|
Yargıtay 7. Hukuk
Dairesinden:
Esas No: 2008/3426
Karar
No: 2008/4296
Mahkemesi: İstanbul
6. Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 13/7/2006
Numarası: 2006/803-2006/807
Davacı: İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü
Davalı: Anıtları Koruma ve Turizm Derneği
YARGITAY İLAMI
Taraflar arasındaki davanın
yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay C. Başsavcılığı
tarafından istenilmekle raportör üyenin açıklamaları
dinlendi. Evrak okundu. Gereği görüşüldü:
Valilik İl Dernekler
Müdürlüğünün 20/6/2006 tarihli 19065 sayılı yazıları üzerine 4721 sayılı T.M.K.nun 87. maddesi gereğince
davalı derneğin kendiliğinden dağılmış sayılmasına mahkemece karar
verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Dava T.M.K.nun 87. maddesi hükmü gereğince davalı derneğin
kendiliğinden sona erdiğinin tespiti davasıdır. Dosyanın incelemesinde
İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün talep yazısı üzerine anılan
mahkemece esasa kaydedilen davanın dosya üzerinden yapılan inceleme ile
sonuçlandırıldığı görülmüştür.
5253 sayılı Dernekler Kanununun
18/1 maddesinde "bu kanunla ilgili olarak Hukuk Mahkemelerinde bakılacak
davalarda basit yargılama usulü uygulanır.'' denilmektedir. Dernekler
Kanununun 36. maddesinin son cümlesinde ise "sözü edilen kanunda hüküm
bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun hükümleri
uygulanacağı" öngörülmüştür.
Sözü edilen yasal düzenlemeler
gereğince Dernekler Kanunu ile ilgili hukuk davalarında duruşma yapılması
ve yargılamanın basit usule göre gerçekleştirilmesi ve sonuçlandırılması
gerekmektedir.
Davanın dosya üzerinde inceleme
yapılarak karara bağlanması konusunda mahkemeye takdir hakkı tanınmamıştır.
Ayrıca HUMK 73. maddesine göre de "istisnalar haricinde hakimin her iki tarafı istima
veyahut iddia ve müdaafalarını beyan etmeleri
için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği"
kabul edilmiştir.
Hal böyle olunca Yargıtay C.
Başsavcılığının HUMK'nun 427/6 maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteminin açıklanan sebeplerle kabulü ile hükmün
sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Kararın onaylı bir örneğinin
Adalet Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere onaylı bir örneğinin
de Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, dava dosyasının yerel
mahkemesine gönderilmek üzere Yüksek Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesine
17/10/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
——
• ——
Yargıtay 7. Hukuk
Dairesinden:
Esas No: 2008/3372
Karar
No: 2008/4636
Mahkemesi: İstanbul
6. Sulh Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 2/10/2006
Numarası: 2006/1103-1045
Davacı: TC İstanbul İl Dernekler Müd.
Davalı: İstanbul İli, Beşiktaş İlçesi Esnaf ve Pazarcılar
Dayanışma Derneği
YARGITAY İLAMI
Taraflar arasındaki davanın
yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay C. Başsavcılığı
tarafından istenilmekle raportör üyenin açıklamaları
dinlendi. Evrak okundu. Gereği görüşüldü:
Valilik İl Dernekler
Müdürlüğünün 7/9/2006 tarihli 25113 sayılı yazıları üzerine 4721 sayılı T.M.K.nun 87. maddesi gereğince
davalı derneğin kendiliğinden dağılmış sayılmasına mahkemece karar
verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Dava T.M.K.nun 87. maddesi hükmü gereğince davalı derneğin
kendiliğinden sona erdiğinin tespiti davasıdır. Dosyanın incelemesinde
İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün talep yazısı üzerine anılan
mahkemece esasa kaydedilen davanın dosya üzerinden yapılan inceleme ile
sonuçlandırıldığı görülmüştür.
5253 sayılı Dernekler Kanununun
18/1 maddesinde "bu kanunla ilgili olarak Hukuk Mahkemelerinde bakılacak
davalarda basit yargılama usulü uygulanır." denilmektedir. Dernekler
Kanununun 36. maddesinin son cümlesinde ise "sözü edilen kanunda hüküm
bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun hükümleri
uygulanacağı" öngörülmüştür.
Sözü edilen yasal düzenlemeler
gereğince Dernekler Kanunu ile ilgili hukuk davalarında duruşma yapılması
ve yargılamanın basit usule göre gerçekleştirilmesi ve sonuçlandırılması
gerekmektedir.
Davanın, dosya üzerinde
inceleme yapılarak karara bağlanması konusunda mahkemeye takdir hakkı
tanınmamıştır. Ayrıca HUMK 73. maddesine göre de "istisnalar haricinde
hakimin her iki tarafı istima
veyahut iddia ve müdaafalarını beyan etmeleri
için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremeyeceği"
kabul edilmiştir.
