|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2008/93
Karar Sayısı:
2009/41
Karar Günü:
5.3.2009
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Karşıyaka 6.
Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
: 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
103. maddesinin, 29.6.2005 günlü, 5377 sayılı Yasa’nın 12. maddesiyle
değiştirilen (3) numaralı fıkrasında yer alan “üvey baba” ibaresinin Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Üvey baba olan sanığın, aynı evde birlikte ikamet ettiği reşit olmayan
üvey kızına yönelik olarak işlediği iddia olunan cinsel istismar suçu
nedeniyle hakkında açılan kamu davasında, itiraz konusu ibarenin Anayasa’ya
aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için re’sen
başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçesinin ilgili bölümü
şöyledir:
“Yargılamaya konu olayda mağdura yönelik eylemi üvey
annesinde gerçekleştirebilmesi
mümkün olduğuna ve hükmün konuluş amacı Yasanın gerekçesinde “Cinsel istismarın çocukla aralarında belli akrabalık
ilişkisi bulunan kişiler tarafından ... gerçekleştirilmesi,
daha ağır cezayla cezalandırılmayı gerektirmektedir” cümleleriyle açıklanmış olduğuna göre,
yalnızca üvey baba açısından düzenleme yapılmış olması durumu,
Anayasa
Mahkemesi kararlarında belirtilen kavramlarlaifade etmek gerekirse, Ceza
hukukunun genel ilkeleri, ülkenin genel durumu, sosyal hayatın gereksinmelerine göre saptanacak ceza
politikası gereği olduğunu, adalet ilkesini gözettiğini, adil kural olduğunu, hakkaniyet ölçütünü
gözettiğini ve haklı nedenle cinsiyete dayalı bir ayrımı yansıtan kural olduğunu kabul etmek
mümkün olmadığı gibi, yaratılan eşitsizliğin anlaşılabilir, amaçla ilgili makul ve adil olduğunu kabul etmekte
mümkün değildir. Bu nedenle hukuk devleti olma ilkesine aykırılık
söz konusu olduğu gibi,
Bu
ayrımın haklı nedenlere dayalı olduğunu kabul etmek de mümkün olmadığından eşitlik ilkesine aykırılık
da açıktır.
Anayasa
Mahkemesinin 23.09.1996 gün ve 1995/15 Esas, 1996/36 Karar sayılı kararında, bu konu şu cümlelerle
vurgulanmıştır.
“Eşitlik
ilkesi, aynı konumda bulunan kadın ve erkeğin yasalar önünde eşit haklara
sahip olmasını gerektirir. Kişinin cinsiyeti nedeniyle karşı cinse göre
ayrıcalıklı duruma getirilmesi, bu
ilkeye aykırı düşer. Cinsiyet, yasa önünde eşitliği engelleyen bir neden olamaz...
Kimi kişilerin böyle kurallara bağlı tutulmasında haklı nedenler varsa,
yasa önünde eşitlik ilkesine
aykırılıktan söz edilemez. Bu nedenle, yaradılış ve işlevsel özelliklerin
zorunlu kaldığı ayırımlar haklı
bir nedene dayandıkları için eşitliği bozmadıkları halde cinsiyetten başka
bir nedene dayanmayan ayırımlar eşitlik ilkesine açık bir aykırılık
oluştururlar.”
Somut
olay ve uygulanması gereken normdaki cinsiyete dayalı ayrımın, yaradılış ya da işlevsel özelliklere
dayalı olduğu da savunulamayacağına göre eşitlik ilkesine aykırılık
açıktır.
Bu
nedenlerle, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddenin 3. fıkrasında
yer alan “üvey baba” sözcüklerinin 103. maddenin 1. fıkra (b) bendi ile
bağlantılı olarak Anayasanın 2 ve 10. maddeye aykırı olduğu anlaşılmakla
iptali konusunda Anayasa Mahkemesine
başvurulmasına ve başvuru sonucunun 5 ay süreyle beklenmesi gerektiği kanısına
varılmıştır.”
