← Resmî Gazete · 3 Aralık 2008 · Sayı 27073

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Yargıtay 7 ve 14 üncü Hukuk Dairelerine Ait Kararlar

Metin

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü

3 Aralık 2008 ÇARŞAMBA

Resmî Gazete

Sayı : 27073

YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2008/3426

Karar No: 2008/4296

Mahkemesi: İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 13/7/2006

Numarası: 2006/803-2006/807

Davacı: İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü

Davalı: Anıtları Koruma ve Turizm Derneği

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından istenilmekle raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Evrak okundu. Gereği görüşüldü:

Valilik İl Dernekler Müdürlüğünün 20/6/2006 tarihli 19065 sayılı yazıları üzerine 4721 sayılı T.M.K.nun 87. maddesi gereğince davalı derneğin kendiliğinden dağılmış sayılmasına mahkemece karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Dava T.M.K.nun 87. maddesi hükmü gereğince davalı derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti davasıdır. Dosyanın incelemesinde İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün talep yazısı üzerine anılan mahkemece esasa kaydedilen davanın dosya üzerinden yapılan inceleme ile sonuçlandırıldığı görülmüştür.

5253 sayılı Dernekler Kanununun 18/1 maddesinde "bu kanunla ilgili olarak Hukuk Mahkemelerinde bakılacak davalarda basit yargılama usulü uygulanır.'' denilmektedir. Dernekler Kanununun 36. maddesinin son cümlesinde ise "sözü edilen kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun hükümleri uygulanacağı" öngörülmüştür.

Sözü edilen yasal düzenlemeler gereğince Dernekler Kanunu ile ilgili hukuk davalarında duruşma yapılması ve yargılamanın basit usule göre gerçekleştirilmesi ve sonuçlandırılması gerekmektedir.

Davanın dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanması konusunda mahkemeye takdir hakkı tanınmamıştır. Ayrıca HUMK 73. maddesine göre de "istisnalar haricinde hakimin her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdaafalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği" kabul edilmiştir.

Hal böyle olunca Yargıtay C. Başsavcılığının HUMK'nun 427/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteminin açıklanan sebeplerle kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,

Kararın onaylı bir örneğinin Adalet Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere onaylı bir örneğinin de Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, dava dosyasının yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yüksek Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesine 17/10/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2008/3372

Karar No: 2008/4636

Mahkemesi: İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 2/10/2006

Numarası: 2006/1103-1045

Davacı: TC İstanbul İl Dernekler Müd.

Davalı: İstanbul İli, Beşiktaş İlçesi Esnaf ve Pazarcılar Dayanışma Derneği

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından istenilmekle raportör üyenin açıklamaları dinlendi. Evrak okundu. Gereği görüşüldü:

Valilik İl Dernekler Müdürlüğünün 7/9/2006 tarihli 25113 sayılı yazıları üzerine 4721 sayılı T.M.K.nun 87. maddesi gereğince davalı derneğin kendiliğinden dağılmış sayılmasına mahkemece karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Dava T.M.K.nun 87. maddesi hükmü gereğince davalı derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti davasıdır. Dosyanın incelemesinde İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün talep yazısı üzerine anılan mahkemece esasa kaydedilen davanın dosya üzerinden yapılan inceleme ile sonuçlandırıldığı görülmüştür.

5253 sayılı Dernekler Kanununun 18/1 maddesinde "bu kanunla ilgili olarak Hukuk Mahkemelerinde bakılacak davalarda basit yargılama usulü uygulanır." denilmektedir. Dernekler Kanununun 36. maddesinin son cümlesinde ise "sözü edilen kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun hükümleri uygulanacağı" öngörülmüştür.

Sözü edilen yasal düzenlemeler gereğince Dernekler Kanunu ile ilgili hukuk davalarında duruşma yapılması ve yargılamanın basit usule göre gerçekleştirilmesi ve sonuçlandırılması gerekmektedir.

Davanın, dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanması konusunda mahkemeye takdir hakkı tanınmamıştır. Ayrıca HUMK 73. maddesine göre de "istisnalar haricinde hakimin her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdaafalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği" kabul edilmiştir.

Hal böyle olunca Yargıtay C. Başsavcılığının HUMK'nun 427/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteminin açıklanan sebeplerle kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,

Kararın onaylı bir örneğinin Adalet Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere onaylı bir örneğinin de Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, dava dosyasının yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yüksek Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesine 3/11/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2008/9838

Karar No: 2008/11962

Mahkemesi: Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 3/7/2007

Numarası: 2007/347-2007/693

Davacı: Fethi Budak

Davalı: Tapu Sicil Müdürlüğü

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 19/3/2007 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydında doğum tarihi tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 3/7/2007 günlü temyiz edilmeden kesinleşen hükmün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/7/2008 tarih 142475 sayılı tebliğnamesiyle HUMK.nun 427/6 maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, tapu kayıtlarındaki malik bilgilerinin nüfus kayıtlarına uygun hale getirilmesi istemiyle açılmıştır.