Hal böyle olunca Yargıtay C.
Başsavcılığının HUMK'nun 427/6 maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteminin açıklanan sebeplerle kabulü ile hükmün
sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA,
Kararın onaylı bir örneğinin
Adalet Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere onaylı bir örneğinin
de Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, dava dosyasının yerel mahkemesine
gönderilmek üzere Yüksek Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesine 3/11/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
——
• ——
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:
Esas No: 2008/9838
Karar
No: 2008/11962
Mahkemesi: Şanlıurfa
1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 3/7/2007
Numarası: 2007/347-2007/693
Davacı: Fethi Budak
Davalı: Tapu Sicil Müdürlüğü
Davacı vekili tarafından,
davalı aleyhine 19/3/2007 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydında doğum
tarihi tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne
dair verilen 3/7/2007 günlü temyiz edilmeden kesinleşen hükmün Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığının 14/7/2008 tarih 142475 sayılı tebliğnamesiyle HUMK.nun 427/6 maddesi gereğince kanun yararına
bozulması istenilmiş olmakla dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar
incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, tapu kayıtlarındaki malik
bilgilerinin nüfus kayıtlarına uygun hale getirilmesi istemiyle açılmıştır.
Mahkemece, 850, 851 ve 924
parsellerde malik olarak ismi geçen Ahmet oğlu Ramazan Budak' ın davacının murisi Ahmet oğlu 1880 doğumlu Ramazan
Budak ile aynı kişi olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Hüküm temyiz edilmeksizin
kesinleşmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ve
Adalet Bakanlığı gördüğü lüzum üzerine taraf sıfatı bulunmayan davacının
davasının reddi gerekeceği nedeniyle HUMK.nun 427/6 maddesi gereğince kanun yararına bozma
isteminde bulunmuştur.
Dosyada yer alan nüfus kayıt
bilgilerinden çekişme konusu 850, 851 ve 924 parsellere Ahmet oğlu Ramazan
Budak'ın malik olduğu görülmektedir. Nüfus kayıt bilgilerine göre de, Ahmet
oğlu Ramazan Budak'ın öldüğü, davacı Fethi Budak'ın mirasçılarından 1/1/1953 doğumlu İbrahim Budak'ın oğlu olduğu
anlaşılmaktadır. İbrahim Budak ise sağdır. Dolayısıyla davacı Fethi Budak
kayıt maliki Ramazan Budak'ın henüz mirasçısı değildir.
Bir davanın esası bakımından
başarılı olması, öncelikle dava dilekçesinde davacı ve davalı durumunda
olanların gerçekten o davanın davacı veya davalı sıfatını taşımaları
halinde olanaklıdır. Genel bir anlatımla, usul hukukunda o davanın gerçek
davacısı ve davalısı olmaları durumu «davada sıfat» taşımaları olarak ifade
edilir. Davacı sıfatıyla dava açan bir kimsenin dava konusu hak üzerinde
tasarruf yetkisi yoksa o kimse gerçek anlamda taraf sıfatını taşımaz.
Sıfatın bulunmaması halinde ise açılan davanın dinlenme olanağı yoktur.
Somut uyuşmazlıkta; davacının kayıt maliki Ramazan Budak'ın mirasçısı
olmaması sebebiyle davada sıfatı bulunmadığından, istemin sıfat yokluğu
nedeniyle reddi yerine çekişmenin esası incelenerek yazılı şekilde hükme
bağlanması doğru değildir.
Karar açıklanan nedenlerle
bozulmalıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı ve Adalet Bakanlığı'nın HUMK. 427/6 maddesine dayalı kanun
yararına bozma isteminin kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere
BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ve dosyanın
Yargıtay C. Başsavcılığı'na gönderilmesine 20/10/2008
gününde oybirliği ile karar verildi.
——
• ——
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:
Esas No: 2008/9840
Karar
No: 2008/12489
Mahkemesi: Pozantı
Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 5/7/2006
Numarası: 2006/2043-2006/3553
Davacı: Hazine
Davalı: Recai Mercimek
Davacı vekili tarafından,
davalı aleyhine 24/2/2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yayla
olarak özel sicile kaydedilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda;
davanın kabulüne dair verilen 5/7/2006 günlü Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin
9/11/2007 tarih 2007/13855-13791 sayılı ilamıyla davalı vekilinin temyiz
isteminin süre yönünden reddine dair kararıyla süresinde temyiz edilmeden
kesinleşen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/7/2008 gün ve
2008/131088 sayılı tebliğnamesi ile HUMK.nun 427/6. maddesi
gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içersindeki
bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
KARAR
Dava, yayla olduğu iddia edilen
çekişmeli taşınmaza ait tapu kaydının iptali ve özel siciline işlenmesi
istemiyle açılmıştır.