III- YASA
METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu ibareyi
de içeren 103. maddesi şöyledir:
“(1) Çocuğu cinsel yönden
istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;
a) Onbeş
yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve
sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı
gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece
cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak
gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda
organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda,
sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına
hükmolunur.
(3) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/12 md.) Cinsel istismarın üstsoy,
ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi,
eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim
yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin
sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi
tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre
verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci
fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak
suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek
ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için
başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine
neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler
uygulanır.
(6) Suçun sonucunda mağdurun
beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, onbeş
yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(7) Suçun mağdurun bitkisel
hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasına hükmolunur.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit
ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 27.10.2008 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ibare, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, cinsel istismar suçunun mağdurun
üvey annesi tarafından da işlenebileceği, hükmün konuluş amacının cinsel
istismar suçunun çocukla aralarında belli akrabalık ilişkisi bulunanlarca
işlenmesinin daha ağır cezayla cezalandırmak suretiyle mağduru daha etkin
bir şekilde koruma düşüncesi olduğu dikkate alındığında itiraz konusu
kuralla yalnızca üvey baba açısından bir düzenlemenin yapılmış olmasının
adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığı, söz konusu düzenlemenin
cinsiyete dayalı bir ayırım olduğu, bu ayırımın yaratılış ya da işlevsel
özelliklere dayalı haklı bir nedene de dayanmadığı belirtilerek, itiraz
konusu ibarenin Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
103. maddesinde, çocuklara yönelik cinsel istismar suçu düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin itiraz konusu ibareyi de içeren (3)
numaralı fıkrasında, cinsel istismarın çocukla aralarında belli akrabalık
ilişkisi bulunan kişiler tarafından, çocuğun vasisi, eğiticisi, öğreticisi,
bakıcısı, çocuğa sağlık hizmeti veren, çocuğa karşı koruma ve gözetim
yükümlülüğü altında bulunan diğer bir kişi tarafından veya hizmet
ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi
durumunda, suçun temel şekline göre cezanın ağırlaştırılması öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini
sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve
eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin
kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin
kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik
değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak
ceza politikasına göre belirlenir. Yasakoyucu,
cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç
sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı,
nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği ve
ceza sistemini tamamlayan müesseseler konusunda takdir yetkisine sahiptir.
İtiraz konusu ibareyi de içeren Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin
(3) numaralı fıkrasında, cinsel istismar suçunun fail ile mağdur arasındaki
ilişki itibarıyla daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri
düzenlenmiştir. Söz konusu fıkrada, cinsel istismar suçunun “üvey baba”
tarafından işlenmesi durumu suçun nitelikli şekli olarak kabul edilerek
failin cezası artırılmakta iken, aynı suçun “üvey anne” tarafından
işlenmesi durumu suçun nitelikli halleri arasında sayılmamıştır. Yapılan bu
düzenlemeyle, cinsel istismar suçunun “üvey anne” tarafından işlenmesi hali
suç olarak varlığını devam ettirmekle birlikte, yasakoyucu
bu durumu ayrıca ağırlaştırıcı bir neden olarak kabul etmemiştir. Söz
konusu düzenlemenin, cinsel istismar suçunun daha ziyade erkekler
tarafından işlendiği ve erkeklerin kadınlara göre daha fazla fiziksel güç
kullanma potansiyeline sahip olmaları dikkate alınarak, böylece bu suçun
işlenmesinin önüne geçilmesi ve çocuğun daha etkin bir koruma altına
alınması amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Yasakoyucunun
takdir yetkisine dayanarak ve suçun toplumda yarattığı etkiyi dikkate
alarak yaptığı bu düzenlemenin, hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü
yoktur.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Yukarıda belirtilen gerekçe
karşısında kuralın Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine
gerek duyulmamıştır.
