
1.1.2006 tarihi itibariyle gelir ve kurumlar vergisi oranlarında indirim
yapılmıştır. 193 sayılı Yasa’nın geçici 69. maddesinde yer alan itiraz
konusu kuralla, bu madde kapsamında bulunan yükümlülerin yatırım indirimi
tutarlarının, 31.12.2005 tarihinde yürürlükte bulunan vergi oranlarının
uygulanması koşuluyla 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlardan
indirilebileceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devletinde, bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, davranış
ve tutumlarını bu kurallara göre güvenle düzene sokabilmeleri gerekir.
Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin
de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerekli kılar.Hukuk devletinin
hukuk güvenliği ilkesi vergilendirmede belirliliği gerektirir. Belirlilik
ilkesi, yükümlülüğün hem kişiler hem de idare yönünden belli ve kesin
olmasını, yasa kuralının, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli
bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde
öngörmelerini mümkün kılacak bir şekilde düzenlenmesini gerektirir.
Anayasa’nın 73. maddesinin birinci ve
ikinci fıkralarında, “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne
göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” denilmiştir.
Vergi oranlarının Anayasa’ya uygun
olarak değiştirilmesi yasa koyucunun takdirindedir. Vergi oranlarında
1.1.2006 tarihinden itibaren değişiklik yapılırken, yatırım indirimi
istisnası tutarlarının 31.12.2005 tarihindeki vergi oranlarına ilişkin
hükümler çerçevesinde indirilebilmesi hususunda yükümlüye zorunluluk
yüklenmemiş, tercih hakkı tanınmıştır. Yükümlü, indirim hakkını, lehine
olması halinde Yasa’daki koşullara uygun olarak kullanabileceği gibi,
aleyhine olması halinde kullanmayabilecektir.
Yatırım
indirimi istisnası hakkı tanınan mükellefler ile bu haktan yararlanamayan
vergi mükelleflerinin farklı kurallara ve vergi oranlarına bağlı
tutulmalarında, verginin genelliği ve eşitliği ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı değildir.İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 10. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
C- 193 Sayılı Yasa’nın Geçici 69.
Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan “… sadece
2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait …” İbaresinin İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
193 sayılı Yasa’ya 5479 sayılı Yasa ile eklenen
geçici 69. maddede, bu madde kapsamındaki yükümlülerin, 31.12.2005
tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları
yatırım indirimi tutarlarını sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından
indirebilecekleri öngörülmüştür.
Gelir
ve kurumlar vergisi yükümlüleri;
1-
31.12.2005 tarihi itibariyle mevcut olup 2005 yılı kazançlarından
indiremedikleri devreden yatırım indirimi istisnası tutarlarını,
2-
24.4.2003 tarihinden önce yapmış oldukları müracaatlara dayanarak
düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 193 sayılı Yasa’nın 4842
sayılı Yasa’yla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1.- 6. maddeleri
çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 1.1.2006
tarihinden sonra yapacakları yatırımlarını,
3-
5479 sayılı Yasa’yla yürürlükten kaldırılan 193 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında 1.1.2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak
yatırımla iktisadi ve teknik bakımından bütünlük arz etmeleri koşuluyla,
1.1.2006 tarihinden sonra yapılan yatırım harcamalarını,
sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarında elde ettikleri
kazançlarından indirebileceklerdir.
Dava
konusu kuralla, üç yıllık sürede yatırım indirimi istisnası haklarının bir
kısmını veya tamamını kullanamayan yükümlülerin hakları 31.12.2008 tarihi
itibariyle ortadan kaldırılmıştır. Yatırım harcama tutarının kazançtan
indirim hakkını sınırlayan bu düzenlemeye göre, yatırım indirimi istisnası
en son 2008 yılı kazançlarına uygulanacaktır. 2008 yılında gelir ve kazanç
yetersizliği nedeniyle indirilemeyen yatırım indirimi istisnası tutarının
2009 yılı ve izleyen yıllarda gelir ve kazancından indirilmesi mümkün
olmadığı gibi istisna tutarının herhangi bir şekilde gider olarak
kaydedilmesi de söz konusu olmayacaktır.
2- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Dava
dilekçesi ve başvuru kararlarında, indirilecek tutara ulaşıncaya kadar
yatırım indirimi istisnasının uygulanmasının kazanılmış hak niteliğinde
olduğu, indirimin üç yılla sınırlandırılmasıyla bu süre içinde indirim haklarını
kullanamayanların kazanılmış haklarının ortadan kaldırıldığı, önceden
bilinmesi olanaksız bir kuralla yapılan bu sınırlandırmanın hukuk güvenliği
ve hukuki istikrar ilkelerini zedelediği, vergilendirmede keyfi uygulamaların
engellenmesi için verginin yasallığı ilkesiyle birlikte verginin genel,
eşit, belirli ve öngörülebilir olması, geçmişe yürümemesi ve hukuk
güvenliği ilkesine de uygunluğunun sağlanması gerektiği, bu nedenlerle
kuralın Anayasa’nın 2., 11. ve 73. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5479
sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle 193 sayılı Yasa’nın “Ticari ve Zirai
Kazançlarda Yatırım İndirimi İstisnası” başlıklı 19. maddesi yürürlükten
kaldırılmış, 3. maddesiyle 193 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 69. maddede,
bu madde kapsamındaki yatırım indirimi istisnası tutarlarının sadece 2006,
2007 ve 2008 yılları kazançlarından indirilebileceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk
ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Kişilere
hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Hukuk
devleti, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal
düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını
gerektirir. Hukuk güvenliğinin sağlanması, bu doğrultuda yasaların geleceğe
yönelik öngörülebilir belirlemeler yapılabilmesine olanak verecek kurallar
içermesini gerekli kılar. Geriye dönük düzenlemelerle kişilerin haklarının,
hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi gözetilmeden kısıtlanması hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın
73. maddesinde de, kamu giderlerini karşılamak üzere mali güce göre
ödenmesi gereken verginin yasayla konulup değiştirileceği veya
kaldırılacağı belirtilmiştir.
5479
sayılı Yasa’yla yürürlükten kaldırılan 193 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde,
yatırım indirimi istisnası uygulamasına, yatırımın konusunu oluşturan aktif
değerlere ilişkin harcamaların yapıldığı takvim yılından itibaren
başlanacağı ve indirimden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar devam
olunacağı belirtilmiştir. Belirli bir vergilendirme döneminde,
yararlanılabilecek yatırım indirimi istisnası tutarının tamamının kazanç
yetersizliği nedeniyle kullanılamaması durumunda yatırım indiriminden
yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar, dönem sınırlaması olmaksızın,
indirime devam edilecektir. Bu kapsamdaki yükümlüler, yatırım indirimi tutarlarını
kazançlarının elverdiği ölçüde matrahlarından indirebileceklerini bilerek
yatırıma başlamışlardır.
Dava
konusu kuralda, yükümlülerin
kapsamdaki yatırım indirimi tutarlarını sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına
ait kazançlarından indirebilecekleri belirtilmiştir. Buna göre, kazanç
yetersizliği nedeniyle yararlanılamayan yatırım indirimi istisna tutarları
son olarak 2008 yılı kazançlarıyla sınırlandırılmıştır. 2008 yılı
kazançlarından indirilemeyen tutarlar, daha sonraki yıllarda indirim konusu
yapılamayacaktır.
Geçici
69. madde kapsamındaki yükümlüler 5479 sayılı Yasa’nın yayımlandığı
8.4.2006 tarihine kadar yatırım indirimi istisnasından yararlanacaklarını
göz önünde bulundurarak yatırım kararı almışlar ve yatırıma başlamışlardır.
Bu yükümlüler indirimin yılla sınırlanacağını önceden bilmemektedirler.
Yatırım indiriminden yararlanılacak tutara ulaşıncaya kadar yapılması
gereken indirimin sonradan üç yılla sınırlandırılması verginin genellik,
eşitlik, öngörülebilirlik ve kamusal yetkinin kullanılmasında yükümlülere
hukuksal güvenlik sağlayan yasallık ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. ve 73. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
D- 5479
Sayılı Yasa’nın 15. Maddesinin (1) Numaralı Bendinin Ücret Gelirleri
Yönünden İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
8.4.2006
tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5479 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin (1)
numaralı bendinde, bu Yasa’nın 1. maddesinin 1.1.2006 tarihinden itibaren
elde edilen gelirlere uygulanmak üzere yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Söz konusu 1. maddeyle 193 sayılı Yasa’nın 103. maddesinde yer alan gelir
vergisi tarifesi değiştirilmiş, 15. maddenin (1) numaralı bendiyle bu
tarifenin, 1.1.2006 tarihinden geçerli olacağının belirlenmesi nedeniyle,
yeni tarife ücret gelirleri yönünden de aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.
