|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı
: 2005/57
Karar Sayısı: 2009/19
Karar Günü : 5.2.2009
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN : Ankara Fikrî
ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
:
A- 24.6.1995 günlü, 551
sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
22.6.2004 günlü, 5194 sayılı Yasa ile değiştirilen 73/A maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendinin ve 136. maddesinin;
B-24.6.1995 günlü, 554 sayılı Endüstriyel
Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 22.6.2004
günlü, 5194 sayılı Yasa ile değiştirilen 48/A maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendinin ve 48. maddesinin,
Anayasa’nın 2., 13., 38. ve
91.maddelerine aykırılığı savıyla
iptalleri istemidir.
I- OLAY
Müşteki adına endüstriyel tasarım tescil belgesi ile
faydalı model belgesi bulunan ürünlerin taklitlerini üretmek ve satışa arz
etmek suçundan sanık hakkında açılan davada, itiraz konusu kuralların
Anayasa’ya aykırılığı savını ciddi bulan Mahkeme, iptalleri için
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Ankara Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesinin
31.1.2005 günlü başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
“Cumhuriyetin nitelikleri” başlığını taşıyan 2. maddesi, Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri arasında “hukuk devleti” ilkesini de
saymıştır. Bu ilke, Devletin her türlü eylem ve işlemlerinde uyması gereken
hukuk kurallarının olduğu, böylece vatandaşlar yönünden tam bir hukuki
belirliliğin ve güvencenin sağlandığı bir toplum düzenini ifade eder. Ancak
hukuk devleti ilkesinin hayata aktarılması bazı somut koşulların
gerçekleştirilmesine bağlıdır.
Ceza hukuku alanında, hukuk devleti ilkesinin
gerçekleştirilmesi başlıca iki unsurun varlığını zorunlu kılmaktadır;
bunlardan ilki, “suç ve cezaların kanuniliği” diğeri ise, “suç ve cezalar
arasında ölçülülük” ilkeleridir.
Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak ceza hukuku
alanında hukuki güvenliğin gerçekleştirilmesi suç ve cezaların kanuniliği
ilkesi ile sağlanmaya çalışılmaktadır. Gerçekten de suç ve cezalara ilişkin
temel esaslar ceza hukukunun düzenleme alanına bırakılmayarak Anayasal
güvencelere bağlanmıştır. Anayasamızın 38. maddesi bu ilkeyi düzenlemiş
bulunmaktadır. Buna göre, “Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun
suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suç işlediği
zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza
verilemez.” İlke, insan hak ve özgürlükleri açısından taşıdığı öneme uygun
olarak bu alandaki temel uluslararası düzenlemelerin de ayrılmaz bir
parçası olmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre de, suç ve
cezaların yasallığı ilkesi, hukukun üstünlüğü ilkesinin asal unsurlarından
birini oluşturur ve sözleşmenin koruma sistemi içinde önemli bir yer tutar.
Bu nedenledir ki, savaş veya öteki genel tehlike hâllerinde dahi
Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca istisna getirilemez. Suçların yasa ile
konulmasının bir gereği de, suç tipinin düzenlendiği hükmün “yeterince açık
ve anlaşılabilir” olmasıdır. Aksi hâlde vatandaşlar yönünden hukuki
güvenliğin yeterince sağlandığını söylemek olanaklı değildir. Bir başka
deyişle, hangi eylemlerin yasakoyucu tarafından
yaptırıma bağlandığının, suçun yasal unsurlarının, ağırlaştırılmış
hâllerinin yeterince anlaşılır şekilde düzenlenmesi bir zorunluluktur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi suç öngören hükmün, gereğinde bir hukukçunun
yardımıyla anlaşılabilir olmasını ya da olası belirsizliklerin içtihatlarla
aydınlatılmış olmasını yeterli görmektedir. Ancak hemen belirtmek gerekir
ki, bir hukukçunun yardımı ile veya içtihatlar yoluyla anlaşılır olmak
için, o suç tipinin bir toplumda yeterince tartışılmış ve uygulama olanağı
bulmuş olması yanında, bu çalışmalara imkân verecek açıklıkta, üzerinde
tartışılabilir sınırlara ve belirliliğe sahip yasal bir metnin varlığına
ihtiyaç bulunduğunu söylemek hatalı olmaz. Bu görevin de yasama organı
tarafından yerine getirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Günümüzde bu gereklilik özellikle ticari ceza hukuku
alanında kendisini daha fazla hissettirmektedir. Gerçekten de, yasama
organının, ekonomik faaliyetin belirli alanlarında yeni suç tipleri
oluştururken, ya da bu alanda etkin önlemler getiren yeni düzenlemeler
yaparken, insanlık tarihi ile aynı geçmişe sahip, aşağı yukarı bütün
toplumlarda suç olarak kabul edilmiş eylemler için yapılan düzenlemelere
kıyasla daha belirgin, açık ve anlaşılır olması gerektiği tartışmasızdır. Ancak somut olayda sanık hakkında uygulanması olasılığı
bulunan, 5194 sayılı Yasa ve 4128 sayılı Yasa ile değişik 551 sayılı KHK’ye
ek 73/A-c madde ve bendi ile bu bent hükmündeki atıf dolayısıyla aynı
KHK’nin 136. maddesi ve yine 554 Sayılı KHK’ye ek 48/A-c ve bu bent atfıyla
aynı KHK’nin 48. maddesinin hukuk devleti ve suçların yasallığı ilkelerinin
bir gereği olan bu zorunluluğu asgari düzeyde de olsa karşıladığını
söylemek imkânsızdır.
