|
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2007/1910
Karar
No: 2008/2478
İncelenen Kararın:
Mahkemesi: Aydın Aile Mahkemesi
Tarihi: 22/9/2006
Numarası: Esas No: 2006/564Karar No: 2006/731
Davacı: Sami Ertuğrul
Davalı: Fatma Ertuğrul ve Ferda Kemiksiz
Dava Türü: Evlat Edinme
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı
Taraflar arasındaki davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp
düşünüldü.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun
308. maddesinde "evlat edinilenin, evlat edinenden en az 18 yaş küçük
olması şarttır" hükmü mevcuttur.
Dosyada mevcut nüfus kayıt
örneklerinden, 28/11/1939 doğumlu olan davacı Sami ile evlat edinilmek istenen11/8/1955
doğumlu Ferda arasındaki yaş farkının onsekiz
yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece; yasal şartın
oluşmaması nedeniyle davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken
Medeni Kanunun 308. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne karar
verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca
etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. 28/2/2008
KARŞI OY
Türk Medeni Kanununun 282.
maddesi, genel olarak soybağının kurulmasını
düzenlemiş, çocuk ile ana arasındaki soybağının
doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise
ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmü ile
kurulacağını, ayrıca soybağının evlat edinme
yoluyla da kurulabileceğini hüküm altına almıştır. Yasadaki düzenlemeler ve
yargılama usullerinden de anlaşılacağı gibi, soybağı
davaları bu arada doğal olarak ta evlat edinme davaları, kamu düzenine
ilişkindir.
Türk Medeni Kanununun 318/1.
maddesi ile getirilen hükümle, esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle
sakatsa,Cumhuriyet savcısı evlatlık
ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilecektir. Bu nedenle, kurulmuş bulunan
evlat edinme ilişkisindeki esaslı noksanlık, artık,bu noksanlığın öğrenilmesinde, kamu adına
ilişkinin kaldırılması yolunda dava açılmasını mümkün kılacaktır.
HUMK.nun 427/7. maddesinde, kesin olarak verilen
hükümlerle, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade
eden ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan hükümlerin, kanun
yararına temyiz edilebileceği belirtilmiştir.
TMK.nun 318/1. maddesi uyarınca, esaslı
noksanlıkları içeren evlat edinme ilişkisi, TMK.319. maddedeki hak düşürücü
süreler içersinde, kamu düzeni açısından kesinleşmeyecektir. Esasa ilişkin
noksanlığı belirleyen Cumhuriyet savcısı, ilişkinin kaldırılması için dava
açabilme olanağına sahip bulunmaktadır.
Evlat edinilenin, evlat
edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Bu koşul evlat edinmenin en önde gelen esaslı unsurudur. Cumhuriyet savcısı
bu noksanlığı öğrenmiştir. Kanun yararına bozma istemi ile temyiz yerine
ilişkinin kaldırılması için dava açması yasanın aradığı temel amaçtır. Zira, kanun yararına bozma, taraflar açısından sonuç
doğurmayacak, bu durum, yasaya aykırı ve esasla unsurlardaki eksikliklerine
karşın, evlat edinme ilişkisinin kurulmasını sağlayabilecektir.
Esasa ilişkin noksanlıkları
öğrenen Cumhuriyet savcısının, dava açarak evlatlık ilişkisinin
kaldırılmasını temin olanağının bulunması ve kamu düzeni açısından
kesinleşmemiş olan hükümle ilgili olarak, kanun yararına temyiz isteminin
reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluk kararına
katılmıyorum.
—— • ——
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2007/19530
Karar
No: 2008/3196
İncelenen Kararın:
Mahkemesi: Dazkırı Asliye Hukuk (Aile)
Mahkemesi
Tarihi: 21/9/2006
Numarası: Esas No:2006/187Karar No:2006/185
Davacı: Nadir Gürcü
Küçük: Nadir Gürcü
Davalı: Abdurrahman
Gürcü
Dava Türü: Velayetin Kaldırılması
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı
Taraflar arasındaki davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp
düşünüldü.
