|
Danıştay Altıncı Daire
Başkanlığından:
Esas No:2006/4099
Karar
No:2008/3006
Kanun
Yararına Temyiz Eden :
Danıştay
Başsavcılığı
Davacı:Oktay Alemdar
-Alemdar Linyit İşletmeleri
Vekili:Av.Gül İmer-Gazi Cad. No:71/2 - EDİRNE
Davalı
İdare:Edirne Valiliği
İstemin Özeti : 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca para cezası
verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda
tek hakimle verilen Edirne İdare Mahkemesinin 26.12.2005 günlü, E:2005/139,
K:2005/1836 sayılı kararının, "2872 sayılı Çevre Kanunu”nun davanın
açıldığı ve kararın verildiği tarihte yürürlükte olan "İdari Cezalara
İtiraz" başlıklı 25 inci maddesinde; idari cezalara karşı, cezanın
tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine
itiraz edilebileceği, itiraz üzerine verilen cezaların kesin olduğu hükmüne
yer verildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51 inci
maddesinin birinci fıkrasında; Bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve
vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi
olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan
kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade
edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden
Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceğinin hükme
bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde,
maddede yazılı idari yargı yerlerince kesin olarak verilen kararlara karşı
kanun yararına temyiz yoluna başvurulabileceğine ilişkin açık bir hüküm yer
almamış olmakla birlikte, maddenin içeriği ve kamu yararına temyiz (bozma)
kurumunun işlevi göz önünde tutulduğunda, idari mahkemelerinin "kesin
olarak verilen" kararlarının da kanun yararına bozulması için temyiz
olunabileceği sonucuna ulaşıldığı, davacının adli yargı mahkemelerinin
görevli olduğu yolundaki iddiasının uyuşmazlık konusu çevre para cezasına
karşı özel kanun olan 2872 sayılı Çevre Kanununun 25. maddesi uyarınca
idare mahkemelerinde itiraz edilmesi gerektiği şeklinde düzenleme yapılması
nedeniyle yerinde görülmediği, işin esasına gelince; 2872 sayılı Çevre
Kanununun 8. maddesinde; her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek
şekilde ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı
olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak,
uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmanın yasak olduğu, kirlenme
ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililerin kirlenmeyi önlemekle;
kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirletenin, kirlenmeyi durdurmak,
kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli önlemleri
almakla yükümlü oldukları, aynı Kanunun 20. maddesinde ise bu hükümlere
aykırı davranan kişi ya da kuruluşların idari para cezasıyla cezalandırılacağının
hükme bağlandığı 22.11.1986 günlü, 19269 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe giren Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği'nin 2 nci maddesinde; ".... Her
türlü faaliyet sonucu atmosfere yayılan is, duman, toz, gaz, buhar ve aeresol halindeki emisyonları
kontrol altına almak; insanı ve çevresini hava alıcı ortamındaki kirlenmelerden
doğacak tehlikelerden korumak, hava kirlenmeleri sebebiyle çevrede ortaya
çıkan umuma ve komşuluk münasebetlerine önemli zararlar veren olumsuz
etkileri gidermek ve bu etkilerin ortaya çıkmamasını sağlamak" olduğu
hükmüne yer verilerek yönetmeliğin yayınlanma amacının belirtildiği ve
müteakip 3 üncü maddesinde de; sözü edilen maddede belirtilen amaca ulaşmak
için tesislerin kurulması ve işletilmesi, tesislerin, yakıtların,
hammaddelerin ve ürünlerin üretilmesi, kullanılması, depolanması, taşınması
ve ithalini kapsayacağının vurgulandığı, havanın tabii bileşimini
değiştiren is, duman, toz, gaz, buhar ve aeresol