Gerçekten de, 5194 Sayılı Yasa ile değişik, 4128
Sayılı Yasa ile ek 551 Sayılı KHK’nin 73/A maddesinin (c) bendinin, 554
Sayılı KHK nin 48/A-c madde ve bendinin, suçun
cezasını belirlemekle yetindiği ve suçun unsurlarının tespitini esasen
hukuki ihlal hâllerini düzenleyen KHK’lerin maddelerine atıf yoluyla
düzenlediği kuşkusuzdur. Başka bir deyişle faydalı model ya da tasarım
hakkının kapsamında yer aldığı hukuken kabul edilebilecek ve hak sahibince
önlenebilecek her türlü fiiller aynı zamanda suç sayılarak cezaî yaptırıma
tâbi tutulmuştur. Bu durumun tekrardan kaçınmak gibi bir gerekçeyle
açıklanmasına imkân yoktur. Faydalı model ve tasarım
hakkının hukukî (tazmini) sorumluluk gerektiren ihlallerinin nelerden
ibaret olduğunun KHK hükümleri çerçevesinde saptanması bir yana, tescilli
sözü geçen haklar sınırları ve istisnaları ile bu hakka tecavüz kabul
edilebilecek eylemlerin vatandaşlar açısından gereğinde bir hukukçunun
yardımı ile dahi olsa bilinecek derecede açık olduğunu söylemek gerçekle
bağdaşmayan bir yargı olacaktır.
Bu gibi durumlarda hukukî (tazmini) sorumluluk
öngörülmesi gerektiği kuşkusuz ise de, aynı zamanda hürriyeti bağlayıcı
ceza ve işyeri kapatma cezası dâhil bir takım ağır cezai yaptırımlar da
öngörülmesi yasakoyucunun tercihi olduğu
takdirde, ceza hukukunun, tarihin süzgecinden geçmiş ve insanlığın ortak
değerleri arasına katılmış ilkelerine uygun bir düzenleme yapılmasını
gerektirir. Başka bir deyişle, yasakoyucunun
hukuki sorumluluk ile cezai sorumluluk arasında temel ilkesel farklılıkları
gözeterek cezaî sorumluluğa ilişkin düzenlemeyi ayrıca ve suç oluşturan
eylemin unsurlarına yeterli açıklık sağlayacak bir düzenleme yapması
gereklidir. Aksi halde ortaya çıkan aykırılığın, yine hukuk devletinin bir
diğer unsurunu oluşturan, yasama işlemlerinin Anayasa’ya uygunluğunun
yargısal denetimi yoluyla giderileceği kuşkusuzdur.
Öte yandan, ceza hukuku alanında, hukuk devleti
ilkesinin gerçekleştirilmesinin bir diğer unsuru ise, “suç ve cezalar
arasında ölçülülük” ilkesidir. Buna göre, öncelikle yasakoyucu
norm koyarken insan hak ve özgürlüklerine getirilen sınırlandırmanın sınırı
olarak ölçülülük ilkesi ile bağlıdır. İlke, ceza hukukuna ilişkin yasal
düzenlemeler açısından bir suç için öngörülen cezanın, bu suçun işlenmesi
sonucu bozulan kamu düzeninin yeniden tesisi amacına elverişli, gerekli ve
bu amaçla orantılı olması şeklinde tanımlanabilir. Bir başka deyişle “Yasakoyucunun ceza saptamadaki yetkisinin sınırını
hukuk devleti ilkesi oluşturur. … Cezaların, suçların ağırlık derecesine
göre önleme ve iyileştirme amaçları da göz önünde tutularak, adaletli bir
ölçü içerisinde konulması ceza hukukunun temel ilkelerindendir.” “Suç ile
ceza arasındaki oranın adalete uygun bulunup bulunmadığını, o suçun toplum
hayatında yarattığı etkiye ve kamu vicdanında aldığı tepkiye göre takdir
etme zorunluluğu vardır. Bu orantısallık bağının bulunması, hukuk devleti
ilkesinin ve adalet anlayışının bir gereğidir. Yasakoyucu
cezaların türünü seçerken ve sınırlarını belirlerken mutlak adalet
ölçülerini izlemek zorundadır.” Yine kural olarak, suçun ve ortaya çıkan
toplumsal ve şahsi zararın ağırlığına, failin kişiliğine ve fiilin
özelliklerine göre cezanın şahsileştirilmesi olanağının hâkime verilmesi de
ölçülülük ilkesinin gereğidir. Yasakoyucunun bu
kuralları açıkça ihlal eder nitelikte yasa koyması Anayasa’ya aykırı
olacaktır.
Somut olayda uygulanması söz konusu
olan her iki yasa hükmünde öngörülen yaptırımlar, 22 Haziran 2004 tarih ve
5194 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrası, “iki yıldan dört yıla
kadar hapis cezası veya yirmiyedimilyar liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para cezası veya her
ikisi, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılması ve aynı
süre ticaretten men” cezaları olarak belirlenmiştir.
