← Resmî Gazete · 7 Mayıs 2009 · Sayı 27221

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Yargıtay 2. ve 3. Hukuk Dairelerine Ait Kararlar

Metin

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü

7 Mayıs 2009 PERŞEMBE

Resmî Gazete

Sayı : 27221

YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No:2008/18048

Karar No:2009/5250

İncelenen Kararın

Mahkemesi:Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi:28/11/2007

Numarası:Esas no: 2006/615Karar no: 2007/470

Davacı:Sevgi Yalçın

Davalı:Hasımsız

Dava Türü:Gaiplik

Temyiz Eden:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacı Sevgi Yalçın tarafından açılan davada, 29/2/2004 tarihinde evden çıkıp bir daha dönmeyen eşi Bekir Yalçın'dan tüm aramalara rağmen haber alınamadığı belirtilerek gaipliğine karar verilmesinin istenildiği, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 32. maddesinde yer alan:

"Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir."

Hükmü uyarınca gaiplik kararının verilebilmesi için, aynı Kanunun 33. maddesinde belirtildiği şekilde ölüm tehlikesinin üzerinden en az bir yıl veya son haber tarihinin üzerinden en az beş yıl geçmiş olması ve mahkemece, gaipliğine karar verilecek kişi hakkında bilgisi bulunan kimselerin, belirli bir sürede bilgi vermeleri için usulüne göre yapılan ilanla çağırılması gerekmektedir.

Gaipliğine karar verilmesi istenilen Bekir Yalçın'dan 29/2/2004 tarihinden itibaren haber alınamadığı belirtildiğine göre, son haber tarihinin üzerinden henüz beş yıllık süre geçmemiştir.

Mahkemece Türk Medeni Kanununun 33. maddesinde öngörülen yasal süre dikkate alınmaksızın adı geçenin gaipliğine ilişkin hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 23/3/2009

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No:2008/18047

Karar No:2009/5488

İncelenen Kararın

Mahkemesi:İhsaniye Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi

Tarihi:25/7/2008

Numarası:Esas no: 2008/42Karar no: 2008/96

Davacı:Dilek Kabadayı

Davalı:Ömer Kabadayı

Dava Türü:Boşanma

Temyiz Eden:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacı Dilek Kabadayı vekili tarafından Ömer Kabadayı'ya karşı açılan davada boşanmaya ilişkin Besançon Asliye Hukuk Mahkemesi İkinci Dairenin 2007/02212 sayılı kararının tenfizine karar verilmesinin istenildiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 50. maddesinde yer alan hükme göre yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.

Anılan hükümde tenfizi istenilen yabancı mahkeme kararının kesinleşmiş olması gerektiği açıkça ifade edildiği gibi Kanunun 53 üncü maddesinde de tenfiz dilekçesine ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin de eklenmesinin zorunlu olduğu hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Yapılan incelemede, yabancı mahkeme kararının kesinleştiğini gösteren bir yazı veya belgenin dosyada bulunmadığı anlaşılmıştır.

Mahkemece, yukarıda değinilen hükümler ile Kanunun 59'uncu maddesinde yer alan yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğine ilişkin hüküm gözönünde bulundurulmaksızın eksik inceleme ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 25/3/2009

—— • ——

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden:

Esas No:2008/16826

Karar No:2008/17966

İncelenen Kararın

Mahkemesi:Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarihi:8/2/2007

Numarası:2006/2297-2007/189

Davacı:Orhan Yücesu Vek. Av. Nazım Ata

Davalı:Milli Eğitim Bakanlığı Vek. Av. Melahat Aydın

Dava dilekçesinde 750 YTL manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın zamanaşımından reddi cihetine gidilmiş, hüküm kesin olmakla kanun yararına bozulması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talep edilmiştir.

YARGITAY K ARARI

Temyiz isteminin HUMK'nun 427. maddesine uygun olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Trafik kazasının 3/6/2002 günü olduğu, davanın ise 17/11/2006 günü açıldığı anlaşılmaktadır. Ölümle sonuçlanan trafik kazası TCK'nun 455. maddesine göre suç oluşturmaktadır.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 102/4 ve 104/2 maddeleri itibariyle bu suçun ceza zamanaşımı süresi beş yıldır.

BK.nun 60/2. maddesinde, haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda tazminat davasına ceza zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir. İşleten durumunda bulunan davalı hakkında sürücü yönünden uygulanan ceza zamanaşımının uygulanması gerektiği yargısal içtihatlarda belirtilmektedir.

Somut olayda manevi tazminat davasının ceza zamanaşımı süresi dolmadan önce açıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının zamanaşımı savunması reddedilerek işin esasının incelenmesi gerekirken, mahkemece zamanaşımı yönünden davanın reddedilmesi bozma nedenidir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 427. maddesi gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA, evrakın gereği için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine 27/10/2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden:

Esas No :2008/19284

Karar No :2009/1376

İncelenen Kararın

Mahkemesi:Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarihi:29/12/2006

Numarası:2005/522-2006/2303

Davacı:Mithat Sönmez Vek. Av. M. Taşbaş

Davalı:Adalet Bakanlığı ve Ark. Vek. Av. Gökhan Turan

Dava dilekçesinde 990.147.530 TL. alacağın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın 947,27 YTL. için kısmen kabulüne kesin olarak karar verilmiş, hüküm kanun yararına bozulması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından temyiz edilmiştir.

YARGITAY K ARARI

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Davacı, 7/4/2005 tarihinde Adalet Bakanlığı aleyhine açılan davada, Antalya 3. İcra Müdürlüğünün 1997/4094 sayılı dosyasında aleyhine yapılan icra takibinde reeskont faiz oranının % 80 yerine % 89 olarak hesap edilmesi nedeniyle icra müdürlüğünün işlemini şikayet ettiğini, Antalya 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2004/419 E. sayılı dosyasında şikayetinin kabul edildiğini ve bir miktar ödemenin iadesine karar verildiğini, ancak icra müdürlüğü dosyası bulunamadığından iadenin uzadığını, bu nedenle parayı kullanamadığı süre içindeki getirisinin tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiş, dava icra müdürlüğü görevlilerine ihbar edilmiş, mahkemece dava ihbar edilen görevliler de davalı gösterilerek davanın kısmen kabulü ile 947,27 YTL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine kesin olmak üzere karar verilmiştir.

2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 5. maddesi hükmüne göre: "İcra ve iflas dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır."

O halde, İcra veiflas dairesi görevlilerinin kusurlarından doğantazminat davalarının idare aleyhine açılabileceği gözetilerek, Adalet Bakanlığı aleyhine açılan davada hükmün bu davalı hakkında kurulması gerektiğinin gözetilmemesi doğru görülmemiştir.

Ayrıca, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 49. maddesi gereğince; "iki taraftan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü şahsa rücu hakkı olduğu mülahazasında bulunursa, makamına kaim olarak davayı takip veya davada 3. şahıs sıfatı ile kendisine iltihak etmesi lüzumunu o şahsa ihbar edebilir." Kendisine dava ihbar edilen üçüncü kişi, davaya müdahale etmez veya (fer'i müdahil sıfatıyla katılırsa) onun hakkında hiçbir işlem yapılamayacağı gibi, hüküm de kurulamaz.

Mahkemece, davanın İcra ve iflas dairesi görevlilerine ihbar edilmesinin bu kişilere taraf sıfatını kazandırmayacağı düşünülmeden, davalı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaları usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeplerle kabulü ile hükmün dahili davalılar yönünden BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 5/2/2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.