|
Danıştay
Dördüncü Daire Başkanlığından :
EsasNo: 2008/5380
Karar No: 2009/1913
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı
Davacı : İzzetEr
Mustafa Kemal Paşa Mahallesi,
Canbey Sok. No:6/3
Merkez/ESKİŞEHİR
Karşı Taraf : Taşbaşı
Vergi Dairesi Müdürlüğü/ESKİŞEHİR
İsteminÖzeti : Erler Hırdavat İnşaat
Malzemeleri Limited Şirketine ait vergi
borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına
düzenlenen 9.5.2007 günlü ve 11929 takip nolu
ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Eskişehir 1.Vergi
Mahkemesi 26.9.2007 günlü ve E:2007/312, K:2007/409 sayılı kararıyla;
davacının şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde noterde düzenlenen pay
satış sözleşmesi ile devrettiği, hisseyi devralan ortağın şirketin mali
durumunu, hissenin borçlu ya da alacaklı olup olmadığını bilmesi gerektiği,
kamu alacağının şirketle ilgisi kalmayan davacıdan takip edilemeyeceği
gerekçesiyle ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. Davalı
İdarenin itirazı üzerine Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007
günlü ve E:2007/418, K:2007/404 sayılı kararıyla; davaya konu ödeme emrine
esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden önceki
dönemlere ilişkin olduğu, borçların şirketten tahsil imkanının
kalmadığı, bu nedenle davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi kararı bozularak davanın
reddine karar verilmiş, davacının kararın düzeltilmesi istemi de
reddedilmiştir. Danıştay Başsavcılığı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri
sürülerek Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve
E:2007/418, K:2007/404 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin
reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/33, K:2008/59 sayılı kararının2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 nci
maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
DanıştayBaşsavcısı
Tansel Çölaşan'ın Düşüncesi: Yükümlü adına düzenlenen
ödeme emrine yönelik davayı kabul eden ve dava konusu ödeme emrini iptal
eden Eskişehir 1.Vergi Mahkemesinin tek hakimle verilen 26.9.2007 günlü ve
E:2007/312, K.2007/409 sayılı kararını bozan ve davayı reddeden Eskişehir
Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/418, K:2007/404 sayılı
kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008
günlü ve E:2008/33, K:2008/59 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu
belirtilerek, davacı İzzet Er tarafından kanun yararına bozulması istemi
üzerine konu incelendi.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesinde,bölge idare
mahkemesi kararlarından, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Dava dosyasına göre,
davacının ortağı olduğu Erler Hırdavat İnşaat Malzemesi Ticaret ve Sanayii Limited Şirketi
29.12.1995 tarihinde kurulduğu, ve 20 hisseden
oluşan şirketin 5 hissesi davacıya, diğer 15 hisseside
diğer ortak ve şirket kanuni temsilcisi Selahattin Er'e ait olduğu, davacı
daha önce ortağı olduğu anılan şirketten hissesinin tamamını Eskişehir
4.Noterliğince düzenlenen 5.12.2007 günlü ve 50855 sayılı Limited Şirket pay sözleşmesi ile İsmet Şen isimli
şahsa devrettiği ve 2.2.1998 tarihinde tescil işleminin yapıldığı, ancak
davacının ortağı olduğu dönemlere ilişkin şirketce
ödenmeyen ve şirkettende tahsil imkanı kalmadığı
belirtilen vergi borçlarının ortak sıfatıyla ve hisse oranı gözetilerek davacıdan
tahsili amacıyla davacı adına dava konusu ödeme emri düzenlenip tebliğ
edilmiştir.
Eskişehir 1.Vergi Mahkemesi;
davacı Noter Satış sözleşmesiyle hissesini devrettiğine ve hisseyi devralan
ortağın şirketin mali durumunu, yani hissenin borçlu yada alacaklı olup
olmadığını bilmesi gerektiğine göre,söz konusu
kamu alacağının ortaklık payını devreden ve şirketle artık bir ilgisi
kalmayan davacıdan takip ve tahsiline ilişkin ödeme emri düzenlenmesinde
yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş olup, vergi
mahkemesinin bu kararı Eskişehir Bölge İdare Mahkemesince davacının vergi
borçlarından sorumlu tutulduğu şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde 3
üncü bir şahsa devrettiği tartışmasız olmakla birlikte davaya konu ödeme
emrine esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden
önceki dönemlere ilişkin olduğu ve bu borçların şirketten tahsil imkanı
kalmadığı gerekçesiyle bozularak, aynı gerekçe ile kararın düzeltilmesi istemide reddedilmiştir.
6183 sayılı amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35 inci maddesinin olay
tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde de limited
ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan
amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarından doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları hükme bağlanmış olup, bu
madde hükmüne göre limited şirket ortağının açıklanan
miktarla sınırlı olarak şirketin amme borcunun ödenmesinden sorumlu olacağı
tabiidir. Ancak şirket hissesini devralarak devredenin yerine geçen ortak
söz konusu sermaye payını bütün hak ve borçlarıyla birlikte devralmıştır.
Öte yandan 6762 sayılı Türk
Ticaret Kanunu'nun 520 nci maddesinde, bir payın
devrinin şirket hakkında ancak, şirkete bildirilmek ve pay defterine
kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceği, devir hususunun ortaklardan en az
dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az
dörtte üçüne sahip olması gerektiğinin kurala bağlandığı, buna göre bir
hisseyi devralan şahsın devraldığı hissenin borçlu mu, alacaklı mı,
olduğunu ve şirketin mali durumunu bildiğinin kabulü gerektiği, başka bir
deyişle, limited şirkette birhisse devralan şahsın, o hissedarın
devir anına kadar mevcut şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin
en az ticari muamelelerde bir tüccarın göstermesi gereken basiret ve
tedbirli davranışlardan sayılması gerektiği, böyle bir basireti göstermemiş
olan yeni ortağın bu davranışının sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu, bu
bakımdan limited şirketteki payını devreden
ortağın devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından dolayı sorumlu
tutulabilmesi için pay devrinin Kanuna karşı bir hile olarak sadece vergi
borcundan kurtulmak amacıyla yapıldığı ve devir mukavelesinde devreden
ortağın, devirden önceki şirket borçlarından sorumlu olacağı hususunda bir kayıtda bulunmadığına göre, şirket hissesini devralarak
devredenin yerine geçen ortak söz konusu sermaye payını bütün hak ve
borçlarıyla birlikte devraldığından, ödeme emrinin düzenlendiği 9.5.2007
tarihinden çok önce 5.12.1997 tarihinde Eskişehir 4.Noterliğinde 50855
yevmiye numarasında kayıtlı noter satış senediyle şirketteki paylarını
devreden davacının, devirden önceki döneme ait şirket borçlarından sorumlu
tutulması mümkün değildir.
Bu durumda şirketteki
hissesini devreden eski ortak adına devirden önceki şirket ortağı olduğu
döneme ilişkin şirketin vergi borcu nedeniyle ödeme emri düzenlenmesinde
hukuka aykırılık açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan Eskişehir Bölge İdare
Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/418, K:2007/404 sayılı kararı ile
bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve
E:2008/33, K:2008/59 sayılı kararının, 2575 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
TetkikHakimiFaruk Aslan'ın Düşüncesi:213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin
malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin
olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili
ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine
getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte olup şayet kanuni
temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada
ortağın ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde
bulundurularak takip edilmesi mümkündür. Ticaret Sicili Gazetesinde
yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile şirket ortaklarından Selahattin Er'in
şirketi temsile yetkili kılındığı anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci
olan bu şahıs hakkında takip yapılarak şirketten tahsil edilemeyen kamu
alacağının tahsili yoluna gidilmesi gerekmekte olup davacı adına düzenlenen
ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay
Dördüncü Dairesincegereği görüşüldü:
Davacı adına şirket ortağı
sıfatıyla düzenlenen ödeme emrini iptal eden Eskişehir Vergi Mahkemesi kararının
ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar
veren ve buna ilişkin kararın düzeltilmesi istemini reddedenEskişehirBölge İdare Mahkemesi kararının Danıştay
Başsavcılığı tarafından kanun gerekçesiyle yararına bozulması istenilmektedir.