193
sayılı Yasa’nın 104. maddesine göre ücretlerin vergilendirilmesinde aylık
vergi yıllık vergi 12’ye bölünmek, gündelik vergi aylık vergi 30’a bölünmek
suretiyle hesaplanmaktadır. Yasa’nın 94. maddesinde de hizmet erbabına
ödenen ücretler ile ücret sayılan ödemelerden 103. ve 104. maddelere göre
kaynakta kesinti yapılacağı belirtilmiştir.
5479 sayılı Yasa’nın
3. maddesiyle 193 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 70. maddede de “2006 takvim
yılına ilişkin olarak yapılmış ücret ödemeleri için bu Kanunun yayımlandığı
tarihe kadar yapılmış olan gelir vergisi tevkifat
tutarlarının 103 üncü maddede bu Kanunla yapılan değişiklik hükmü uyarınca
hesaplanan vergiden fazla olması halinde, fark vergi tutarı terkin edilir,
tahsil edilmişse mükelleflerin sonraki dönemlerde ödeyecekleri gelir
vergisinden mahsup edilir. Eksik olması halinde ise bu fark, vergi
sorumluları tarafından bu Kanunun yayımlanmasından sonra yapılacak ilk
ücret ödemesinden kesilerek bu ödemenin ait olduğu döneme ilişkin muhtasar
beyannamenin verilme ve ödeme süresi içinde topluca (muhtasar beyanname
verme yükümlülüğü olmayanlar hariç) verilecek ayrı bir beyanname ile beyan
edilir ve ödenir. Bu beyanname için ayrıca damga vergisi hesaplanmaz.
Anılan sürede düzeltilen söz konusu fark için gecikme faizi ve vergi cezası
aranmaz; eksik tahakkuk etmiş olan verginin bu süre içinde tamamlanmaması
halinde bu tarihte vergi ziyaı doğmuş olur. Bu
hükmün uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca
belirlenir” denilerek, yeni tarifeye göre fazla kesildiği tespit edilen
gelir vergisi tevkifat tutarlarının ödenecek
vergilerden mahsubu veya eksik kesildiği tespit edilen vergilerin ilave
olarak kesilmek suretiyle ödenmesi işlemlerinin nasıl yerine getirileceği
ayrıca düzenlenmiştir.
2- Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu
Dava
dilekçesinde, ücretlerde vergi yükünün geriye dönük arttırılması suretiyle
hukuki güvenlik ve istikrar ilkelerinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın
Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin sağlamakla yükümlü
olduğu hukuk güvenliği, kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini
gerekli kılar. Yasaların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, yasalar kamu
yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği,kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi
ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay,
işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar;geçmiş, yeni çıkarılan bir yasanın etki
alanı dışında kalır. Bu nedenle, sonradan yürürlüğe giren yasaların geçmişe
ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel
ilkelerindendir.
8.4.2006
tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 5479 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle
değiştirilen gelir vergisi tarifesi 1.1.2006 tarihinden itibaren elde
edilen gelirlere uygulanmak üzere yürürlüğe girmiştir.
Ücretlerin
vergilendirilmesinde vergilendirme dönemi yıllık olup, aylık vergi yıllık
vergi 12’ye bölünmek, gündelik vergi aylık vergi 30’a bölünmek suretiyle
hesaplanmakta, tevkif yoluyla ödenen vergilerde de kesilen veya kesilmesi
gereken vergiler yıllık verginin yerine geçmektedir. Buna göre,
vergilendirme dönemi bitmeden değiştirilen vergi oranlarına ilişkin
düzenlemenin yılın başından itibaren yürürlüğe konulması, benimsenen vergi
sisteminin bir sonucu olup yasanın gerçek anlamda geriye yürümesinden söz
edilemez. Kaldı ki, gelir vergisi tarifesinin 5479 sayılı Yasa’yla
değiştirilmesiyle birlikte, ücretliler yönünden geçici 70. maddeyle yeni
bir düzenleme yapılmış, yeni tarifeye göre hesaplanan verginin fazla veya
eksik olmasına göre terkin ya da ödeme yöntemi getirilerek yükümlüler
arasındaki eşitsizlik giderilmiştir.