Mahkemece, 850, 851 ve 924 parsellerde malik olarak ismi geçen Ahmet oğlu Ramazan Budak' ın davacının murisi Ahmet oğlu 1880 doğumlu Ramazan Budak ile aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı gördüğü lüzum üzerine taraf sıfatı bulunmayan davacının davasının reddi gerekeceği nedeniyle HUMK.nun 427/6 maddesi gereğince kanun yararına bozma isteminde bulunmuştur.

Dosyada yer alan nüfus kayıt bilgilerinden çekişme konusu 850, 851 ve 924 parsellere Ahmet oğlu Ramazan Budak'ın malik olduğu görülmektedir. Nüfus kayıt bilgilerine göre de, Ahmet oğlu Ramazan Budak'ın öldüğü, davacı Fethi Budak'ın mirasçılarından 1/1/1953 doğumlu İbrahim Budak'ın oğlu olduğu anlaşılmaktadır. İbrahim Budak ise sağdır. Dolayısıyla davacı Fethi Budak kayıt maliki Ramazan Budak'ın henüz mirasçısı değildir.

Bir davanın esası bakımından başarılı olması, öncelikle dava dilekçesinde davacı ve davalı durumunda olanların gerçekten o davanın davacı veya davalı sıfatını taşımaları halinde olanaklıdır. Genel bir anlatımla, usul hukukunda o davanın gerçek davacısı ve davalısı olmaları durumu «davada sıfat» taşımaları olarak ifade edilir. Davacı sıfatıyla dava açan bir kimsenin dava konusu hak üzerinde tasarruf yetkisi yoksa o kimse gerçek anlamda taraf sıfatını taşımaz. Sıfatın bulunmaması halinde ise açılan davanın dinlenme olanağı yoktur. Somut uyuşmazlıkta; davacının kayıt maliki Ramazan Budak'ın mirasçısı olmaması sebebiyle davada sıfatı bulunmadığından, istemin sıfat yokluğu nedeniyle reddi yerine çekişmenin esası incelenerek yazılı şekilde hükme bağlanması doğru değildir.

Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı'nın HUMK. 427/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteminin kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ve dosyanın Yargıtay C. Başsavcılığı'na gönderilmesine 20/10/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2008/9840

Karar No: 2008/12489

Mahkemesi: Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 5/7/2006

Numarası: 2006/2043-2006/3553

Davacı: Hazine

Davalı: Recai Mercimek

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24/2/2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yayla olarak özel sicile kaydedilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 5/7/2006 günlü Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 9/11/2007 tarih 2007/13855-13791 sayılı ilamıyla davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine dair kararıyla süresinde temyiz edilmeden kesinleşen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/7/2008 gün ve 2008/131088 sayılı tebliğnamesi ile HUMK.nun 427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içersindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

KARAR

Dava, yayla olduğu iddia edilen çekişmeli taşınmaza ait tapu kaydının iptali ve özel siciline işlenmesi istemiyle açılmıştır.

Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu Akçatekir Beldesi Akça Mahallesi 442 ada 5 parsel sayılı 509 m2 arsa cinsli taşınmazın tapu kaydının iptali ile yayla olarak özel siciline kaydedilmesine karar verilmiştir. Hüküm süresinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine, noksan soruşturma yönünden hükmün HUMK.nun 427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozma istemiştir.

Gerçekten; 4342 sayılı Mera Kanununun 3. maddesinde yapılan tanıma göre, yaylak; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı dışında kullanılması, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi olanaksız olduğu gibi sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.

Çekişme konusu taşınmaz Akçatekir Beldesi, Akça Mahallesi, Ayvabeyi mevkiinde bulunmaktadır. Civarı Beşoluk, Elmalı Boğazı, Nanelik, Topakardıç, Boyun, İledinli Gedik, Büyük Kır ve Küçük Kır adlarıyla bilinen yaylalarla çevrilidir. Burası ülkemizin en büyük yaylalarının yer aldığı "Tekir Yaylası" olarak anılmaktadır. Ancak, dosyada yer alan haritasından ve keşif yerinde dinlenen yerel bilirkişi beyanından, dava konusu taşınmazın Tekir Yaylası olarak bilinen yerin daha kuzeyinde, kadim olduğu bildirilen Şıhlı Köyü yakınlarında bulunduğu görülmektedir.

Davalı taraf da savunmasında, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin kadim Akça (eski adı Şıhlı) Köyü sınırı içersinde kaldığını, Şıhlı Köyünün kadim bir köy olduğunu, taşınmazın yayla ile bir ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür.

Yaşamını genelde çiftçilikle sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım arazilerine ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu göz ardı etmek, mera, yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.

İddia ve savunma ile yukarıda anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak için dava konusu taşınmazın kadim Şıhlı Köyü sınırları içinde kalıp kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.