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un
uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 35 inci maddesinde, Limited ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı
bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan
doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları
açıklanmış, bu maddede 4369 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, ödeme
emri ile takip edilen kamu alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin
olarak tahakkuk etmiş ise, şirket hakkındaki kanuni takip yolları
tüketilmek koşuluyla bunların ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak
olan kişinin sadece ortak olduğu dönemlerle sınırlı olarak sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte
yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu maddesinde, tüzelkişilerle
küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu
olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği
olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri
tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri
yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının
varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların,
kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı,
temsilciler veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler
için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri
hükmüne yer verilmiştir.
Türk Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket
işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, ikinci
fıkrasında ise şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare
ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği
belirtilmiştir.
213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birlikte değerlendirilmesinden; limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin
malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin
olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili
ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine
getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte, şayet kanuni temsilcinin
varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada ortağın
ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde
bulundurularak takip edilmesi mümkündür.
İncelenen dosyada, vergi
borcunun şirketten tahsilinin olanaksız hale geldiği belirtilerek, ortak
olan davacı adına ödeme emri düzenlenmiş ise de; Ticaret Sicili Gazetesinde
yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile Türk Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin ikincifıkrası uyarınca şirket
ortaklarından Selahattin Er'in şirketi temsile yetkili kılındığı
anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci olan bu şahıs hakkında takip
yapılmak suretiyle şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının tahsili
yoluna gidilmesi gerekirken, bu usule uyulmaksızın doğrudan davacı adına
düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Danıştay
Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyleEskişehir Bölge İdare Mahkemesinin
18.12.2007 günlü ve E:2007/418, K:2007/404 sayılı kararı ile bu kararın
düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/33,
K:2008/59 sayılı kararının,2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51. maddesi uyarınca kanun yararına
ve hükmün sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir
örneğinin Adalet Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve
Resmi Gazete'de yayınlanmasına,13.4.2009 gününde esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla karar
verildi.
KARŞI OY (X)
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un 35
inci maddesinde, Limited ortakların ödenmiyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından
dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları açıklanmış, bu maddede 4369
sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir. Bu hükme, ödeme emri ile takip edilen kamu
alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin olarak tahakkuk etmiş ise,
şirket hakkındaki kanuni takip yolları tüketilmek koşuluyla bunların
ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak olan kişinin sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu'nun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun anılan 35 inci maddesinin
birlikte incelenmesinden, şirketten tahsili olanaksız hale gelen kamu
alacaklarının takibinde, kanuni temsilciler ile ortaklar arasında bir
öncelik sırasının öngörülmediği de anlaşılmaktadır.
İncelenen
dosyada; Vergi Mahkemesince, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde
ortaklar için öngörülen sorumluluğun, ortaklık sıfatına ve payına bağlı bir
sorumluluk olduğu, ortaklık payını devreden davacının gerek devirden
önceki, gerek devirden sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarından sorumlu
tutulmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline
karar verilmiş, Bölge İdare Mahkemesi tarafındanda
vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden önceki
dönemlere ilişkin olduğu dolayısıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle vergi Mahkemesi kararı bozulmuş ve
davanın reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığın
esasına ilişkin tarafların iddiaları, ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 20 nci maddesinde düzenlenen re'sen araştırma ilkesi gereği, borcun şirketten
tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği, ihbarnamelerintebliğ işlemlerinin ve adres
tespitlerinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı araştırılmadanve davacının ortaklık sıfatını taşıdığı
dönemler de dikkate alınmadan verilen Bölge İdare Mahkemesi kararının bu
gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın gerekçesine
katılmıyorum.
K A R Ş IO Y (XX)
Davacının 1997 yılında
ortağı olduğu limited şirketin ilgili yıla
ilişkin vergi borçlarının tahsili amacıyla ortak sıfatıyla davacı adına
düzenlenen ödeme emrini iptal eden Eskişehir1.Vergi
Mahkemesi kararını kaldıran ve karar düzeltme istemini reddeden Eskişehir
Bölge İdare Mahkemesi kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Olayda, 29.12.2005 tarihinde
şirketin tescil edildiği ve ortaklar kurulu kararıylabu tarihten itibaren üç yıllığına
şirket müdürü seçilen davacının 5.12.1997tarihli noter pay satış sözleşmesiyle hisselerini devrettiği ve bu
durumun 23.3.1998 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlandığı
anlaşılmaktadır.
Davacının hisselerini
devrettiği tarihten önceki döneme ilişkin vergi borçlarından dolayı
hisseleri tüm aktif ve pasifiyle devralan kişi ve yeni ortak sorumlu olduğundan,
bu tarihten sonra6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanunun35 inci maddesine göre davacının
takibinin mümkün olmaması karşısında Vergi Mahkemesince verilen ödeme
emrinin iptali yönündeki kararda hukuka aykırılık bulunmadığından bu kararı
kaldıran ve kararın düzeltilmesi istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi
kararının bu gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın
gerekçesine karşıyım.
—— • ——
Danıştay
Dördüncü Daire Başkanlığından :
EsasNo: 2008/5381
Karar No: 2009/1911
Kanun Yararına Temyiz Eden :
Danıştay Başsavcılığı
Davacı : İzzetEr
Mustafa Kemal Paşa
Mahallesi, Canbey Sok. No:6/3
Merkez/ESKİŞEHİR
Karşı Taraf : Taşbaşı
Vergi Dairesi Müdürlüğü/ESKİŞEHİR
İsteminÖzeti : Erler Hırdavat İnşaat
Malzemeleri Limited Şirketine ait vergi
borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına
düzenlenen 9.5.2007 günlü ve 11928, 11930 ila 11933 takip nolu ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava
açılmıştır. Eskişehir 1.Vergi Mahkemesi 26.9.2007 günlü ve E:2007/314, K:2007/411
sayılı kararıyla; davacının şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde
noterde düzenlenen pay satış sözleşmesi ile devrettiği, hisseyi devralan
ortağın şirketin mali
durumunu, hissenin borçlu ya da alacaklı olup olmadığını bilmesi gerektiği,
kamu alacağının şirketle ilgisi kalmayan davacıdan takip edilemeyeceği
gerekçesiyle ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. Davalı
İdarenin itirazı üzerine Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007
günlü ve E:2007/420, K:2007/406 sayılı kararıyla; davaya konu ödeme emrine
esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden önceki
dönemlere ilişkin olduğu, borçların şirketten tahsil imkanının
kalmadığı, bu nedenle davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi kararı bozularak davanın
reddine karar verilmiş, davacının kararın düzeltilmesi istemi de
reddedilmiştir. Danıştay Başsavcılığı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri
sürülerek Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve
E:2007/420, K:2007/406 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin
reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/31, K:2008/57 sayılı kararının2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 nci
maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
DanıştayBaşsavcısı
Tansel Çölaşan'ın Düşüncesi:Yükümlü
adına düzenlenen ödeme emrine yönelik davayı kabul eden ve dava konusu
ödeme emrini iptal eden Eskişehir 1.Vergi Mahkemesinin tek hakimle verilen
26.9.2007 günlü ve E:2007/314, K.2007/411 sayılı kararını bozan ve davayı
reddeden Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/420,
K:2007/406 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine
ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/31, K:2008/57 sayılı kararının, hukuka
aykırı olduğu belirtilerek, davacı İzzet Er tarafından kanun yararına
bozulması istemi üzerine konu incelendi.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesinde,bölge idare
mahkemesi kararlarından, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Dava dosyasına göre,
davacının ortağı olduğu Erler Hırdavat İnşaat Malzemesi Ticaret ve Sanayii Limited Şirketi
29.12.1995 tarihinde kurulduğu, ve 20 hisseden
oluşan şirketin 5 hissesi davacıya, diğer 15 hisseside
diğer ortak ve şirket kanuni temsilcisi Selahattin Er'e ait olduğu, davacı
daha önce ortağı olduğu anılan şirketten hissesinin tamamını Eskişehir
4.Noterliğince düzenlenen 5.12.2007 günlü ve 50855 sayılı Limited Şirket pay sözleşmesi ile İsmet Şen isimli
şahsa devrettiği ve 2.2.1998 tarihinde tescil işleminin yapıldığı, ancak
davacının ortağı olduğu dönemlere ilişkin şirketce
ödenmeyen ve şirkettende tahsil imkanı kalmadığı
belirtilen vergi borçlarının ortak sıfatıyla ve hisse oranı gözetilerek
davacıdan tahsili amacıyla davacı adına dava konusu ödeme emri düzenlenip
tebliğ edilmiştir.