Davacı Nadir Gürcü'nün davalı Abdurrahman Gürcü'ye karşı Dazkırı Sulh Hukuk
Mahkemesinde 8/2/2006 tarihinde açtığı velayetin nez'i ve vasi tayini davasında anılan Mahkemece
29/3/2006 tarih ve 2006/41 esas 2006/117 karar sayılı hüküm ile görevsizlik
kararı verildiği, dosyanın gönderildiği Dazkırı Asliye Hukuk Mahkemesinde
yapılan yargılama sonunda kısa kararda davanın kabulüne, 12/3/1997 doğumlu
Nadir Gürcü'nün babası Abdurrahman Gürcü'de olan
velayetinin kaldırılmasına ve davacı dedesi Nadir Gürcü'nün vasi olarak
atanmasına karar verildiği, gerekçeli kararda, kısa karara aykırı olarak
küçük Nadir Gürcü'nün velayetinin dedesi Nadir Gürcü'ye verilmesine karar
verildiği, ayrıca kısa kararda hüküm altına alınmadığı halde, küçük ile davalı
babası arasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkin düzenlemelere de yer
verildiği, bu suretle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki
yaratıldığı, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Tarafların tüm delilleri
toplanıp, tetkik edildikten sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381.
maddesine göre hazır olan tarafların dinlenip yargılamanın sona erdiği
bildirilerek, aynı Kanunun 388. maddesi uyarınca kararın gerekçesi ile
birlikte yazılması ve hüküm sonucunun 389. maddede öngörülen biçimde tefhim
edilmesi asıldır.
Anılan
Kanunun 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak
zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucunun tutanağa geçirilip tefhim
edilmesi ve gerekçeli kararın daha sonra yazılması hallerinde; gerekçeli
kararın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 389. maddesine uygun olarak
tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren, tefhim ile aleniyet ve
hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olması zorunludur. Kısa
kararı yazıp tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin
artık bu kararını değiştirmesi yasal olarak mümkün değildir.
Diğer taraftan, 4721 sayılı
Türk Medeni Kanununun 335. maddesinde "ergin olmayan çocuk ana ve
babasının velayeti altındadır." hükmü yer almaktadır.
Aynı Kanunun 404'üncü maddesinde
de velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağı
düzenlenmiştir.
Sözü edilen yasal düzenlemelere
göre velayet hakkı, münhasıran anne ve babaya tanınan bir hak olup, evlat
edinme hali hariç, anne ve baba dışında hiç kimseye tevdi olunamayacağından,
mahkemece gerekçeli kararda velayetin küçüğün davacı dedesine verilmesi
şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
Ayrıca, 4787 sayılı Aile
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun
"Aile Mahkemelerinin görevleri" kenar başlığını taşıyan 4'üncü
maddesinin birinci bendine göre:
"22/11/2001
tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabı ile 3/12/2001
tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler" aile
mahkemelerinin görevleri arasında bulunmakta iken;
5133 sayılı Aile Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanunun 2'nci maddesi ile "4787 sayılı Kanunun 4'üncü
maddesinin (l) numaralı bendine "Türk Medeni Kanununun” ibaresinden
sonra gelmek üzere "üçüncü kısım hariç olmak üzere"ibaresi
eklenmiştir." hükmü getirilmiştir.
4787 sayılı Kanunda yapılan söz
konusu değişiklik gereğince, vasi tayinine ilişkin davalarda aile mahkemesi
görevli olmadığından mahkemece velayetin babadan kaldırılmasına, küçüğün
vesayet altına alınması için ilgili ve yetkili vesayet makamına gerekli
ihbarın yapılmasına karar verilmesi gerekirken kısa kararda küçüğün
dedesinin vasi olarak atanmasına karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca
etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 11/3/2008
—— • ——
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2007/4202
Karar
No: 2008/4601
İncelenen Kararın:
Mahkemesi: Karasu Asliye Hukuk
Mahkemesi
Tarihi: 20/12/2000
Numarası: Esas No: 2000/299Karar No: 2000/309
Davacı: Ali Kumaş
Davalı: Hasımsız
Dava Türü: Yabancı Mahkeme (Boşanma)
Kararının Tanınması
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı
Taraflar arasındaki davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp
düşünüldü.
2675 sayılı Milletlerarası Özel
Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun "Tanıma" kenar başlığını
taşıyan 42. maddesinde;
“Yabancı Mahkeme ilamının kesin
delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tesbitine bağlıdır. Tanımada 38 inci maddenin (a) ve
(d) bentleri uygulanmaz. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı
hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idari bir
işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır". hükmü
yer almaktadır.
Bu hükme göre, tanıma talebinin
incelenmesi ve karara bağlanması tenfizdeki usule
tabi olduğundan, tanıma talebini içeren dilekçenin, anılan Kanunun 39.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükme uygun olarak duruşma günü ile
birlikte davalıya tebliğ edilmesi gerekmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 73. maddesinde de mahkemenin, Kanunun gösterdiği istisnalar
haricinde iddia ve savunmalarını bildirmeleri için tarafları usulüne uygun
olarak davet etmeden hüküm veremeyeceği belirtilmiştir.
