|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2006/96
Karar
Sayısı: 2008/65
Karar
Günü: 28.2.2008
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN: İstanbul 10. İcra Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU: 9.6.1932 günlü, 2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 günlü 5358 sayılı Yasa ile
değiştirilen 340. maddesinin Anayasa’nın 2., 10.,
11., 13. ve 38. maddelerineaykırılığı savıyla iptali istemidir.
I-
OLAY
İcra
Dairesinde kararlaştırılan borcun ilk taksidinin
ödenmemesi üzerine borçlunun cezalandırılması istemiyle açılan davada
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme
iptali için başvurmuştur.
II-
İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Getirtilip incelenen icra dosyasında, borçlunun haciz
sırasında 05/07/2005 günü alacaklıyla ödeme
sözleşmesi yaptığı, ancak 15/07/2005 tarihinde yapacağı ilk taksit ödeme taahüdünü ihlal ettiği görülmüştür.
Sanık
hakkında suçunun sabit görülmesi halinde 2004 sayılı İİY’nın
31/05/2005 tarih ve 5358 sayılı Yasa ile değişik
340. maddesinin uygulanması söz konusudur.
İİY’nın 340. maddesinde suçun “İİY’nın
111. madde mucibince veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde
kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden
borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine, üç aya
kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra
borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda
olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında
tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik
süresi üç ayı geçmez.” şeklinde tanımlanarak yaptırımı gösterilmiştir.
Uygulanması
olası yasa maddesinin TC Anayasasına aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Borçludan
alacağını rızasıyla almayan alacaklı, alacağını cebri icra yolunu da
kullanarak tahsil etme olanağına sahiptir. Özel hukuktan doğan alacakla
ilgili yanlar birbirlerinin ödeme gücünü bilecek durumdadırlar. Basiretli
tacir öngörüsüyle hareket etmeleri beklenir. Borcunu ödemeyen, İİY’nın 111. maddesine göre takip içi yapılan ödeme
sözleşmesindeki taksitle ödeme yükümlülüğünü yerine getirmeyen borçlunun
ayrıca cezalandırılması evrensel hukuk kurallarıyla bağdaşmaz.
Ödeme
sözleşmesi yükümlülüğünü yerine getirmemekle ihlal edilen değer, toplumsal
olmayıp bireyseldir. Bu düzenleme cezalandırmanın temel ilke ve esaslarıma
uygun değildir. Zira hapis cezasının amacı bir yükümlülüğün ihlalinin
yaptırımı olmaktan ziyade borcun tahsilini sağlamaya yöneliktir.
Özel hukukdan doğan bir edimin yerine getirilmemesi
nedeniyle borçlunun cezalandırılması evrensel hukuk ilkelerinin yanısıra AİHS hükümlerine ve Anayasanın hukuk devleti
ilkesine de aykırıdır.
Anayasanın
2. maddesinde tanımlanan hukuk devleti “...her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurup geliştirmeyi hedeflediğini...” ifade etmektedir.
Anayasaya
aykırı olduğu düşünülen yasa maddesi ve maddede yaptırım olarak düzenlenen
tazyik hapsi; suç sayılan eylem, verilecek cezanın türü, süresi ve
miktarını belirlemede takdir yetkisi gibi ceza hukukunun temel ilkelerine
de aykırıdır.
Türk
Ceza Yasasına göre daha ağır yaptırım olan bir yıla kadar hapis cezasının
para ya da seçenek yaptırıma çevrilebilmesi, iki yıla kadar olan hapis
cezasının ertelenmesi, dava zamanaşımı süresinin belirli olması ve koşullu salıvermeden
yararlanması olanaklı iken; tazyik hapsinde ceza hukuku kurumlarının
uygulanmaması öngörülmüştür. Buna yasal ve takdiri indirim hükümleri ile ön
ödeme ve uzlaşma kurumu da dahildir. Suçta ve
cezadaki bu oransızlık Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen hukuksal
eşitlik ilkesine de aykırıdır.
Yasalar;
Anayasaya, Anayasanın değişik 90. maddesi karşısında ülkemizin tarafı
olduğu uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı
olamaz. Olaya uygulanması gereken yasa, Anayasanın bağlayıcılığı ve
üstünlüğü ilkesini düzenleyen 11. maddesine de aykırıdır.
Devlet
toplum düzenini sağlamak için ceza verme yetkisini istediği biçim ve
kapsamda kullanamaz. Hak ve özgürlüklerin demokratik toplum düzeninin
gereklerine aykırı sınırlandırılamayacağına ilişkin Anayasanın 13.
maddesindeki düzenlenen hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki ilkeye
de aykırı görülmektedir.
Çağdaş
ceza hukukunda eylemden başka failde cezalandırılmanın konusunu
oluşturmakta, failin kişilik özellikleri de dikkate alınarak seçimlik
cezalar ve güvenlik önlemleri uygulanmaktadır. Her bir sanığa doksan güne
kadar tazyik hapsi öngörülmesi temel cezanın tayin ve takdirinde yargıca
takdir yetkisi veren suç ve cezalara ilişkin esasları düzenleyen Anayasanın
38.maddesine de aykırıdır.
Açıklanan
nedenlerle yasa maddesinin Anayasaya aykırı olduğu düşünüldüğünden iptali
istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması yoluna gidilmiştir.”
