← Resmî Gazete · 21 Temmuz 2007 · Sayı 26589

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Uyuşmazlık Mahkemesine Ait Kararlar

RG 21.07.2007 · 26589Kurum UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı

Metin

T.C. Resmî Gazete

21 Temmuz 2007 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 26589

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2004/127

KARAR NO: 2007/31

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 23. maddesine göre tahsil edilen atık subedelinin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesinde düzenlenen çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması nedeniyle vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde OLMADIĞI İDARİ YARGI kararının, hüküm uyuşmazlığına konu 30.12.1994 ila 29.2.2000 dönemlerine ait atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmının KALDIRILMASI ve hukuk ve usule uygun bulunan ADLİ YARGI kararının BENİMSENMESİ suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ hk

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen : İZSU Genel Müdürlüğü

Vekilleri: Av. F.U.-Av.N.K.

Karşı Taraf: Selin Apartmanı adına Yönetici M.K.S.

Vekili: Av. Ö.T

O L A Y:İZSU Genel Müdürlüğü’nün 1991 yılında gönderdiği sözleşme örneği ile aboneliğe davet edilen Selin Apartmanı Yönetimince, artezyen kullanımından kaynaklanan atık suların kendi foseptik çukuruna akıtıldığı öne sürülerek itiraz edilmiş; 13.5.1996 tarihli dilekçe ile de, apartman adına atık su ücreti tahakkuk ettirilmemesi ve tahakkuk ettirilen ücretlerin de silinmesi istenilmiş; ancak, İZSU tarafından, 1.11.1994 tarihi itibarıyla 101295 no’lu örnekleme atık su aboneliği tesis edilmiş olan Selin Apartmanı’ndan Kasım/1994 ila Temmuz/2000 tarihleri arasına ilişkin, 28.7.2000 tarihi itibarıyla hesaplanan 1.584.160.000.-TL atık su ücreti ve 2.664.657.200.-TL gecikme zammı olmak üzere toplam 4.248.817.200.-TL’nin ödenmesi istenilmiştir.

1 - Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, müvekkil apartman adına tahakkuk ettirilen atık su ücretleri ve gecikme zammı tutarı 4.248.817.200.- liranın terkinine ve dayanağı olan atık su tarifesinin iptaline karar verilmesi istemiyle, 3.8.2000 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ; 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayı ile, davanın, yükümlü adına tahakkuk ettirilen atıksu ücreti ve dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararlarının iptali istemiyle açıldığı, yükümlünün, bulundukları apartmanın şehir kanalizasyonuna doğrudan bağlantısı bulunmadığını ve belediyeden atıksudan dolayı alınmakta olan bir hizmet söz konusu olmadığını, davalı idarenin ise, bu hizmetin varlığını iddia etmesi üzerine söz konusu uyuşmazlığın açığa kavuşturulabilmesi amacıyla 28.02.2001 tarihinde yapılan mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan ve Mahkemelerince benimsenen bilirkişi raporuna göre, apartmanın önündeki caddede bir kanalizasyon şebekesi ve dolayı­sıyla kanalizasyon hizmeti bulunduğu, apartmanın atık sularının da foseptikler vasıtasıyla kanalizasyon şebekesine boşaltıldığı anlaşıldığından, abonelik tesis işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı, tahakkuk ettirilen atıksu bedeli ile tarifesi ve dayanağı yönetim kurulu kararına gelince; öncelikle, 1994 yılına ilişkin tarh ve tahakkuk zamanaşımı 1999 yılında dolduğuna göre, 2000 yılında 1994 yılının değişik aylık dönemleri için yapılan atıksu tahakkukunda zamanaşımı bulunduğu, Belediye Gelirleri Kanunu'na 15.7.1993 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve "Çevre Temizlik Vergisi" başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü maddeden söz ederek, çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının 31.12.1993 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiği, buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık, gerekse atıksu için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören su ve kanalizasyon idarelerince istenilen meblağların, çevre temizlik vergisini teşkil ettiği, ayrıca, 2560 sayılı Kanun'un 1.maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la eklenen Ek 5.maddede; Büyükşehir belediyelerine ait olan su kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz "Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüklerinin" kurulduğunun belirtildiği, yukarıda anılan mükerrer 44. maddenin 12. fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi atık su bedellerinin "tahsiline" ilişkin uygulamayı yürütecek olan idarelerin, büyükşehir belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan işte bu genel müdürlükler olduğu, bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine göre İSKİ, ASKİ gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir belediyesine ait olan su kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan ve bu konularda görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer 44. maddedeki tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarını belirleyen Bakanlar Kurulu Kararına göre, atıksu ile ilgili olarak bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini tespit için belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip bulundukları, ancak, tarifenin 2560 sayılı Kanun'un 3305 sayılı Kanun’la değişik 23. maddesindeki esaslara göre düzenlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira, uygulanması için tüm koşulların yerine getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan ödentiyi çevre temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun'un mükerrer 44 üncü maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden ve bu verginin tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni düzenleme teşkil ettiği, beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer 44 üncü madde ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini hesaplayıp alırken diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan zamana ait tarifeleri uygulamalarının vergi yükünün kanunla konulup değiştirilebileceği hakkındaki Anayasa'nın 73/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği, “Tahsile ait Usuller" deyiminin mükerrer 44. madde esaslarına uymak suretiyle tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini tahsil etme işlemlerini ifade ettiği, esasen, yeni bir hüküm olan mükerrer 44 üncü madde ile, anılan genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait usullerin bırakılmış olmasının, 2560 sayılı Kanun'un 23'üncü maddesinin artık uygulanamayacağını gösterdiği, nitekim, Danıştay 9. Dairesi’nin benzer bir uyuşmazlıkta karar düzeltme aşamasında verdiği 29.6.1999 tarih ve E: 1998/2387, K: 1999/2815 sayılı kararının da bu yönde olduğu, bu durumda; İZSU Genel Müdürlüğü’nün 2560 sayılı Kanun’un 23. maddesindeki esaslara göre dava konusu dönem için tahakkuk ettirdiği atık su ücreti ve ilgili tarife ile dayanağı yönetim kurulu kararlarında yasal uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar vermiş; bu karar, davalı idarenin temyiz istemi üzerine DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ’nin 11.6.2002 gün ve E:2001/4337, K:2002/2823 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 3.12.2003 gün ve E:2002/5303, K:2003/5284 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

2 - İZSU vekili tarafından, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin kuyu atık su konut bedeli olarak ödenmeyen 1.115.110.000.- TL asıl alacak ile 61.590.733.- TL işlemiş faiz ve 2.275.233.200.-TL işlemiş gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL alacağın tahsili için Selin Apartmanı adına 9.3.2000 gününde İZMİR 16. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’nün 2000/1450 sayılı dosyasında ilâmsız takip başlatılmıştır.

Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, itiraz süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle, 17.8.2000 gününde adli yargı yerinde menfi tespit davası açılmıştır.

İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.6.2003 gün ve E:2000/669, K:2003/470 sayı ile, davacı vekili dilekçesiyle davalı idarenin müvekkili aleyhine İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı dosyası ile takibe giriştiğini, itiraz süresinin geçmesi sebebiyle takibin kesinleştiğini, müvekkilinin davalı idareye karşı borçlu olmadığının tespitini istediğini bildirdiği, Selin Apartmanı’na davalı tarafından tahakkuk ettirilen 3.451.933.933.-TL atık bedeli için 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esası altında apartman aleyhine takip yapılmış olup, davacı bu dava ile borçlarının olmadığının tespitine karar verilmesini istediği, öncelikle atık su bedelinin çevre temizlik vergisi içinde mi yoksa dışında mı olduğu ve konunun çözümlenmesine vergi mahkemelerinin mi yoksa adli yargının mı bakması gerektiği konusunda bazı tereddütler yaşanmış ise de, daha sonra belirlenen uygulama ve ayrıca 13.Hukuk Dairesi’nin 6.12.2001 tarih 2001/10852-11423 sayılı içtihadında açıkça belirtildiği üzere, İZSU’nun 2560 sayılı Yasa hükümlerine göre kurulmuş ve atıksular için tesisler kurmak, tarifeler hazırlamak, kullanma ve atık sular için para tahsil etmek görev ve yetkisi ile donatılmış olduğu, bu yetkinin de idare tekiline verildiği, böylece atık su bedelinin çevre temizlik vergisi içerisinde olmadığı, konunun çözümlenmesinin de adli yargının görevinde olduğunun belirlendiği, keza belediye yaptığı diğer hizmetlerin karşılığını vatandaşlardan alabiliyorsa atıksu içinde tesis kurarak bir harcama yaptığına göre bunun bedelini de kullananlardan alması kadar normal bir davranış olamayacağı, dolayısıyla, atık bedeli çevre temizlik vergisi içinde olmayıp, konunun çözümlenmesinin de adli yargı mahkemelerinin görevleri dahilinde bulunduğu, yapılan incelemede bilirkişi verdiği 2 ayrı rapor ile yeraltından çıkarılan her damla suyun atık su olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdiği, Yargıtay uygulamasının da bu yönde olduğu, ayrıca 2. rapor ile bilirkişinin tarifeye göre hesaplamalarda yaparak idare tarafından talep edilen atıksu bedelinin ve gecikme bedelinin uygun olduğunu belirlediği, böylece davalının tarife uyarınca davacı tarafa borcunu bildirdiği, talep edilen bedel kadar davacının alacağının mevcut olduğu, davacı taraf icra inkar tazminatı istemiş ise de, bu konuda tedbir konulup davacı alacağını geciktirici bir süreç yaşanmadığına göre icra inkar tazminatı talebinin reddinin icap ettiği gerekçesiyle davanın reddine, dosyada tedbir verilmediği ve davalının alacağı bu şekilde durdurucu bir eylem olmadığından davalı lehine icra inkar tazminatı verilmesine bu dosya için yer olmadığına karar vermiş; bu karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ’nin 11.3.2004 gün ve E:2003/12807, K:2004/3210 sayılı kararı ile onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 14.9.2004 gün ve E:2004/8038, K:2004/11863 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :

İZSU Genel Müdürlüğü vekilince, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce, Selin Apartmanı’nın 1994-2000 dönemine ilişkin İdarelerince tahakkuk ettirilen atıksu bedeli borcunun olduğu, diğer bir ifadeyle, borçlu Selin Apartmanı’nca 1994-2000 dönemine ilişkin atıksu bedelinin ödenmediği tespit edilmiş ve İZSU Genel Müdürlüğü’nün alacaklı olduğu tespit edilmişken ve bu karar kesinleşmişken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce (1994-2000) aynı döneme ilişkin atıksu bedeline ilişkin tahakkukun iptal edildiği, bu durumda, yukarıda sözü edilen İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi ilamı ile, 1994-2000 tarihleri arasına ilişkin İdareleri tarafından İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esas sayılı dosyası ile yapılan 3.451.933.933.-TL atıksu bedeli + gecikme bedeline ilişkin borçlarının olmadığının tespiti talebi reddedilmiş olmasına karşılık, İzmir 3. Vergi Mahkemesi'nce aynı döneme ilişkin atıksu ücreti tahakkukunun iptaline karar verildiğinden, söz konusu atıksu bedelinin tahsil edilemez hale geldiği, esasen, mahkeme kararları arasındaki çelişmenin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. madde ile 01.01.1994 tarihinden itibaren getirilen "atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi" uygulamasına ilişkin olarakbüyükşehirbelediyelerihakkında Danıştay ve Yargıtay'ca farklı görüşlerin benimsenmiş olmasından kaynaklandığı,Danıştay'ın, 2464 sayılı Kanun'un mükerrer 44. maddesine göre atık su bedelinin 01.01.1994 tarihinden itibaren vergi olduğu ve 2560 sayılı İSKİ Kanunu'nun 23. maddesi uygulanamaz hale geldiğinden, su ve kanalizasyon idarelerince de mükerrer 44. maddeye göre hesaplanarak istenebileceği görüşünü benimsemesine karşılık, Yargıtay'ın, 2464 sayılı Kanun'un mükerrer 44. maddesinin 12. fıkrası ile büyükşehir belediyelerinin ayrık tutulması nedeniyle 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre su ve kanalizasyon idarelerince abonman sözleşmesine dayalı olarak istenen atık su bedelinin bir ücret olduğu görüşünün benimsendiği, nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 14.02.1991 tarih ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık su bedelinin vergi veya benzeri mali yükümlülük olmadığının açıkça belirtildiği; çevre düzenlemesinde kullanılan atık su bedeli alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığında Uyuşmazlık Mahkemesi'nce, 17.06.1996 gün ve 1996/33-76 sayı ile, davanın adli yargı yerinde görülmesine karar verildiği, ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 16.06.2003 tarihli 2002/56 ve 2003/33 sayılı hüküm uyuşmazlığına ilişkin kararından söz ederek, atıksu bedeline ilişkin tahakkukun iptali için açılan davalarda vergi mahkemelerinin Uyuşmazlık Mahkemesi kararına rağmen halen kendilerini görevli görerek hüküm tesis ettikleri, Danıştay’ın ise, vergi mahkemelerinin esas hakkında verdikleri kararları onaylayarak Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarını gözardı ettiği, idari yargıda halen derdest olan bini aşkın atıksu dava dosyaları bulunduğu dikkate alındığında, her bir uyuşmazlık dosyası için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne müracaat edilerek ayrı(dosyasına münhasır) karar çıkartılmak istenmesi halinde bu hususun hem bir kaos yaratacağı, hem de adaletin işleyişini yavaşlatacağı, atıksu bedeli ile ilgili tüm ihtilaflarda adli yargı merciilerinin görevli olduğu konusunda uyulması zorunlu hale getirilmiş ilke kararı alınmasını, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669 E, 2003/470 K sayılı kararı ile atıksu bedelinin tahsiline karar verilmiş iken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce aynı döneme ilişkin tahakkukun terkinine dair verilen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 E, 2001/860 K sayılı kesinleşmiş karar ile İdareleri alacağı olan atıksu bedeli tahsil edilemez hale geldiğinden; atıksu bedelinin çevre temizlik vergisi uygulamasının dışında kalması nedeniyle vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında verdiği ve kesinleşen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararının benimsenmesine, atıksu bedelinin tahsiline ilişkin davaların görümü ve çözümünde adli yargının görevli bulunduğuna, vergi mahkemesinin görevsizliğine, bu suretle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine ve duruşma yapılmasına karar verilmesini istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI :

İzmir 3. Vergi Mahkemesi tarafından verilen 04.06.2001 gün ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 05.06.2003 gün ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararı nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 2005/127 Esas sayılı dosyasının incelendiği, Selin Apartmanı yöneticisince davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) aleyhine İzmir 3. Vergi Mahkemesi’ne, 1994-2000 yıllarının bir kısmına ait 4.248.817.200.-TL tutarındaki atık su bedeli tahakkuk işlemi ve dayanağı atık su ile ilgili tarifenin iptali için dava açıldığı, yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilerek, dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline dair verilen kararın temyiz incelemesi sonunda onanmak suretiyle kesinleştiği, davacının, davalı idarenin atıksu bedeline ilişkin olarak 3.451.933.933.-TL alacak için İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2000/1450 Esas sayılı takip dosyası ile icra takibinde bulunduğu, itiraz edilmeyip takibin kesinleşmesi nedeniyle icra takibinin davanın sonuçlanmasına kadar durdurulmasıyla borçlarının olmadığına karar verilmesi istemiyle davalı İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açıldığı, yargılama sonunda 05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilerek temyiz incelemesi sonucu onanmak suretiyle kesinleştiği, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinde belirtilen hüküm uyuşmazlığının oluşabilmesi için, iki farklı yargı merci tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan, kararlar arasında çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olmasının gerektiği, adli ve idari yargı yerlerince davanın esası hakkında verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu, taraflar ve davaların konusu ve sebepleri ve taraflarının da aynı olduğu ve uyuşmazlığın doğduğunun anlaşıldığı, 2560 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile İstanbulBüyükşehir Belediyesi’ninsuve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluş olarak İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kurulduğu, anılan Yasanın 13. maddesinin (a) bendinde, su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak ücretler İSKİ'nin gelirleri arasında sayılmış; aynı Yasanın değişik 23. maddesinde, "Su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılır. Bu tarifelerin tespitinde yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir kâr oranı esas alınır. Tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esaslar bir yönetmelik ile belirlenir” hükümlerine yer verildiği, 2560 sayılı Yasa’ya 5.6.1986 tarih ve 3305 sayılı Yasa ile eklenen "Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır" şeklindeki Ek 5. madde hükmüne dayanılarak, Bakanlar Kurulu kararı ile, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olarak İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün kurulduğu, davacı vekili dilekçesinde, kullanılan artezyen suyunu kendi mülk ve imkanlarıyla yeraltından sağlamış olduklarını ve apartmana ait foseptik çukuru bulunduğunu, kanalizasyonlara atıksu vermediklerini, kurum ile sözleşme yapmadıklarını, bu nedenle, atıksu parası alınamayacağını ileri sürdüğü, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü; 14.10.1991 gün ve 1991/29 Esas, 1991/29 Karar sayılı kararı ile, gerek 2560 sayılı Yasa'nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ'ye ait kanalizasyonları kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atıksu bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa'nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idare tarafından düzenlenen tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi'nin 14.02.1991 gün ve 1990/18; 1991/4 sayılı kararında da, “atık su bedeli, İdareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak-borç ilişkisi doğmakta, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir" denildiği, yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında "maliyet-kar esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu" yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla; idarenin faaliyet alanı ile ilgili olarak yürürlüğe koyduğu Yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde, abonman sözleşmesine dayanan bir alacak-borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerektiği, 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na eklenen mükerrer 44.madde ile, su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş bulunan Büyükşehir Belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su ile ilgili olarak tahsil edilecek bedelinücret mi yoksa vergi mi olduğu noktasında düğümlenen uyuşmazlığın, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi ihdas edilirken, aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre gelir sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik öngörülmeyip, mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki iradenin açıkça belirtildiği, belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ Kanunu'nun 23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmadığı, buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında: su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı; söz konusu vergi düzenlemesinin, büyükşehir belediyelerince 2560 sayılı Yasa'nın 23. maddesine göre atık su bedelinin bir ücret olarak alınmasına engel teşkil etmeyeceği, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünün adli yargı, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminde idari yargının görevli bulunduğu, açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığa konu edilen İzmir 3.Vergi Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararının kaldırılarak İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı benimsenmek suretiyle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI :

Davacı Selin Apartmanı yöneticisi adına 1994 ila 2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen atık su bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali istemiyle İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü aleyhine açılan dava sonucunda verilen ve davalının temyizi üzerine Danıştay 9. Dairesi’nce onanmak suretiyle kesinleşen tarife ve tahakkuk işlemlerinin iptaline ilişkin İzmir 3.Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 tarih ve E:2000/915; K:2001/860 sayılı kararı ile aynı tarifeye dayalı olarak tahakkuk ettirilen ve ödenmemesi üzerine icra takibine geçilen atık su bedelinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılan ve İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine ilişkin olarak verilen ve Yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleşen 5.6.2003 tarih ve E:2000/669; K:2003/470 sayılı karar arasında İZSU Genel Müdürlüğü’nce hüküm uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek bunun giderilmesinin istenildiği, adli ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24.maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan İzmir 3.Vergi Mahkemesi kararı, Selin Apartmanı Yöneticisi tarafından 1994-2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen atık su bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada, tarifenin ve buna dayalı tahakkuk işleminin iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karar, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı ise, aynı tarifeye dayalı olarak aynı kişiler adına tahakkuk ettirilen ve ödenmemesi üzerine icra takibine geçilen atık su bedelinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılan menfi tespit davasında, davanın reddi yolunda verilmiş bir karar olduğu, bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, tarafları aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği, anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine gelince; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun mükerrer 44 üncü maddesinde, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu belirtildikten sonra, 12 inci fıkrasında, belediyelerin su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi almalarının ve bu verginin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılarak, bu bedel ile birlikte tahsil edilmesinin öngörüldüğü, Çevre Temizlik Vergisi Tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin 31.12.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı’nın 8 inci maddesinde, Kararın 1.1.1994 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtildiğinden, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su bedelinin çevre temizlik vergisi kapsamına alınmış bulunduğu, olayda, yükümlünün, kullandıktan sonra İZSU Genel Müdürlüğü’ne ait şehir kanalizasyonuna verdiği ifade edilen atık sudan dolayı 1994-2000 yıllarının muhtelif dönemleri için istenen meblağ çevre temizlik vergisi olarak nitelendiğine göre, davanın Vergi Mahkemesinde karara bağlandığı biçimde çözümü isabetli olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılması gerektiği, açıklanan nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 tarih ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı ve menfi tespit isteminin reddi yolundaki kararının kaldırılması ve İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 01.05.2006 gün ve E:2004/127 sayılı “Görüşme ve Ara Karar Tutanağı” ile, konunun, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü, E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı arasında 30.12.1994-29.2.2000 dönemine ilişkin atık su ile ilgili tahsilat hakkındaki dava yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörüldüğü şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle, İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan başvuru olduğu belirtildikten sonra,

“KARAR: İncelemenin tamamlanması için:

1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait dilekçe ve eklerinin karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) yasal süre olan 30 gün içinde cevap verilmek üzere tebliği suretiyle dosyanın tekemmülünün sağlanmasına,

2 - Uyuşmazlıkla ilgili bulunması nedeniyle İzmir 1. Vergi Mahkemesince İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına ilişkin dava dosyasının incelenmek üzere mahkemesinden istenilmesine,

3 - İZSU Genel Müdürlüğünden,

a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik hükümlerinden varsa mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metninin;

b) İzmir 3. Vergi Mahkemesinin kesinleşen kararı üzerine İZSU Genel Müdürlüğünce Çevre Temizlik Vergisi tahsilatı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulmasına ve buna ilişkin varsa belgelerin istenilmesine,

01.05.2006 günündeOYBİRLİĞİ İLE karar verildi” denilmiştir.

Bunun üzerine:

1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait dilekçe ve ekleri karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) tebliğ edilmiş ve Selin Apartmanı Yönetimi vekilince yasal süresi içinde cevap verilmiştir.

2 - İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nce İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına ilişkin dava dosyası incelenmek üzere Mahkemesinden istenilmiş ve söz konusu dosya Mahkememize gönderilmiştir.

3 - İZSU Genel Müdürlüğü’nce;

a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik hükümlerinden mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metni gönderilmiştir.

b) İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen kararı üzerine İZSU Genel Müdürlüğü’nce çevre temizlik vergisi tahsilatı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine, dava konusunun atıksu olduğu ve henüz tahsil edilmediği bildirilmiştir.

Daha sonra, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 5.3.2007 gün ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, “İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü, E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörüldüğü şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle, İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan başvurunun incelenmesi sırasında gerekli görüldüğünden, İZSU Genel Müdürlüğü’nden:

Selin Apartmanı’nın 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına dayanak teşkil eden tarifenin;

a)Hangi Genel Kurul ya da Yönetim Kurulu kararıyla belirlendiğinin,

b) Bu Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarından hangilerinin iptal edildiğinin,

c) Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarının iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların kesinleşme durumunun,

sorulmasına ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE karar verildi” denilmiş, bunun üzerine, davalı idarenin 21.3.2007 günlü yazısı ekinde istenilen bilgi ve belgeler Mahkememize gönderilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının incelenmesinden:

a)Adli ve idari yargı yerlerince verilmiş kararlar bulunmaktadır.

b)30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su ve gecikme zammı yönünden her iki yargı yerinde görülen davada, konu aynı olduğu gibi, dava sebebi ve tarafları da aynıdır.

c)Her iki karar da kesinleşmiştir.

d)Söz konusu kararlarda davanın esası hükme bağlanmıştır.

e) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri için hesaplanan kuyu atık su bedeli, gecikme zammı ve faizinin tahsili amacıyla ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi yapılması üzerine, Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle açılan davanın reddine karar verilmiştir.

VERGİ MAHKEMESİ’nce; şehir suyu kullanırken aynı zamanda artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası ile 01.11.1994 tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi olan Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının Kasım ila 2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı hesaplanması üzerine, ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar verilmiştir.

Buna göre, adli yargı kararı ile, İZSU Genel Müdürlüğü’ne atık su bedeline ilişkin olarak tanınan tahsil etme hakkının, idari yargı yerince verilen tahakkukun terkini yolundaki karar nedeniyle infaz edilebilme olanağının kalmadığı anlaşılmaktadır.

Belirtilen nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi ile İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararları arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasındaki dönemlere ait atık su bedeli ve gecikme zammı yönünden HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI BULUNDUĞUNA, OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Başvuru dilekçesi ve ekleri, uyuşmazlığa konu edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili Başsavcıların düşünce yazıları, dayanılan Yasa ve Yönetmelik kuralları ile uygulamaya ilişkin İZSU Genel Kurul ve Yönetim Kurulunun atık su tarifeleri, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 1.5.2006 ve 5.3.2007 günlü ara kararları uyarınca ilgili yerlerce gönderilen dosya, bilgi ve belgeler, getirtilen ve konu ile ilgili görülen yargı kararları, davacı tarafından verilen cevap dilekçesi ve ekleri ve Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un hazırladığı rapor, okunup incelendikten; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra, 2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

20.11.1981 gün ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulduğu, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin, İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olduğu belirtilmiş, 6.maddesinin (f)bendinde, susatışıve kullanılmışsularınboşaltılmasınailişkintarifeleri

inceleyerek karara bağlamak, Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, 9. maddesinin (k) bendinde, Genel Müdürlükçe hazırlanan su satışı ve kullanılmış suların boşaltılmasına ilişkin tarifeleri tespit ederek Genel Kurulun onayına sunmak, Yönetim Kurulunun görevleri arasında yer almış, 13. maddesinin (a) bendinde, İSKİ’nin gelirleri arasında su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak ücretler, gösterilmiş, 23. maddesinde, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılacağı, bu tarifelerin tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve % 10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir kar oranının esas alınacağı, tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esasların bir yönetmelik ile belirleneceği, ek 5. maddesinde, bu Kanunun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanacağı, geçici 10. maddesinde ise, diğer büyükşehir belediyelerinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adına, kadrolarına, mevcut personelinin ve mal varlığının devrine ilişkin esasların İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit edileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu Hakkında 2560/3009 sayılı Kanun’a eklenen 3305 sayılı Kanun ve 25.03.1987 tarih, 19411 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 11.03.1987 tarih ve 87/11594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek amacıyla 01.04.1987 tarihinden itibaren İzmir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi kurulmuştur.

İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi  (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün 3305 sayılı Yasa ile değişik 23. maddesi hükmü gereği, su satışı ve atıksuların uzaklaştırılması hizmetleriyle ilgili tarifelerin hangi kriterlere göre hesaplanacağı ve bu şekilde saptanan bedellerin hangi usul ve esaslara göre tahsil edileceğini belirlemek amacıyla İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün “Tarifeler Yönetmeliği” İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu'nun 30.12.1987 tarih, 87 / 119 sayılı, Genel Kurul'un 13.03.1988 tarih, GK/4 sayılı kararı ile kabul edilerek 01.01.1988 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

İZSU Kuruluş Yasası’nın 1. maddesinin 2. fıkrasıyla belirlenen görev alanı içerisinde, kaynaklardan sağladığı içme ve kullanma suyunu konutlara, işyerlerine, sanayiye vb. ulaştırılması ve kullandıktan sonra uzaklaştırılmasıyla ilgili olarak abonelerine götürdüğü her türlü hizmetin bedel, teminat ve yaptırımlarla bunların tahsili esaslarının düzenlendiği Tarifeler Yönetmeliği’nin 51. maddesinde, Yönetim Kurulunca tespit edilen tarifelerin, her yıl bütçe ile birlikte Genel Kurulun onayına sunulacağı, tarife değişikliğini gerektiren fevkalade durumlarda Genel Kurulun olağanüstü toplantıya çağrılabileceği, yıl içinde yapılacak tarife ve tarife değişikliğinin uygulama tarihini tespite Genel Kurulun yetkili olduğu, ancak su satış bedellerinin tespitine esas girdileri içeren bir formülasyonun Genel Kurul'ca onaylanması halinde onaylanan bu formül uyarınca herhangi bir duyuruya gerek kalmaksızın su satış bedellerinin hesap edilerek uygulanmasının başlatılmasının İZSU Yönetim Kurulu Kararıyla yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Olayda, Vergi Mahkemesinde dava, şehir suyu kullanırken aynı zamanda artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası ile 01.11.1994 tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi olan Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının Kasım ila 2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı hesaplanması üzerine ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava ise, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri için hesaplanan kuyu atıksu bedeli, gecikme zammı ve faizinin tahsili amacıyla ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi yapılması üzerine Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Hüküm uyuşmazlığına konu atık su bedeli yönünden konu incelendiğinde;

Su abonesi olmayan kişi hakkında İSKİ Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre tahakkuk ettirilen atık su bedeline ilişkin faturanın iptali istemiyle açılan bir davada; İSTANBUL 3. VERGİ MAHKEMESİ’nce, dava konusu bedelin vergi, resim, harç benzeri mali yüküm olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası hakkında verilen kararı temyizen incelemekte olan DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ tarafından, işyerinde yer altı suyunun kullanılması nedeniyle İSKİ tarafından istenen atık su bedelinin vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük olmayıp, akdi nitelik taşıdığı kanaatine varıldığından bahisle temyiz incelemesi ertelenerek, 2247 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre görevli yargı yerininin belirlenmesi için başvuruda bulunulması üzerine, UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 14.10.1991 gün ve E:1991/29, K:1991/29 sayı ile, gerek 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ’ye ait kanalizasyonu kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının açıkça belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, sözleşmeden kaçınmanın söz konusu bedelin ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmayacağı ve bunların da sözleşmeli sayılmalarının gerektiği, öte yandan Yasa ve Yönetmelik ile öngörülen usul ve esaslara göre İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa’nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak- borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi’nin 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında yazılı gerekçede de bu görüşün kabul edildiğinden bahisle, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce yapılan başvurunun KABULÜ ile uyuşmazlık konusu davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir. (Bu karar 26.11.1991 tarih ve 21063 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

Anılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararında atıfta bulunulan ANAYASA MAHKEMESİ’nin 8.5.1991 tarih ve 20865 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık sular karşılığı alınacak bedelin niteliği sorunu ayrı bir başlık altında ele alınmış ve aynen“Vergi benzeri mali yükümlülüklerin en belirgin özellikleri (...) genellikle, bir kamu hizmeti karşılığında kamu gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilmeleri, harç ve resime göre, daha çok ücret görünümünde olmalarıdır.

Atık su bedeli, kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılacak bir tarifeye ve abonman sözleşmesine göre alınmaktadır. Başka bir deyişle, idareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak- borç ilişkisi doğmakta, ödenecek miktar İSKİ ile kişi arasında abonman sözleşmesiyle özel hukuk ilişkisi kurulmasından sonra yapılan hizmet karşılığında maliyet- kâr esasına göre belirlenmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil, tarifeye ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Nitekim, ödemelerin yapılmaması durumunda İSKİ alacağını, Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Yasa’ya göre değil, özel hukuk ilişkisi içinde ilgili Yasa’ya göre alacaktır. Abone ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) arasında yapılan abonman sözleşmesi, daha çok “tip” sözleşme görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte düzenlemesi yerine katılımı (iltihakı) söz konusudur. Ancak bu durum, idareyle kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini, kamu hukuku ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla, tip sözleşmelerle ve kişilerin katılımıyla gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. (...)”

“Açıklanan nedenlerle, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir” denilmiştir.Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki “atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu” yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri-; abonman sözleşmesine dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır.

Ne var ki, 15.7.1993 tarih ve 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na eklenen Mükerrer 44.madde ile, katı atık ve atık su ile ilgili “çevre temizlik vergisi” ihdas edilmesi ve yasal süreç tamamlandıktan sonra da 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulamaya geçilmesi üzerine atık su ile ilgili uyuşmazlıkların, belediye ayrımı gözetilmeksizin vergi kapsamına alındığı gerekçesiyle vergi mahkemelerinde bakılarak sonuçlandırılması ve diğer taraftan tahsilata ilişkin uyuşmazlıkların da ücret kapsamında adli yargı yerinde çözümlenmesine devam edilmesi nedeniyle, inceleme konusu uyuşmazlık ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su ile ilgili olarak tahsil edilecek bedelin ÜCRET mi yoksa VERGİ mi olduğu yönündeki uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için anılan Yasanın mükerrer 44. maddesinin incelenmesi gerekmiştir:

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinin birinci fıkrasında, “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.” hükmü yer almış; aynı maddenin onikinci fıkrasında, “Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir.” denilmiş ve son fıkrasında da, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların, İçişleri ve Çevre Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.

Anılan Yasa maddesine ilişkin “Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” Genel Gerekçesinde (Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü; 10.6.1993-Sayı: B.02.0.KKG/101 - 530/04937), çevre temizlik vergisinin, belediyeleriniçinde bulunduğumali

sıkıntılara acil ve kısa vadeli bir çözüm olmak üzere getirildiği belirtilmiş; madde gerekçelerinde ise onikinci fıkra hakkında, “Belediyeler, belediye meclislerince yapılacak tarifeler üzerinden su tüketim bedelini aşmamak üzere, kanalizasyon hizmetlerinden yararlananlardan belirlenecek miktarlarda ayrıca çevre temizlik vergisi alacaklar, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk ettirilecek bu vergi su bedeli ile birlikte tahsil olunacaktır. Ancak su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacaktır.” denilmiştir.

Buna göre, yasakoyucu tarafından, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi ihdas edilirken aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre gelir sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik öngörülmeyip mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki irade açıkça belirtilmiştir.

Nitekim, anılan Yasa maddesininverdiği yetkiyedayanılarakuygulamaya ilişkinusul ve esasları açıklamak üzere Maliye Bakanlığı’nca çıkarılan ve 8.1.1994 tarih ve 21812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14 seri no’lu Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği’nin 9. maddesinde, “Maddenin onikinci fıkrası uyarınca, atık su bedeli almayan belediyeler, atık su ile ilgili olarak da su tüketim bedelini aşmamak üzere çevre temizlik vergisi alacaklardır. Bu şekilde alınacak verginin belediye meclislerince tespitinde, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina grupları, topluca veya ayrı ayrı dikkate alınacaktır. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılacak ve bu bedel ile birlikte tahsil edilecektir. Halen atık su bedeli almakta olan belediyelerce ayrıca bu vergi alınamayacaktır.” denilmek suretiyle, çevre temizlik vergisinin atık su bedeli almayan belediyeleri ilgilendirdiği, atık su bedeli alan belediyelerin ise kapsam dışında kaldığı açıklanmıştır.

Öte yandan, belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmamaktadır.

Buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında: su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı; sözkonusu vergi düzenlemesinin, büyükşehir belediyelerince 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesine göre atık su bedelinin bir ücret olarak alınmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.

Bunu doğrulayan bir açıklama, sözü edilen Mükerrer 44. madde gerekçesinde de yer almaktadır. Şöyle ki, anılan maddede konuya ilişkin herhangi bir ibareye yer verilmediği halde, birinci fıkra gerekçesinde, “ (...) Maddede, yararlanılması söz konusu edilen katı atık toplama hizmetleri endüstriyel atıklar dışında kalan evsel atık toplama hizmetlerini içermektedir. Bu düzenleme, endüstriyel atıklarla ilgili olarak diğer mevzuattaki düzenlemelere ve bunlara ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. (...)” denilmiş olup, yasakoyucu bu suretle, düzenlemeden önceki uygulamaların sürdürülmesi iradesini farklı bir yöntemle de ortaya koymuş bulunmaktadır.

Varılanbusonuca görevebüyükşehirbelediyelerincealınanatıksu bedelinin vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğini taşımaması karşısında, uyuşmazlıkta öncelikle görev sorununun çözümlenmesi gerekecektir.

2464 sayılı Yasa’nın Mükerrer 44. maddesi ile getirilen düzenleme büyükşehir belediyelerince ücret olarak tahsil edilen atık su bedelinin hukuki niteliğini değiştirmediğine göre bu düzenlemeden önce istikrar kazanmış bulunan Uyuşmazlık Mahkemesi’nin göreve ilişkin uygulamasının yeniden ele alınmasını gerektiren bir neden de bulunmamaktadır.

Kaldı ki, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bülümü’nün yine hüküm uyuşmazlığı konusunda verdiği 16.6.2003 gün ve E:2002/56; K:2003/33 ve E:2002/57; K:2003/34 sayılı kararları da bu yöndedir.

Bunagöre,suvekanalizasyon hizmetleriayrıbirKanunladüzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, atıksubedeline ilişkin davaların görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, incelenen uyuşmazlığa konu edilenİZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ kararı, atık su bedeli ve gecikme zammı yönünden 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine aykırı olarak görevi dışında verilmiş bir karar niteliğinde olup, hüküm uyuşmazlığına konu 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihlerine ilişkin kısmının kaldırılması gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle, İZSU tarafından, Selin Apartmanı aboneliği için 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin ödenmeyen 1.115.110.000.- TL atık su ücreti ile 61.590.733.- TL faiz ve 2.275.233.200.-TL gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL alacağın tahsili için 9.3.2000 gününde İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı dosyasında ilâmsız takip başlatılması üzerine, davacı Apartman Yöneticisi vekilince, ilâmsız takibe konu ve miktarda borcun olmadığının tespiti istemiyle açılan menfi tespit davasında yapılan yargılama sonunda, İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce, bilirkişi raporu esas alınarak DAVANIN REDDİ yolunda verilen ve kesinleşen karar, hukuk ve usule uygun bulunmuştur.

Belirtilen durum karşısında, İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen kararının, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmı kaldırılmak suretiyle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

KARAR:

1 - İZSU Genel Müdürlüğü vekilinin DURUŞMA İSTEMİNİN REDDİNE, OYBİRLİĞİ İLE,

2 - Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 23. maddesine göre tahsil edilen atık su bedelinin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinde düzen­lenen çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması nede­niyle hukuki niteliğinde bir değişiklik bulunmadığından, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına,

3 - Bu nedenle, İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen KARARININ, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin KISMININ KALDIRILMASINA,

4 - Hukuk ve usule uygun bulunan İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nin 5.6.2003 gün ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı KARARININ BENİMSENMESİNE, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su ücreti, gecikme zammı ve faiz borçlarının olmadığının tespiti istemiyle açılan DAVANIN REDDİNE İLİŞKİN HÜKMÜN KABULÜNE,

Bu suretle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE, 02.04.2007 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU ve Esen EROL’un KARŞI OYLARI VE OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

KARŞI OY

Belediye Gelirleri Kanunu’na, 24.7.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve “Çevre temizlik vergisi” başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü madde; “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.

...

Çevre temizlik vergisi, katı atıklar için aşağıdaki tarifeye göre aylık olarak hesaplanır.

...

Tarifede yer alan tutarlar; önceki yılda uygulanan tutarlara, bunların Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranının yarısı ile çarpılması sonucu bulunacak tutarın eklenmesi suretiyle her yıl yeniden belirlenir. Verginin belirlenmesinde, 1000 liraya kadar olan tutarlar atılır.

...

Bakanlar Kurulu tarifede yer alan bina gruplarını tayin ve tesbit eder. Ancak, konutlar yedinci gruba dahil edilir. Gruplarda yer alan binaların hangi dereceye gireceği, binaların bulundukları mahallin sosyal ve ekonomik farklılıkları ile büyüklükleri de dikkate alınarak belediye meclislerince belirlenir.

...

Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir...” hükümlerini taşımaktadır.

Çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı 31.12.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık, gerekse atık su için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören su ve kanalizasyon idarelerince istenilen meblağlar, çevre temizlik vergisini teşkil etmektedir.

2560 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la eklenen Ek 5. madde de; Büyükşehir Belediyelerine ait olan su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz “Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüklerinin” kurulduğu belirtilmektedir. Yukarıda anılan mükerrer 44. maddenin 12. fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi, atık su bedellerinin “tahsiline” ilişkin uygulamayı yürütecek olan idareler, büyükşehir belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan, bu genel müdürlüklerdir. Bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine göre İSKİ, ASKİ, KOSKİ gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir belediyesine ait olan su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan ve bu konularda görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer 44. maddedeki tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarını belirleyen Bakanlar Kurulu kararına göre, atık su ile ilgili olarak bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini tesbit için belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip bulunmaktadırlar.

Öte yandan, uygulanması için tüm koşulların yerine getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan ödentiyi çevre temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun’un mükerrer 44 üncü maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden ve bu verginin tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni düzenleme teşkil etmektedir. Beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer 44 üncü madde ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini hesaplayıp alırken, diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan zamana ait tarifeleri uygulamaları, vergi yükünün Kanunla konulup değiştirilebileceği hakkındaki Anayasa’nın 73. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık teşkil etmektedir. “Tahsile ait usuller” deyimi mükerrer 44. madde esaslarına uymak suretiyle tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini tahsil etme işlemlerini ifade etmektedir. Esasen, mükerrer 44 üncü maddede, anılan genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait usullerin bırakılmış olması, 2560 sayılı Kanun’un 23 üncü maddesinin artık uygulanamayacağını göstermektedir.

Bu durumda, yükümlüden kuyu atık su konut bedeli adı altında istenilen meblağ çevre temizlik vergisi kapsamına dahil edildiğine göre, atık su ve dayanağı tarife hakkındaki davanın görüm ve çözümünde, 2576 sayılı Yasa’nın 6. maddesi uyarınca vergi mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu açıktır.

Buna göre, hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı ile dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması nedeniyle, hüküm uyuşmazlığının sadece “atık su ücreti”ne ilişkin bulunduğu dikkate alınarak inceleme yapılacaktır.

Anayasa’nın 138. maddesinde, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 5.3.2007 gün ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına dayanak teşkil eden tarifeleri belirleyen Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarından hangilerinin iptal edildiğinin ve Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarının iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların kesinleşme durumunun sorulması ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesi üzerine İZSU Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/403, K:2001/859; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 7.7.2000 gün ve E:2000/277, K:2000/510; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/615, K:1999/516; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/614, K:1999/518; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin 23.9.1999 gün ve E:1998/214, K:1999/731; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 8.10.1999 gün ve E:1998/692, K:1999/841; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin 7.10.1999 gün ve E:1998/118, K:1999/786; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/1364, K:2001/861; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 25.5.2001 gün ve E:2001/8, K:2001/643; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 24.12.2001 gün ve E:2000/1119, K:2001/1449; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 13.9.2001 gün ve E:2001/620, K:2001/1154; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin 17.5.2001 gün ve E:2001/65, K:2001/557 sayılı kararlarının incelenmesinden, muhtelif dönemlere ilişkin atık su bedellerinin dayanağı tarifelerin iptal edildiği ve bu kararların Danıştay 9. Dairesi’nin temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.

Hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı ile dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile birlikte dayanağı olan tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptal kararı kesinleştiğinden ve yukarıda tarih ve sayısına yer verilen mahkeme kararları ile de, muhtelif dönemlere ilişkin atık su bedellerinin dayanağı olan tarifelerin iptal edildiği ve bu kararların kesinleştiği anlaşıldığından, bu iptal kararları ile ortaya çıkan hukuki sonucun yukarıda belirtilen Anayasa hükmü gereğince, yargı organlarınca da öncelikle dikkate alınması zorunludur.

Açıklanan nedenlerle, dayanağı tarife kararlarının iptal edilmiş ve bu kararların kesinleşmiş olması nedeniyle bu tarifeler esas alınarak yapılmış olan ve hüküm uyuşmazlığı bulunan 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammından oluşan TARHİYATIN TERKİNİ GEREKTİĞİNDEN, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce bu doğrultuda verilen kararın BENİMSENMESİ ve İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce görev ve yetkisi dışında verilen kararın KALDIRILMASI suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ gerektiği düşüncesiyle, aksi yöndeki karara katılmıyoruz.

ÜyeÜye

Serap AKSOYLUEsen EROL

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/40

KARAR NO: 2007/57

KARAR TR : 7.5.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına giren ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idari yargı yerinde dava açılmayan idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

K A R A R

Davacı: Yurtiçi Kargo Servisi A.Ş.

Vekili: Av. A.Y.

Davalı: Adana Valiliği

O L A Y: Adana Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün 13.04.2005 günlü, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağı ile, araca istihap haddinden fazla yükleme yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi uyarınca para cezası verilmesi üzerine davacı vekili söz konusu para cezasına karşı 5.5.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ADANA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 9.5.2005 gün ve 2005/ 38 Müt. sayı ile, muteriz vekilinin dilekçesi ile, müvekkili şirkete 2918 sayılı Kanun’un 65/5. maddesi uyarınca 1.904.40 YTL para cezası verildiğini, aracın şirket üzerine olmadığını, tutanağın şirketin haberi olmadan gıyapta tutulduğunu, bu nedenle cezanın iptalini talep ettiği, 13.04.2005 tarihli ceza tutanağı incelendiğinde, gereğinden fazla yük tutmaktan dolayı 01 PY 948 plakalı araca ceza yazıldığının, tartma işlemi yapıldığının, tartma işlemi yapılması nedeniyle işlemin şoförün yüzüne karşı yapıldığının anlaşıldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 6.12.1999 tarih ve 1999/44-45 sayılı kararında, görevlilerce yapılan işlemler ilgilinin huzuru ile yapıldığı takdirde itiraz makamının idare mahkemesi, gıyapta yapılan işlemlerde görevli mahkemenin sulh ceza mahkemeleri olduğunun belirtildiği, ceza kurum adına kesilmiş ise de, işlemin sürücü yüzüne karşı yapılmış olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle 23.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ; 11.11.2005 gün ve E:2005/1220, K:2005/1730 sayı ile, davanın, davacı şirketin yük nakli yaptığı araca istihap haddinden fazla yükleme yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi uyarınca 1.904,40 YTL para cezası verilmesine ilişkin Adana Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün 13.04.2005 günlü, DT seri no’lu, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağının iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14/3-a ve 15/1-a maddelerinden ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 4262 sayılı Yasa’yla değişik 65. maddesinin 5. fıkrasından söz ederek, Türk hukuk sisteminde son yıllarda görülen yeniden yapılanmanın bir sonucu olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükten kaldırılarak yerine 5237 sayılı Yasa’nın 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe konulduğu ve bu kapsamda da Ceza Kanunu’nda yer alan suçlar konusunda esaslı değişikliklere gidilerek önceki Yasada yer alan suç tiplerinden cürümlerin anılan Yasa kapsamında düzenlendiği, kabahatlere yer verilmediği, kabahatlerin ise, 31.03.2005 gün ve 25772 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda düzenlendiğinin görüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, yukarıda yer verilen Kabahatler Kanunu hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, keza Kanunun geçici 2 ve geçici 3. maddeleri ile getirilen düzenleme ile de, Kanunun yürürlük tarihi olan 01.06.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari para cezalarına ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağının açıkça hüküm altına alındığı, diğer yandan, Kabahatler Kanunu’nun tasarıdaki gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu Raporundan söz ederek, Yasanın geçici 2. ve 3. maddelerinin tasarıya eklendiğinin görülmesi karşısında, Yasa koyucunun asıl amacının idari yaptırım kararlarına karşı ceza mahkemesine başvurulabilmesine olanak tanıma olduğu kanaatine ulaşıldığı, bu durumda, 2918 sayılıYasauyarıncaverilenidariparacezalarınaidare mahkemesincebakılmakta iken,davanın açıldığı 23.6.2005 tarihi itibariyle Kabahatler Kanunu kapsamında olan uyuşmazlık konusu idari para cezasına karşı açılan davanıngörüm ve çözümü, yukarıda yer verilen hükümler uyarınca adli yargı yeri olan sulh cezamahkemesinin görev alanına girdiğinden, işinesasının Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 65. maddesine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 65. maddesinde, araçların yüklenmesi ile ilgili kurallar ile bu kurallara uymamanın müeyyidesi düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesi,2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun; idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının5326 sayılıKanun’un 16. maddesindebelirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından ve ayrıca Kanunun Geçici 2. maddesine göre, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihi itibariyle idare mahkemesinde açılmış bir dava olmadığından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 9.5.2005 gün ve 2005/38 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde görev uyuşmazlığının ESASI YÖNÜNDEN OYBİRLİĞİ; 5326 sayılı Yasa’nın Geçici 2.maddesinin UYGULAMASI YÖNÜNDEN Üyelerden Serap AKSOYLU ve Z.Nurhan YÜCEL’in KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE, KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

KARŞI OY

Trafik para cezası, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun kapsamına giren idari yaptırımlar kapsamında yer almaktadır.

Ancak, uyuşmazlığa konu edilen cezaya yönelik davayı çözümlemekle görevli yargı yerinin belirlenmesinde Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesi bir arada incelenmelidir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.” denilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinin değişik (1) numaralı bendinde, çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği ve görevsiz yargı merciine başvurma tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

Bu dosyada, uyuşmazlık konusu idari para cezasının iptali isteğiyle idare mahkemesinde 23.6.2005 tarihinde dava açılmış ise de,daha önce, trafik para cezasına karşı 5.5.2005 gününde sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmuş olduğundan, açılan bu ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmediği ve idari yargının görevli olduğu dikkate alındığında, idare mahkemesinde 5.5.2005 tarihinde dava açılmış olduğunun kabulü gerekir.

Buna göre, trafik para cezasına karşı açılan davanın, ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi kapsamına girmesi nedeniyle, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerekeceği oyuyla karara katılmıyoruz.

ÜyeÜye

Serap AKSOYLUZ.Nurhan YÜCEL

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/68

KARAR NO: 2007/24

KARAR TR : 5.3.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen ( Davalı): Sermaye Piyasası Kurulu

Vekilleri: Av. P.G.-Av.A.K.

Karşı Taraf (Davacı) : B.T.A – M.B.

Vekilleri: Av. E.K.-Av.S.K.-Av.E.A.