Anılan değişiklik öncesi hapis ve
ağır para cezaları ile ayrıca işyeri kapatma ve ticaretten men cezalarının
birlikte uygulanması söz konusu iken, yapılan bu değişiklikle hapis veya
ağır para cezalarından sadece biri veya her ikisinin birlikte uygulanması hâkimin
takdirine bırakılmış, bir bakıma suç ile ceza arasındaki var olan
orantısızlık bizzat yasakoyucu tarafından
giderilmeye çalışılmıştır. Ne var ki, Yasa’da öngörülen hapis ve ağır para
cezalarının alt sınırının cezanın, somut olayın ağırlığına göre şahsileştirilmesine
imkân vermeyecek bir şekilde yüksek tutulduğu ayrıca, maddede öngörülen ve
fer’i ceza niteliğindeki “işyerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılması
ve aynı süre ile ticaretten men cezasının” uygulanıp uygulanmayacağı
konusunda hâkime bir takdir hakkı tanınmadığı görülmektedir. Bir
başka deyişle, somut olayda sanıkta elde edilen ürün sayısı, sanığın
faydalı model ve tasarım hakkına tecavüz oluşturduğu saptanan ürünleri
bizzat üretip üretmediğine bakılmaksızın her koşulda mahkûmiyet hâlinde
“bir yıldan az olmamak üzere iş yerinin kapatılması ve aynı süre ile
ticaretten men” cezasına da hükmedilecektir. Bu durumun hâkime cezayı
fiilin vahametine ve failin kişiliğine uyarlama imkânı vermediği ve bu
nedenle çoğu zaman suç ile ceza arasında adalete uygun bir oranın
kurulmasını engelleyici sonuçlara yol açacağı kuşkusuzdur. Bu itibarla
anılan hüküm “hukuk devleti” ve “ölçülülük” ilkelerine açıkça aykırı
bulunmaktadır.
ine, Anayasa’nın 91.
maddesinin birinci fıkrası uyarınca, “Türkiye Büyük Millet Meclisi Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak
sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci
kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları
ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevler kanun
hükmünde kararnamelerle düzenlenemez”. Yargılamaya konu olayda uygulanması
söz konusu olan 4128 sayılı Yasa ile ek 551 sayılı KHK’nin 73/A-c ve 554
sayılı KHK’nin 48/A-c maddesindeki cezalar, bu maddeler atfı dolayısıyla da
anılan KHK.’lerin sırasıyla 136. ve 48.
maddelerinde ise suç olarak kabul edilen eylemler düzenlenmektedir. Suç ve
cezalara ilişkin ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 38. maddesi, Anayasa’nın
ikinci kısmının ikinci bölümünde bulunduğundan, bu konudaki düzenlemelerin
kanun hükmünde kararnamelerle gerçekleştirilmesi mümkün değildir ve aksi
hâl açık bir Anayasa’ya aykırılık oluşturur. Ancak burada iptali gereken
hükmün, sadece cezayı belirlemekle yetinerek, suç oluşturan eylemleri atıf
yoluyla düzenleyen 5194 sayılı Yasa ile değişik 4128 sayılı Yasa ile anılan
KHK’lara ek 73/A-c, 48/A-c madde ve bendleri olduğunu vurgulamak gerekir.
Mahkememizce, yukarıda açıklanan gerekçelerle,
yargılama konusu olayda, sanık hakkında uygulanması söz konusu olan
hükümlerin, “hukuk devleti”, “suç ve cezaların yasallığı”, “ölçülülük”
ilkeleri ile Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 91.
maddelerine aykırı görülerek, ileri sürülen aykırılık iddiası ciddi
bulunmuş, Anayasa’ya aykırılık denetimi için Anayasa Mahkemesine başvurulmasına
ve bu konuda verilecek karara kadar davanın geri bırakılmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM:
( … )Sanık hakkında uygulanması söz konusu
olan 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 73/A-c maddesi ile bu madde
delaleti ile 136. maddesinin, yine 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin
48/A-c madde ve bendi hükmü ile bu maddenin atfı nedeniyle 48. maddelerinin
Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine, temel hak ve
hürriyetlerin sınırlanmasına ilişkin 13. maddesinde yer alan ölçülülük
ilkesine, suç ve cezalara ilişkin esaslara dair 38. maddesindeki suç ve
cezaların kanuniliği ilkesine, kanun hükmünde kararname çıkarılmasına
ilişkin 91. maddesindeki temel haklar ile kişi haklar ve ödevlerinin kanun
hükmünde kararname ile düzenlenemeyeceğine dair ilkeye aykırı olduğu
kanaati ile sanık vekilince ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiası
Mahkememizce ciddi görülmüş olmakla Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca
Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunulmasına, … karar verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu
Yasa Kuralları
1-
24.6.1995 günlü, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname’nin itiraz konusu kuralları da içeren 73/A ve 136.
maddeleri şöyledir:
“Madde 73/A- (Ek : 3.11.1995 - 4128/1 md.; Değişik: 22.6.2004-5194/2 md.)
Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında;
a) 44 üncü maddede yazılı
açıklamayı patent veya faydalı model başvurusu açısından gerçeğe aykırı
olarak yapanlar, patentli veya faydalı modelli bir eşya veya ambalajı
üzerine haklı olarak konulmuş patent veya faydalı model olduğunu belirten
işareti yetkisi olmadan kaldıranlar veya kendisini haksız olarak
patent veya faydalı model başvurusu sahibi veya patent veya faydalı
model sahibi olarak gösterenler hakkında bir yıldan iki yıla kadar hapis
cezasına veya ondörtmilyar liradan yirmiyedimilyar liraya kadar ağır para cezasına veya
her ikisine,
b) Mevcut olmadığını veya üzerinde
tasarruf yetkisi bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde 86 ncı maddede yazılı haklardan birini veya bu hakla
ilgili lisansı başkasına devreden, veren, rehineden, bu haklar üzerinde
herhangi bir tasarrufta bulunanlar ile patent veya faydalı modelle korunan
bir buluşun sahibi olmadığı veya bunların koruma süresinin bittiği veya
129, 133 veya 165 inci maddelerde yazılı sebeple patentin veya faydalı
modelin hükümsüzlüklerine veya sona ermelerine karar verilmesine rağmen,
satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticarî evrakına veya
ilânlarına, korunan bir patentle veya faydalı modelle ilgili olduğu kanısını
uyandıracak şekilde işaretler koyan veya ilân ve reklâmlarda bu tarzda yazı
ve işaretler kullananlar hakkında iki yıldan üç yıla kadar hapis cezasına
veya yirmiyedimilyar liradan kırkaltımilyar
liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine,
c) 136 ncı maddede yazılı fiillerden birini gerek faydalı
model, gerek patentli buluş açısından işleyenler hakkında iki yıldan dört
yıla kadar hapis cezasına veya yirmiyedimilyar
liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para
cezasına veya her ikisine, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere
kapatılmasına ve aynı süre ticaretten men edilmelerine,
Hükmolunur.
(a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan suçlar,
hizmetlerini yaptıkları sırada bir işletmenin çalışanları tarafından
doğrudan doğruya veya emir üzerine işlenmişse çalışanlar ve suçun
işlenmesine mani olmayan işletme sahibi, müdür veya temsilcisi ve hangi
unvan ve sıfatla olursa olsun işletmeyi fiilen yöneten kişi de aynı surette
cezalandırılır. Bir tüzel kişinin işleri yürütülürken, 136 ncı maddede sayılan suçlardan biri işlenirse, tüzel
kişi, masraflar ve para cezasından müteselsilen
sorumlu olur. Fiile iştirak edenler hakkında, olayın mahiyetine göre 765
sayılı Türk Ceza Kanununun 64, 65, 66 ve 67 nci
maddeleri hükümleri uygulanır. Yukarıda sayılan suçlardan dolayı kovuşturma
şikâyete bağlıdır.
Bu madde hükümlerinin uygulanmasında 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanununun 344 üncü maddesinin birinci fıkrasının (8)
numaralı bendi uygulanmaz. Patentten veya faydalı
modelden doğan hakları tecavüze uğrayandan başka, 136 ncı
maddede sayılanlar dışında kalan suçlarda Enstitü, 44 üncü maddede yazılı
açıklamanın gerçeğe aykırı olarak yapılması ile patent veya faydalı modelle
korunan bir buluşun sahibi olmadığı veya patentin veya faydalı modelin
koruma süresinin bittiği veya hükümsüzlüğü veya sona erme durumlarında,
kendisinin veya başkasının imâl ettiği veya
satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticarî evrakına veya
ilânlarına, korunan bir patent veya faydalı modelle ilgili olduğu kanısını
uyandıracak şekilde işaretler koyma veya bu amaçla ilân ve reklamlarda bu
tarzda yazı ve işaretler kullanılması durumlarında, 8.3.1950 tarihli ve
5590 sayılı Kanun veya 17.7.1964 tarihli ve 507 sayılı Kanuna tâbi
kuruluşlar ve tüketici dernekleri de şikâyet hakkına sahiptir. Şikâyetin,
fiil ve failden haberdar olma tarihinden itibaren iki yıl içinde yapılması
gerekir.
Bu kapsamdaki suçlarla ilgili şikâyetler, acele
işlerden sayılır. Patent veya faydalı model başvurusu
veya patentten veya faydalı modelden doğan haklara tecavüz dolayısıyla
üretilmesi veya kullanılması cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları
üretmeye yarayan araç, gereç, cihaz, makine gibi vasıtaların zapt edilmesi
veya el konulması veya yok edilmesinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 36 ncı maddesi hükmü ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.”
“Patentten Doğan Hakka Tecavüz Sayılan Fiiller
Madde 136 – Aşağıda yazılı fiiller patentten doğan
hakka tecavüz sayılır:
a - Patent sahibinin izni
olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen üretme sonucu taklit
etmek,
b - Kısmen veya tamamen
taklit suretiyle meydana getirildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği
halde, tecavüz yoluyla üretilen ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka
şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya
ticari amaçla elde bulundurmak veya uygulamaya koymak suretiyle kullanmak,
c - Patent sahibinin izni
olmaksızın buluş konusu olan usulü kullanmak veya buluş konusu usulle
doğrudan doğruya elde edilen ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka
şekilde ticaret alanına çıkarmak veya bu amaçlar için ithal etmek veya
uygulamaya koymak suretiyle kullanmak;
d - Patent sahibi tarafından
sözleşmeye dayalı lisans veya zorunlu lisans yoluyla verilmiş hakları
izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devir etmek,
e - Bu maddenin 1 inci ila 4
üncü bentlerinde yazılı fillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik
etmek veya hangi şekil ve şartlarda olursa olsun bu fiillerin yapılmasını
kolaylaştırmak,
f - Kendisinde bulunan ve
haksız olarak üretilen veya ticaret alanına çıkarılan eşyanın nereden
alındığını veya nasıl sağlandığını bildirmekten kaçınmak.
