|
Esas Sayısı : 2006/124
Karar Sayısı : 2009/146
Karar Günü : 15.10.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Diyarbakır Vergi
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :4.1.1961
günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin ikinci fıkrasının
Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Yıllık
gelir vergisi beyannamesinin verilmemesi nedeniyle takdir komisyonu
kararına dayanılarak re’sen salınan cezalı
tarhiyatın kaldırılması istemiyle açılan davada itiraz konusu kuralın
Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
İtirazın gerekçesi şöyledir:
“1982 Anayasasının 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü
yer almış olup maddede yer alan
Hukuk Devleti İlkesi Anayasa Mahkemesinin aşağıda yer alan kararları ile tanımlanmış ve somut karakter kazanmıştır.
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25 Mayıs 1976 tarih ve K. 1976/28 sayılı Kararında; “Hukuk devleti;
insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu âdil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmekle
kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk kurallarına ve Anayasa’ya uygun, bütün eylem
ve işlemleri yargı denetimine bağlı olan devlet demektir”, 27 Mart 1986 Tarih ve E.1985/31, K.
1986/11 sayılı Kararında; “Hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı
gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlarından
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp
yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasakoyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinden
uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir”.
21 Haziran 1991 tarih ve K.1991/17 sayılı Kararında; “Hukuk
devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında
adalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve düzeni sürdürmekle
kendisini yükümlü sayan, bütün davranışları hukuk kurallarına ve Anayasa’ya
uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan Devlet demektir”, 12
Kasım 1991 tarih ve K. 1991/43 sayılı Kararında; “Temel hak ve
özgürlüklerin güvence altına alınmadığı, hukukun evrensel kurallarına saygı
gösterilmediği ve adaletli bir düzenin
gerçekleşmediği bir ortamda hukuk devletinden söz edilemez”, 01 Temmuz 1998 tarih ve K.1998/45 sayılı Kararında;
“Hukuk Devleti” insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, adaletli bir hukuk düzeni
kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı
olan Devlettir. Böyle bir
düzenin kurulması, yasama, yürütme ve
yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları içinde kalması,
temel hak ve özgürlüklerin,
Anayasal güvenceye bağlanmasıyla olanaklıdır” ifadelerine yer vermiştir.
Hukuk devleti ilkesinin gerekleri kararlarda açıklanmış olup
devletin aynı ya da benzer durumlarda olan
kişi ve olaylar hakkında eşit davranması gerekmektedir; takdir komisyonuna
matrah tayini için sevk edilmesi
tahakkuk zamanaşımı süresini durdurmakla beraber; durma süresinin
sınırlandırılmaması idarenin farklı uygulamalarına sebep olabilmekte bazı
durumlarda ise takdir komisyonunda geçen süre hukukun genel ilkelerinden
hak ve nefaset ilkesini zorlamakta ve bu durum alacağını takip ve tahsil noktasında alacağını
takip etmeyen alacaklıların alacağını eksik borç haline getirmeyi amaçlayan zamanaşımı müessesesini
işlemez hale getirmekte diğer taraftan idarenin iç işleyişinden kaynaklanan gecikme sebebiyle
mükellef aleyhine fazladan gecikme faizi hesaplanmasına sebep olmaktadır.
ANAYASA’YA AYKIRILIK İDDİASININ CİDDİ
GÖRÜLMESİ:
Öte yandan 2949 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 28.
maddesinde; davaya bakmakta olan mahkemenin o dava sebebiyle uygulanacak
bir kanunun veya kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse, bu yoldaki gerekçeli kararı veya bir davaya bakmakta olan
mahkemenin taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi
olduğu kanısına varırsa taraflardan bu konudaki iddia ve savunmalarını ve
kendisini bu kanıya götüren görüşünü açıklayıcı kararı, dosya muhtevasını
mahkemece, bu konu ile ilgili görülen belgelerin tasdikli örnekleri ile birlikte Anayasa Mahkemesi
Başkanlığına göndereceği, Anayasa Mahkemesi
Genel Sekreterliği’nin gelen evrakı kaleme havale edeceği ve keyfiyeti
Mahkemeye bir yazı ile
bildireceği, evrakın kayda girişinden itibaren 10 gün içinde noksanlıkların
olup olmadığının inceleneceği,
eksiklikleri olduğu anlaşılan işlerin geri çevrilmesine, Mahkemenin
yetkisiz olduğu tespit edilen
başvurmaların da reddine karar verileceği Anayasa Mahkemesinin işin
kendisine noksansız olarak gelişinden başlamak üzere beş ay içinde karar
vermemesi halinde ilgili mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağı hükme
bağlanmıştır.