halindeki kimyasal maddelerin hava kirleticiler olarak aynı Yönetmeliğin 5
inci maddesinin (a) fıkrasında belirtildiği, yine aynı yönetmeliğin 49 ve
müteakip maddelerinde hassas kirlenme bölgelerinin korunması ve temiz hava
planlarının yapılması için valiliklerin yönetmelikte belirtilen esas ve
usuller çerçevesinde Tebliğ yayınlayabileceğinin vurgulandığı, belirtilen
düzenlemelere dayanılarak Edirne İl Mahalli Çevre Kurulu tarafından alınan
28.5.2004 günlü kararın 10. maddesinde; ısınma amaçlı olarak kullanılan
kömürlerin üretim yerinden, taşıma yerinden veya tüketim yerinden alınan
örneklerin analiz sonucunda gerekli değerleri sağlamadığının anlaşılması halinde
ilgili mevzuat hükmü uyarınca cezai işlemlerin yapılacağının kurala
bağlandığı, dosyanın incelenmesinden; davacının üretip satışa sunduğu
tüketim yerinden alınmış torbalanmış kömürün ilgili düzenlemelerde belirtilen
değeri sağlamadığı ve çevre kirliliğine sebebiyet verecek nitelikte
olduğunun yapılan laboratuvar incelemesi
sonucunda tespit edilmesi nedeniyle idari para cezası ile
cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın
reddine karar verildiğinin anlaşıldığı, davacının Mahalli Çevre Kurulu
Kararlarına aykırı özellikte kömür satışı yapması nedeniyle idari para
cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamakta
ise de; idari para cezasının Çevre Kanununun 20 nci
maddesinin (a) fıkrası hükümleri ve 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca
verilecek idari para cezalarına ilişkin (2004/1) sayılı Genelgesi
doğrultusunda verilmesi; anılan Genelgenin iptali istemiyle Danıştay
Altıncı Dairesinde açılan davada,"Dava konusu genelgede 2872 sayılı
Kanunda öngörülen cezaların beş katına çıkarılması yolundaki 98/11415
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı dikkate alınarak para cezalarının miktarının
belirlenmesinde mevzuata uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle 11.4.2005
günlü, E:2004/218, K:2005/2074 sayılı kararla dava konusu Genelgenin para
cezalarının belirlenmesine yönelik bölümünün iptaline karar verilmesi
karşısında; davacının fiili nedeniyle 2872 sayılı Çevre Kanununun 20 nci maddesinin a fıkrasında öngörülen cezanın 4421
sayılı Kanunun değişik 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki hükümler uyarınca
artırılması suretiyle çevre para cezasının hesaplanması ve davacıdan bu
miktarın istenilmesi gerekirken anılan hususlara uyulmaksızın cezanın fazla
hesaplanması suretiyle tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı
sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki Edirne İdare
Mahkemesinin 26.12.2005 günlü, E:2005/139, K:2005/1836 sayılı kararının,
hukuka aykırılığı nedeniyle 2577 sayılı Kanunun 51 inci maddesi uyarınca
kanun yararına bozulmasının uygun olacağı gerekçesiyle Danıştay
Başsavcılığı tarafından temyiz edilmiştir.
Danıştay
Tetkik Hakimi Nejdet
Bayramın Düşüncesi: 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca para cezası verilmesine
ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda tek hakimle
verilen Edirne İdare Mahkemesinin 26.12.2005 günlü, E: 2005/139,
K:2005/1836 sayılı kararı hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı
Kanunun 51. maddesi uyarınca Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun
yararına bozulması istemiyle temyiz edilmiştir.
Olayda
İdare Mahkemesince tek hakimle, para cezasına
yönelik davanın reddi yolunda verilen kararda, kararın kesin olduğu ve
itiraz (2577 sayılı Yasanın 45. maddesi uyarınca tek hakimle verilen
kararlara karşı Bölge İdare Mahkemesince itiraz edilebilmektedir.) yolunun
kapalı olduğu yolunda hüküm kurulması nedeniyle, davacı tarafından itiraz
yoluna gidilmediği ve bu nedenle kararın kesinleştiği görülmektedir.