Eskişehir 1.Vergi Mahkemesi;
davacı Noter Satış sözleşmesiyle hissesini devrettiğine ve hisseyi devralan
ortağın şirketin mali durumunu, yani hissenin borçlu yada alacaklı olup
olmadığını bilmesi gerektiğine göre,söz konusu
kamu alacağının ortaklık payını devreden ve şirketle artık bir ilgisi
kalmayan davacıdan takip ve tahsiline ilişkin ödeme emri düzenlenmesinde
yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş olup, vergi
mahkemesinin bu kararı Eskişehir Bölge İdare Mahkemesince davacının vergi
borçlarından sorumlu tutulduğu şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde 3
üncü bir şahsa devrettiği tartışmasız olmakla birlikte davaya konu ödeme
emrine esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden
önceki dönemlere ilişkin olduğu ve bu borçların şirketten tahsil imkanı
kalmadığı gerekçesiyle bozularak, aynı gerekçe ile kararın düzeltilmesi istemide reddedilmiştir.
6183 sayılı amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35 inci maddesinin olay
tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde de limited
ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan
amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarından doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları hükme bağlanmış olup, bu
madde hükmüne göre limited şirket ortağının açıklanan
miktarla sınırlı olarak şirketin amme borcunun ödenmesinden sorumlu olacağı
tabiidir. Ancak şirket hissesini devralarak devredenin yerine geçen ortak
söz konusu sermaye payını bütün hak ve borçlarıyla birlikte devralmıştır.
Öte yandan 6762 sayılı Türk
Ticaret Kanunu'nun 520 nci maddesinde, bir payın
devrinin şirket hakkında ancak, şirkete bildirilmek ve pay defterine
kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceği, devir hususunun ortaklardan en az
dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az
dörtte üçüne sahip olması gerektiğinin kurala bağlandığı, buna göre bir
hisseyi devralan şahsın devraldığı hissenin borçlu mu, alacaklı mı,
olduğunu ve şirketin mali durumunu bildiğinin kabulü gerektiği, başka bir
deyişle, limited şirkette birhisse devralan şahsın, o hissedarın
devir anına kadar mevcut şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin
en az ticari muamelelerde bir tüccarın göstermesi gereken basiret ve
tedbirli davranışlardan sayılması gerektiği, böyle bir basireti göstermemiş
olan yeni ortağın bu davranışının sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu, bu
bakımdan limited şirketteki payını devreden
ortağın devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından dolayı sorumlu
tutulabilmesi için pay devrinin Kanuna karşı bir hile olarak sadece vergi
borcundan kurtulmak amacıyla yapıldığı ve devir mukavelesinde devreden
ortağın, devirden önceki şirket borçlarından sorumlu olacağı hususunda bir kayıtda bulunmadığına göre, şirket hissesini devralarak
devredenin yerine geçen ortak söz konusu sermaye payını bütün hak ve
borçlarıyla birlikte devraldığından, ödeme emrinin düzenlendiği 9.5.2007
tarihinden çok önce 5.12.1997 tarihinde Eskişehir 4.Noterliğinde 50855
yevmiye numarasında kayıtlı noter satış senediyle şirketteki paylarını
devreden davacının, devirden önceki döneme ait şirket borçlarından sorumlu
tutulması mümkün değildir.
Bu durumda şirketteki
hissesini devreden eski ortak adına devirden önceki şirket ortağı olduğu
döneme ilişkin şirketin vergi borcu nedeniyle ödeme emri düzenlenmesinde
hukuka aykırılık açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan Eskişehir Bölge İdare
Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/420, K:2007/406 sayılı kararı ile
bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve
E:2008/31, K:2008/57 sayılı kararının, 2575 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.
TetkikHakimiFaruk Aslan'ın Düşüncesi:213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin
malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin
olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili
ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine
getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte olup şayet kanuni
temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada
ortağın ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde
bulundurularak takip edilmesi mümkündür. Ticaret Sicili Gazetesinde
yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile şirket ortaklarından Selahattin Er'in
şirketi temsile yetkili kılındığı anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci
olan bu şahıs hakkında takip yapılarak şirketten tahsil edilemeyen kamu
alacağının tahsili yoluna gidilmesi gerekmekte olup davacı adına düzenlenen
ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay
Dördüncü Dairesincegereği görüşüldü:
Davacı adına şirket ortağı
sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerini iptal eden Eskişehir Vergi Mahkemesi kararını
ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar
veren ve buna ilişkin kararın düzeltilmesi istemini reddedenEskişehirBölge İdare Mahkemesi kararının Danıştay
Başsavcılığı tarafından kanun gerekçesiyle yararına bozulması
istenilmektedir.
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un
uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 35 inci maddesinde, Limited ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı
bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan
doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları
açıklanmış, bu maddede 4369 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, ödeme
emri ile takip edilen kamu alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin
olarak tahakkuk etmiş ise, şirket hakkındaki kanuni takip yolları
tüketilmek koşuluyla bunların ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak
olan kişinin sadece ortak olduğu dönemlerle sınırlı olarak sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte
yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu maddesinde, tüzelkişilerle
küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu
olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği
olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından
yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine
getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından
tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni
ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, temsilciler veya
teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için asıl
mükelleflere rücu edebilecekleri hükmüne yer
verilmiştir.
Türk Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket
işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, ikinci
fıkrasında ise şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare
ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği belirtilmiştir.
213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birlikte değerlendirilmesinden; limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin
malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin
olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili
ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine
getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte, şayet kanuni temsilcinin
varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada ortağın
ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde
bulundurularak takip edilmesi mümkündür.
İncelenen dosyada, vergi
borcunun şirketten tahsilinin olanaksız hale geldiği belirtilerek, ortak
olan davacı adına ödeme emirleri düzenlenmiş ise de; Ticaret Sicili
Gazetesinde yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile Türk Ticaret Kanununun
540 ıncı maddesinin ikincifıkrası uyarınca şirket
ortaklarından Selahattin Er'in şirketi temsile yetkili kılındığı
anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci olan bu şahıs hakkında takip
yapılmak suretiyle şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının tahsili
yoluna gidilmesi gerekirken, bu usule uyulmaksızın doğrudan davacı adına
düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Danıştay
Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyleEskişehir Bölge İdare Mahkemesinin
18.12.2007 günlü ve E:2007/420, K:2007/406 sayılı kararı ile bu kararın
düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/31,
K:2008/57 sayılı kararının,2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51. maddesi uyarınca kanun yararına
ve hükmün sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir
örneğinin Adalet Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve
Resmi Gazete'de yayınlanmasına,13.4.2009 gününde esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla karar
verildi.
KARŞI OY (X)
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un 35
inci maddesinde, Limited ortakların ödenmiyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından
dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları açıklanmış, bu maddede 4369
sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir. Bu hükme, ödeme emri ile takip edilen kamu
alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin olarak tahakkuk etmiş ise,
şirket hakkındaki kanuni takip yolları tüketilmek koşuluyla bunların
ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak olan kişinin sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu'nun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun anılan 35 inci maddesinin
birlikte incelenmesinden, şirketten tahsili olanaksız hale gelen kamu
alacaklarının takibinde, kanuni temsilciler ile ortaklar arasında bir
öncelik sırasının öngörülmediği de anlaşılmaktadır.
