← Resmî Gazete · 7 Mayıs 2008 · Sayı 26869

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Yargıtay 2. ve 14. Hukuk Dairelerine Ait Kararlar

Metin

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü

7 Mayıs 2008 ÇARŞAMBA

Resmî Gazete

Sayı : 26869

YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2007/1910

Karar No: 2008/2478

İncelenen Kararın:

Mahkemesi: Aydın Aile Mahkemesi

Tarihi: 22/9/2006

Numarası: Esas No: 2006/564Karar No: 2006/731

Davacı: Sami Ertuğrul

Davalı: Fatma Ertuğrul ve Ferda Kemiksiz

Dava Türü: Evlat Edinme

Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 308. maddesinde "evlat edinilenin, evlat edinenden en az 18 yaş küçük olması şarttır" hükmü mevcuttur.

Dosyada mevcut nüfus kayıt örneklerinden, 28/11/1939 doğumlu olan davacı Sami ile evlat edinilmek istenen11/8/1955 doğumlu Ferda arasındaki yaş farkının onsekiz yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece; yasal şartın oluşmaması nedeniyle davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 308. maddesi hükmüne aykırı olarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. 28/2/2008

KARŞI OY

Türk Medeni Kanununun 282. maddesi, genel olarak soybağının kurulmasını düzenlemiş, çocuk ile ana arasındaki soybağının doğumla, çocuk ile baba arasındaki soybağının ise ana ile evlilik, tanıma ve hakim hükmü ile kurulacağını, ayrıca soybağının evlat edinme yoluyla da kurulabileceğini hüküm altına almıştır. Yasadaki düzenlemeler ve yargılama usullerinden de anlaşılacağı gibi, soybağı davaları bu arada doğal olarak ta evlat edinme davaları, kamu düzenine ilişkindir.

Türk Medeni Kanununun 318/1. maddesi ile getirilen hükümle, esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa,Cumhuriyet savcısı evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilecektir. Bu nedenle, kurulmuş bulunan evlat edinme ilişkisindeki esaslı noksanlık, artık,bu noksanlığın öğrenilmesinde, kamu adına ilişkinin kaldırılması yolunda dava açılmasını mümkün kılacaktır.

HUMK.nun 427/7. maddesinde, kesin olarak verilen hükümlerle, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan hükümlerin, kanun yararına temyiz edilebileceği belirtilmiştir.

TMK.nun 318/1. maddesi uyarınca, esaslı noksanlıkları içeren evlat edinme ilişkisi, TMK.319. maddedeki hak düşürücü süreler içersinde, kamu düzeni açısından kesinleşmeyecektir. Esasa ilişkin noksanlığı belirleyen Cumhuriyet savcısı, ilişkinin kaldırılması için dava açabilme olanağına sahip bulunmaktadır.

Evlat edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır. Bu koşul evlat edinmenin en önde gelen esaslı unsurudur. Cumhuriyet savcısı bu noksanlığı öğrenmiştir. Kanun yararına bozma istemi ile temyiz yerine ilişkinin kaldırılması için dava açması yasanın aradığı temel amaçtır. Zira, kanun yararına bozma, taraflar açısından sonuç doğurmayacak, bu durum, yasaya aykırı ve esasla unsurlardaki eksikliklerine karşın, evlat edinme ilişkisinin kurulmasını sağlayabilecektir.

Esasa ilişkin noksanlıkları öğrenen Cumhuriyet savcısının, dava açarak evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını temin olanağının bulunması ve kamu düzeni açısından kesinleşmemiş olan hükümle ilgili olarak, kanun yararına temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluk kararına katılmıyorum.

