|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2004/116
Karar Sayısı:
2008/74
Karar Günü:
6.3.2008
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Van 2. Sulh Ceza
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 13.10.1983 günlü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…ve sürücüsü tespit edilemeyen..” ile “…tescil plakalarına göre…” ibarelerinin,
Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu’nun 47. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca
uygulanan idari para cezasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan
davada, itiraz konusu ibarelerin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme,
iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
İtiraz yoluna başvuran
mahkeme, başvuru kararında şu gerekçelere yer vermiştir:
“ ‘Suçluluğu hükmen sabit
oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz’ şeklinde Anayasa’mızın 38. maddesinde
yer alan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin altıncı maddesinde de benzer
ifadelerle tanımlanan ilke “masumiyet karinesi” olarak adlandırılır. Yani
bir kimse, yargı organınca suçluluğu kesin olarak belirlenmediği sürece
masumdur.
Maddede tanımlanan diğer
bir temel ilke ise “ceza sorumluluğun şahsiliği” ilkesidir. Yani bir kimse
sadece kendi eyleminin sonuçlarından sorumludur. Her iki ilkenin ortak
temel sonucu şudur. Bir kimsenin suçluluğu hemen hemen
hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açığa çıkarıldığında kişi suçu işlemekle
itham edilebilir. Ve ancak böylesi bir durumda kişi, suçsuzluğunu kanıtlama
yükümlülüğü altına sokulabilir.
Oysa iptali istenen
maddede bu ilkeler ters yüz edilmiştir. Madde gereğince kişi daha
başlangıçta “taşıt aracının eyleminden” sorumlu tutulmaktadır. Ve kişinin
taşıt aracının sahibi olması suçluluğun karinesi sayılmakta, kişi
suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü altına sokulmaktadır.
Diğer yandan trafik
polisince düzenlenen “trafik ceza tutanağı” HUMK’nun
297. maddesi hükmü gereğince aksi sabit oluncaya kadar geçerli bir resmi
belgedir. Bu özelliği gereği kesin delil niteliğindedir. Yani aksini
kanıtlama yükümlülüğü suçlanan kişiye yüklenmiştir.
Oysa bu durumu, yargılama
hukuku ilkelerine uymamaktadır. Yargılama hukukunda öncelikle olağan bir durumun
aksini iddia eden bu iddiasını ispat ile yükümlüdür.
Bu yüzden 2918 sayılı
Kanun’un 116. maddesinde yer alan “…ve sürücüsü tespit edilemeyen…” ile
“…tescil plakalarına göre…” kelimeleri Anayasa’nın 38. maddesinin dört ve
yedinci fıkralarına aykırı olup iptali gerekmektedir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun itiraz
konusu ibareleri de içeren 116. maddesi şöyledir:
“Tescil plakasına göre tutanak düzenlenmesi:
Madde 116– Trafiği tehlikeye
düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş
araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş
bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya
görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü
tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza
veya suç tutanağı düzenlenir.
Para
cezasının ödenmesi gerektiği hallerde trafik kaydında araç sahibi olarak
görülen kişiye cezayı ödemesi için posta yoluyla tebligat yapılır, bu
şekilde tebliğ edilemeyen tutanaklar ilgili tahsil dairesinin ilân asmaya
mahsus yerinde liste halinde ilân edilir, ilân tarihini takip eden
otuzuncu gün tebligat yapılmış sayılır ve bu cezalar 114 ve 115 inci
maddelerde belirtilen şekilde takip ve tahsil olunur.
Bu şekilde uygulanan cezalar
için araç sahipleri cezanın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde
yetkili mahkemeye itiraz
edebilirler.
İtiraz ödemeyi ve ödeme ile
ilgili süreyi durdurur.
İtiraz üzerine verilen
kararlar kesindir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa’nın 38. maddesinin
dördüncü ve yedinci fıkralarına dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM,
Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’
ün katılımlarıyla 6.1.2005 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri,
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ibareler, dayanılan Anayasa
kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, bir kimsenin yargı organınca suçluluğu kesin olarak belirlenmediği
sürece masum sayılacağı, “ ceza sorumluluğun şahsiliği” ilkesi gereğince
bireyin sadece kendi eyleminden sorumlu olması gerektiği, oysa itiraz
konusu kuralda bu ilkeler ters yüz edilerek, kişilerin başlangıçta taşıt
aracının eyleminden sorumlu tutulduğu, taşıt aracı sahibi olmak suçluluğun
karinesi sayılarak, kişilerin suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü altına
sokulduğu, bu nedenle itiraz konusu ibarelerin Anayasa’nın 38. maddesinin
dört ve yedinci fıkralarına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116.
maddesi, trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenen ancak
sürücüsü tespit edilemeyen araçlara, trafik zabıtasınca tescil plakasına
göre ceza veya suç tutanağı düzenleme olanağı tanıyan bir kuraldır.