İncelenen
dosyada; Vergi Mahkemesince, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde
ortaklar için öngörülen sorumluluğun, ortaklık sıfatına ve payına bağlı bir
sorumluluk olduğu, ortaklık payını devreden davacının gerek devirden
önceki, gerek devirden sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarından sorumlu
tutulmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline
karar verilmiş, Bölge İdare Mahkemesi tarafındanda
vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden önceki
dönemlere ilişkin olduğu dolayısıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle vergi Mahkemesi kararı bozulmuş ve
davanın reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığın
esasına ilişkin tarafların iddiaları, ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 20 nci maddesinde düzenlenen re'sen araştırma ilkesi gereği, borcun şirketten
tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği, ihbarnamelerintebliğ işlemlerinin ve adres
tespitlerinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı araştırılmadanve davacının ortaklık sıfatını taşıdığı
dönemler de dikkate alınmadan verilen Bölge İdare Mahkemesi kararının bu
gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın gerekçesine
katılmıyorum.
K A R Ş IO Y (XX)
Davacının 1997 yılında
ortağı olduğu limited şirketin ilgili yıla
ilişkin vergi borçlarının tahsili amacıyla ortak sıfatıyla davacı adına
düzenlenen ödeme emrini iptal eden Eskişehir1.Vergi
Mahkemesi kararını kaldıran ve karar düzeltme istemini reddeden Eskişehir
Bölge İdare Mahkemesi kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Olayda, 29.12.2005 tarihinde
şirketin tescil edildiği ve ortaklar kurulu kararıylabu tarihten itibaren üç yıllığına
şirket müdürü seçilen davacının 5.12.1997tarihli noter pay satış sözleşmesiyle hisselerini devrettiği ve bu
durumun 23.3.1998 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlandığı
anlaşılmaktadır.
Davacının hisselerini
devrettiği tarihten önceki döneme ilişkin vergi borçlarından dolayı
hisseleri tüm aktif ve pasifiyle devralan kişi ve yeni ortak sorumlu
olduğundan, bu tarihten sonra6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Kanunun35 inci
maddesine göre davacının takibinin mümkün olmaması karşısında Vergi
Mahkemesince verilen ödeme emrinin iptali yönündeki kararda hukuka
aykırılık bulunmadığından bu kararı kaldıran ve kararın düzeltilmesi
istemini reddedenBölge İdare
Mahkemesi kararının bu gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla
kararın gerekçesine karşıyım.
—— • ——
Danıştay
Dördüncü Daire Başkanlığından :
EsasNo: 2008/5382
Karar No: 2009/1910
Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı
Davacı : İzzetEr
Mustafa Kemal Paşa Mahallesi,
Canbey Sok. No:6/3
Merkez/ESKİŞEHİR
Karşı Taraf : Taşbaşı
Vergi Dairesi Müdürlüğü/ESKİŞEHİR
İsteminÖzeti : Erler Hırdavat İnşaat
Malzemeleri Limited Şirketine ait vergi
borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına
düzenlenen 9.5.2007 günlü ve 11926 takip nolu
ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Eskişehir 1.Vergi
Mahkemesi 26.9.2007 günlü ve E:2007/313, K:2007/410 sayılı kararıyla;
davacının şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde noterde düzenlenen pay
satış sözleşmesi ile devrettiği, hisseyi devralan ortağın şirketin mali
durumunu, hissenin borçlu ya da alacaklı olup olmadığını bilmesi gerektiği,
kamu alacağının şirketle ilgisi kalmayan davacıdan takip edilemeyeceği
gerekçesiyle ödeme emrinin iptaline karar verilmiştir. Davalı
İdarenin itirazı üzerine Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007
günlü ve E:2007/419, K:2007/405 sayılı kararıyla; davaya konu ödeme emrine
esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden önceki
dönemlere ilişkin olduğu, borçların şirketten tahsil imkanının
kalmadığı, bu nedenle davacı adına ödeme emri düzenlenmesinde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi kararı bozularak davanın
reddine karar verilmiş, davacının kararın düzeltilmesi istemi de
reddedilmiştir. Danıştay Başsavcılığı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri
sürülerek Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve
E:2007/419, K:2007/405 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin
reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/32, K:2008/58 sayılı kararının2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 nci
maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
DanıştayBaşsavcısı
Tansel Çölaşan'ın Düşüncesi: Yükümlü
adına düzenlenen ödeme emrine yönelik davayı kabul eden ve dava konusu
ödeme emrini iptal eden Eskişehir 1.Vergi Mahkemesinin tek hakimle verilen
26.9.2007 günlü ve E:2007/313, K.2007/410 sayılı kararını bozan ve davayı
reddeden Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/419,
K:2007/405 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine
ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/32, K:2008/58 sayılı kararının, hukuka
aykırı olduğu belirtilerek, davacı İzzet Er tarafından kanun yararına
bozulması istemi üzerine konu incelendi.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesinde,bölge idare
mahkemesi kararlarından, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Dava dosyasına göre,
davacının ortağı olduğu Erler Hırdavat İnşaat Malzemesi Ticaret ve Sanayii Limited Şirketi
29.12.1995 tarihinde kurulduğu, ve 20 hisseden
oluşan şirketin 5 hissesi davacıya, diğer 15 hisseside
diğer ortak ve şirket kanuni temsilcisi Selahattin Er'e ait olduğu, davacı
daha önce ortağı olduğu anılan şirketten hissesinin tamamını Eskişehir
4.Noterliğince düzenlenen 5.12.2007 günlü ve 50855 sayılı Limited Şirket pay sözleşmesi ile İsmet Şen isimli
şahsa devrettiği ve 2.2.1998 tarihinde tescil işleminin yapıldığı, ancak
davacının ortağı olduğu dönemlere ilişkin şirketce
ödenmeyen ve şirkettende tahsil imkanı kalmadığı
belirtilen vergi borçlarının ortak sıfatıyla ve hisse oranı gözetilerek davacıdan
tahsili amacıyla davacı adına dava konusu ödeme emri düzenlenip tebliğ
edilmiştir.
Eskişehir 1.Vergi Mahkemesi;
davacı Noter Satış sözleşmesiyle hissesini devrettiğine ve hisseyi devralan
ortağın şirketin mali durumunu, yani hissenin borçlu yada alacaklı olup
olmadığını bilmesi gerektiğine göre,söz konusu
kamu alacağının ortaklık payını devreden ve şirketle artık bir ilgisi
kalmayan davacıdan takip ve tahsiline ilişkin ödeme emri düzenlenmesinde
yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş olup, vergi
mahkemesinin bu kararı Eskişehir Bölge İdare Mahkemesince davacının vergi
borçlarından sorumlu tutulduğu şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde 3
üncü bir şahsa devrettiği tartışmasız olmakla birlikte davaya konu ödeme
emrine esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden
önceki dönemlere ilişkin olduğu ve bu borçların şirketten tahsil imkanı
kalmadığı gerekçesiyle bozularak, aynı gerekçe ile kararın düzeltilmesi istemide reddedilmiştir.
6183 sayılı amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35 inci maddesinin olay
tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde de limited
ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan
amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarından doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları hükme bağlanmış olup, bu
madde hükmüne göre limited şirket ortağının açıklanan
miktarla sınırlı olarak şirketin amme borcunun ödenmesinden sorumlu olacağı
tabiidir. Ancak şirket hissesini devralarak devredenin yerine geçen ortak
söz konusu sermaye payını bütün hak ve borçlarıyla birlikte devralmıştır.