Açıklanan
nedenlerle 2949 Sayılı Kanunun 28. maddesi uyarınca 213 sayılı “Vergi Usul
Kanununun 114/2 maddesinde yer alan; “Şu kadar ki, vergi dairesince matrah
takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren
işlemeye devam eder” cümlesi Anayasa’ya aykırılığı hakkında karar
verilmek üzere dava dosyasındaki belgelerin onaylı örneklerinin Anayasa
Mahkemesine gönderilmesine, dava dosyasının
bu hususta karar verilinceye veya Anayasa Mahkemesinin, işin kendisine noksansız olarak gelişinden itibaren
beş aylık süre geçene kadar bekletilmesine 19.7.2006 tarihinde karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu
Yasa Kuralı
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
itiraz konusu kuralı da içeren 114. maddesi şöyledir:
“Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden
yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen
vergiler zamanaşımına uğrar.
Şu kadar ki, vergi dairesince matrah
takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran
zamanaşımı mezkûr komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden
günden itibaren işlemeye devam eder.
(Ek : 4/12/1985
- 3239/9 md.) (Değişik üçüncü fıkra: 16/7/2004-5228/5 md.) Şarta
bağlı istisna veya muafiyet uygulamaları sonucu kısmen veya tamamen
alınmayan vergilere ilişkin zamanaşımı süresi, istisna veya muafiyet
şartlarının ihlâl edildiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren
başlar.
(Değişik : 4/12/1985
- 3239/9 md.) Damga vergisine tabi olup vergi ve cezası zamanaşımına
uğrayan evrakın hükmünden tarh zamanaşımı süresi dolduktan sonra
faydalanıldığı takdirde mezkür evraka ait vergi
alacağı yeniden doğar.”
B- Dayanılan
Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. maddesine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 5.9.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan
Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Anlam ve Kapsam
213 sayılı Vergi
Usul Kanunu’nun 114. maddesinin birinci fıkrasına göre, “vergi alacağının doğduğu takvim yılını
takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe
tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar”. Kuralda, zamanaşımı
süresinin işleyebilmesi için vergi alacağının doğumu esas alınmış,
zamanaşımı süresinin, vergi alacağının doğduğu yılı takip eden yılın
başından itibaren işlemeye başlayacağı belirtilmiştir.
Kişi ile devlet
arasında vergiden kaynaklanan hukuksal ilişki sadece alacak-borç ilişkisi
değil aynı zamanda Anayasa’nın 73. maddesinin niteliği gereği bir ödev
ilişkisidir. Bu karşılıklı ödev gereği, mükelleflerin yükümlüklerini
zamanında, usulüne uygun ve eksiksiz yerine getirmesi, idarenin de vergiyi
zamanında tarh, tahakkuk ve tahsil etmesi gerekir. Vergi yasalarının
vergiyi bağladığı olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğan
vergi alacağı, mükellef bakımından vergi borcunu teşkil eder.
213 sayılı Yasa’nın
113. maddesinde vergi borcunu sona erdiren nedenler arasında sayılan zamanaşımı,
“süre geçmesi suretiyle vergi
alacağının kalkması” olarak tanımlanmıştır. Kamu yararı düşüncesiyle
kabul edilen ve vergi idaresini borçlarını takip etme konusunda dikkatli
olmaya yönelttiği gibi disipline de eden ve bu anlamda vergi idaresinin
etkinliğini artıran zamanaşımı, mükellefin müracaatı olup olmadığına
bakılmaksızın hüküm ifade etmektedir.
213 sayılı
Yasa’daki tarh zamanaşımı süresinin dolmasıyla vergi idaresinin vergiyi
tarh ve tebliğ etme yetkisi sona ermektedir. Mükellefe bu süreden sonra
vergi ihbarnamesi veya ödeme emri gönderilemez. Verginin eksik tarh
edilmesi nedeniyle ikmalen tarhiyata
gidilebilmesi, usule aykırılık nedeniyle yargı kararıyla kaldırılan bir
verginin yeniden tarh edilebilmesi zamanaşımı süresinin dolmamış olmasına
bağlıdır. Zamanaşımı süresinin geçmesiyle artık vergi incelemesi de
yapılamayacaktır.