Maddenin birinci fıkrasında,
a) Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak
şekilde veya yasaklanmış yerlerde park edilen,
b) Trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları
belirlenmiş bulunan ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara
Trafik zabıtası, trafik zabıtasının bulunmadığı
yerlerde polis ve Jandarma Genel Komutanlığının görevlendirdiği personeli
tarafından;
c) Ayrıca, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde
işaret, ışık, ses veya görevlilerin işaretlerine rağmen tartı sistemine
girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara
Karayolları Genel Müdürlüğünün yetkili personeli tarafından,
Tescil plakasına göre tutanak düzenleneceği
öngörülmüştür.
Aynı maddenin üçüncü fıkrasında araç sahiplerine,
düzenlenen tutanaklara itiraz etme olanağı tanınmış, süresinde yapılan bir
itirazı mahkemenin hangi usule göre inceleyip karara bağlayacağı konusu ise
5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 28. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü
fıkrasında, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”
denilerek suçsuzluk karinesi, yedinci fıkrasında ise “Ceza sorumluluğu
şahsidir” denilerek, herkesin kendi eyleminden sorumlu tutulacağı,
başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı kimsenin
cezalandırılamayacağı ilkeleri kabul edilmiştir.
Suçsuzluk karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir
kişinin, adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene
kadar masum sayılması gerektiğini ifade eder.
2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesinin birinci
fıkrasında sayılan ihlaller nedeniyle, sürücüsü tespit edilemeyen araçlara
tescil
plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenlenmesi, bir trafik
kuralının ihlal edildiğine dair suç isnadı niteliğinde olup suçsuzluk
karinesine aykırılık taşımamaktadır.
Suçsuzluk karinesi
kapsamında yer alan ve iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olması kuralı
da Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasının bireylere sağladığı
anayasal bir güvencedir. Madde gerekçesinde de bu konu açıkça ifade
edilmiştir. Ancak genel anlamda suçun kanıtlanması yükümlülüğü iddia edende
kaldığı sürece, savunmasını oluşturmak için ispat yükünü sanığa devreden
kurallar ile hukuki veya fiili varsayımların olduğu durumlarda ispat
yükünün yön değiştirmesi, masumiyet karinesine aykırılık taşımaz. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi de birçok kararında ispat külfetini tersine çeviren
hukuki veya fiili karinelerin kabulünü Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci
fıkrasına aykırı bulmamıştır.
Cezaların kişiselliği kuralı gereğince
bir kişi, sadece kendisine ait kusurlu fiilinden sorumlu tutulabilir. Bir
kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılması veya bir eylemin
asli veya feri faili olmadan o eylemden sorumlu tutulması, Anayasa’nın 38.
maddesinin yedinci fıkrası gereğince olanaklı değildir.
116. maddedeki sorumluluk, iradi ve kusurlu olan
sürücünün eylemine dayanmaktadır. Ancak sürücünün kimliğinin
belirlenmesinde, 116. maddede sayılan ihlallerin niteliğinden kaynaklanan
güçlükler bulunduğundan, trafik ihlaline ilişkin tutanak, aracın tescil
plakasına göre düzenlenmektedir.
Ayrıca kural ihlali yapan ve sürücüsü
tespit edilemeyen araçların, trafik zabıtası tarafından saptanabilecek plâkasından
başka ayırt edici bir özelliğinin bulunmadığı, ancak plâka ile de araç
sahibine ulaşılabileceği açıktır.
Dolayısıyla Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen düzenlemenin,gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve çoğalan trafik
sorunlarını zamanında ve etkin bir biçimde denetleyebilmek ve toplum
hâlinde yaşamanın güvenli bir biçimde sürdürülebilmesi amacıyla, demokratik
toplumda zorunlu olarak getirilen uygulamalar olduğu kabul edilmelidir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu ibareler,
Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve yedinci fıkralarına aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu
görüşe katılmamıştır.