Anayasa’nın 10. maddesi yönünden
yapılan değerlendirmeye Ahmet AKYALÇIN ek gerekçeyle katılmıştır.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu düşünceye
katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin, 29.6.2005 günlü, 5377 sayılı Yasa’nın
12. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı fıkrasında yer alan “… üvey baba, …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile
Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 5.3.2009
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
5237
Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı 103.
maddesinin ilk fıkrasında, çocuğu cinsel yönden istismar eden kişinin, üç
yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı, itiraz konusu
“üvey baba” sözcüklerinin yer aldığı üçüncü fıkrasında da cinsel istismarın,
çocukla aralarında belli akrabalık ilişkisi olan veya çocuğun bakımı,
korunması, gözetimi, eğitimi ve sağlığı konusunda sorumluluk üstlenen
kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye
kullanılarak veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi
durumunda, verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı öngörülmüştür. Ancak, söz konusu üçüncü fıkrada, suçun
üvey baba tarafından işlenmesi cezanın artırım nedeni kabul edildiği halde
üvey anne tarafından işlenmesi aynı kapsamda görülmemiştir. Böylece, suçun
artırım nedeninin uygulanması bakımından üvey baba ile üvey anne arasında
cinsiyete dayalı bir ayırım yapılmıştır.
Anayasa’nın kanun
önünde eşitlik ilkesinin yer aldığı 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”; “Kadınlar ve
erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini
sağlamakla yükümlüdür”; “Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz” denilmektedir. Buna göre, kişiler arasında kadın ve erkek
olmaları nedeniyle ayırım yapılamayacak, kadınların, erkeklerle aynı
haklardan yararlanmaları, biyolojik bazı özellikleri öne sürülerek
engellenemeyecektir. Kadın, erkek eşitliğinin, gerektiğinde pozitif
ayırımcılık temelinde yaşama geçirilmesi de aynı maddede devlete görev
olarak verilmektedir. Ancak, hak eşitliğinin sağlanabilmesi için kadınlar
yönünden pozitif ayırımcılığa izin verilmesi, aynı konumda bulunan
erkeklerin hak kaybına uğramalarının nedeni olamaz. Kadınlarla erkeklerin
aynı haklardan yararlanmalarının sağlanması amacı dışında kadınlara kimi
ayrıcalıklar tanınmasının eşitlik ilkesiyle bağdaştırılması olanaksızdır.
Ceza hukuku alanında eşitlik ilkesinin uygulanması ise Türk
Ceza Kanunu’nun 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açık bir şekilde
ifade edilerek “Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil,
din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut
düşünceleri, felsefî inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve
diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye
ayrıcalık tanınamaz” denilmiştir.
Birbirleriyle
uyum içinde olan Anayasa ve Türk Ceza Kanunu’ndaki bu düzenlemeler aynı suçun
faili olmaları durumunda kadınla erkek arasında ayırım yapılamayacağını
göstermektedir.
Aynı suçu
işleyen kadına, erkekten daha az ceza verilmesine neden olan itiraz konusu
kuralı ceza siyaseti ile açıklamak da olası değildir. Ceza siyaseti gereği
yasa koyucuya, hangi eylemlerin suç sayılacağı ve bu eylemlere verilecek
cezalar konusunda tanınan takdir yetkisi, Anayasa ve ceza hukukunun genel
ilkeleriyle sınırlıdır. Bu ilkeler arasında bulunan eşitliğin, haklardan
yararlanmada olduğu kadar sorumluluğu üstlenmede de gözetilmesi
gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Yasakoyucunun
bu ilkeyi dikkate almadan düzenleme yapması, açık bir Anayasa ihlâlidir.
Türk Ceza Kanunu’nun
103. maddesinin itiraz konusu “üvey baba” sözcüklerinin yer aldığı üçüncü
fıkrasında, aynı suçu işleyen üvey baba ile üvey anne arasında ayırım
yapılarak suçun üvey anne tarafından işlenmesi durumunda, bunun artırım
nedeni kabul edilmemesi eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Aile üzerinde
nüfuz kullanan kişinin, çoğunlukla baba olduğu düşüncesi de varsayıma
dayandığından bu eşitsizliğin gerekçesi olarak kabul edilemez. Çünkü; maddede nüfuzun kötüye kullanılması
hali sadece hizmet ilişkisiyle sınırlı tutulmuş, ağırlaştırıcı nedenin
uygulanması için üvey baba ilişkisi yeterli görülmüştür.
