|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı : 2006/35
Karar
Sayısı : 2007/48
Karar
Günü : 11.4.2007
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Kemal ANADOL,
Haluk KOÇ ile birlikte 127 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 29.12.2005 günlü ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un;
1- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 22.12.1934
günlü ve 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin birinci, ikinci,
üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci, sekizinci ve onuncu
fıkralarının,
2- 2. maddesiyle 2644 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici
Madde 2'nin ikinci fıkrasının,
3-
3. maddesinin,
Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2.,
5., 6., 7., 8., 10., 11., 16., 35. ve 123. maddelerine aykırılığı savıyla
iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN
GEREKÇESİ
Yürürlüğün durdurulması istemini de içeren dava
dilekçesinin gerekçesi şöyledir:
"III. GEREKÇE
1) 29.12.2005 Tarih ve 5444 Sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun Birinci Maddesinin Yeniden
Düzenlediği 22.12.1934 Tarih ve 2644 Sayılı Tapu Kanununun 35 inci
Maddesinin;
a) Birinci
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 2644 sayılı Tapu
Kanununun 35 inci maddesinin iptali istenen birinci fıkrasının birinci
cümlesinde, yabancı uyruklu gerçek kişilere, karşılıklı olmak ve kanunî
sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye'de işyeri veya mesken olarak kullanmak
üzere, uygulama imar planı veya mevzii imar planı içinde bu amaçlarla
ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilmek olanağı getirilmiş; ikinci
cümlesinde sınırlı aynî hak tesisi de aynı koşullara bağlanmıştır. Anayasanın 35 inci maddesi mülkiyet hakkına ilişkin
sınırlamaların kanunla yapılacağını bildirmektedir.
Birinci cümlede sözü geçen "kanunî
sınırlamalar" m ne olduğu ise, söz konusu kanunda açık ve seçik bir
biçimde ortaya konulmamıştır. Kuşkusuz bu kavram bugün yürürlükte olan
birtakım kanunları ifade ettiği gibi ileride yürürlüğe konulabilecek olan
ve bugünden ne getireceğini bilmediğimiz kanunları da kapsamına almakta ve
bu nedenle de neyin sınır olup neyin olmadığı hususunu açıklıktan
uzaklaştırmaktadır. Halbuki bir kanunun neye imkan
tanıyıp neye imkan tanımadığının, hükümlerinden açıkça anlaşılması gerekir.
Böylesi açıklıktan yoksun bir düzenleme, öngörülemezlik ve belirsizlik
yaratır; bu da hukuk kurallarının karşılaması gereken hukuki güvenlik
beklentisinin karşılanamamasına yol açar. Anayasanın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devletinin temel unsurlarından birisi de, hukuk
güvenliği sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda belirlilik ve
öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk devletinde yargı denetiminin
sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının yasalarda
açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur. Belirlilik ve öngörülebilirlik
özellikleri taşımayan ve dolayısı ile hukuki güvenlik sağlamayan kurallar
ise "hukuk devleti" ilkesi ve dolayısıyla Anayasanın Türkiye
Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğunu ifade eden 2 nci
maddesi ile bağdaşmaz.
Yabancılara tanınan hak ve özgürlüklerin yasal
sınırlarının açık ve seçik bir biçimde gösterilmesi, ülke güvenliği ve
bağımsızlığı bakımından da şarttır. Çünkü ancak bu şekilde ülkenin tam anlamıyla
yabancıların nüfuzuna açılması ve yabancılara taşınmaz mal satışının
yabancılaştırmaya dönüşmesi önlenebilir.
Anayasanın 16 nci
maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin yabancılar için uluslararası hukuka
uygun olarak yasayla sınırlandırılabileceği kuralı yer almaktadır. Ancak bu
hüküm, yasa ile getirilecek bu kuralların Anayasanın diğer hükümlerine
uygun olması gerekliliğini de ortadan kaldırmaz. Bu nedenle, yapılacak
düzenlemelerde "karşılıklılık" gibi uluslararası hukukun temel
ilkeleri göz önünde tutulurken, Anayasanın Başlangıç kısmının, 2 nci ve 5 inci maddelerinin yanı sıra tüm hükümlerine de
uygun kurallar oluşturulmalıdır.
Bu gereğe uyulmaması, yapılan düzenleme için bir
Anayasaya aykırılık gerekçesi oluşturur.
İçerdiği temel görüş ve ilkeler, öbür hükümlerle
eşdeğer olan Anayasanın başlangıç kısmının beşinci paragrafında,
"Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatleri ...
nin karşısında koruma göremeyeceği ...." ilkesi ile Anayasanın öngördüğü hukuk düzeni
içinde ulusal çıkarların herşeyin üzerinde
tutulması gerektiği belirtilmiştir.
Öte yandan, Anayasanın 2 nci
maddesinde, "... toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı ... içinde insan
haklarına saygılı ..." olunacağına yer verilerek devlet ve toplumun
çıkarlarına öncelik tanınmıştır.
Anayasanın 5 inci maddesinde de, bir yandan
"... Türk Milletinin bağımsızlığı" nı,
öte yandan da "... kişilerin ve toplumun
refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak" Devlet'in temel amaç ve
görevleri arasında sayılmıştır. Anayasa Mahkemesinin 2983 sayılı Yasa ile
ilgili kararında, 5 inci maddede yer alan "Türk milletinin
bağımsızlığı" ilkesinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığı birlikte
içerdiği, bu kavramların yalnız başına bir anlam taşımadıkları, birbirlerini
tamamlayan kavramlar oldukları vurgulanmıştır.
İptali istenen birinci cümlede yasal sınırlar
konusunda görülen belirsizlik ise, söz konusu Anayasa hükümlerinin ifade
ettiği ilke ve kavramların gereğinin karşılanmasını olanaksızlaştırmakta;
bu nedenle de; toplumun yararlan, bağımsızlık ve ülke güvenliği açısından
sakıncalar taşımaktadır.
Açıklanan nedenlerle 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden
düzenlediği 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin iptali istenen
birinci fıkrasının birinci cümlesi, Anayasanın başlangıç kısmına, 2 nci, 5 inci ve 35 inci maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan yabancıların taşınmaz mal edinmelerine ilişkin sınırların açık
ve seçik biçimde yasada gösterilmemesi, Anayasanın 35 inci maddesi ile de
çelişmektedir.
35 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi,
sınırlı ayni hak tesisini birinci cümledeki koşullara bağladığı için, bu
cümle de yukarıda açıklanan gerekçelerle Anayasanın Başlangıç kısmı ile 2 nci, 5 inci ve 35 inci maddelerine aykırıdır ve iptal
edilmesi gerekmektedir.
35 inci maddenin birinci fıkrasının üçüncü
cümlesine gelince, burada yabancı gerçek kişilerin edinebilecekleri
taşınmaz ve sınırlı ayni hakların alan olarak sının gösterilmeye
çalışılmakla birlikte, "toplam" teriminin sınırlı ayni haklar ile
taşınmazların birlikte toplamını mı, yoksa kategori olarak kendi içlerinde
ayrı ayrı alınacak toplamları mı ifade ettiği,
madde metninden açıkça anlaşılamamaktadır.
Bu belirsizlik yukarıda açıklanan gerekçelerle,
üçüncü cümleyi de Anayasanın Başlangıç kısmına, 2 nci
ve 5 inci maddelerine aykırı bir görünüme sokmakta, hukuk devleti ilkesi
ile bağdaşmamakta ve bu nedenle de söz konusu cümlenin iptali
gerekmektedir.
35 inci maddenin birinci fıkrasının son cümlesinde
ise, bu fıkranın üçüncü cümlesinde belirtilen 2,5 hektarlık sının, 30
hektara kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
Bu hükmün, Bakanlar Kuruluna ölçüt sınır olan 2,5 hektar miktarını
12 kat artırma imkanı tanıdığı görülmektedir.
Böyle bir yetkilendirmenin ise, yetkiyi belirsiz ve adeta sınırsız hale
getireceği; Anayasanın 123 üncü ve 8 inci maddelerinde ifade edilen
yürütmenin - idarenin kanuniliği ilkesi ile bağdaşmayacağı; belirsizlik
yaratması ve keyfiliğe imkan hazırlaması nedeniyle
"hukuk devleti" ilkesi ile de çelişeceği ortadadır. Böyle
belirsiz, ilkeleri ve genel esaslan kanunda gösterilmemiş, dolayısı ile
sınırsız bir yetkilendirmenin bir asli düzenleme yetkisi devri niteliği
taşıyacağı ve bu nedenle de Anayasanın 7 nci ve 8
inci maddelerine; kökenini Anayasadan almadığı için Anayasanın 6 nci maddesine aykırı düşeceği de gözden uzak
tutulmamalıdır.
Öte yandan, 35 inci maddenin iptali istenen tüm
cümleleri ile yapılan düzenlemelerde taşınmazın arazi, arsa veya bina
olması açısından, yabancıların mülk edinme koşullarının ayrı ayrı belirtilmediği de görülmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 4916 sayılı Kanun ile ilgili
14.03.2005 gün ve 2003/70 E, 2005/14 sayılı kararında,
"... hukuk devletinin
yukarda belirtilen işlevlerinin yaşama geçirilebilmesi için, ülkenin
bütünlüğü, güvenliği, coğrafi özellikleri, stratejik konumu ve öncelikleri
gözetilerek yabancıların alacağı taşınmazın yeri, arazi, arsa veya bina
olmasının getireceği farklılıklar ile satın almanın amacı, koşullan ve
devirde uyulacak usul ve esaslar gibi hususların yasada belirtilmesi
gerekir. Bunların yasada düzenlenmemiş olması, ülke bütünlüğü ve egemenliği
ile doğrudan ilgili olduğunda duraksama bulunmayan yabancıların
taşınmaz
edinimi konusunda, yetki devrine yol açacağı gibi yasaların açık, anlaşılabilir
ve sınırları belirli kurallar içermesi gereğinin hukuk güvenliğinin
gerçeklemesi için ön koşul kabul edildiği hukuk devleti anlayışına da
aykırı düşer."
denilmiştir. Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bu kararma
göre;
a)Yabancıların
alacağı taşınmazın arazi, arsa veya bina olmasının getireceği farklılıkların
ve,
b)Devirde
uyulacak usul ve esasların,
yasada
belirtilmesi zorunludur. Bu aynı zamanda yukarıda belirtildiği gibi Anayasanın
35 inci maddesinin de gerekli kıldığı bir husustur. Yasada belirtilmesi
gereken bu hususlara söz konusu yasada yer verilmediğinden, yapılan bu
düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı ile ve Anayasanın 35
inci maddesi ile bağdaşmadığı; yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırı olarak yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi
belirsiz bir yetki devri yaptığı kuşkusuzdur.
Anayasa Mahkemesinin anılan kararında belirtildiği
üzere, yasada belirtilmesi gereken söz konusu hususlara yasada yer
verilmemesi, yasaların açık, anlaşılabilir ve sınırlan belirli kurallar
içermesi gereğinin hukuk güvenliğinin gerçeklemesi için ön koşul kabul
edildiği hukuk devleti anlayışına ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci maddesine aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444
sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci
maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu
Kanununun 35 inci maddesinin birinci fıkrasının, iptali gerekmektedir.
b) İkinci
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden
düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin ikinci fıkrasında, yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerinin ancak özel
kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde
sınırlı ayni hak edinebilecekleri bildirilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret
şirketleri; 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 4875 sayılı Doğrudan Yabancı
Yatırımlar Kanunu, 6326 sayılı Petrol Kanunu ve 4737 sayılı Endüstri
Bölgeleri Kanunu gibi yürürlükteki özel kanun hükümleri ve bunların dışında
çıkartılabilecek başka özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti
ve taşınmazlar üzerinde sınırlı ayni hak edinebileceklerdir.
12.03.1982 tarih ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik
Kanunu, ülkenin doğal, tarihi, arkeolojik ve sosyokültürel değerleri v.s.
dikkate alarak Bakanlar Kurulunca tespit ve ilan edilecek turizm bölge,
alan ve merkezlerinde bulunan, imar planlan yapılmış ve turizme ayrılmış
taşınmaz mallardan ormanlar ile Hazine'ye ait taşınmaz malların talep
üzerine Turizm Bakanlığına tahsis edileceğini hükme bağlamıştır. 01.08.2003 tarih ve 4957 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesi ile değişik 2634 sayılı Kanunun 8/D maddesine göre; bu taşınmaz
malları (C) fıkrası uyarınca tespit edilmiş olan şartlarla Türk ve yabancı
uyruklu, gerçek ve tüzelkişilere tahsis etmeye Bakanlık yetkilidir.
Bakanlar Kurulu'nun 26.04.1983 tarih ve 83/6433
sayılı Karan (R.G. T.03.05.1983, Sa. 18046) ile Yabancı Uyruklu
kişilerin turizm bölge alan ve merkezlerinde taşınmaz mal iktisaplarında
uygulanacak esaslar belirlenmiştir. Buna göre; Yabancı uyruklu kişilerin
turizm bölge alan ve merkezlerinde 12.03.1982 tarih ve 2634 sayılı Turizmi
Teşvik Kanununun 8 inci maddesinin E fıkrası gereğince turizm bölgelerinde
ve turizm merkezlerindeki taşınmaz malların iktisabı, 2644 sayılı Tapu
Kanununda yer alan yabancı uyruklularla ilgili tahditlerden
Bakanlar Kurulu karan ile istisna edilebilmektedir.
4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunun 3/d
maddesine göre Yabancı yatırımcıların Türkiye'de kurdukları veya iştirak
ettikleri tüzelkişiliğe sahip şirketlerin, Türk vatandaşlarının edinimine
açık olan bölgelerde taşınmaz mülkiyeti veya sınırlı ayni hak edinmeleri
serbesttir.
07.03.1954 tarih ve 6326 sayılı Petrol Kanuna göre,
bu Kanundaki esaslara uygun olmak şartıyla, sermayelerinde kamu payı
bulunanlar da dahil, sermaye şirketlerine veya
yabancı devletler mevzuatına göre sermaye şirketi niteliğinde bulunan özel
hukuk tüzelkişilerine petrol ile ilgili müsaade, arama ruhsatnamesi,
işletme ruhsatnamesi verilebilir.
6326 sayılı Petrol Kanununun, 1702 sayılı Kanunla
değişik 87 nci maddesi petrol hakkı sahibine
(dolayısıyla yabancı özel hukuk tüzel kişilerine) arama, işletme veya belge
sahasında veya civarında petrol ameliyatı için gerekli arazinin kullanma
hakkını, arazi özel mülkiyet konusu ise arama ruhsatnamesine, işletme
ruhsatnamesine veya belgeye kaydedilmek suretiyle edinme hakkını
tanımıştır. Kanun petrol hakkı
sahibine petrol ameliyatı için gerekli arazinin kullanma hakkının
edinmesine imkan verdiği gibi diğer kanunlarda
aksine bir hüküm olmaması halinde özel mülkiyet konusu arazinin sahibi ile
anlaşmak suretiyle mülkiyetinin de edinmesine imkan tanımıştır.
4737 Endüstri Bölgeleri Kanununda da, endüstri
bölgelerinde yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı gerçek ve tüzel
kişilerin Bakanlığa başvurusu üzerine, ön yer tahsisi yapılacağı, ÇED (Çevresel
Etki Değerlendirilmesi) olumlu karan veya ÇED gerekli değildir karan
verilen faaliyetler hakkında, ilgili kurumlarca başkaca hiçbir işleme gerek
kalmaksızın onbeş gün içinde irtifak hakkı dahil, gerekli tüm izin, onay ve ruhsatlar verileceği ve
bütün bu işlemlerin üç ay içerisinde tamamlanacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda değinilen özel kanunların hükümleri
açısından, 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun
birinci maddesi değiştirilen 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin
iptali istenen ikinci fıkrasına bakıldığında, bu hükümlerde yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip
ticaret şirketlerinin taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinimi
bakımından karşılıklılık şartının yer almadığı; miktar ve yer bakımından
herhangi bir sınırlandırma yapılmadığı görülmektedir. Konuyla ilgili olarak çıkarılacak diğer kanunlarda
"karşılıklılık" ilkesine uyulacağına ilişkin bir ilke de söz
konusu 5444 sayılı Kanunda yer almamaktadır. Halbuki
Anayasa Mahkemesinin 14.03.2005 gün ve 2003/70 E,2005/14 sayılı kararında
belirtildiği gibi, edinimin usul ve esaslarının, taşınmazın yeri, arazi
veya bina olmasının getireceği farklılıkların, stratejik konumunun, satın
almanın amacının, koşullarının açık ve seçik olarak ortaya konmak suretiyle
ve özellikle karşılıklılık şartı göz önünde tutularak belirlenmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesi karşılıklılık şartının önemini
13.06.1985 günlü, E. 1984/14, K. 1985/7 sayılı kararında da şu şekilde
belirtmiştir:
"Ülke devletin asli ve maddi unsurlarından
biridir. Ülke olmadan devlet olmaz... Toprak edinme konusundaki
mütekabiliyet esasının başka konulardaki mütekabiliyet esasından farklı
yönü, Devletin, ülke denilen asli - maddi unsuruyla olan ilişkisidir. Söz
konusu ilişki, bu noktada farklı bir düşünce ve hassasiyeti zorunlu kılar.