Patent bir ürünün yapılışına ait bir usul için
alınmışsa, aynı nitelikleri taşıyan her ürün, patenti alınmış usule göre
yapılmış sayılır Usule tecavüz etmeksizin ürünü ürettiğini iddia eden
davalı bunu ispat etmekle yükümlüdür.
Patent başvurusu bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 55
inci maddesine göre yayınlandığı takdirde, başvuru sahibi, buluşa vaki
tecavüzlerden dolayı hukuk ve ceza davası açmaya yetkilidir. Tecavüz eden
başvurudan veya kapsamından haberdar edilmiş ise, başvurunun yayınlanmış
olmasına bakılmaz. Tecavüz edenin kötü niyetli olduğuna mahkeme tarafından
hükmolunursa, yayından önce de tecavüzün varlığı kabul edilir.(Ek cümle: 22/6/2004 – 5194/4 md.) Ancak mahkeme, patent veya
faydalı modelin verildiğine ilişkin ilânın ilgili bültende yayımlanmasından
önce öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak karar veremez.”
2- 24.6.1995 günlü, 554
sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
itiraz konusu kuralları da içeren 48 ve 48/A maddeleri şöyledir:
“Tasarım Hakkına Tecavüz Sayılan Fiiller
Madde 48 – Aşağıda yazılı fiiller tasarım hakkına
tecavüz sayılır.
a) Tasarım hakkı sahibinin izni olmaksızın tasarımın
aynını veya belirgin bir şekilde benzerini yapmak, üretmek, piyasaya
sunmak, satmak, sözleşme akdi için icabda
bulunmak, kullanmak, ithal etmek ve bu amaçlarla depolama, elde
bulundurmak;
b) Tasarım belgesi sahibi tarafından sözleşmeye
dayalı lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları
üçüncü kişilere devir etmek,
c) Bu maddenin önceki a ilâ b bendlerinde
yazılı fiillere iştirak veya yardım veya bunları teşvik etmek veya hangi
şekil ve şartlarda olursa olsun bu fiillerin yapılmasını kolaylaştırmak,
d) Kendisinde bulunan ve haksız olarak üretilen veya
ticaret alanına çıkarılan eşyanın nereden alındığını veya nasıl
sağlandığını bildirmekten kaçınmak,
e) Gasp.
Tasarım başvurusu bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 34
üncü maddesine göre yayınlandığı takdirde, başvuru sahibi, tasarıma vaki
tecavüzlerden dolayı hukuk ve ceza davası açmaya yetkilidir. Tecavüz eden,
başvurudan veya kapsamından haberdar edilmiş ise, başvurunun yayımlanmış
olmasına bakılmaz. Tecavüz edenin kötü niyetli olduğuna mahkeme tarafından
hükmolunursa, yayından önce de tecavüzün varlığı kabul edilir.
Koruma kapsamındaki tasarımın tescilli olduğuna
ilişkin kaydın ürün, ambalaj veya fatura üzerine konulmamış olması, eylemi
tecavüz olmaktan çıkarmaz.
Tescil işaretleri kusurun değerlendirilmesi sırasında
dikkate alınır.”
“Madde 48/A - (Ek : 3.11.1995 - 4128/3 md.; Değişik:22.6.2004-5194/7md.)
Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında;
a) Tasarım hakkı sahibi olarak
belirtilmesi gereken kimlik bildirimini gerçeğe aykırı olarak yapanlar veya
tasarım koruması olan bir eşya veya ambalajı üzerine konulmuş tasarım
koruması olduğunu belirten işareti, yetkisi olmadan kaldıranlar veya
kendisini haksız olarak tasarım başvurusu veya tasarım hakkı sahibi olarak
gösterenler hakkında bir yıldan iki yıla kadar hapis cezasına veya ondörtmilyar liradan yirmiyedimilyar
liraya kadar ağır para cezasına veya her ikisine,
b) Mevcut olmadığını veya üzerinde
tasarruf yetkisi bulunmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde, 39
uncu maddede belirtilen haklardan birini veya bu hakla ilgili lisansı
başkasına devreden, veren, rehneden, bu haklar
üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunanlar ile korunan bir tasarım hakkının
sahibi olmadığı veya koruma süresinin bittiği veya tasarım hakkının
hükümsüzlüğü veya tasarım korunmasından doğan hakkının sona ermesi
durumlarında, kendisinin veya başkasının imâl
ettiği veya satışa çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticarî evrakına
veya ilânlarına, hukuken korunan bir tasarım hakkı ile ilgili olduğu
kanısını uyandıracak şekilde işaretler koyanlar veya bu amaçla ilân ve
reklamlarda, bu tarz yazı, işaret veya ifadeleri kullananlar hakkında, iki
yıldan üç yıla kadar hapis cezası veya yirmiyedimilyar
liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para
cezasına veya her ikisine,
c) 48 inci maddede yazılı
fiillerden birini işleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis
cezasına veya yirmiyedimilyar liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para cezasına veya her
ikisine, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere kapatılmasına ve
aynı süre ticaretten men edilmelerine,
Hükmolunur.