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2007/19530

Karar No: 2008/3196

İncelenen Kararın:

Mahkemesi: Dazkırı Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi

Tarihi: 21/9/2006

Numarası: Esas No:2006/187Karar No:2006/185

Davacı: Nadir Gürcü

Küçük: Nadir Gürcü

Davalı: Abdurrahman Gürcü

Dava Türü: Velayetin Kaldırılması

Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacı Nadir Gürcü'nün davalı Abdurrahman Gürcü'ye karşı Dazkırı Sulh Hukuk Mahkemesinde 8/2/2006 tarihinde açtığı velayetin nez'i ve vasi tayini davasında anılan Mahkemece 29/3/2006 tarih ve 2006/41 esas 2006/117 karar sayılı hüküm ile görevsizlik kararı verildiği, dosyanın gönderildiği Dazkırı Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda kısa kararda davanın kabulüne, 12/3/1997 doğumlu Nadir Gürcü'nün babası Abdurrahman Gürcü'de olan velayetinin kaldırılmasına ve davacı dedesi Nadir Gürcü'nün vasi olarak atanmasına karar verildiği, gerekçeli kararda, kısa karara aykırı olarak küçük Nadir Gürcü'nün velayetinin dedesi Nadir Gürcü'ye verilmesine karar verildiği, ayrıca kısa kararda hüküm altına alınmadığı halde, küçük ile davalı babası arasında kişisel ilişki kurulmasına ilişkin düzenlemelere de yer verildiği, bu suretle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratıldığı, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.

Tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten sonra Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381. maddesine göre hazır olan tarafların dinlenip yargılamanın sona erdiği bildirilerek, aynı Kanunun 388. maddesi uyarınca kararın gerekçesi ile birlikte yazılması ve hüküm sonucunun 389. maddede öngörülen biçimde tefhim edilmesi asıldır.

Anılan Kanunun 381. maddesinin son fıkrasının getirdiği ayrıcalığa dayanılarak zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucunun tutanağa geçirilip tefhim edilmesi ve gerekçeli kararın daha sonra yazılması hallerinde; gerekçeli kararın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren, tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olması zorunludur. Kısa kararı yazıp tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesi yasal olarak mümkün değildir.

Diğer taraftan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 335. maddesinde "ergin olmayan çocuk ana ve babasının velayeti altındadır." hükmü yer almaktadır.

Aynı Kanunun 404'üncü maddesinde de velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir.

Sözü edilen yasal düzenlemelere göre velayet hakkı, münhasıran anne ve babaya tanınan bir hak olup, evlat edinme hali hariç, anne ve baba dışında hiç kimseye tevdi olunamayacağından, mahkemece gerekçeli kararda velayetin küçüğün davacı dedesine verilmesi şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Ayrıca, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun "Aile Mahkemelerinin görevleri" kenar başlığını taşıyan 4'üncü maddesinin birinci bendine göre:

"22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabı ile 3/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler" aile mahkemelerinin görevleri arasında bulunmakta iken;

5133 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 2'nci maddesi ile "4787 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin (l) numaralı bendine "Türk Medeni Kanununun” ibaresinden sonra gelmek üzere "üçüncü kısım hariç olmak üzere"ibaresi eklenmiştir." hükmü getirilmiştir.

4787 sayılı Kanunda yapılan söz konusu değişiklik gereğince, vasi tayinine ilişkin davalarda aile mahkemesi görevli olmadığından mahkemece velayetin babadan kaldırılmasına, küçüğün vesayet altına alınması için ilgili ve yetkili vesayet makamına gerekli ihbarın yapılmasına karar verilmesi gerekirken kısa kararda küçüğün dedesinin vasi olarak atanmasına karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 11/3/2008

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2007/4202

Karar No: 2008/4601

İncelenen Kararın:

Mahkemesi: Karasu Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 20/12/2000

Numarası: Esas No: 2000/299Karar No: 2000/309

Davacı: Ali Kumaş

Davalı: Hasımsız

Dava Türü: Yabancı Mahkeme (Boşanma) Kararının Tanınması

Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun "Tanıma" kenar başlığını taşıyan 42. maddesinde;

“Yabancı Mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tesbitine bağlıdır. Tanımada 38 inci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idari bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır". hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre, tanıma talebinin incelenmesi ve karara bağlanması tenfizdeki usule tabi olduğundan, tanıma talebini içeren dilekçenin, anılan Kanunun 39. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükme uygun olarak duruşma günü ile birlikte davalıya tebliğ edilmesi gerekmektedir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesinde de mahkemenin, Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde iddia ve savunmalarını bildirmeleri için tarafları usulüne uygun olarak davet etmeden hüküm veremeyeceği belirtilmiştir.