2872
sayılı Yasanın işlem tarihinde yürürlükte bulunan 25. maddesinde para
cezalarına karşı bir itiraz yolu öngörülmüş ve cezanın itiraz sonucu
verilen kararla kesinleşeceği belirtilmiştir. Bu hükmün para cezasına
yönelik olarak verilen kararlara karşı başvuru yolunun da kapatıldığı
biçimde yorumlanması hukuka uygun olmadığından mahkeme kararında ki kararın
kesin ve itiraz yolunun kapalı olduğu şeklindeki hükümde isabet
bulunmamaktadır.
Diğer taraftan işlenen fiil nedeniyle davanın para cezası
verilmesi yerinde ise de 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca verilmesi
öngörülen para cezası miktarının, yalnızca Türk Ceza Kanunu ile 4421 sayılı
Yasanın 4. maddesi uyarınca fiilin tespit edildiği 2004 yılı itibariyle
1999 yılında 393 kat ve sonraki yıllarda yeniden değerleme oranında
artırılarak hesaplanması suretiyle belirlenmesi gerekirken, 3506 sayılı
Yasa uyarınca çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararına göre beş kat
arttırıldıktan sonra anılan yasa hükmünün uygulanması suretiyle para cezası
tahakkuk ettirildiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık
bulunmadığından, idare mahkemesi kararında bu nedenle de isabet
görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmesinin uygun
olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar
veren Danıştay Altıncı Dairesince yukarıda tarih ve sayısı yazılı İdare
Mahkemesi kararının Danıştay Başsavcılığınca temyizen
bozulması istemi incelenerek Tetkik Hakiminin
açıklamaları dinlendikten sonra işin gereği görüşüldü:
Dava, davacının İl Mahalli Çevre Kurulu kararında belirtilenden
daha düşük kalitede kömür satışı yaptığından bahisle 2872 sayılı Çevre
Kanunu uyarınca para cezası verilmesine ilişkin 7.1.2005 günlü, 10 sayılı
işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, davacının satışa
sunduğu kömürün il mahalli çevre kurulu kararında belirtilen değerleri
sağlamadığının yapılan analiz sonucunda tespit edildiği anlaşıldığından
dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın
reddine karar verilmiş, mahkeme kararında itiraz yolunun kapalı ve kesin
olduğunun belirtilmesi nedeniyle kesinleşen bu karara karşı 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesi gereğince Danıştay
Başsavcısı tarafından kanun yararına bozulması isteminde bulunulmuştur.
2872
sayılı Çevre Kanunu'nun işlem tarihinde yürürlükte bulunan 25. maddesinde,
"İdari cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün
içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece
verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz zaruret görülmeyen
hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır.
İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir..." hükmü yer almaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51 inci maddesinin
birinci fıkrasında; Bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi
mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi
olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan
kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade
edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya
kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği,
hükme bağlanmıştır.
Olayda
İdare Mahkemesince tek hakimle, para cezasına
yönelik davanın reddi yolunda verilen kararda, 2872 sayılı Yasanın 25 inci
maddesi uyarınca kararın kesin ve Bölge İdare Mahkemesine itiraz yolunun
kapalı olduğu yolunda hüküm kurulması nedeniyle, davacı tarafından itiraz
yoluna gidilmediği ve bu nedenle kararın kesinleştiği görülmektedir.
2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde, maddede yazılı
idari yargı yerlerince tek hakimle ve kesin olarak
verilen kararlara karşı kanun yararına temyiz yoluna başvurulabileceğine
ilişkin açık bir hüküm yer almamış olmakla birlikte, maddenin içeriği ve
kanun yararına temyiz (bozma) kurumunun işlevi göz önünde tutulduğunda,
idari mahkemelerin tek hakimle ve "kesin olarak verilen"
kararlarının da kanun yararına bozulması için temyiz olunabileceği sonucuna
ulaşılmaktadır.
