|
Yargıtay
14. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2009/12498
Karar No:
2009/11836
YARGITAY İLAMI
Mahkemesi: Tokat 1.
Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 24/1/2008
Numarası:
2007/275-2008/20
Davacı:
Şinasi Genç
Davalı:
Gülsüm Doğru
Davacı vekili tarafından,
davalı aleyhine 26/12/2007 gününde verilen dilekçe ile noter satış vaadi
sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma
sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24/1/2008 günlü temyiz edilmeden
kesinleşen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/9/2009 tarih
2009/209971 sayılı tebliğnamesiyle HUMK.nun 427/6. maddesi
gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içerisindeki
bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, 3/12/2007
günlü taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil
istemine ilişkindir.
Davalı, davayı kabul etmiştir.
Mahkemece, davalının kabulü
sebebiyle dava kabul edilmiştir.
Karar taraflarca temyiz
edilmemiş, hükmün Yargıtayca incelenmesi yazılı
emir yoluyla talep edilmiştir.
Gerçekten, HUMK.nun 95. maddesi hükmü gereğince kabul, kati bir
hükmün hukuki sonuçlarını meydana getirir. Ancak, kamu düzeninin söz konusu
olduğu bazı hallerde davalının davayı kabul beyanı sonuç doğurmaz.
Dava konusu 965 sayılı parsele
vaat borçlusu Gülsüm Doğru dışında başkaca kişiler de maliktir. Taşınmaz
14380 m2 yüzölçümünde olup tapuda "kargir
ev, ahır, tarla" niteliği ile kayıtlıdır.
3/7/2005
tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanımı Hakkındaki Kanunun 1. maddesinde yasanın amacı; "Toprağın
doğal veya yapay yollarla kaybını ve niteliklerini yitirmesini engelleyerek
korunmasını, geliştirilmesini ve çevre öncelikli sürdürebilir kalkınma
ilkesine uygun olarak planlı arazi kullanımını sağlayacak unsur ve esasları
belirlemektir" şeklinde açıklanmıştır.
Aynı yasanın 8. maddesinde 9/2/2007 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5578
Sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişiklik yapılmış, yapılan bu değişiklikle
tarım arazilerinde uygulanacak "bölünemez büyüklük" kavramı
getirilmiştir. Buna göre belirlenen parsel büyüklüğü, mutlak tarım
arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5
hektar, örtü altı tarım arazilerinde 0,3 hektar ve marjinal
tarım arazilerinde 2 hektardan küçük olamaz.
Tarım arazileri bu
büyüklüklerin altında ifraz edilemez, bölünemez veya küçük parsellere
ayrılamaz. Ancak, çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak istekleri
olan bitkilerin yetiştiği yerler ile seraların bulunduğu alanlarda yörenin
arazi özellikleri daha küçük parsellerin oluşmasını gerekli kıldığı
takdirde Bakanlığın uygun görüşü ile daha küçük parseller oluşturulabilir.
Bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve
üzerlerinde her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin
mevcut olması durumunda bu araziler ifraz edilemez, payları üçüncü
şahıslara satılamaz, devredilemez veya rehnedilemez.
Ancak, hiç kuşkusuz bölünemez büyüklükte ve birlikte mülkiyetin olduğu
tarım arazilerinde paydaşların veya iştirakçilerin tamamının birlikte
katılımı ile üçüncü kişiye satışlarının yapılması, devredilmesi veya
bölünmez büyüklükte ve birlikte mülkiyetin olduğu tarım arazisinin tümünün rehni olanaklıdır. Keza, birlikte mülkiyet olarak
tasarruf edilen bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinde paydaşların veya
iştirakçilerin tamamının birlikte katılımı ile hisselerini üçüncü bir
kişiye satmaları ve devretmeleri de mümkündür. Buna ilave olarak paydaşlar,
kendi aralarında paylarını birbirlerine satış yapabilir ve devredebilir.
Somut olayda ise; davacı vaat
alacaklısı paylı mülkiyet maliklerinden olmadığı gibi taşınmazın yüzölçümü
de bölünemez büyüklük miktarı altında kaldığından davanın dinlenme olanağı
yoktur. Yasanın açık ve kamu düzenine ilişkin hükmü nedeniyle davanın
davalı tarafından kabul edilmesi de sonuç doğurmaz. Mahkemece bütün bu
yönlerin gözden kaçırılması suretiyle istemin reddi yerine hüküm altına
alınması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının HUMK.nun
427/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün
sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın
bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
2/11/2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|