Mahkemece, dava dilekçesinin ve duruşma gününün davalıya tebliğ edilmesi suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, bu hususa uyulmaksızın karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan hasımsız olarak açılan davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 3/4/2008

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2007/7001

Karar No: 2008/4662

İncelenen Kararın:

Mahkemesi: Tarsus Aile Mahkemesi

Tarihi: 11/11/2005

Numarası: Esas No: 2005/567Karar No: 2005/765

Davacı: Yasin Kolacı

Davalı: Gülcan Kolacı

Dava Türü: Boşanma

Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Türk Medeni Kanununun 166/3. maddesi ile "Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır" hükmü getirilmiştir.

Dosyadaki nüfus kaydından tarafların 15/10/2004 tarihinde evlendikleri ve davanın açıldığı tarihte henüz bir yıllık sürenin dolmadığı anlaşılmıştır.

Mahkemece, tarafların gösterdikleri delillerin toplanarak, M.K.’nun 166/1-2 maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, M.K.’nun 166/3. maddesinde öngörülen bir yıllık süre şartı gerçekleşmeden tarafların kabulüne dayanarak boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 3/4/2008

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2007/4201

Karar No: 2008/4712

İncelenen Kararın:

Mahkemesi: Ulubey-Uşak Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi

Tarihi: 22/12/2006

Numarası: Esas No: 2006/114Karar No: 2006/123

Davacı: Elif Tınas

Davalı: Dindar Tınas

Dava Türü: Evlat Edinme

Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 308. maddesinin birinci fıkrasında "evlat edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır." hükmü yer almaktadır.

Dosyadaki nüfus kayıt örneklerinden, 12/8/1945 doğumlu, davacı ile 10/5/1961 doğumlu davalı arasındaki yaş farkının on sekiz yıldan az olduğu anlaşılmaktadır.

Mahkemece, yasal şartın oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne ilişkin hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oyçokluğuyla karar verildi. 7/4/2008

KARŞI OY

Evlat edinme davaları, kamu düzenine ilişkin davalardandır.

Türk Medeni Kanununun 318/1. maddesi; "evlat edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklarından biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir" hükmünü getirmiştir. Bu durumda, kurulmuş bulunan evlat edinme ilişkisindeki esaslı noksanlıklar tesbit edildiğinde, Cumhuriyet savcısı tarafından kamu adına ilişkinin kaldırılması yönünden dava açabilecektir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/7. maddesinde kesin olarak verilen hükümlerle niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade eden ve Yargıtayca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan hükümlerin, kanun yararına temyiz edilebileceği belirtilmiştir.

Türk Medeni Kanununun 318/1. maddesi uyarınca, esaslı noksanlıkları içeren evlat edinme ilişkisi, Türk Medeni Kanununun 319. maddesindeki hak düşürücü süreler içerisinde, kamu düzeni açısından kesinleşmeyecektir. Esasa ilişkin noksanlığı belirleyen Cumhuriyet savcısı ilişkinin kaldırılması için dava açabilme olanağına sahip bulunmaktadır.

Türk Medeni Kanununun 308. maddesi "evlat edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır." demektedir. Bu koşul evlat edinmenin en önde gelen esaslı unsurudur. Somut olayımızda, Cumhuriyet savcısı bu noksanlığı öğrenmiştir, kamu yararına bozma istemi ile temyiz yerine, evlatlık ilişkisinin kaldırılması için dava açması yasanın aradığı temel amaçtır. Zira, kamu yararına bozma taraflar açısından sonuç doğurmayacak, aksine yasaya aykırı ve esaslı unsurlardaki eksikliklerine karşın, evlat edinme ilişkisi geçerliliğini koruyacaktır.

Esasa ilişkin noksanlıkları tesbit eden Cumhuriyet savcısının kamu davası açarak "evlatlık ilişkisinin kaldırılması" temini olanağı bulunması ve kamu düzeni açısından kesinleşmemiş olan hükümle ilgili olarak kanun yararına temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluk kararına katılmıyorum.