O nedenle, öncelikle ilk adı Şıhlı olan köyün kuruluş tarihi İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle Şıhlı Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde durulmalı, yine bu köye ait en eski tarihlisinden başlamak üzere idari sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da istenmeli, Şıhlı Köyüne ait mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın Şıhlı Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer dava konusu taşınmaz kadim Şıhlı Köyünün idari sınırları içersinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski tarihli memleket haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım alanları içinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği kabul edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme sebebi sütununda yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim Şıhlı Köyünün tarım alanında kaldığını, davalı tarafa Şıhlı Köyünden kişilerce satılarak temlik edildiğini beyan ettiklerinden davalı tarafa satan veya onun murislerine ait nüfus kimlik bilgileri getirtilerek bu kişilerin gerçekten Şıhlı Köyü nüfusuna kayıtlı olup olmadıkları yönü üzerinde durularak tutanak bilirkişilerinin sözleri denetlenmeli, bütün bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.

Tüm bu inceleme ve araştırma yapılmadan davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 426/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenle kabulüne, hükmün sonuca etkili olunmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere karar bir örnek ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 3/11/2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2008/9839

Karar No: 2008/12490

Mahkemesi: Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 5/7/2006

Numarası: 2006/2041-2006/3552

Davacı: Hazine

Davalı: Recai Mercimek

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24/2/2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yayla olarak özel sicile kaydedilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 5/7/2006 günlü Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 19/7/2007 tarih 2007/8480-9804 sayılı ilamıyla davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine dair kararıyla süresinde temyiz edilmeden kesinleşen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/7/2008 gün ve 2008/131089 sayılı tebliğnamesi ile HUMK.nun 427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içersindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

KARAR

Dava, yayla olduğu iddia edilen çekişmeli taşınmaza ait tapu kaydının iptali ve özel siciline işlenmesi istemiyle açılmıştır.

Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu Akçatekir Beldesi Akça Mahallesi, 442 ada 4 parsel sayılı 503 m2 arsa cinsli taşınmazın tapu kaydının iptali ile yayla olarak özel siciline kaydedilmesine karar verilmiştir. Hüküm süresinde temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine, noksan soruşturma yönünden hükmün HUMK.nun 427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozma istemiştir.

Gerçekten; 4342 sayılı Mera Kanununun 3. maddesinde yapılan tanıma göre, yaylak; çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı dışında kullanılması, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi olanaksız olduğu gibi sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.

Çekişme konusu taşınmaz Akçatekir Beldesi, Akça Mahallesi, Ayvabeyi mevkiinde bulunmaktadır. Civarı Beşoluk, Elmalı Boğazı, Nanelik, Topakardıç, Boyun, İledinli Gedik, Büyük Kır ve Küçük Kır adlarıyla bilinen yaylalarla çevrilidir. Burası ülkemizin en büyük yaylalarının yer aldığı "Tekir Yaylası" olarak anılmaktadır. Ancak, dosyada yer alan haritasından ve keşif yerinde dinlenen yerel bilirkişi beyanından, dava konusu taşınmazın Tekir Yaylası olarak bilinen yerin daha kuzeyinde, kadim olduğu bildirilen Şıhlı Köyü yakınlarında bulunduğu görülmektedir.

Davalı taraf da savunmasında, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin kadim Akça (eski adı Şıhlı) Köyü sınırı içersinde kaldığını, Şıhlı Köyünün kadim bir köy olduğunu, taşınmazın yayla ile bir ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür.

Yaşamını genelde çiftçilikle sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım arazilerine ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu göz ardı etmek, mera, yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.

İddia ve savunma ile yukarıdaki anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak için dava konusu taşınmazın kadim Şıhlı Köyü sınırları içinde kalıp kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.

O nedenle, öncelikle ilk adı Şıhlı olan köyün kuruluş tarihi İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle Şıhlı Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde durulmalı, yine bu köye ait en eski tarihlisinden başlamak üzere idari sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da istenmeli, Şıhlı Köyüne ait mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın Şıhlı Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer dava konusu taşınmaz kadim Şıhlı Köyünün idari sınırları içersinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski tarihli memleket haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım alanları içinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği kabul edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme sebebi sütununda yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim Şıhlı Köyünün tarım alanında kaldığını, davalı tarafa Şıhlı Köyünden kişilerce satılarak temlik edildiğini beyan ettiklerinden davalı tarafa satan veya onun murislerine ait nüfus kimlik bilgileri getirtilerek bu kişilerin gerçekten Şıhlı Köyü nüfusuna kayıtlı olup olmadıkları yönü üzerinde durularak tutanak bilirkişilerinin sözleri denetlenmeli, bütün bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.

Tüm bu inceleme ve araştırma yapılmadan davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 426/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenle kabulüne, hükmün sonuca etkili olunmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere karar bir örnek ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 3/11/2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.