Bu koşullardan herhangi bir nedenle tek taraflı vazgeçmek, Devletler Hususi
Hukukunun Yabancılar Hukuku alanında etkili, zaruri eşitlik prensibini
benimsememek anlamını taşır."
Belirtilen nitelikteki tüzel kişilere
"karşılıklılık" şartı belirtilmeden Türkiye'de taşınmaz ve
sınırlı ayni hak edinmek imkanını getiren iptalini
istediğimiz düzenleme, Anayasanın, Türkiye Cumhuriyetinin "Dünya
milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi" olduğunu
ifade eden Başlangıç kısmına ve yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin
milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceğini ifade eden
16 ncı maddesine aykırıdır. Çünkü
"karşılıklılık" unsurunu gözetmeyen düzenlemeler "eşit
haklara sahip" kılmamak anlamına gelmekte; dolayısı ile milletlerarası
hukukun dayandığı temel ilkelerden birisini oluşturan
"karşılıklılık" ilkesi ile çelişmektedir.
Diğer yandan, gerçek veya tüzel, yabancı kişilere
taşınmaz satışı ve ayni hak tesisinin sınırlarının açıkça yasada
gösterilmesi, yabancıların alacağı taşınmazın yeri, arazi, arsa veya bina
olmasının getireceği farklılıklar ile satın almanın amacı, koşullan ve
devirde uyulacak usul ve esasların yasada belirtilmesi toplum huzuru ve
çıkarımın, bağımsızlığın ve ülke güvenliğinin gerektirdiği bir husustur.
Bu, aynı zamanda Anayasanın 35 inci maddesinden de
doğan bir zorunluluktur. Çünkü mülkiyet hakkı ancak kanunla sınırlanabilir.
İptali istenen söz konusu düzenleme ise, sınırlarını
yasada açıkça belirtmeden ve Anayasa Mahkemesinin 14.03.2005 gün ve
2003/70, E.2005/14 sayılı kararında belirtilen hususlarda gerekli
belirlemeleri yapmadan belirtilen nitelikteki yabancı tüzel kişilere Türkiye'de
taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinmek imkanını
verdiği için, yukarıda birinci fıkranın Anayasaya aykırılık gerekçesinde de
belirtilen nedenlerle, toplum çıkarlarını ve huzurunu, bağımsızlık ve
güvenliği tehlikeye düşürmekte; bu nedenle de Anayasanın Başlangıç Kısmı
ile 2, 5 ve 35 inci maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan söz konusu düzenlemede, belirtilen
nitelikteki yabancı tüzelkişilere "özel kanun hükümleri
çerçevesinde" taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinme imkanı tanınması, konuyla ilgili sınır, koşul ve esasların
ne olduğuna ilişkin belirsizlik yaratmaktadır.
Çünkü "özel kanun hükümleri" kavramının
yürürlükte bulunan ve konuya ilişkin özel kanunların yanı sıra ileride
çıkarabilecek ve hangi sınır, esas ve koşullan getireceğini bugünden
bilemeyeceğimiz kanunları da kapsadığı görülmektedir.
Böylesi bir belirsizliğin öngörülebilirliği ve
hukuk güvenliğini tehlikeye düşüreceği, hukuk devleti ilkesi ve dolayısı
ile Anayasanın 2 nci maddesi ile bağdaşmayacağı
açıktır.
Öte yandan, bütün bu yasalarla yapılan
düzenlemelerin gerekçesinin, doğrudan yabancı yatırımların özendirilmesi ve
yabancı sermaye girişinin artırılmasını sağlaması diğer bir anlatımla
Türkiye'nin "kaynak gereksinimi" olduğu ifade edilmektedir..
Anayasa Mahkemesinin 13.06.1985 günlü E:1984/14,
K:1985/7 sayılı kararıyla iptal edilen yasanın gerekçeleri arasında da,
satıştan elde edilecek gelirin Türkiye'nin konut gereksiniminin
karşılanması, dolayısıyla kaynak yaratma" vardır ve Anayasa Mahkemesi
konuyu şöyle sonuca ve karara bağlamıştır:
"Yukarıda açıklanan nedenlerle, değişik
iktisadi politikalar ve kendi olanaklarımızla gerçekleştirebileceğimiz
konut sorununda önemsiz bir kaynak yaratmak maksadıyla ülke topraklarının
yabancı unsurlar eline geçmesine imkan sağlayan 3029 sayılı Kanun'un ... Anayasanın 2 nci
maddesi karşısında Başlangıç'ın 4 üncü ve 7 nci
paragraflarında yer alan Anayasanın yorumu ve uygulamasında siyasal
kadroların öznel değerlendirmelerini etkisiz bırakmak amacıyla getirildiği
kuşkusuz bulunan temel ilkelere aykırı bulunmuştur."
Anayasa Mahkemesinin 3987 sayılı Özelleştirme
Yetkisi Yasası'nın iptal gerekçesinde vurguladığı gibi, "Türkiye'de
kamu işletmelerinin bir çoğunun taşınmaz mal
varlıkları çok değerlidir. Bu nedenle yerli ve yabancı özel sektöre çoğu
kuruluş çekici gelmektedir. Önemli olan KİT'lere ilişkin araç ve gereçlerle
birlikte taşınmaz malların da satılmasıdır. Bu yolla, Anayasa Mahkemesinin
Anayasaya aykırı bularak kapatmış olduğu yabancılara taşınmaz mal satışı
yolu, bu konuda dolaylı olarak yeniden açılmış olacaktır ki, bu Anayasa
Mahkemesi kararlarını etkisiz kılma anlamına gelir."
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz mülkiyeti
ve sınırlı ayni hak edinimi bakımından sadece Türkiye'nin "kaynak
gereksinimini" esas alan söz konusu düzenleme, yöneldiği amaç kamu
yaran bakımından bir değer taşımadığı için de, Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine
aykırıdır. Çünkü bir hukuk devletinde tüm devlet işlemlerinin nihai amacı
kamu yaran olmalıdır.
Söz konusu ikinci fıkrada, belirtilen nitelikteki
yabancı tüzelkişilerin Türkiye'de taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak
ediniminde toplam alan olarak herhangi bir sınır getirilmemesi, birinci
fıkrada ise yabancı gerçek kişiler için böyle bir toplam alan (2.5 hektar)
sının konulmuş olması, ikinci fıkrada, belirtilen nitelikteki tüzelkişiler
için bir ayrıcalık getirildiği anlamına gelmektedir.
Yabancı tüzelkişilerin alım gücünün yabancı gerçek
kişilerin çok üstünde olacağı gerçeği gözönünde
tutulduğunda, bunların ülkemizde taşınmaz edinmesinin getirebileceği sakıncaların
yabancı gerçek kişilerinin ülkemizde taşınmaz edinmesinden doğabilecek
sakıncalardan çok daha fazla olabileceği yadsınamaz. Durum
böyle olunca, iptali istenen fıkrada belirtilen nitelikteki yabancı
tüzelkişilere ülkemizde taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinme
konusunda toplam alan miktarı bakımından sınır getirilmemesi ve sınırların
gerçek kişiler için birinci fıkrada öngörülmüş olanlardan farklı tutulması
yoluyla tanınmış olan ayrıcalığın makul olduğu da öne sürülemez, iptali
istenen fıkrada bu şekilde, belirtilen nitelikteki yabancı tüzelkişiler
lehine ve yabancı gerçek kişiler aleyhine yapılmış olan ve makul nitelik
taşımayan ayrımın Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine
de aykırı düşeceğinden kuşku yoktur.
Böyle bir ayırım ulusal çıkarlar ve ülke güvenliği
bakımından Anayasanın Başlangıç hükümleri ve 5 inci maddesi ile de
bağdaşmaz.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444
sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin
yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin ikinci fıkrası, belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri
taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik sağlamadığı için Anayasanın 2
nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine; ulusal
güvenlik, bağımsızlık, toplum ve ülke çıkarlarını koruyamadığı için
Anayasanın Başlangıç kısmı ile 5 inci maddesine, yaptığı ayrım makul
nedenlere ve ölçülere dayanmadığı için Anayasanın 10 uncu maddesindeki
eşitlik ilkesine, yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için 11
inci maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; Türk
milletinin bağımsızlığı" ilkesi, toplum yararı ve ülke güvenliği ile
bağdaşmadığı için Anayasanın Başlangıç kısmına ve Anayasanın 5 inci maddesine
mülkiyet hakkına ilişkin sınırlan açıkça yasada göstermediği için
Anayasanın 35 inci maddesine, karşılıklılık ilkesini gözetmediği için
Anayasanın 16 ncı maddesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
c) Üçüncü
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin üçüncü fıkrasında, yabancı uyruklu
gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre
kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerine Türkiye'de taşınmaz rehni tesisinde birinci ve ikinci fıkralarda yer alan
kayıt ve sınırlamaların aranmayacağı öngörülmüştür.
Taşınmaz rehni hakkı
tesisi konusunda yabancılar için söz konusu birinci ve ikinci fıkrada
geçerli olan kayıt ve sınırlamaların aranmaması, taşınmaz rehni tesisini tamamen sınırsız bir duruma
getirmektedir.
Bu düzenlemeye bakıldığında, öncelikle
"karşılıklılık" ilkesinin taşınmaz rehni
bakımından etkisizleştirildiği görülmektedir. Halbuki
Anayasanın Başlangıç kısmının ikinci paragrafındaki 'dünya milletleri
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak Türkiye ...' ibaresi,
yabancılara tanınacak haklarda karşılıklılık ilkesine uyulmasını gerekli ve
zorunlu kılmaktadır.
Anayasanın 16 ncı
maddesinde belirtilen, yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin
sınırlandırılmasında uyulacak uluslararası hukukun temel ilkelerinden
birisini ise 'karşılıklılık' oluşturmaktadır.
Karşılıklılık ilkesine uymayan bir düzenlemenin ise
Anayasanın Başlangıç kısmına ve 16 ncı maddesine
aykırı düşeceği açıktır.
Böylesi bir düzenlemenin Anayasanın başlangıç
kısmının 5 inci paragrafında belirtilen 'ulusal çıkarların üstünlüğü',
'bağımsızlık ve ülke güvenliği' kavramları ve 5 inci maddesinde belirtilen
'toplumun huzuru' kavramı ile yukarıda birinci ve ikinci fıkraların
Anayasaya aykırılık gerekçelerinde belirtilen nedenlerle bağdaşmayacağı da
açıktır. Çünkü taşınmaz rehni tesisi de kimi
zaman mülkiyet hakkı ediniminin doğuracağı sonuçlara benzer sonuçlar
doğurur.
Bu nedenle mülkiyet hakkı için söz konusu sınırların
taşınmaz rehni tesisinde de geçerli olması,
bağımsızlık, güvenlik, ülke ve toplum çıkarları bakımından gereklidir.
Birinci ve ikinci fıkralarda geçerli olan kayıt ve sınırlamaların
taşınmaz rehni tesisinde aranmaması, taşınmaz rehni tesisini tamamen sınırsız bir duruma da
getirmektedir. Bu da, yapılan bu düzenlemeyi, bağımsızlık, güvenlik, ülke
ve toplum çıkarları bakımından daha da sakıncalı kılmakta ve Anayasanın
Başlangıç kısmı ile 5 inci maddesine aykırılığı daha belirginleştirmektedir.
Diğer yandan birinci ve ikinci fıkrada yabancı
uyruklu gerçek ve tüzelkişilerin taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimi bir
takım koşullara bağlanmış iken üçüncü fıkrada yabancı uyruklu gerçek
kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulmuş
tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketlerine bu koşullardan farklı koşullarda
taşınmaz rehni tesisi imkanı
tanınması ve birinci ve ikinci fıkralardaki bir takım sınırlamaların bunlar
için söz konusu olmaması, Anayasanın 10 uncu maddesinde belirtilen kanun
önünde eşitlik ilkesine aykırı bir ayrıcalık yaratmaktadır. Çünkü rehin
hakkı tesisi de, mülkiyet hakkı ediniminden doğacak sonuçlara benzer
sonuçlar yol açabilmektedir. Bu nedenle aynı durumda bulunanlara aynı
kuralların uygulanması gerekmektedir.
Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir
düzenlemenin ise Anayasanın 2 nci ve 11 inci
maddelerinde belirtilen "hukuk devleti", Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ile çelişeceği ortadadır.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444
sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci
maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu
Kanununun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası, Hukuk devleti, Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşmadığı için Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine; karşılıklılık, Türk
milletinin bağımsızlığı, ülke güvenliği ve "toplum huzuru"
ilkeleri ile bağdaşmadığı için Anayasanın Başlangıç kısmına ve 5 inci
maddesine, kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olarak yabancı ülkelerde
kendi ülkelerinin kanunlarına uygun olarak kurulan tüzelkişiliğe sahip
ticaret şirketleri ve yabancı uyruklu gerçek kişiler lehine taşınmaz rehni tesisini farklı hükümlere tabi tuttuğu için
Anayasanın 10 uncu maddesine; "karşılıklılık" ilkesini gözardı ettiği için Anayasanın 16 ncı
maddesine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
d) Dördüncü Fıkrasının
Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, yabancı
uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri dışındakilerin
Türkiye'de taşınmaz edinemeyeceği ve lehlerine sınırlı aynî hak tesis
edilemeyeceği öngörülmüştür.
Söz konusu fıkrada yer alan bu hükümden, belirtilen
yabancılar dışındaki yabancıların, Türkiye'de mülk edinemeyeceği
anlaşılmaktadır. Ancak, bu hükmün belirtilen yabancılar dışında kimsenin,
(dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da) Türkiye'de taşınmaz
edinemeyeceği şeklinde anlaşılması da mümkündür. Bu durum, belirsizliğe yol
açmaktadır. Bir hukuk devletinde, hukuk düzeninin belirliliği sağlaması
esastır. İptali istenen kural ise neyin kapsanıp neyin dışlandığı konusunda
yeterince açıklıktan, dolayısıyla belirlilik ve öngörülebilirlilikten
yoksundur ve bu durum Anayasanın 2 nci maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Çünkü hukuk devleti
belirliliği ve öngörülebilirliliği dolayısıyla hukuk güvenliğini
gerçekleştirmeyi amaçlar.
Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir
düzenleme hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine
de aykırı düşer.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444
sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci
maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu
Kanununun 35 inci maddesinin dördüncü fıkrası, belirlilik ve öngörülebilirlik
özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik sağlamadığı için
Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine; yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için 11 inci
maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
e) Beşinci
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar
ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik çiğnenmiş
olmaz. Başka bir anlatımla, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar
arasında, yasalara konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz.
Durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yaran ya da başka
haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi
durumunda Anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği sonucu çıkarılamaz.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik kararlarına göre, eşitliği bozduğu iddia
edilen kural haklı bir nedene dayanmakta veya kamu yaran amacıyla yürürlüğe
konulmuş ise bu kuralın eşitlik ilkesini zedelediğinden söz edilemez (Any. Mah. 27.06.1995 gün ve
E. 1994/90, K. 1995/22)
Kanunî miras ve ölüme bağlı tasarruflar hak edinimi
bakımından aynı hukuki sonucu doğuran durumlar olmasına rağmen, iptali
istenen 35 inci maddenin beşinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü
cümlelerinde haklı bir nedene dayanmaksızın birbirinden farklı hükümlere
tabi tutulmuşlardır.
Birinci cümlede Türkiye Cumhuriyeti ile arasında
karşılıklılık olan devlet ve vatandaşlarının kanuni miras yoluyla intikal
eden taşınmazları için birinci fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamaların
uygulanmayacağı belirtilerek, karşılıklılık ilkesi dışlanmış ve kanuni
miras yoluyla yabancıların taşınmaz edinimi kayıtsız, sınırsız ve koşulsuz
hale getirilmiştir. Böyle bir durumun yukarıda birinci, ikinci ve üçüncü
fıkraların Anayasaya aykırılık gerekçelerinde açıklanan nedenlerle Anayasanın
Başlangıç kısmına, 5 inci ve 16 ncı maddelerine
aykırı düşeceği açıktır. Çünkü kanuni miras yoluyla taşınmaz edinimi de,
hak bakımından satınalma yoluyla edinimin
doğuracağı sonuçlan doğurmaktadır.