VI- SONUÇ
13.10.1983 günlü,
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116. maddesinin birinci fıkrasında
yer alan “... ve sürücüsü tespit edilemeyen ...
“ ve “… tescil plakalarına göre ...”
ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Mehmet ERTEN,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 6.3.2008
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
KARŞIOY
Karayolları Trafik Kanunu’nun iptali istenen
ibarelerin de bulunduğu 116. maddesi, trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak
şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve
yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık
kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen
tartı sistemine girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenleneceğini
öngörmektedir.
Tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı
düzenlemek suretiyle tayin edilen idari para cezasının, Anayasanın 38.
maddesinde öngörülen suç ve ceza olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu durum,
uygunluk denetiminin Anayasa’nın 38. maddesindeki suç ve cezaya ilişkin
kurallar esas alınmak ve ceza hukukunun temel ilkeleri gözetilmek suretiyle
yapılmasını gerektirmektedir.
Cezalandırma Devlete özgü bir hak ve yetkidir.
Bunun sınırları ise Anayasa’da gösterilmiştir. Bunlardan bir kısmı “Kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan
bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz”, “Cezalar ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur”, “Suçluluğu hükmen sabit
oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”, “Ceza sorumluluğu şahsidir” biçimindeki kurallardır. Anayasa’da
gösterilen bu kurallar ile ceza hukukunun genel ilkeleri korunmak şartıyla
suç ve suçluyla mücadele için izlenen ceza siyasetini gerçekleştirebilmek
amacıyla ihtiyaç duyulan suç tipini ve yaptırımlarını saptamak yasa
koyucunun takdirindedir.
Ceza hukukunda, eylemle sonuç arasında bulunması
gereken illiyet bağı, suçun oluşması için aranan unsurlardan birisidir. Bu
unsur ise dayanağını Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan ceza
sorumluluğunun şahsiliği ilkesinden almaktadır.
Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülen ibarelerde ise
sürücüsü tespit edilemeyen araçların sahiplerinin suça hangi eylemleri ile
katıldıkları, yani illiyet bağının ne suretle gerçekleştiği belirtilmeden
tescil plakalarına ceza ve suç tutanağı düzenleneceği öngörülerek, tescil
plakası sahibine idari para cezası verilmektedir. Araç sürücüsü ile tescil
plakası sahiplerinin her zaman aynı kişi olmayabileceği gözetildiğinde,
araç sürücüsünün eyleminden dolayı illiyet bağı kurulmadan tescil plakası
sahibi sorumlu tutularak cezaların şahsiliği ilkesi ihlal edilmektedir.
Anayasa ve ceza hukukunun genel ilkeleri, kişilere ceza verilebilmesini
yasada belirtilen hukuka aykırı eylemin o kişi tarafından gerçekleştirilmiş
olduğunun da kanıtlanmasını zorunlu kılmaktadır. İptali istenilen
ibarelerde, tescil plakası sahiplerinin hangi eylemleri suç sayıldığı için
başkasının eyleminden sorumlu tutulduğu gösterilmediği gibi, mülkiyet
hakkının bir gereği olan araç tescil plakası sahibi olma ile suç arasında
illiyet bağının ne suretle oluştuğu da belirtilmemiştir.
Bu nedenle söz konusu ibareler, Anayasa’nın 38.
maddesinde belirtilen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine
aykırıdır.
İptali gerekir.
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
AZLIK OYU
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116.
maddesinin birinci fıkrasında “Trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde
veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve
yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık
kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen
tartı sistemine girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü tespit edilemeyen
araçlara tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenlenir” kuralı
yer almaktadır. Yerel mahkeme
“ve sürücüsü tespit edilemeyen” ve “tescil plakalarına göre” anlatımlarının
Anayasa’ya aykırılıkları nedeniyle iptalini istemektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk
devletinin öğelerinden biri de yasaların açık ve belirgin olmasıdır. Suç ve
Cezalara ilişkin esasların düzenlendiği 38. maddesinin dördüncü fıkrasında
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”, yedinci
fıkrasında “Ceza sorumluluğu şahsidir.” kuralları yer almıştır.