(a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan suçlar,
hizmetlerini yaptıkları sırada, bir işletmenin çalışanları tarafından
doğrudan doğruya veya emir üzerine işlenmişse çalışanlar ve suçun
işlenmesine mani olmayan işletme sahibi, müdür veya temsilcisi ve hangi
unvan ve sıfatla olursa olsun işletmeyi fiilen yöneten kişi de aynı surette
cezalandırılır. Bir tüzel kişinin işleri yürütülürken, 48 inci maddede
sayılan suçlardan biri işlenirse, tüzel kişi, masraflar ve para cezasından müteselsilen sorumlu olur. Fiile iştirak edenler
hakkında olayın mahiyetine göre 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 64, 65, 66
ve 67 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Yukarıda
sayılan suçlardan dolayı kovuşturma şikâyete bağlıdır.
Bu madde hükümlerinin uygulanmasında 1412 sayılı Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanununun 344 üncü maddesinin birinci fıkrasının (8)
numaralı bendi uygulanmaz. Tasarım korumasından doğan
hakları tecavüze uğrayandan başka, 48 inci maddede sayılanlar dışında kalan
suçlarda Enstitü; tasarım hakkı sahibi olarak belirtilmesi gereken kimlik
bildiriminin gerçeğe aykırı olarak yapılması ile korunan bir tasarım
hakkının sahibi olmadığı veya koruma süresinin bitmesi veya herhangi bir
sebeple tasarım hakkının hükümsüzlüğü veya tasarım korumasından doğan hakkının
sona ermesi durumlarında kendisinin veya başkasının imal ettiği veya satışa
çıkardığı eşyaya veya ambalajlarına veya ticarî evrakına veya ilânlarına
hukuken korunan bir tasarım hakkı ile ilgili olduğu kanısını uyandıracak
şekilde işaretler koyma veya bu amaçla ilân ve reklamlarda bu tarzda yazı,
işaret ve ifadelerin kullanılması durumlarında, 8.3.1950 tarihli ve 5590
sayılı Kanun veya 17.7.1964 tarihli ve 507 sayılı Kanuna tâbi kuruluşlar ve
tüketici dernekleri de şikâyet hakkına sahiptir. Şikâyetin fiil ve
failden haberdar olma tarihinden itibaren iki yıl içinde yapılması gerekir.
Bu kapsamdaki suçlarla ilgili şikâyetler acele
işlerden sayılır. Tasarım hakkı başvurusu veya tasarım
korumasından doğan haklara tecavüz dolayısıyla üretilmesi veya kullanılması
cezayı gerektiren eşya ile bu eşyaları üretmeye yarayan araç, gereç, cihaz,
makine gibi vasıtaların zapt edilmesi veya el konulması veya yok
edilmesinde, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 36 ncı
maddesi hükmü ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilgili
hükümleri uygulanır.”
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2.,
13., 38. ve 91. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi hükmü
uyarınca Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM,
Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali GÜZEL ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımlarıyla 20.6.2005 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında öncelikle davada uygulanacak kural sorunu
görüşülmüştür.
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28.
maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları
kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler
veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına
varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya
yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa
Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin
görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o
davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları,
davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
Bakılmakta olan davanın konusunu
patent sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen
üretme sonucu taklit etmek, kısmen veya tamamen taklit suretiyle meydana
getirildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla üretilen
ürünleri satmak, dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak
ve tasarım hakkı sahibinin izni olmaksızın tasarımın aynını veya belirgin
bir şekilde benzerini yapmak, üretmek, piyasaya sunmak, satmak iddiaları
oluşturmaktadır. Bu nedenle itiraz konusu kuralların bu kapsam
dışındaki hükümlerinin bakılmakta olan davada uygulanma olasılığı
bulunmamaktadır.
Buna göre;
1- 24.6.1995 günlü, 551 sayılı Patent Haklarının
Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 136. maddesinin (c), (d),
(e) ve (f) bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarının,
2- 24.6.1995 günlü, 554 sayılı Endüstriyel
Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 48. maddesinin
(b), (c), (d), (e) ve (f) bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarının,
itiraz başvurusunda bulunan
Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından,
bunlara ilişkin başvurunun REDDİNE,
1- 24.6.1995 günlü, 551 sayılı
Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 22.6.2004
günlü 5194 sayılı Yasa ile değiştirilen 73/A maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendinin ve 136. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin,
2- 24.6.1995 günlü, 554 sayılı
Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
5194 sayılı Yasa ile değiştirilen 48/A maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi ile 48. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin,
esasının incelenmesine
20.6.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V-SINIRLAMA SORUNU
Anayasa’nın
152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla
yapılacak başvurular itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulayacağı yasa kuralı ile sınırlı tutulmuştur.