İkinci cümlede ise ölüme bağlı tasarruflarda 35 inci
maddenin 1 inci, 2 nci, 3 üncü ve 4 üncü
maddelerinde belirtilen sınırların geçerli olacağı ifade edilmiştir. Halbuki ölüme bağlı tasarruflarla taşınmaz edinimi ile
kanuni miras yoluyla edinim aynı hukuki sonuçlan doğurmaktadır. Benzer
hukuki durumlara benzer kuralların uygulanması kanun önünde eşitlik
anlayışının gereğidir. Farklı uygulamanın ise makul ve hukuken geçerli bir
nedeninin olması gerekir. Burada farklı uygulamanın makul ve geçerli bir
dayanağı olmadığı için, bu düzenleme Anayasanın 10 uncu maddesine aykırıdır.
Üçüncü cümlede ise Türkiye Cumhuriyeti ile arasında
karşılıklılık bağı olmayan devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla
edindikleri taşınmaz ve sınırlı ayni hakların intikal işlemlerinin
yapılarak tasfiye edileceği belirtilmiştir. Beşinci
fıkranın birinci cümlesinde kanuni miras yoluyla intikal eden taşınmazlar
için birinci fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamaların uygulanmayacağı
ifade edildikten sonra ikinci cümlede ölüme bağlı tasarruflarda 35 inci
maddenin diğer fıkralarında belirtilen kayıt ve sınırlamaların uygulanacağı
kuralının getirilmesi, maddenin kanuni miras ve ölüme bağlı tasarrufları
birbirinden ayrı türde rejimlere tabi tutma anlayışı ile düzenlendiğini
göstermektedir. Bu nedenle söz konusu beşinci fıkranın üçüncü cümlesinde
yalnız "kanuni miras" kavramının yer alması, bu kavramın ölüme
bağlı tasarrufları da içerip içermediği konusunda kuşku yaratmaktadır. Halbuki bir hukuk devletinde, hukuk kurallarının bu tür
kuşkulara yer bırakmayacak biçimde düzenlenmesi gerekir. Belirsizlik
gösteren düzenlemeler hukuk güvenliğini ve öngörülebilirliği
gerçekleştiremezler.
Hukuk güvenliği ise bir hukuk devletinin temel
öğelerinden birisidir. Bu nedenle, hukuk güvenliği beklentisini
yanıtlayamayan düzenlemeler hukuk devleti ilkesine ve dolayısı ile hukuk
devleti kavramını ifade eden Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı düşer.
Bu açıklamalar, söz konusu üçüncü cümlenin
Anayasanın 2 nci maddesinde ifadesini bulan
"hukuk devleti" kavramına aykırı düştüğünü ve iptal edilmesi
gerektiğini göstermektedir.
Açıklanan nedenlerle, 29.12.2005 tarih ve 5444
sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci
maddesinin yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu
Kanununun 35 inci maddesinin beşinci fıkrası, karşılıklılık, bağımsızlık,
ulusal güvenlik ve toplum huzuru kavramlarını gözetmediği için Anayasanın
Başlangıç kısmına, 5 inci ve 16 nci maddelerine;
belirsizlik yarattığı ve hukuki güven ve toplum huzuru kavramlarına
uymadığı için Anayasanın Başlangıç kısmına, 5 inci ve 16 nci maddelerine; haklı bir nedene dayanmadan eşitlik
ilkesini zedelediği için Anayasanın 10 uncu maddesine; Anayasa hükümlerine
aykırı bir düzenleme Anayasanın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ve 11 inci maddesindeki Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşmayacağı için Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
f) Altıncı
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
İptali istenen 35 inci maddenin altıncı fıkrasında,
karşılıklılığın tespitinde hukukî ve fiilî durum esas alınacağı belirtilmiş
ve bu ilkenin kişilere toprak mülkiyeti hakkının tanınmadığı ülke
uyruklarına uygulanmasında, yabancı devletin taşınmaz ediniminde kendi vatandaşlarına
tanıdığı hakların, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınmasının esas
olacağı ifade edilmiştir.
Bu düzenleme ile,
"karşılılıktan" ne anlaşılması gerektiği anlatılmaya
çalışılmıştır. Ancak birinci cümledeki hukuki ve fiili durumun neyi ifade
ettiği açık değildir. Ülkenin kendi vatandaşlarına
tanıdığı hakların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına tanınıp tanınmadığı
mı, yoksa yabancılara hangi hakların tanındığı mı esas alınacaktır, ikinci
cümlede ise, kendi vatandaşlarına toprak mülkiyeti tanımayan ülkelerde, bu
ülkenin kendi vatandaşlarına tanıdığı hangi hakların esas alınacağı, bunların
rehin ve miras haklarını da içerip içermediği, anlaşılabilir ve farklı
algılamalara yol açmayacak bir biçimde gösterilmemiştir.
Hukuk kurallarının belirsizliği hukuk devleti
ilkesi ile bağdaşmaz. Çünkü hukuki belirlilik ve hukuki güven sağlanamaz. Halbuki hukuk devleti, hukuk güvenliği sağlamayı amaç
edinmiştir.
Bu nedenle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden
düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci maddesinin
altıncı fıkrası, belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve
dolayısıyla hukuki güvenilirlik sağlamadığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine; yasama erki
Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için Anayasanın 11 inci maddesindeki
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; aykırı olup, iptali gerekmektedir.
g) Yedinci
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin yedinci fıkrasının birinci
cümlesinde belirtilen yabancıların mülk ve sınırlı ayni hak edinemeyeceği
alanları belirleme ve il yüzölçümüne göre oranını tespite Bakanlar Kurulu
yetkili kılınmıştır. Ancak, bu düzenlemede sıralanan alanların içeriğinin
belirsiz, takdire dayalı ve dolayısıyla keyfiliğe kaçabilecek
değerlendirmelere imkan tanıyacak, esnek
kavramlarla ifade edilmesi, Bakanlar Kuruluna verilen bu yetkinin yeterli
bir asli düzenlemeye dayanmadığını; bu nedenle bir asli düzenleme yetkisi
niteliğini taşıdığını, böylesi bir yetkinin yürütmeye devrinin ise
Anayasanın 6 ncı, 7 nci
ve 8 inci maddelerine aykırı olduğunu göstermektedir.
Diğer yandan, yedinci fıkrada Bakanlar Kuruluna
teklifte bulunacak ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının gösterilmemiş olması
da; Anayasanın 8 inci ve 123 üncü maddelerinde ifade edilen idarenin
kanuniliği ilkesine, ayrıca belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini
taşımaması nedeniyle hukuki güvenliği zedeleyeceğinden "hukuk
devleti" ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine de aykırı bir durumdur.
35 inci maddenin yedinci fıkrasının son cümlesinde
de, "ilgili idare temsilcilerinden oluşan komisyon" dan söz edilmiştir; ancak ilgili idarelerin hangileri
olduğu yasada gösterilmemiş olduğundan ilgilileri belirleme yetkisinin
yürütmeye bırakıldığı açıktır. Bu da, asli bir düzenleme yetkisi niteliğini
taşıdığı için devri, Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırıdır ve Anayasanın 8
inci ve 123 üncü maddelerinde ifade edilmiş olan idarenin kanuniliği ilkesi
ile de çelişmektedir. Ayrıca ilgili idarelerin hangilerinin olduğunun
bildirilmemesi, belirsizlik ve öngörülebilirlik özelliklerini taşımaması
nedeniyle "hukuk devleti" ilkesi ile de bağdaşmaz.
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden
düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin yedinci fıkrası, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine
aykırı olarak yürütme organına genel, sınırsız, esaslan ve çerçevesi
belirsiz bir düzenleme yetkisi verdiğinden Anayasanın 7 nci,
8 inci ve 123 üncü maddelerine; bu yetki kökenini Anayasadan almayacağı
için Anayasanın 6 ncı maddesine; yasama erki
Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için 11 inci maddesindeki Anayasanın
bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; belirlilik ve öngörülebilirlik
özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik sağlamadığı için
2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
h) Sekizinci
Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin sekizinci fıkrasının birinci
cümlesinde belirtilen işlerin gecikmeksizin yapılacağı ifade edilmiş ancak
herhangi bir süreden söz edilmemiştir. Bu durumda, kuralda belirsizlik
yaratıldığı açıktır.
Bu nedenle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden
düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin sekizinci fıkrası, belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklen
taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik sağlamadığı için Anayasanın 2
ncı maddesindeki hukuk devleti ilkesine; yasama
erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için Anayasanın 11 inci
maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine; aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
1)
Son Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
35 inci maddenin son fıkrasında, bu madde
hükümlerine aykırı edinilen veya kanunî zorunluluk dışında edinim amacına
aykırı kullanıldığı tespit edilen taşınmazlar ile sınırlı aynî hakların
Maliye Bakanlığınca verilecek süre içerisinde maliki tarafından tasfiye
edilmemesi halinde tasfiye edilerek bedele çevrileceği ve bu bedelin hak
sahibine ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Yapılan bu düzenlemede, taşınmazların Tapu
Kanununun 35 inci maddesine aykırı edildiğinin veya bu taşınmazlar ile
sınırlı ayni hakların kanunî zorunluluk dışında edinim amacına aykırı
kullanıldığının kim tarafından belirleneceği ve amacına aykırı kullanımdan
neyin anlaşılması gerektiği gösterilmemiş olduğundan, belirleme yetkisinin
bu konuda yürütmeye bırakıldığı açıktır. İlke ve esasları gösterilmeden
yürütmeye bırakılan böyle bir yetki, asli bir düzenleme yetkisi devri
niteliğinde olduğundan Anayasanın 6 ncı, 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırı olup, Anayasanın 8
inci ve 123 üncü maddelerinde ifade edilmiş olan idarenin kanuniliği ilkesi
ile de çelişmektedir. Ayrıca ilgili idarelerin hangilerinin olduğunun
yasada bildirilmemesi, belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini
taşımaması nedeniyle "hukuk devleti" ilkesi ile de bağdaşmaz.
Ayrıca bu fıkrada Maliye Bakanlığına verilen
"süre tanıma" yetkisi de, verilecek sürenin esas ve usulleriyle
ilgili bir düzenleme yapılmadığı için asli düzenleme yetkisi niteliği taşır
ve devri, Anayasanın 6 ncı, 7 nci
ve 8 inci maddelerine aykırı düşer.
Açıklanan nedenle, 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı
Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin
yeniden düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin son fıkrası, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı
olarak yürütme organına düzenleme yetkisi verdiğinden Anayasanın 7 nci, 8 inci ve 123 üncü maddelerine; bu yetki kökenini
Anayasadan almayacağı için Anayasanın 6 ncı
maddesine; yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı için
Anayasanın 11 inci maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
ilkesine; belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve
dolayısıyla hukuki güvenliği sağlamadığı için Anayasanın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
2) 29.12.2005 Tarih ve 5444 Sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci
Maddesinin 2644 Sayılı Kanuna Eklediği Geçici Madde 2'nin İkinci Fıkrasının
Anayasaya Aykırılığı
Söz konusu ikinci fıkra sadece askeri yasak bölge,
askeri ve özel güvenlik bölgeleri ve stratejik bölgelerle ilgili taşınmaz
ve sınırlı ayni hak ediniminde, birinci fıkrada belirtilen işlemlerin
tamamlanmasından önce yapılacak satışlarda uygulanacak yöntemler
belirlenmiş; ancak bu belirlemede 35 inci maddenin yedinci fıkrasında
gösterilen işlemlerle yapılacak belirlemeye uygunluğun nasıl sağlanacağı
göz ardı edilmiştir.
35 inci maddenin yedinci fıkrasında Bakanlar
Kuruluna verilen belirleme yetkisi, geçici 2 nci
maddede adeta tapu görevlilerince kullanılacak bir yetki durumuna
getirilmekte veya söz konusu dönemde sınırlı ayni hak ve taşınmaz
ediniminde, 35 inci maddenin yedinci fıkrasındaki sınırlar tamamen
dışlanmaktadır. Bunun ise, yedinci fıkrada belirtilen işlemlerin
tamamlandığı tarihin öncesindeki ve sonrasındaki edinimlerin uygulamada
birbirine farklı koşullara bağlanması sonucunu doğuracağı ve kanun önünde
eşitlik ilkesine aykırı düşeceği açıktır.
Böyle bir durumun hukuk düzeninde bir karmaşaya
neden olacağından ve hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağından da kuşku
duyulamaz.
Bunun yanı sıra tapu görevlilerinin kullanacağı
yetkinin de, 7 nci fıkrada Bakanlar Kuruluna
verilen yetki gibi, bir asli düzenleme yetkisi niteliğini taşıyacağı ve
böyle bir yetkilendirmenin aynı gerekçelerle Anayasanın 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 123
üncü maddelerine aykırı düşeceği açıktır.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın
herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın
11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E. 1987/28, K. 1988/16 sayılı karan, AMKD., sa.24, shf.
225).
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin 2644 sayılı Kanuna eklediği Geçici madde
2'nin ikinci fıkrası, yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasanın 10 uncu
maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesine; 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine; Anayasanın 11 inci maddesindeki
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine, Anayasanın 8 ve 123 üncü
maddelerinde belirtilen yürütmenin kanuniliği ilkesine, Anayasanın 7 nci maddesindeki yasama yetkisinin devredilmezliği
ilkesine ve 6 ncı maddesindeki Anayasadan
kökenlenmeyen yetki kullanılamayacağı ilkesine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
3) 29.12.2005 Tarih ve 5444 Sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü Maddesinin Anayasaya
Aykırılığı
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde, bu Kanunun
26.07.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde
yürürlüğe gireceği öngörülmüştür.
Bir hukuk devletinde hukuk kurallarından beklenen,
bu kuralların belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini taşıyarak hukuki
güvenliği sağlamalarıdır.
Kişiler haklarının ve yükümlülüklerinin ne olduğunu
bilmek durumundadırlar. Bu da kuralı, hukukun ne olduğunu kişilerin
öğrenmesi ile mümkündür. Hukuk kuralının ne olduğu da, usulü dairesinde
yayımlandığı anda öğrenilebilir.
Bir hukuk kuralının geçerliğini yayım tarihinden
çok öncesinden başlatmak ise kişilerin kuralın ne olduğunu bilmedikleri bir
dönemde, kuralın getirdiği hak ve yükümlülüklerin sahibi ve sorumlusu
olmalarına yol açar.
Böyle bir durum kişi lehine sonuçlar doğurduğu
hallerde kabul görebilir ama kişinin geriye dönük olarak bir takım
yükümlülükler altına sokulması, haklarının sınırlandırılabilmesi hukuk
devleti ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle 5444 sayılı Kanunun iptali istenen
3 üncü maddesi Anayasanın hukuk devleti ilkesini ifade eden 2 nci maddesine aykırıdır.
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden düzenlediği 2644 sayılı Tapu
Kanununun 35 inci maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ve 2644
sayılı Tapu Kanuna eklediği Geçici 2 nci maddenin
gerektirdiği işlemlerin yapılması bir zaman alacağından, bu işlemlerin
tamamlanacağı tarihten önceki bir tarihin kanunun geçerliği bakımından
kabulü, hukuk sisteminde bir karmaşa da yaratacak ve getirilen yeni
düzenlemedeki sınırların uygulanabilmesine fiilen imkan
bırakmayacaktır. Böyle bir durumun da hukuk devleti ilkesi ile
bağdaşmayacağı kuşkusuzdur.
Diğer yandan söz konusu Geçici 2 nci maddenin ve 35 inci maddenin yedinci ve sekizinci
fıkralarının gerektirdiği işlemlerin tamamlanmasından önce bu Kanunun
geçerlilik kazanması halinde, geçerlilik tarihi ile işlemlerin tamamlandığı
tarih arasındaki taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinimleri ile,
işlemlerin tamamlandığı tarihten sonraki taşınmaz ve sınırlı ayni hak
edinimleri arasında yöntem ve koşullar bakımından ister istemez bir
farklılık ortaya çıkacaktır. Hukuki bakımdan geçerli bir dayanağı
bulunamayacak olan bu farklılığın Anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkisi ile bağdaştırılması mümkün değildir.
Böyle bir eşitsizlik sadece, Anayasa Mahkemesinin
iptal karan için belirlediği yürürlük tarihine kadar, iptal nedeniyle doğan
hukuki boşluğu giderecek bir yasa çıkartılamadığı için Anayasal dayanaktan
yoksun bulunan birtakım işlemlere hukuki geçerlik sağlamak amacına hizmet
edebilir. Böyle bir amacın da hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminde,
bir eşitsizliği makul gösterecek bir neden olarak kabulü olanaksızdır.
