Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2005/116
Karar Sayısı : 2009/27
Karar Günü : 19.2.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Tufanbeyli Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU: 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci tümcesinin, Anayasa’nın 10. ve
13. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir
I- OLAY
Silahla tehdit ve
kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret suçlarından sanık
hakkında açılan kamu davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Her ne kadar
sanık hakkında iddianameyle 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 53. maddesinin
uygulanması sehven istenmemişse de; maddenin açık hükmünden kasıtlı bir
suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin yasal
sonucu olarak maddenin 1. fıkrasında 5 bent halinde sayılan haklardan
sanığın yoksun bırakılacağı belirtilmiştir. İddianamede
sanık hakkında uygulanması istenen tüm sevk maddelerinin de kasıtlı suçlara
ait ve hapis cezası sonucunu doğuran maddeler olduğu, bu itibarla sevk
maddeleri uyarınca sanığın cezalandırılması yoluna gidildiğinde, 5237
Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 53. maddesinin uygulanmasında zorunluluk
bulunduğu, sanık hakkında verilen sonuç cezanın ertelenmesine karar
verilmesi halinde de (sanığın geçmiş sabıkasına esas hapis cezasının 3 ay
olduğu ve ertelemeye ilişkin 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 51/1-a
maddesi uyarınca da ertelemeye engel teşkil etmediği anlaşıldığından);
iptali istenen 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 53. maddesinin 3.
fıkrasının son cümlesinin de sanık hakkında uygulanması ihtimalinin
bulunduğu anlaşılmıştır. Nitekim bu nedenle de 20.09.2005 tarihli 3 nolu duruşma ara kararında da bu maddeden ötürü sanığa
Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra ek savunma hakkı tanınması hususunun
düşünülmesine karar verilmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce
26.09.2004 tarihinde kabul edilip 12 Ekim 2004 tarih ve 25611 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan ve 01.06.2005 tarihinde yürürlüğü giren 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi ve gerekçesi aşağıdaki gibidir.
‘İşlediği suç dolayısıyla
toplumda kişiye karşı duyulan güven sarsılmaktadır. Bu nedenle, suçlu kişi
özellikle güven ilişkisinin varlığını gerekli kılan belli hakları
kullanmaktan yoksun bırakılmaktadır. Madde metninde, işlediği suç
dolayısıyla kişinin hangi hakları kullanmaktan yoksun bırakılacağı
belirlenmiştir.
Ancak bu hak yoksunluğu süresiz
değildir. Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı
kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması
olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle
sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle, madde metninde söz konusu hak
yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam
etmesi öngörülmüştür. Böylece, kişi mahkûm olduğu cezanın infazının
gereklerine uygun davranarak bunun tamamlanmasıyla kendisinin tekrar güven
duyulan bir kişi olduğu konusunda topluma da bir mesaj vermektedir. Bu
bakımdan hak yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması
aşamasına kadar devam etmesi, suç ve ceza politikasıyla güdülen amaçlara
daha uygun düşmektedir.
Bu sistemde süresiz bir hak yoksunluğu
söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz
edilemeyecektir.
Maddenin üçüncü fıkrasında
mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi
altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini
kullanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, dördüncü fıkrada, kısa süreli hapis
cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz
yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında mahkûm oldukları cezaya bağlı
herhangi bir hak yoksunluğunun doğmadığı hüküm altına alınmıştır.
Maddenin beşinci fıkrasında,
belli bir hak ve yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen kasıtlı
suçlar dolayısıyla mahkûmiyet hâlinde, mahkûm olunan cezanın infazından
sonra da etkili olmak üzere bu hak ve yetkinin kullanılmasının
yasaklanmasına ayrıca hükmedilmesi öngörülmüştür. Bu durumda mahkemenin
belli bir hak ve yetkiyle ilgili olarak vereceği yasaklama kararı bir
güvenlik tedbiri niteliği taşımaktadır.
Altıncı fıkrada, belli bir
meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen
yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet
hâlinde, yine güvenlik tedbiri olarak, belli bir süre için bu meslek veya
sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına
karar verilebileceği öngörülmüştür.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
53. maddesinin 1. fıkrasında işlemiş olduğu bir suçtan dolayı hapis cezasına
mahkum olan bir kimsenin fıkrada bentler halinde
belirtilen bir kısım medeni hakları kullanmaktan mahrum bırakılacağı
düzenlenmiştir. Bu maddenin (a) ve (e) bentlerinde kişinin çalışma yaşamı
ile ilgili olan kısıtlamalar açıklanmıştır.’
