|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2006/47
Karar Sayısı : 2008/144
Karar Günü : 18.9.2008
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 10.7.2003 günlü, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34.
maddesinin son fıkrasında yer alan “…gümrük idaresince…” ibaresinin,
Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I - OLAY
4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34.
maddesi uyarınca yapılan önödeme ihtarına uymayan sanık hakkında açılan
davada, itiraz konusu ibarenin Anayasa’ya aykırı olduğu savını ciddi bulan
Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran mahkeme, başvuru kararında şu
gerekçelere yer vermiştir:
“4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile
kaçakçılık suçlarının büyük bir çoğunluğu önödemelik suçlar kapsamına
alınmıştır.
4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34.
maddesinin birinci fıkrasında, bu kanunda hürriyeti bağlayıcı ceza
öngörülenler haricindeki suçları işleyenler, ilgili maddelerde belirtilen
para cezalarının asgari haddini, soruşturma giderleriyle birlikte
Cumhuriyet Savcılığınca yapılacak tebligat tarihinden itibaren 10 gün
içinde ödeyeceğini yazılı olarak bildirdiği ve 30 gün içinde merciine
ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmayacağı, aynı maddenin son
fıkrasında ise bu maddenin uygulanmasında para cezasına esas alınacak
değerin, gümrük idaresince belirlenen değer olacağı belirtilmiştir.
Öte yandan aynı kanunun 29. maddesinin birinci
fıkrası gereğince kaçakçılığı önleme izleme ve soruşturmakla görevli
olanlar bu kanun kapsamına giren suçlara ilişkin tutanak ve soruşturma
belgelerini bir müzekkere ile doğrudan yetkili ve görevli Cumhuriyet
savcılığına gönderirler. Gümrük idareleri dışındaki idareler suçlara
ilişkin tutanaklar ve soruşturma belgelerinin bir örneğini ilgili gümrük
idaresine gönderirler. Gümrük idareleri bu müzekkerelerin verilmesi ile
şahsi davacı veya müdahil sıfatını alırlar ve Ceza Muhakemeleri Usul
Kanununun bunlara verdiği hakları kullanabilirler.
4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 35.
maddesi ise kaçak veya kaçak şüphesi ile eşya yakalanması halinde muhbir
veya el koyanlara ikramiye ödenmesinin usul ve esaslarını düzenlemiştir.
Uygulamada, kaçak veya kaçak şüphesi ile eşya
yakalanması halinde bunların büyük bir çoğunluğuna gümrük idaresi
tarafından el konulmaktadır. Ayrıca kanun gereği gümrük idaresi henüz kamu
davasının açılmasından önce katılan sıfatını almakta, şüpheliye cumhuriyet
savcılığı tarafından davanın tarafı konumundaki gümrük idaresi tarafından
belirlenen değer üzerinden önödeme tebliği yapılmaktadır. Ayrıca gümrük
idaresindeki görevliler çoğu zaman değer tespiti hususunda işin ehli
olmayabilirler.
Anayasamızın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti
bir hukuk devletidir. Modern bir hukuk devletinde kimseye devletle şüpheli
arasında bir barış niteliğindeki önödeme hakkı idarenin belirleyeceği değer
üzerinden kullandırılamaz.
Anayasamızın 10. maddesi gereğince herkes dil, ırk,
renk, cinsiyet siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Şüphelinin davanın
karşı tarafı konumundaki gümrük idaresinin belirleyeceği değer üzerinden
önödemede bulunması eşitlik ilkesine aykırıdır.
Anayasamızın 11. maddesi gereğince kanunlarımız
Anayasa’ya aykırı olamaz.