29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi, belirlilik ve
öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve dolayısıyla hukuki güvenilirlik
sağlamadığı için 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine; uygulamada eşitsizliğe yol açtığı için 10 uncu maddesindeki kanun
önünde eşitlik ilkesine; yasama erki Anayasaya aykırı biçimde kullanıldığı
için 11 inci maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Anayasamızda mülkiyet ve kişi haklan Anayasanın
teminatı altına alınmış, Medeni Kanunun 8 inci maddesi ile de, her kişi
medeni haklan kullanmada eşit kılınmış ise de yabancıların durumunu
düzenleyen Anayasanın 16 ncı maddesindeki;
"temel hak hürriyetler yabancılar için milletlerarası hukuka uygun
olarak kanunla sınırlandırılabilir" hükmüyle yabancılara karşı bir
farklılığın söz konusu olabileceği vurgulanmaktadır. Bu farklılığın uluslararası hukukta,
"karşılıklılık" ilkesine dayanılarak somutlaştırıldığı
görülmektedir. Kuşkusuz hukuk düzenimizde, yabancıların hak ve
özgürlüklerinin düzenlenmesinde Anayasamızın diğer hükümlerine de öncelikle
uyulması gerekmektedir.
Avrupa İnsan Haklan ve Ana Hükümleri Sözleşmesine
bağlı Protokolün 1 inci maddesi de söz konusu haklan teminat altına almakla
beraber, Devletler Hukukunun genel prensipleri içinde şahısların
mülkiyetlerinden mahrum edilebileceğini kabul etmiştir.
Bir ülkedeki gayrimenkul sahibi kişiler, o ülkenin
ekonomik ve sosyal sistemine büyük ölçüde etkide bulunabilecekleri ve
yabancıların çok miktarda gayrimenkula sahip
olmaları bulundukları devletin egemenliği üzerinde olumsuz etki
yaratabileceği düşüncesi, yabancıların gayrimenkul edinmelerine sınırlama
getirilmesinin ana sebeplerinden birisidir.
Bütün bu olgular, Anayasa hükümleri ve Anayasa
Mahkemesinin konuya ilişkin kararları dikkate alınmadan 29.12.2005 tarih ve
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun ile
yapılan ve iptali istenilen kuralların uygulanması halinde, ülkemiz
topraklarının Anayasaya aykırı olarak ve geriye dönüşü imkansız
biçimde yabancıların eline geçeceği ve bundan giderilmesi olanaksız hukuki
zarar ve durumların doğacağı açıktır. Özellikle, ticari şirketlerin gerçek
kişilere oranla daha büyük maddi olanaklara sahip olması, taşınmaz mal
edinimi bakımından bu zararların daha tehlikeli boyutlara ulaşmasına yol açacaktır.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kuralların
yürürlüklerinin durdurulmasını istenilmiştir.
VI. SONUÇ VE
İSTEM
1) 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun birinci maddesinin yeniden
düzenlediği 22.12.1934 tarih ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 35 inci
maddesinin;
a)Birinci
fıkrasının, Anayasanın Başlangıç kısmına, 2 nci,
5 inci, 6 ncı, 7 nci, 8
inci, 11 inci, 35 inci, 123 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
b)İkinci fıkrasının,
Anayasanın Başlangıç kısmına ve 2 nci, 5 inci, 10
uncu, 11 inci, 16 ncı ve 35 inci maddelerine
aykırı olduğundan,
c)Üçüncü
fıkrasının, Anayasanın Başlangıç kısmına, 2 nci,
5 inci, 10 uncu, 11 inci ve 16 ncı maddelerine
aykırı olduğundan,
d) Dördüncü fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
e) Beşinci fıkrasının Anayasanın Başlangıç kısmına,
2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11 inci ve 16 ncı maddelerine aykırı olduğundan,
f)Altıncı
fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine
aykırı olduğundan,
g)Yedinci
fıkrasının, Anayasanın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 11 inci,
123 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
h) Sekizinci fıkrasının, Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
ı) Son fıkrasının, Anayasanın 2 nci,
6 ncı, 7 nci, 8 inci,
11 inci, 123 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
2) 29.12.2005 tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 2 nci
maddesinin 2644 sayılı Kanuna eklediği Geçici madde 2'nin ikinci fıkrasının
Anayasanın 2 nci, 6 ncı,
7 nci, 8 inci, 10 uncu, 11 inci ve 123 üncü
maddelerine aykırı olduğundan,
2)29.12.2005
tarih ve 5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 3
üncü maddesinin, Anayasanın 2 nci, 10 uncu ve 11
inci maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi saygı
ile arz ederiz."
II- YASA
METİNLERİ
A- İptali
İstenilen Yasa Kuralları
5444 sayılı
Yasa'nın iptali istenilen kuralları şöyledir:
"Madde 1.- 22.12.1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun Anayasa Mahkemesince
iptal edilen 35 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Madde 35.- Yabancı uyruklu gerçek kişiler,
karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye'de
işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere, uygulama imar planı veya mevzii
imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilirler.
Sınırlı ayni hak tesis edilmesinde de aynı koşullar aranır. Yabancı uyruklu
bir gerçek kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve
sürekli nitelikte sınırlı ayni hakların toplam yüzölçümü iki buçuk hektarı
geçemez. Bu fıkrada belirtilen koşullarla, yüzölçümü miktarını otuz hektara
kadar artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, ancak özel kanun
hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı
ayni hak edinebilirler.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde
kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketleri lehine Türkiye'de taşınmaz rehni
tesisinde birinci ve ikinci fıkralarda yer alan kayıt ve sınırlamalar
aranmaz.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketleri dışındakiler Türkiye'de taşınmaz edinemez ve lehlerine
sınırlı ayni hak tesis edilemez.
Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olan
devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla intikal eden taşınmazları için
birinci fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamalar uygulanmaz. Ölüme bağlı
tasarruflarda yukarıdaki fıkralarda belirtilen kayıt ve sınırlamalar uygulanır.
Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olmayan devlet vatandaşlarının
kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmaz ve sınırlı ayni hakların intikal
işlemleri yapılarak tasfiye edilir.
Karşılıklılığın tespitinde hukuki ve fiili durum
esas alınır. Bu ilkenin kişilere toprak mülkiyeti hakkının tanınmadığı,
ülke uyruklarına uygulanmasında, yabancı devletin taşınmaz ediniminde kendi
vatandaşlarına tanıdığı hakların, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da
tanınması esastır.
Yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketlerinin; sulama, enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel
özellikleri nedeniyle korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ile
flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması
gereken hassas alanlarda ve stratejik yerlerde kamu yararı ve ülke
güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri
alanları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile esas koordinatlı
harita ve planlan içeren teklifi üzerine belirlemeye ve yabancı uyruklu
gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il
yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranım tespite Bakanlar Kurulu
yetkilidir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık
bünyesinde ilgili idare temsilcilerinden oluşan komisyon tarafından, bu
madde uyarınca Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler dahilinde
çalışmalar yapılmak suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının bu kapsamdaki
teklifleri incelenip değerlendirilerek Bakanlar Kuruluna sunulur.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra belirlenecek
askeri yasak bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile stratejik
bölgelere ve değişiklik kararlarına ait harita ve koordinat değerleri Milli
Savunma Bakanlığınca geciktirilmeksizin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün
bağlı olduğu Bakanlığa verilir.
Bu madde hükümlerine aykırı edinilen veya kanuni
zorunluluk dışında edinim amacına aykırı kullanıldığı tespit edilen
taşınmazlar ile sınırlı ayni haklar, Maliye Bakanlığınca verilecek süre
içerisinde maliki tarafından tasfiye edilmediği takdirde tasfiye edilerek
bedele çevrilir ve bedeli hak sahibine ödenir."
"Madde 2.- 2644 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde
eklenmiştir.
Geçici Madde 2.-
...
Yukarıda belirtilen bölgelere ilişkin kararlara ait
harita ve koordinat değerlerinin, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne
gönderilmesi ve sayısal ortama aktarılarak taşra birimlerine intikal
ettirilmesine kadar geçecek sürede yetkili askeri makamlardan sorulmak
suretiyle, belirtilen işlemler tamamlandıktan sonra gönderilen belge ve
bilgilere göre tapu işlemleri yürütülür."
"Madde 3.- Bu Kanun 26.7.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı
tarihinde yürürlüğe girer."
B- Dayanılan
Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 6., 7., 8., 10., 11., 16., 35. ve 123. maddelerine
dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi
gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacıt ADALI,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A.Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün
katılmalarıyla 9.3.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma
isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına,
oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV-
ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ile
bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 2949
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun'un 30. maddesinin birinci fıkrası gereğince Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Necdet Poyraz
ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Murat Demirören'in
25.7.2006 günlü sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi
1- Fıkranın Birinci
ve İkinci Tümcelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Yasa'nın 35. maddesinin birinci
fıkrasının birinci tümcesindeki "kanuni sınırlamalar" ibaresinin
kapsamının açıkça ortaya konulmaması öngörülemezlik ve belirsizlik
yarattığından hukuk güvenliğinin sağlanamadığı, ikinci tümcesinin sınırlı
ayni hak tesisini birinci tümcedeki koşullara bağlamasının da aynı
sakıncaları yarattığı belirtilerek, kuralın Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile
2., 5. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin birinci fıkrasının
birinci ve ikinci tümcelerinde "Yabancı uyruklu gerçek kişiler,
karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye 'de
işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere, uygulama imar planı veya mevzii
imar planı içinde bu amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilirler.
Sınırlı ayni hak tesis edilmesinde de aynı koşullar aranır. " denilmektedir.
Anayasa'nın Başlangıç kısmında "hiçbir
faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, ... karşısında
koruma göremeyeceği", 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal
bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde de kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin amaç ve görevleri
arasında sayılmıştır. Anayasa'nın 35. maddesinde de, herkesin mülkiyet ve
miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların ancak kamu yaran amacıyla
kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür.
Hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun
olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdürmeyi amaçlayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan,
Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak
bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık
devlettir.
Devletin en önemli unsurlarından biri ülkedir ve ülkede
yabancının arazi ve emlak edinmesi salt bir mülkiyet sorunu gibi
değerlendirilemez. Toprak, devletin vazgeçilmesi olanaksız temel unsuru,
egemenlik ve bağımsızlığının simgesidir. Bu nedenle yabancıların taşınmaz
ediniminin, Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi dünya
genelinde de ülkeden ülkeye farklılık gösteren yasal düzenlemelerle
sınırlandırıldığı görülmektedir. Yabancıların taşınmaz ediniminin önemi
ülkemiz açısından da yadsınamaz.
Dava konusu birinci fıkranın ilk tümcesinde geçen
"kanuni sınırlamalar" ibaresine, yabancı gerçek kişilerin
taşınmaz ediniminin düzenlendiği 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun yürürlüğe
girdiği 1934 tarihinden bu güne kadar yasalarımızda yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin 14.3.2005 günlü, E:2003/70,
K:2005/14 sayılı iptal karan üzerine yeniden düzenlenen Tapu Kanunu'nun 35.
maddesinin dava konusu birinci fıkrasının birinci tümcesinde kanuni
sınırlamalara uyulması öngörülmektedir. Buna göre, Tapu Kanunu ve bunun
dışında 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu,
1062 sayılı Hudutları Dahilinde Tebaamızın
Emlakine Vaziyet Eden Devletlerin Türkiyedeki Tebaaları
Emlakine Karşı Mukabele-i Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanun, 431 sayılı Hilafetin
İlgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye Cumhuriyeti
Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun, 403
sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi
Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu ve 5580 sayılı Özel Öğretim
Kurumları Kanunu gibi kanunlarla getirilen konu ile ilgili sınırlamalara
uyulacağı açıktır.
Bu nedenle belirtilen yasalardaki sınırlamalar
gözetildiğinde belirsizlikten sözedilemeyeceğinden,
birinci fıkranın birinci ve ikinci tümceleri Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2., 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT birinci ve ikinci tümcelerin "tümünün", Mehmet ERTEN ile
Şevket APALAK birinci tümcedeki "...ve kanuni sınırlamalara
uyulmak..." ibaresinin ve bu ibare yönünden ikinci tümcenin iptaline
karar verilmesi gerektiği nedenleriyle bu görüşe katılmamışlardır.
2- Fıkranın
Üçüncü Tümcesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, birinci fıkranın üçüncü
tümcesinde belirtilen "toplam" sözcüğünün sınırlı ayni haklar ile
taşınmazların birlikte mi, yoksa ayrı ayrı mı
toplamlarını ifade ettiğinin açıkça anlaşılamadığı, bu nedenle de
belirsizlik içerdiğinden üçüncü tümcenin Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2. ve
5. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Birinci fıkranın üçüncü tümcesinde "Yabancı
uyruklu bir gerçek kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar ile
bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı ayni hakların toplam yüzölçümü iki
buçuk hektarı geçemez." denilmektedir.
Hukuk düzeninde şahıslara tanınan yetkiler hak
olarak nitelenirken, maddi mallar üzerinde sahibine geniş yetkiler veren ve
herkese karşı ileri sürülebilen haklar ayni haklar olarak
nitelendirilmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun dördüncü kitabı
eşya hukukunu düzenleyerek, birinci kısmı "mülkiyef'e,
ikinci kısmı "sınırlı ayni haklara" yer vermiştir. Türk Medeni
Kanunu'nun 998. maddesi süreklilik koşulunun gerçekleşmesi için hakkın süresiz
veya en az otuz yıl süreli olması gerektiğini belirterek, tapu siciline
taşınmaz olarak arazilerin, kat mülkiyetine konu olan bağımsız bölümlerin
ve taşınmazlar üzerindeki bağımsız ve sürekli hakların kaydedilebileceğini
düzenlemiştir.
Dava konusu üçüncü tümcede, yabancı uyruklu bir
gerçek kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve
sürekli nitelikte sınırlı ayni hakların toplam yüzölçümünün iki buçuk
hektarı geçemeyeceği öngörülmüştür. Buna göre tümcede yer verilen
"ile" ve "toplam" sözcüklerinden, 2,5 hektarlık sınırın
hem taşınmazlar, hem de sınırlı ayni hakların birlikte toplamını kastettiği
anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu yönde bir belirsizlik olmadığından birinci
fıkranın üçüncü tümcesi Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2. ve 5. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşlere katılmamışlardır.
3- Fıkranın
Dördüncü Tümcesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, üçüncü tümcede belirtilen 2,5
hektarlık sınırın, dördüncü tümcede 30 hektara kadar arttırılması konusunda
Bakanlar Kuruluna yetki verilmesinin, asli düzenleme yetkisinin devri
niteliğini taşıdığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2, 6., 7., 8. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Birinci fıkranın dördüncü tümcesinde "Bu
fıkrada belirtilen koşullarla, yüzölçümü miktarını otuz hektara kadar
artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir." denilmektedir.
Kuralla, birinci fıkrada belirtilen koşullarla
yabancı uyruklu gerçek kişilere tanınan haklar miktar yönünden belirlenmiş
2,5 hektarlık sınırın Bakanlar Kurulu'nca 30 hektara kadar arttırılabilmesi
öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal
bir hukuk Devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk devleti,
tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmeyi amaçlayan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçman,
insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa ve yasakoyucunun
da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasa’nın 7. maddesinde "Yasama yetkisi
Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez." denilmektedir. Buna göre, yasakoyucunun
temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi,
sınırsız, belirsiz bir alanı, yönetimin düzenlemesine bırakmaması gerekir.
Dava konusu kural ile Bakanlar Kurulu'na tanınan
yetkinin sınırı, esasları ve çerçevesi fıkrada belirlenmiş olmakla beraber,
verilen yetki 2,5 hektarlık yasal sının oniki
katma kadar arttırabilmeyi olanaklı kıldığından düzenleme, sınırlamanın
işlevselliğini etkisiz bırakacak derecede ölçüsüzdür.
Buna göre Bakanlar Kurulu'na tanınan oniki katma kadar arttırma yetkisinin ölçüsüz olması
yasama yetkisinin yürütme organına devri sonucunu doğuracağından kabul
edilemez.
Bu nedenle kural, Anayasa’nın
2. ve 7. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı
görülerek iptal edilmiş olduğundan, ayrıca Anayasa’nın 6.,
8.. ve 123. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
B- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketleri hakkında yabancı gerçek kişiler için aranan sınırlama ve karşılıklılık
koşulu aranmadan taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinme imkanı verilmesinin, Anayasa’nın
Başlangıç'ı ile 2., 5., 10., 11., 16. ve 35.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin ikinci fıkrasında "Yabancı
ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip
ticaret şirketleri, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz
mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilirler." denilmektedir.
Anayasa’nın Başlangıç kısmında Türkiye
Cumhuriyeti'nin "Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli
bir üyesi" olduğu, 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk
Devleti olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde de kişilerin ve toplumun refah,
huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır. Anayasa’nın 10.
maddesinde herkesin kanun önünde eşit olduğu, 16. maddesinde de temel hak
ve hürriyetlerin yabancılar için milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla
sınırlanabileceği belirtilmiş, 35. maddesinde ise, herkesin mülkiyet ve miras
haklarına sahip olduğu ve bu hakların ancak kamu yaran amacıyla kanunla
sınırlanabileceği öngörülmüştür.