Mahkemece, dava dilekçesinin ve
duruşma gününün davalıya tebliğ edilmesi suretiyle taraf teşkilinin
sağlanması gerekirken, bu hususa uyulmaksızın karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan hasımsız olarak açılan davanın
kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca
etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 3/4/2008
—— • ——
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2007/7001
Karar
No: 2008/4662
İncelenen Kararın:
Mahkemesi: Tarsus Aile Mahkemesi
Tarihi: 11/11/2005
Numarası: Esas No: 2005/567Karar No: 2005/765
Davacı: Yasin Kolacı
Davalı: Gülcan Kolacı
Dava Türü: Boşanma
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı
Taraflar arasındaki davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp
düşünüldü.
Türk Medeni Kanununun 166/3.
maddesi ile "Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte
başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik
birliği temelinden sarsılmış sayılır" hükmü getirilmiştir.
Dosyadaki nüfus kaydından
tarafların 15/10/2004 tarihinde evlendikleri ve
davanın açıldığı tarihte henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, tarafların
gösterdikleri delillerin toplanarak, M.K.’nun
166/1-2 maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı
araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, M.K.’nun 166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre şartı
gerçekleşmeden tarafların kabulüne dayanarak boşanmaya karar verilmesi usul
ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca
etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 3/4/2008
—— • ——
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2007/4201
Karar
No: 2008/4712
İncelenen Kararın:
Mahkemesi: Ulubey-Uşak Asliye Hukuk
(Aile) Mahkemesi
Tarihi: 22/12/2006
Numarası: Esas No: 2006/114Karar No: 2006/123
Davacı: Elif Tınas
Davalı: Dindar Tınas
Dava Türü: Evlat Edinme
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı
Taraflar arasındaki davanın
yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına
bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp
düşünüldü.
4721 sayılı Türk Medeni
Kanununun 308. maddesinin birinci fıkrasında "evlat edinilenin, evlat
edinenden en az onsekiz yaş küçük olması
şarttır." hükmü yer almaktadır.
Dosyadaki nüfus kayıt
örneklerinden, 12/8/1945 doğumlu, davacı ile
10/5/1961 doğumlu davalı arasındaki yaş farkının on sekiz yıldan az olduğu
anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yasal şartın
oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın
kabulüne ilişkin hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca
etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. 7/4/2008
KARŞI OY
Evlat edinme davaları, kamu
düzenine ilişkin davalardandır.
Türk Medeni Kanununun 318/1.
maddesi; "evlat edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklarından biriyle
sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlatlık ilişkisinin
kaldırılmasını isteyebilir" hükmünü getirmiştir. Bu durumda, kurulmuş
bulunan evlat edinme ilişkisindeki esaslı noksanlıklar tesbit
edildiğinde, Cumhuriyet savcısı tarafından kamu adına ilişkinin
kaldırılması yönünden dava açabilecektir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 427/7. maddesinde kesin olarak verilen hükümlerle niteliği
bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden ve Yargıtayca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan
hükümlerin, kanun yararına temyiz edilebileceği belirtilmiştir.
Türk Medeni Kanununun 318/1.
maddesi uyarınca, esaslı noksanlıkları içeren evlat edinme ilişkisi, Türk Medeni
Kanununun 319. maddesindeki hak düşürücü süreler içerisinde, kamu düzeni
açısından kesinleşmeyecektir. Esasa ilişkin noksanlığı belirleyen
Cumhuriyet savcısı ilişkinin kaldırılması için dava açabilme olanağına
sahip bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanununun 308.
maddesi "evlat edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz
yaş küçük olması şarttır." demektedir. Bu koşul evlat edinmenin en
önde gelen esaslı unsurudur. Somut olayımızda, Cumhuriyet savcısı bu
noksanlığı öğrenmiştir, kamu yararına bozma istemi ile temyiz yerine,
evlatlık ilişkisinin kaldırılması için dava açması yasanın aradığı temel
amaçtır. Zira, kamu yararına bozma taraflar
açısından sonuç doğurmayacak, aksine yasaya aykırı ve esaslı unsurlardaki
eksikliklerine karşın, evlat edinme ilişkisi geçerliliğini koruyacaktır.
Esasa ilişkin noksanlıkları tesbit eden Cumhuriyet savcısının kamu davası açarak
"evlatlık ilişkisinin kaldırılması" temini olanağı bulunması ve
kamu düzeni açısından kesinleşmemiş olan hükümle ilgili olarak kanun
yararına temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile
sayın çoğunluk kararına katılmıyorum.