Bu
nedenle, dava konusu kural “ücret gelirleri” yönünden Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
E- 5479 Sayılı
Yasa’nın 15. Maddesinin (2) Numaralı Bendindeki “2” Rakamının İncelenmesi
1- Kuralın Anlam ve Kapsamı
5479 sayılı Yasa’nın, 2. maddesiyle 193 sayılı Yasa’nın ticari
ve zirai kazançlarda yatırım indirimi istisnası uygulanmasına ilişkin 19.
madde yürürlükten kaldırılmış, 15. maddesinin dava/itiraz başvurularına
konu edilen (2) numaralı bendi ile de yatırım indirimi istisnasının
kaldırılmasına ilişkin 2. maddenin 1.1.2006 tarihinden geçerli olmak üzere
yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir. 8.4.2006
tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 5479 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin
yürürlüğü bu şekilde 1.1.2006 tarihine kadar geriye yürütülmüştür.
193
sayılı Yasa’ya 5479 sayılı Yasa’yla eklenen geçici 69. maddeyle, önceden
yapılmış ve yapılmakta olan bir kısım yatırım harcamalarının belli
koşullarla yatırım indiriminden yararlanmaya devam etmeleri esası benimsenmiştir.
Geçici 69. madde, yürürlükte olan yatırım indirimi istisnası hükümlerinin
dışında bazı ek koşullar ve sınırlandırmalarla indirim hakkı
getirmiştir.Maddeye göre
yükümlüler,1.1.2006 tarihi
itibariyle kazanç yetersizliği nedeniyle 2005 yılı kazançlarından
indiremedikleri tutarları ile bu tarihten sonra yapacakları bir kısım
yatırım harcamalarını,sadece 2006,
2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından indirmeye devam edebileceklerdir.
5479 sayılı Yasa’yla getirilen düzenlemeler sonucunda, 1.1.2006 tarihi
itibariyle yatırım indirimi istisnası uygulamasına son verilmiş bu tarihten
sonra ise, ancak önceki dönemlerden devreden yatırım indirimi istisnaları
ile önceki yatırımların devamı niteliğinde bulunan yatırım harcamalarından
kaynaklanan istisna tutarlarının kimi sınırlamalarla indirim konusu yapılabilmesi
olanağı tanınmıştır.
5479
sayılı Yasa 8.4.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış, yatırımcılar
yatırım indirimi istisnasının kaldırıldığını bu tarihte öğrenmişlerdir.
Gelir Vergisi Kanunu’ndaki yatırım indirimi hükümlerini kaldıran 5479
sayılı Yasa’nın 2. maddesi ise 1.1.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe
girmiştir. 1.1.2006 – 8.4.2006 tarihleri arasında yürürlükte bulunan 193
sayılı Yasa’nın 19. maddesi hükümlerine göre yatırıma başlayan, yatırım
yapıp yatırım indirimi istisnasından yararlanacağını bilen yükümlülerin,
bundan yararlanmaları mümkün olamayacaktır.
2-
Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesi ve başvuru kararlarında, hukuk devletinin,
yasaların yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanmasını
gerektirdiği, hukuk güvenliği ilkesinin en önemli koşullarından birisinin
kanunların geriye yürümezliği olduğu, yatırım indirimi istisnası
uygulamasının geriye dönük olarak kaldırılmasının kanunların geriye
yürümezliği ilkesiyle bağdaşmadığı, 8.4.2006 tarihinde yayımlanan Yasa’nın
yürürlüğünün 1.1.2006 tarihine kadar geriye yürütülmesiyle yatırım
harcaması yapan yükümlülerin kazanılmış haklarının ortadan kaldırıldığı,
mükellefler yürürlükteki yasalara göre faaliyetlerini planladıklarından
sonradan çıkan yasalarla geçmiş dönemler için vergi yükünün artırılmasının
devlete ve hukuk düzenine olan güveni sarstığı, ekonomik ve ticari hayatta
bulunması gereken belirlilik ve istikrarı zedelediği, bu nedenle kuralın
Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine
göre, Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasa’ya aykırılığı konusunda
ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere bağlı kalmak zorunda
olmadığından itiraz konusu kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 73. maddesi
yönünden de incelenmiştir.