O L A Y: 1) Heranouche İcad(daha sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, müvekkillerinin müşterek murisi Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad’ın birlikte Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nde 26.8.1996 tarihinde müşterek hesap açtırdıklarını ve 5.536.988.000.- TL nominal değerli Ereğli Demir Çelik hisse senetlerini Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Takasbank’taki saklama hesabına virman yaptırdıklarını, hesap sahiplerinden Norayr Artin’in vefat ettiğini, hesabın açıldığı tarihte süratli işlemlerin yapılabilmesi için vekaletname düzenlenerek verildiğini ve Çiçek Çınar’ın yetkili kılındığını, Çiçek Çınar’dan hesapların muntazaman faksla kendilerine bildirilmesinin istenildiğini, 27.1.1997 tarihinde günlük overal durumun 68.834.000.000.- TL olduğunu, veraset ilamının alınmasından sonra Çiçek Çınar tarafından hesap bakiyesinin 6.000.000.000.- TL olarak bildirildiğini, meydana gelen bu farklılık nedeniyle ihtarnameler gönderildiğini, 16.4.1997 tarihinde İMKB Başkanlığı’na müracaat edildiğini ve İMKB Teftiş Kurulu’nca çok geniş kapsamlı soruşturma ve inceleme yapıldığını, bir takım hisse senetlerinin eksik olduğunun tespit edildiğini, Mehmet Temel’in şirket temsilcisi, Çiçek Çınar’ın ise şirket müstahdemi olduğunu, suç teşkil eden işlemler ile ortadan yok edilmeye çalışılan hisse senetlerinin tamamından ve temettülerden Derborsa’nın birinci derecede sorumlu olup, Mehmet Temel’in ve Çiçek Çınar’ın zimmetinde hisseler bulunduğunu, İMKB teftiş heyeti raporunda, eksik bulunan 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 6540 lot Melko, 300 lot Raksev, 640 lot Tüpraş hissesinin davalıların zimmetinde olup, ayrıca 2.342.800.000.- TL hisselere isabet eden temettü alacaklarının bulunduğunun tespit edildiğini, her bir davalının sorumluluğu dikkate alınarak söz konusu hisse senetlerinin aynen iadesine, temettü alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’a karşı 17.10.1997 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ; 8.12.1999 gün ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayı ile, yargılama aşamasında davacılardan Heranouche İcad’ın öldüğü, dosyaya sunulan veraset ilamından, diğer davacılar Meri Büküciyan ile Berç Tateos’un mirasçı olduğunun saptandığı, bu iki davacının murisleri ile davalı Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş. arasında 26.8.1996 tarihli menkul kıymet alım satım takas sözleşmesinin ve davacılar yönünden müşteri kartının düzenlendiği, 28.6.1996 tarihli temsilci yetki belgesi ile Çiçek Çınar’a 1069 no’lu hesap yönünden yetki verildiğinin dosya kapsamından saptandığı, İMKB teftiş raporu da dosya içerisine getirtildikten sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi raporundan söz ederek, Mahkemelerince dava dilekçesinde mevcut davacı tarafın davalılardan ayrı ayrı istemi dikkate alınarak bilirkişilerden her bir davalının ayrı ayrı sorumluluğunun belirlenmesi yönünden ek rapor alınmasına ve ayrıca itirazların irdelenmesine karar verildiği, bilirkişilerin yapmış oldukları incelemeler sonucunda verdikleri raporda yer alan tespitlere yer vererek, toplanılan ve değerlendirilen deliller çerçevesinde Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad’ın davalı şirkette 26.8.1996 tarihinde hesap açtırarak menkul değerler yönünden alım satım işlemlerinin yapılabilmesi için sözleşme düzenlendiği, sözleşme uyarınca menkul değerlerle ilgili işlemlerin yapılabilmesi yönünden Çiçek Çınar’ın da temsilci vekili tayin edildiği, Çiçek Çınar’ın kendisine verilen yetki belgesi çerçevesinde işlemleri sürdürdüğü, bu arada Norayr Artin’in 1997 yılı Ocak ayında vefat ettiği, hesaptaki incelemeler sonucunda, Çiçek Çınar’ın, kendisine verilen yetki belgesi çerçevesinde yaptığı işlemlerde vekaleti kötüye kullandığının, hesapta biriken para ya da kıymetleri müşterinin bilgisi dışında ve müşterinin aleyhine hesap dışına aktardığının, incelenen hesaplardan, İMKB teftiş raporu ile bilirkişi heyetinden alınan rapor kapsamından açıkça anlaşıldığı, bilirkişi raporunda da belirlendiği gibi Çiçek Çınar’ın hesaplar üzerinde oynamalarda bulunduğu, hisse senetlerinin fiziken çekilerek diğer davalı Mehmet Temel’in hesabına virman yapıldığı ya da davacılar dışındaki kişilere virman yapıldığı, Çiçek Çınar’ın bizzat kendisinin de davacı taraf hesaplarından kendi hesaplarına virman yaptığının çok açık seçik bir şekilde belirlendiği, Çiçek Çınar’ın vekil sıfatıyla yapmış olduğu bu işlemlerden davacıları haberdar etmediği ve hesap ekstrelerinin hesabın açıldığı ilk 4 ay içinde davacı tarafa gönderilmediğinin saptandığı, bu durumda, davalı şirket ile temsilci Çiçek Çınar’ın yapılan bu işlemlerden dolayı sorumlu olduğu, diğer davalı Mehmet Temel de davalı şirketin yöneticisi konumunda olup, Çiçek Çınar tarafından kendisine virman edilen hisse senetlerinden dolayı sorumlu bulunduğu, davalılar davacıların isteği çerçevesinde virmanlama işleminin yapıldığını savunmuşlarsa da dosya kapsamında davacıların yapılan bu işlemlerin iradeleri doğrultusunda gerçekleştirildiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmamış olması nedeniyle, vekalet sözleşmesine uygun hareket edilmediği ve bu nedenle davalıların bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde sorumlu olduklarının anlaşıldığı gerekçesiyle;

“Davanın kısmen kabulüyle tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla:

1- 6.000.- lot Konya Çimento hissesinin (4200.- lot tan Mehmet Temel, 1800.- lot tan Çiçek Çınar sorumlu olmak koşuluyla) davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine,

600.000.000.- TL temettü bedelinin (420.000.000.- TL sinden Mehmet Temel, 180.000.000.- TL sinden Çiçek Çınar sorumlu olmak koşuluyla) davalılardan tahsiline,

2- 8321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan (davalı Mehmet Temel 5072 lot tan, davalı Çiçek Çınar 3249 lot tan sorumlu olmak koşuluyla) davalılardan aynen tahsiline,

1.664.380.000.- TL temettü alacağının ise (davalılardan davalı Mehmet Temel 1.014.400.000.- TL ile, davalı Çiçek Çınar ise 649.980.000.- TL ile sorumlu olmak koşuluyla ) davalılardan tahsiline,

3- 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan (davalı Mehmet Temel 4540 lot tan, davalı Çiçek Çınar ise 2.000 lot tan sorumlu olmak koşuluyla) aynen alınarak davacıya teslimine,

4- 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine,

5- Yukarıda ayrı ayrı miktarı belirtilen toplam 2.264.380.000.- TL temettü alacağının dava tarihinden itibaren% 30, 1.1.1998 tarihinden itibaren % 50 yasal faiz uygulanarak tahsiline, davacı tarafın fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, davacı tarafça rüçhan bedelinin ödenmesi halinde temettü alacaklarının kendilerine ödenmesine,

6- Hisse senetleri yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine, yukarıda belirtilen hisse senetlerinin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde, İİK 24. madde hükmünün infaz sırasında aynen dikkate alınmasına, fazla talebin reddine…”

karar vermiş; bu karar, davacılar ve davalılardan Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi ve Mehmet Temel yönünden kesinleşmiştir. Çiçek Çınar, bu karara karşı temyiz isteminde bulunmuş, temyiz istemi henüz sonuçlanmamıştır.

Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi vekili tarafından, kararın hüküm fıkrasında şirket hakkında tespit edilen sorumluluğun açıklığa kavuşturulması hususunda tavzih kararı verilmesinin istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.10.2001 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile, tavzihi istenen İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararının hüküm fıkrasının 4. maddesindeki “640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine” ibaresinde, davalı şirketin sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini gerektirecek bir sebep bulunmadığı, zira; hüküm fıkrasının 6. maddesinde “Hisse senetlerinin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde İİK’nun 24. madde hükmünün infaz sırasında aynen dikkate alınmasına” karar verildiği, İİK’nun 24/4-5 madde hükmünde kararın nasıl infaz edileceğinin açıkça belirlendiği, bu itibarla, kararın hüküm fıkrasının 4. maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönünde tavzih isteminin reddine karar vermiştir.

Davacılar vekilince, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararının hüküm bölümünün 1,2,3 ve 4. maddelerinde belirtilen hisse senetlerinden davalılardan Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nin sorumlu olduğu hususunda kararın tavzihinin istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.4.2002 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile, tavzihi istenen kararın hüküm fıkrasının 1,2 ve 3. maddesinde “davalılar Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’ın sorumlu oldukları lot miktarı” belirtilmek suretiyle davalılardan tahsiline, 4. maddesinde ise açık olarak davalı Derborsa Borsa Bankerlik Anonim Şirketi ve Çiçek Çınar’dan tahsiline karar verildiği, davalı olarak Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi davanın tarafı olmakla ve kararın hüküm fıkrasında “davalılardan” ibaresinde davalı olarak Derborsa Borsa Bankerlik A.Ş.’nin sorumlu olduğunun açık ve seçik olarak anlaşılması karşısında, davacı vekilinin hüküm fıkrasının tavzihi isteminin mahkemeyi fuzulen işgal etmekten başka bir şey olmadığı, bu itibarla, açık ve seçik olan kararın hüküm fıkrasının tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine karar vermiştir.

Bu arada Sermaye Piyasası Kurulu 5.4.2002 gün ve 17/451 sayılı işlemi ile:

“1- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı çerçevesinde Takasbank Anonim Şirketi’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye Piyasası Aracı Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma ait menkul kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin dava tarihi olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye arttırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak bu hisse senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine karşılık gelen kar payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye arttırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutarın farkının müşterek murisler Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun bildirilmesine,

2- Aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 1 nolu bentte belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade edilmesine,

3- Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar adına vekilleri Av. Ersan Kültüral ve Av.Sedat Konurca tarafından 28.5.2001 tarihinde Kurulumuza yapılan başvuruya ilişkin olarak söz konusu vekillere 1 nolu bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4. maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde aracı kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse senetleri dışında bir borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine…” karar vermiştir.

2) Bunun üzerine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu'nun yukarıda sözü edilen 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ile işlemden dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın 12.4.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı 14.6.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ; 12.6.2003 gün ve E:2002/988, K:2003/930 sayı ile, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1, 22, 32 ve 46. maddeleri ve Sermaye Piyasası Kurulu Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları Yönetmeliği'nin 7. ve 9. maddeleri ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun değişik 30 uncu maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan aracılık faaliyetleri ile bu faaliyetleri Kanunun 31,32,33,34 ve 50 nci maddeleri hükümleri çerçevesinde yapacak kuruluşların, kuruluş, faaliyet ve yetkilendirilmelerine ilişkin esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan V-46/ seri nolu "Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği"nin 6. ve 14. maddelerinden söz ederek, dava dosyasının incelenmesinden; Sermaye Piyasası Kurulu'nun 18.5.1999 tarih, 46 sayılı toplantısında, aracı kurum Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'nin yetki belgelerinin iptaline ve sermaye piyasası faaliyetlerinin 20.04.1999 tarihinden itibaren durdurulmasına karar verildiği, aracı kurum tarafından sermaye blokajı olarak saklamada bulunan Devlet İç Borçlanma senedinin 35.000.000.000.-TL nominal değerli kısmının genel giderlerinin finansmanında kullanılmak üzere iade edilmesi talebiyle 24.2.2001 tarihinde Kurula başvurulduğu, anılan talebe ilişkin olarak 29.03.2001 tarih ve 15 sayılı kararla, aracı kurumun unvanını ve faaliyet konusunu sermaye piyasası faaliyetlerini içermeyecek şekilde değiştirmesi, henüz ödenmeyen müşteri alacaklarının aracı kurum tarafından bildirilen listeye uygun olarak Takasbank A.Ş.'de müşteriler adına bloke edilmesi ve aracı kurum yönetim kurulunun, sermaye piyasası faaliyetlerinden kaynaklanan ve sonradan ortaya çıkabilecek borçlarını ödeyeceklerine ilişkin taahhütname vermelerini takiben aracı kurumun Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının aracı kuruma iade edilmesine karar verildiği, davacılar Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcıların Kurula hitaben yazdıkları 28.5.2001 tarihli dilekçe ile, aracı kurumun merhum müstekileri Norayr Artin İcad ile Heronouche İcad'ın müşterek murisleri oldukları, aracı kurum ile çalışan ve yöneticisi hakkında İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde alacak davası açtıkları ve Mahkemenin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararıyla aracı kurumun sorumluluğuna hükmedildiğinden bahisle, zararların ödenmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesini istemeleri üzerine, Kurulun 20.06.2001 tarih, AFO/838-6952 sayılı yazısı ile aracı kurumdan açıklama talep edildiği, aracı kurumdan alınan 26.6.2001 tarih, 1078 sayılı yazıda, söz konusu mahkeme kararında sadece 640 lot Tüpraş hisse senedine ilişkin olarak şirketlerinin sorumluluğunun tespit edildiğinin bildirilmesi üzerine, aracı kurumdan mahkeme kararının temyiz edilip edilmediği ve şirketleri hakkında tespit edilen sorumluluğun açık olarak anlaşılması açısından kararın tavzihinin istenip istenmediği hususlarının Kurulun 06.07.2001 günlü yazısı ile sorulması üzerine, aracı kurum tarafından gönderilen 26.11.2001 günlü yazıda, söz konusu mahkeme kararının temyiz edilmediği, 25.10.2001 tarihinde tavzih talebinde bulunulması üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin, 25.10.2001, tarihinde "Mahkemelerinin tavzihi istenen 08.12.1999 tarih ve E: 1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararının hüküm fıkrasının 4.maddesindeki "640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" ibaresinde, davalı şirketin sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini gerektirecek bir talep bulunmadığından" bahisle, kararın hüküm fıkrasının 4.maddesinin tavzih isteminin reddine karar verdiği, Kurulun 29.03.2001 günlü, 15 sayılı kararı çerçevesinde, şirketlerden istenilenlerin eksiksiz olarak yerine getirildiği belirtilerek şirketlerinin Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının iade edilmesine karar verilmesinin talep edildiği, aracı kurum tarafından, Takasbank A.Ş.'ne hitaben yazılan 4.9.2001 tarih ve 1096 sayılı yazı ile Kurul kararlarının yerine getirildiğinden bahisle bloke işlemlerinin 640 lot Tüpraş hisse senedi üzerinden yapılmasının istenmesi üzerine, Takasbank A.Ş. tarafından Kurula hitaben yazılan 04.02.2002 tarih ve 1857 sayılı, 26.2.2002 tarih ve 1474 sayılı yazılar ile söz konusu işlemin uygunluğu konusunda onay talep edilmesi üzerine, Aracılık Faaliyetleri Dairesi'nin 1.4.2002 tarih ve 341 sayılı müzekkeresinde yer alan tespitleri değerlendiren Kurul karar organının, anılan talebe ilişkin olarak dava konusu 05.04.2002 tarih ve 17/451 sayılı toplantısında, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin "08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı çerçevesinde Takasbank A.Ş.’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye Piyasası Aracı Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma ait menkul kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin dava tarihi olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye artırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak, bu hisse senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine karşılık gelen kâr payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye artırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutar farkının müşterek murisler Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun bildirilmesine, aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 1 no’lu bentte belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade edilmesine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar tarafından 28.05.2001 tarihinde Kurula yapılan başvuruya ilişkin olarak söz konusu kişilere 1 nolu bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde, aracı kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse senetleri dışında bir borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine" karar verildiği ve bu durumun Kurulun, 8.4.2002 tarih 475.4814 sayılı yazısı ile Takasbank A.Ş.'ne, 08.04.2002 tarih, 474.4813 sayılı yazısı ile şirkete, 08.04.2002 tarih ve 476.4815 sayılı yazısı ile davacılara bildirildiği, Takasbank A.Ş. tarafından İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'ne hitaben yazılan 12.4.2002 tarih, 3839 sayılı yazı ile, anılan Mahkeme kararının hüküm kısmının incelenmesinden, aracı kurumun, 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu bulunduğu, mahkeme kararında yer alan diğer hisse senetlerinden sorumlu bulunmadığı, haciz ihbarnamesinin buna göre düzenlenmesinin istenildiği, İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı kararı ile haczin sadece 640 lot Tüpraş hisse senediyle geçerli sayılmasına karar verildiği, Kurul tarafından İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı kararı ve Kurulun 05.04.2002 tarih, 17/451 sayılı kararı gereğince 640 lot Tüpraş hisse senedi değeri tutarı olan miktarın "SPK Müşteri Bloke" hesabına bloke edilmesinden sonra geriye kalan 378.846.316.400.-TL'sinin aracı kurum Derborsa A.Ş. sonrası yeni kurulan Transtam Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne gönderildiği, bilahare davacılar tarafından Kurul'un 5.4.2002 tarih, 17/451 sayılı kararının iptali ile bu karar gereği uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, yukarıda aktarılan mevzuatta görüleceği gibi Sermaye Piyasası Kanunu’nun ana amacının, piyasanın güven, açıklık ve kârlılık içinde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması ve bu suretle kaynakların iktisadi kalkınmanın emrine sunulması olup, bu amaç ve hedefin gerçekleşmesi için sermeye piyasalarının düzgün işleyişini sağlamaktan sorumlu organ olarak Kurula düzenleme, gözetleme ve denetleme görev ve yetkisi verildiği, Yasayla sermaye piyasasında çok önemli görevler verilen Kurulun, bu görevlerini yerine getirirken her türlü bilgi ve belgeyi isteyerek izleme ve denetleme gibi çok geniş yetkilerle donatıldığı, bakılan uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı idarece İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde aracı kurumun Tüpraş hisse senetleri dışında kalan diğer hisse senetlerinden dolayı doğrudan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı nedeniyle aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senetlerine karşılık gelen tutardan sonra kalan bölümün şirkete iade edildiği iddia edilmekte ise de, Norayr Artin İcad ile Heranouche İcad'ın müşterek mirasçıları olan davacıların, aracı kurum olan Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş. ile birlikte Mehmet Temel (aracı kurumun en büyük hissedarı) ve Çiçek Çınar aleyhine "hisse senetlerinin aynen tahsili ve temettü alacaklarının tahsili" için açtıkları davada, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08.12.1999 günlü, E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararıyla; 6000 lot Konya Çimento hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 28321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan aynen tahsiline, 1.664.380.000.-TL temettü alacağının ise davalılardan tahsiline, 3540 lot Marko Gıda hissesinin davalılardan alınarak davacıya teslimine, 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" karar verildiği, anılan mahkeme kararının içeriğinden Derborsa A.Ş.'nin, 4 bentde sayılan hisselerin hepsinden müştereken sorumlu olduğu hususunun açıkca ifade edilerek davacıların anılan şirketden alacak miktarının tespit edildiği ve bu durumun davacılar tarafından 11.5.2001 tarihinde yapılan başvuruyla bildirildiği halde, aracı kurumun davacılara olan borçlarının tespit edilerek gerekli önlemlerin alınması mümkün iken, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.10.2001 tarihli tavzih kararı esas alınarak Yasayla kendisine verilen görevi layıkı ile yerine getiremediği, tasarruf sahipleri olan davacıların hak ve yararlarının korunmadığı, gözetleme ve denetleme görevinin yerine getirilmediği anlaşılmakla, Sermaye Piyasası Kurulu'nun dava konusu 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararında hukuka ve mevzuata uyarlık görülmediği, davacının 378.846.316.400.-TL maddi tazminat istemine gelince; Anayasa’nın 125.maddesine göre idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu, idarenin belirtilen hukuki sorumluluğu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olma niteliğinin de doğal bir sonucu olduğu, kamu idarelerinin yapmakla yükümlü oldukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmekle yükümlü bulundukları, idarenin bu yükümlülüğü hiç veya gereği gibi yerine getirmeyerek hizmetin kötü ve geç işlemesi ve bu yüzden bir zarara neden olunması halinde zararı tazminle yükümlü olacağı, idare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için, sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin, yani gerçek zarar olması gerektiği, dosyadaki mevcut belgelerden, İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 10.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı haciz ihbarnamesi ile İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin 97/1093 Esas, 1999/1225 Karar sayılı ilamına istinaden borçlu Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş.'nin 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 lot Marko Gıda, 640 lot Tüpraş hisse senetlerinin aynen teslimi, mümkün olmadığı takdirde nakde tahvil edilmesi suretiyle tahsiline, ayrıca temettü, mahkeme masrafı, vekalet ücreti ve icra masrafları tutarı 19.128.412.000.-TL borcu nedeniyle banka nezdinde bulunan temettü, kâr payı v.s. hak ve alacaklarının haczine karar verildiği, bilahare anılan İcra Müdürlüğünün dava konusu edilen Kurul karar organının 05.04.2002 tarih, 17/451 sayılı toplantısında alınan karar çerçevesinde Derborsa A.Ş.'nin sadece Tüpraş hisse senetlerinden sorumlu olması nedeniyle söz konusu hisse senetleri üzerinde haciz işlemlerinin uygulanması sonucu sermaye blokajı hesabında kalan 378.846.316.400.-TL'nin 12.4.2002 tarihinde davalı idarece Derborsa A.Ş. sonrası kurulan Transtam Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne iade edildiği, oysa, yukarıda da açıklandığı üzere, aracı kurum Derborsa A.Ş.'nin İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 8.12.1999 tarih, E:1997/1093, K:1990/1225 sayılı kararında yer alan 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 Iot Marko Gıda, 640 lot Tüpraş hisse senedinin tamamından sorumlu olduğu ve bu hisse senetleri için İstanbul 2.İcra Müdürlüğü tarafından haciz varakası düzenlendiği halde, davalı idarenin 5.4.2002 tarih, 17/451 sayılı kararı çerçevesinde, ilgili İcra Müdürlüğü tarafından sadece 640 lot Tüpraş hisse senetleri için haciz işlemi uygulandığı, bu haliyle davacıların aracı kurumdan icra yoluyla alacaklarının Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil edilemediği, diğer bir deyişle aracı kurumun sermaye blokajı hesabında bulunan 378.846.316.400.-TL'nin aracı kuruma iade edilmesi neticesinde, davalı idarenin gözetleme ve denetleme görevini gereği gibi yerine getirememesinden dolayı davacıların zarara uğradığı, davalı idarenin mahkeme kararını yanlış uygulamak suretiyle hizmet kusuru işlediği açık olmakla, davacıların bu yüzden uğradıkları maddi zararın tazmininin Anayasa’nın 125. maddesi gereği olduğu, öte yandan, eksilen yada yoksun kalınan maddi değerin karşılanmasının zaman içinde gecikmesi de ayrıca bu gecikmeden doğan zararın telafisi için hükmedilecek maddi tazminata faiz yürütülmesini gerekli kıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı 378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar vermiş; bu karar, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRESİ’nin 14.6.2005 gün ve E:2005/972; K:2005/3064 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 22.11.2005 gün ve E:2005/9136; K:2005/5605 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :

Sermaye Piyasası Kurulu vekili tarafından, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi’nin sadece "640 lot Tüpraş hisse senedi"nden sorumlu tutulduğu, konuya ilişkin davacıların başvurusu üzerine doğan tereddütün giderilmesini teminen tavzih kararı alınmasının sağlandığı ve aracı kurumun sadece 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu olduğu hususunun Mahkemenin 25.10.2001 tarihli tavzih kararı ile de açıklığa kavuştuğu, söz konusu yargı kararları karşısında, Kurulun görevinin mahkeme kararları hükümlerine uymak olduğu, dava konusu Kurul kararının bu çerçevede alındığı, aracı kurumun Mahkeme kararında yer alan "640 lot Tüpraş hisse senedi" dışındaki senetlerden de sorumlu olduğuna ilişkin tavzih kararının, davacılar tarafından 12.4.2002 tarihli dilekçe ile aynı karara ilişkin 2. kez tavzih talep edilmesi üzerine, Mahkemece görüş değiştirildiğinin Takasbank'a mutad olmayan ifadeler ile bildirilmesi sonrasında verilen 12.4.2002 tarihli tavzih talebinin reddi kararı olduğu ve söz konusu kararın da dava konusu 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı Kurul kararının verilmesinden sonraki tarihli olduğu, söz konusu karar üzerine de 19.4.2002 tarih ve AFD/545-5381 sayılı yazı ile, Kurullarının 5.4.2002 tarih ve 17/451 sayılı kararının hak sahipliğini tespite yönelik bir karar olmadığı, yargı kararları veya icra daireleri kararları doğrultusunda işlem yapılması gerektiği, bu bağlamda İstanbul 2. İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı tezkeresi doğrultusunda haciz kararının uygulanması gerektiğinin Takasbank'a bildirildiği, dava konusu Kurul kararının tesis edildiği tarih itibariyle İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarihli kararı ile 25.10.2001 tarihli tavzih kararı çerçevesinde Derborsa'nın 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu olduğunun açık bulunduğu, Kurulun kendisinden beklenen özeni göstermek suretiyle hukuka ve mahkeme kararına uygun şekilde dava konusu kararını tesis ettiği, buna karşın, söz konusu Kurul kararının iptali ve doğduğu iddia edilen zararın ödenmesi talebi ile Ankara 6. İdare Mahkemesi nezdinde açılan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin anılan kararının, kararda sorumluluğun ayrı ayrı belirtildiği parantez içi hükümler yok sayılmak suretiyle Derborsa'nın 640 lot Tüpraş hisse senedinin yanı sıra, 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı ve 3540 lot Merko Gıda hisse senetleri için de sorumluluğuna hükmedildiği şeklinde hatalı yorumlanması ve bu hatalı yoruma dayanılarak 12.6.2003 tarih ve E:2002/988; K:2003/930 sayılı karar ile davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğu, bu durumda, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin anılan kararları arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğu, bu açıdan anılan kararlar arasındaki çelişkinin giderilerek, anlaşmazlığın esasının Derborsa'nın sadece 640 lot hisse senedinden sorumlu olduğu ve bu çerçevede Kurulun 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı kararının hukuka uygun olması nedeniyle söz konusu karar aleyhine açılan iptal ve tam yargı davasının reddi yönünde hükme bağlanması istemiyle, 18.1.2006 günlü dilekçe ile, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuştur.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:

Hüküm uyuşmazlığının giderilmesi talebinde bulunan davacı Sermaye Piyasası Kurulu vekilleri tarafından İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6.İdare Mahkemesi kararları nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için 2247 sayılı Kanun’un 24.maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili 2006/68 Esas sayılı dosyanın incelendiği;yatırımcı Norayr İcad murisleri Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından, Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse senetlerinin aynen ve temettü alacaklarının tahsili istemiyle İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi’ne açılan davanın yargılaması sonucunda; Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad'ın davalı şirkete 26.08.1996 tarihinde hesap açtıkları ve menkul değerler yönünden alım satım işlemlerinin takibinin yapılabilmesi için de Çiçek Çınar'ı temsilci vekil tayin ettikleri, işlemlerin bu kişi tarafından sürdürüldüğü, Norayr Artin İcad'ın 1997 yılında ölümü üzerine hesaplardaki incelemelerde Çiçek Çınar'ın vekaleti kötüye kullandığının saptandığı, şirket temsilcisi Mehmet Temel'in de virman işlemlerini yürüttüğünden bu işlemlerden şirketle birlikte sorumlu bulunduğu anlaşılmakla; davanın kısmen kabulüyle; 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 540 lot Merko Gıda, 640 lot Tüpraş hisselerinin aynen ve 2.264.380.000.-TL temettü alacağının davalılardan birlikte tahsiline ilişkin 08.12.1999 gün ve 1997/1093 Esas ve 1999/1225 Karar sayı ile hüküm kurulduğu, anılan kararın infazı sırasında tereddüt hasıl olduğundan, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan davacı vekillerinin görüş istemesi üzerine, 05.04.2002 tarih ve 17 sayılı kararıyla İstanbul Asliye 1 .Ticaret Mahkemesi'nin hüküm kısmının 4.fıkrasında yer alan 640 lot Tüpraş hisse senedinden Derborsa'nın sorumlu olduğundan davacıların hesabına yatırılmasına, kalan miktarın ise Derborsa'ya iadesine karar verildiği, davacı vekillerinin aracı kurumdan icra yoluyla alacaklarını Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil edemediğinden, Sermaye Piyasası Kurulu'nun sermaye blokajı hesabında bulunan 378.846.400.-TL'nin aracı kuruma iade edilmesine ilişkin bölümün iptali için idari yargı yerinde dava açıldığı, Ankara 6.İdare Mahkemesi'nin 12.06.2003 tarih 2002/988 Esas ve 2003/930 Karar sayılı kararında; Sermaye Piyasası Kurulu'nun İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin kararını yanlış yorumlaması nedeniyle hizmet kusuru işlediğinden, Derborsa'ya iadesine karar verilen 378.846.326.400.- TL ile ilgili bölümün iptaline karar verildiği, kararın onanarak kesinleştiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ikiayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzündenhakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'ne açılan dava, hisse senetlerinin aynen tahsili ve temettü alacaklarının tahsiline hükmedilmesine ilişkin olmasına karşın, Ankara 6.İdare Mahkemesi'ne açılan davanın, Derborsa Menkul Kıymetler A.Ş.'ye ait teminat olarak tutulan miktarın Sermaye Piyasası Kurulu'nca bloke edilmeyerek iade edilen işlemin iptali ile zararın ödenmesi istemine ilişkin olduğu, adli ve idari yargıda açılan davaların taraflardan birinin aynı olmasına karşın, aynı konu ve sebebe dayalı olmadığı ve bu kararlar arasında dayanaklarının ve istemlerinin farklı olması nedeniyle aykırılık bulunmadığı gibi, hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesinde belirtilen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI :

Yatırımcı Norayr Artin İcad murisleri Heranouche İcad, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse senetlerinin aynen, temettü alacaklarının ise nakden tahsili istemiyle açılan davada verilen ve davalı Çiçek Çınar dışındaki diğer davalılar yönünden kesinleşen, davanın kısmen kabulü ile, 6000 lot Konya Çimento hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 600.000.000.- TL temettü bedelinin davalılardan tahsiline, 8321 lotMarmaris Martı hissesinin davalılardan aynen tahsiline, 1.664.380.000.- TL temettü alacağının davalılardan tahsiline, 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine yolundaki İstanbul 1. Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 günlü, E:1999/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ile Berç Tateos Arhanyan ve Meri Büküciyan tarafından Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden karşılanmak üzere 640 lot Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının davacılar adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu’nun 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ve 378.846.316.400.- TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda verilen ve temyiz ve karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleşen Ankara6. İdareMahkemesi’nin 12.6.2003günlü,E:2002/988,K:2003/930 sayılıkararı arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenildiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının, hisse senetlerinin aynen, temettü alacaklarının nakden tahsiline ilişkin olmasına karşın, Ankara 6. İdare Mahkemesi kararının, Derborsa Menkul Değerler A.Ş'ne ait olup, saklamada bulunan Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının davacılar adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesi yolundaki Sermaye Piyasası Kurulu işleminin iptaline ilişkin bulunduğu, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu’nun 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, 1. maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edileceği hükmüne yer verildiği, bu durumda, sözü edilen adli ve idari yargı mercileri tarafından verilen kararlardan İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının davalılardan biri yönünden kesinleşmemiş olması, öte yandan, taraflarından en az biri aynı olmakla birlikte, davanın konusu ve sebepleri aynı olmadığından, bu kararlar arasında hakkın yerine getirilmesini olanaksız kılan çelişki bulunmaması nedeniyle hüküm uyuşmazlığının varlığının söz konusu olmadığı, bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığı doğmadığından, istemin reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında; Raportör Hakim Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Danıştay Başsavcısı’nın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a)Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen kararların incelenmesinden, ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş kararlar bulunduğu; her iki kararda davanın esasının hükme bağlandığı; taraflarından en az birinin (Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan) aynı olduğu anlaşılmaktadır. Bu kararlardan:

Asliye Ticaret Mahkemesi kararı, Heranouche İcad(daha sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’a karşı, her bir davalının sorumluluğu dikkate alınarak uyuşmazlık konusu hisse senetlerinin aynen iadesine, temettü alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle açılan davada, davanın kısmen kabulü suretiyle hisse senetlerinden ve temettü alacağından, Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi de dahil olmak üzere davalıların sorumlu olduğu miktarın tespitine ilişkindir.

İdare Mahkemesi kararı ise, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı, Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu'nun 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ile işlemden dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın 12.4.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı 378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkindir.

Bir başka ifadeyle, Asliye Ticaret Mahkemesinde, eksik bulunan bir kısım hisse senedinin davalıların zimmetinde olduğu, ayrıca hisselere isabet eden temettü alacaklarının bulunduğu ileri sürülerek hisse senetlerinin aynen iadesi ile temettü alacağının tahsili; İdare Mahkemesinde ise, Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu işleminin hatalı olduğu ileri sürülerek bu işlemin iptali ile işlemden dolayı uğranılan maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açılmış olup, bu haliyle davaların konularının farklı olduğu gibi, sebeplerinin de farklı olduğu anlaşılmıştır.

Belirtilen duruma göre, olayda, “konu ve dava sebebinin aynı olması” koşulunun gerçekleşmemesi karşısında, uyuşmazlığa konu edilen adli ve idari yargı kararları arasında hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin varlığından söz etmek olanaksızdır.

Açıklanan nedenlerle, hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden, başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden, BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/86

KARAR NO: 2006/173

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Aslanlar İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili: Av. V.K.

Davalı: Bandırma Kaymakamlığı (İlçe Özel İdare Müdürlüğü)

O L A Y: Taş ocağı işletmeciliği yapan davacı şirket adına; orman sahası ile bitişiğinde bulunan mülga Köy Hizmetlerine ait taş ocağı sahasına taşmak suretiyle üretim yaptığından bahisle, 27.07.2005 tarih, 1-7/53 sayılı işlemle; 3213 Sayılı Maden Kanunu’nun uygulanması ile ilgili Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 43. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmiş; davacı şirket vekili tarafından,işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açılmıştır.

BURSA 1. İDARE MAHKEMESİ ; 20.09.2005 gün, E:2005/1208, K:2005/1147 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihindenitibaren idari para cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, bu durumda davacışirkete, 3213 Sayılı Maden Kanunu uyarınca verilen idari para cezasından doğan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde yukarıda anılan 5326 Sayılı Yasa hükümlerine göre Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; Başkanlık yazısı ile anılan İdare Mahkemesi kararının kesinleşme durumunun sorulması üzerine, Bursa 1.İdare Mahkemesi Başkanlığınca verilen 20.4.2006, 24.5.2006 ve 9.8.2006 günlü cevap yazılarında, itiraz süreci sonuçlanmayan kararın kesinleşmediği belirtilmiştir.

Davacı şirket vekili, aynı istekle 14.10.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BANDIRMA SULH CEZA MAHKEMESİ; 19.01.2006 gün veDeğ.İş.E:2005/589, Değ.iş.K:2006/27 sayı ile; davada taraf olan İl Özel İdaresinin, 13.3.1994 tarihli İl Özel İdare Kanunu ile düzenlendiği, valiye bağlı, emvalinin devlet emvali, personelinin devlet memuru niteliğinde olduğu, kamu kurumuolan Özel İdarenin denetimi ve gözetimi altında bulunan Ocak işletmelerinin faaliyetlerinin,yasadaöngörüldüğübiçimde bu idarenin ruhsat ve denetimine tabi tutulması ve bu konuda idareye yaptırım yetkisi verilmiş olmasının, bu faaliyetin kamu hukukunun buyurucu kurallarına bağlı olduğunu gösterdiği, (Uyuşmazlık Mahkemesinin 7.7.1994 tarih ve 1994/18 esas, 1994/18 sayılı kararının örnek gösterildiği) Anayasanın 125.maddesinin son fıkrası ve İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 2/1-b maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli bulunduğu, ayrıca genel nitelikte bir kanun olan 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun özel kanunda belirtilen hükmü ortadan kaldırmayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş, bu kararitirazedilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Anılan düzenlemeye göre, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için: adli, idari veya askeri yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir.

Olayda, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının itiraz edilmeyerek kesinleşmesine karşılık,idare mahkemesi tek hâkiminin görevsizlik kararına, davacının yaptığı itirazın reddi üzerine yapılan karar düzeltme talebinin Bölge İdare Mahkemesince karara bağlanmamış olması nedeniyle, ortada idari yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen “kararların kesin veya kesinleşmiş olması” koşulu gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/108

KARAR NO: 2006/215

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının;görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

K A R A R

Davacı: İ.Y.

Davalı: Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y: Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen Davacı,görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesini Milli Savunma Bakanlığından istemesi üzerine, Genel Kurmay Başkanlığınca tesis edilen 12.10.2005 tarih ve 1123279 sayılı işlemle, “gizli ve açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiğinden istemi karşılanmamış, bir kısım bilgiler,belge üzerinde karartma yapılarak verilmiştir.

Davacı, görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle 28.10.2005 tarihinde genel idari yargıda dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ ; 5.1.2006 gün ve E:2005/2181 sayı ile, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi hükmüne göre AYİM’in bir davaya bakabilmesi için dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, olayda, her ne kadar yukarıda açıklanan 20. maddede görevden ayrılmış olsa da askeri personelin asker kişi sayılacağı belirtilmekte ise de; askeriyeden ayrılan davacının isteğinin, askerlikle ilgili olmayıp kendisi ile ilgili olarak düzenlenen sicil belgesi ve kanaat raporlarının bilgi edinme yasası gereği verilmesi olduğundan; yasada öngörülen askeri kişi ve askeri hizmete ilişkin bulunmadığı, bu durumda, askeriyeden ayrılan davacının bilgi edinme yasası uyarınca istediği sicil belgesi ve kanaat raporlarının, sivil kişininaynı yöndeki isteğinden ve onun çözümü ile varılacak sonuçtan farklı olmadığı, davanın görüm ve çözümünün İdare Mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine; dilekçe ve idari yargı dosyası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başlıklı 157’nci maddesinde yer alan göreve ilişkin hükümlerini benzer bir biçimde tekrarlayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 ve 21’inci maddelerine göre uyuşmazlık konusunun Askeri İdari Yargı yerinde görülebilmesi için iki koşulun bir arada gerçekleşmesi gerektiği, “Asker kişiyi ilgilendirme” koşulundan davacının hizmette ya da görevden ayrılmış ve 1602 sayılı Kanunun 20’inci maddesinde sayılan asker kişilerden olmasının gerektiği, diğer koşulu ise davaya konu işlemin “askeri hizmete ilişkin” bulunması koşulunun oluşturduğu, idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği, daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, bu tespitler sonucunda, dava konusu işlemin askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş olduğundan, davada “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulunun gerçekleştiği sonucuna varıldığı, idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” için, işlemin hizmetten ayrılmış da olsa bir asker kişiye yönelmiş olmasının gerektiği, olayda, dava konusu işlemin hizmetten ayrılmış olan davacı emekli astsubay’ı ilgilendirdiği anlaşılmakla, davada idari işlemin “askeri hizmete ilişkin bulunması” ve “asker kişiyi ilgilendirmesi” koşullarının birlikte gerçekleştiği ve dolayısıyla davaya bakma görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da

yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubayolarak görevyapmakta

iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvuru üzerine Genel Kurmay Başkanlığınca tesis edilen işlemin, görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının verilmesi isteminin reddine ilişkin kısmının iptali istemiyle Ankara 5. İdare Mahkemesinde açılan davada dosyanınincelendiği,Anayasa’nın 157’nci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20’nci maddesinde de, söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, aynı Kanunun 22. maddesinde de, Birinci Dairenin, atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargıdavalarını çözümleyeceği kuralına yer verildiği, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir” hükmüne, 9. maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar birlikte bulunuyor ve bunlarbirbirlerindenayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne, 13.maddesinde “Yargı denetimi dışında kalan idari işlemlerden kişinin çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek nitelikte olanlar, bu Kanun kapsamına dahildir. Bu şekilde sağlanan bilgi edinme hakkı işlemin yargı denetimine açılması sonucunu doğurmaz” hükmüne yer verildiği, dava;davalı idare tarafından, davacının isteminin bir kısmının, 4982 sayılı kanunun 9. maddesinde belirtilen “gizli bilgiler ve açıklanması yasaklanan belgeler” kapsamında olduğu gerekçesiyle reddi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılmış bulunduğuna göre, yargı denetiminin sicil ve kanaat raporlarına değil, sözü geçen kanunun 9. maddesi noktasında tesis edilen işleme yönelik bulunduğundan, asker kişiyi ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin işlemler ile bunlara ilişkin olan belgelerin Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında ilgililere verilmemesi işlemlerinin konularının ve değerlendirmelerinin farklı olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi uyarınca asker kişi sayılan davacının, askeri hizmetine ilişkin sicil belgeleri ve kanaat raporlarının Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca verilmesi isteminin, yine bu yasa kapsamında reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde değil genel idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ve sonuçta,açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddiningerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare MahkemesiBaşsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri Yüksek İdare Mahkemesiningörevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davada askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. Rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının;görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddi işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 tarihve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler: yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeriolmayan bir makam tarafından kurulmuş olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.

4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir” hükmüne, 9. maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar birlikte bulunuyor ve bunlar birbirlerinden ayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının,görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesini istemesi üzerine, 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu’nun 9. maddesi gerekçe gösterilerek ve “gizli ve açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiği belirtilerek isteminin karşılanmadığı anlaşılmıştır.

İdarece davacının istemi4982 sayılı Yasahükmü gerekçe gösterilerek reddedilmiş ise de;yapılacak yargılamada,askeri makamlarcaaskeri hizmet, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak ilgili hakkında düzenlenen sicil ve kanaat raporlarının niteliği, değerlendirilmesi,açıklanmasının yerinde olup olmamasının irdelenmesigerekeceğinden, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNİN görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 5. idare Mahkemesi’nce verilen 5.1.2006 gün ve E:2005/2181 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/113

KARAR NO: 2006/216

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Davacıların hissedar oldukları kadastral parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı, uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: V.M., C.M., Ö.M.

Vekili: Av.E.G.

Davalı: Altındağ Belediye Başkanlığı

Vekili :Av. A.Ö.R.

O L A Y: Davacılara ait, Ulubey Mahallesi, 218. Sokak, No.7-9 adresinde,299/9603 hissesine sahip oldukları 3460 ada, 2 sayılı kadastral parsel üzerinde binaları bulunmaktadır.

Davacılar tarafından 7 Nolu binaya ilişkin olarak 2981 sayılı Yasaya göre İmar Affı müracaatı yapılmış, 2981 sayılı Yasanın 8. maddesine göre evraklar tamamlanmış ancak, aynı Yasanın 9. maddesinin (c) bendine göre diğer hisse sahiplerinden yapıya muvafakat edildiğine dair belge getirilmemiş, aynı maddeye göre gerekli harçlar yatırılmamış ve 15. maddeye göre de Yapı Kullanma İzin Belgesi alınmamıştır. İmar Affı Kanununa göre, söz konusu bina ile ilgili işlemler tamamlanmadığı ve bina 2981 sayılı Yasaya göre ruhsata bağlanmadığı için, idarece;“davacıların 7 No’lu bina için İmar Affı müracaatları olmakla birlikte yapının bulunduğu parselin kadastro parseli olduğu ve hisseli bulunduğu, 2981 sayılı Yasanın 9/c maddesi düzenlemesine göre binanın inşaa edildiği tarihte tüm hissedarlardan muvafakatname ibraz edilmesi gerekmesine rağmen bu eksikliğin giderilmediği gibi, davacıların inşaa ettiği yapının zeminde davacılara ait belli bir yer bulunmadığından diğer hissedarların hisselerine tecavüzlü konumu nedeniyle”2981 sayılı Yasaya göre başkasının arsasına yapılan yapı olarak, diğer bir ifadeyle kaçak yapı şeklinde; 2981 sayılı Yasaya göre imar affı müracaatında bulunulmadığından, 9 no.lu binada,kaçak ve ruhsatsız olarak nitelendirilmiştir.

Davacılara, tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edilmiş ve tapuları verildiğinden kamulaştırma konusu olmamıştır.

Davacılara ait yapılar, 81320 no.lu Ulubey-Hacılar 2.Etap Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kaldığından ve kaçak yapı olarak nitelendirildiğinden, idarece bir bedel ödenmeksizin yıktırılmıştır.

Davacılar vekili, söz konusu binaların ve eklentilerinin, imar yolu üzerinde bulunması nedeniyle kamulaştırma yapılmaksızın yıktırılmasından dolayı, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00YTL’nin yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 26.4.2006 günlü celsesinde E: 2006/62 sayı ile, davalı İdare vekilinin göreve ilişkin itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası, Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayıldığı, dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığın, davacılara ait Altındağ İlçesi, Ulubey Mahallesi 218 Sokak 7 ve 9 nolu binaların, davalı idarece imar yolu üzerinde bulunması ve kaçak yapı olduklarının tespitinden dolayı yıkılması nedeniyle 5.100,00.- Yeni Türk Lirasının davalı idareden tahsili isteminden kaynaklandığının anlaşıldığı, davalı idarenin, binaların revizyon imar planı uygulaması nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel ödenmesinin mümkün bulunmadığını iddia etmekte olduğu, bu durumda, davacılara ait kaçak yapıların 81320 No.lu Ulubey-Hacılar 2. Etap Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip ödenmeyeceği noktasından kaynaklanan ve sonuçta bir idari işlem olan revizyon imar planına dayanılarak sözü edilen yapıların yıktırılmasından doğan zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle, 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiş ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; dosyanın incelenmesinden, davacıların hissedarı olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz yaptıkları binaların, imar planına göre adalar arası yol güzergâhında kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu yapılardan biri için 2981 sayılı İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve kendilerine kullanma izni verilmesi için başvuruda bulundukları, ancak evrakın eksik olması nedeniyle işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise herhangi bir başvuruda bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı niteliği taşıyan binalar hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi ve bu kapsamda bir bedel takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına karar verildiği; davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi, 218.Sokak, 7 ve 9 kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin edilmesi istemiyle bu davayı açtıklarının anlaşıldığı, davalı belediyece yapılmış bir kamulaştırma işleminin olmadığı ya da bu kapsamda bir bedel takdiri yaptırılmadığı gibi, 2981, 3290 ve 3360 sayılı Yasalardan yararlanmayan davacılara ait yapıların ruhsatsız ve kaçak olduklarının dosya içeriğinden ve yazışmalardan belirlendiği,Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin (b) bendinde ise, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki tam yargı davalarını idare mahkemelerinin çözümleyeceğinin belirtildiği, İmar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini istemiyle açılan davada, gayrımenkulün aynına yönelik olmayıp, idarenin kamu gücünü kullanarak tek taraflı olarak düzenlediği işleme dayanması nedeniyle davanın görüm ve çözümünün idari yarı yerine ait bulunduğu gerekçesiyle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/62 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,davacıların hissedar oldukları kadastral parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı uğranılan zararın, yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacıların hissedarı olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz yaptıkları binaların, imar planına göre adalar arası yol güzergâhında kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu yapılardan biri için 2981 sayılı İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve kendilerine kullanma izni verilmesi için başvuruda bulunduğu, ancak evrakın eksik olması nedeniyle işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise herhangi bir başvuruda bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı niteliği taşıyan binalar hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi ve bu kapsamda bir bedel takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına karar verildiği; davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi, 218.Sokak, 7 ve 9 kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin edilmesi istemiyle bu davayı açtıkları anlaşılmıştır.

Davalı idare, binaların revizyon imar planı uygulaması nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel ödenmesinin mümkün bulunmadığını iddia etmektedir.

Belirtilen duruma göre,davacılara ait vekaçak olarak nitelendirilen yapıların, Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip ödenmeyeceği noktasından kaynaklanan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde yer alan " İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Altındağ Belediye Başkanlığıvekilinin görev itirazının, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.4.2006 gün ve E:2006/62 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/145

KARAR NO: 2007/111

KARAR TR : 4.6.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Hükmü Peker İnş. Tic. ve San. A.Ş.

Vekili: Av. D.Ç.

Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

O L A Y : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 5.9.2005 gün ve 23729 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun muhtelif maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 1.11.2005 gün ve 2005/690 Müt. sayı ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine dayanılarak davacıya idari para cezası verildiği, 4857 sayılı Kanun’un 108/2. maddesine göre, idari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren idare mahkemesine 7 gün içinde itiraz edilebileceği, tahakkuk ettirilen idari para cezası idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı bir işlem olup, bu bakımdan idari para cezası niteliğini taşıyan cezaların idari yargı denetimi dışında tutulmasının idarenin yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu doğuracağı, esasen Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının da bu doğrultuda olduğu, Kabahatler Kanunu’nda, kabahat deyiminden, Kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olduğunun anlaşılması gerektiği belirtilmişse de, verilen para cezasının kamu gücü kullanılarak yapılan bir idari işlem olduğu ve 4857 sayılı Yasa’nın 108/2. maddesinde yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğuna dair yetkiyi belirleyen maddenin halen yürürlükte bulunduğu, bu durumda, davacıya uygulanan idari para cezasına itiraz merciinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılması gerektiği, bu durumda, idari yaptırım niteliğindeki dava konusu idari para cezasının iptali istemiyle 12.12.2005 tarihinde açılan davanın çözümü adli yargı yerine ait olduğundan, Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci madde-sinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4857 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir” denilmiş; 105. maddesinde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlere aykırılık halinde verilecek cezalar düzenlenmiş; aynı Kanunun 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.

4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idariyargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare Mahkemesi’nce verilen 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/152

KARAR NO: 2007/2

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Satel Sabah Televizyon Prodüksiyon A.Ş.

Vekili: Av. N.B.

Davalı: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

Vekili: Av.M.L.

O L A Y: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü’nün 15.10.2004 gün ve 21148 sayılı işlemi ile, 2-16.2.2004 tarihinde ATV televizyon kanalında yayımlanan "Bizim Stadyum" isimli programda, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanun’la değişik 16. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 17 ve 25/8. maddeleri uyarınca davacı adına idari para ve durdurma cezası verilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ ; 26.10.2004 gün ve E: 2004/3268; K:2004/1967 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı, ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava açılabileceği hükmünün bulunduğu, dava dosyasının incelenmesinden, davanın, davacı şirkete ait ATV logosu ile yayın yapan televizyon kanalında "Bizim Stadyum" adlı programda yer alan "Aria" markasına ait görüntülerin 4077 sayılı Kanun’a aykırı olduğundan bahisle idari para ve durdurma cezası verilmesine ilişkin 15.10.2004 gün ve 21148 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmakta olup, idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma cezası işlemleri arasında maddi ve hukuki birlik ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde 2577 sayılı Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacı vekili, bunun üzerine, durdurma cezasının kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ; 4.10.2005 gün ve E:2004/2361; K:2005/2657 sayı ile, davanın, durdurma cezasının kaldırılması istemine ilişkin bulunduğu, 4822 sayılı Yasa ile değişik 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesi, ticari reklam ve ilanların ne şekilde yapılacağını, 17. maddesi, Reklam Kurulu’nun oluşum şeklini ve görevlerini, 25. maddesi, ceza hükümlerini, 26. maddesi, cezalarda yetkiyi düzenlediği, Reklam Kurulu’nun, bir idari denetim birimi olduğu ve kanunda belirtilen hallerde tek başına yaptırımda bulunma hakkına haiz olduğunun anlaşıldığı, idari birimler içinde yer almış tek başına denetim ve yürütülebilir nitelikte olan idari işlem tesis etme yetkisi olan Kurulun kararlarına karşı ancak idari yargı yoluna başvuruda bulunulabileceği, Kanunun 25/8 maddesinde, Reklam Kurulu’nun 3 aya kadar durma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya para cezası verme yetkisi bulunduğu, Kurulun bu cezaları ayrı ayrı verebileceği gibi birlikte de verebileceği(ihlalin niteliğine göre), Kanunun 26. maddesinde, bu kanunda belirtilen her türlü para cezasının idari nitelikte bulunduğunun belirtildiği, Kurul hem durma hem de para cezası verdiğinde, durma kararının adli yargıda, para cezasının idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini düşünmenin çeşitli mahzurlara yol açabileceği, şöyle ki; her iki yargı yolunun da aynı kurul kararını değerlendireceği, kimi zaman kararlar arasında tezatlar ortaya çıkabileceği(örneğin, adli yargıda reklamın durdurulma kararının haksız olduğu kabul edilip, bu karar ortadan kaldırılırken, idari yargıda idari para cezası onaylanabilecek veya tam tersi durum söz konusu olabilecektir) bu nedenle tek bir yargı yerinde sorunun çözümünün daha doğru yaklaşım olacağı, nitekim, Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin 26.10.2004 gün ve E:2004/3268; K:2004/1967 sayılı kararının taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiği, 4077 sayılı Kanun’un 25. maddesine göre para cezasının idari nitelikte olduğu ve Reklam Kurulu’nun yapısı da dikkate alındığında, Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Davacı vekili, adli ve idari yargı kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu uyuşmazlığın giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı, görevsizlik kararı olmayıp, idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma cezası işlemleri arasında maddi ve hukuki birlik ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin, bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde 2577 sayılı Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine ilişkindir. Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/154

KARAR NO: 2007/3

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Sözleşme imzalandıktan sonra, taraflarca sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi sırasında davacıya ödenmesi gereken fiyat farkının hesaplanmasından doğan uyuşmazlığın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Yeş-Top Koll. Şti.

Vekili: Av. E.A.