Öte yandan,
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesi, eşitlik
temelinde adaletli bir hukuk düzeninin kurulup, korunmasını zorunlu kılar.
Aynı suçu işleyen üvey anaya artırım nedeni uygulanmaması, üvey babaya ise
artırım nedeni uygulanarak daha fazla ceza verilmesi sonucunu doğuran
itiraz konusu sözcüklerin kuralda yer alması, cinsiyet farkına dayanan bir
ayırımcılığa ve adaletsizliğe yol açtığından Anayasa’nın 2. maddesine de aykırıdır.
Yasa’nın 103.
maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan “üvey baba” sözcüğünün iptal
edilip, yasakoyucuya verilecek süre içinde
yapılacak yeni düzenleme ile eşitsizliğin ve adaletsizliğin giderilmesi
olanaklı iken, itirazın reddine karar verilmesinde, Anayasa’ya uyarlık
bulunmadığı düşüncesiyle çoğunluk görüşüne
karşıyım.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
EK GEREKÇE
Başvuran Mahkeme itiraz konusu
kuralın Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu ileri
sürmesine karşın karar gerekçesinde bu yönden inceleme yapılmasına gerek
görülmeyerek, Anayasa ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak
koşuluyla ceza düzenlemeleri yapmanın yasa koyucunun takdir yetkisi içinde
bulunduğu vurgulanmaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer
verilen eşitlik ilkesiyle herkese hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar
önünde eşit davranılması güvence altına alınmakta, böylece bireylerin
yasalardan eşit yararlanma konusundaki temel haklarına da işaret
edilmektedir. Eşitliğin hukuk devletinin de önde gelen temel ilkelerinden
biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Yasa koyucunun ceza hukuku
alanında düzenleme yaparken sahip olduğu takdir yetkisi, sınırsız olmayıp
Anayasa ve hukukun genel ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Başvuran mahkeme
tarafından yasa koyucunun düzenleme yapma konusundaki takdirini eşitlik
ilkesine aykırı olarak kullandığı ileri sürülerek, yalnız Anayasa’nın
değil, evrensel hukukun da temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesine
aykırılıktan kaynaklanan bir temel hak ihlâlinden söz edilmektedir.
Ceza hukuku alanında, suç
sayılan eylemlerin belirlenmesi ve korunan hukuki yarar, suçu işleyenler
ile suçun nitelikleri gözetilerek bunlara verilecek cezanın türü ve
miktarının saptanması yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi içinde ise
debu
durum, özellikle eşitlik ilkesine aykırılık gibi temel hak ihlâli savları
karşısında Anayasal denetim yapılmasına engel oluşturmaz. Esasen Anayasa
yargısının amacı ve işlevi de bu denetimi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle konunun, başvuran
Mahkeme’nin ileri sürdüğü eşitlik ilkesi yönünden de incelenerek itiraz
konusu kuralın hangi gerekçe ile bu ilkeye aykırı olmadığının belirtilmesi
gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun karardaki redde ilişkin görüşüne
katılıyorum.26.2.2009
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Azlık Oyu
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti adil ve kamu yararını esas alan haklı nedenlere
dayalı yasal düzenlemeleri gerektirmekte, 10. maddesinde öngörülen yasa
önünde eşitlik ilkesinin anayasal irdelemelerle çizilen boyut ve açılımı
ise, aynı konumda olma özelliğini taşıyanlar yönünden aynı kuralların
geçerli olmasını, ayrıcalıklı kişiler oluşturulmasının önüne geçilmesini
amaçlamaktadır. Yasaların ereklerinin ve öngörülerinin tam anlamıyla
gerçekleşebilmesi için, bu kapsam içinde durumları özdeş olanlar arasında
değişik uygulama ve ilkelerin geliştirilmemesine özen gösterilmelidir.