Anayasamızın 36. maddesi gereğince herkes meşru
vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve
davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Şüpheliye davanın karşı tarafı sıfatında olan, dava sonunda verilecek
cezadan ikramiye alacak olan ve işin ehli olmama ihtimali bulunan gümrük
görevlilerinin tespit ettiği değer üzerinden önödeme teklifi yapılarak,
çoğu zaman hakkında kamu davası açılmaması tercihini kullanamaması adil
yargılanma hakkına aykırıdır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle dava konusu 4926
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34/son maddesindeki “gümrük
idaresince” ibaresinin Anayasanın yukarıda yazılı maddelerine aykırı olduğu
düşünülmüştür.”
III - YASA METİNLERİ
A
- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
4926 sayılı Kaçakçılıkla
Mücadele Kanunu’nun, iptali istenen ibarenin bulunduğu son fıkrayı da
içeren 34. maddesi şöyledir:
“Madde 34 - Bu
Kanunda hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülenler haricindeki suçları
işleyenler, ilgili maddelerde belirtilen para cezalarının asgari haddini,
soruşturma giderleri ile birlikte Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebligat
tarihinden itibaren on gün içinde ödeyeceğini yazılı olarak bildirdiği ve
otuz gün içinde merciine ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz.
Cumhuriyet savcılığı tarafından yapılacak tebligat
ile ödenecek miktar, ödeme süresi, belirlenen tutarın belirtilen süre
içinde ödenmesi halinde kamu davasının açılmayacağı, ödemede bulunmaması
halinde kamu davasının açılacağı sanığa bildirilir.
Kaçakçılık
suçunun 16 ncı maddede sayılan kişiler tarafından veya bunların katılımı
ile işlenmesi halinde bu madde hükümleri uygulanmaz.
Bu
maddenin uygulanmasında para cezasına esas alınacak değer, gümrük
idaresince belirlenen değerdir.”
B - Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 36.
maddelerine dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Haşim KILIÇ, Sacit ADALI,
Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, A. Necmi ÖZLER, Ali GÜZEL,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 4.4.2006 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V - ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu ibare, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
1
- Ön Sorun
27.7.2004
tarihli iddianamede, ticari mahiyet ve miktardaki eşyayı gümrük işlemine
tabi tutmaksızın yurda sokmak isterken yakalanan sanık, 4926 sayılı
Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal etmekle suçlanmış ve yapılan
önödeme ihtarına uymaması nedeniyle aynı yasanın 4/d-1, 4/3, 4/4 ve 34.
maddeleri gereğince cezalandırılması amacıyla hakkında kamu davası
açılmıştır. 13. madde “yolcular tarafından işlenen suçlar” başlığı altında
dört fıkra halinde düzenlenmiştir. Yaptırımı ise 4. maddenin (d) bendinde
eşyanın gümrüklenmiş değerinin üç katından az, altı katından fazla olmamak
üzere ağır para cezası olarak öngörülmüştür. Ancak itiraz
konusu ibarenin yer aldığı 4926 sayılı Yasa, 31.3.2007 günlü, 26479 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanan 21.03.2007 tarihli 5607 sayılı Kaçakçılıkla
Mücadele Kanunu’nun 25. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Yeni
yasada ise benzer düzenlemeye “yolcu beraberinde getirilen kaçak eşya”
başlığı altında 6. maddede yer verilmiştir. Sanığın eylemine uyan 6.
maddenin son fıkrasının yaptırımı ise 3. maddenin birinci fıkrasında bir
yıldan beş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adli para cezası olarak
belirlenmiştir.
5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ”suçun
işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren
kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve
infaz olunur” biçimindeki kural uyarınca, bakılmakta olan davada
yürürlükten kalkan 4926 sayılı Yasa’nın failin lehine olduğu açıktır. Bu
nedenle, itiraz konusu kuralın bakılmakta olan davada uygulanacak olma
özelliğini koruduğu anlaşıldığından itirazın incelenmesi gerekmiştir.