Davalı: Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y: 7. Kolordu Komutanlığı’na bağlı birliklerin ihtiyacı olan LPG tedariki amacıylayapılacak ihale, Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı’nca 31.10.2002 tarihinde ilan edilmiş, ilan üzerine davacı şirket tarafından yapılan fiyat araştırması sonucu, 1.375.000 X %3,05 İskonto = 1.333.000.- TL fiyat teklif edilmiş ve 7.1.2003 tarihinde yapılan ihale, 1 kg lipit petrol gazını 1.333.000.- TL fiyattan vermeyi teklif eden davacı şirketin uhdesinde kalmıştır. Bilahare ihale kararının davacı şirkete tebliğini müteakiben 20.1.2003 tarih ve 2004 sayılı sözleşme imzalanmıştır.

Davacı şirket, Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı’na hitaben verdiği 25.4.2003 günlü dilekçe ile, ihale fiyat araştırmasının üç ayda tamamlandığını ve bu süre içinde 1 kg LPG fiyatının 1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığını, bu nedenle ihale tarihinde 1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar üzerinden fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması gerektiğini, oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı baz alarak 1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığını ileri sürerek hesaplamanın düzeltilmesini istemiştir.

Bunun üzerine, Milli Savunma Bakanlığı Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı 12.5.2003 gün ve 6048-786-03 / İK.Ş. sayılı dava konusu işlemi ile, Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için sözleşmeye bağlanan LPG alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin hüküm bulunduğu, 25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı uygulamasına ait dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete esas alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında resmi fiyat olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat farkı hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık bulunmadığı, bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli üzerinden kırım yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan kesinleşen ihale fiyatı üzerinden işlem yapıldığı davacı şirkete bildirilmiştir.

Davacı vekili, davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a atfen Bakanlar Kurulu’nca ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelerine istinaden fiyat farklarının uygulanması gerekirken mevzuat hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı hareket ederek taleplerinin reddedildiğini ileri sürerek söz konusu işlemin iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

DİYARBAKIR İDARE MAHKEMESİ; 11.2.2004 gün ve E:2003/2392; K:2004/259 sayı ile, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli dairelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri aynı hak tesisi ve taşıma işleminin bu Kanunda yazılı hükümlere göre yürütüleceğini düzenlediği ve bu yönü ile bir kamu Kanunu niteliğini taşıdığı, anılan Kanun hükümlerine göre, bu Kanunun kapsamına giren işlerin görülmesi için yapılan ihalelerde ihale kararının kesinleşmesine kadar ki dönem içinde idarece tesis olunacak işlemlerin 2886 sayılı Kanun’la düzenlenmiş olması ve bu Kanunun kamu Kanunu olması karşısında, idari yargının denetimine tabi olduğu, ihale kararının kesinleşmesinden sonra müteahhit ile idare arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin uygulanması ile ilgili uyuşmazlıkların ise 2886 sayılı Kanun’la düzenlenmeyip, özel hukuk alanını ilgilendirmesi nedeniyle adli yargının denetimine tabi olduğunun açık bulunduğu, bu açıklamalar karşısında, dava konusu olay incelendiğinde, uyuşmazlığın, davalı idarenin LPG ihtiyacını karşılamak üzere yapılan ihaleyi alan davacının LPG fiyatlarına gelen zamların sözleşmede belirlenen bedele eklenmesi yolundaki talebinin reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemden kaynaklandığının anlaşıldığı, uyuşmazlığın, ihalenin kesinleşmesinden sonraki aşamada şartname ve şartname hükümlerine uygun olarak düzenlenen sözleşme hükümlerinin uygulaması aşamasında doğduğuna göre, uyuşmazlığın özel hukuk alanını ilgilendirmesi ve sözleşme hükümlerinin taraflarca yerine getirilip getirilmediğinin anılan şartname ve sözleşme hükümlerinin incelenerek özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümlenmesinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.

DİYARBAKIR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 16.11.2005 gün ve E: 2004/589; K:2005/789 sayı ile, davacı vekilinin 27.5.2004 tarihli dilekçesi ile, müvekkili şirketin davalı Kurumun LPG tüp ihtiyacını karşılamak için 7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleye girdiğini, yapılan ihale neticesinde ihalenin bir yıllığına müvekkili şirket tarafından üstlenildiğini, müvekkili şirketin davalı Kurumun fiyat farklarını dikkate almadığından dolayı zarar ettiğini, müvekkilinin zararın giderimi için 28.4.2003 tarihinde Kuruma müracaat ettiğini, yapılan müracaatın davalı idarece kabul edilmediğini, davalı idarenin dava konusu işleminin hukuka ve kanuna aykırı olması nedeni ile Diyarbakır İdare Mahkemesi'nde 2003/2392 Esas ile 17.7.2003 tarihinde iptal davasının ikame edildiğini, ikame edilen esasa uygun idari davalarının, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 11.2.2004 tarih 2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı kararı ile görev yönünden reddine karar verildiğini, red kararının taraflarına 20.4.2004 tarihinde tebliğ edildiğini, İdare Mahkemesinin görev yönünden red kararından sonra Mahkemelerinde davayı ikame etme zorunluluğunun doğduğunu, bu nedenle, Mahkemelerinde ikame ettiği davanın usul ve esas yönünden hukuka aykırı olduğunu, 31 Ekim 2002 tarihinde davalı idarenin 7. Kolordu’ya bağlı birliklerin 800 adet 12 kilogram, 2000 adet 45 kilogram LPG tüp ihtiyacı için ihale yapılacağının ilan edildiğini, ilan neticesinde fiyat araştırmasının yapıldığını, müvekkili şirketin yapılacak ihaleye 1.375.000 X 3.05 isk. = 1.333.000 TL olarak fiyat verdiğini, yapılan fiyat araştırması neticesinde, davalı idarenin 14.11.2002 tarihinde satın alma onay belgesi ile uygun görülüp, 7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleyi müvekkili şirketin üstlendiğini, müvekkilinin ihaleyi aldıktan sonra yüklendiği işi yerine getireceğini, ancak müvekkilinin kar amacı ile girdiği ihalede her ay milyarlarca zarar ettiğini, meydana gelen bu zarardan müvekkilinin kusurunun bulunmayıp, davalı idarenin mevzuata aykırı hareket etmek istemesinden kaynaklandığını, davalı idarenin ihaleye konu tüpler için 31.10.2002 tarihinde fiyat araştırmasına girerek, müvekkili şirketten fiyat aldığını, müvekkili şirketin 31.10.2002 tarihini baz alarak fiyat verdiğini, davalı idarenin fiyat araştırmasından iki ay sonra 4.1.2003 tarihinde ihale yaptığını, Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durumun hemen hemen her gün benzinin zam aldığı bir dönemde fiyat alındıktan 3 ay sonra ihale yapılması ve yapılan ihaleden sonra gelen zamları dikkate almayan yaklaşımların hukuki dayanağının bulunmadığını, davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a atfen Bakanlar Kurulunca ve Sanayi Ticaret Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden fiyat farklarının uygulanması gerekirken davalı idarenin mevzuat hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı hareket ederek fiyat farklarını uygulamayarak müvekkilini mağdur ettiğini, dava konusu işlem ve genelgelerden de anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin hiçbir kusuru bulunmadığı halde kar amacıyla yüklendiği işi davalı idarenin kusuru ve mevzuata aykırı işlem yapmasından dolayı müvekkil şirketin zarar ettiğini, müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması ile işlemin iptalini ve fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak müvekkil şirkete reeskont faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, davalıvekilinin8.7.2004havale tarihlidilekçesiile;davanınyasal dayanaktan yoksun olup reddinin gerektiğini, ihaledokümanları arasında bulunması zorunlu olan tahmini bedelin (yaklaşık maliyetinin), tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırması neticesinde, idarenin belirlemiş olduğu tahmini bedelin 1.375.000.-TL olup, ekonomideki dalgalanmalar nedeni ile, gerçekleşen fiyat artışları ile ihale tarihi itibari ile LPG piyasa fiyatının 1.597.928.000.- TL olduğunu, bunun üzerine gerçekleşen fiyat artışlarını bilerek ve isteyerek 100.000 kg LPG alım ihalesine 4 firmanın teklif verdiğini, söz konusu ihalenin 1.333.000.- TL ile (% 3.05 kırımla) en düşük teklif sahibi olan Yeş-Top Koll.Şti'nin uhdesinde kaldığını, idare ve üzerinde ihale kalan isteklinin taahhütlerini içeren 20.1.2003 tarih ve 02006 sayılı sözleşmenin karşılıklı olarak imzalandığını, davalı idarenin mevzuatında taahhütlerin gerçekleştirilmesinde, karşılaşılacak hadiselerin sözleşmede yer alan hükümler çerçevesinde değerlendirileceğini, sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğinin mevcut olduğunu, davacı yüklenici Yeş-Top Koll. Şti'nin sözleşmede yer alan fiyat farklarını dikkate almayarak zarar ettiği gerekçesi ile 28.4.2003 tarihinde müvekkil idareye müracaat ettiğini, müvekkil idarece 2886 Kanun’a atfen Bakanlar Kurulu’nca Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden, fiyat farklarının uygulanması esas alınarak, hazırlanan sözleşme çerçevesinde başvuruyu değerlendirdikleri ve sözleşmede yer alan hükümler çerçevesinde fiyat farkının uygulandığını, davacı yüklenicinin fiyat araştırmasından 3 ay sonra ihalenin yapıldığı iddiasının gerçekleri yansıtmadığını, müvekkil idare tarafından 31.10.2002 tarihinde fiyat araştırmasının yapıldığını, 4.1.2003 tarihinde ihalenin yapıldığını, ihale süreçleri ile ilgili hükümlerin yer aldığı İhale Kanunu göz önünde bulundurulduğunda, bu sürenin ihalenin ilanı ve ihalenin yapılması için gerekli olan diğer işlem ve eylemlerin gerçekleşmesi için zorunlu olarak geçmesi gereken bir süre olduğunun görüleceği, 31.10.2002 tarihinde yapılan fiyat araştırmasının ihale için zorunlu olan şartlardan tahmini bedelin tespiti amacıyla yapıldığını, bu sebeple fiyat araştırmasının yapıldığı tarih itibari ile istekli fiyatına haiz olmayan firmalardan yaklaşık maliyetin tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırmasında alınan fiyatların teklif niteliğinde olmayıp, karşılıklı herhangi bir hak ve hükümlülük doğurmadığını, istekli olabilecek sıfata haiz firmaların idarece ilanda belirlenmiş olan yer ve zamanda mevzuata uygun olarak teşekkül etmiş olan ihale komisyonuna yapmış oldukları teklif ile bağlı olduklarını, bunun doğal bir sonucu olarak idarede sözleşme oluşturulmadan, dolayısı ile henüz yüklenici sıfatına haiz olmayan firmaya karşı taahhüt altında bulunmadığını, yüklenici LPG'nin birim fiyatının 1.597.928.-TL olduğunu bildiği halde, 1.375.000.-TL tahmini bedeli bilerek ihaleye girdiğini, bahse konu LPG miktarının 7.Kolordu birliklerine vermeyi taahhüt ederek sözleşmeyi imzaladığını, dolayısı ile sözleşme gereğince uygulanacak fiyat farkı ve hesaplamalarının sözleşmedeki değerler üzerinden yapılacağını, sözleşme yüklenici tarafından bilerek ve istenerek yapılmış olup, idarenin fiyat araştırmasına dayanarak belirlediği fiyatın güncel olmamasının söz konusu sözleşmenin hükümlerinin uygulanmayacağı anlamına gelmediğini, 2886 sayılı Kanun ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden fiyat farklarının uygulanmasını düzenleyen hükümler yüklenicinin teklifi ile bağlı tutulduğu sözleşme süresince, gerçekleşen fiyat artışları hususunda, fiyat farkı ödeneceğini öngördüğünü, bu sebeple davacının henüz ihaleye çıkmadan LPG fiyatlarında meydana gelen artışı talep etmesinin hakkaniyete ve mevzuata aykırı olduğu gibi piyasa fiyatının altında bir teklif vermesi nedeni ile sözleşme ile taahhüt altına girdiği işi gerçekleştirirken karşılaşacağı aşikar olan hususları görmezlikten gelmesinin T.K'unda yer alan tacirin basiretli olması ilkesini düzenleyen hükümlere aykırı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istediği, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı dosyasının getirtildiği, taraf vekillerine davaya ilişkin olarak ibraz ettikleri belgeler ve karar örnekleri ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün LPG tüplü genelgelerle ilgili 13.10.2005 tarihli cevap yazıları ile ekli genelgelerinin dosyaya konulduğu, her ne kadar Diyarbakır İdare Mahkemesi aynı dava ile ilgili olarak taraflar arasında yapmış olduğu yargılama sonunda davanın adli yargıda görülmesi gerektiği gerekçesi ile reddedilmiş ise de, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 23.12.2002 tarih, 2002/48 Esas, 2002/80 Karar sayılı kararında "Bakanlar Kurulunca çıkarılan fiyat farkı kararnamesinden yararlanma isteğinin reddine ilişkin istemin iptali istemi ile açılan dava, İdare Hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemin uygulanmasından doğduğundan, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği"nin belirtildiği, bu nedenle, uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve idari yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, olay kısmında belirtilen davalı idare işleminin iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Bir kamu kurumunca yapılacak ihalede, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır.

Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.

31.10.1989 gün ve 20328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 89/14654 sayılı Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamına giren idarelerin, ihaleye çıkmadan önce kararlaştırılmış olması kaydıyla; inşaat ve imalat işleriyle ilgili fiyat farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin yapacakları diğer nakliye ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG) alımlarında tekliflerin verildiği tarihteki en yakın akaryakıt rafinerisinin KDV hariç rafineri gümrüklü satış fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın ödenmesi veya kesilmesi (nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek ton/km’ye; personel taşıma işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat değişikliği tutarının ihale indirimi dikkate alınmaksızın ödenmesi veya kesilmesi), hususlarında, yapılacak şartname ve sözleşmelere hüküm koymakta serbest oldukları açıklamasına yer verilmiştir.

Nitekim, 7 nci Kor. Komutanlığına Ait Her Türlü Alım İşleri İçin Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin “Fiyat Farkı” başlığını taşıyan 14. maddesine, “Müteahhit gerek esas taahhüt süresi içinde gerekse mücbir sebeplerden dolayı uzatılan süre içinde taahhüdün tamamen ifasına kadar vergi artışları veya yeni vergi ve resimler konulması, fiyatların yükselmesi, taşıma ve işçi ücretlerinin artması ve sair sebeplere dayanarak fazla para verilmesi veya süre uzatımı isteğinde bulunamaz.

Ancak:

En yakın akaryakıt rafinesinin KDV hariç satış fiyatlarında değişiklik olması halinde aradaki farkın ödenmesi veya kesilmesi satıcı tarafından gerekli resmi evrakın ibrazı suretiyle ödemesi yapılacaktır(31 Ekim 1989 tarih ve 20323 sayılı resmi gazete)” yolunda hüküm konulmuştur.

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından, ihale fiyat araştırmasının üç ayda tamamlandığı ve bu süre içinde 1 kg LPG fiyatının 1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığı, bu nedenle ihale tarihinde 1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar üzerinden fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması gerektiği, oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı baz alarak 1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığı ileri sürülerek hesaplamanın düzeltilmesinin istenildiği, bunun üzerine, idarece, Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için sözleşmeye bağlanan LPG alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin hüküm bulunduğu, 25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı uygulamasına ait dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete esas alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında resmi fiyat olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat farkı hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık bulunmadığı, bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli üzerinden kırım yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan kesinleşen ihale fiyatı üzerinden işlem yapıldığı hususunun davacı şirkete bildirilmesi üzerine, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Dava konusu işlemde sözü edilen 28.12.1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 90/1216 sayılı 28.11.1990 tarih ve 90/1216 sayılı Kararnamenin Eki Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde, idarelerce düzenlenecek şartname ve sözleşmelere; inşaat ve imalat işleriyle ilgili fiyat farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin yapacakları diğer nakliye ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG) alımlarındatekliflerinverildiğiveyaprotokolün yapıldığı tarihte, dağıtım şirketlerince Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Valiliklere bildirilen en düşük (KDV hariç) mahalli perakende azami satış fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın (nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek ton/ km’ye; personel taşıma işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat değişikliği tutarının ihale indirimi dikkate alınmaksızın) ödenmesi veya kesilmesi hususlarında hüküm konulabileceği belirtilmiştir.

Olayda, davacıya sözleşme uyarınca fiyat farkı ödeneceği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, fiyat farkı hesaplamasında, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatın (sözleşme fiyatı) mı, ihale tarihindeki fiyatın mı esas alınacağı hususundan kaynaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle, dava, sözleşme imzalandıktan sonra, taraflarca sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi sırasında Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin 14. maddesi hükmü uyarınca davacıya ödenmesi gereken fiyat farkının hesaplanmasından, kısacası, sözleşme hükmünün uygulanmasından doğmuştur.

Bu itibarla, fiyat farkı hesaplamasında, mevzuat ve içtihatlar uyarınca, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatın(sözleşme fiyatı) değil, ihale tarihindeki fiyatın esas alınması gerektiği yolundaki davacı şirket isteminin reddine ilişkin davalı idare işleminin iptali ve fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16.11.2005 gün ve E:2004/589, K:2005/789 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/156

KARAR NO: 2006/218

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Mera alanındaki taşınmazın tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Tekirdağ İli Kayı Köyü Tüzel Kişiliğini Temsilen Muhtar M.K.

Vekili: Av. A. O.Y., Av. Ş.B.Y.

Davalı: Tekirdağ Valiliği

O L A Y: Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunca; 03.09.2004 tarih ve 182/4 sayı ile; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2lik kısmının tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık yeri olarak ayrılmasının uygun olduğunakarar verilmiştir.

Komisyon Başkanının 16.9.2004 tarih ve 37-1096 sayılı uygun görüşlü yazısı üzerine, 4342 sayılı Kanun’un 14 (c ) bendi uyarınca Vali imzasıyla işleme Olur verilmiştir.

Davacı vekilleri;Tekirdağ Valiliği,Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunun 03.09.2004 tarih ve 182/4 sayılı Kararının iptali istemiyle 30.11.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

TEKİRDAĞ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;19.10.2005 gün ve E.2004/713, K:2005/547 Sayı ile, davacı vekilinin mahkemelerine verdiği dava dilekçesi ile: Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mera Komisyonu Başkanlığı’nın 3.9.2004 tarih ve 182/4 sayılı kararı ile Tekirdağ ili, Kayı Köyü, mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı Kayı köyüne ait mera vasıflı iki yüz bin metre kare (200.000. m2) taşınmazın haksız olarak tahsis amacı değişikliği yapılarak Tekirdağ Belediyesine mezarlık olarak kullanılmak üzere tahsisi ile hazine adına tescil edilmesi hakkında verilen kararın iptaline karar verilmesini talep ettiği; açılan davanın Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Mera Komisyonu BaşkanlığınınKayı köyü mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı mera vasıflı taşınmazın 4342 sayılı mera kanununun 5178 sayılı yasa ile değişik 14. maddesi c bendi uyarınca yapılan tahsis değişikliğine dair işlemin iptaline yönelik olduğu, bu işlemin idari bir işlem olduğu nedenle davaya bakmanın idare mahkemesinin görevine girdiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı aynı istekle, 4.1.2006gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

EDİRNE İDARE MAHKEMESİ;30.1.2006 gün ve E.2006/131, K.2006/85 sayı ile, 4342 sayılı Mera Yasasının 13. maddesinde, komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise, Kadastro Mahkemesine dava açılacağı, 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 14. maddesinin ( c ) bendinde ise: Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise vakıf adına yaptırılacağının hüküm altına alındığı, dava dosyasının incelenmesinden; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2lik kısmının Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonu Başkanlığı’nın 03.09.2004 tarihli, 182/4 sayılı kararı ile 4342 sayılı Kanun’un 14 (c ) bendi uyarınca tahsis amacı değiştirilerek mezarlık yeri olarak ayrıldığının anlaşıldığı; bu durumda, dava konusu edilen işlemin İl Mera Komisyonunun 4342 sayılı Yasa uyarınca mer’a tespitine ve sınırlarının belirlenmesine yönelik olduğundan davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı yeri olduğununaçık bulunduğu belirtildikten sonra;2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinden bahisle, davanın görev yönünden reddine ve uyuşmazlığı çözmeye görevli merciin belirlenmesi için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada; adli yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, asliye hukuk mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, idari yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da içermesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması durumunda her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma istencini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme oranla daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, idari yargı yerince, öncelikle davada adli yargının görevli olduğu belirtilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için dosyanın esas kaydı kapatılarak re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Edirne İdare Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine, gerekse Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü; Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava Tekirdağ İli, Kayı Köyü sınırları içerisinde yer alan 79 parsel sayılı mera alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonunun 03.09.2004 günlü, 182/4 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

25/2/1998 tarih, 4342sayılı Mera Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.maddesinde, “Bu Kanunun amacı; daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini, kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır.” denilmiş,

Komisyon ve Teknik Ekipler başlıklı 6. maddesinde, “Mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin görevlendireceği bir vali yardımcısı başkanlığında; Bakanlık il müdürü, Bakanlık il müdürlüğünden konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri il müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, defterdarlıktan veya bulunamaması halinde vali tarafından görevlendirilecek bir hukukçu, Milli Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Ziraat Odası Başkanlığından bir temsilci olmak üzere sekiz kişiden oluşan bir komisyon  kurulur.  Ayrıca  orman  içi, orman kenarı ve orman üst sınırında bulunan mera, yaylakve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında, ilgili orman teşkilatından bir orman mühendisi, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu uyarınca reform bölgesi ilan edilen alanlarda bulunan mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi bu komisyonlarda üye olarak görevlendirilir.

Komisyonlar valilik onayı ile oluşturulur. Vali yardımcısının bulunmadığı durumlarda komisyona Bakanlık il müdürü veya görevlendireceği konu uzmanı bir ziraat mühendisi başkanlık eder.

Mera, yaylak ve kışlak varlığı ile hayvancılık potansiyeli dikkate alınarak ihtiyaç duyulan il merkezi ve ilçelerde komisyona bağlı olarak çalışacak ve tespit, ölçme, harita yapma ve yer gösterme çalışmalarını yapmak üzere "Teknik Ekipler" oluşturulur.

(Değişik dördüncü fıkra: 27/5/2004-5178/1 md.) Bu ekipler; Bakanlık il veya ilçe müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden bir ziraat mühendisi veya teknik eleman, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Millî Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırı meraları ile ilgili olarak bir orman mühendisi, 22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun uygulama alanlarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi ile meradan yararlanan köy ise köyün muhtarı, belediye ise belediye temsilcisi ile komisyonun teklifi ve valinin onayı ile seçilen iki mahallî bilirkişiden oluşur.

Teknik ekipler ilçelerde kaymakamın, illerde komisyonun teklifi ve valinin onayı ile oluşturulur.

Komisyon ve teknik ekiplerin çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.”;

Tahsis Kararı başlıklı 12. maddesinde “Komisyon, 11 inci maddeye göre belirlenen ihtiyacı karşılayacak miktarda mera, yaylak ve kışlaklar ile bunlarla ilgili sulama ve geçit yeri olarak tespit edilen alanları halkın ortak olarak yararlanmaları amacıyla, o köy veya belediye tüzel kişiliğine tahsis eder ve tahsis kararı valiliğin onayına sunulur. Bu kararda, tahsis edilen yerin niteliği, miktarı, sınırları, hayvan sulama ve geçit yerleri, tahsis amacı, otlatma kapasitesi, aile işletmelerinin büyükbaş hayvan birimi üzerinden otlatma hakkı ve otlatabilecekleri hayvan sayısı da belirtilir. İhtiyaçtan fazla çıkan kısım ise, ihtiyaç içinde bulunan çevre köy veya belediyelerle hayvancılık yapan özel veya tüzel kişilere kiralanabilir. Ancak kiralama durumu tahsis edilen köy ve belediyelerin hayvan sayısına göre her 5 yılda yeniden değerlendirilir.

Ayrıca bu Kanun kapsamına alınmakla birlikte, ancak ıslah edilmek suretiyle mera olarak kullanılabilecek alanlar, gerekli ıslah işlemlerini taahhüt eden özel ve tüzel kişilere kiralanabilir.

Kiralama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.”;

Tahsis Kararının Tebliği, İlanı, İtirazı ve Kütüğe Kayıt başlıklı13. maddesinde” Teknik ekiplerce yapılan çalışmaların sonuçları komisyonca ilgili köy ve belediyelerin ilan yerlerinde 30 gün süre ile askıda kalır.

Teknik ekiplerin tespit ve tahdit sonuçlarına karşı askı ilanı süresi içinde komisyona itiraz edilebilir.

Komisyon yapılan itirazları 60 gün içinde karara bağlar.

Komisyonun itirazları inceleyerek aldığı kararlar ile tahsis kararları, o yerin köy muhtarlığı ile belediye başkanlığına, defterdarlık veya mal müdürlüğüne, ilgili orman müdürlüğüne ve Tarım Reformu Teşkilatına tebliğ edilir. Ayrıca köy ve belediyelerde ve bunların bağlı olduğu ilçelerde alışılmış araçlarla ilan edilir ve bu konuda tutanaklar ve haritalar eklenecek 30 gün süre ile askıya çıkartılır.

Komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir.

Dava konusu mera, yaylak ve kışlakların kadastro çalışma alanı dışında kalması halinde kadastro mahkemelerinin yetkisi bu alanlarla ilgili davaları da kapsar.

30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava açılmayan kararlar kesinleşir ve tapu sicil müdürlüğüne gönderilerek özel sicile kaydedilir.” denilmiştir.

Yasanın 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 14. maddesinin (c) bendinde ise;Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan yerlerin,ilgilimüdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise vakıf adına yaptırılacağı öngörülmüştür.

Bu düzenlemelere göre;meralarla ilgili olarak oluşturulan Komisyon Kararlarınakarşı asliye hukuk, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemelerinde dava açılabileceği; ancak,Komisyonun uygun görüşü üzerine tahsis amacının değiştirilmesineyönelik ve Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazanan işlemlere karşı ise, idare mahkemelerinde dava açılabilecektir.

Olayda; davacı vekillerince, mera alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin “Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonu” kararının iptalinin istenildiği, anılan kararın Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazandığı, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde ise,2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesi uyarınca idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen 30.1.2006 gün ve E:2006/131, K:2006/85 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/178

KARAR NO: 2006/261

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunuuyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Damar Büro Mobilyaları Orman Ürünleri İnşaat İthalat İhracat San. Tic.Ltd. Şti.