Buna göre düzenlemenin (a)
bendine göre; “Sürekli, süreli veya. geçici bir kamu görevinin
üstlenilmesinden.; bu kapsamda, Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeliğinden veya. Devlet, il, belediye, köy veya bunların
denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya
veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten”
(e) bendinde ise;
“Bir kamu kurumunun veya kamu
kuruma niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı,
kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra
etmekten”
kişinin yoksun bırakılacağı
düzenlenmiştir.
(a) bendine göre hak yoksunluğuna
cezasına tabi olacak bir sanığın bir devlet memuru veya kamu görevlisi
olması halinde maddenin 2. fıkrasında da belirtildiği gibi mahkûm olduğu
hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu görevini devam
ettiremeyeceği kısacası geçimi sağlamak için işine devam edemeyeceği açıkça
anlaşılmaktadır.
Yine aynı fıkranın (e) bendine
göre de bir avukat, eczacı veya bir doktorun benzer şekilde geçimi sağlamak
için işine devam edemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu her iki düzenlemeden, işledikleri
suç nedeniyle yasa karşısında aynı hukuki konumda bulunan, toplumun değişik
sosyal sınıf ve konumlarına ait kişilerin iş yaşamları ile ilgili çeşitli
yoksunluklara tabi kılınacakları yönünde bir düzenleme olduğu
anlaşılmaktadır.
Ancak aynı maddenin 3. fıkrasının
2. cümlesinde mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci
fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına
karar verilebilir, hükmüne yer verilmiştir.
Mevcut bu
hüküm karşısında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesi hükümleri
uyarınca cezası ertelenen bir kimse hakkında bir kamu kurumunun veya kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tâbi bir meslek veya sanatı,
kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra
etmekten yoksun bırakılmayabilecekleri hüküm altına alınmış ancak aynı
fıkranın (a) bendi için benzer bir düzenleme getirilmemiştir.
Bu düzenlemeye göre örneğin;
aynı suçu işleyen birisi hazine vekili olarak çalışan diğeri serbest
avukatlık yapan iki avukat hakkında 5 ay hapis cezası mahkumiyeti
verilip de, bu cezalar 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesi
hükümleri uyarınca ertelendiğinde ve her iki sanık hakkında da 53. maddenin
3. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca 53. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinin
uygulanmamasına karar verildiğinde; serbest çalışan avukatın mesleki
faaliyetlerine devam edip, geçimini sağlayabileceği ancak devlet memuru
olan hazine vekili avukatın ceza süresi boyunca işine devam edemeyeceği, bu
süre zarfında maaş ve diğer özlük haklarından mahrum kalacağı, 657 Sayılı
Yasa’da düzenlenen engelleyici hükümler uyarınca da bu süre zarfında
serbest olarak avukatlık mesleğini de icra edemeyeceği dolayısıyla geçimini
sağlamada bir müşkülata düşeceği açıktır.
Aynı mesleğe mensup, aynı
suçu işlemiş ve aynı cezalara mahkum olmuş bu iki
sanıktan serbest olarak çalışan avukatın iş yaşamında hiçbir değişiklik
olamaz iken kamusal görev icra eden ve bu bağlamda serbest çalışan emsallerine
göre sınırlı mali ve özlük haklara sahip olan hazine vekiline geçimini
sağlama ve çalışma imkanı verilmemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
Çalışma Ve Sözleşme Hürriyeti başlıklı 48. maddesini 1. fıkrası “Herkes,
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.
Özel teşebbüsler kurmak
serbesttir.” Hükmünü içermektedir.
Yine Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması başlıklı 13. maddesi
Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın
sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin
gereklerine ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Hükmünü içermektedir.
Anayasamızın yukarıda belirtilen
çalışma özürlüğü yine Anayasamızın 13. maddesinde belirlenen şart ve gereklere
uygun olarak 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi ile kısıtlanmıştır.
Söz konusu bu kısıtlamanın bu bağlamda Anayasaya aykırılığından söz
edilemez ise de; aynı maddenin 3. fıkrasının 2. cümlesiyle benzer durumda
bulunan kişiler arasında bir eşitsizlik yaratılmış olmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
Kanun önünde eşitlik başlıklı 10. maddesi
Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit
haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye,
zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları
bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.
Demektedir. Yukarıda belirtilen
olay ve gerekçelerden 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin 3.
fıkrasının 2. cümlesi ile kamusal alanda görev yapan yurttaşların, bu
maddenin uygulanması sırasında diğer yurttaşlardan daha zor bir durumda
kalacak bir sınırlamaya maruz bırakılmışlardır.