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 günlü, 5358 sayılı Yasa ile
değiştirilen 340. maddesi şöyledir:
“111 inci madde mucibince veya alacaklının
muvafakati ile icra dairesinde kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul
bir sebep olmaksızın ihlal eden borçlunun, alacaklının şikayeti
üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine
başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra
veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir;
ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir.
Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemez.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında, Anayasa’nın 2., 10., 11., 13. ve 38.
maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün katılımlarıyla 27.6.2006 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, borçludan alacağını rızasıyla alamayan alacaklının alacağını
cebri icra yolunu kullanarak tahsil etme olanağına sahip olduğu, özel
hukuktan doğan alacakla ilgili olaylarda tarafların birbirlerinin ödeme
gücünü bilebilecek durumda oldukları ve basiretli tüccar öngörüsüyle hareket
etmeleri gerektiği, ödeme sözleşmesindeki taksitle ödeme yükümlülüğünü
yerine getirmeyen borçlunun ayrıca cezalandırılmasının evrensel hukuk
kurallarıyla bağdaşmadığı, ödeme sözleşmesi yükümlülüğünün yerine
getirilmemesiyle ihlâl edilen değerin toplumsal değil bireysel olduğu, bu
düzenlemenin cezalandırmanın temel ilke ve esaslarına uygun olmadığı,
tazyik hapsinin suç sayılan eylem, verilecek cezanın türü, süresi ve
miktarını belirlemede takdir yetkisi gibi konular yönünden ceza hukukunun
genel ilkelerine aykırı olduğu, diğer cezaların ertelenebildiği ve seçenek
yaptırımlara çevrilebildiği halde, tazyik hapsi cezasında bu durumlar
geçerli olmadığından Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu,
Devletin toplum düzenini sağlamak için ceza verme yetkisini istediği biçim
ve kapsamda kullanamayacağı, hak ve özgürlüklerin demokratik toplum
gereklerine aykırı olarak sınırlandırılamayacağı, çağdaş ceza hukukunda
failin kişilik özelliklerinin de dikkate alınarak seçimlik cezaların ve
güvenlik önlemlerinin uygulandığı, her sanık için doksan güne kadar tazyik
hapsi öngörülmesinin hakimin takdir yetkisini sınırlandırdığı, bu
nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 10., 11., 13.
ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kurala göre, İcra ve İflas Kanunu’nun 111.
maddesi uyarınca veya alacaklının muvafakati ile icra dairesinde
kararlaştırılan borcu ödeme şartını, makbul bir sebep olmaksızın ihlal eden
borçlu hakkında alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine
karar verilebilecek, tazyik hapsinin uygulanmasından sonra borçlu borcun
tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı
öderse tahliye edilebilecek, ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik
hapsine yeniden karar verilebilecektir. Ancak, bir borçtan dolayı
tazyik hapsinin süresi üç ayı geçemeyecektir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 340. maddesinde öngörülen ilk durumda,
satış talebinden evvel borçlu tarafından borcun ödenme biçimine ilişkin
olarak yollamada bulunulan aynı Yasa’nın 111. maddesine göre, icra takibi
sırasında, yeterli mal haczedilip satış talebinden önce borcun dörtte
birinden az olmamak üzere birinci taksidinin
peşin olarak ve kalan miktarının da muntazam aralıklarla en çok üç ayda üç
taksit halinde borçlu tarafından ödenebilmesi imkânı bulunmaktadır. Bu
taahhüt, borçlunun tek taraflı olarak Yasa’dan doğan taksitle ödeme hakkını
kullanmasıdır. İkinci durumda ise alacaklının muvafakatı
ile icra dairesinde borcun ödenmesinin kararlaştırılması, alacaklı ve
borçlunun icra memurunun huzurunda takibe konu borcun ödenme şeklinin
belirlenmesidir.
Anayasa’nın
10. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer
verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı
işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı
tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri
ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz.
İtiraza
konu yasa kuralıyla, tazyik hapsini gerektiren eylemde bulunan kişinin
kendi iradesiyle oluşan yükümlülüğünden caymaması ve borcun zamanında
ödenmesinin sağlanması amacı güdülmektedir. Kuralda yaptırım öngörülen
eylemi işleyen kişilerle, ceza yargılamasının konusunu oluşturan diğer
suçları işleyen kişiler farklı konumda bulunduklarından Anayasa’nın eşitlik
ilkesine aykırılıktan söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir.
Anayasa’nın
38. maddesinin sekizinci fıkrasında hiç kimsenin yalnızca sözleşmeden
kaynaklanan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden
alıkonulamayacağı belirtilmiştir.
İtiraz
konusu kuralda düzenlenen yaptırım Anayasa’nın 38. maddesinin sekizinci
fıkrasında sözü edilen doğrudan sözleşme yükümlülüğünün yerine
getirilememesi olmayıp, kanunla getirilen ve kamu otoritesince yürütülen
cebri icranın etkinliğini sağlama amacını taşımaktadır.
Bu
nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı
değildir. İtirazın reddi gerekir.
İtiraz
konusu kuralın Anayasa’nın 2., 11. ve 13.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI- SONUÇ
9.6.1932
günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005 günlü, 5358 sayılı
Yasa ile değiştirilen 340. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, 28.2.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
|
|