Öte yandan 6762 sayılı Türk
Ticaret Kanunu'nun 520 nci maddesinde, bir payın
devrinin şirket hakkında ancak, şirkete bildirilmek ve pay defterine
kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceği, devir hususunun ortaklardan en az
dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az
dörtte üçüne sahip olması gerektiğinin kurala bağlandığı, buna göre bir
hisseyi devralan şahsın devraldığı hissenin borçlu mu, alacaklı mı,
olduğunu ve şirketin mali durumunu bildiğinin kabulü gerektiği, başka bir
deyişle, limited şirkette birhisse devralan şahsın, o hissedarın
devir anına kadar mevcut şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin
en az ticari muamelelerde bir tüccarın göstermesi gereken basiret ve
tedbirli davranışlardan sayılması gerektiği, böyle bir basireti göstermemiş
olan yeni ortağın bu davranışının sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu, bu
bakımdan limited şirketteki payını devreden
ortağın devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından dolayı sorumlu
tutulabilmesi için pay devrinin Kanuna karşı bir hile olarak sadece vergi
borcundan kurtulmak amacıyla yapıldığı ve devir mukavelesinde devreden
ortağın, devirden önceki şirket borçlarından sorumlu olacağı hususunda bir kayıtda bulunmadığına göre, şirket hissesini devralarak
devredenin yerine geçen ortak söz konusu sermaye payını bütün hak ve
borçlarıyla birlikte devraldığından, ödeme emrinin düzenlendiği 9.5.2007
tarihinden çok önce 5.12.1997 tarihinde Eskişehir 4.Noterliğinde 50855
yevmiye numarasında kayıtlı noter satış senediyle şirketteki paylarını
devreden davacının, devirden önceki döneme ait şirket borçlarından sorumlu
tutulması mümkün değildir.
Bu durumda şirketteki
hissesini devreden eski ortak adına devirden önceki şirket ortağı olduğu
döneme ilişkin şirketin vergi borcu nedeniyle ödeme emri düzenlenmesinde
hukuka aykırılık açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan Eskişehir Bölge İdare
Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/419, K:2007/405 sayılı kararı ile
bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve
E:2008/32, K:2008/58 sayılı kararının, 2575 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
TetkikHakimiFaruk Aslan'ın Düşüncesi: 213 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesi ile 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi birlikte
değerlendirildiğinde; limited şirketin vergi
borcunun öncelikle şirketin malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi
borcunun şirketten tahsilinin olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde
ise, vergilendirme ile ilgili ödevleri yerine getirmekle sorumlu
bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin
takip edilmesi gerekmekte olup şayet kanuni temsilcinin varlığından da
vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada ortağın ilgili olduğu
döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde bulundurularak
takip edilmesi mümkündür. Ticaret Sicili Gazetesinde yayınlanan ortaklar
kurulu kararı ile şirket ortaklarından Selahattin Er'in şirketi temsile
yetkili kılındığı anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci olan bu şahıs
hakkında takip yapılarak şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının
tahsili yoluna gidilmesi gerekmekte olup davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinde
hukuka uyarlık bulunmadığı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay
Dördüncü Dairesincegereği görüşüldü:
Davacı adına şirket ortağı
sıfatıyla düzenlenen ödeme emrini iptal eden Eskişehir Vergi Mahkemesi kararının
ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar
veren ve buna ilişkin kararın düzeltilmesi istemini reddedenEskişehirBölge İdare Mahkemesi kararının Danıştay
Başsavcılığı tarafından kanun gerekçesiyle yararına bozulması istenilmektedir.
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un
uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 35 inci maddesinde, Limited ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı
bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan
doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları
açıklanmış, bu maddede 4369 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, ödeme
emri ile takip edilen kamu alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin
olarak tahakkuk etmiş ise, şirket hakkındaki kanuni takip yolları
tüketilmek koşuluyla bunların ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak
olan kişinin sadece ortak olduğu dönemlerle sınırlı olarak sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte
yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu maddesinde, tüzelkişilerle
küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu
olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği
olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri
tarafından yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri
yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının
varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların,
kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı,
temsilciler veya teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler
için asıl mükelleflere rücu edebilecekleri
hükmüne yer verilmiştir.
Türk Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket
işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, ikinci
fıkrasında ise şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare
ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği
belirtilmiştir.
213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birlikte değerlendirilmesinden; limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin
malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin
olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili
ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine
getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte, şayet kanuni temsilcinin
varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada ortağın
ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde
bulundurularak takip edilmesi mümkündür.
İncelenen dosyada, vergi
borcunun şirketten tahsilinin olanaksız hale geldiği belirtilerek, ortak
olan davacı adına ödeme emri düzenlenmiş ise de; Ticaret Sicili Gazetesinde
yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile Türk Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin ikincifıkrası uyarınca şirket
ortaklarından Selahattin Er'in şirketi temsile yetkili kılındığı
anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci olan bu şahıs hakkında takip
yapılmak suretiyle şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının tahsili
yoluna gidilmesi gerekirken, bu usule uyulmaksızın doğrudan davacı adına
düzenlenen ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Danıştay
Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyleEskişehir Bölge İdare Mahkemesinin
18.12.2007 günlü ve E:2007/419, K:2007/405 sayılı kararı ile bu kararın
düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/32,
K:2008/58 sayılı kararının,2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51. maddesi uyarınca kanun yararına
ve hükmün sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir
örneğinin Adalet Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve
Resmi Gazete'de yayınlanmasına,13.4.2009 gününde esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla karar
verildi.
KARŞI OY (X)
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un 35
inci maddesinde, Limited ortakların ödenmiyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından
dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları açıklanmış, bu maddede 4369
sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir. Bu hükme, ödeme emri ile takip edilen kamu
alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin olarak tahakkuk etmiş ise,
şirket hakkındaki kanuni takip yolları tüketilmek koşuluyla bunların
ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak olan kişinin sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu'nun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun anılan 35 inci maddesinin
birlikte incelenmesinden, şirketten tahsili olanaksız hale gelen kamu
alacaklarının takibinde, kanuni temsilciler ile ortaklar arasında bir
öncelik sırasının öngörülmediği de anlaşılmaktadır.
İncelenen
dosyada; Vergi Mahkemesince, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde
ortaklar için öngörülen sorumluluğun, ortaklık sıfatına ve payına bağlı bir
sorumluluk olduğu, ortaklık payını devreden davacının gerek devirden
önceki, gerek devirden sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarından sorumlu
tutulmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline
karar verilmiş, Bölge İdare Mahkemesi tarafındanda
vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden önceki
dönemlere ilişkin olduğu dolayısıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle vergi Mahkemesi kararı bozulmuş ve
davanın reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığın
esasına ilişkin tarafların iddiaları, ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 20 nci maddesinde düzenlenen re'sen araştırma ilkesi gereği, borcun şirketten
tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği, ihbarnamelerintebliğ işlemlerinin ve adres
tespitlerinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı araştırılmadanve davacının ortaklık sıfatını taşıdığı
dönemler de dikkate alınmadan verilen Bölge İdare Mahkemesi kararının bu
gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın gerekçesine
katılmıyorum.
K A R Ş IO Y (XX)
Davacının 1997 yılında
ortağı olduğu limited şirketin ilgili yıla
ilişkin vergi borçlarının tahsili amacıyla ortak sıfatıyla davacı adına
düzenlenen ödeme emrini iptal eden Eskişehir1.Vergi
Mahkemesi kararını kaldıran ve karar düzeltme istemini reddeden Eskişehir
Bölge İdare Mahkemesi kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Olayda, 29.12.2005 tarihinde
şirketin tescil edildiği ve ortaklar kurulu kararıylabu tarihten itibaren üç yıllığına
şirket müdürü seçilen davacının 5.12.1997tarihli noter pay satış sözleşmesiyle hisselerini devrettiği ve bu
durumun 23.3.1998 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlandığı
anlaşılmaktadır.
Davacının hisselerini
devrettiği tarihten önceki döneme ilişkin vergi borçlarından dolayı
hisseleri tüm aktif ve pasifiyle devralan kişi ve yeni ortak sorumlu olduğundan,
bu tarihten sonra6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanunun35 inci maddesine göre davacının
takibinin mümkün olmaması karşısında Vergi Mahkemesince verilen ödeme
emrinin iptali yönündeki kararda hukuka aykırılık bulunmadığından bu kararı
kaldıran ve kararın düzeltilmesi istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi
kararının bu gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın
gerekçesine karşıyım.