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşmiş
kararlarına, göre, yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı olacağı anlamına gelmez. Eşitlik ilkesi; birbiriyle aynı durumda
olanlara ayrı kuralların uygulanmasını veya uygulanan aynı kurallar sonucu
farklı sonuçlar yaratılmasını yasaklar. Kişisel nitelikleri ve durumları
özdeş olanlar arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulama
yapılması Anayasanın amaçladığı hukuksal eşitlik ilkesine açık aykırılık
oluşturmaktadır. Zaten Anayasa eylemli değil, hukuksal eşitliği
tanımlamaktadır. Yoksa, bazı yurttaşların haklı
bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturmaz.
Eşitlik ilkesinin
Anayasamızın özüne ve ruhuna hakim olan ilkelerden
bulunduğu kuşkusuzdur. Bu bağlamda 5237 Sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 53. maddesinin 8. fıkrasının 2. cümlesinin Temel hakların
sınırlanmasının Anayasanın özüne ve ruhuna (ve o arada eşitliğe) aykırı
olamayacağını belirten 13. maddesine ve yine kişilerin yasalar karşısında
eşit olduklarını belirten 10. maddesine aykırı olduğu görüş ve kanısına
varılmakla Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. maddesinin 1. fıkrası
uyarınca, mahkememizce Anayasamızın 10. ve 13. maddesine aykırı olduğu düşünülen
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesi
hakkında Anayasa Mahkemesi Başkanlığı tarafından karar verilmesi talebiyle
aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :
Ayrıntısı
ve yasal gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
53. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
10. ve 13. maddelerine aykırı olduğuna ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın
bu konuda vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına
2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
152. maddesinin 1. fıkrası ve 2949 Sayılı Yasanın 28. maddesi uyarınca, mahkememizce
Anayasamızın 10. ve 13. maddesine aykırı olduğu düşünülen 5237 Sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin 3. fıkrasının 2. cümlesi hakkında, Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı tarafından, iptal yönünde karar verilmesi istemiyle,
gerekçeli kararımızla birlikte dosyanın onaylı bir suretinin T.C. Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine…karar
verildi”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
İtiraz konusu tümcenin de yer aldığı 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi şöyledir:
“(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı
hapis cezasına mahkûmiyetin Kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin
üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden
veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında
bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütün
memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi
hakları kullanmaktan,
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait
bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve
siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi
sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
(2) Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm
olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.
(3) Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya
koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve
kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Mahkûm
olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında birinci fıkranın (e)
bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun uygulanmamasına karar
verilebilir.
(4) Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili
işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan
kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.
(5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerden
birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis
cezasına mahkûmiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek
üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin
kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin
kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para
cezasına mahkûmiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından
bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar
verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre,
adlî para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.
(6) Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik
düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla
işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet halinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla
olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü
belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün
kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından
itibaren işlemeye başlar.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 10. ve 13.
maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’n
katılımlarıyla 5.10.2005 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında itiraz konusu kuralla, bu kuralın
atıf yaptığı hak mahrumiyetinin devlet memuru veya kamu görevlisi olan
hükümlüyle, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki bir meslek
kuruluşunun iznine tabi meslek veya sanatı kendi sorumluluğu altında
serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra eden hükümlüye farklı
uygulanabildiği, devlet memuru olan hükümlünün hapis cezasının infazı
tamamlanıncaya kadar görevini yerine getiremediği, buna karşılık serbest
meslek erbabı veya tacir bir hükümlünün mesleğine hakimin
takdirine bağlı olarak devam edebildiği, ayrıca kamusal alanda görev yapan
yurttaşların haklarının diğer yurttaşlara oranla daha fazla sınırlamaya
maruz bırakıldığı, bu nedenlerle kuralın Anayasanın 10. ve 13. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu tümcenin yer aldığı
53. maddenin birinci fıkrasında, kişinin kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı
hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; sürekli, süreli veya
geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; seçme ve seçilme ehliyetinden
ve diğer siyasi hakları kullanmaktan; velayet hakkından, vesayet veya
kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan; vakıf, dernek, sendika, şirket,
kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi
olmaktan; bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında
serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten, yoksun
bırakılacağı öngörülmektedir. Maddenin
müteakip fıkralarında ise, kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili
işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan
kişiler hakkında bu yoksunlukların hiçbirinin uygulanmayacağı; mahkûm
olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün ise kendi
altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanacağı
ifade edilmektedir. Sayılan hak yoksunluklarının süresi,
kural olarak hapis cezasının infazının tamamlanmasıyla sınırlı ise de,
maddenin (5) numaralı fıkrasında belirtilen hallerde, cezanın infazından
sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar belli
hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verileceği; (6)
numaralı fıkrada belirtilen hallerde de üç aydan az ve üç yıldan fazla
olmamak üzere belli meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da
sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebileceği belirtilmektedir.