Mahkemece davanın kabulüne,
dava konusu Akçatekir Beldesi Akça Mahallesi 442
ada 5 parsel sayılı 509 m2 arsa cinsli taşınmazın tapu kaydının iptali ile
yayla olarak özel siciline kaydedilmesine karar verilmiştir. Hüküm süresinde
temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı, Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine, noksan
soruşturma yönünden hükmün HUMK.nun
427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozma istemiştir.
Gerçekten; 4342 sayılı Mera
Kanununun 3. maddesinde yapılan tanıma göre, yaylak; çiftçilerin hayvanları
ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan
yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan
yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı
dışında kullanılması, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi
olanaksız olduğu gibi sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.
Çekişme konusu taşınmaz Akçatekir Beldesi, Akça Mahallesi, Ayvabeyi
mevkiinde bulunmaktadır. Civarı Beşoluk, Elmalı
Boğazı, Nanelik, Topakardıç, Boyun, İledinli Gedik, Büyük Kır ve Küçük Kır adlarıyla
bilinen yaylalarla çevrilidir. Burası ülkemizin en büyük yaylalarının yer
aldığı "Tekir Yaylası" olarak anılmaktadır. Ancak, dosyada yer
alan haritasından ve keşif yerinde dinlenen yerel bilirkişi beyanından,
dava konusu taşınmazın Tekir Yaylası olarak bilinen yerin daha kuzeyinde,
kadim olduğu bildirilen Şıhlı Köyü yakınlarında
bulunduğu görülmektedir.
Davalı taraf da savunmasında,
çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin kadim Akça (eski adı Şıhlı) Köyü sınırı içersinde kaldığını, Şıhlı Köyünün kadim bir köy olduğunu, taşınmazın yayla
ile bir ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür.
Yaşamını genelde çiftçilikle
sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde
ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım
arazilerine ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli
bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu göz ardı etmek, mera,
yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.
İddia ve savunma ile yukarıda
anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak için dava konusu
taşınmazın kadim Şıhlı Köyü sınırları içinde
kalıp kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında
olup olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.
O nedenle,
öncelikle ilk adı Şıhlı olan köyün kuruluş tarihi
İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle Şıhlı Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde
durulmalı, yine bu köye ait en eski tarihlisinden başlamak üzere idari
sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da istenmeli,
Şıhlı Köyüne ait mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari
sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın Şıhlı
Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer dava
konusu taşınmaz kadim Şıhlı Köyünün idari
sınırları içersinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita
mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski tarihli memleket
haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım alanları
içinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği kabul
edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme sebebi sütununda
yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim Şıhlı
Köyünün tarım alanında kaldığını, davalı tarafa Şıhlı
Köyünden kişilerce satılarak temlik edildiğini beyan ettiklerinden davalı
tarafa satan veya onun murislerine ait nüfus kimlik bilgileri getirtilerek
bu kişilerin gerçekten Şıhlı Köyü nüfusuna
kayıtlı olup olmadıkları yönü üzerinde durularak tutanak bilirkişilerinin
sözleri denetlenmeli, bütün bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.
Tüm bu inceleme ve araştırma
yapılmadan davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamış, kararın bozulması
gerekmiştir.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 426/6 maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenle kabulüne, hükmün
sonuca etkili olunmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere karar
bir örnek ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 3/11/2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
——
• ——
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:
Esas No: 2008/9839
Karar
No: 2008/12490
Mahkemesi: Pozantı
Asliye Hukuk Mahkemesi
Tarihi: 5/7/2006
Numarası: 2006/2041-2006/3552
Davacı: Hazine
Davalı: Recai Mercimek
Davacı vekili tarafından,
davalı aleyhine 24/2/2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve yayla
olarak özel sicile kaydedilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda;
davanın kabulüne dair verilen 5/7/2006 günlü Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin
19/7/2007 tarih 2007/8480-9804 sayılı ilamıyla davalı vekilinin temyiz
isteminin süre yönünden reddine dair kararıyla süresinde temyiz edilmeden
kesinleşen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14/7/2008 gün ve
2008/131089 sayılı tebliğnamesi ile HUMK.nun 427/6. maddesi
gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içersindeki
bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
KARAR
Dava, yayla olduğu iddia edilen
çekişmeli taşınmaza ait tapu kaydının iptali ve özel siciline işlenmesi
istemiyle açılmıştır.