Davalı: Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü

O L A Y: Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün 17.11.2005 gün ve 42136 sayılı işlemi ile, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idari para cezası uygulanmasının Valilikçe kararlaştırıldığı hususu davacıya bildirilmiştir.

Davacı, söz konusu para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 12.12.2005 gün ve 2005/950 Müt. sayı ile,5326 sayılı Kabahatler Yasası genel bir yasa olup, 3. maddesi, bu Yasanın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağını öngörmüş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, itiraza konu idari para cezasını 6948 sayılı Yasa çerçevesinde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün düzenlediği, anılan Yasanın 11. maddesinden bahisle itiraz konusu idari para cezası Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü tarafından verilmiş olup, 11. maddeyi yürürlükten kaldıran herhangi bir kural bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, yukarıda sözü edilen işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ; 30.12.2005 gün ve E:2005/2606; K:2005/2315 sayı ile, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan ve 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2, 3, 16 ve 27. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılabildiği, buna göre, davacıya Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nce 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesine ilişkin 17.11.2005 tarih ve 41136 sayılı işlemin iptali istemi ile 27.12.2005 tarihinde Mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçe ile bakılan dava açılmış ise de, yukarıda anılan Yasa hükümleri uyarınca Sanayi Sicil Kanunu hükümlerine göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda sulh ceza mahkemesinin görevli kılınması karşısında uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

17.4.1957 tarih ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 1. maddesinde; sanayi işletmesi ve sanayi işlerinin tanımı yapılmış, 2. maddesinde; “sanayi işletmelerinin İktisat ve Ticaret Vekaletinde tutulacak sanayi siciline kayıt ettirilmesi ve mukabilinde alınacak sanayi sicil vesikasının icabında salahiyetli memurlara ibraz olunmasının mecburi olduğu belirtilmiş; 5.maddesinde; “sanayi işletmelerinin bir senelik faaliyetlerini, İktisat ve Ticaret Vekaletince hazırlanacak nümunesine göre dolduracağı senelik işletme cetvellerinde göstermeye ve bu cetvelleri takvim senesi sonundan itibaren en geç dört ay içinde 2 nci maddede yazılı olduğu veçhile İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermeye mecbur oldukları belirtilmiş; 9. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine tevfikan sanayi işletmelerini müddetinde sanayi siciline tescil ettirmiyenler veya 2 nci maddeye tevfikan verilen beyannamelerde vukubulan değişiklikleri kapanma ve faaliyete geçme hallerini müddetinde ilgili mercilere bildirmeyenler veya senelik işletme cetvellerini zamanında İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermiyenler hakkında bir aydan altı aya kadar hafif hapis veya 100 liradan 1000 liraya kadar hafif para cezası ve tekerrürü halinde de her ikisi birlikte hükmolunur” hükmüne, 11. maddesinde ise; “Bu kanuna göre istenen malümatı hakikata aykırı olarak bildirenlere sekizyüzmilyon lira idarî para cezası verilir.

(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur” hükmüne yer verilmiştir.

6948 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde yapılan ek düzenleme karşısında, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 6948 sayılı Yasa’nın 9. maddesine göre verilen idari para cezasınakarşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idariyargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün ve E:2005/2606, K:2005/2315 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/183

KARAR NO: 2006/182

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A Yapım Televizyon Programcılık A.Ş.(NTV)

Vekili: Av. İ.A.

Davalı : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

O L A Y: DavacıŞirkete aitNTV logosuyla yayın yapan televizyon kanalında yayımlanan, Pas Fotomaç Gazetesi’ne ilişkin futbol konulu reklamın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 29.4.2005 tarih ve 96 sayılı onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12699 sayılı yazı ile20.7.2005 tarihinde tebliğ edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket vekili; idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 25.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 12.İDARE MAHKEMESİ; 28.10.2005gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup,anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren Yasa’da sayılan idari yaptırımlara karşı 19. maddede belirtilen istisnalar haricinde sulh ceza mahkemelerinde dava açılabileceği; buna göre, 4077 sayılı Yasa hükümleri uyarınca, 25.7.2005 tarihinde idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılan davada, sulh ceza mahkemesinin görevli kılındığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; Başkanlık yazısıyla sorulması üzerine Mahkemece verilen cevapta; davacı tarafından temyiz talebinde bulunulduğundan dava dosyasının Danıştay’a gönderildiği ve kararın kesinleşmediği belirtilmiştir.

Davacı şirket vekili, aynı istemle 9.12.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 10.3.2006 gün ve E:2005/1022 Müt. sayı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği,yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu,4077 sayılı Yasada, ceza hükümlerine karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, kararın idari işlem niteliğinde bulunduğu mahkemelerinin itirazla ilgili karar verme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu kararyasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacı Şirket vekilince, 6.4.2006 günlü dilekçe ile, doğduğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, adli yargı dosyası Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiş olup; Başkanlık yazısı ile idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı örneğinin gönderilmesi istenilmiş, Mahkemesince kararın kesinleşmediği bildirilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesinde, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı Mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin ya da kesinleşmiş olması gerektiği hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir

Anılan hükme göre, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen kararların kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olması gerekmektedir.

Olayda, görev uyuşmazlığına konu edilen kararlardan, adli yargı yerince verilen karar kesinleşmiş ise de, idari yargı yerince verilen kararın temyiz edilmiş olması nedeniyle kesinleşmediği anlaşılmaktadır.

Belirtilen durum karşısında, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığı için aranan “adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilen hükümlerin kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararları olması” koşulu gerçekleşmediğinden, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesine uygun bulunmayan başvurunun aynı yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/192

KARAR NO: 2007/25

KARAR TR : 5.3.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Görev sırasındaateşli silahla vurularak ölen erin yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemiyle açtıkları davanın, ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar:A. ve D.B. ile Çocukları

Vekili:Av. A.B.

Davalı:İçişleri Bakanlığı

O L A Y: Van-Özalp İlçe Jandarma Kom.Bl.’nde askerlik hizmetini yapmakta olan J.Kom.Er Abdulaziz Bakır, 14.12.2001 gününde aynı yerde görevli bir Asteğmenin, diğer bir asteğmene ait görev silahını ateşlemesi sonucunda vurularak ölmüştür.

Davacıların vekilince, adı geçenin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan ve büyük acı ve elem duyan müvekkilleri için toplam 96.000.000.000.-TL. maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle,askeri idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ;27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayı ile, Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; gerek Anayasa gerek 1602 sayılı Yasa’da öngörülen“asker kişiyi ilgilendiren” sözcüğüyle, yasa koyucunun davacının kendisinin “asker kişi” olmasını kastettiği; davacının “asker kişi” olması koşulunun tek istisnanın, yine Yasa’da belirtildiği üzere askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunduğu; görülmekte olan davanın, askerlik yükümlülüğüne ilişkin olmayıp destekten yoksun kalma hukuki nedenine dayalı tam yargı davası olduğu; davacıların miras hukuku bakımından müteveffa J.Erin “külli halefleri” olmasının ona “asker kişi” vasfını kazandırmayacağı, kaldı ki anne baba sağ olduğu için kardeşlerin bu davada külli halef bile olmadıkları;belirtilen nedenlerle davada, davacının asker kişi olması koşulu gerçekleşmediğinden AYİM’in görevli olmayıp genel idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu kez, aynı istekle, 19.7.2002 gününde genel idari yargı yerine dava açmıştır.

VAN İDARE MAHKEMESİ; 27.11.2002 gün ve E:2002/838, K:2002/1167 sayı ile, Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, AYİM’in bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; askeri hizmete ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak ölen erin yakınlarının açtığı davanın askeri idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmiş,Danıştay 10. Dairesinin 15.4.2005 gün ve E:2003/2643, K:2005/1690sayılı kararıyla istem reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve idare mahkemesine ait dava dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacılar vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davadaAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, görev sırasındaateşli silahla vurularak ölen erin yakınlarının maddi ve manevi tazminat isteminden ibarettir.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”, eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.

İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi”, açılan bir tam yargı davasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin davaya bakabilmesinin diğer koşuludur. Bir idari eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşuluna üç değişik anlam vermek mümkündür: Bunlar, “davacının asker kişi olması”, “idari eylemin asker kişilerce tesis edilmiş olması” ve“idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş bulunması”dır.

Gerek Anayasa’da gerek 1602 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlem ya da eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker kişinin ölümünden dolayı kendilerine maddi ve/veya manevi hakların yansıtılmasını isteyenler tarafından açılan davalara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.

Nitekim, bir asker kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak tesis edilen işlemler ya da meydana gelen eylemlerde “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin desteğinden yoksun kalan ya da ölümü nedeniyle üzüntü duyanaile bireyleri veyakanuni ya da akdi halefi tarafından açılan iptal ve tam yargı davalarının görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.

Belirtilen açıklamalar ışığında, askeri hizmete ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak vefat eden erin yakınlarının açtığı dava, askeri idari yargının görev alanına girdiğinden, bu davanın çözümünde de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Bu nedenle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ikinci Dairesi ’nce verilen 27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO: 2006/196

KARAR NO: 2007/5

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2813 ve 406 S.Kanunlar dayanak alınarak çıkarılan Yönetmelik uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: T.S.T. Otopark Düzenleme Sistemleri Tic. Ve Paz. Ltd. Şti.

Vekili: Av. R.G.

Davalı: Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğü

O L A Y: Sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikasını, belirlenen sürede teslim etmediğinden bahisle davacı şirket adına,12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmiştir.

Davacı şirket vekili, söz konusu para cezasına karşı, 17.11.2004 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.12.2005 gün ve E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayı ile, itirazeden vekilinin mahkemelerine gönderdiği dilekçesi ile davalı kurum tarafından 12.07.2001 tarihli 24460 sayılı yönetmeliğin a maddesi uyarınca 1.760.000.000 TL para cezasının verildiği, verilen para cezasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek itirazın kabulü ile 1.760.000.000 lira idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesi talep ettiği; Türk Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğünün 25.1.2005 tarihli cevabi yazı ve evraklarının incelenmesinden, 12.07.2001 tarihli 24460 sayılı yönetmelik değişikliği gereği meskun mahal dahilinde sabit telekominikasyon cihazı işleticilerine 30.6.2002 tarihine kadar güvenlik sertifikası alabilmek için sistem bildiriminde bulunma sorumluluğu getirildiği, sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikalarının 1.7.2002 tarihinde teslim edilmediğinden bahisle yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca itirazcı kuruma idari para cezası verildiği; davalı kurum tarafından yapılan itirazın tamamen idari nitelikte olduğu, bu işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı şirket vekili,14.12.2005 havale tarihli dilekçe ile görevsizlik kararının itirazen düzeltilmesi veya kaldırılması istemiyle tekrar adli yargı yerine başvurmuştur.

BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ;16.12.2005 gün ve E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayılı Ek Karar ile, itirazı reddetmiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili, para cezası kesilmesi yolunda tesis edilen işlemin iptali istemiyle 16.2.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 5.1.2006 gün ve E:2006/403; K:2006/259 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 16, 17 ve 27. maddelerinden bahisle, Kabahatler Kanunu bir bütün olarak incelendiğinde, toplum düzenini genel ahlakı, genel sağlığı ve ekonomik düzeni korumak amacıyla konulan kuralların icrai veya ihmali bir davranışla ihlal edilmesinin bu kanunla kabahat olarak tanımlandığı, keza bu kabahat nedeniyle kendi kanununda idari bir yaptırım öngörülmüş ise bu yaptırımlara karşı sulh ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğinin anlaşıldığı, buna göre idari para cezalarının da idari bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince çözümlenmesinin gerektiği; olayda, davacıya 24460 sayılı Yönetmeliğe aykırılık nedeniyle idari para cezası verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen para cezasının Kabahatler Kanununun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım olduğu, bu itibarla söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeriveadli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısına istinaden Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

Söz konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, elektromanyetik alan oluşturan sabit telekomünikasyan cihazlarını kuruluş yeri, montajı ve denetlenmesine ait hususları, elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma durumunda; çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek muhtemel olumsuz etkileri giderebilmek amacıyla kabul edilen elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerini, ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları ve ölçüm sonuçları elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan sabit telekominikasyon cihazlarının limit değerlere uygun hale getirilmesine ilişkin, usul ve esasları ve bunlara uyulmaması halinde işleticiler/ işletmecilere uygulanacak müeyyideleri belirlemektir, denilmiş;Yasal Dayanak başlıklı 3. maddesinde,4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiş; 15.2.2002 tarih ve 24672 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle değişik 9. maddesinde ise; “ Bu Yönetmelik kapsamında kurulacak sabit telekomünikasyon cihazları için EK-B’de yer alan sabit telekomünikasyon cihazı müracaat değerlendirme formu ile müracaat edilir. Cihazın işletmeye alınmasını müteakip, yapılacak ölçüm sonuçlarını gösteren Ek-A’da yer alan ölçüm değerleri formunun doldurularak en geç 30 gün içinde, Kuruma gönderilmesi zorunludur. Aksi takdirde cihaz ruhsat ücretinin 50 katı ceza uygulanır."kuralına yer verilmiştir.

Yönetmeliğin dayanağını oluşturanKanunlardan, 4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun Telekomünikasyon Kurumunun Görevleri başlıklı7. maddesinin ikinci fıkrasının (j) bendinde, “ (Ek: 27/1/2000 - 4502/16 md.) Telsiz haberleşmesi ve telekominikasyon hizmetleri ve altyapının işletimi ile ilgili olarak görev alanına giren konularda yönetmelik çıkartmak veya diğer idari işlemleri yapmak, işletmeciler, aboneler, kullanıcılar ve Türk Telekominikasyon sektörünü  etkileyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin ilgili mevzuata uymasını denetlemek, bu hususta ilgili makamları harekete geçirmek ve gereken hallerde kanunlarda öngörülen yatırımları uygulamak.” Kurumun görevlerinden biri olarak sayılmıştır.

Diğer Kanun olan, 406 sayılı Telgraf Ve Telefon Kanunu’nun2. maddesinin(f) ve (g) fıkralarında; “f) (Değişik : 12/5/2001 - 4673/2 md.) Kurum; Türk Telekom dahil işletmecilerle imzaladığı sözleşmelerin ve verdiği genel izin ve telekominikasyon ruhsatlarının şartlarına uyulmasının sağlanması için gereken tedbirleri almaya, faaliyetlerin mevzuat ile görev ve imtiyaz sözleşmesi, telekominikasyon ruhsatı veya genel izin şartlarına uygun yürütülmesini izleme ve denetlemeye, aykırılık halinde ilgili işletmecinin bir önceki takvim yılındaki cirosunun %3'üne kadar idari para cezası uygulamaya, milli güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amaçlarıyla gerekli tedbirleri almaya, gerektiğinde tesisleri tazminat karşılığında devralmaya ya da ağır kusur halinde imtiyaz sözleşmesini, telekominikasyon ruhsatını ya da genel izni iptal etmeye yetkilidir.

(Ek paragraf: 16/6/2004-5189/1 md.) Bu Kanuna ve 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununa göre Kurum tarafından verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tâbi olup, Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca tahsil olunur. 

g)Yukarıdaki hükümlerin, cezaların ve 4 üncü maddede belirtilen ilkelerin uygulanma esaslarını göstermek üzere yönetmelikler çıkarılır.”; Kanun’un 28.maddesinde ise, “İşbu fasıldaki efal ve harekatı memnuadan mütevellit bilumum zarar ve ziyanı fail ve müsebbipleri tazmin ile mükelleftir.

(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.

Bu düzenlemelere göre;idari para cezasına gerekçe olarak, 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin gösterildiği;Yönetmeliğin dayanağını ise 2813 ve406 sayılı Yasaların oluşturduğu; 406 sayılı Yasanın 2. maddesinde Telekomünikasyon Kurumunun idari para cezası uygulamaya yetkili olduğu, 28. maddesinde ise, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmiştir.

Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari

yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 2813 ve 406 sayılı Yasalar dayanak alınarak çıkarılan “10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca” verilen idari para cezasınakarşı yapılanitirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hâkimince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen 5.1.2006 gün ve E:2006/403, K:2006/259 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/197

KARAR NO: 2006/187

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 1602 sayılı Yasa’ya göre asker kişi sayılan davacının sivil kişi olan eşinin ölümü nedeniyle açılan tam yargı davasının, olayda eylemin asker ki­şiye yönelik bulunması koşulunun gerçekleşmemiş olması karşı­sında, GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: A.H.Y.- E.Y.- M.Y.

Vekili: Av. F.Ö.T.

Davalı: Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y: Davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi Suade Yaşar, Söke 11. P. Tug. K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine tahsis edilmiş olan 3 numaralı konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken elektrikli termosifonda meydana gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.

Davacılar vekili, meydana gelen ölüm olayı nedeniyle 7.500.000.000.- TL manevi, 70.000.000.000.- TL maddi tazminatın ölenin eşi ve çocuklarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ; 24.3.2004 gün ve E:2004/263; K:2004/254 sayı ile, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 44 üncü maddesinde, davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığının ilk inceleme sırasında ve davanın esasına girilmeden önce incelenecek hususlar arasında sayıldığı, esasen görevin kamu düzeni ile ilgili olduğu, davanın her safhasında dikkate alınmasının hukuk alanında ihtilafsız kabul edildiği, bu nedenle, işin esasına girilmeden davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı hususunun incelendiği, Anayasa’nın 157 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 günlü ve 2586 sayılı Kanun’la değişik 20 nci maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin” bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş bulunması gerektiği, 1602 sayılı Kanun’un değişik 20 nci maddesinde; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, bu hükümler karşısında, gerek davacı çocuklar gerekse müteveffa eşin asker kişi olmadığının açık bulunduğu, 1602 sayılı Kanun’un değişik 20 nci maddesinde öngörülen “asker kişi olma” koşulu gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünün genel idari yargının görevine girdiği sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle, davada genel idari yargı görevli bulunduğundan, 1602 sayılı Kanun’un 20, 44/a ve 45/A maddeleri gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kararın düzeltilmesi yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu kez, Suade Yaşar’ın ölümünün idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle, 70.000.000.000.- TL maddi ve 7.500.000.000.- TL manevi olmak üzere 77.500.000.000.- TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

AYDIN 1. İDARE MAHKEMESİ; 1.2.2006 gün ve E:2004/1484 sayı ile, dava dosyasının incelenmesinden, davacı P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’a Türk Silahlı Kuvvetleri Konut Yönergesi hükümlerince tahsis edilen Söke 11. P. Tugay Komutanlığı Lojmanları 3 no’lu konutta eşi Suade Yaşar’ın banyo yaparken elektrik termosifonunda meydana gelen elektrik kaçağı sonucu ölmesinin davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle maddive manevi toplam 77.500.000.000.- TL tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 2. Dairesine dava açıldığı, anılan Mahkemenin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı kararı ile, davanın görev yönünden oy çokluğu ile reddedildiği, bu karar üzerine aynı konuda Ankara 1. İdare Mahkemesi’ne dava açıldığı ve anılan Mahkemenin 31.5.2004 gün ve E:2004/1572, K:2004/619 sayılı yetki ret kararı üzerine dava dosyasının İzmir 2. İdare Mahkemesi’ne gönderildiği ve İzmir 2. İdare Mahkemesi’nin 28.9.2004 gün ve E: 2004/1327, K:2004/1080 sayılı yetki ret kararı üzerine dava dosyasının Mahkemelerine gönderildiğinin anlaşıldığı, dava konusu tazminat istemine neden olan olay, davacıya asker olması nedeniyle tahsis edilen askeri lojmanda meydana geldiğinden, dava konusu uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olduğu, askeri hizmetin yürütülmesi sonucunda ölen şahsın asker kişi olan davacının eşi olması nedeniyle askeri hizmetin yürütülmesi sırasında meydana gelen ölüm nedeniyle oluşabilecek zararlar asker kişi olan davacıyı ilgilendirdiğinden, yukarıda anılan 1602 sayılı Yasa’nın 20. ve 21. maddeleri uyarınca dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görev alanında bulunduğu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin 2. Dairesi’nin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı görevsizlik kararı üzerine açılan bu davada, açıklanan gerekçelerle adı geçen Mahkemenin görevli olduğu kanısına varıldığından, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine ve karar alınıncaya kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesince, anılan Yasanın 19. maddesindeöngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümündegenel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Sıddık SOYSAL’ın, davadagenel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi Suade Yaşar’ın Söke 11. P. Tug. K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine tahsis edilmiş olan 3 numaralı konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken elektrikli termosifonda meydana gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.

Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Olayda, 1602 sayılı Yasa’da öngörülen “idari işlem veya eyle­min asker kişiyi ilgilendirmesi” koşulu bakımından, idari işlemin asker kişi hak­kında tesis edilmesi ya da idari eylemin asker kişiye yönelik bulunması ve zarar doğurucu etkilerini onun beden bütünlüğü ya da mal varlığı üzerinde göstermesi gerekli ve zorunlu bulunmaktadır.

Oysa, davacılardan Aygün Hamza Yaşar, 1602 sayılı Yasa’nın uygulan­ması bakımından asker kişi ise de; zarar doğuran eylemin, davacıların sivil kişi olan yakınına yönelik bulunması karşısında, olayda eylemin “asker kişiyi ilgi­lendirmesi” koşulu gerçekleşmediğinden, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümü görevi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne değil, genel idari yargı yerine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aydın 1. İdare Mahkemesi’nce 1.2.2006 gün ve E:2004/1484 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/198

KARAR NO: 2007/6

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Davacı adına tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı:İ.P.

Vekili:Av.T.E.,Av. G.E.

Davalı: Tapu Sicil Müdürlüğü – Ereğli/Konya

O L A Y: Davacı, Konya İli,Ereğli İlçesi,Hıdırlı Mah., 107 Pafta,274 Ada, 27 Parsel sayılı taşınmazın malikidir.

Söz konusu taşınmaz üzerinde, 20.12.1967 tarihinden bu yana akaryakıt satış istasyonu bulunmaktadır. Ancak tapu kaydında, taşınmazın vasfı, kâgir/kargir dükkân ve arsa olarak gözükmektedir.

Taşınmazın vasfının akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesi için, davacı tarafından Ereğli Kadastro Müdürlüğüne verilen 13.4.2004 günlü dilekçeye, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve 1986 sayılı cevabi yazıda;Ereğli Belediyesinden alınacak yapı kullanma izin belgesinin ibrazı halinde, vasıf- cins değişikliğinin yapılacağı bildirilmiştir.

Davacı vekili; müvekkili adına kayıtlı taşınmazın vasfının-cinsinin, Akaryakıt İstasyonu olarak değiştirilerek-düzeltilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle,6.7.2004 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA EREĞLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 30.9.2004 gün ve E:2004/327, K:2004/400 sayı ile,davanın tapu kaydında arsa kargir dükkan olarak taşınmazın vasfının akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesi davası olduğu, dava konusu taşınmazın tapu kayıtlarının dosya arasına alınarak incelendiği, mahallinde keşif yapıldığı ve yapılan keşifte tanıkların dinlendiği, bilirkişilerden raporlar alındığı,Ereğli Belediye Başkanlığının 29.9.2004 tarih ve 2431 sayılı yazıları ile dava konusu taşınmazın imar mevzuatına göre tapu kaydında vasfı değişikliği yapılabilmesi için, parsel üzerindeki binanın inşaat ruhsatının belirtildiği şekilde, işyeri, mesken gibi yapı kullanma izni alması gerektiği, bu taşınmaza ilişkin inşaat ruhsatı ya da yapı kullanma izninin bulunmadığının bildirildiği,Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünün 04.06.2004 tarihli yazıları ile davaya konu olan taşınmazın cins değişikliğinin yapılabilmesi için, o binanın yapı kullanma izni belgesinin veya yapı izin belgesinin Belediye Başkanlığından alınması gerektiği, bu taşınmazla ilgili olarak Ereğli Belediyesinden yapı kullanma izin belgesi veya bunun yerine geçen bir belgenin Kadastro Müdürlüğüne ibrazının gerektiğinin bildirildiği; dolayısıyla dosya içinde toplanan belge ve bilgiler, Bayındırlık İskan Bakanlığı, Ereğli Belediye Başkanlığının yazı cevapları irdelendiğinde, dava konusu taşınmazda vasıf tashihi yapılması işleminin idari bir işlem olduğu ve İdare Mahkemelerinde görülecek davalarda karara bağlanacağının anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan temyizbaşvurusu, Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi’nin 21.4.2005 gün ve E:2005/4303, K:2005/4878 sayılı kararıyla, “Dosya içeriğine, toplanan delillere hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, özellikle Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi hükmü gözetilmek suretiyle karar verildiği anlaşıldığına göre, davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA…”şeklinde onanmış ve kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle 24.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 2.5.2006 gün ve E:2005/912, sayı ile, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir.” hükmüne yer verildiği, Tapu Sicili Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir. Kütükte belgesine aykırı olarak adi yazım hatası yapıldığının işlem sırasında saptanması halinde, müdürce nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak re’sen düzeltme yapılır.” hükmüne yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, davacıya ait Ereğli ilçesi Hıdırlı Mahallesi 274 ada 27 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu kaydında taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunduğu, davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın alındığı, davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği, davacının bu talebinin Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma izni veya bunun yerine geçen bir belgenen ibrazı halinde yerine getirilebileceği gerekçesiyle reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava konusu binaya ilişkin olarak arşiv kayıtlarında herhangi bir belgenin bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izninin düzenlenmesinin imar mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro geçmeden akaryakıt bayiliği yapıldığının belirtildiği, davacı tarafından tapuda taşınmaz vasfının değiştirilmesi istemiyle Konya Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı, mahkemece 30.9.2004 tarih ve 2004/327 Esas 2004/400 sayılı kararla davanın görev yönünden reddedildiği, bu kararın temyiz edilerek kesinleşmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; yukarıda yer verilen kanun hükmü uyarınca, tapu sicilindeki yanlışlıkların ancak mahkeme kararıyla düzeltilebileceği, tapu sicilindeki yanlışlıkların mülkiyet hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle de kanun hükmünde geçen mahkeme tabirinden adli yargı mahkemelerinin anlaşılmasının gerektiği; diğer taraftan tapu kütüğündeki basit yazı yanlışlıklarının mahkeme kararına gerek duyulmaksızın tapu memuru tarafından düzeltilebileceği, ancak yukarıda yer verilen tüzük hükmünde de belirtildiği üzere, bu basit yazı yanlışlıklarından anlaşılması gerekenin, taşınmazla ilgili mevcut bilgilere aykırı olarak yapılan kayıtlar olduğu; yani tapu kaydındaki belgelere aykırı olmayan bir yanlışlığın, basit yazı yanlışlığı olarak kabul edilerek, tapu idaresi tarafından düzeltilmesine hukuken olanak bulunmadığı; bu duruma göre davacıya ait taşınmazın mülkiyetinin niteliği konusunda tapu kaydında yapılacak bir değişikliğin mahkeme kararı ile yapılması, bu kararın da mülkiyet hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle adli yargı mahkemelerince verilmesi gerekmekte olup, bu haliyle mahkemelerince işbu davanın görüm ve çözümünde adli yargı mahkemelerinin görevli olduğu kanısına varıldığı; açıklanan nedenlerle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

İdare Mahkemesince 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu; Davacı vekilince idare mahkemesinde açılan davada, adli yargı yerindeki talebine ek olarak Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve 1986 sayılı işleminin de iptalinin istenildiği görülmekte ise de; her iki yargı yerinde ortak talep olan “tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi” yönünden uyuşmazlığın doğduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir.” hükmüne; Tapu Sicili Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.(…)

Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı sicillerde belgesine aykırı olarak basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi halinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, re'sen düzeltme yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2. maddesinin 1 numaralı bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır.