Başvuru konusu, 213
sayılı Yasa’nın zamanaşımı sürelerini düzenleyen 114. maddesinin “Şu kadar ki, vergi dairesince matrah
takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zamanaşımını durdurur. Duran
zamanaşımı mezkur komisyon kararının vergi
dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam eder”
şeklindeki ikinci fıkrasıdır.
Vergi hukukunda
zamanaşımının durması, yasada sayılan hallerin ortaya çıkması ile
zamanaşımı süresinin işlememesini ifade etmektedir. Vergi dairesinin matrah
takdiri için takdir komisyonuna başvurması zamanaşımı süresini
durdurmaktadır. Başvuru, takdir komisyonunda matrah takdiri için kaldığı
sürece tarh zamanaşımı işlememektedir. Duran zamanaşımı takdir komisyonu
kararının vergi idaresine gelmesini izleyen günden itibaren durduğu yerden
yeniden işlemeye başlamaktadır.
Takdir komisyonunun
kuruluşu, üyelerin seçilmesi, görev ve yetkileri 213 sayılı Yasa’nın
72.-75. maddelerinde sayılmış, aynı Yasa’nın 31. maddesinde, takdir
komisyonunca belli edilen matrah veya matrah kısmının “takdir kararı”na bağlanacağı, 32. maddesinde de takdir
kararının imza karşılığında vergi dairesine tevdi olunacağı belirtilmiştir.
213 sayılı Yasa’da
takdir komisyonlarının çalışma, karara bağlama ve karara bağlanan takdir
kararının vergi dairesine tevdi süresi konusunda bir hüküm bulunmamaktadır.
İncelenen kuralda, zamanaşımının hangi nedenle ve ne zaman duracağı,duran zamanaşımı süresinin ne şekilde ve
ne zaman işlemeye başlayacağı gösterilmiştir.Kuralın birinci tümcesinde, başvuru vergi
dairesine bırakılmış, “vergi dairesinin matrah takdiri için” takdir
komisyonuna başvuracağı belirtilmiş, ikinci tümcesinde ise takdir komisyonu
kararının vergi dairesine tevdii süresi konusunda açık ve net olarak bir
süre belirlenmemiştir. Bir başka deyişle takdir komisyonunun matrah tespit
ederek buna ilişkin kararın vergi dairesine gönderilmesinde herhangi bir
süre öngörülmemiştir.
B- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, takdir komisyonuna tevdi nedeniyle zamanaşımında durmanın süreyle sınırlandırılmamasının
idarenin farklı ve keyfi uygulamalarına yol açtığı, takdir komisyonunda
geçen sürenin hukukun genel ilkelerinden hak ve nesafet
ilkesini zedelediği, zamanaşımı müessesini işlemez hale getirdiği, idarenin
geç işleyişinden kaynaklanan gecikme sebebiyle mükelleflerin fazladan
gecikme faiziyle karşı karşıya kaldığı, bu nedenle kuralın Anayasa’nın
2.maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
213
sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 114. maddesinin birinci fıkrasında, vergi
alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş
yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına
uğrayacağı belirtilmiş, itiraz konusu ikinci fıkrasında ise, vergi
dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulmasının
zamanaşımını durduracağı, duran zamanaşımının mezkûr komisyon kararının
vergi idaresine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam edeceği
öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2.
maddesinde yer alan hukuk devletinin en önemli ilkelerinden olan hukuk güvenliği,
belirliliği zorunlu kılar. Vergilemede belirlilik ilkesi, yükümlülüğün hem
kişiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını, yasa kuralının,
ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar
doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde
düzenlenmesini gerektirir. Vergilendirme mükellefler yönünden güvensiz bir sisteme
dönüşmemelidir.
Zamanaşımı, alacak
hakkının, belirli bir süre kullanılmaması nedeniyle “dava edilebilme” niteliğinden
yoksun kalınmasını ifade eder; sürüp giden eylemli durumu, kesin ve
dokunulmaz hukuki duruma çeviren bir kurumdur. Yasakoyucu,
zamanaşımının amacını gözönünde tutarak olayın
niteliği ve önemi ile borçlu ve alacaklıların durumuna göre uygun göreceği
zamanaşımı sürelerini öngörürken hukukun genel esaslarına ve özellikle
Anayasa’nın ilkelerine bağlı kalmak zorundadır.