Çocuğa yönelik cinsel
davranışlarda, cezayı ağırlaştırıcı durumlar arasında bu eylemin üstsoy,
ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, evlat
edinen, vasi, eğitici, bakıcı gibi kişiler tarafından işlenmesi de yer
almış, ancak cinsel kimlik yönünden bir ayrım yapılmamıştır. Çünkü bu
konuda önemli olan suç olarak tanımlanan cinsel davranışın, çocuğa yakın
kişilerce işlenmesidir. Eylemi oluşturan cinsel davranışın kimlik ayrımı
yapılmadan ortaya çıkabileceği varsayılmıştır. Bu oluşa karşın, üveylik
olgusu söz konusu olduğunda salt “üvey baba”nın bu tanıma alınması “üvey
ana”nın olası davranışlarının ise ağırlaştırıcı görülmemesinin inandırıcı
ve haklı bir nedeni yoktur. Yasa koyucunun tüm durumları göz önünde
tutması, gerçekleşme olasılıklarıyla kurallar geliştirmemesi tehlikeye
sebep olan yönünden cinsiyet ayrımı yapmaması gerekmektedir. İtiraza konu
kuralın bu bakımdan anayasal eşitlik ilkesiyle çeliştiğinde ve adaleti ilke
alan hukuk devletine aykırı olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 5237
sayılı Yasa’nın 103. maddesinin itiraza konu (3) nolu
fıkrasında yer alan “üvey baba” yanında “üvey ana” kavramının yer almamasıyla
oluşan eksik düzenlemenin iptali gerekeceği oyuyla karara karşıyız.
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu “üvey baba”
ibaresinin yer aldığı 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
103. maddesinin 29.6.2005 günlü, 5377 sayılı Yasa’nın 12. maddesiyle
değiştirilen (3) numaralı fıkrasında “Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya
üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat
edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma
ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin
sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi
tarafından gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
yarı oranında artırılır.” denilmekte olup, madde hükmü ile cinsel istismar
suçunun fail ile mağdur arasındaki ilişki itibariyle daha ağır cezayı
gerektiren nitelikli halleri düzenlenmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında
açıklandığı gibi insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli birhukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa’nın ve yasaların
üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk
ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Görüldüğü gibi hukuk devleti
olmanın gereği “adaletli hukuk düzeninin kurulması ve bunun sürdürülmesi”
olup, bu bağlamda devlet yönetiminde keyfiliğin değil, hukuk kurallarının
egemen olmasıdır.
Anayasa
Mahkemesi’nin pek çok kararında, hukuk devletinde yasakoyucunun
ceza hukuku alanında yetkisini kullanırken, Anayasa ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla toplumda belli eylemlerin suç sayılıp
sayılmaması, hangi çeşit ve ölçülerde ceza yaptırımı uygulanacağı, hangi
hallerde ağırlaştırıcı veya hafifletici neden olarak kabul edileceği
konusunda takdir yetkisine sahip olduğu belirtilmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalardan
da anlaşılacağı üzere söz konusu fıkrada öngörülen nitelikli halleri saptamanın
yasakoyucunun takdirinde olduğu konusunda birduraksama
bulunmamakla birlikte, itiraz konusu ibare açısından takdir yetkisinin
keyfilikten uzak ve amaca uygun olarak kullanılması hukuk devleti olmanın
bir gereğidir. Buna göre; cinsel istismar suçunun mağdurunun erkek veya
kadın olabileceği yönündeki suçun temel yapısı göz önünde bulundurulmadan, failinin
genellikle erkekler olabileceği gibi eksik ve hatalı bir değerlendirme
yapılmak suretiyle, düzenlemede “üvey baba” ibaresinin yer alması, suçun
nitelikli halleri olarak öngörülen hususların konuluş amacına uygun
değildir.
Bu durumda itiraz konusu kuralın
konuluş amacına uygun olmayan ve suçun failinin “üvey anne”de olabileceği
gerçeğinin göz ardı edilmesi suretiyle sadece “üvey baba” yönünden bir
düzenleme yapılması, adaletli bir hukuk düzeninin kurulmasını devlet
yönetiminin bir şartı olarak gören hukuk devleti ilkesi ile
bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenle, Türk Ceza
Kanunu’nun 103. maddesinin (3) numaralıfıkrasında yer alan itiraz konusu
ibare Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olup, iptali gerektiği düşüncesi ile
verilen karara karşıyım.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|