Bakılmakta
olan dava, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 554 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin bazı hükümlerine aykırılık nedeniyle açılmış bir ceza
davasıdır. İptali istenen kurallardan 551 sayılı KHK’nin 136. maddesinin
(a) ve (b) bentleri 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, 554
sayılı KHK’nin 48. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ise 48/A
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen cezaî yaptırımlara
esas olan “yasal tanıma uygun fiilleri” içermektedir. Bu kurallar aynı
zamanda söz konusu hakların kapsamını ve bu haklara tecavüz hâllerini
belirleyen özel hukuk normlarıdır.
Somut olayda uygulanacak kural olan 551 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname’nin 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin,
136. maddede; 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48/A maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendinin ise 48. maddede bentler hâlinde belirtilen
eylemlerin tümü için geçerli ve ortak kural niteliğinde olduğu
anlaşılmaktadır. Mahkemenin bakmakta olduğu dava, 551
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin atıfta bulunduğu 136. maddenin (a) ve (b) bentleri ile 554 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’nin 48/A maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin atıfta bulunduğu 48. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde
sayılan eylemlere ilişkin olduğundan, incelemenin ceza normlarını düzenleyen
bu bentler yönünden ve sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.
Bu nedenlerle;
1- 24.6.1995 günlü, 551 sayılı
Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 73/A
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin esasına ilişkin incelemenin,
136. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri,
2- 24.6.1995 günlü, 554 sayılı
Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin
48/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin esasına ilişkin
incelemenin, 48. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi,
yönünden yapılmasına
20.6.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu kurallar, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuran Mahkeme, kanun hükmünde kararnamelerle suç
oluşturulamayacağını, yasakoyucunun hukukî ve
cezaî sorumluluklar arasında temel ilkesel farklılıkları gözeterek cezaî
sorumluluk gerektiren eylemleri yeterince açık bir biçimde düzenlemesi ve
suç ile yaptırım arasında ölçülü bir denge kurması gerektiğini,
itiraza konu kurallarda yer alan düzenlemelerin bu niteliklerden yoksun bulunduğunu
ileri sürerek 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 73/A maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi ile 136. maddesinin (a) ve (b) bentlerinin ve
554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48/A maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi ile 48. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’nın 2., 13., 38. ve 91. maddelerine aykırı olduğunu ileri
sürmüştür.
1- 551 Sayılı KHK’nin 136.
Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) ve (b) Bentleri İle 554 Sayılı KHK’nin
48. Maddesinin Birinci Fıkrasının (a) Bendinin İncelenmesi
551 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 136. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde,
patent sahibinin izni olmaksızın buluş konusu ürünü kısmen veya tamamen
üretme sonucu taklit etmek, kısmen veya tamamen taklit suretiyle meydana
getirildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla üretilen
ürünleri satmak dağıtmak veya bir başka şekilde ticaret alanına çıkarmak
veya bu amaçlar için ithal etmek veya ticarî amaçla elde bulundurmak veya
uygulamaya koymak suretiyle kullanmak eylemleri patentten doğan hakka
tecavüz sayılmıştır. 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinde ise tasarım hakkı sahibinin izni olmaksızın
tasarımın aynını veya belirgin bir şekilde benzerini yapmak, üretmek,
piyasaya sunmak, satmak, sözleşme akdi için icapta bulunmak, kullanmak,
ithal etmek ve bu amaçla depolamak veya elde bulundurmak eylemleri tasarım
hakkına tecavüz fiilleri olarak gösterilmiştir.
Anayasa’nın 38. maddesinin birinci
fıkrasında kimsenin, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı
bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı, üçüncü fıkrasında ceza ve ceza
yerine geçen güvenlik önlemlerinin ancak kanunla konulacağı belirtilmiş,
91. maddesinin ilk fıkrasında da, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Bakanlar
Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebileceği, ancak
sıkıyönetim ve olağanüstü hâller saklı kalmak üzere, Anayasa’nın ikinci
kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları
ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasî haklar ve ödevlerin
kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği öngörülmüştür.
551 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 136. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde
belirtilen eylemlere bu Kanun Hükmünde Kararname’nin 5194 sayılı Yasa ile
değiştirilen 73/A maddesinde, 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen eylemlere ise 5194
sayılı Yasa ile değiştirilen 48/A maddesinde ceza yaptırımı öngörülmektedir.
Suç ve cezalara ilişkin esasları düzenleyen 38. madde Anayasa’nın
ikinci kısmının ikinci bölümünde yer aldığından bu konudaki düzenlemelerin
kanun hükmünde kararname ile yapılması olanaklı olmadığı gibi, bu eylemlere
ceza öngören maddenin yasayla düzenlenmesi de bu sonucu değiştirmez.