2
- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru
kararında, gümrük idaresinin kanun
gereği henüz kamu davası açılmadan önce katılan sıfatını alarak davanın
tarafı haline geldiği, şüpheliye cumhuriyet savcılığı tarafından davanın
tarafı konumundaki gümrük idaresince belirlenen değer üzerinden önödeme
tebliği yapıldığı, ayrıca kaçak veya kaçak şüphesi ile eşya yakalanması
halinde muhbir veya el koyanlara, yakalanan kaçak eşyaların gümrüklenmiş
değeri üzerinden ikramiye ödenmesinin Anayasada yer alan hukuk devleti ve
eşitlik ilkeleri ile hak arama özgürlüğüne aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın
2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, “laik ve sosyal bir hukuk devleti”
olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti her eylem ve işlemi hukuka uygun,
insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan
devlettir.
4926
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34. maddesi, Yasa’da yaptırımı para
cezası olarak öngörülen eylemleri işleyenlerin, kanunda belirlenen para
cezasının asgari haddi ile soruşturma giderlerinin tamamını, Cumhuriyet
Savcılığınca yapılacak tebligat tarihinden itibaren on gün içinde
ödeyeceğini yazılı olarak bildirmesi veya otuz gün içinde ödemesi halinde
hakkında kamu davası açılmayacağını belirten bir kuraldır.
İtiraz
konusu ibarenin geçtiği son fıkrasında ise “bu maddenin uygulanmasında para
cezasına esas alınacak değer, gümrük
idaresince belirlenen değerdir” kuralı yer almaktadır.
Ayrıca
aynı Yasa’nın 35. maddesinde, kaçak veya kaçak şüphesi ile yakalanan
eşyalardan dolayı muhbir ve el koyanlara ikramiye ödeneceği, ödenecek
ikramiyenin belirlenmesinde kaçak eşyanın CIF değerinin esas alınacağı
vurgulanmıştır.
Yasakoyucu
bazı suçlarda suçun failini, yargılamanın ve ceza alması durumunda
cezaevlerinin olumsuz koşullarından korumak, aynı zamanda mahkemelerin iş
yükünü hafifletmek ve yargılama giderlerini azaltmak amacıyla önödeme ve
benzeri düzenlemeler yapabilir. Ayrıca bu düzenlemelerle güttüğü amacı
gerçekleştirmek için maddi gerçeğin araştırıldığı mahkeme aşamasında uygulanan
yargılama usulü yöntemlerinden farklı bazı yöntemler de belirleyebilir.
Ancak yasakoyucu bu yöndeki takdir hakkını kullanırken hukuk devleti
ilkesine uygun olarak adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve idarenin
keyfiliğine yol açacak düzenlemelerden kaçınmak zorundadır.
Bu
nedenle, uyuşmazlığın tarafı olan müdahil gümrük idaresinin belirlediği CIF
değerin, hem yakalama eylemine katılanlara ödenecek ikramiyenin, hem de
şüpheliye yapılacak önödeme tebligatındaki miktarın belirlenmesinde esas
alınması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu ibare, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır, iptali
gerekir.
Fettah
OTO ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
Kural
iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10. maddesi yönünden incelenmesine
gerek görülmemiştir.
İtiraz konusu ibarenin
Anayasa’nın 11. ve 36. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI
- SONUÇ
10.7.2003 günlü, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele
Kanunu’nun 34. maddesinin son fıkrasında yer alan “... gümrük idaresince
...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Fettah OTO ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 18.9.2008 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Cafer ŞAT
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
|
Üye
Ali GÜZEL
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
İtiraz konusu kural, 10.07.2003 günlü, 4926 sayılı
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34. maddesinin son fıkrasında yer alan
“...gümrük idaresince...” ibaresidir.
Yasa’nın iptali istenen ibarenin bulunduğu son
fıkrayı da içeren “kamu davasının açılmaması hali” başlıklı 34. maddede;
“Bu Kanunda hürriyeti bağlayıcı ceza öngörülenler
haricindeki suçları işleyenler, ilgili maddelerde belirtilen para
cezalarının asgari haddini, soruşturma giderleri ile birlikte Cumhuriyet
savcılığınca yapılacak tebligat tarihinden itibaren on gün içinde
ödeyeceğini yazılı olarak bildirdiği ve otuz gün içinde merciine ödediği
takdirde hakkında kamu davası açılmaz.