—— • ——
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2007/4203
Karar
No: 2008/4879
İncelenen Kararın:
Mahkemesi: Karasu Asliye Hukuk
Mahkemesi
Tarihi: 8/12/2000
Numarası: Esas No: 2000/297Karar No: 2000/301
Davacı: Turan Koç
Davalı: Hasımsız
Dava Türü: Yabancı Mahkeme (Boşanma)
Kararının Tanınması
Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı
Davanın yapılan muhakemesi
sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet
Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından
istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
2675 sayılı Milletlerarası Özel
Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun "Tanıma" kenar başlığını
taşıyan 42. maddesine:
"Yabancı mahkeme ilamının
kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine
bağlıdır. Tanımada 38 inci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz.
İhtilafsız kaza kararlarının
tanınması da aynı hükme tabidir.
Yabancı mahkeme ilamına
dayanılarak Türkiye'de idari bir işlemin yapılmasında da aynı usul
uygulanır" hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, tanıma talebinin
incelenmesi ve karara bağlanması, tenfizdeki usule
tabi olduğundan tanıma talebini içeren dilekçenin, anılan Kanunun 39.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükme uygun olarak duruşma günü ile
birlikte davalıya tebliğ edilmesi gerekmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununun 73. maddesinde de mahkemenin, Kanunun gösterdiği istisnalar
haricinde iddia ve savunmalarını bildirmeleri için tarafları usulüne uygun
olarak davet etmeden hüküm veremeyeceği belirtilmiştir.
Mahkemece, dava dilekçesinin ve
duruşma gününün davalıya tebliğ edilmesi suretiyle taraf teşkilinin
sağlanması gerekirken, bu hususa uyulmaksızın karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan hasımsız olarak açılan davanın
kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Diğer taraftan;
Anılan Kanunun 37. maddesinde tenfiz dilekçesine eklenecek belgeler belirtimli olup,
bu hükme göre yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış
aslı ve onanmış tercümesi ile, ilamın
kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge
ile onanmış tercümesinin dilekçeye eklenmesi zorunlu olduğu halde, bu
hususlara uyulmayarak fotokopi ile yetinilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı
kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca
etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 8/4/2008
—— • ——
Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:
Esas No:
2008/4301
Karar
No: 2008/5046
Mahkemesi: Çukurca Asliye Hukuk
Mahkemesi
Tarihi: 13/10/2005
Numarası: 2002/25-2005/32
Davacı: Süleyman Kaya
Davalılar: Mehmet Kara vd.
Davacı tarafından, davalılar
aleyhine 16/9/2002 gününde verilen dilekçe ile
tapuda yüzölçümü düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda;
davanın kabulüne dair verilen 13/10/2005 günlü temyiz edilmeden kesinleşen
hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/3/2008 gün ve 2008/49676
sayılı tebliğnamesi ile HUMK. nun
427/6. maddesi gereğince Kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya
ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği
düşünüldü:
KARAR
Dava, tapu kaydındaki yüzölçümü
düzeltimi istemi ile açılmıştır.
Mahkemece, 23/12/1976
tarih 27 numaralı kaydın 6000
m2 olan yüzölçümünün 54309 m2 olarak düzeltimine karar verilmiştir.
Hazine'nin temliki üzerine
oluştuğu anlaşılan 23/12/1976 tarih 27 numaralı
tapu kaydının krokisi bulunmaktadır. Bu yüzden 3402 sayılı Kadastro
Kanununun 20 ve Türk Medeni Kanununun 719 maddeleri uyarınca kapsamının
krokisine göre saptanması gerekir. Başka bir anlatımla, taşınmazın krokisi
arz üzerinde nereyi kapsıyor ise kaydın miktarı o bölümle sınırlıdır.
Böylesine çapa bağlanan bir taşınmazın yüzölçümünün 5520 sayılı Kanun ile
değişik Tapu Kanununun 31. maddesine dayanılarak düzeltilmesi olanaklı
bulunmamaktadır. Çünkü, 5520 sayılı Yasayla
değişik Tapu Kanununun 31. maddesi uyarınca kayıttaki yüzölçüm
miktarı bir taşınmaz malın gerçek yüzölçümünün Tapu Sicilindekinden daha az
veya fazla olması gerçeğin Tapu Sicilinde yazılı yüzölçümüyle örtüşmemesi,
dava konusu taşınmazın da sınırdaki taşınmazlarla bir çekişmesinin
bulunmaması halinde mümkündür.
Mahkemece, değinilen bu yönler
bir yana bırakılarak davanın reddi yerine istemin hüküm altına alınması
doğru olmamıştır.
Karar açıklanan nedenlerle
bozulmalıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 426/6 maddesine dayalı Kanun yararına
bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, hükmün sonuca
etkili olunmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere de karar
örnekleri ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 14/4/2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
|