Bu nedenlerle, itiraz konusu 551
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi yönünden incelenen aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 136. maddesinin
birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 554 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 48/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yönünden incelenen
aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendi Anayasa’nın 38. ve 91. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Mehmet ERTEN ve A.Necmi
ÖZLER bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralların Anayasa’nın 2. ve 13. maddeleri yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
2- 551 Sayılı
KHK’nin 73/A Maddesinin Birinci Fıkrasının (c) Bendi İle 554 Sayılı KHK’nin
48/A Maddesinin Birinci Fıkrasının (c) Bendinin
İncelenmesi
551 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin “Patentten doğan hakka tecavüz sayılan fiiller” başlığını
taşıyan 136. maddesi delaletiyle, 73/A maddesinin itiraza konu (c) bendinde
patentten doğan haklara tecavüz eylemleri, 554 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin “Tasarım hakkına tecavüz sayılan fiiller” başlığını taşıyan
48. maddesi delaletiyle 48/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde ise
endüstriyel tasarım hakkına tecavüz eylemleri, yasakoyucu
tarafından suç kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. Kanun Hükmünde
Kararnamelerin anılan her iki maddesinde söz konusu eylemler için iki
yıldan dört yıla kadar hapis cezasına veya yirmiyedimilyar
liradan kırkaltımilyar liraya kadar ağır para
cezasına veya her ikisine, ayrıca işyerlerinin bir yıldan az olmamak üzere
kapatılmasına ve aynı süreyle ticaretten men edilmelerine hükmolunacağı
öngörülmüştür.
551 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 4128 sayılı
Yasa’nın 1. maddesi ile eklendikten sonra 5194 sayılı Yasa’nın 2.
maddesiyle, 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48/A maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi ise 4128 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile eklendikten
sonra 5194 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle değiştirilmiştir. Böylece
Anayasa’nın, cezaların yasa ile düzenlenmesini öngören 38. maddesine
uyulmuştur. Ayrıca, Anayasa’da kanun hükmünde kararnamelerin yasayla
değiştirilmesini veya bunlara madde eklenmesini engelleyen bir kural
bulunmadığından Anayasa’nın 91. maddesine aykırılıktan da söz edilemez.
Hukuk devletinde yasakoyucu ceza hukuku alanında yetkisini kullanırken,
Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla,
toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıkları
takdirde hangi çeşit ve ölçülerde ceza yaptırımları ile karşılanmaları
gerektiği, hangi hâl ve hareketlerin ağırlaştırıcı veya hafifletici neden
olarak kabul edileceği konularında takdir yetkisine sahiptir.
İtiraz konusu düzenlemelerle suçun işlenmesindeki
özelliklere göre hâkime farklı cezalar uygulama imkânı sağlanmıştır.
Korunan hukuki yarar ve Yasakoyucuya tanınan
takdir yetkisi birlikte değerlendirildiğinde suç ile ceza arasında makul ve
adil bir dengenin bulunmadığından söz edilemez.
Açıklanan nedenlerle, 551 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 136. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri
yönünden incelenen 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ile 554
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendi yönünden incelenen 48/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
Anayasa’nın 2., 38. ve 91. maddelerine aykırı
değildir. İtirazın reddi gerekir.
Konunun Anayasa’nın 13. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
B- İptal Kararının Yürürlüğe
Gireceği Gün Sorunu
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında,
“Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü
ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı
tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hâllerde Anayasa Mahkemesi iptal
hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih,
kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez”
denilmekte, 2949 sayılı, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural
tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesinin,
iptal hâlinde meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit veya
kamu yararını ihlal edici mahiyette görürse yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı
belirtilmiştir.
551 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 136. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin
aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi yönünden, 554 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinin aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 48/A maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi yönünden iptal edilmesi nedeniyle doğacak
hukuksal boşluk kamu yararını tehdit edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince gerekli düzenlemelerin
yapılması amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VII-
SONUÇ
A- 24.6.1995 günlü, 551 sayılı Patent Haklarının
Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin;
1- 22.6.2004 günlü, 5194 sayılı
Yasa’nın 2. maddesiyle değiştirilen 73/A maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2-
136. maddesinin birinci
fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin, aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin 73/A
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna
ve İPTALİNE, Mehmet ERTEN
ile A. Necmi ÖZLER’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 24.6.1995 günlü, 554 sayılı
Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin;
1- 22.6.2004 günlü, 5194 sayılı
Yasa’nın 7. maddesiyle değiştirilen 48/A maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 48. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinin, aynı Kanun Hükmünde Kararname’nin
48/A maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yönünden Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Mehmet
ERTEN ile A. Necmi ÖZLER’in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C- 24.6.1995 günlü,
551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 136. maddesinin birinci fıkrasının
(a) ve (b) bentlerinin ve 24.6.1995 günlü, 554 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 48. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin iptal edilmesi
nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları gereğince, bu bentlere ilişkin İPTAL HÜKÜMLERİNİN, KARARIN
RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5.2.2009
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
24.6.1995 günlü, 551 sayılı Patent Haklarının Korunması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 136. maddesinin birinci fıkrasının
(a) ve (b) bentleri ile 24.6.1995 günlü, 554 sayılı Endüstriyel
Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 48. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinde suç olarak yer alan fiillerin kararname ile
düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalleri
istenilmektedir.
Anayasa
Mahkemesinin benzer nitelikteki bir başvuruyla ilgili olarak verdiği
14.05.2004 tarih ve 25462 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 02.03.2004 gün
ve K.2004/25 – E.2002/92 sayılı kararında yer alan karşı oy yazısındaki
gerekçe uyarınca, 551 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 136. maddesinin
birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 554 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 48. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve iptal edilmesi gerektiğine ilişkin çoğunluk görüşüne
katılmıyoruz.
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
A.Necmi ÖZLER
|
|