İtiraz konusu kuralla, hapis cezası ertelenen
hükümlü hakkında hâkime, bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı kendi sorumluluğu
altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten yoksun
bırakma yaptırımının uygulanması konusunda taktir
yetkisi tanınmaktadır.
Ceza siyasetinin gereği olarak yasakoyucu,
Anayasanın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla,
cezalandırmada güdülen amacı da gözeterek hangi eylemlerin suç
sayılacağına, bunlara verilecek cezanın türü, miktarı, artırım ve indirim
nedenleri ve oranları ile suçun takibine ve yargılama usulüne ilişkin
koşullar öngörebilir. Asıl cezaya bağlı olarak hak yoksunluklarının
uygulanması, bazı durumlarda buna istisna getirilmesi ya da hâkimin takdirine
bırakılması da bu kapsamdadır.
Bu nedenle kural Anayasa’ya aykırı değildir.
İstemin reddi gerekir.
Şevket APALAK bu görüşlere
katılmamıştır.
Fulya KANTARCIOĞLU ve Ahmet
AKYALÇIN bu görüşlere ek gerekçe ile katılmışlardır.
VI- SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Şevket APALAK’ın
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 19.2.2009 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
EK GEREKÇE
Başvuran
Mahkeme itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine
de aykırı olduğunu ileri sürmesine karşın karar gerekçesinde bu yönden
inceleme yapılmasına gerek görülmeyerek, Anayasa ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla ceza düzenlemeleri yapmanın yasa
koyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğu vurgulanmaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik
ilkesiyle herkese hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşit
davranılması güvence altına alınmakta, böylece bireylerin yasalardan eşit
yararlanma konusundaki temel haklarına da işaret edilmektedir. Eşitliğin
hukuk devletinin de önde gelen temel ilkelerinden biri olduğunda duraksama
bulunmamaktadır.
Yasa koyucunun ceza hukuku alanında düzenleme
yaparken sahip olduğu takdir yetkisi, sınırsız olmayıp Anayasa ve hukukun
genel ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Başvuran mahkeme tarafından yasa
koyucunun düzenleme yapma konusundaki takdirini eşitlik ilkesine aykırı
olarak kullandığı ileri sürülerek, yalnız Anayasa’nın değil, evrensel hukukun
da temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesine aykırılıktan kaynaklanan
bir temel hak ihlâlinden söz edilmektedir.
Ceza hukuku alanında, suç sayılan eylemlerin
belirlenmesi ve korunan hukuki yarar, suçu işleyenler ile suçun nitelikleri
gözetilerek bunlara verilecek cezanın türü ve miktarının saptanması yasa
koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi içinde ise de bu durum, özellikle
eşitlik ilkesine aykırılık gibi temel hak ihlâli savları karşısında
Anayasal denetim yapılmasına engel oluşturmaz. Esasen Anayasa yargısının amacı ve işlevi de bu
denetimi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle konunun, başvuran Mahkeme’nin ileri
sürdüğü eşitlik ilkesi yönünden de incelenerek itiraz konusu kuralın hangi
gerekçe ile bu ilkeye aykırı olmadığının belirtilmesi gerektiği
düşüncesiyle çoğunluğun karardaki redde ilişkin görüşüne katılıyoruz.
ÜyeÜye
Fulya KANTARCIOĞLUAhmet
AKYALÇIN
AZLIK OYU
Devlet memurluğuyla bağdaşmayan
derecede hürriyeti bağlayıcı ceza alan, ancak bu cezaları ertelenen kamu
görevlilerine ilişkin hukuksal durum itiraz konusu yasa kuralından önce
farklı bir nitelik göstermekteydi. Mahkûmiyet hükmü ertelenen kamu
görevlilerine ilişkin Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun
15.11.1990 günlü 1990/2 sayılı kararıyla bu durumda olanların
memurluklarına son verilemeyeceği karara bağlanmış ve izleyen süreçte kimi
suçlar dışında yasal ve yargısal ortam bu yönde gelişim göstermiştir.