Dava konusu fıkra ile yedinci fıkra birlikte
gözetildiğinde yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan
tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin "Özel kanun hükümleri
çerçevesinde olmak" ve "Bakanlar Kurulu'nca sulama,
enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle
korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ile flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması gereken hassas
alanlar ve stratejik yerler olarak kararlaştırılmış alanlardan
olmamak" kaydıyla taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde
sınırlı aynî hak edinebilecekleri anlaşılmaktadır. Buna göre belirtilen
alanlarda yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan
tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar
üzerinde sınırlı aynî hak edinemeyeceklerdir. Dolayısıyla yabancı ülkelerde
kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerinin taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak
edinebilmeleri, bunların dışında kalan alanlarda ve özel kanun hükümleri
çerçevesinde sınırlan dm İmiş olarak mümkün olabilecektir.
7.3.1954 günlü, 6326 sayılı Petrol Kanunu,
12.3.1982 günlü, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve 9.1.2002 günlü, 4737
sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu'nda, Yasaların amacı ile ilgili
faaliyetler için yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan
tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz mülkiyeti ve
taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilmelerine olanak tanınmıştır. Buna göre, Petrol Kanunu, Turizmi Teşvik Kanunu ve
Endüstri Bölgeleri Kanunu'nda öngörülen koşullarla yatırım ve işletme
faaliyetleri için, dolayısıyla belli bir faaliyet amacına bağlı olarak
yabancı yatırım, teknoloji ve sermaye girişini teşvik amacıyla çıkarılan
özel yasalar çerçevesinde, yabancı ticaret şirketleri taşınmaz mülkiyeti ve
sınırlı ayni hak edinebileceklerdir.
Taşınmaz mülkiyeti ve taşınmazlar üzerinde sınırlı
ayni hak edinen yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticari
şirketlerinin aynı konumda olmadıkları ve sözkonusu
edinimlerinin nedenlerinin de farklı olduğu gözetildiğinde aralarında
eşitlik karşılaştırması yapılamayacağı ve bu konuda farklı sınırlamalar
getirilmesinin yasakoyucunun takdir alanı içinde
olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, fıkra, Anayasa’nın
Başlangıç'ı ile 2., 10. ve 35. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşlere katılmamışlardır.
Kuralın, Anayasa’nın
5., 11. ve 16. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
C- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yabancı uyruklu gerçek kişiler
ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel
kişiliğe sahip ticaret şirketleri lehine Türkiye'de taşınmaz rehni tesisinde birinci ve ikinci fıkralarda yer alan
kayıt ve sınırlamaların aranmamasının, taşınmaz rehni
tesisini sınırsız hale getirdiği, böylece karşılıklılık ilkesinin taşınmaz rehni bakımından etkisizleştiri1diği, bunun ise, Türk
milletinin bağımsızlığı, ülke güvenliği ve toplum huzuru ilkeleri ile
bağdaşmadığı belirtilerek, Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2.,
5., 10., 11. ve 16. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin üçüncü fıkrasında "Yabancı
uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri lehine Türkiye 'de
taşınmaz rehni tesisinde birinci ve ikinci
fıkralarda yer alan kayıt ve sınırlamalar aranmaz. " denilmektedir.
Genel olarak rehin hakkı, rehne
konu hakkı paraya çevirmek ve elde edilen paradan öncelikle alacağını alma
yetkisi veren bir aynî haktır.
Rehin hakkı ile hak sahibine eşyanın değeri tahsis
edilmiştir. Bu hak da diğer sınırlı aynî haklar gibi mülkiyetin
muhtevasından oluşmuştur. Malik paraya çevirme yetkisini rehinli alacaklıya
tahsis etmektedir; alacaklı alacak ifa edilmezse eşyayı paraya çevirerek
öncelikle alacağını elde edebilecektir. Rehin hakkının bir türü olan
taşınmaz rehni de, hak sahibine bir taşınmaz
malın değerinden alacağını elde etme yetkisini veren sınırlı bir aynî haktır.
Taşınmaz rehni, hem kişisel alacağı teminat
altına almakta, hem de arazi değerinin tedavül ettirilmesini sağlamaktadır.
Türk Medenî Kanunu'na göre taşınmaz rehni, ancak ipotek,
ipotekli borç senedi veya irat senedi şeklinde kurulabilir.
Alacaklı sıfatıyla bir rehin hakkının iktisabı,
rehine konu teşkil eden taşınmaz malın iktisabı anlamına gelmez. Alacak
ödenmediği takdirde, taşınmaz mal paraya çevrilirse, rehinli alacaklı olan
ve Türkiye'de taşınmaz mal edinme imkânı bulunmayan yabancı kişi, bu taşınmaz
malı elde edemeyecek ve ancak alacağını satış bedelinden temin
edebilecektir. Bu nedenle karşılıklılık ilkesi gereği
Türkiye'de taşınmaz mal edinme hakkı bulunmayan bir yabancının, alacağına
karşılık olmak amacıyla, Türkiye'de bulunan bir taşınmaz mal üzerinde
ipotek, ipotekli borç senedi ve irat senedi biçiminde rehin hakkı elde
edebilmesi mülkiyetin, yasalarda öngörülen ayrık durumlar dışında devrine
yol açmayacağından taşınmaz rehninde sınırlama
aranmamasında Anayasa'ya aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, taşınmaz rehni
mülkiyete geçen işlem olmadığından, kural, Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın
5., 10., 11. ve 16. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
Ç- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644 sayılı Tapu
Kanunu'nun 35. Maddesinin Dördüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, dördüncü fıkrada yer alan
hükümden yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi
ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketleri dışındaki yabancıların Türkiye'de taşınmaz edinemeyeceği anlaşılmakla
beraber, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da taşınmaz edinemeyeceği
şeklinde anlaşılabileceği, bunun ise belirsizliğe yol açacağı, oysa hukuk devletinde
hukuk düzeninin belirliliği sağlaması gerektiği, bu nedenle dava konusu
kuralın Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin dördüncü fıkrasında "Yabancı
uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri dışındakiler Türkiye'de
taşınmaz edinemez ve lehlerine sınırlı ayni hak tesis edilemez." denilmektedir.
Maddenin gerekçesinde de yabancı uyruklu gerçek
kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan
tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketleri dışındakilerin (tüzelkişiliği olan
veya olmayan vakıf, dernek, kooperatif, cemiyet, topluluk, cemaat vb.)
Türkiye'de taşınmaz edinemeyecekleri ve bunlar lehine sınırlı ayni hak
tesis edilemeyeceği belirtilmiştir.
Madde gerekçesi ile birlikte değerlendirildiğinde, yasakoyucunun yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin
kanunlarına göre kurulan tüzelkişiliğe sahip ticaret şirketleri dışında
kalan tüzelkişilerin taşınmaz edinmelerini engellediği açıktır.
Bu nedenle kural, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
D- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin Beşinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Türkiye Cumhuriyeti ile arasında
karşılıklılık bulunan devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla intikal
eden taşınmazları için birinci fıkrada belirtilen kayıt ve sınırlamaların
aranmamasının karşılıklılık ilkesinin dışlanmasına yol açarak kanuni miras
yoluyla yabancıların edinimini kayıtsız, sınırsız ve koşulsuz hale
getireceği, ölüme bağlı tasarruflarda kanuni miras yoluyla edinimden farklı
kuralların uygulanmasının makul ve geçerli dayanağının olamayacağı ve
üçüncü tümcede aranan koşulun ölüme bağlı tasarrufları içerip içermediği
konusu kuşku yarattığından hukuk güvenliğinin zedelendiği, bu nedenlerle
kuralın Anayasa’nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 10.,
11. ve 16. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin dava konusu beşinci fıkrasında "Türkiye
Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık olan devlet vatandaşlarının kanuni
miras yoluyla intikal eden taşınmazları için birinci fıkrada belirtilen
kayıt ve sınırlamalar uygulanmaz. Ölüme bağlı tasarruflarda yukarıdaki
fıkralarda belirtilen kayıt ve sınırlamalar uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti
ile arasında karşılıklılık olmayan devlet vatandaşlarının kanuni miras
yoluyla edindikleri taşınmaz ve sınırlı ayni hakların intikal işlemleri
yapılarak tasfiye edilir." denilmektedir.
Fıkranın birinci tümcesinde, kanuni miras yoluyla
yabancılara intikal edecek taşınmazlar için de "karşılıklılık"
ilkesinin aranması gerektiği belirtilmiştir. Devletlerarası ilişkilerde
geçerli ilkelerden biri de karşılıklılık koşuludur. Karşılıklılık, andlaşma ile ya da kanunla olabilir. Hukukumuzda,
kanunî karşılıklı muamele, yabancı gerçek kişilerin ülkemizde taşınmaz mal
edinme ve miras haklan konusunda da aranmaktadır.
Miras, kanuna veya miras bırakanın iradesine
dayanır. Medeni Kanunda kanuna dayanan mirasa "Kanunî
Mirasçılık", miras bırakanın iradesine dayanan mirasçılığa ise "Mansup" yani "Atanmış Mirasçılık"
denilmektedir.
Özel mülkiyet ilkesinin bir sonucu olan
"miras" ile bireysel özgürlüğün bir sonucu olan
"vasiyet" konuları, eski çağlardan itibaren önemini korumuş
tasarruflardan olmuştur. Özel mülkiyet ilkesi kabul edilmiş olan her yerde,
kişinin ölümünden sonra mallarının ne olacağı sorunu, büyük önem
taşımıştır.
Türk Medeni Kanunu, miras bırakanın ölümünden sonra
mal ilişkilerinin ne yolda düzenleneceği konusunda bir yandan onun
iradesine geniş yer vererek bireyi korurken, öte yandan dokunulmaz paylı
olarak tanıdığı hısımların bir kısım miras paylarım saklı tutmak suretiyle
aileyi ve dolaylıyla toplumu korumaktadır.
Ölüme bağlı tasarruf, miras bırakan tarafından
yapılan ve onun ölümünden sonra sonuç doğuran bir hukuki işlem olup, Türk
Medeni Kanunu'na göre ancak "vasiyet" ve "miras
sözleşmesi" olmak üzere iki yoldan mümkündür.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun miras hukukunu
düzenleyen üçüncü kitap başlıklı bölümünün mirasçılar başlıklı birinci
kısmında yasal mirasçılar ve ölüme bağlı tasarruflar ayrı bölümler halinde
ve ayrı kurallarla düzenlenmiştir.
Türk Medenî Kanunu'nda kanunî mirasçılar 495-501. maddelerde düzenlenmiş ve Kanun, kanunî
mirasçıları kan hısımları olan altsoy, ana ve baba, büyük ana ve büyükbaba,
evlilik dışı hısımlar ve sağ kalan eş ile evlatlık ve devlet şeklinde
saymıştır.
Türk Medenî Kanunu'nun 505. maddesinde de "Mirasçı
olarak altsoyu, ana ve babası veya eşi bulunan mirasbırakan,
mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında ölüme bağlı tasarrufta
bulunabilir. Bu mirasçılardan hiçbiri yoksa, mirasbırakan mirasının tamamında tasarruf edebilir.
" denilmiştir.
Yabancıların sahip oldukları taşınmazların karşılıklılık
ilkesine uyularak kanuni miras yoluyla intikaline izin verilmesi mülkiyet
hakkının korunması bağlamında hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur.
Kanuni mirasçılarla ölüme bağlı tasarruflar sonucu
hak sahibi olanlar yukarıda belirtilen nedenlerle farklı konumda
bulunduklarından, ölüme bağlı tasarruflar için yasada belirtilen kayıt ve
sınırlamalar getirilmesinin Anayasa'ya aykırı olmadığı açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık
olmayan devlet vatandaşlarının kanuni miras yoluyla edindikleri taşınmaz ve
sınırlı aynı hakların tasfiyesi konusunda getirilen kuralın bu konudaki
belirsizliği ortadan kaldırmaya yönelik olması nedeniyle Anayasa'ya aykırılığından
sözedilemez.
Açıklanan nedenlerle, fıkra, Anayasa’nın
Başlangıç'ı ile 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın
5., 11. ve 16. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
E- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin Altıncı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkranın, belirlilik ve
öngörülebilirlik özellikleri taşımadığından hukuki güvenilirlik sağlamadığı
belirtilerek, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykın
olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin dava konusu altıncı fıkrasında "Karşılıklılığın
tespitinde hukuki ve fiili durum esas alınır. Bu ilkenin kişilere toprak
mülkiyeti hakkının tanınmadığı, ülke uyruklarına uygulanmasında, yabancı
devletin taşınmaz ediniminde kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınması esastır. " denilmektedir.
Devletlerarası ilişkilerde geçerli olan vazgeçilmez
ilkelerden biri de, Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi
karşılıklılık koşuludur.
Anayasa Mahkemesi Kararlarında da belirtildiği
gibi, karşılıklılık esası, en az iki devlet arasında uygulanan ve her
birinin ülkesinde diğerinin vatandaşlarına aynı mahiyetteki haklan
karşılıklı tanımalarını ifade eden bir ilke olarak tanımlanmaktadır. Buna
göre, bir yabancının Türkiye'de bir haktan yararlanabilmesi, Türk vatandaşlarının
da o yabancının ülkesinde aynı tür ve nitelikte olanaklardan yararlanmasına
bağlıdır. Karşılıklılık esası andlaşma ile ya da
kanunla olabilir.
Dava konusu altıncı fıkranın birinci tümcesinde,
karşılıklılığın tespitinde fiili ve hukuki durumun esas alınacağı
belirtilmiştir. İkinci tümcede de bu ilkenin kişilere toprak mülkiyeti
hakkının tanınmadığı ülke uyruklarına uygulanmasında, yabancı devletin
taşınmaz ediniminde kendi vatandaşlarına tanıdığı hakların, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınmasının esas olduğu vurgulanmıştır.
Böylece karşılıklılığın uygulanma esasları belirlenmiştir.
ikinci
tümce ile, Türkiye ile arasında karşılıklılık olmakla beraber, toprak
satışının olmadığı kimi devletlerde "karşılıklılık" ilkesiyle,
fiili ve hukuki durum esas alınarak yabancı devletin kendi vatandaşlarına
tanıdığı hakların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınmasının
sağlanmak istendiği anlaşılmaktadır. Buna göre altıncı fıkranın ikinci
tümcesi, hukuki ve fiili karşılıklılığın sağlanmasına yöneliktir.
Bu durumda fıkrada herhangi bir belirsizlik ve
öngörülemezlik bulunmadığından kural, Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
F- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin Yedinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkranın birinci tümcesinde
yabancıların taşınmaz edinemeyecekleri alanları belirlemede ve il
yüzölçümüne göre oranını tespitte Bakanlar Kurulu yetkili kılınmakla
beraber belirtilen alanların içeriğinin belirsiz ve takdire dayalı olduğu,
Bakanlar Kurulu'na verilen bu yetkinin asli düzenleme yetkisi niteliğini
taşıdığı, Bakanlar Kurulu'na teklifte bulunacak ilgili kamu kurum ve
kuruluşları ile ikinci tümcede belirtilen komisyonu oluşturan idarelerin
gösterilmediği, kuralın idarenin kanuniliği ilkesi ile belirlilik ve
öngörülebilirlik özelliklerini taşımadığı, bu nedenlerle de Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve 123. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
35. maddenin dava konusu yedinci fıkrasında "Yabancı
uyruklu gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına
göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin; sulama, enerji,
tarım, maden, sit, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle korunması
gereken alanlar, özel koruma alanları ile flora ve fauna
özelliği nedeniyle korunması gereken hassas alanlarda ve stratejik yerlerde
kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı ayni hak
edinemeyecekleri alanları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile esas
koordinattı harita ve planları içeren teklifi üzerine belirlemeye ve
yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların,
illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite Bakanlar
Kurulu yetkilidir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu
Bakanlık bünyesinde ilgili idare temsilcilerinden oluşan komisyon
tarafından, bu madde uyarınca Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler dahilinde çalışmalar yapılmak suretiyle kamu kurum ve
kuruluşlarının bu kapsamdaki teklifleri incelenip değerlendirilerek
Bakanlar Kuruluna sunulur." denilmektedir.
1- Fıkranın Birinci Tümcesindeki
"... ve yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında
edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi
geçmemek üzere oranını tespite ..." Bölümünün İncelenmesi
Anayasa’nın 7. maddesinde "Yasama yetkisi
Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez. " denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin önceki kararlarında
vurgulandığı üzere, Anayasa'da yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda
yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin
verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi yasa ile
sınırlandırılmış, tamamlayıcı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa'da
öngörülen ayrık durumlar dışında, yürütme organına yasalarla düzenlenmemiş
bir alanda genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez. Ayrıca, yürütme
organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa'nın 7. maddesine
uygun olabilmesi için temel ilkelerin konulması, çerçevenin çizilmesi,
düzenleme için sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın bırakılmaması gerekir.