İptali istenilen kurallarla bireye ilişkin suç
yükleme, savunma, yargılama gibi ceza hukukuyla ilgili genel ilkeler ve
“masumiyet” karineleri gözönünde tutulmadan, suç
işleyen kişi belirlenmeden tescil plakalarına göre “ceza veya suç” tutanağı
düzenlenmektedir. Oysa ceza hukukuna ilişkin temel ilkeler gerçek suçlunun
belirlenmesi ve cezalandırmanın suçu izleyen süreçte yapılmasını
gerektirir. Tescil plâkasıyla yetinilmesi, plaka saptamada göz
aldanmalarına ve böylece suçla ilgisiz cezaların ortaya çıkmasına neden
olabilir. Cezayla ilgili kurallarda suçlamaların somutlukla belirlenmesi,
ayrıntılı teknik verilerle donatılmış ilkelerin varlığını zorunlu kılar.
Bu bakımdan, somutluk ve belirginlik içermeyen
kural bu yönüyle Anayasa’nın 2. maddesine; gerçek suçlunun ortaya çıkmasını
önleyici niteliği ile herhangi bir yargılama ve soruşturma olanağı vermeden
öncelikle ceza tutanağını öngörülmesine neden yapısı Anayasa’nın 38.
maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Üye
Şevket
APALAK
KARŞIOY
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 116.
maddesinde yazılı fiiller nedeniyle sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil
plakalarına göre ceza tutanağının düzenleneceğine dair ve ancak Anayasa’nın
38. maddesinin dördüncü ve yedinci fıkralarına aykırılığı nedeniyle iptali
istenen ibareler konusunda; Mahkemenin çoğunluk görüşünce, trafik sorununu
etkin çözmek için zorunlu bir uygulama olduğu, genel bir anlayış kapsamında
varsayımsal fiili durumun bir suç isnadı olabileceği, bu nedenle ispat
yükünün yön değiştirmesinin suçsuzluk karinesine aykırılık getirmiş
sayılamayacağı, araçların eyleminden söz edilemeyeceği ve ancak araç
üzerinden sahibine ulaşılacağı ve bu şekilde cezaların kişiselliğinin de
ihlal edilmeyeceği sonucuna ulaşmış olduğu görülmektedir.
Trafik zabıtasınca tutulan trafik tutanağı, 2918
sayılı Kanun’un 116. maddesinde yazılı ihlallerin yapıldığına ilişkin bir
tespit ve hukuki bir karine niteliğindedir.
Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında yer
alan normatif düzenleme bir karine olup hakkında isnatta bulunulan hakkında
adil bir yargılanma sonunda suçlu olduğuna dair hüküm tesisine kadar masum
sayılması gerektiğini ifade eder.
Suç isnadı ile karşısındaki masumluk karinesi ceza
yargılama hukuku prensibi olan silahların eşitliğine uygun, dengeli, adil
bir karşılama biçimi ve ilkesidir.
İsnat ve masumluk ilkelerinden adalet adına ayrılıp
birinin diğerine üstünlük ve sonuca etkili, denge bozucu ağırlık sağlaması
o ilkenin varlığı ile değil, ilkeleri bir olayda karşılaştırmaya sebep olan
savın iddia ötesi, ispatı ile mümkündür.
Trafik cezası gibi idari para cezaları; pratik
usulde yetkili idari ajan tarafından idarenin görev alanına giren
hizmetleri gereken, etkili ve zamanında yerine getirmesi düşüncesi ile
kolayca karar altına alınabilen idari bir yaptırım türü olup uygulamasının
genel kapsamı, caydırıcılık ve uygulamaların ciddiye alınmış olması
gerekliliği, yasağı bozan bir fiilin cezasız kalmaması gibi nedenler,
cezaya itiraz ve yargı süreci gibi koşulları dikkate alındığında bir ceza
hukuku disiplini içinde kaldığı tartışmasızdır.
Ancak ceza hukukunda cezaya hükmedilebilmesi için
basit ve makul şüphe ötesinde suçun ispatlanması gerekli ve beklenilen
zorunlu haldir.
İptali istenilen düzenlemeye göre “sürücüsü tespit
edilemeyen” gibi soyut bir kavrama, yani tespit etmek konusundaki hiçbir
kamusal çaba ya da ispat yönünden belge, bilgi ve delil ihtiva etmeyen bir
iddiacı kimliğindeki kişinin varsayımsal fikrine dayanak yapılan trafik
tutanağı, nesnel bir vakıa-delil haline gelmekte ve kural’a göre masumluk
karinesinin üzerine çıkarak, iddianın ispatından öte iddianın yokluğunu
ispat külfetini ceza hukuku temel ilkelerine aykırı bir şekilde araç ruhsat
sahibine yüklemektedir.