Olayda, davacıya ait taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu kaydında taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunduğu, davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın alındığı, davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği, davacının bu talebinin, davalı Tapu İdaresi tarafından,Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma izni veya bunun yerine geçen bir belgenen ibrazı halinde yerine getirilebileceği gerekçesiyle reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava konusu binaya ilişkin olarak arşiv kayıtlarında herhangi bir belgenin bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izninin düzenlenmesinin imar mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro geçmeden akaryakıt bayiliği yapıldığının belirtildiği; davacı tarafından, adına tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle davanın açıldığının anlaşılmaktadır.

Davada, tapu kayıtlarına dayanak teşkil eden imar mevzuatına ilişkinişlemlerin iptali istenilmemiş olduğundan, ortada idari yargı yetkisi kapsamına giren bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Bu durum karşısında,tapu kayıtlarında yer alan taşınmazın cinsinin değiştirilerek, kayıt ve tescil edilmesine yönelik uyuşmazlığın, Medeni Kanun hükümlerine göre çözümlenmesinde adli yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Konya / Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.9.2004 gün ve E:2004/327, K:2004/400 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/200

KARAR NO: 2006/225

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: İtfaiye eri olarak görev yapan davacı tarafından, işçi niteliğine sahip olduğunun tespiti istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: F.A.

Vekili: Av. İ.Ç.

Davalı: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

O L A Y: Davacının da aralarında bulunduğu 44 davacının vekili, davacıların davalı işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiyeci olarak istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına tabi tutularak 1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını, davacıların bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 6. İŞ MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve E:2002/1536; K:2003/1315 sayı ile, davacı vekilinin dava dilekçesi ile, davacıların davalı işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiyeci olarak istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına tabi tutularak 1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını, davacıların bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesini talep ettiği, davacının 657 sayılı Yasa kapsamında devlet memuru olarak çalıştığı, talep konusunun Mahkemelerinin görevi alanında olmayıp, idari nitelikte olduğu, devlet memuru statüsünde çalışan bir kişi hakkında Mahkemelerince statüsünün değişmesi şeklinde tespit kararı verilmesinin mümkün olmadığı, bu konunun da idari mahiyette olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 23.2.2004 gün ve E:2004/3830; K:2004/3000 sayılı kararıyla onanmaksuretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, davacının, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri olarak istihdam edildiğini, buna rağmen, özel hukuk kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi personel ile birlikte aynı iş ve sorumluluk şartları altında çalıştırıldığını, davacının bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ ; 17.6.2005 gün ve E: 2005/1357; K:2005/1188 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 4001 sayılı Kanun’la değişik 1. fıkrası ile, idari dava türlerinin; iptal, tam yargı ve idari sözleşmelerden doğan davalar olmak üzere üçe ayrıldığı ve bunların dışında idari dava türüne yer verilmediği, aynı Kanunun 58. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delil tespitini davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebileceği hükmüne yer verildiği, dava dilekçesinin incelenmesinden, “dava konusu” ve “netice-i talep” kısımlarında davacının işçi niteliğine sahip olduğunun tespitinin istendiği, bunun dışında iptal ya da tam yargı davalarına konu olacak idari işlem, karar yada eylemin belirtilmediği ve dava dilekçesinin salt tespit davası niteliğinde olduğunun görüldüğü, yukarıda anılan 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrası ile 58. maddesinin 1. fıkrası hükümleri karşısında, idari yargı yerlerinde sadece tespit davası açılması olanaklı olmadığından, istem hakkında karar verilmesinin mümkün bulunmadığı, bu nedenle, dava konusu istemin ancak adli yargı yerlerinde açılacak tespit davasına konu edilebileceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen “...tarafları, sebebi ve konusu aynı olan dava...” koşulu dikkate alındığında, davacı Fevzi Alp yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri olarak istihdam edilen davacının, 657 sayılıKanun’a tabi olmasına rağmen, özel hukuk kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi personel ile birlikte aynı iş ve sorumluluk şartları altında çalıştırıldığı, dolayısıyla, bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olduğu ileri sürülerek, işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Görev uyuşmazlığının çözümü için, öncelikle, tespit davasının hukukumuzdaki yerinin incelenmesi gereklidir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davasını düzenleyen açık ve genel bir hükme yer verilmemekte ise de; doktrinde ve yerleşik yargısal içtihatlarla, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanması için tespit davası açılabileceği kabul edilmiş bulunmakta; tespit davasının esasının incelenebilmesi için de, genel dava koşullarının yanısıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar bulunması koşulları aranmaktadır. Buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir tespit davası açılabilmesi olanaklı bulunmaktadır.

Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne idari yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın “İdari Davalarda Delillerin Tespiti” başlıklı 58/1. maddesi “Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebilir.” hükmünü taşımakta olup, idari yargıda, ancak, açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan “delillerin tespiti” nin istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari yargı yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin varlığının ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil tespiti kapsamında saptanabileceği açıktır.

Bu açıklamalara göre tespit istemiyle amaçlanan konu incelendiğinde:

Olayda, her ne kadar davalı idarece tesis edilmiş idari nitelikteki bir işlemin iptali istenmemekte ise de; müstakil bir tespit davası olarak açılan bu dava ile amaçlanan, davacının, işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun saptanmasıdır. Davacının istemi doğrultusunda yapılacak bu tespit ise, ancak, memur olan statüsünün işçi olarak değiştirilmesini sağlamak için, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı idareye ibraz edilmek üzere belge elde etmek amacıyla kullanılabilir.

Belirtilen durum karşısında, eda davasının öncüsü niteliğinde bir özel hukuk ilişkisinin tespitine ilişkin olmayıp, davacının işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine yönelik bulunan ve bu haliyle, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı idareye ibraz edilmek üzere belge elde etmek amacıyla açıldığı sonucuna varılan bu davaya bakılıp bakılamayacağı konusunda idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nce verilen 17.6.2005 gün ve E:2005/1357; K:2005/1188 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/201

KARAR NO: 2007/26

KARAR TR : 5.3.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Davacının; sigortalı olarak fasılasız çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla ve çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın,ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: L.Ş.

Vekili: Av. E.Ç.

Davalılar: 1-S.S.K. Genel Müdürlüğü

2-Milli Eğitim Bakanlığı

O L A Y: Davacı vekili, müvekkilinin 01.11.1984 tarihinde 14395175 sigorta sicil numarası ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde dikiş nakış hocalığı yaptığını, bu görevini fasılasız olarak 15.06.2000 tarihine kadar devam ettirmesine rağmen;davalı kurumun,müvekkilinin sigortasını muhtelif tarihlerde müvekkilinin bilgisi dışında giriş çıkış yapmak sureti ile S.S.K.’na eksik gün bildiriminde bulunduğunu; müvekkilinin şahsi sicil dosyası incelendiğinde, davalı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünce SSK İl Müdürlüğüne verilen “işe giriş ve çıkış bildirgelerinde müvekkilinin imzasının bulunmadığı ve bu giriş çıkışların müvekkilinin bilgisi dışında yapıldığı” müvekkilinin,davalı kurumda çalışması bilfiil olduğu halde, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde eksik pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğunu; mağduriyetinin giderilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı başvurunun reddedildiğini; aynı işyerinde çalıştığı iş arkadaşları olan tanıklardinlendiğinde haklılığının ortaya çıkacağını ifade ederek, sonuç itibariyle; müvekkilinin 01.11.1984-15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli ve fasılasız çalışmasına karşılık,çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle,9.7.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

SORGUN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve E:2003/340, K:2003/524 sayı ile, davalı Bakanlık vekilinindilekçesine ekli sunduğu Yüksek Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 24.05.1999 gün 1999/7930-9226 esas-karar sayılı içtihatları doğrultusunda, taraflar arasındaki davacının çalıştırılmasına dair akdin; iş hukukundan çok dayanağını 657 S.Y.nın 4. Maddesi kapsamında geçici personel statüsü ile başlatılıp devam ettirildiği,bu nedenle uyuşmazlığın idare hukukunu ilgilendirdiği, davanın idari dava niteliğini taşıdığı ve mahkemelerinin yargı yolu itibariyle görevsiz bulunduğu;görevli mahkemenin Kayseri İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle, 10.2.2006 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2006 gün ve E:2006/662, K:2006/316 sayı ile, 506 sayılı SSK Kanunu ve 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi ve işveren arasında çıkan ihtilafların görüm ve çözümünde görevli mahkemeler İş Mahkemeleri olup, idare mahkemelerinin bu yönde görevi bulunmadığı; davacının davalı idarede, 14395175 sigorta sicili ile ücretli usta öğreticisi olarak istihdam edildiği ve buna göre davacının işçi statüsünde bulunduğu açık olmakla,hizmet tespitine ilişkin olarak açılan bu davanın görüm ve çözümünün Adli Yargı yerindeki mahkemelere ait olduğu,mahkemelerinin bu hususta görevinin bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.3.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 14395175 sigorta sicil numaralı davacının, 01.11.1984 -15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli ve fasılasız çalışmasına karşılık,çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun Sigorta Primleri başlıklı 61. maddesinde; sigortalılara yıllık ücretli izin süresi için ödenecek ücretler üzerinden iş kazaları ile meslek hastalıkları primleri hariç, diğer sigorta primlerinin, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunundaki esaslar çerçevesinde işçi ve işverenler yönünden ödenmesine devam olunacağı belirtilmiştir. İşaret edilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nunVIII. Bölümün 72 ilâ 84. maddelerindePrimler konusu düzenlenmiş;Kanun’un 72. maddesinde,iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının gerektirdiği her türlü yardım ve ödemelerle her çeşit yönetim giderlerini karşılamak üzere, Kurumca bu kanun hükümlerine göre prim alınacağı;73. maddesinde, prim oranları,74. maddesinde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları prim oranının tespitinin nasıl yapılacağı; 77. maddesinde,    ödenecek primlerin hesabında hangi ücret ve ödemelerin esas alınacağı;Prim belgeleri başlıklı 79. maddesinde, prim belgelerinin ne zamankuruma verileceği,eklenecek belgeler, belgelerin verilmemesi veya noksan verilmesi halinde uygulanacak müeyyideler, prim borcuna itirazın şekli ve sonuçlarının neler olduğu,sigortalının çalıştığı bir veya birkaç işte, bu Kanunda yazılı prim ödeme şartını yerine getirmiş olmasına rağmen kendisi için verilmesi gereken kayıt ve belgelerin işveren tarafından verilmediği veya verilen kayıt ve belgelerde kazançların veya prim ödeme gün sayılarının eksik gösterildiğinin Kurumca tespit edilmesi halinde, hastalık ve analık sigortalarından gerekli yardım yapılacağı;80. maddesinde, işverenin, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecbur olduğu belirtilmiş; 81. maddesinde, ödenmeyen primler ve verilen cezalar için Kurumca düzenlenecek belgeler açıklanmış, Uyuşmazlıkların çözüm yeri başlıklı 134. maddesinde ise, bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği kuralına yer verilmiştir.

Olayda, davacının; sigortalı olarak fasılasız çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla, çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle, tanıklar da göstererekdava açtığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre,sigorta primleriyle ilgili hususların 506 sayılı Yasa’da düzenlendiği,bu Yasa’nın uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği yolundaki 134. madde hükmü karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde; adli yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Sorgun Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sorgun Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.11.2003 gün ve E:2003/340, K:2003/524 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/204

KARAR NO: 2006/266

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A. K.

Vekilleri: Av. N.K. - Av. Y.K.

Davalı: Bornova Belediye Başkanlığı

Vekilleri: Av. M.A. – Av. S.Ç.

O L A Y: Bornova Belediyesi Encümeni’nin 20.4.2004 gün ve 24-523 sayılı kararı ile, 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’na aykırı olarak bandrolsüz, korsan müzik ve film CD’si sattığının 5.3.2004 tarihinde tespit edildiğinden bahisle davacıya 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi ve 1580 sayılı Yasa’nın 83/9. maddesi gereğince idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu para cezasınaadli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

İZMİR 4. SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.5.2005 gün ve E:2004/33 D.İş; K:2005/81 D.İş sayı ile, muteriz vekilinin Mahkemelerine vermiş olduğu dilekçede, Bornova Belediye Başkanlığı Encümeni tarafından müvekkilinin 170 adet bandrolsüz ve kaçak CD sattığından bahisle para cezası kesildiğini, ele geçirilen CD sayısının 170 değil, 200 olup, bu CD’lerden yaklaşık 50 adedinin oyun CD’si, geri kalan 150 adet CD’nin ise parekende satış yapan yerlerden alınan faturalı, üzerinde bandrolü bulunan CD’ler olduğunu, bu durumun inceleme yapıldığı taktirde ortaya çıkacağı, usulsüz olarak Bornova Belediyesi Encümeni’nin vermiş olduğu 24/04/2004 tarih ve 24-523 karar sayılı kararın kaldırılmasını talep etmiş ise de, dava konusu olay ile ilgili olarak karar vermeye yetkili ve görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle kesin olarak görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezası verilmesine ilişkin Encümen kararının iptali istemiyle 2.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.1.2006 gün ve E: 2005/663; K: 2006/106 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27., geçici 2. ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, yukarda yer verilen Kanun hükümlerinden, Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle, dava konusu idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce verilen kararlarda, idari para cezalarına karşı Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davaların görüm ve çözümünün sulh ceza mahkemelerinin görevine girdiğinin belirtildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3257 sayılı Yasa’ya aykırı olarak bandrolsüz CD satıldığı nedeniyle verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

23.1.1986 tarih ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’nun “İdari Ceza” başlığını taşıyan 12. maddesi “9 uncu madde hükmüne aykırı olarak işletme belgesiz veya bandrolsüz ve özel işaretsiz eserlerin ve kopyalarının her biri için belediyelerce 10.000 lira para cezası tahsil edilir.

Belediye sınırları dışında bu cezalar, mahallin en büyük mülki amirliği tarafından verilir.

Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.

İdari cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir.” hükümlerini taşımakta olan 12. maddesi, 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 8. maddesi ile başlığıyla birlikte değiştirilmiş ve “Bandrol kullanımına ilişkin ihlâllerde uygulanacak ceza hükümleri” başlığıyla “Bu Kanunun bandrol kullanımına ilişkin hükümlerine aykırı fiillerde bulunanlar hakkında, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 81 inci maddesinde öngörülen cezalar uygulanır.” şeklinde yeniden düzenlenmiş olup, maddede atıfta bulunulan 5846 sayılı Yasa’nın 81. maddesi de anılan 5101 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle değiştirilmiş ve sözü edilen değişik 81. maddede, musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması ve Bakanlıkça bastırılıp satılacak olan bandrollerin alınabilmesi için bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması zorunluluğu getirilmiş; bu maddede belirtilen ihlâllerde, genel kolluk ve zabıta tarafından yetkili ve görevlilerin ihbarı üzerine harekete geçilerek, usulsüz ve izinsiz olarak çoğaltılmış ve yayılmış nüsha ve yayınlar ile bunları çoğaltmaya yarayan her türlü araç ve diğer delillerin toplanarak Cumhuriyet Savcısına suç duyurusu ile birlikte sevk edileceği öngörülmüş; Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine usulsüz çoğaltılmış nüsha ve yayınlar ile teknik araçlar ve işyerleri hakkında yetkili mahkemece hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmiş; 7. fıkrasında, bu Yasa kapsamında korunan, yasal olarak çoğaltılmış bandrollü nüshaların da yol, meydan, pazar, kaldırım, iskele, köprü ve benzeri yerlerde satışına yasak getirilmiş; 9. fıkrasında ise, 3 bent halinde, bu Yasa hükümlerine aykırı kasıtlı fiiller nedeniyle açılacak kamu davasında mahkemece hükmedilecek hapis ve ağır para cezaları düzenlenmiştir.

12.3.2004 tarih ve 25400 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5101 sayılı Yasanın 29. maddesine göre, bu Yasanın 15. maddesi ve 26. madde ile 5846 sayılı Yasaya eklenen Ek 10. maddenin (2) numaralı bendinde yer alan “44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları almaksızın faaliyet gösteren” ibaresinin Yasanın yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüş, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu düzenlemelerden: 3257 sayılı Yasa’nın “idari ceza” uygulamasına ilişkin 12. maddesi değiştirilerek, 12.3.2004 tarihinden itibaren yapılan atıf nedeniyle 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde düzenlenen “adli ceza” uygulamasına geçildiği anlaşılmaktadır.

Daha sonra, 21.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanun’un 16. maddesi ile 23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu yürürlükten kaldırılmış olup, bu Kanunun 13. maddesinde, bu maddede öngörülen idari para cezalarına karşı idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Olayda, Bornova Belediyesi Encümeni’nin 20.4.2004 günlü kararı ile, 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’na aykırı olarak bandrolsüz, korsan müzik ve film CD’si sattığının 5.3.2004 tarihinde tespit edildiğinden bahisle, tespit tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca idari para cezası verilmiştir.

Bu durum karşısında:

İdari para cezasının verildiği 20.4.2004 tarihi itibarıyla, 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi değiştirilerek 12.3.2004 tarihinden itibaren 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde düzenlenen adli ceza uygulamasına geçilmiş olup, 3257 sayılı Kanun’un değişiklikten önceki 12. maddesi hükmüne göre sulh ceza mahkemesinin görevli olduğunu söylemek mümkün değildir. Kaldı ki; 23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu, 21.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanun’un 16. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup, bu Kanunun 13. maddesinde, bu maddede öngörülen idari para cezalarına karşı idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtildiğine göre, bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde de, idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanun uyarınca idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 31.1.2006 gün ve E:2005/663, K:2006/106 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/211

KARAR NO: 2007/27

KARAR TR : 5.3.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Belediye Encümenince 1608 sayılı Yasa’ya göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, aynı Yasa’nın 5. ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: E.Ö.

Davalı: Ünye Belediye Başkanlığı

O L A Y: Ünye Belediyesi Encümeni’nin 2.6.2005 gün ve 157 sayılı kararı ile, belediye zabıta memurlarınca 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin (b) bendine uyulmadığının tespit edildiğinden bahisle; davacı adına, 1608 sayılı Yasa uyarınca para cezası verilmiştir.

Davacı, söz konusu para cezasına karşı 26.7.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ÜNYE SULH CEZA MAHKEMESİ;10.8.2005 gün ve 2005/274 Muh., 2005/461 Müt. sayı ile, itiraz eden hakkında belediye malına zarar verdiğinden bahisle Ünye Belediye Encümeninin 2.6.2005 tarih ve 157 nolu kararı ile 250,00 YTL para cezası tahakkuk ettirildiğinin görüldüğü, Belediye Encümeninin şahıslar hakkında idari yasaklara uymadıklarından bahisle tanzim ettiği idari para cezalarına karşı Mahkemelerinin görevli olmayıp,bu mahiyetteki belediye encümen kararlarına karşı idari yargıya müracaatla idari para cezasına ilişkinencümen kararının iptalinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez idari para cezası verilmesine ilişkin Encümen kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ; 25.5.2006 gün ve E:2005/2174 sayı ile, 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun’un 1. maddesinde; "Belediye Meclis ve encümenlerinin ... ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri isleyenlere veya yapmayanlara elli liraya kadar hafif para cezası tertibine ... belediye encümenleri salahiyetlerdir..." hükmünün getirildiği, aynı Yasanın 5. maddesinde ise, ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde Sulh (ceza) hakimliğine itiraz olunabileceği kuralının getirildiği, dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu 2.6.2005 tarihli ve 157 sayılı Ünye Belediye Encümeni kararıyla belediye malına zarar verdiğinden bahisle davacıya para cezası verildiği, her ne kadar encümen kararında cezanın yasal dayanağı gösterilmemiş olsa da davalı idarece verilen savunmaya göre, anılan cezanın 1608 sayılı Yasa’ya dayanılarak verildiğinin anlaşıldığı, bu durumda, 1608 sayılı Yasa’da açıkça belirtildiği üzere, uyuşmazlığın görüm ve çözüm yerinin Mahkemeleri değil, görevsizlik kararı veren Ünye Sulh Ceza Mahkemesi olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesi hükmü uyarınca Ünye Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararı üzerine Mahkemelerinde açılan davada, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bu konuda karar verilinceye kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine ve bu kararla birlikte dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.3.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Belediye zabıta memurlarınca 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin (b) bendine uyulmadığının tespit edildiğinden bahisle, 1608 sayılı Yasa uyarınca verildiği anlaşılan para cezasına ilişkin Encümen kararının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil 15.5.1930 tarih ve1608 sayılı Kanun’un, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanun’la değişik 1. maddesi “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlereveyayapmayanlaraelliliraya kadar hafif para cezası tertibine üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men’e ve Türk Ceza Kanununun 536,538,557,559 ve 577. maddeleriyle 553.maddesinin birinci fıkrasında yazılı cezaları tayine belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere ayrılan belediyelerde bu cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri tayin ederler.”; 5.7.1934 tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesininbirincifıkrasında “Ceza kararlarına tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir. “ denilmekte; 6. maddesinde de itiraz üzerine tetkikatın evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesinin mecburi olduğu, hakimin izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve 7. madde ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz sonucunda hakim tarafından verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz edilemeyeceğine işaret edilmektedir.

Anılan Yasa ile, belediyeyi ilgilendiren yasal düzenlemelerin emrettiği fiilleri yapmayanlara veya yasakladığı fiilleri işleyenlere 1. maddede yazılı diğer cezaların yanı sıra üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men cezası verilmesi konusunda belediye encümeni yetkili kılınmış ve bu cezalara itiraz edilmesi üzerine uygulanacak usul ve esaslar özel olarak düzenlenmiş olup, uyuşmazlığa konu edilen davada görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için söz konusu itiraz yolunun açıklanması gerekmektedir.

1924 tarih ve 486 sayılı Yasa’da, belediye cezalarına karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı kabul edilmiş iken, bu Yasanın 6. ve 7. maddelerini tadil eden 1927 tarih ve 959 sayılı Yasa ile bu cezalara idare heyetleri önünde itiraz edilebilmesine olanak tanınmış iken, daha sonra yasa koyucu tarafından, idare heyetlerinin kuruluş, nitelik ve görevleri bakımından uygun görülmeyen bu uygulamadan vazgeçilerek, 1930 tarih ve 1608 sayılı Yasa ile, konuya daha uygun bir çözüm şekli getirmek amacıyla, itirazların öncelikle bir “mahsus hakim” tarafından, bulunmayan yerlerde ise, sulh hakimi tarafından incelenebilmesini olanaklı kılan bir düzenleme yapılmıştır.

Bu açıklamalara göre, Yasa’da sözü edilen “mahsus hakim” ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin amaçlandığı; ancak, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh hakimliğine başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında,bu tür cezalara karşı yapılan itirazıngörüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği açıktır.

Öte yandan; 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Kabahatler Kanunu’nun değişik 3. maddesi hükmü karşısında da, 1608 sayılı Yasa’ya göre Belediye Encümenince verilen para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde aynı Yasa uyarınca adli yargı yeri görevli olduğundan, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ünye Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 10.8.2005 gün ve 2005/274 Muh., 2005/461 Müt sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/213

KARAR NO: 2006/268

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Davacılar tarafından, murislerinin yolcu treninde bilet kondüktörü olarak görev yapmakta iken trenin devrilmesi sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: S.K.-Y.K. –S.K.- S.K.

Vekili: Av. S.D.

Davalı: TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. C.T.

O L A Y: Davacıların murisi İhsan Karadağ, 22.7.2004 tarihinde Haydarpaşa- Ankara seferini yapmakta olan yolcu treninde bilet kondüktörü olarak görev yapmakta iken trenin aşırı hız nedeniyle raydan çıkarak devrilmesi sonucu hayatını kaybetmiştir.