2872
sayılı Yasanın işlem tarihinde yürürlükte bulunan 25. maddesinde para
cezalarına karşı bir itiraz yolu öngörülmüş ve cezanın itiraz sonucu
verilen kararla kesinleşeceği belirtilmiştir. Bu hükmün para cezasına
yönelik olarak verilen İdare Mahkemesi kararınakarşı yargı yolunun da kapatıldığı
biçimde yorumlanması hukuka uygun olmadığından mahkeme kararında yer alan
kararın kesin ve itiraz yolunun kapalı olduğu şeklindeki hükümde isabet
bulunmamaktadır.
Davacının
uyuşmazlığın çözümünde adli yargı mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki
iddiası ise, uyuşmazlık konusu çevre para cezasına karşı özel kanun olan
2872 sayılı Çevre Kanununun 25.maddesinde yer alan idare mahkemelerinde
itiraz edilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme karşısında yerinde
görülmemiştir.
İşin
esasına gelince;
2872
sayılı Çevre Kanununun 8. maddesinde; her türlü atık ve artığı, çevreye
zarar verecek şekilde ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve
yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek,
depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmanın yasak
olduğu, kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililerin kirlenmeyi
önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi
durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli
önlemleri almakla yükümlü oldukları, aynı Kanunun 20. maddesinde ise bu
hükümlere aykırı davranan kişi yada kuruluşların
idari para cezasıyla cezalandırılacağı, hükme bağlanmıştır.
22.11.1986
günlü, 19269 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hava
Kalitesinin Korunması Yönetmeliği'nin 2 nci
maddesinde; ".... Her türlü faaliyet sonucu
atmosfere yayılan is, duman, toz, gaz, buhar ve aeresol
halindeki emisyonları kontrol altına almak; insanı
ve çevresini hava alıcı ortamındaki kirlenmelerden doğacak tehlikelerden
korumak, hava kirlenmeleri sebebiyle çevrede ortaya çıkan umuma ve komşuluk
münasebetlerine önemli zararlar veren olumsuz etkileri gidermek ve bu
etkilerin ortaya çıkmamasını sağlamak" olduğu hükmüne yer verilerek
yönetmeliğin yayınlanma amacı belirtilmiş ve 3 üncü maddesinde de; sözü
edilen maddede belirtilen amaca ulaşmak için tesislerin kurulması ve
işletilmesi, tesislerin, yakıtların, hammaddelerin ve ürünlerin üretilmesi,
kullanılması, depolanması, taşınması ve ithalini kapsayacağı
vurgulanmıştır. Havanın tabii bileşimini değiştiren is,
duman, toz, gaz, buhar ve aeresol halindeki kimyasal
maddelerin hava kirleticiler olarak aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin (a)
fıkrasında belirtilmiş, yine aynı yönetmeliğin 49 ve devamı maddelerinde
hassas kirlenme bölgelerinin korunması ve temiz hava planlarının yapılması
için Valiliklerin yönetmelikte belirtilen esas ve usuller çerçevesinde Tebliğ
yayınlayabileceği, vurgulanmıştır.
Belirtilen
düzenlemelere dayanılarakEdirne İl Mahalli Çevre Kurulu tarafından alınan 28.5.2004
günlü kararda ısınma amaçlı olarak kullanılan kömürlerin üretim yerinden,
taşıma yerinden veya tüketim yerinden alınan örneklerin analiz sonucunda
gerekli değerleri sağlamadığının anlaşılması halinde ilgili mevzuat hükmü
uyarınca cezai işlemlerin yapılacağı kurala bağlanmıştır.
Dosyanın
incelenmesinden; davacının satışa sunduğu kömürün satış yerinden alınmış
numunelerin düzenlemelerde belirtilen değeri sağlamadığı ve çevre
kirliliğine neden olacak nitelikte olduğunun yapılan laboratuvar
incelemesi sonucunda tespit edilmesi nedeniyle davacıya paracezası verilmesinde hukuka
aykırılık bulunmamaktadır.