Dava konusu kuralla yabancı uyruklu gerçek
kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların illere ve il
yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite Bakanlar Kurulu
yetkili kılınmaktadır. İller coğrafi ve stratejik olduğu kadar yerleşim
alanları ve konumlan itibariyle de birbirinden farklılıklar göstermektedir.
Kimi illerin yerleşim alanlarının tamamı veya birçok büyük ilçesinin tamamı
binde beşlik sınırın altında kalabilmektedir. Buna karşılık il
yüzölçümleri, ilin ormanları, dağlan ve meraları gibi yerleşim alanları
dışındaki kısımlarını da kapsamaktadır. İller için geçerli koşulların
ilçeler ve beldeler için de geçerli olmadığından söz edilemez. Bu durumda
Bakanlar Kurulu'na bırakılan düzenleme yetkisinin Anayasal sınırlar da
gözetilerek çerçevesinin belirlenmediği açıktır.
Ülke bütünlüğü ve egemenliği ile doğrudan ilgili
olduğunda duraksama bulunmayan yabancıların taşınmaz edinimi konusunda, yasaların
açık, anlaşılabilir ve sınırlan belirli kurallar içermesi gerekir. İptali
istenilen kural ise yeterli açıklık ve belirlilikten uzak olduğundan Anayasa’nın
2. ve 7. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ve A.Necmi ÖZLER
bu görüşe katılmamışlardır.
Dava konusu yasa kuralı, Anayasa’nın 2. ve 7.
maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiş olduğundan, ayrıca Anayasa’nın 6., 8., 11. ve 123. maddeleri yönünden incelenmesine
gerek görülmemiştir.
2- Fıkranın Kalan
Bölümünün İncelenmesi
Yedinci fıkranın birinci tümcesinde yabancı uyruklu
gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre
kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin taşınmaz ve sınırlı ayni
hak edinemeyecekleri alanlar belirtilmiştir.
Bu belirlemede öncelikle yabancı uyruklu gerçek
kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan
tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin kamu yaran ve ülke güvenliği
bakımından taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alanlar '''sulama,
enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle
korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ile flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması gereken hassas
alanlar ve stratejik yerler" şeklinde sayılmak suretiyle
açıklanmıştır. Buna göre kamu yaran ve ülke güvenliği bakımından yabancıların
taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri yerler alan itibariyle
belirlenmiş, ana çerçevesi çizilmiştir. Bakanlar Kurulu yetkisini kuşkusuz,
bu amaç ve çerçevede kullanacaktır. Belirlenen çerçevede yabancıların
taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alanlar çok sayıda kamu kurum
ve kuruluşunun faaliyet alanına girdiğinden bunların ancak ilgili
kurumların teknik çalışması ve bildirimi ile belirlenebileceği açıktır.
Yabancıların taşınmaz ve sınırlı ayni hak
edinemeyecekleri alanlarla ilgili teklifte bulunacak kamu kurum ve
kuruluşlarının yasalarında görev alanları belli edilmiş olup, bu konuda
belirsizlikten söz edilemez.
Yedinci fıkranın ikinci tümcesinde ilgili kamu
kurum ve kuruluşlarının tekliflerinin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün
bağlı olduğu Bakanlık bünyesinde ilgili idare temsilcilerinden oluşan
komisyon tarafından incelenip değerlendirileceği belirtilmektedir. Buna
göre, Komisyonu oluşturacak idarelerin, birinci tümcede belirtilen "sulama,
enerji, tarım, maden, sit, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle
korunması gereken alanlar, özel koruma alanları ile flora ve fauna özelliği nedeniyle korunması gereken hassas
alanlar ve stratejik yerler" görev alanına giren idareler olduğu,
bu konuda belirsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen nedenlerle fıkranın kalan bölümü
Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe
katılmamışlardır.
Kuralın,
Anayasa'nın 6., 8., 11. ve 123. maddeleri ile
ilgisi görülmemiştir.
G- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin Sekizinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkrada belirtilen işlerin
"geciktirilmeksizin" yapılacağı ifade edilmekle beraber herhangi
bir süreden söz edilmemesinin kuralda belirsizlik yarattığı, bu nedenle de
Anayasa'nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin sekizinci fıkrasında "Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra belirlenecek askeri yasak
bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgelere ve
değişiklik kararlarına ait harita ve koordinat değerleri Milli Savunma
Bakanlığınca geciktirilmeksizin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı
olduğu Bakanlığa verilir." denilmektedir.
Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan
askeri yasak bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile stratejik
bölgelere ilişkin kararlara ait harita ve koordinat değerlerinin tamamının
Milli Savunma Bakanlığı'nca 3 ay içinde Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü'nün bağlı olduğu Bakanlığa gönderilmesi gerektiği hususu, 5444
sayılı Yasa'nın 2. maddesi ile Tapu Kanunu'na "Geçici Madde 2"
olarak eklenmiştir.
Dava konusu kural ise, yasanın yürürlüğe girdiği
tarihten sonra belirlenecek olan askeri yasak bölgeler, askeri ve özel
güvenlik bölgeleri ve stratejik bölgelere ve değişiklik kararlarına ait
harita ve koordinat değerlerinin verilmesine ilişkindir.
Yasakoyucu, kuralda bu görevin yerine getirilmesini Milli Savunma Bakanlığı 'nm isteğine bırakmayarak zorunlu kılmıştır. Burada yasakoyucunun bir süre öngörmemiş olmasının, sözkonusu bölgelere ait belirlemelerin, teknik
içeriğinden ötürü ne kadar sürede gerçekleştirileceğinin önceden bilinmesinin
güçlüğünden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. "Geciktirilmeksizin"
ifadesi ile de, işin en kısa sürede sonuçlandırılmasının amaçlandığı
açıktır.
Bu nedenlerle, belirsizlik içermeyen kural, Anayasa’nın
2. ve 11. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
H- Yasa'nın 1. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2644
sayılı Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin Onuncu Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, taşınmazlar ile sınırlı ayni
hakların, Tapu Kanunu'nun 35. maddesi kurallarına veya yasal zorunluluk
dışında edinim amaçlarına aykırı olarak kullanıldığının kim tarafından
belirleneceğinin ve amacına aykırı kullanımdan neyin anlaşılması
gerektiğinin açıkça gösterilmediği, Maliye Bakanlığı'na verilen süre tanıma
yetkisinin esas ve usulleri ile ilgili düzenleme yapılmadığı, bu haliyle
kuralın asli düzenleme yetkisinin devri niteliği taşıdığı ve kanunilik
ilkesinin ihlaline yol açacağından, Anayasa’nın 2.,
6., 7., 8., 11. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
35. maddenin onuncu fıkrasında "Bu madde
hükümlerine aykırı edinilen veya kanuni zorunluluk dışında edinim amacına
aykırı kullanıldığı tespit edilen taşınmazlar ile sınırlı ayni haklar,
Maliye Bakanlığınca verilecek süre içerisinde maliki tarafından tasfiye
edilmediği takdirde tasfiye edilerek bedele çevrilir ve bedeli hak sahibine
ödenir." denilmektedir.
Kural ile, öncelikle
yabancıların Türkiye'deki taşınmazlar üzerinde hak edinimlerinin, bunu
düzenleyen kurallara uygun olması sağlanmak istenilmiştir. Ayrıca kuralda,
yabancılar tarafından Tapu Kanunu'nun 35. maddesine uygun olarak edinilen
taşınmazların, edinim amaçlarına uygun olarak kullanılması gerekliliği de
vurgulanmaktadır. (Örneğin, mesken olarak kullanmak amacıyla edinilen
taşınmazın işyeri olarak kullanılamayarak sadece mesken olarak kullanılması
gerektiği gibi)
2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26. maddesi ile
mülkiyete, mülkiyetten ayn ayni haklara ilişkin
sözleşmeleri düzenleme görev ve yetkisi Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
Tapu Sicil Müdürlükleri'nde bulunmaktadır. Taşınmaz mal edinmek veya
mülkiyetten ayn ayni haklardan yararlanmak
isteyenler başvurularını, taşınmazın bulunduğu yerin Tapu Sicil Müdürlüğü'ne
yapmaktadırlar. Buna göre yabancıların taşınmaz ve sınırlı ayni hak
edinimlerine ilişkin ayrıntılı bilgiler, Tapu Sicil Müdürlükleri'nin
kayıtlarında bulunmaktadır.
Tapu Kanunu'nun 35. maddesine ve edinim amacına
aykırı kullanılan taşınmazlar ile sınırlı ayni haklar ise, bunların
özellikleri gözetilerek Maliye Bakanlığı'nca verilecek süre içerisinde
maliki tarafından tasfiye edilmediği takdirde tasfiye edilerek bedele
çevrilecek ve bedeli hak sahibine ödenecektir.
Kuralla, bu madde hükümlerine ve edinim amaçlarına
aykırı kullanımın önlenmesi ve böyle durumlarda sözkonusu
taşınmazlar ile sınırlı ayni hakların, bunların özelliklerine göre değişebilecek
sürelerde tasfiye edilmesi amaçlandığından, Maliye Bakanlığı'na yetki
devrinden sözedilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 7.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın
6., 8., 11. ve 123. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir.
I- Yasa'nın 2. Maddesi ile 2644 sayılı Tapu
Kanunu'na eklenen Geçici 2. Maddenin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin
yedinci fıkrasında Bakanlar Kurulu'na verilen belirleme yetkisinin adeta
tapu görevlilerince kullanılacak bir yetki durumuna getirildiği, sözkonusu dönemde yedinci fıkradaki sınırların
dışlandığı bunun ise yedinci fıkrada belirtilen işlemlerin tamamlandığı
tarihin öncesindeki ve sonrasındaki edinimlerin uygulamada birbirine farklı
koşullarla bağlanması sonucunu doğuracağı, hukuk düzeninde karmaşaya neden
olacağı ve tapu görevlilerinin kullanacağı yetki asli düzenleme niteliği
taşıyacağından Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 10.,
11. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Geçici 2. maddenin dava konusu ikinci fıkrasında "Yukarıda
belirtilen bölgelere ilişkin kararlara ait harita ve koordinat
değerlerinin, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne gönderilmesi ve sayısal
ortama aktarılarak taşra birimlerine intikal ettirilmesine kadar geçecek
sürede yetkili askeri makamlardan sorulmak suretiyle, belirtilen işlemler
tamamlandıktan sonra gönderilen belge ve bilgilere göre tapu işlemleri
yürütülür. " denilmektedir.
Kural uyarınca, tapu görevlisi sözkonusu
"askeri yasak bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile
stratejik bölgelerin" tespitini yapmamaktadır. Sadece tapu
işlemlerinin yürütülebilmesi ve hatalı işleme yol açılmaması için
"askeri yasak bölgeler, askeri ve özel güvenlik bölgeleri ile
stratejik bölgeler" bildirilinceye kadar bunların yetkili askeri
makamlardan sorularak öğrenilmesi yoluna gidilmektedir.
Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı'nca Tapu ve
Kadastro Genel Müdürlüğü'ne harita ve koordinat değerleri gönderilmesinden
sonra yapılan işlemler ile öncesinde sorularak yapılan işlemler aynı
kaynağa dayandığından, bu işlemlere göre hak sahibi olanlar arasında
eşitlik karşılaştırması yapılması olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın
6., 7., 8., 11. ve 123. maddeleri ile ilgisi
görülmemiştir. İ- Yasa'nın 3. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 5444 sayılı Yasa'nın yürürlük
tarihinin, resmi gazetede yayımlandığı tarihten önceki bir tarih olarak
belirlenmesinin, belirlilik ve öngörülebilirlik özellikleri taşımadığı ve
öncesi-sonrasıyla uygulamada eşitsizliğe yol açtığından Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5444 sayılı Tapu Kanunu'nda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun'un 3. maddesinde "Bu Kanun 26.7.2005 tarihinden
itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.", maddenin
gerekçesinde de "Yürürlük maddesi olup, Kanunun, hukuki boşluk doğmasını
engellemek amacıyla Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlüğe girdiği
26.7.2005 tarihinden itibaren geçerli olması hüküm altına alınmıştır."
denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin 14.3.2005 günlü, E:2003/70,
K:2005/14 sayılı iptal kararı 26.7.2005 tarihinde yürürlüğe girmiş, dava
konusu yasal düzenleme ise 29.12.2005 tarihinde kabul edilmiş ve 7.1.2006
tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
Dava konusu 3. madde ile Anayasa Mahkemesi'nin
iptal kararının yürürlüğe girdiği tarih ile Yasa'nın Resmi Gazete'de
yayımlandığı tarih arasında doğan hukuksal boşluğun doldurulması suretiyle
hukuk güvenliğinin sağlanmasının amaçlandığı ve bunun da hukuk devletinin
gereği olduğu açıktır.
Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın
10. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
V- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesine
göre, Anayasa Mahkemesi'nce, Anayasa'ya aykırı olduğundan iptaline karar
verilen kanun, kanun hükmünde kararname veya TBMM İçtüzüğü ya da bunların
belirli madde veya hükümleri iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı
gün yürürlükten kalkar. Ancak, Anayasa Mahkemesi, iptal karan ile meydana
gelecek olan hukuki boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararının ihlal
edici nitelikte görürse, boşluğun doldurulması için iptal kararının
yürürlüğe gireceği günü ayrıca kararlaştırabilir.
5444 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile yeniden
düzenlenen Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin birinci fıkrasının dördüncü
tümcesi ile yedinci fıkrasının "... ve
yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların,
illere ve il yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite
..." bölümünün iptaline karar verilmesi ile meydana gelen hukuksal
boşluk kamu yararının ihlal edici nitelikte görüldüğünden, yeni düzenleme
yapılabilmesi için yasama organına süre tanımak amacıyla iptal kararının
Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak üç ay sonra yürürlüğe girmesi
uygun bulunmuştur.
VI-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
29.12.2005 günlü, 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
A- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 22.12.1934
günlü, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin;
1 - a- Birinci
fıkrasının dördüncü tümcesine,
b-
Yedinci fıkrasının, "... ve yabancı uyruklu
gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il
yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite ..."
bölümüne,
ilişkin
iptal hükümlerinin süre verilerek yürürlüğe girmelerinin ertelenmesi
nedeniyle bu tümce ve bölüme yönelik YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
REDDİNE,
2- a- Birinci
fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü tümcelerine,
b- İkinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı fıkralarına,
c-
Yedinci fıkrasının, "... ve yabancı uyruklu
gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il
yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite ..."
dışında kalan bölümüne,
d- Sekizinci ve onuncu fıkralarına,
B- 2. maddesiyle 2644 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici
Madde 2'nin ikinci fıkrasına,
C- 3. maddesine,
yönelik
iptal istemleri, 11.4.2007 günlü, E. 2006/35, K. 2007/48 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu madde, fıkra, tümce ve bölümlere ilişkin yürürlüğün
durdurulması isteminin REDDİNE,
11.4.2007 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi. VII- SONUÇ
29.12.2005 günlü, 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un:
A- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 22.12.1934
günlü, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin;
1-
Birinci fıkrasının;
a-
Birinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün "Tümcenin tümünün", Mehmet ERTEN
ile Şevket APALAK'm ise "Tümcedeki '... ve kanunî sınırlamalara uyulmak...' ibaresinin"
iptaline karar verilmesi gerektiği yolundaki karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
b-
İkinci tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün "Tümcenin tümünün", Mehmet ERTEN ile
Şevket APALAK'ın ise "Birinci tümcede yer
alan '... ve kanunî sınırlamalara uyulmak...'
ibaresi yönünden" iptaline karar verilmesi gerektiği yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
c-
Üçüncü tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ
ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün
karşıoylan ve OYÇOKLUĞUYLA,
d-
Dördüncü tümcesinin Anayasa'ya aykın olduğuna ve
İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- İkinci fıkrasının Anayasa'ya aykın
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT'ün karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Üçüncü, dördüncü,
beşinci, altıncı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4-
Yedinci fıkrasının;
a-
"... ve yabancı uyruklu gerçek kişilerin il
bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il yüzölçümüne göre binde
beşi geçmemek üzere oranını tespite..." bölümünün Anayasa'ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI
ile A. Necmi ÖZLER'm karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b-
Kalan bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Tülay
TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT'ün karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
5- Sekizinci ve onuncu fıkralarının Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B-2.
maddesiyle 2644 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici Madde 2'nin ikinci fıkrasının
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 3. maddesinin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Anayasa'ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin
D- 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı
Yasa'nın 35. maddesinin, birinci fıkrasının dördüncü tümcesi ile yedinci
fıkrasının, "... ve yabancı uyruklu gerçek
kişilerin il bazında edinebilecekleri taşınmazların, illere ve il
yüzölçümüne göre binde beşi geçmemek üzere oranını tespite ..."
bölümünün, doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı
Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince bu tümce ve
bölüme ilişkin iptal hükümlerinin, KARARIN RESMÎ GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN
BAŞLAYARAK ÜÇ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
11.4.2007 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
KARŞIOY
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun'un 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun
35. maddesinin yedinci fıkrasının iptal edilen bölümünde özel öneme haiz
taşınmazlar sayıldıktan sonra bu alanlarda tanınacak ayni haklarla ilgili
öneride bulunmak üzere bir komisyon oluşturulmuş ancak bu önemli görevi
yerine getirecek komisyon üyeleri Yasa'da belirtilmeyerek ilgili idarenin
görevlendirmesine yani takdirine bırakılmıştır.