Vergi alacaklısı
olan devleti vergi alacağını takip etme ve harekete geçirme konusunda itici
bir güç olan zamanaşımı, vergilendirmenin temel öğeleri arasındadır ve süre
geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması sonucunu doğurur. Bireylerin sosyal ve ekonomik durumlarını
etkileyecek keyfi uygulamalara neden olunmaması için vergiyi doğuran olay,
matrah, oran, tarh, tahakkuk, tahsil, yaptırım gibi vergilendirmenin temel
öğelerinden olan zamanaşımının da yasalarla belirlenmesi gerekir.
İtiraz konusu
kuralda, vergi dairesince takdir komisyonuna başvuru yapıldıktan sonra
matrahın tespiti, buna ilişkin kararın oluşturulması ve kararın
gönderilmesinde bir süre öngörülmemekte, çalışma süresi tamamen komisyonun
takdirine kalmaktadır. Ancak, zamanaşımının durmasının süreyle sınırlandırılmaması,
vergi mükellefleri yönündenuygulamada keyfiliğe,
haksızlığa, eşitsizliğe yol açacak sonuçlar doğurabilecek
niteliktedir.
Verginin yasallığı ilkesi, vergi kurumunun hukuksal
yapısının temel koşulu olup oranının, salınma biçiminin, alınma zamanının
yönetim ve yükümlüler bakımından belirginliğine dayanır. Yükümlülere güven
veren bu ilke, vergi yönetiminde de kararlılık sağlamakta, herkesi eşit
biçimde kapsamına alan bir yurttaşlık görevinin göstergesini
oluşturmaktadır.
İtiraz konusu kuralın ikinci
tümcesinde, duran zamanaşımının işlemeye başlaması, ilgili takdir komisyonu
kararının vergi dairesine tevdiine bağlanmıştır. Takdir komisyonu kararının
tevdii, bu komisyonun çalışma ve kararını oluşturarak tamamlama süresine
bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu durum, duran zamanaşımının
yeniden işlemeye başlama süresini, yükümlü yönünden öngörülemez hale
getirmektedir.
Zamanaşımının durma
süresinin belirsizliği, makul ve adil bir sürenin bulunmaması, vergi dairesince
matrah takdiri için başvurunun sırf zamanaşımını durdurmak için keyfi
olarak kullanılmasında güvence sağlamayacağı gibi yükümlüye vergi
tahsilâtının geciktiği süre kadar gecikme zammı ve faizi uygulanacak olması
da yükümlünün vergi yükünü artırarak haksız sonuçlar doğmasına neden
olabilir.
Zamanaşımı
hükümlerindeki açıklık, sadece zamanaşımı süresinin, başlangıç ve bitişinin
yasada gösterilmesiyle kendisini göstermez. Vergilemede hukuksal
kararlılığın sağlanması amacıyla getirilen zamanaşımını durduran nedenlerle,
durma süresinin ve duran zamanaşımının işlemeye başlama tarihinin de açık,
belirgin, somut ve öngörülebilir olması, keyfiliğe izin vermemesi yasallık
ve hukuk devleti ilkesinin gereğidir.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa’nın
2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.
Şevket APALAK bu
görüşe katılmamıştır.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede
yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi
iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu
tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı
geçemez” denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
Maddenin beşinci fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesi’nin, iptal halinde
meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını
ihlâl edici mahiyette görmesi halinde yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı
belirtilmiştir.
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun
114. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar
verilmesinin doğuracağı hukuksal boşluk, kamu yararını ihlal edici
nitelikte olduğundan gerekli düzenlemelerin yapılması amacıyla iptal
kararının, Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII- SONUÇ
A- 4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 114. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Şevket APALAK’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B-
İptal edilen fıkranın
doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN
RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
15.10.2009
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
|
Üye
Cafer ŞAT
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
AZLIK OYU
Anayasa’nın 123.
maddesinde idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden
yönetim esaslarına dayanacağı belirtilmiştir. Bu hükme göre, merkezdeki
yönetimin, yerinden yönetim dışında kapsamlı ve ayrı özellikler içeren
yapısı bulunmaktadır. Merkezden yönetim içinde sıralı bir silsile ve
disiplinle idari uğraş kendini göstermektedir. Ancak merkezi idareyle
bağlantılı ve o kapsamda görülen kimi farklı yapılanmalar da izlenmektedir.