—— • ——
Danıştay
Dördüncü Daire Başkanlığından :
EsasNo: 2008/5383
Karar No: 2009/1912
Kanun Yararına Temyiz Eden :
Danıştay Başsavcılığı
Davacı : İzzetEr
Mustafa Kemal Paşa Mahallesi,
Canbey Sok. No:6/3
Merkez/ESKİŞEHİR
Karşı Taraf : Taşbaşı
Vergi Dairesi Müdürlüğü/ESKİŞEHİR
İsteminÖzeti : Erler Hırdavat İnşaat
Malzemeleri Limited Şirketine ait vergi
borçlarının tahsili amacıyla şirket ortağı sıfatıyla davacı adına
düzenlenen 9.5.2007 günlü ve 11995, 12038, 11921 ila 11925takip nolu
ödeme emirlerinin iptali istemiyle dava açılmıştır. Eskişehir 1.Vergi
Mahkemesi 26.9.2007 günlü ve E:2007/311, K:2007/408 sayılı kararıyla;
davacının şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde noterde düzenlenen pay
satış sözleşmesi ile devrettiği, hisseyi devralan ortağın şirketin mali
durumunu, hissenin borçlu ya da alacaklı olup olmadığını bilmesi gerektiği,
kamu alacağının şirketle ilgisi kalmayan davacıdan takip edilemeyeceği
gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiştir. Davalı
İdarenin itirazı üzerine Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007
günlü ve E:2007/417, K:2007/403 sayılı kararıyla; davaya konu ödeme
emirlerine esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini
devretmeden önceki dönemlere ilişkin olduğu, borçların şirketten tahsil imkanının kalmadığı, bu nedenle davacı adına ödeme emri
düzenlenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi
kararı bozularak davanın reddine karar verilmiş, davacının kararın
düzeltilmesi istemi de reddedilmiştir. Danıştay Başsavcılığı tarafından
hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin
18.12.2007 günlü ve E:2007/417, K:2007/403 sayılı kararı ile bu kararın
düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/34,
K:2008/60 sayılı kararının2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 51 nci maddesi uyarınca kanun yararına
bozulması istenilmektedir.
DanıştayBaşsavcısı
Tansel Çölaşan'ın Düşüncesi: Yükümlü adına düzenlenen
ödeme emrine yönelik davayı kabul eden ve dava konusu ödeme emrini iptal
eden Eskişehir 1.Vergi Mahkemesinin tek hakimle verilen 26.9.2007 günlü ve
E:2007/311 K.2007/408 sayılı kararını bozan ve davayı reddeden Eskişehir
Bölge İdare Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/417, K:2007/403 sayılı
kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008
günlü ve E:2008/34, K:2008/60 sayılı kararının, hukuka aykırı olduğu
belirtilerek, davacı İzzet Er tarafından kanun yararına bozulması istemi
üzerine konu incelendi.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesinde,bölge idare
mahkemesi kararlarından, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Dava dosyasına göre,
davacının ortağı olduğu Erler Hırdavat İnşaat Malzemesi Ticaret ve Sanayii Limited Şirketi
29.12.1995 tarihinde kurulduğu, ve 20 hisseden
oluşan şirketin 5 hissesi davacıya, diğer 15 hisseside
diğer ortak ve şirket kanuni temsilcisi Selahattin Er'e ait olduğu, davacı
daha önce ortağı olduğu anılan şirketten hissesinin tamamını Eskişehir
4.Noterliğince düzenlenen 5.12.2007 günlü ve 50855 sayılı Limited Şirket pay sözleşmesi ile İsmet Şen isimli
şahsa devrettiği ve 2.2.1998 tarihinde tescil işleminin yapıldığı, ancak
davacının ortağı olduğu dönemlere ilişkin şirketce
ödenmeyen ve şirkettende tahsil imkanı kalmadığı
belirtilen vergi borçlarının ortak sıfatıyla ve hisse oranı gözetilerek
davacıdan tahsili amacıyla davacı adına dava konusu ödeme emri düzenlenip
tebliğ edilmiştir.
Eskişehir 1.Vergi Mahkemesi;
davacı Noter Satış sözleşmesiyle hissesini devrettiğine ve hisseyi devralan
ortağın şirketin mali durumunu, yani hissenin borçlu yada alacaklı olup
olmadığını bilmesi gerektiğine göre,söz konusu
kamu alacağının ortaklık payını devreden ve şirketle artık bir ilgisi
kalmayan davacıdan takip ve tahsiline ilişkin ödeme emri düzenlenmesinde
yasal isabet bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş olup, vergi
mahkemesinin bu kararı Eskişehir Bölge İdare Mahkemesince davacının vergi
borçlarından sorumlu tutulduğu şirketteki hisselerini 5.12.1997 tarihinde 3
üncü bir şahsa devrettiği tartışmasız olmakla birlikte davaya konu ödeme
emrine esas vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden
önceki dönemlere ilişkin olduğu ve bu borçların şirketten tahsil imkanı
kalmadığı gerekçesiyle bozularak, aynı gerekçe ile kararın düzeltilmesi istemide reddedilmiştir.
6183 sayılı amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35 inci maddesinin olay
tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde de limited
ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan
amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarından doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları hükme bağlanmış olup, bu
madde hükmüne göre limited şirket ortağının açıklanan
miktarla sınırlı olarak şirketin amme borcunun ödenmesinden sorumlu olacağı
tabiidir. Ancak şirket hissesini devralarak devredenin yerine geçen ortak
söz konusu sermaye payını bütün hak ve borçlarıyla birlikte devralmıştır.
Öte yandan 6762 sayılı Türk
Ticaret Kanunu'nun 520 nci maddesinde, bir payın
devrinin şirket hakkında ancak, şirkete bildirilmek ve pay defterine
kaydedilmek şartıyla hüküm ifade edeceği, devir hususunun ortaklardan en az
dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az
dörtte üçüne sahip olması gerektiğinin kurala bağlandığı, buna göre bir
hisseyi devralan şahsın devraldığı hissenin borçlu mu, alacaklı mı,
olduğunu ve şirketin mali durumunu bildiğinin kabulü gerektiği, başka bir
deyişle, limited şirkette birhisse devralan şahsın, o hissedarın
devir anına kadar mevcut şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin
en az ticari muamelelerde bir tüccarın göstermesi gereken basiret ve
tedbirli davranışlardan sayılması gerektiği, böyle bir basireti göstermemiş
olan yeni ortağın bu davranışının sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu, bu
bakımdan limited şirketteki payını devreden
ortağın devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından dolayı sorumlu
tutulabilmesi için pay devrinin Kanuna karşı bir hile olarak sadece vergi
borcundan kurtulmak amacıyla yapıldığı ve devir mukavelesinde devreden
ortağın, devirden önceki şirket borçlarından sorumlu olacağı hususunda bir kayıtda bulunmadığına göre, şirket hissesini devralarak
devredenin yerine geçen ortak söz konusu sermaye payını bütün hak ve
borçlarıyla birlikte devraldığından, ödeme emrinin düzenlendiği 9.5.2007
tarihinden çok önce 5.12.1997 tarihinde Eskişehir 4.Noterliğinde 50855
yevmiye numarasında kayıtlı noter satış senediyle şirketteki paylarını
devreden davacının, devirden önceki döneme ait şirket borçlarından sorumlu
tutulması mümkün değildir.