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2007/4203

Karar No: 2008/4879

İncelenen Kararın:

Mahkemesi: Karasu Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 8/12/2000

Numarası: Esas No: 2000/297Karar No: 2000/301

Davacı: Turan Koç

Davalı: Hasımsız

Dava Türü: Yabancı Mahkeme (Boşanma) Kararının Tanınması

Temyiz Eden: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun "Tanıma" kenar başlığını taşıyan 42. maddesine:

"Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 38 inci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz.

İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir.

Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idari bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır" hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre, tanıma talebinin incelenmesi ve karara bağlanması, tenfizdeki usule tabi olduğundan tanıma talebini içeren dilekçenin, anılan Kanunun 39. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hükme uygun olarak duruşma günü ile birlikte davalıya tebliğ edilmesi gerekmektedir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesinde de mahkemenin, Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde iddia ve savunmalarını bildirmeleri için tarafları usulüne uygun olarak davet etmeden hüküm veremeyeceği belirtilmiştir.

Mahkemece, dava dilekçesinin ve duruşma gününün davalıya tebliğ edilmesi suretiyle taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, bu hususa uyulmaksızın karşı tarafa savunma imkanı sağlanmadan hasımsız olarak açılan davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Diğer taraftan;

Anılan Kanunun 37. maddesinde tenfiz dilekçesine eklenecek belgeler belirtimli olup, bu hükme göre yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onanmış tercümesi ile, ilamın kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesinin dilekçeye eklenmesi zorunlu olduğu halde, bu hususlara uyulmayarak fotokopi ile yetinilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 8/4/2008

—— • ——

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:

Esas No: 2008/4301

Karar No: 2008/5046

Mahkemesi: Çukurca Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi: 13/10/2005

Numarası: 2002/25-2005/32

Davacı: Süleyman Kaya

Davalılar: Mehmet Kara vd.

Davacı tarafından, davalılar aleyhine 16/9/2002 gününde verilen dilekçe ile tapuda yüzölçümü düzeltilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 13/10/2005 günlü temyiz edilmeden kesinleşen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/3/2008 gün ve 2008/49676 sayılı tebliğnamesi ile HUMK. nun 427/6. maddesi gereğince Kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR

Dava, tapu kaydındaki yüzölçümü düzeltimi istemi ile açılmıştır.

Mahkemece, 23/12/1976 tarih 27 numaralı kaydın 6000 m2 olan yüzölçümünün 54309 m2 olarak düzeltimine karar verilmiştir.

Hazine'nin temliki üzerine oluştuğu anlaşılan 23/12/1976 tarih 27 numaralı tapu kaydının krokisi bulunmaktadır. Bu yüzden 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20 ve Türk Medeni Kanununun 719 maddeleri uyarınca kapsamının krokisine göre saptanması gerekir. Başka bir anlatımla, taşınmazın krokisi arz üzerinde nereyi kapsıyor ise kaydın miktarı o bölümle sınırlıdır. Böylesine çapa bağlanan bir taşınmazın yüzölçümünün 5520 sayılı Kanun ile değişik Tapu Kanununun 31. maddesine dayanılarak düzeltilmesi olanaklı bulunmamaktadır. Çünkü, 5520 sayılı Yasayla değişik Tapu Kanununun 31. maddesi uyarınca kayıttaki yüzölçüm miktarı bir taşınmaz malın gerçek yüzölçümünün Tapu Sicilindekinden daha az veya fazla olması gerçeğin Tapu Sicilinde yazılı yüzölçümüyle örtüşmemesi, dava konusu taşınmazın da sınırdaki taşınmazlarla bir çekişmesinin bulunmaması halinde mümkündür.

Mahkemece, değinilen bu yönler bir yana bırakılarak davanın reddi yerine istemin hüküm altına alınması doğru olmamıştır.

Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 426/6 maddesine dayalı Kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, hükmün sonuca etkili olunmamak üzere BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere de karar örnekleri ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 14/4/2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.