Cumhuriyet savcılığı tarafından yapılacak tebligat
ile ödenecek miktar, ödeme süresi, belirlenen tutarın belirtilen süre
içinde ödenmesi halinde kamu davasının açılmayacağı, ödemede bulunmaması
halinde kamu davasının açılacağı sanığa bildirilir.
Kaçakçılık suçunun 16 ncı maddede sayılan kişiler
tarafından veya bunların katılımı ile işlenmesi halinde bu madde hükümleri
uygulanmaz.
Bu maddenin uygulanmasında para cezasına esas
alınacak değer, gümrük idaresince belirlenen değerdir.” denilmektedir.
Bu düzenlemeye göre, Yasada yaptırımı para cezası
olarak öngörülen eylemleri işleyen fail, Kanunda belirlenen para cezasının
asgari haddi ile soruşturma giderlerinin tamamını, Cumhuriyet savcılığınca
yapılacak tebligat tarihinden itibaren on gün içinde ödeyeceğini yazılı
olarak bildirmesi ve otuz gün içinde ödemesi halinde hakkında kamu davası
açılmayacaktır. Maddenin uygulanmasında para cezasına esas alınacak değer,
maddenin son fıkrası uyarınca “gümrük idaresince” belirlenecek değer
olacaktır.
İtiraz başvurusu ise, madde hükmünde öngörülen
önödemede esas alınacak kaçak eşyaların değerinin tarafsız kişilerce değil,
davanın tarafı olan gümrük idaresince belirlenmesinin Anayasa’nın 2., 10.,
11. ve 36. maddelerine aykırı olduğu savına dayanmaktadır.
Önödeme yapılması halinde kamu davası açılmaması
veya açılmış kamu davasının düşürülmesinde; sanık ödemeyi kabul etmekle
cezai yaptırımdan kurtulmakta olup bu haliyle önödeme cezai değil idari bir
kurumdur. Önödeme önerisinde bulunan kişi, yargılama hukukunun
teminatlarından vazgeçmekte, devlet de aslında suç oluşturan eylemin artık
bir suç değil, idari yaptırım gerektiren bir eylem saymayı kabul
etmektedir.
Değişen ve gelişen toplumlarda, bazı basit suçlara
ilişkin uyuşmazlıkların önödeme ve benzeri alternatif çözüm yöntemleri ile
çözümlenmesi, yaygınlaşan suç ve ceza politikası haline gelmiştir.
4926 sayılı Yasa’nın 34. maddesinde düzenlenen “kamu
davasının açılmaması hali” kaçakçılık suçu işlediğinden kuşku duyulan faile
ceza kovuşturmasının alternatifi olarak teklif edilen bir uzlaşma
önerisidir. Fail bu öneriyi kabul edebileceği gibi, kabul etmemesi halinde
herhangi bir yaptırımı da bulunmamaktadır. Nitekim önödeme önerisine
uymayan fail hakkında kamu davası açılması da yeterli delil bulunması
halinde yapılan kovuşturmanın sonucudur. Kaldı ki Yargıtay 7. Ceza
Dairesinin muhtelif kararlarına göre itiraz konusu ibarenin yer aldığı 34.
maddenin son fıkrası; önödeme teklifine uymayan sanık hakkında açılan kamu
davasında uygulanmamakta ve kaçak eşyanın
değerinin bilirkişiler tarafından belirlendiği anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle önödeme aşamasında gümrüklenmiş
değerin gümrük idaresince belirlenmesi, yargılama açısından gerçeği
araştırma olanağını ortadan kaldırmadığı gibi, itiraz konusu ibare
yargılamanın koşullarını sanığın aleyhine değiştiren, hak arama özgürlüğünü
sınırlayan bir kural olmadığından adil yargılanma haklarını zedelediği de
söylenemez.