Bu durumda şirketteki
hissesini devreden eski ortak adına devirden önceki şirket ortağı olduğu
döneme ilişkin şirketin vergi borcu nedeniyle ödeme emri düzenlenmesinde
hukuka aykırılık açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan Eskişehir Bölge İdare
Mahkemesinin 18.12.2007 günlü ve E:2007/417, K:2007/403 sayılı kararı ile
bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve
E:2008/34, K:2008/60 sayılı kararının, 2575 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
TetkikHakimiFaruk Aslan'ın Düşüncesi:213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi ile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin
malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin
olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili
ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine
getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte olup şayet kanuni
temsilcinin varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada
ortağın ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde
bulundurularak takip edilmesi mümkündür. Ticaret Sicili Gazetesinde
yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile şirket ortaklarından Selahattin Er'in
şirketi temsile yetkili kılındığı anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci
olan bu şahıs hakkında takip yapılarak şirketten tahsil edilemeyen kamu
alacağının tahsili yoluna gidilmesi gerekmekte olup davacı adına düzenlenen
ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmadığı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay
Dördüncü Dairesincegereği görüşüldü:
Davacı adına şirket ortağı
sıfatıyla düzenlenen ödeme emirlerini iptal eden Eskişehir Vergi Mahkemesi kararının
ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmasına karar
veren ve buna ilişkin kararın düzeltilmesi istemini reddedenEskişehirBölge İdare Mahkemesi kararının Danıştay
Başsavcılığı tarafından kanun gerekçesiyle yararına bozulması
istenilmektedir.
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un
uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 35 inci maddesinde, Limited ortakların ödenmeyen ve tahsil imkanı
bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan
doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları
açıklanmış, bu maddede 4369 sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, ödeme
emri ile takip edilen kamu alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin
olarak tahakkuk etmiş ise, şirket hakkındaki kanuni takip yolları
tüketilmek koşuluyla bunların ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak
olan kişinin sadece ortak olduğu dönemlerle sınırlı olarak sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte
yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 10 uncu maddesinde, tüzelkişilerle
küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu
olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği
olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından
yerine getirileceği, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine
getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından
tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanuni
ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı, temsilciler veya
teşekkülü idare edenlerin bu suretle ödedikleri vergiler için asıl
mükelleflere rücu edebilecekleri hükmüne yer
verilmiştir.
Türk Ticaret Kanununun 540 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, aksi
kararlaştırılmış olmadıkça ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket
işlerini idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları, ikinci
fıkrasında ise şirket mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare
ve temsilinin ortaklardan bir veya birkaçına bırakılabileceği belirtilmiştir.
213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiile 6183
sayılı Kanunun 35 inci maddesinin birlikte değerlendirilmesinden; limited şirketin vergi borcunun öncelikle şirketin
malvarlığından tahsiline çalışılması, vergi borcunun şirketten tahsilinin
olanaksız olduğunun tespit edilmesi halinde ise, vergilendirme ile ilgili
ödevleri yerine getirmekle sorumlu bulunmasına karşın, bu ödevleri yerine
getirmeyen kanuni temsilcilerin takip edilmesi gerekmekte, şayet kanuni temsilcinin
varlığından da vergi borcu tahsil edilemezse, ancak bu aşamada ortağın
ilgili olduğu döneme göre sermaye miktarı veyasermaye hissesi gözönünde
bulundurularak takip edilmesi mümkündür.
İncelenen dosyada, vergi
borcunun şirketten tahsilinin olanaksız hale geldiği belirtilerek, ortak
olan davacı adına ödeme emirleri düzenlenmiş ise de; Ticaret Sicili
Gazetesinde yayınlanan ortaklar kurulu kararı ile Türk Ticaret Kanununun
540 ıncı maddesinin ikincifıkrası uyarınca şirket
ortaklarından Selahattin Er'in şirketi temsile yetkili kılındığı
anlaşıldığından öncelikle kanuni temsilci olan bu şahıs hakkında takip
yapılmak suretiyle şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağının tahsili
yoluna gidilmesi gerekirken, bu usule uyulmaksızın doğrudan davacı adına
düzenlenen ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Danıştay
Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüyleEskişehir Bölge İdare Mahkemesinin
18.12.2007 günlü ve E:2007/417, K:2007/403 sayılı kararı ile bu kararın
düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 11.3.2008 günlü ve E:2008/34,
K:2008/60 sayılı kararının,2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51. maddesi uyarınca kanun yararına
ve hükmün sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir
örneğinin Adalet Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve
Resmi Gazete'de yayınlanmasına,13.4.2009 gününde esasta oybirliğiyle, gerekçede oyçokluğuyla karar
verildi.
KARŞI OY (X)
6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanun'un 35
inci maddesinde, Limited ortakların ödenmiyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından
dolayı ortakların vazettikleri veya vaz'ını
taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun
hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları açıklanmış, bu maddede 4369
sayılı Kanunun 21 inci maddesiyleyapılan ve 29.7.1998 tarihinde
yürürlüğe giren değişiklikle,limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil olanağı
bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya
sorumlu oldukları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları
ifade edilmiştir. Bu hükme, ödeme emri ile takip edilen kamu
alacaklarından, hangi vergilendirme dönemineilişkin olarak tahakkuk etmiş ise,
şirket hakkındaki kanuni takip yolları tüketilmek koşuluyla bunların
ödenmemesinden de yine aynı dönemde ortak olan kişinin sorumlu olacağı
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu'nun 10 uncu ve 6183 sayılı Kanunun anılan 35 inci maddesinin
birlikte incelenmesinden, şirketten tahsili olanaksız hale gelen kamu
alacaklarının takibinde, kanuni temsilciler ile ortaklar arasında bir
öncelik sırasının öngörülmediği de anlaşılmaktadır.
İncelenen
dosyada; Vergi Mahkemesince, 6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde
ortaklar için öngörülen sorumluluğun, ortaklık sıfatına ve payına bağlı bir
sorumluluk olduğu, ortaklık payını devreden davacının gerek devirden
önceki, gerek devirden sonraki dönemlere ilişkin vergi borçlarından sorumlu
tutulmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle ödeme emirlerinin iptaline
karar verilmiş, Bölge İdare Mahkemesi tarafındanda
vergi borçlarının davacının şirketteki hissesini devretmeden önceki
dönemlere ilişkin olduğu dolayısıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka
aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle vergi Mahkemesi kararı bozulmuş ve
davanın reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle, uyuşmazlığın
esasına ilişkin tarafların iddiaları, ayrıca 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 20 nci maddesinde düzenlenen re'sen araştırma ilkesi gereği, borcun şirketten
tahsilinin olanaksız hale gelip gelmediği, ihbarnamelerintebliğ işlemlerinin ve adres
tespitlerinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı araştırılmadanve davacının ortaklık sıfatını taşıdığı
dönemler de dikkate alınmadan verilen Bölge İdare Mahkemesi kararının bu
gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın gerekçesine
katılmıyorum.
K A R Ş IO Y (XX)
Davacının 1996,1997
yıllarında ortağı olduğu limited şirketin ilgili
yıllara ilişkin vergi borçlarının tahsili amacıyla ortak sıfatıyla davacı
adına düzenlenen ödeme emrini iptal eden Eskişehir1.Vergi
Mahkemesi kararını kaldıran ve karar düzeltme istemini reddeden Eskişehir
Bölge İdare Mahkemesi kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Olayda, 29.12.2005 tarihinde
şirketin tescil edildiği ve ortaklar kurulu kararıylabu tarihten itibaren üç yıllığına
şirket müdürü seçilen davacının 5.12.1997tarihli noter pay satış sözleşmesiyle hisselerini devrettiği ve bu
durumun 23.3.1998 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlandığı anlaşılmaktadır.
Davacının hisselerini devrettiği
tarihten önceki döneme ilişkin vergi borçlarından dolayı hisseleri tüm
aktif ve pasifiyle devralan kişi ve yeni ortak sorumlu olduğundan, bu
tarihten sonra6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanunun35 inci maddesine göre davacının takibinin
mümkün olmaması karşısında Vergi Mahkemesince verilen ödeme emrinin iptali
yönündeki kararda hukuka aykırılık bulunmadığından bu kararı kaldıran ve
kararın düzeltilmesi istemini reddeden Bölge İdare Mahkemesi kararının bu
gerekçeyle Kanun Yararına bozulması gerektiği oyuyla kararın gerekçesine
karşıyım.
—— • ——
Danıştay
Onuncu Daire Başkanlığından :
EsasNo: 2006/1479
Karar No: 2009/3492
Kanun Yararına Temyiz Eden: Danıştay Başsavcılığı
Davacı: Yeni
Karamürsel Giyim ve İhtiyaç Mad. Tic. ve San. A.Ş.