Ancak, itiraz konusu kuralın bu yaklaşımı değiştirdiği anlaşılmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53.
maddesinin (3) nolu fıkrasının itiraz konusu
ikinci tümcesinde “Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen hükümlü hakkında
birinci fıkranın (e) bendinde söz konusu edilen hak yoksunluğunun
uygulanmamasına karar verilebilir.” kuralı yer almaktadır. 53. maddenin (1)
nolu fıkrasında kişilerin kasten işlemiş
oldukları suçtan dolayı verilen hapis cezasının sonucu olarak yoksun
bırakılacakları haklar öngörülmüştür. Fıkranın (a) bendinde kamu kurum ve
kuruluşlarında memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmek ve (e) bendinde
ise bir meslek veya sanatın serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra
etmekten yoksun bırakılmak da yer almıştır. Buna göre, aynı sanat ve
mesleği yürüten kamu görevlisi için yasak sürerken, serbest olarak aynı
uğraşı yürüten kişi çalışma yaşamını sürdürebilecektir.
Maddenin yazılış biçimi ve doğal
sonucundan, kamu görevlisi, serbest meslek erbabı veya tacir olarak görev
yürütürken ceza alan kişiye verilecek hak yoksunluğunun öncelikle esas
alındığı açıktır. Suç işlenişi veya ceza verilişi aşamasında kamu
görevlisi, serbest meslek erbabı ya da tacir olmayan kişiler yönünden
geleceğe yönelik yasaklama getirilmesi olasılığı da maddenin anlamını ve
sonucunu değiştirmemektedir.
Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir
sınıf ve zümreye imtiyaz verilemeyeceği vurgulanmıştır. Eşitlik ilkesi
doğrudan bireyi ilgilendirdiği gibi, hukuksal metinlerin uygulanması ya da
görev yürütülen kuruluşlar ile uğraşların konu olması halinde kişiler
üzerinde dolaylı etkinliği ortaya çıkmaktadır.
Anayasa ve yasal tabloyla beliren
ertelemenin amaçları ve kişilerin tüm yönleriyle denenmesi gerçeği karşısında,
cezanın ertelenmesi durumunda serbest meslek erbabı veya tacir olarak
mesleğin yürütülmesine karar verebilecekken, kamu görevinin bu kapsam
dışında tutulması Anayasa’nın 10. maddesindeki hukukun üstün kuralları
arasında yer alan eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu aykırılık ile erteleme
olgusunun uygulanmasında yürütülen mesleğe bakılarak ayrıcalık ve
eşitsizlik oluşturulduğu izlenmektedir.
Anayasa’nın 49. maddesindeki çalışma
hakkı ile Devletin çalışanları koruma, destekleme, çalışma barışını sağlama;
70. maddesindeki kamu hizmetine girme hakkı ve hizmete almada görevin
gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayrım gözetilemeyeceği yolundaki
yaklaşımları eşitlik ilkesini ele almaya zorunlu kıldığı gibi, ceza
siyaseti yaklaşımını da çevreleyen anayasal boyutlardır.
Öte yandan ertelemeyi düzenleyen 51.
maddenin (4) nolu fıkrasının (b) bendinde meslek
veya sanat sahibi yükümlünün gözetim altında olsa da bir kamu kurumunda
çalıştırılmasına karar verilebileceğinin öngörülmesi, kamu görevinin
yürütülmesi ve kamu kurumunda görev yapılmasının erteleme yönünden sorun
oluşturmadığını göstermektedir. Kaldı ki bir mesleğin veya hizmetin topluma
yönelik olarak sergilenmesi özelliği gözetildiğinde, bir uğraşın kamu
kesimi içinde veya dışında yapılmasının ceza ve erteleme kurumları yönünden
farklı değerlendirmeye olanak vermediği tersi durumun kamu yararıyla
çelişeceği açıktır. Kamu görevlerinin dağıtımı ve üstlenilmesinde hizmet
gereklerinin gözetileceğinin doğallığı yanında ceza hukukunun ve erteleme
olgusunun iyileştirmeyi ve denenmeyi amaçlayan öngörüleri, kamu ve özel
kesim yönlerinden bir ayrım yapılmasının haklılık taşımayacağının ayrı
nedenleridir. Bu sonuç hukuk devletinin barındırdığı güvenilirlilik ve kamu
yararının da maddede gözetilmediğine vurgu yapar.
Bu görüşlerle, itiraza konu kuralın
Anayasa’nın 2., 10., 49. ve 70. maddelerine
aykırılık oluşturduğu, iptal edilmesi gerektiği oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
|