Açıklanan nedenle 10.07.2003 günlü ve 4926 sayılı
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34. maddesinin son fıkrasında yer alan
“gümrük idaresince” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itiraz
isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle verilen karara
karşıyım.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
KARŞIOY GEREKÇESİ
Anayasa’nın
152. maddesi ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan
mahkeme, o dava sebebiyle uygulayacakları kanunun ve kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflarca ileri
sürülen bu yöndeki iddiaların ciddi olduğu kanısına varırsa o kuralların
iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu
hükümler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için,
elinde usulünce açılmış ve görevine giren bir davanın bulunması ve iptali
istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekir.
Anayasa
Mahkemesi’ne göre “uygulanacak yasa kuralı”, davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
4926
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 34. Maddesinin uygulanmasında,
madde hükmünde öngörülen, ödemeye esas alınacak kaçak eşya değerinin
(gümrüklenmiş değer) tarafsız bilirkişilerce değil, davanın tarafı olan
gümrük idaresince belirlenmesi Mahkemenin itiraz gerekçesinin özünü
oluşturmaktadır.
Yargıtay
7. Ceza Dairesinin konuyla ilgili kararlarında1, yargılama
aşamasında dava konusu kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerinin, konusunda
uzman bilirkişi ya da bilirkişilerce değil, davaya taraf olan gümrük
idaresince belirlenmesi bozma nedeni sayılmıştır. Aynı Dairenin bir başka
kararında da2, önödeme
önerisine uymayan sanık hakkında kamu davası açıldıktan sonra, önödemenin
usulüne uygun olmadığının belirlenmesi halinde, yeniden yapılacak önödeme
önerisinde gümrüklenmiş değere esas alınacak değerin tarafsız
bilirkişilerce belirlenmesi gerektiği vurgulanarak yerel mahkeme kararı
bozulmuştur.
İtiraz
başvurusunda bulunan Mahkeme de, dava konusu eşyaların gümrüklenmiş
değerini saptamak amacıyla 21.9.2004 tarihinde keşif yapmış ve bilirkişi
marifetiyle eşyanın gümrüklenmiş değerine esas olacak CIF değerini
belirlemiştir. Davanın ilerleyen aşamasında para cezasına esas alınacak
değerin bilirkişi vasıtasıyla tespit edilmesi, Mahkemenin 4926 sayılı
Yasa’nın 34. maddesinin son fıkrasında yer alan “Bu maddenin uygulanmasında
para cezasına esas alınacak değer gümrük idaresince belirlenen değerdir”
hükmünü bakmakta olduğu davada uygulamadığını göstermektedir.
Gerek
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin yukarıda sözü edilen kararları ve gerekse
Mahkeme’nin bilirkişi vasıtasıyla yaptırdığı değerlendirme dikkate
alındığında, itiraz konusu “gümrük idaresince” ibaresinin yer aldığı son
fıkra hükmünün, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki
yapacak nitelikte bulunmadığı, dolayısıyla görülmekte olan davada
uygulanacak kural olmadığı görülmektedir.
Anayasa
Mahkemesi, ilk incelemeden sonra esasın incelenmesine karar verdiği kimi
davalarda, dava koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle itiraza ilişkin
başvurunun mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar vermiştir.3
Açıklanan
nedenlerle 4926 sayılı Kanun’un 34. maddesinin İtiraz konusu “gümrük
idaresi” ibaresinin yer aldığı son fıkrası hükmünün Mahkemenin bakmakta
olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu kurala ilişkin
başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmesi
gerekmektedir.