Vekili:Av. Kaan Pekkan, Cumhuriyet Cad. Çelik Apt.
No:235 K:4, Harbiye/İSTANBUL
Davacı Yanında Müdahil: L'oreal
Türkiye Kozmetik San. ve Tic. A.Ş.
Vekili: Av. Nedim Karako , Vefabey Sk.
Özlem Apt. No:10/5 Gayrettepe/ İSTANBUL
Davalı: Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı - ANKARA
İstemin Özeti : Davacı şirkete, 4077 sayılı Tüketicinin
Korunması Hakkında Kanun'un 16. maddesine aykırı şekilde reklam
yapıldığından bahisle 44.975,00 TL idari para ve düzeltme cezası
verilmesine ilişkin 16.8.2004 tarih ve 12703 sayılı işlemin iptaline karar
veren Ankara 7. İdare Mahkemesi'nin 13.10.2005 tarih ve E:2004/2970,
K:2005/1110 sayılı kararının; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın başvurusu
üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi: Aydın Akgül
Düşüncesi :"L'OREAL, Selülite Karşı
Devrim" başlıklı reklamın, 4077 sayılı Yasa'yı ihlal ettiği
gerekçesiyle, anılan ürünün satışını yapan davacı şirkete 44.975,00 TL
idari para ve düzeltme cezası verilmesine ilişkin 16.8.2004 tarih ve 12703
sayılı işlemin iptali istemiyle açılan davada; İdare Mahkemesince, 4077
sayılı Yasa'nın 3/l maddesinde tanımı yapılan "reklam veren"
kapsamında, distribütör firmanın bulunduğu, davacı şirketin "reklam
veren" kapsamında yer almadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin
iptaline karar verilmiş ise de;davacı şirketin, reklama konu olan ürünlerin pazarlamasını yapması,
unvanının ve satış mağazalarının söz konusu reklamda yer alması karşısında,
sözü edilen reklamdan davacı şirketin de reklam veren olarak sorumluluğu
bulunduğundan, 4077 sayılı Yasanın 16. maddesinde düzenlenen kuralı ihlal
edici reklam nedeniyle aynı Yasa hükümleri uyarınca tesis edilen işlemde
mevzuata aykırılık bulunmadığından, dava konusu işlemin iptali yolunda
verilen mahkeme kararının, 2577 sayılı Yasa'nın 51. maddesi uyarınca kanun
yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak üzere bozulması
gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK
MİLLETİ ADINA
Hüküm
veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü.
Dava,
21.2.2004 tarihli Milliyet Gazetesinin Cumartesi ekinde yayımlanan
"L'OREAL, Selülite Karşı Devrim" başlıklı reklamın, 4077 sayılı
Yasa'yı ihlal ettiği gerekçesiyle, anılan ürünün satışını yapan davacı
şirkete 44.975,00 TL idari para ve düzeltme cezası verilmesine ilişkin
16.8.2004 tarih ve 12703 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Ankara
7. İdare Mahkemesince; L'oreal Firmasına ait ürünün, 21.2.2004 tarihli
Milliyet Gazetesinin Cumartesi ekinde yayımlanan "L'OREAL Selülite
Karşı Devrim" başlıklı reklamının, ürünün içerik ve etkilerine ilişkin
kısmından reklam veren olarak ürünün imalatçısı, ithalatçısı ve distrübütörlüğünü
yapan firmanın sorumlu olduğu, davacı şirketin "reklam veren"
kapsamında değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline
karar verilmiştir.
Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı, uyuşmazlık konusu reklamın, 4077 sayılı Yasa'ya
aykırı olduğundan, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını öne
sürerek mahkeme kararının kanun yararına bozulması isteğiyle Danıştay
Başkanlığı'na başvurmuştur.
Danıştay
Başsavcılığı tarafından; davacı şirketin,4077 sayılı Yasa'nın 3. maddesinde tanımı yapılan "reklam
veren" kapsamında olması ve sözü edilen reklamdan davacı şirketin de
reklam veren olarak sorumluluğu bulunması karşısında, 4077 sayılı Yasa'nın
16. maddesine aykırı olan reklam nedeniyle idari para cezası verilebileceği
düşüncesiyle mahkeme kararı kanun yararına temyiz edilmiştir.
4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/l maddesinde; "Reklam
veren; ürettiği ya da pazarladığı malın/hizmetin tanıtımını
yaptırmak,satışını artırmak veya imajını yaratıp güçlendirmek amacıyla
hazırlattığı, içinde firmasının ya da mal/hizmet markasının yer aldığı reklamları
yayınlatan, dağıtan ya da başka yollarla sergileyen gerçek ya da tüzel
kişiyi" ifade edeceği; 16. maddesinde, "Ticari reklam ve
ilanların yasalara ve genel ahlaka uygun, dürüst ve doğru olmaları esastır.
Tüketiciyi aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını
istismar edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü,
şiddet hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu,
hastaları, yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam ve
ilanlar yapılamaz."; 17. maddesinde, "Ticari reklam ve ilanlarda
uyulması gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam
ve ilanları incelemek ve inceleme sonucuna göre 16 ncı madde hükümlerine
aykırı reklam ve ilanları üç aya kadar tedbirendurdurma ve/veya durdurma ve/veya aynı
yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme hususlarında görevli bir Reklam
Kurulu oluşturulduğu, Reklam Kurulu kararlarının Bakanlıkça
uygulanacağı"; 25. maddesinin sekizinci fıkrasında, 16. maddeye aykırı
hareket edenler hakkındaüç aya
kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya para
cezası uygulanacağı, Reklam Kurulunun, ihlalin niteliğine göre bu cezaları
birlikte veya ayrı ayrı verebileceği, 16 ncı maddeye aykırılık, ülke
düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile
gerçekleşmiş ise, para cezasının on katı olarak uygulanacağı hükümlerine
yer verilmiştir.
Dosyanın
incelenmesinden; 21.2.2004 tarihli Milliyet Gazetesinin Cumartesi ekinde
yayımlanan ve davacı şirkete ait satış mağazalarının da belirtildiği
"L'OREAL, Selülite Karşı Devrim" başlıklı reklama ilişkin olarak
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı
Başkanlığı'nca verilen görüşte, reklamda tüketiciyi yanlış yönlendirici
ibareler olduğunun belirtilmesi üzerine Reklam Kurulunun 11.5.2004 tarih ve
104 sayılı kararıyla; söz konusu reklamın, 4077 sayılı Yasa'nın değişik 16.
maddesine, Kozmetik Yönetmeliği'ne ve Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin
İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğe aykırı olduğundan, L'oreal
Türkiye Kozmetik San.Tic.A.Ş ile Yeni Karamürsel Giyim ve İhtiyaç Maddeleri
Tic. ve San. A.Ş. hakkında ayrı ayrı idari para ve düzeltme cezası
verilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare
Mahkemesince, 4077 sayılı Yasa'nın 3/l maddesinde tanımı yapılan
"reklam veren" kapsamında, distribütör firmanın bulunduğu, davacı
şirketin "reklam veren" kapsamında değerlendirilemeyeceği
gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiş ise de; yukarıda yazılı
mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, davacı şirketin,
reklama konu olan ürünlerin pazarlamasını yapması, unvanının ve satış
mağazalarının söz konusu reklamda yer alması karşısında, sözü edilen
reklamdan davacı şirket de reklam veren olarak sorumlu olup, 4077 sayılı
Yasa hükümleri uyarınca idari para ve düzeltme cezası verilmesinde hukuka
aykırılık bulunmamaktadır.
Bu
durumda, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen idare mahkemesi
kararının kanun yararına bozulması gerekmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan kanun yararına temyiz
isteminin kabulü ile Ankara 7. İdare Mahkemesi'nin 13.10.2005 tarih ve
E:2004/2970, K:2005/1110 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün hukuki sonuçlarına etkili
olmamak üzere KANUN YARARINA
BOZULMASINA, kararın birer örneğinin ilgili Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve kararın Resmi Gazete'de
yayımlanmasına, 28.4.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
|