Hukuk devleti ilkesi hukuksal güvenlik ve
belirginliği gerektirir. Bu nedenle oluşacak komisyonun görev ve
sorumluluklarının önceden yasa ile belirlenmesi gerekir.
Belirtilen nedenlerle ikinci tümce Anayasa’nın 2.
ve 7. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.
Başkan
Tülay
TUĞCU
KARŞIOY
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun'un 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun
35. maddesinin yedinci fıkrasının iptaline ilişkin A. Necmi
ÖZLER'in karşıoyuna
aynen katılıyorum.
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ
KARŞIOY
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun'un 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun
35. maddesinin yedinci fıkrasının iptaline ilişkin A. Necmi
ÖZLER'in karşıoyuna
aynen katılıyorum.
Üye
Sacit ADALI
KARŞIOY
GEREKÇESİ
I- 5444 Sayılı Yasa'nın dava konusu 35. maddesinin
ilk fıkrasında, "Yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve
kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla, Türkiye'de işyeri veya mesken olarak
kullanmak üzere, uygulama imar plânı veya mevzii imar plânı içinde bu
amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilirler. Sınırlı ayni
hak tesis edilmesinde de aynı koşullar aranır. Yabancı uyruklu bir gerçek
kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar ile bağımsız ve sürekli
nitelikte sınırlı ayni hakların toplam yüzölçümü iki buçuk hektarı geçemez.
Bu fıkrada belirtilen koşullarla yüzölçümü miktarını otuz hektara kadar
artırmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir." denilmektedir. Buna göre,
yabancı uyruklu gerçek kişiler, karşılıklı olmak ve kanuni sınırlamalara
uyulmak kaydıyla işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere imar plânında bu
amaçlarla ayrılıp tescil edilen taşınmazları edinebilecekler sınırlı ayni
hak tesisi de aynı koşullara bağlı tutulacaktır. Kamu kurum ve
kuruluşlarının özel mülkiyetinde olan taşınmazlar da aksine bir hüküm
bulunmadığından doğal olarak aynı kurallara uyularak satışa konu
olabilecektir. Ancak, bunların toplam yüzölçümleri iki buçuk hektarı (yirmibeş dönüm) geçemeyecektir. Fıkra'nın ilk
tümcesinde geçen kanuni sınırlamalarla neyin amaçlandığı ise açıkça anlaşılamamaktadır.
Eğer diğer yasalardaki sınırlamalara göndermede bulunulması isteniyorsa
bunun için özel vurgu gerekmediği, bir uyuşmazlık söz konusu olduğunda
bunun, yargı yerlerince özel, genel kanun önceliği çerçevesinde zaten
gözetileceği, bu yönüyle "kanuni sınırlamalar" ifadesinin
belirsizlik içerdiği açıktır. Ayrıca, taşınmazlarla sınırlı ayni hakların
yüzölçümleri toplamının mı, yoksa ayrı, ayrı toplamlarının mı üst sınırının
iki buçuk hektarı geçemeyeceği konusu da belirsizdir. Kural'ın yazımı her
iki yoruma da olanak verecek niteliktedir. Yabancıların Ülke'nin çeşitli
yörelerinde edinebileceği taşınmazların üst sınırının ikibuçuk
hektarı aşıp, aşmadığının nasıl saptanacağı da Kural'da yer almadığından bu
konuda da belirsizlik bulunmaktadır.
Birinci fıkrada, yabancı uyruklu gerçek kişilerin
sadece işyeri veya mesken olarak kullanmak üzere taşınmaz edinmelerine izin
verildiği halde bu edinimin üst sınırının yirmibeş
dönüm gibi, küçümsenemeyecek bir miktar olması, örneğin bir kişinin birer dönümlük
25 arsa veya 250 m2
lik 100 apartman dairesi alabilmesini olanaklı
hale getirmesi, edinim amacıyla bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti
insan haklarına dayanan bu haklan koruyup, güçlendirebilen, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olup, yargı denetimine bağlı tutulabilen, eşitlik
temelinde adil bir hukuk düzeni kurabilen, kişinin maddi ve manevi varlığını
geliştirebilmesi için gerekli ortamı hazırlayan devlettir. Hukuk
devletinde, yasaların açık ve anlaşılabilir olması hukukun üstünlüğünün
sağlanabilmesi için ön koşuldur. Ayrıca yasaların kişisel ya da siyasi
amaçlarla değil, kamu yaran amacıyla çıkarılması gereğinde de hukuk devleti
bağlamında kuşku bulunmamaktadır.
Bilim ve teknolojideki gelişmelere koşut olarak
artan ulaşım ve iletişim olanakları, uluslar arası, siyasi, ekonomik,
sosyal ilişkilerin kazandığı ivme, yabancıların mülk edinmesi konusuna
güncellik kazandırmakla birlikte, bu konuya ülke güvenliği ve kamu yararı
gözetilerek kimi sınırlamalar getirilmesini de zorunlu kılmaktadır. Bu
sınırlamaların boyutunu ise kuşkusuz her ülkenin kendi koşullan
belirleyecektir.
Bir devletin ülke ve millet bütünlüğünün
korunmasındaki önceliği, bu varlıkları yakından ilgilendiren konuların daha
ayrıntılı, açık ve anlaşılabilir biçimde düzenlenmesini gerektirmektedir.
Ayrıca Anayasa’nın; 44. maddesinde toprağın verimli olanak işletilmesi,
topraksız köylüye toprak sağlanması, 45. maddesinde, tarım arazileri ile
çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasının önlenmesi, 57. maddesinde,
konut ihtiyacının karşılanması konularında olduğu gibi, devlete Anayasa’nın
birçok maddesiyle çeşitli görevler verilmiştir. Bu nedenle devlet,
yabancılara toprak satışı konusunu, anayasa ile kendisine verilen bu
görevleri yerine getirmesini engellemeyecek ve kendi vatandaşlarının
önceliklerini gözetecek biçimde düzenlemek zorundadır. Esasen kamu
yararının başka türlü gerçekleşmesi de olanaklı değildir.
Dava konusu 35. maddenin birinci fıkrasının,
içerdiği belirsizlikler nedeniyle hukuk devletinde, yasaların açık ve anlaşılabilir
olması gereğine; amacı aşan oranlarda toprak satışına izin vermesi
nedeniyle ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturduğu ve bu yönüyle kamu yaran
amacıyla da düzenlenmediği sonucuna varılmıştır.
II-35. maddenin ikinci fıkrasında, yabancı ülkelerde
kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret
şirketlerinin, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti
ve taşınmazlar üzerinde sınırlı aynî hak edinebilecekleri belirtilmektedir.
Buna göre, yabancı tüzel kişilerin Türkiye'de taşınmaz edinmelerinde,
yabancı gerçek kişilerden farklı olarak karşılıklı olma koşulu aranmadığı
gibi, edinilebilecek taşınmaz miktarı yönünden de bir sınırlama
getirilmemektedir. Fıkra ile göndermede bulunulan özel kanun hükümleri
kapsamında yer alan 6326 Sayılı Petrol Kanunu, 2634 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu
ve 4737 Sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu'nda da yabancı tüzel kişilerin
edinebilecekleri taşınmazların toplam yüzölçümü bakımından bir üst sınır
öngörülmediğinden bu konuda bir sınırsızlık bulunduğunda duraksamaya yer
yoktur. Yabancı tüzel kişileri yabancı uyruklu gerçek kişilere göre
imtiyazlı duruma getiren dava konusu ikinci fıkranın Anayasa’nın eşitlik
ilkesinin düzenlendiği 10. maddesinin "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye
veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" diyen üçüncü fıkrası hükmü ile
bağdaşmadığı açıktır.
III-Madde'nin yedinci fıkrası ile yabancı uyruklu
gerçek kişiler ile yabancı ülkelerde kendi ülkelerinin kanunlarına göre
kurulan tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin, sulama, enerji, tarım,
maden, sit, inanç ve kültürel özellikleri nedeniyle korunması gereken
alanlarda, özel koruma alanları ile flora ve fauna
özelliği nedeniyle korunması gereken hassas alanlarda ve stratejik yerlerde
kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı ayni hak
edinemeyecekleri alanları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının tescile esas
koordinatlı harita ve plânlan içeren teklifi üzerine belirlemeye Bakanlar
Kurulu yetkili kılınmıştır. Buna göre, Fıkra'da sayılan özelliği olan
yerlerde, Bakanlar Kurulu yetkisini kullanarak bir karar almadıkça taşınmaz
satışına engel bulunmamaktadır. Bu konuda gerekli düzenlemeleri yapması
için bir süre ile de bağlı tutulmadığından Bakanlar Kurulu'nun kendi
takdiri doğrultusunda hareket etmesi kaçınılmazdır. Yasal çerçevenin
belirlenmemesinden kaynaklanan bu durumun yasama yetkisinin devrine yol
açacağı ve yasanın korunmasını amaçladığı yerler için bu amacın
gerçekleşemeyeceği kuşkusuzdur.
Açıklanan
nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞIOY
29.12.2005 günlü, 5444 sayılı Tapu Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi ile değiştirilen Tapu
Kanununun 35. maddesinde yabancılara yapılacak taşınmaz satışlarıyla ilgi
bir kısım sınırlamalara yer verilmesine rağmen, "...kanuni sınırlamalara
uyulmak..." biçimindeki yollama ile diğer kanunlardaki sınırlamaların
da yabancılara satılacak taşınmazlar bakımından uygulanması sağlanarak,
ülkemiz için hayati önem ve özelliğe sahip alanların Türküye Cumhuriyeti
Devleti ve vatandaşlarının yararı ve geleceği için yabancıların eline
geçmesi önlenmek istenmiştir. Bu
yollamanın 35. maddede sayılan bir kısım sınırlamaların yeterli
görülmemesinden kaynaklandığı, kamu yaran ve ülke güvenliğini koruyabilmek
için yapıldığı anlaşılmakta ise de maddede yer alan "kanuni
sınırlamalar" ibaresinin neler olduğu açıkça ortaya konulmamıştır.
Yasalarda yer alan ve anlaşılabilir olan sınırlamalara ülkede yaşayan
herkesin uyacağı kuşkusuzdur. Yabancıya yapılacak taşınmaz satışının önemi
nedeniyle ihtiyaç duyulan sınırlamaların maddede belirtilen diğer
sınırlamalar gibi açık, anlaşılabilir ve madde içinde yer alması, ülke
güvenliğini ve kamu yararını sağlayabilecek nitelikte ve yeterlilikte
olması gerekir. Diğer kanunlarda taşınmaz edinimiyle ilgili olarak yer alan
sınırlamaların zaman içinde değişebileceği veya kalkabileceği, hatta bu sınırlamaların
sadece yabancılara satılacak taşınmazlar bakımından getirilmedikleri
dikkate alındığında, yapılan yollamanın ülke güvenliğini ve kamu yararını
sağlamak için yetersiz kalacağı açıktır.
Diğer taraftan, ülke güvenliği ve kamu yaran için
ihtiyaç duyulan sınırlamalara nitelikleri açıklıkla belirtilerek maddede
yer verilmemesi nedeniyle oluşan belirsizlik, uygulamayı zorlaştırabileceği
gibi anayasal denetimi de güçleştirir.
Bu nedenle sözü edilen ibareyle yapılan yollaman
ülke güvenliğini ve kamu yararını korumak bakımından yeterli olmadığı için,
Anayasa'nın başlangıç ve 5. maddesine, açık, anlaşılabilir ve sınırlan
belirli kurallar içermediği için de bunu öngören Anayasa’nın 2. maddesindeki
hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesinde yabancılara tanınan sınırlı ayni hak tesisi, birinci
fıkranın birinci cümlesindeki "...kanuni sınırlamalara
uyulmak..." koşuluna bağlandığı için, iptali istenen "Simli
ayni hak tesis edilmesinde de aynı koşullar aranır" biçimindeki
kural, yukarda açıklanan gerekçelerle "...kanunisınırlamalara
uyulmak..." ibaresi yönünden Anayasa'ya aykırıdır.
Her iki kuralın da
iptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY
YAZISI
Anayasa Mahkemesi'nin 14.3.2005 günlü ve
E.2003/70-K.2005/14 sayılı kararından sonra, bu kararın gerekçeleri de
gözetilerek 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesi, 5444 sayılı Yasayla
yeniden düzenlenmiş ve yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilerin taşınmaz
edinmeleri konusunda kimi sınırlamalar getirilmiştir.
Anılan maddedeki sınırlamalardan birisi de
"...yabancı uyruklu gerçek kişilerin il bazında edinebilecekleri
taşınmazların illere ve il yüzölçümüne göre binde beşini geçmemek üzere oranını
tespite..." Bakanlar Kurulu'nu yetkili kılan düzenlemedir.
Kural, yeten kadar açık ve belirgin olup, Bakanlar
Kurulu'nun yetkisini kullanırken her ilin durumunu ve ilçelerinin
özelliğini gözeterek bu sınırlamayı ilçe bazında uygulamasına engel bir hüküm
de içermemektedir. Bu sınırlamanın il veya ilçe baz
alınarak saptanması yasakoyucunun takdir alanı
içindedir. Yasakoyucunun takdir alanı içindeki
bir konuda yapılan düzenlemenin denetiminin yerindelik denetimi anlamına
geleceği açıktır. Anayasa yargısında ise yerindelik denetimine yer
verilmemiştir.
Bu nedenlerle, kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığı
görüş ve kanaatında olduğumdan aksi yöndeki
çoğunluk kararma katılmadım.
Üye
A.
Necmi ÖZLER
AZLIK OYU
5444 sayılı Tapu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunla ilgili karara karşı olduğum bölümler, karar sonucundaki sıralamaya
uyularak aşağıda vurgulanmaktadır.
A- 1. Maddesiyle Yeniden Düzenlenen 2644 Sayılı
Tapu Kanunu'nun 35. Maddesinin
1 - Birinci
fıkrasının
a-
Birinci tümcesindeki "...ve kanuni sınırlamalara uyulmak..."
anlatımı yönünden:
Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk devleti,
yasalara uygun irade sergilemeleri için açık ve ayrıntılı kurallarla
sınırlan çizilmiş belirgin ve güvenli bir ortamı gerekli kılar.
Yabancı uyruklu gerçek kişilerin taşınmaz
edinilmeleri için getirilen özel yasal düzenlemenin, yorumlardan uzak bir
içerik barındırması gerektiği kuşkusuzdur. Çünkü bu konuya ayRI bir önem verilmekte, taşınmazın sahipliği yönünden
ölçütler getirilmektedir. Gerek bu oluş, gerekse yabancılık öğesinin
taşınmaz hukukuyla birlikte uygulanması nedeniyle, yasal hak ve olanakların
açıklıkla ve yorumlamalara bırakılmadan belirlenmesi, değinilen zorunluluğun
ayrı gerekçeleridir.
Bu bakımdan, yasal sınırlamalar belirgin ve hukuk
güvenliği içinde öngörülmeden, başka yasal düzenlemelere yapılan soyut
yollama uygulamacıların yorumlarına ve araştırmalarına bırakılmış bir
nitelik taşır. Bu sonuç ise hukuk devleti ilkesiyle çelişir.
b- İkinci tümcesi yönünden:
Yukarıda birinci tümce yönünden açıklanan görüş,
ikinci tümcedeki "Sınırlı aynı hak tesis edilmesinde" de
geçerlidir. Bu tümce bu yönden Anayasa’nın 2. maddesiyle örtüşmemektedir.
c- Üçüncü tümcesi yönünden:
Tümcenin yazılış biçiminin ve "ile"
sözcüğünün bağlaç işlevinin ayırıcı sonuçlar vermesi olanaklıdır,
"ile" bağlacıyla, "edinilecek taşınmazlar" bir yanda,
"sınırlı aynı haklar" bir yanda kalmaktadır. Daha sonra gelen
"toplam" sözcüğü ise, bu farklı taşınmaz haklan farklılaştıran ve
ayrı ayrı hesaplanması yolunu açan bir
niteliktedir.