Yokluğun ispatı beklenen ve varsayılan hukuki bir
prensip olmayıp tartışılmasını hukuka uygun bulmuyoruz.
Viyana 14. Uluslararası Ceza Kongresi kararlarında
ceza hukuku temel ilkelerinin idari yaptırımlar alanında da kabul edilmesi
gerektiği dile getirilmiş, ihlalin her türlü şüpheden arınmış olarak ispat
edilmesinin aranması gerektiği, bireyin ispat araçları hakkında bilgi
sahibi olma ve delil getirme olanağı olması gerektiği haklı bir biçimde
ifade edilmiştir.
Kendisini suçlayan belge düzeninde salt ihlalin
varlığına değinerek sanılan cezaya karşı eşit silahla yarışamayan, kendini
savunamayanın adil yargılandığı düşünülemez.
Ceza yargılaması aksine idari yaptırım kararlarının
bir ön yargılama-soruşturma aşamasının bulunmaması ancak konu ve ihlal
edilen düzene çözümde bu bir demokratik yoldur diyerek iptali istenilen
düzenlemede Anayasa’ya aykırılık bulmamak fikrine katılma olanağı yoktur.
Herkesin bildiği üzere, bu normatif düzenlemenin
hukuka aykırı olmadığı, kamunun bir sorunsalını çözmede uygun hukuk kriterler ve ilkeleri taşıdığına inanılıyorsa idi, bugün
hız sınır ihlali yapan araçların kamera ile takibi ya da fotoğrafının
çekilip adresine gönderilmesi işlemine de gerek duyulmaması GEREKİRDİ.
Kamu yöneticisi ya da yasakoyucu
da olayın farkındadır ki bu ve benzeri tedbirlere başvurmak zorunluluğunu
hissetmiş, iddiasını hukukiliği en az tartışılacak belge ve delil düzenine
dayandırarak, iddia karşısında savunma durumunda kalanın haklarını kullanmasına
olanak verecek düzenlemeler getirebilmektedir.
Trafik zabıtasına bizzat düzenlediği tutanağa, hem
iddia, hem delil, belge, tanık, keşif vb. tüm ceza yargısı beklentilerini
karşılar nitelikli bir içerik ve değer tanınmakta ancak aleyhine tutanak
düzenlen plaka nosundan yola çıkılarak oto
plakası tescilli hak sahibi, cezanın sorumlusu, itiraz ederse davada ispat
külfetinin yükümlüsü olmaktadır.
Tescil plakası ile araç sahibi arasında bağ kuran
iptali istenen kural düzenleme, kamu hizmetinin yaptırım boyutunun yerine
getirilmesi için ceza ilkelerini ve sosyal devlet olma yükümlülüklerini
unutarak, tespit ettiği yolu hukuki saymaktadır.
Elbette, ihlal bir sürücü tarafından yapılmakta ve
yapılırken de araç olarak kullanılan vasıta ve ayırt edici özelliğinden
tescil plakası varsayılmaktadır. Ancak bu vasıtanın (ihlalde araç olarak
kullanılan) ruhsat hak sahibinin de suçlu, sanık olduğunu varsaymaya mutlak
olanak vermez, yargılama süreci gerektirir. Her tescilli plaka hak
sahibinin cezalandırılabilmesi için otoyu kullandığını varsaymak iyiniyetli yaklaşımı olarak değerlendirilmeli, ancak
gerçek olmama ihtimali yani şüphe de unutulmamalıdır.
Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında
cezalar; idari para, disiplin ve idari para ceza uygulanan diğer yaptırımlar
olarak ayırt edilmemiştir. O halde her türlü cezada cezanın kanuniliği ve
şahsiliği ilkesinin geçerli olduğu ve uygulanacağı bir vakıadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında; disiplin suç ve
cezalarını dahi Anayasa’nın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesi
kapsamında mütalaa etmiş olduğunda göre, Anayasa’nın 38. maddesindeki
cezaya uygulanacak ilkeler idari suç ve cezalar içinde uygulanacaktır.
Bu ilkelerin aranmaması sonucunu getiren çoğunluk
görüşüne katılınamamıştır.
Üye
Serruh KALELİ
|