8.4.2006
tarihinde yayımlanan 5479 sayılı Yasa’nın 15. maddesinde 193 sayılı
Yasa’nın 19. maddesini yürürlükten kaldıran 2. maddesinin 1.1.2006
tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe gireceği öngörülmek suretiyle
yatırım indirimi istisnası geriye doğru kaldırılmıştır. Önceki Yasa’nın
yürürlükteki kurallarına göre 1.1.2006 tarihinde yatırım indirimi istisnası
kapsamında yatırıma başlayan yükümlüler yatırım indirimi istisnasının
kaldırıldığını 8.4.2006 tarihine kadar bilmemektedir. Yatırım indiriminin
kaldırılmasına ilişkin maddenin, incelenen kuralla geriye yürütülmek
suretiyle yükümlülerin hukuksal güvenlikleri zedelenmiştir.
193 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde arananlar dışında herhangi bir
koşula ve sınırlamaya bağlı olmaksızın 1.1.2006 ile 8.4.2006 tarihleri
arasında yapılmasına başlanan yatırımlarla ilgili olarak yatırım indiriminden
yararlanması gereken yükümlüler, diğer bir anlatımla yatırım indirimi
istisnasından yararlanacağını bilerek ve bunun gereklerini yerine getirerek
yatırıma başlayan yükümlüler, yatırım indirimi istisnasının kaldırılmasına
ilişkin kuralın geriye yürütülmesi nedeniyle, öngöremedikleri bir durumla
karşılaşmışlardır. Yasa koyucu, 193 sayılı Yasa’ya eklenen geçici
69. maddeyle 24.4.2003 ve 1.1.2006 tarihinden önce başlanan yatırımlar için
indirim hakkı getirdiği halde, 1.1.2006 ile 8.4.2006 tarihleri arasında
yapılan yatırımlar için indirim hakkı getirmeyerek hukuk devleti ilkesi
ihlal edilmiştir.
Açıklanan
nedenlerle, 5479 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin (2) numaralı bendindeki,
aynı Yasa’nın yatırım indirimi istisnasının yürürlükten kaldırılmasına
ilişkin 2. maddesinin 1.1.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe
gireceğine ilişkin “2”
rakamı Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 11. ve 73. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
VII- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153.
maddesinin üçüncü fıkrasında “Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının
Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde
Anayasa Mahkemesi İptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir.
Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı
geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü
Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
Maddenin beşinci fıkrasında ise Anayasa Mahkemesi’nin, iptal halinde
meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını
ihlâl edici mahiyette görmesi halinde yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı
belirtilmektedir.
30.3.2006 günlü, 5479 sayılı
Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen 31.12.1960 günlü, 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan 40.000 YTL’den fazlasının
40.000 YTL’si için 9190 YTL, ifadesinden sonra gelen “… fazlası
% 35 oranında …” ibaresinin, “ücret gelirleri” yönünden iptal edilmesi nedeniyle
doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
yeni yasal düzenleme yapılması amacıyla, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince
iptal hükmünün, kararın resmi gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay
sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VIII- SONUÇ
30.3.2006 günlü, 5479
sayılı Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun,
Özel Tüketim Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un:
A- 1. maddesiyle değiştirilen 31.12.1960
günlü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. maddesinde yer alan 40.000
YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si için 9190 YTL, ifadesinden sonra gelen “… fazlası % 35 oranında …” ibaresinin, “ücret gelirleri”
yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
B- 3. maddesiyle 193 sayılı Yasa’ya
eklenen geçici 69. maddenin birinci fıkrasının sonunda yer alan;
1- “…
(vergi oranına ilişkin hükümler dahil) …”ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
2- “... sadece
2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait ...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna
ve İPTALİNE,
C- 15. maddesinin;
1- (1)
numaralı bendinin, “ücret gelirleri” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE,
2-
(2) numaralı bendindeki “2”
rakamının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
D- 1. maddesiyle değiştirilen 193 sayılı
Yasa’nın 103. maddesinde yer alan 40.000 YTL’den fazlasının 40.000 YTL’si
için 9190 YTL, ifadesinden sonra gelen “… fazlası
% 35 oranında …” ibaresinin, “ücret gelirleri” yönünden iptal edilmesi
nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN
RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE,
15.10.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
|
Üye
Cafer ŞAT
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|