Mahkemece davanın kabulüne,
dava konusu Akçatekir Beldesi Akça Mahallesi, 442
ada 4 parsel sayılı 503 m2 arsa cinsli taşınmazın tapu kaydının iptali ile
yayla olarak özel siciline kaydedilmesine karar verilmiştir. Hüküm süresinde
temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı, Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine, noksan
soruşturma yönünden hükmün HUMK.nun
427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozma istemiştir.
Gerçekten; 4342 sayılı Mera
Kanununun 3. maddesinde yapılan tanıma göre, yaylak; çiftçilerin hayvanları
ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan
yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan
yerlerdir. Mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilmesi, amacı
dışında kullanılması, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi
olanaksız olduğu gibi sınırlarının daraltılması da mümkün değildir.
Çekişme konusu taşınmaz Akçatekir Beldesi, Akça Mahallesi, Ayvabeyi
mevkiinde bulunmaktadır. Civarı Beşoluk, Elmalı
Boğazı, Nanelik, Topakardıç, Boyun, İledinli Gedik, Büyük Kır ve Küçük Kır adlarıyla
bilinen yaylalarla çevrilidir. Burası ülkemizin en büyük yaylalarının yer
aldığı "Tekir Yaylası" olarak anılmaktadır. Ancak, dosyada yer
alan haritasından ve keşif yerinde dinlenen yerel bilirkişi beyanından,
dava konusu taşınmazın Tekir Yaylası olarak bilinen yerin daha kuzeyinde,
kadim olduğu bildirilen Şıhlı Köyü yakınlarında
bulunduğu görülmektedir.
Davalı taraf da savunmasında,
çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin kadim Akça (eski adı Şıhlı) Köyü sınırı içersinde kaldığını, Şıhlı Köyünün kadim bir köy olduğunu, taşınmazın yayla
ile bir ilişkisi olmadığını ileri sürmüştür.
Yaşamını genelde çiftçilikle
sürdüren kişilerin hayvanlarını otlatmakta olduğu yaylaya yakın bölgelerde
ikamet etmek, ziraat yapmak, bağ ve bahçe yetiştirmek için tarım
arazilerine ihtiyaçları olacağı ve bu amaçlarına uygun kazanmaya elverişli
bazı taşınmazları mülk edinebilecekleri olgusunu göz ardı etmek, mera,
yaylak ve kışlak gibi bölgelerden insanları soyutlamak mümkün değildir.
İddia ve savunma ile yukarıdaki
anlatılanlara göre, davada sağlıklı bir sonuca ulaşmak için dava konusu taşınmazın
kadim Şıhlı Köyü sınırları içinde kalıp
kalmadığının ve bu köyün ikamet edilen veya tarım alanları kapsamında olup
olmadığının saptanması önem kazanmaktadır.
O nedenle,
öncelikle ilk adı Şıhlı olan köyün kuruluş tarihi
İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünden sorulmalı, böylelikle Şıhlı Köyünün kadim köy olup olmadığı yönü üzerinde
durulmalı, yine bu köye ait en eski tarihlisinden başlamak üzere idari
sınır belgeleri ile sınırlar bir haritaya bağlanmışsa haritası da
istenmeli, Şıhlı Köyüne ait mevcut en eski sınırname yerel bilirkişiler yardımıyla keşfen zemine uygulanmalı, köyün kuruluşundaki idari
sınırları belirlenmeli, dava konusu taşınmazın Şıhlı
Köyünün ilk idari sınırları kapsamında kalıp kalmadığı saptanmalı, eğer
dava konusu taşınmaz kadim Şıhlı Köyünün idari
sınırları içersinde kalıyorsa seçilecek ve keşifte bulundurulacak harita
mühendisi bilirkişiye daha önce sağlanacak eski tarihli memleket
haritasındaki durumu incelettirilmeli, köyün ikamet edilen veya tarım
alanları içinde kaldığı belirlenirse özel mülkiyete konu teşkil edeceği
kabul edilmeli, bu arada taşınmazın kadastro tutanağı edinme sebebi
sütununda yerel bilirkişiler çekişmeli yerin kadim Şıhlı
Köyünün tarım alanında kaldığını, davalı tarafa Şıhlı
Köyünden kişilerce satılarak temlik edildiğini beyan ettiklerinden davalı
tarafa satan veya onun murislerine ait nüfus kimlik bilgileri getirtilerek
bu kişilerin gerçekten Şıhlı Köyü nüfusuna
kayıtlı olup olmadıkları yönü üzerinde durularak tutanak bilirkişilerinin
sözleri denetlenmeli, bütün bunların sonucuna uygun hüküm kurulmalıdır.
Tüm bu inceleme ve araştırma
yapılmadan davanın yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamış, kararın bozulması
gerekmiştir.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 426/6 maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenle kabulüne, hükmün
sonuca etkili olunmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere karar
bir örnek ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 3/11/2008
tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|