Anayasa’ya
aykırılık itirazının esastan incelemesi
Anayasanın
2. maddesi yönünden değerlendirme
4926
sayılı Yasa’nın 34. maddesinde, getirilen kurumun adı maddede önödeme
olarak yazılmamış ise de, istenenin önödeme benzeri bir sulh anlaşması
olduğu açıktır. Bu düzenlemeyle, kamu davası açılmadan uzlaşma aşamasında,
suç failinin ceza yargılamasının olumsuz sonuçlarından korunması, yargının
iş yükünün hafifletilmesi ve uyuşmazlığın hızlı şekilde çözümünün
sağlanması amaçlanmıştır.
Hukuk
devleti ilkesi açısından burada üzerinde durulması gereken önemli nokta,
itiraz konusu “gümrük idaresince” ibaresinin, gümrüklenmiş değerin idare
tarafından belirlenmesinde idarenin keyfiliğine yol açıp açmadığı ve
bireylerin hukuki güvenliğini olumsuz etkileyen bir düzenleme olup olmadığı
hususudur.
Gümrüklenmiş
değer kavramı, 4926 sayılı Yasa’da olduğu gibi, bu Yasa’yı yürürlükten
kaldıran 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda da tanımlanmıştır. Bu
tanımlara göre, gümrüklenmiş değer= kaçak eşya için fiilen ödenen veya
ödenecek bedel+nakliye ve sigorta giderleri+gümrük vergileri toplamından
oluşmaktadır. Ayrıca gümrük idaresi gümrüklenmiş değerin belirlenmesinde,
4458 sayılı Gümrük Kanun’un “Eşyanın gümrük kıymeti” başlıklı ikinci kısım
üçüncü bölümünde yer alan düzenlemeler ile uluslararası kıymet
sözleşmelerini de dikkate alacaktır.
Bu
anlatımlardan gümrük idaresinin, kaçak eşyanın gümrüklenmiş değerini
belirlemesinde, yetkisinin sınırları yasalarda gösterildiğinden bağlı yetki
içinde olduğu ve keyfi olarak değer tespiti yapamayacağı sonucu ortaya
çıkmaktadır. Bu durumda, itiraz konusu ibarenin idarenin keyfiliğine yol
açan ve bireylerin hukuki güvenliğini olumsuz etkileyen bir düzenleme
olmadığını kabul etmek gerekmektedir.
Anayasa’nın
10. maddesi yönünden değerlendirme
Anayasanın
10. maddesinde yer alan yasa önünde eşitlik ilkesi, herkesin her yönden
aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında da bu yaklaşım daha geniş
biçimde açıkça vurgulanmıştır.
4926
sayılı Yasa’nın 34. maddesinde düzenlenen “Kamu davasının açılmaması hali”
bir uzlaşma ve sulh aşamasıdır. Kamu davası açıldıktan sonra sanık ile
müdahil idare aynı davanın tarafları olarak eşit olsa bile, önödeme
aşamasında herhangi bir davadan söz edilemeyeceği için, sanık ile suçtan
zarar gören idarenin durumlarının aynı olduğunu ve dolayısıyla eşitlik
ilkesinin zedelendiğini kabul etmek olanaklı değildir.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu ibarede Anayasa’nın 2. maddesi ile 10. maddesine
aykırı bir yön bulunmadığından itiraz reddine karar verilmesi gerektiği
düşüncesiyle çoğunluk kararına karşıyım.
Üye
Fettah
OTO
1 Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 21.3.2007 tarih, E:
2004/25493, K:2007/1825; 21.3.2007 tarih, E: 2004/33321, K:2007/1822;
21.6.2006 tarih, E:2005/15233, K:2006/12652.
2 Yargıtay 7. Ceza
Dairesi, 21.6.2006 tarih, E: 2005/15233, K:2006/12652.
3. Anayasa Mahkemesi 10.01.1991 tarih, E:1990/25,
K:1991/1; 03.08.1991 tarih, E:1991/6, K:1991/20; 30.03.1993 tarih, E:
1992/47, K:1993/13; 06.3.2008 tarih, E:2004/93, K:2008/73.
|