Ancak
para cezası, Çevre Kanununun işlem tarihinde yürürlükte bulunan 20 nci maddesinin (a) fıkrası hükümleri ve 2872 sayılı
Çevre Kanunu uyarınca verilecek idari para cezalarına ilişkin (2004/1)
sayılı Genelge doğrultusunda verilmiştir. Anılan
Genelgenin iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinde açılan
davada,"Dava konusu genelgede 2872 sayılı Kanunda öngörülen cezaların
beş katına çıkarılması yolundaki 98/11415 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı
dikkate alınarak para cezalarının miktarının belirlenmesinde mevzuata uyarlık
bulunmadığı" gerekçesiyle 11.4.2005 günlü, E:2004/218, K:2005/2074
sayılı kararla dava konusu Genelgenin para cezalarının belirlenmesine
yönelik bölümü iptal edilmiştir.
2872
sayılı Çevre Kanununun 20. maddesinde, anılan Yasanın 8. maddesinin 1.
fıkrasına göre verilecek çevre para cezasının miktarı belirlenmiş;
19.6.1986 tarihinde yürürlüğe giren (Ek-1). maddesinde
de bu Kanunun 18. maddesinin a, b, c ve d fıkralarında öngörülen fona
katılma payları ile 20, 21 ve 22. maddelerinde belirtilen ceza miktarlarını
on katına kadar arttırmaya Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu hükmü yer
almıştır.
Anılan
yetkiye dayanılarak, 1.8.1998 günlü, 23420 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan
98/11415 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla 2872 sayılı Yasada öngörülen
cezaların beş katına çıkarılmasına karar verilmiştir.
Daha
önce, Türk Ceza Kanununa 3506 sayılı Yasayla eklenen (Ek-2). madde hükümleri uyarınca para cezaları Bütçe Kanununda
gösterilen memur maaş katsayıları dikkate alınarak her yıl yeniden
belirlenmekte ise de, 1.8.1999 günlü, 23773 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan 4421 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 4. maddesinin (b) bendinin (7) numaralı
alt bendi uyarınca, 1.8.1981 tarihinden 21.12.1987 tarihine kadar yürürlüğe
girmiş Kanunlardaki para cezaları 393 misline çıkarılmış ve bu cezaların
her yıl Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenecek yeniden değerleme oranında
arttırılması öngörülmüştür.
Anılan
hükümlerin birlikte yorumlanmasından, daha sonra çıkarılan bir Kanunla Türk
Ceza Kanununda değişiklik yapıldığından daha önce Türk Ceza Kanununda
değişiklik yapan 3506 sayılı Kanunla çevre para cezalarının arttırılmasını
öngören Bakanlar Kurulu kararının uygulanmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda işlenen fiil nedeniyle 2872 sayılı Çevre Kanunu
uyarınca verilmesi öngörülen para cezası miktarının, yalnızca yukarıda
anılan Türk Ceza Kanunu ile 4421 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca fiilin
tespit edildiği 2004 yılı itibariyle 1999 yılında 393 kat ve sonraki
yıllarda yeniden değerleme oranında artırılarak hesaplanması suretiyle
belirlenmesi gerekirken, 3506 sayılı Yasa uyarınca çıkarılan Bakanlar
Kurulu Kararına göre beş kat arttırıldıktan sonra anılan yasa hükmünün
uygulanması suretiyle para cezası tahakkuk ettirildiğinin anlaşılması
nedeniyle, dava konusu işlemde bu nedenle hukuka uyarlık bulunmadığından,
idare mahkemesi kararında isabet görülmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle Danıştay Başsavcılığının temyiz isteminin kabulüne; kesinleşmiş
bulunan Edirne İdare Mahkemesince tek hakimle
verilen 26.12.2005 günlü, E:2005/139, K:2005/1836 sayılı kararın 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesine göre kanun yararına
ve hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere BOZULMASINA, kararın bir
örneğinin Adalet Bakanlığı ile Danıştay Başkanlığına gönderilmesine ve
Resmi Gazete'de yayımlanmasına 14.5.2008 gününde oybirliğiyle karar
verildi.
|