Bu yapılanmalarda silsile sıralaması, başka bir deyişle amir-memur konumu
söz konusu olmamakta, merkezi yönetim içinde bir yerinden yönetim görünümü
kendini göstermektedir. Üst amirin buyruğunun geçerli olmadığı böylesi kuruluşların
kararlarına karşı merkezi idareye yargı yolu öngörülmektedir. Merkezi
idaredeki birimlerin birbirlerine karşı dava açmaları olanaksız olmasına
karşın, merkezde yer alan içteki yerinden yönetim yapılanmalarının
işlemlerine karşı idarece dava açabilme olgusu, bu yerler yönünden farklı
ölçütleri ve bakışları gündeme getirmektedir.
Beyan ilkesine
dayanan vergi sistemimizde beyandaki eksikliklerin somut verilerle
saptanmasıyla ortaya çıkan ek salım dışında, kimi yasal durumlarda vergi
idaresinin kendiliğinden yapacağı vergi tarhiyatları söz konusu olacaktır.
Resen takdir olarak isimlendirilen ikinci yöntemde olası sakıncaları
gidermek için vergiye esas olacak matrahın saptanması başka bir birime
bırakılmaktadır. Kamu görevlisi olmayan kimi kişileri de içinde barındıran
takdir komisyonu yukarıda sözü edilen özel bir oluşumdur. Yapacağı
belirlemelerle saptayacağı takdirler yükümlü veya idare tarafından yargıya
götürülebilecektir. Bu olgu, vergi idaresi ile takdir komisyonlarının
farklı ve özel yapılanmaları olduğunun açık göstergesidir.
Vergi salımı ve
tahsiliyle sorumlu bir kamu idaresi olan vergi yönetimi ancak kendi görev
ve işlevleri kapsamındaki vergi işlemlerinden sorumlu tutulabilir.
Yükümlüleri korumayı ve aksamaların zaman içinde sonuçlanmasını amaçlayan
vergideki zamanaşımı kurumu da bu kapsamda vergi idaresini bağlar. Takdir
komisyonlarına vergi matrahının belirlenmesi için yapılacak başvurularda
vergi idaresinin görevi kesilmekte, kendi kararları yönünden özgür bir
birimin işlevi başlamaktadır. Takdir komisyonları vergi işlemlerini
başlatan salan ve tebliğ eden bir idare olmadığından, görevleri bunlar
dışında gelişir. Gerçekten de vergi alacağının doğduğu yılı izleyen beş yıl
içinde tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğraması konusunda egemen
olan ölçüt “tebliğ” olgusu olduğuna,tebliğ de vergi idaresinin göreviyle ilgili bulunduğuna göre, vergi
dairesinin görevinin kesildiği zamanda, zamanaşımın da kesilmesi doğal bir
hukuksal sonuçtur. Kararlarının vergi dairesine imzayla teslim edilmesi,
her iki işlevin yapısal ayrılığını ve işlemlerinin farklı hukuksal sonuçlar
oluşturacağının başka göstergeleridir. Takdir komisyonlarına karar verme
süresinin tanınmamış olması, vergi görevinin akışındaki tutarlılığı da
etkilemeyecektir. Dahası itiraza konu kural zamanaşımın kesilmesiyle ilgili
olduğundan, takdir komisyonunun karar süreciyle ilgili yaklaşımlar
incelenen kuralın değil, matrah takdir sürecini sınırlandırmama yolundaki
eksik düzenlemenin eleştirileri olabilir. Buna göre vergileme akışının
özelliği karşısında, idari yapılanma ve görevlerin doğal sonucu olan
kuralda Anayasa’nın 123. maddesine aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, kural,
herkesin mali gücüne karşı vergi ödemesini zorunlu kılan Anayasa’nın 73.
maddesiyle de tam uyum içinde olduğu gibi hukuk devletine aykırılığı da söz
konusu değildir. Çünkü zamanaşımına ilişkin kural açık, belirgin ve
somuttur. Kuralın öngördüğü zamanaşımı verginin tebliği, yani vergi idaresinin
işleviyle bağlantılı olduğundan, başka bir konumu olan takdir komisyonuna
ilişkin olarak zamanaşımı kurumunun kapsamını genişletmek, bu haliyle
zamanaşımı kurumunun söz ve özüyle ördüğü yapının amaç ve felsefesiyle
bağdaşmayacaktır.
Bu nedenlerle
davanın reddi gerekeceği oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
|