Bu bakımdan, "toplam" sözcüğünün açık bir
netlik taşımaması, kuralın yasaların belirginliğini temel olan hukuk
devleti ilkesiyle çelişmesine neden olmaktadır.
2- İkinci fıkrası
yönünden:
Anayasa’nın başlangıç ilkesinde yer alan
"Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi"
olmak olgusu, yabancı öğesinin gündeme geldiği konularda karşılıklılık
ilkesinin varlığını gerekli kılar. Gerçekten de birinci fıkra gerçek
kişiler yönünden karşılıklığı vurgulanmakta,
vazgeçilmezliğini bu yasal boyutta da duyumsatmaktadır. Yedinci fıkrada
sayılan istisnalar ise, karşılıklılık değil, özel yerlere ilişkin
yasaklamalarla ilgilidir.
Bu duruma karşın, ikinci fıkrada ticaret şirketleri
için karşılıklılık ilkesi öngörülmemesi Anayasa’nın başlangıç ilkesine
açıkça aykırıdır.
4-Yedinci
Fıkrasının
İptal edilen
kısım dışındaki bölümü yönünden:
Fıkrada bazı özel yerler sayılarak bu yerlerde kamu
yaran ve Ülke güvenliği bakımından taşınmaz ve sınırlı aynı hak
edinilemeyecek alanların Bakanlar Kurulunca belirleneceği kurala bağlanmıştır.
Ana kurala göre ayrı nitelik içeren bir ilke ayrıca koşula bağlanmıştır.
Bu koşul ile belirtilen yerlere ilişkin ilgili
kurum ve kuruluşun önerisi aranmakta, ilgili idare temsilcilerinden
oluşacak komisyonca, Bakanlar Kurulunca verilen yetkiler içinde bu
önerilerin incelenip Bakanlar Kuruluna sunulacağı belirtilmektedir.
Öteden beri değinilen hukuk devleti ilkesi
belirginlik, hukuksal güvenlik gibi başlıklarla anlam kazanmaktadır.
İrdelenen yasal metinde ise, özel önem verilen yerler öne çıkarılmakta,
ancak istisna niteliği önerilere bağlanmaktadır. Böylece yasama yetkisinin
sınırsız devrine de neden olunmaktadır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle davaya konu Yasa'nın
ilgili bölümlerde belirtilen kurallarının, Anayasa’nın Başlangıç, 2. ve 7.
maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali gerekeceği oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
KARŞI OY
5444 sayılı Yasa'nın 1. maddesi ile değişikliğe
uğrayan 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin 1. fıkrasının 3. tümcesi
"yabancı uyruklu gerçek bir kişinin ülke genelinde edinebileceği taşınmazlar
ile bağımsız ve sürekli nitelikte sınırlı ayni hakların toplam
yüzölçümü iki buçuk hektarı geçemez" demektedir.
Düzenleme, edinimler toplamının iki buçuk hektarı
geçemeyeceğini belirleyerek bir üst sınır ölçüsü çizmiş, bu sınır içinde
edinilen haklan ise taşınmaz ile bağımsız ve sürekli sınırlı ayni haklar
olarak sayıp nitelemiştir.
Taşınmaz mülkiyeti;
malike hak konusundan yararlanma, üzerinde hukuki ve fiili tasarrufta
bulunma yetkisi veren, Bağımsız ya da sürekli nitelikli sınırlı ayni
haklarise sahibine eşyadan
yararlanma veya malike bir çekinme borcu yükleyen irtifak hakları ya
da maliki bir taşınmaz karşılık olmak üzere bir edimde bulunma borcu altına
sokan mükellefiyet veya konu eşyayı bir alacağın temini için paraya çevirme
yetkisi veren rehin haklarından oluşup, hak sahibine mülkiyetten farklı
ancak muhtevasını oluşturan hak konusunda yetki verirler.
İrtifak Haklan, (geçit, mecra, kaynak gibi)
taşınmaz lehine ya da (intifa, üst gibi) belirli bir şahıs lehine tesis
edilirler. Bir grup irtifak haklan da hak sahibine eşya üzerinde olumlu davranışda bulunma zorunluluğu getirmekte olup, inşaat
yapmama, manzara kapatmama gibi mülkiyetin sağladığı hakka ilişkin tüm
yetkilerin kullanılamayacağı TMK md 779 gibi olumsuz irtifak haklan da
vardır.
Bağımsız olmayan yani belli bir şahıs lehine tesis
edilmiş irtifak hakkı (sükna, intifa, rehin)nın tapu siciline taşınmaz olarak kaydı ile ayni
irtifaklarında lehine tesis edilen taşınmazlardan ayrı olarak devri mümkün
değildir. O halde bağımsız mahiyetleri de yoktur. Kaynak ve üst hakkı gibi
hakların ise devredilebilir şekilde tapu siciline tescili mümkündür.
Görüldüğü üzere, ancak bağımsız ayni haklar tapu
siciline ve de yalnızca hak sahibinin talebi ile kaydedilebilmektedir.(TMK
md 1013) İşte sınırlı ayni hakların (şahsa bağlı irtifak, taşınmaz
mükellefiyeti, rehin haklan gibi) tapuya taşınmaz cinsinden kaydı gerekmeyen
haklardan olması karşısında düzenlemedeki uygulamacıya ÖLÇÜ OLACAK ve
fazlasının bir yabancı tarafından edinilemeyeceği "iki buçuk
hektar"ın belirlenebilmesi için tapu kayıtlamaları sınırlı ayni hak
cinsine ve hak sahibinin tescil talebine bağlı kalan bir karışıklık ve
belirsizlik içindedir.
İpotek, ipotekli borç senedi gibi taşınmaz rehni nitelikli sınırlı ayni hakların özelliği,
taşınmaz mülkiyet hakkı ve buna inhisar ettirilen hak sınırını belirleyen yüzölçüm kriteri ile aynı ölçü
birimi ile mukayese edilmesi farklı nitelik ve muhtevaya sahip hakların
kuraldaki gibi ölçümleme yolu ile toplanabileceğinin söylenmesi olanaklı
değildir.
Düzenleme yazılı biçim ile hem mülkiyet hakkını hemde niteliği ne olursa olsun sınırlı ayni haklar
toplamını iki buçuk hektar ile sınırlamıştır. Bu cümleden baktığımızda iki
buçuk hektar bir alan üzerinde ipotek hak sahibi bir yabancı artık herhangi
bir taşınmaz mülkiyet edinme hakkını kullanamayacak ya da iki buçuk hektar
tapusu olan bir kişi o gayrimenkul için gerekli dahi olsa sınırlı ayni hak
olan bir metrelik bir geçit hakkı edinemeyecektir.
Düzenleme, aynı nitelikte sayılıp ölçümlenemeyecek
hakları birbirleri ile toplama sonucuna götürmekte ve hakların BİREYSEL
İŞLEVSELLİĞİNİ birbirine bağımlı ve birbirine smır
teşkil etmek üzere ortadan kaldırmaktadır.
Gerek taşınmaz gerek sınırlı ayni hakkın ayrı ayrı yabancı gerçek kişiye tanınması konusunda anayasal
bir aykırılığın bulunduğu söylenemediğine göre, bir hakkın varlığının
rakamsal boyutunun diğer hakkın varlığının tesisine imkan
vermiyecek şekilde sınırlıyor olması, Yasa'nın
amacı ile çelişmekte ve hukuki belirsizlik yaratmaktadır.
Yasa koyucunun amacının yabancıya üzerinde
tasarrufta bulunacağı bir hak temin etme olduğu açıktır. Bu düşünce ile
bakıldığında kuralın, lafzi yorumundan edinilecek haklar TOPLAM YÜZÖLÇÜM
KRİTERİNDEN, taşınmaz mülkiyeti haklan için 2,5 hektar, ile sürekli nitelikli sınırlı ayni haklar için de mi
AYRICA 2,5 hektar
kadar olabileceğini ya da Mahkememiz çoğunluk görüşünün kabul ettiği gibi
hem taşınmaz hem de sınırlı ayni hakların birlikte toplamının anılan ölçek
içinde kaldığını söylediği konusu açıklık taşımamaktadır. Farklı
nitelikteki hakların (aynı ölçü biriminde ve kaydi
zorunluluk taşımama gibi nitelikleri de düşünüldüğünde) birlikte ancak 2,5 hektar kadar
olacağını söylediğine katılma imkanı
bulunmamıştır.
Ayrıca, Liberal ekonomi kurallarını yabancılar
yönünden uygulama hedefîndeki yasa koyucu yabancı
sermayenin ülke nezdinde kalıcılığını temin amaçlı olarak 35. maddenin ilk
cümlesinde, yabancı gerçek kişiler yönünden, sınırlı ayni hak ya da
taşınmaz ediniminde ancak mevzii imar planı içinde bu amaçlı tescilli
taşınmazlarla ve bunlarında sadece işyeri ya da konut İHTİYAÇLARININ
giderimi için edinimlerini öngörmektedir.
Bir diğer ifade ile yabancının mesken yapıp satması
değil, işyeri ya da mesken olarak kendi kullanımına verilmek istendiğinin
hedeflendiği görülmektedir. Hal böyle iken, maddenin üçüncü tümcesinde yer
alan 2,5 hektarı geçmeyecek büyüklük, gerçek kişi yabancı yönünden kuralın
amacı ile orantısız bir ölçüsüzlük içermektedir. 2,5 hektar imar
parselli arsa içinde 1 emsal ile yapılacak 25.000 m2 inşaatın
mesken ihtiyacında ölçülü bir büyüklük olduğu söylenemez.
Hukuk devletinde hukuki düzen, hukuki güvenilirlik
sağlamak için belirli ve öngörülebilir, düzenleme açık, net anlaşılabilir,
ölçülü ve ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan yöntem arasında orantılı
olmalı, kamu yaran amacı gütmeli, hakdan
yararlanacak kimselere, endişeden uzak güven ve inanç sağlamalıdır.
Düzenleme bu hali ile Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti
ilkesine aykırıdır.
35. maddenin ikinci fıkrası ise; Yabancı tüzel kişi
ticaret şirketlerinin özel kanun çerçevesinde taşınmaz mülkiyeti ya da
sınırlı ayni hak edineceklerini kurala bağlamıştır.
Düzenleme, gerçek kişiler yönünden edindirilen
haklarda aranan hiçbir koşulu ve sının aramamaktadır.
Tüzel kişiliklerde karşılıklılık şartının
aranmasının, uluslararası ticaret, şirket pay ve hak sahipliğinde devir ve konsorsiyum kolaylıktan, finans ortaklıkları, şirket
evlenmeleri düşünüldüğünde, sağlıklı sonuç vermeyeceği, yatırımcıyı ilkeyi
arayacak yasayı dolanma amacına yönelteceği açıktır. Maddenin 7. fıkrası
ile yabancı ticaret şirketlerinin hak edinemeyecekleri alanlar ve ölçeği
BİR İSTİSNA gibi belirginleştirilmiş ise de, bu konuda alanda ve
ölçeklerinde değişiklikler yapma yetkisinin BAKANLAR KURULU'na
verilmesi istisna kuralın düzenleyici bir işlem ile aşılması demek olup
hukuki belirsizliği de beraberinde taşımaktadır.
Fıkranın gönderme yaptığı "özel kanun
hükümleri" kendi içinde bir açıklık taşımamaktadır. Bugün ülkemizde
mevzuatta mevcut özel kanunlar Petrol, Turizmi Teşvik, Endüstri Bölgeleri
Kanunu ile sınırlı olduğu ve yabancı sermayeyi teşvik amaçlı 5444 sayılı
Yasa bu düzenleme ile yabancı tüzel kişiye mevcut özel kanun edinim amaçlan
dışında edinimi imkansız hale getirmekte, bu hali
ile yabancı gerçek kişi ile yabancı tüzel kişi ticaret şirketlerinin
ülkemizde hak edinimlerinde fırsat eşitsizliği yaratmaktadır. Her an
niteliği değişebilecek belirsizlik içerikli özel kanunlara atıfla hak
edinimi sağlanmasına yönelik bu düzenleme Anayasa’nın Hukuk Devleti ve
eşitlik ilkesine aykırı olması nedenleri ile çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Üye
Serruh KALELİ
KARŞIOY
YAZISI
I) A- Tapu Kanunu'nun 35. maddesinin birinci
fıkrasındaki düzenleme, yabancı uyruklu gerçek kişilerin karşılıklı olmak
ve kanuni sınırlamalara uyulmak kaydıyla, işyeri ve mesken olarak kullanmak
üzere taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilmelerini öngörmektedir.
Anayasa’nın 16. maddesinde, temel hak ve
hürriyetlerin, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla
sınırlanabileceği belirtilmiştir. Buna göre, yabancıların Türk vatandaşları
ile aynı düzey ve kapsamda hak sahibi olmalarının asıl değil, istisnai bir
durum oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu kuralın amacı, Türk ulusal
çıkarlarını korumaktır.
İptali istenen kuralda kanuni sınırlamalara uymak
koşulunun aranması her ne kadar yabancılara yönelik bir sınırlama imiş gibi
görünse de, Türkiye Cumhuriyeti kanunları Türk vatandaşları dahil herkes için bağlayıcı olduğundan, bu sözcüklerin
yabancılar yönünden herhangi bir ek sınırlama getirmediği açıktır. Bu
nedenle, iki devlet arasında mütekabiliyet varsa, her yabancı uyruklu,
maddenin yedinci fıkrasında belirtilen kayıtlar hariç, aynen bir Türk
vatandaşı gibi taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilecektir. Bu hakkın kullanımında, yabancı gerçek kişinin Türkiye'ye
dostane bir yaklaşım içinde olup olmadığı, Türk milli menfaatlerine, ülke
ve milletin bölünmez bütünlüğüne aykırı söylem ve faaliyetlerinin bulunup
bulunmadığı, kendi ülkesinde muteber bir kişi olarak tanınıp tanınmadığı,
yüz kızartıcı veya uluslar arası organize suçlardan sabıkalı olup olmadığı
gibi, toplum barışı, ülke güvenliği ve dış ilişkiler bakımından etkileri
olabilecek hususlarda hiçbir sınırlama getirilmemiştir. Anayasa’nın
16. maddesi sadece bu tür sınırlamalara olanak vermemekte, özü itibariyle
bunu amir bulunmaktadır. Bu hususlar gözetilmeden yasalaştırılan kural, Anayasa’nın
Başlangıç bölümünün beşinci paragrafı ile, 2., 5.
ve 6. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır. Kaldı ki mesken ve işyeri
amaçlı kullanım için iki buçuk hektar, makul ihtiyaçların çok ötesindedir.
Bu nedenlerle fıkranın tümüyle iptali gerektiği görüşündeyim.
B- Maddenin ikinci fıkrası, tüzel kişiliğe sahip
yabancı ticaret şirketlerinin, ancak özel kanun hükümleri çerçevesinde
taşınmaz mülkiyeti ve sınırlı ayni hak edinebileceklerini öngörmektedir.
Buna göre, yabancı ticaret şirketlerinin tabi olacağı kurallar, Tapu Kanunu'nun
genel bir göndermede bulunduğu, tahdit edilmemiş
ve her zaman değişebilecek, farklı yasa hükümlerine göre belirlenecektir.
Ticaret şirketleri yönünden, ilgili yasalarda yer almamışsa, mütekabiliyet
koşulu da söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle kural, Anayasa’nın Başlangıç
bölümü ile 2. ve 5. maddelerine aykırıdır.
II) Yasa'nın 35. maddesinin
yedinci fıkrasının iptal edilen bölümü dışındaki kısmının da, çok önemli
ulusal çıkarları ilgilendiren bir konuda, Anayasa’nın 7. maddesinin
öngördüğü anlamda yasa ile düzenleme yapılmadan, idareye geniş yetkiler
verdiği görülmektedir. Yabancı gerçek kişilerin ve ticaret şirketlerinin
taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alanların tespiti gibi önemli
bir görevin hangi makamların sorumluluğunda ve hangi usullerle
gerçekleştirileceği, fıkranın amaçladığı önlemlerin ayrılmaz bir parçası
olup, bunların yasada açıkça belirtilmesi gerekir. İlgili her kurumun kendi
görev ve yetki alanı içinde gerekeni yapacağı ve bunların temsilcilerinden
oluşacak komisyonun görüş birliği içinde çalışarak değerlendirmelerini
Bakanlar Kurulu'na sunacakları varsayımıyla yasal düzenleme yapılması,
idarenin etkinliği ve kamu yararı ilkeleriyle bağdaşmadığından, Anayasa’nın
2. maddesine de aykırıdır. Bu nedenlerle yedinci fıkranın iptali gerektiği
düşüncesindeyim.
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|