Davacıların vekili, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla davacının eşi için maddi ve manevi tazminatın, çocukları için manevi tazminatın, kaza tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

SAKARYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 19.10.2005 gün ve E:2005/2324; K:2005/2502 sayı ile, davanın, 22.07.2004 tarihinde Sakarya İli Pamukova mevkiinde meydana gelen tren kazasında hayatını kaybeden İhsan Karadağ'ın eşi davacılardan Sultan Karadağ için 100.000.-YTL maddi, 100.000.-YTL manevi, diğer davacılar Yasemin Karadağ, Serkan Karadağ ve Serhat Karadağ için ayrı ayrı 100.000.-YTL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idareden tazminine karar verilmesi istemiyle açıldığı, 29.06.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12'nci maddesinde, kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya taşımak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına işaret edildiği; anılan Kanunun "Taşıma İşleri ve Taşıma Senedi" başlıklı İkinci Kısmının "Yolcu Taşıma" ya ilişkin Üçüncü Ayırımında yer alan 798'inci maddesinde, yolcuların, taşıyıcılar tarafından iç hizmetleri tanzim için konmuş olan usul ve talimatı ihlal etmemekle mükellef oldukları, 806'ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise, taşıyıcının, yolcuları gidecekleri yere sağ ve salim olarak ulaştırmakla mükellef bulunduğu, yolcuların kazaya uğramaları halinde bundan doğacak zararların taşıyıcı tarafından tazmin edileceği, yolcunun kaza neticesinde ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalan kimselerin dahi uğradıkları zararlara karşılık taşıyıcıdan tazminat isteyebilecekleri, ancak taşıyıcının, kazanın kendisine ve yardımcılarına yükletilmesi mümkün olan bir kusurdan doğmadığını ispat ettiği takdirde bu iki haldeki tazminattan kurtulacağının hükme bağlandığı, anılan yasal düzenlemelerden, yolcu taşıma işinin, ücret karşılığında yapılan ticari bir faaliyet niteliği taşıdığı ve bu işi yapanın da tacir olduğunun anlaşıldığı, öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 18.02.1985 günlü, E:1984/9, K: 1985/4 sayılı kararında, karayollarından, köprülerden alınan geçiş parası, su, elektrik, havagazı, demiryolları, hava yolları, kimi hastane ücretleri gibi, ekonomik koşullara göre oluşturulan ve tesislerin bakımını, idamesini ve yeni yatırımlar yapılmasını sağlamak için yapılan ödemeleri, belirli kamu hizmetleri karşılığında kişilerden resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerden ayrı kabul ettiği, bu kabule göre, demiryolu taşımacılığında alınan yolcu taşıma ücretlerinin, kamu gücüne dayanılarak alınan vergi benzeri mali yükümlülükler kapsamında olmadığının açık bulunduğu, olayda, zarar görenin yolcu olması, davalının taşıyıcı sıfatı taşıması karşısında, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taşıma sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu, davalının ticari alanda yürüttüğü taşımacılık faaliyetinin de özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğu, belirtilen durum karşısında ve davalı tarafından yürütülen faaliyetin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği göz önüne alındığında, olayda idari bir eylem ya da işlemden doğmuş herhangi bir zarar söz konusu olmayıp, çalışanın uğradığı zarardan dolayı taşıyıcının tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu, kaldı ki, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 01.11.2004 tarih ve E:2004/79, K:2004/78 no’lu kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacıların vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekili, birinci savunma dilekçesinde görev itirazında bulunmuştur.

PAMUKOVA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 18.5.2006 gün ve E:2006/4 sayı ile, davaya bakmakla görevli yargı yerinin idari yargı yeri mi olduğu yoksa adli yargı yeri mi olduğu hususunun çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle davacılar murisi İhsan Karadağ ile davalı TCDD Genel Müdürlüğü arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesinin gerektiği, diğer bir ifade ile öncelikle taraflar arasında bir taşıma sözleşmesinin bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği, taşıma sözleşmesinin Türk Ticaret Kanunu’nun 806 ncı maddesinde düzenlendiği, söz konusu maddeye göre; yolcunun, belirli bir bedel mukabilinde yolculuk eden kişi olarak tanımlandığı, olayda davacıların murisi ihsan Karadağ’ın söz konusu trende yolcu olarak değil, kondüktör olarak görevli bulunduğu, bu nedenle, davacıların murisi ile davalı idare arasındaki hukuki ilişkinin özel hukuk anlamında bir sözleşme değil, idari sözleşme niteliği taşıdığı, davalı TCDD Genel Müdürlüğü’nün, tüzel kişiliğe sahip ve özel görevli olarak kanunla kurulmuş bir kamu kurumu olduğu, taraflarından biri kamu tüzel kişisi olan, konusu kamu hizmeti ile ilgili bulunan, düzenleme biçimi ve yürütme yöntemine ilişkin kuralları özel hukuktan çok kamu hukuku kuralları olan ve yönetime üstün hak ve yetkiler tanıyan sözleşmelerin "idari sözleşme" olduğunun yerleşik yargısal içtihatlarda kabul gördüğü, TCDD Genel Müdürlüğü'nde kondüktör olarak çalışan davacının,

çalıştığı trenin dray olması sonucunda ölümü nedeniyle mirasçıları tarafından tazminat istemiyle açılan davanın tam yargı davası niteliğinde bulunduğu ve idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, 28.10.1984 tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü ( TCDD ) Ana Statüsü'nün 1, 3 ve 4. maddelerinden söz ederek, buna göre, TCDD İşletmesi’nin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmediği, dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı vekilince davacıların murisi İhsan Karadağ’ın davalı idareye ait 11006 sefer sayılı Yakup Kadri Karaosmanoğlu ekspresinde kondüktör olarak görevli bulunduğu sırada trenin dray olması sonucunda ölümü nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup, davalı İşletmenin kusur ve sorumluluğunun bulunduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin davanın, zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki aksaklıklardan doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre sorumlu olduğu nedenine dayanılarak açıldığının anlaşıldığı, Anayasa'nın 125. maddesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinden bahisle, buna göre, zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında, tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesi’nin, bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davanın, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirdiği, bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu, öte yandan, davacıların murisi İhsan Karadağ TCDD İşletmesinin personeli olduğuna göre, idarenin kamu görevlisi olan personelinin görev sırasında ölümü nedeniyle zarar gören mirasçıları tarafından açılan tam yargı davasının idare hukuku esaslarına göre idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, belirtilen nedenlerle, davalı idareye ait trende görevli davacılar murisinin trenin dray olması sonucunda ölümünden doğan zararın, idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle olayda ölen kurum personelinin mirasçıları tarafından açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli olduğundan, Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna varıldığı, Sakarya 1.İdare Mahkemesi’nin 19.10.2005 tarih ve 2005/2324 E, 2005/2502 K sayılı kesinleşmiş görevsizlik kararı bulunduğundan, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca yargılama yapmaya yetkili ve görevli merciin belirtilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, bu nedenlerle eldeki davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilinceye değin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Asliye Hukuk Mahkemesince, anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların murisi İhsan Karadağ’ın, yolcu treninde bilet kondüktörü olarak görev yapmakta iken trenin devrilmesi sonucu hayatını kaybetmesi üzerine davacıların vekili tarafından, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla davacının eşi için maddi ve manevi tazminatın, çocukları için manevi tazminatın, kaza tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle açılmıştır.

28.10.1984tarihve18559sayılıResmiGazete’deyayımlanan,TürkiyeCumhuriyeti Devlet Demiryollarıİşletmesi Genel Müdürlüğü ( TCDD ) Ana Statüsü’nün “ Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “ Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak sözkonusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındakiilişkileri ve ilgili diğerhususlarıdüzenlemektir...” hükmünü taşımakta;“Hukuki Bünye”başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesi’nin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir “ Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğunave 233 sayılı KHK ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaretedilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.

Buna göre, TCDD İşletmesi’nin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Buna göre, zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında,tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesi’nin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise, idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Öte yandan, davacıların murisi TCDD İşletmesi’nin sözleşmeli personeli olduğuna göre, idarenin kamu görevlisi olan personelinin görev sırasında ölümü nedeniyle zarar gören mirasçıları tarafından açılan tam yargı davasının idare hukuku esaslarına göre idari yargı yerinde görülmesi doğaldır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Pamukova Asliye Hukuk Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Sakarya 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 19.10.2005 gün ve E:2005/2324, K:2005/2502 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/214

KARAR NO: 2007/8

KARAR TR : 5.2.2007

Hukuk Bölümü)

ÖZET :Sulama Birliğince, kamu alacağının tahsili amacıyla adli merciler dışında, bizzat Birlik Başkanı ve Saymanın imzasıyla düzenlenen“Örnek No.49 İlamsız Takiplerde Ödeme Emri”nin, 2004 sayılı Yasada tanım-lanan ödeme emri niteliğinde bulunmadığı, 6183 sayılıYasa kapsamındaki ödeme emri niteliğini taşıdığı dikkate alınarak; iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M.Ş.

Vekili: Av. H.Y.

Davalı: Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği Başkanlığı

O L A Y: Davalı Sulama Birliği tarafından, 2000 ve 2001 yıllarında şebeke dışıizinsiz su aldığı iddiası iledavacı adına para cezası kesilmiş;bu cezanın tahsili amacıyla Birlik Başkanlığınca 24.2.2004 tarih ve “İlamsız Takiplerde Ödeme Emri” başlığını taşıyan Örnek 49 nolu ödeme emri düzenlenerek davacıya tebliğ edilmiştir.

(Daha önce de Birlik tarafından; aynı alacak nedeniyle Malatya 1. İcra Müdürlüğünün 2001/8903 sayılı dosyası ile Mustafa Şahin hakkındayapılan takibe, adı geçenin itiraz etmesi nedeniyle itirazın iptali istemiyle Malatya 3.Asliye Hukuk Mahkemesindedava açıldığı;Mahkemenin, 10.6.2003 gün ve E:2002/226, K:2003/412 sayılı kararı ile; “(…) Dava konusu alacak davacı Sulama birliğinin izinsiz su kullanmaktan dolayı kestiği para cezalarına ilişkindir. Yukarıda belirtildiği gibi davacı taraf bir kamu kurumu olup, tüzüğünde de yer aldığı gibi alacaklarını 6183 sayılı yasa hükümlerine göre tahsil etme yoluna gitmelidir. Davacı tarafın 6183 sayılı yasa hükümleri uyarınca ödeme emri çıkartıp alacağını tahsil etme yoluna gitmesi gerekirken bu yola başvurmayıp özel hukuk hükümlerine tabi bir alacakmış gibi, önce icra takibine ve itiraz üzerine de mahkemeye başvurması alacağın niteliğini değiştirmez. Anılan yasaya göre, amme alacağının ödenmemesi üzerine yapılacak ödeme emrinin muhataba tebliğinden sonra tahsil dairesine ait itiraz işlemlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde muhatabın itirazda bulunabileceği ve itiraz komisyonunun bu konuda karar vereceği belirtilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, mahkememiz olayda görevli değildir. Bu nedenle davanın görev yönünden reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM / 1-Davacı Sultansuyu Sağ Sahil Sulama Birliği tarafından dava konusu edilen alacağın 6183 sayılı yasa uyarınca tahsili yoluna gidilmesi gerektiğinden, dava dilekçesinin görev nedeniyle REDDİNE (…)” karar verilmiştir.)

Davacı vekili;Birliğin, müvekkili hakkında yapmış olduğu icra takibi ve çıkarmış olduğu 49 örnek ödeme emrinin, usul ve yasaya aykırı olduğu; kuruluşunu tamamlamış ve tüzüğünü oluşturmuş bir kamu tüzel kişisi olan birliğin, tüzüğünün 18. maddesinin son fıkrasında “Birliğin gelirlerinin tahsilinde 6183 sayılı Amme alacakları tahsil usulü hakkında kanun hükümleri uygulanır.” hükmünün yer aldığı; Davalı Birliğin, müvekkilinin izinsiz su kullandığı iddiasında ise, kesmiş olduğu para cezasını dayanakları ile birlikte 6183 sayılı yasa hükümlerince müvekkiline tebliğ ettirmesi, yasal süreleri geçtikten sonra 6183 sayılı yasanın öngördüğü şekilde icra takibinde bulunmasının gerektiği, oysa davalının daha önce herhangi bir tebligat çıkarmadığı gibi, müvekkili hakkında doğrudan icra takibine geçerek, özel hukuk adli işlemlerinde kullanılan “İlamsız takiplerde ödeme emri” başlığına havi örnek 49 no.lu ödeme emrini müvekkiline tebliğe çıkardığı; bu nedenle icra takibinin ve örnek 49 ödeme emrinin usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca talep edilenpara cezasının her türlü hukukidayanaktan yoksun bulunduğu iddiasıyla; 24.2.2004 tarihli ve Örnek 49 nolu ödeme emrinin iptali istemiyle 3.3.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 10.3.2004 gün ve E:2004/396, K:2004/360 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14. maddesinin 3/a bendinde; dilekçelerin görev ve yetki yönünden inceleneceği, 15. maddesinin 1/a bendinde ise; adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddedileceğinin hükme bağlandığı; iptal davalarının, idari işlemlere karşı açılan davalar olduğu, idari işlemlerinise, idarenin kamu gücüne dayalı olarak idare hukuku alanında tesis edilen, başkaca kişi veya organların iradesine gerek olmaksızın uygulama kabiliyetine haiz ve tek yanlı irade beyanı ile hukuk aleminde sonuç yaratan işlemler olduğu, idari işlemleri diğer işlemlerden ayıran özelliklerden birisinin de lazımül-icra, yani kesin ve yürütülmesi gereken işlem olmasının olduğu; bu tanımdan hareket edildiğinde, idari işlemin unsurlarının “idari makam ya da makamlarca yapılmış olması”, “tek yanlılık” ve “icrailik” nitelikleri olduğunun anlaşıldığı; bakılan davada, dava konusu ödeme emrinin İcra ve İflas Kanunu’nun 60. ve devamı maddeleri uyarınca düzenlenen bir ödeme emri olduğu, 6183 sayılı Kanun uyarınca düzenlenmediği anlaşıldığından, davanın görüm ve çözümünün özel hukuk hükümlerine göre adli yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;davacı vekilinin yaptığı itiraz, Malatya Bölge İdare Mahkemesinin 15.9.2004 tarih ve E:2004/200, K:2004/206 sayılı kararıyla reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu ödeme emri ile müvekkiline kesilmiş olan su alma cezasının iptali istemiyle, 8.10.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA SULH CEZA MAHKEMESİ; 12.7.2005 gün ve 2004/686 sayı ile; merkezi Malatya’da olup, Malatya’da faaliyette buluna Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği’ne ait sulama kanalından motopomp ile su taşımak suretiyle sulama yapmak eylemi nedeni ile Mustafa Şahin hakkında, Birlik tarafından önce; 20.07.2000 tarihli tutanak ile 800.000.000.- TL ikinci defa; 12.08.2001 tarihinde ise 500.000.000.- TL idari para cezası kesildiği; Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği’nce, borçlu olduğundan bahisle, 2000-2001 yılları arasında izinsiz sulama yapmak nedeniyle 1.300.000.000.- TL idari para cezası kesilmesi üzerine, borçlu olduğu anlaşılan Mustafa Şahin hakkında ilamsız takipte bulunulduğu; Mustafa Şahin’in Vekili tarafından Malatya İdare Mahkemesi’nde söz konu icra takibinin usul ve yasaya aykırı olduğu, 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkında Kanun gereğince borçluya ödeme emri tanzim edilebileceği ve 6183 sayılı Kanun’un alacakların tahsilindeki usulünün izlenmesi gerekçe gösterilerek, iptal davası açıldığı, ancak; Malatya İdare Mahkemesi’nin, İcra İflas Kanunu’nun 60. ve devamı maddelerinde düzenlenen ödeme emri olduğu, bunun denetlenmesinin İdare Mahkemeleri’nin görevi dışında olduğundan bahisle görevsizlik kararı verdiği; Birlik tarafından Mustafa Şahin hakkında başlatılan adli icra takibine karşı borçlunun itiraz etmesi üzerine, Birlik Vekili’nce açılan itirazın iptali davasına bakan Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin; 2002/226 Esas, 2003/412 karar sayılı ilamı ile söz konusu Birliğin kuruluşunu tamamlamış bir kamu tüzel kişiliği olduğu, yine Birlik tüzüğünün 18. Maddesindeki bu tip alacakların takibinde 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Hususundaki Kanun’un uygulanacağını hüküm altına aldığı ve görevsizlik kararı vermiş olduğu; Muteriz Vekili’nin Mahkemelerine verdiği itiraz dilekçesine konu oluşturan işlemin, esasen bir idari işleme dayandığı, İdari işlem ve eylemlere karşı kural olarak İdari Yargı Mahkemeleri’nde açılan iptal veya tam yargı davaları ile idarenin yapmış olduğu işlemin veya eylemin hukuka uygun olup olmadığının denetlenebildiği, Yasalar ile özel olarak idari yargının denetiminde bulunmayan bazı idari işlem ve eylemlere karşı, Adli Yargı Mahkemeleri’nde dava açılabileceği düzenlenmedikçe, genel görevli İdare Mahkemeleri’nin idari işlem ve eylemlere karşı açılan davalarda görevli olduğu, İdare Hukuku’nun yerleşmiş içtihatlarından olduğu; Mustafa Şahin’in, arazisini sulamak için Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği’ne ait kanallardan izinsiz olarak şebeke dışına su taşıyarak sulama yaptığı ve bunun üzerine Birlik tarafından tutanak tutularak idari para cezası verildiği olayın, haksız bir fiil olduğu, buna karşılık idari bir işlem ile tutanak tutulduğu, tutanakla muteriz hakkında 1.300.000.000.- TL ceza kesildiği, Birlikten istenen tüzüğün 18. Maddesi’nde, Birlik gelirlerinin tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un uygulanacağının belirtilmiş bulunmasına karşısında, bu konuda İdari Yargı Mahkemeleri’nin görevli olduğu sonucunun çıkartıldığı; ayrıca, Birlik tarafından Mustafa Şahin hakkında adli icra makamlarında ilamsız takiplerde kullanılan Örnek:49 ödeme emri düzenlenmesinde dahi, bu durumun alacağın niteliğini değiştirmediği ve alacağın tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasını engellemediği; her ne kadar Malatya İdare Mahkemesi ile Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıkmış olabileceğinden bahisle görevli mahkemenin belirlenmesi hususunun 2247 sayılı Uyuşmazlık Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 19. Maddesi’negöre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulup, beklenilmesi düşünülebilir ise de; Uyuşmazlık Mahkemesi’nin dosyada fotokopisi mevcut, 01.11.2004 tarih, 2004/47-71 E-K. sayılı kararı ile “Benzer bir olay, Malatya Doğanşehir İlçe Sulama Birliği’nce davacı vekili ve davacının, müvekkilinin Çığlık Köyü, Değirmenocağı mevkiinde bulunan arazisini sulamak için Sulama Birliği’ne ait kanallardan kaçak su kullanarak sulama yaptığı olayı ile ilgili olarak, Sulama Birliği tarafından çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlem, tahsili gereken kamu alacağını gösteren idari bir işlem niteliği taşıdığından, bu işlemin iptali istemi ile açılan davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği” şeklindeki kararı uyarınca bu hususun dikkate alınıp, önümüzdeki maddi uyuşmazlığa da emsal oluşturduğundan bahisle tekrar uyuşmazlık çıkartılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, içinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır.

Davacı vekilince, idari yargı yerinde yalnızca ödeme emrinin; adli yargı yerinde ise buna ek olarak, para cezasının da iptalinin istenildiği görülmüştür. Her iki yargı yerinde ödeme emri yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Sonuç itibariyleusule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davalı Birlik tarafından, davacı adına düzenlenen toplam, 1.300.000.000.-TL tutarında 2000 ve 2001 yılları izinsiz su alma cezasına ilişkin, 24.2.2004 günlü Örnek No. 49 İlamsız Takiplerde Ödeme Emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın “Mahalli İdareler” başlıklı 127. maddesinin son fıkrasında “Mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir…” kuralına yer verilmiş; Mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 133. maddesinde “Belde ve köyler, vilayet idarei hususiyeleri kendilerine kanunlarla verilen mecburi veya ihtiyari vazifelerin bir veya bir kaçını müşterek tesisat ve idare ile ifa için birlik tesis edebilirler.” hükmü yer almış ve aynı Yasa’nın 138. maddesinde ise “ Birlikler hükmi şahsiyeti haiz amme müesseseleridir. Vazifelerini ifa ettikleri mahalli idarelerin bu vezaifi ifa hususunda haiz oldukları hukuk ve salâhiyeti haizdirler…” denilmiş;İşlemin tesisinden sonra yürürlüğe giren 26/5/2005 tarih ve5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 3. maddesinde; Mahallî idare birliği, “Birden fazla mahallî idarenin, yürütmekle görevli oldukları hizmetlerden bazılarını birlikte görmek üzere kendi aralarında kurdukları kamu tüzel kişisi” şeklinde tanımlanmış; 4. maddesinde,Birliğin, birlik tüzüğünün kesinleşmesinden sonra Bakanlar Kurulunun izni ile kurulacağı ve tüzel kişilik kazanacağı ifade edilmiş; 5. maddesinde de Tüzüğün kabul edilmesi koşullarıvetüzükte yer alacak hususlar belirlenmiştir.

Öte yandan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “İlamsız takip” başlıklı Üçüncü Bap’ta yer alan 42 ilâ 49. maddelerinde takip yöntemleri; 58. maddesinde, takip talebinin icra memuruna yazı ileveya sözlü olarak yapılacağı;60. maddesinde takip talebi üzerine icra dairesince, ödeme emri düzenleneceği; 61. maddede, ödeme emrinin borçluya takip talebinden itibaren 3 gün içinde tebliğe gönderileceği;62 ilâ 65. maddelerinde itirazın süresi ve şekli, itiraz sebepleri, alacaklıya verilecek nüsha ile borçlunun kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde itiraz edememiş ise paraya çevirme muameleleri bitinceye kadar itiraz edebileceği; 66. maddesinde, müddeti içinde yapılan itirazın takibi durduracağı, itirazın müddetinde yapılmaması halinde alacaklının talebi üzerine icra memurunun takip muamelelerine alacağın tamamı için devam edeceği belirtilmiş olup;Yasanın 1. ve 67. maddelerindeki düzenlemeye göre, takip hukukuna özgü iptal davasınınasliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği kurala bağlanmıştır.

Olayda; Birlikçe, kamu alacağı niteliğini taşıyan alacağın, 6183 sayılı Yasa’da öngörülen usule göretahsili amacıylaBirlik Başkanı ve Saymanın imzasını taşıyan “Örnek No. 49 - İlamsız Takiplerde Ödeme Emri” düzenlenerek ilgilisine gönderilmiştir. İcra memurluğu antentini taşıyanödeme emrinin düzenlenmiş olması, ilamsız takiplerde icra memurunca düzenlenen ödeme emri niteliğini kazandırmadığı sonucuna varılmıştır.

Anılan yasal düzenlemelere göre kurulan DavalıSultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliğinin,kamu tüzel kişiliğine sahip yerel yönetim birimi olduğu kuşkusuzdur.Birlik Tüzüğü’nün,BirlikGelirleri başlığını taşıyan 18. maddesinde,kanun, tüzük ve yönetmeliklereaykırı hareket edenlerden alınacak cezaların tahsilinde,6183 sayılıAmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri veya genel hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür. Davalı Sulama Birliğinin,takibi 6183 sayılı Yasahükümlerine göre yürütmesi karşısında, takibe konu cezanın, idarenin kamu gücüne dayanarak resen vetek yanlı tesis edilen bir idari işlem niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.

Bu durum karşısında, Sulama Birliğince davacı adına izinsiz su alma cezası tahakkuk ettirilmesinden doğan davanın, 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a. maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Malatya İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen 10.3.2004 gün ve E:2004/396, K:2004/360 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde Üye Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU veOYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/215

KARAR NO: 2006/191

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: İ.Ö.

Vekilleri : Av.B.B. -Av E.E. -Av.Y.Ü.

Davalı: H.Ö.

O L A Y: Davacı vekili dava dilekçesinde, taraflar arasında davalının kusurlu hareketlerinden kaynaklanan şiddetli geçimsizlik nedeni ile tarafların boşanmalarına, evlilik birliğinin devamı sırasında ortak edinilen malların tespiti ile bu malların % 40’ının davacı müvekkili adına tesciline ve boşanmaya sebebiyet veren kusurlu taraf olan davalı aleyhine 10.000.000.000.-TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

Davacı vekilinin harçlandırılmış olan tescil ile ilgili taleplerine ilişkin ve katkı payına ilişkin davasının ayrı bir esas üzerinden yürütülmesi gerektiği belirlenmekle, tescil talebinin ve katkı payına ilişkin davasının boşanma davasından tefrikine karar verilmesi sonucu, bu dava Bakırköy 1. Aile Mahkemesi’nin E:2004/1028 sayılı dosyasında görülmeye başlanmıştır.

BAKIRKÖY 1.AİLE MAHKEMESİ; 18.3.2005 gün ve E:2004/1028, K:2005/203 sayı ile, evlilik birliğinin devamı sırasında ortak edinilen malların tespiti ile bu malların %40’ının davacı adına tesciline ilişkin davada Mahkemelerinin görevli olmadığı, asliye hukuk mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek, esas dosyanın fotokopisi çektirildiğinde ve talep halinde görevli Bakırköy Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

BAKIRKÖY 6.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 29.11.2005 gün ve E:2005/168, K:2005/349 sayı ile, davacı İsmet Özaltın vekilince, tarafların boşanmaları istemiyle Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2003/127 sayılı dosyasında dava açıldığı, yapılan açık yargılama sonunda Mahkemece, 8.9.2003 günü, dosyanın yetkili ve görevli Bakırköy Aile Mahkemesi’ne devredildiği, Bakırköy 1. Aile Mahkemesi’nce 20.12.2004 günü, dosyanın tefrik edildiği, katkı payına ilişkin yargılamaya E:2004/1028 sayılı dosyada devam edildiği,18.3.2005 günü de görevsizlik kararı verilerek, dosyanın Mahkemelerine gönderildiği, davanın, evlilik birliğinin devamı sırasında ortak edinilen malların tespiti ile bu malların %40’ının davacı adına tesciline ilişkin bulunduğu, ancak, boşanma davasının 21.2.2003 günü, yani, Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek, yasal süre içinde başvurulması halinde dosyanın görevli Bakırköy Nöbetçi Aile Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Bu karar gereği, davacının talebi üzerine, dosya Bakırköy Nöbetçi Aile Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Ancak, Bakırköy 1. Aile Mahkemesi’nce, daha önce aynı davayla ilgili olarak Mahkemelerinin görevsizlik kararı bulunduğu belirtilerek, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosya Bakırköy 6.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.

Bunun üzerine, davacı vekili, görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247sayılıUyuşmazlıkMahkemesininKuruluşveİşleyişiHakkındaKanun’un 1.maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkeme olduğuna işaret edilmekte; 27 maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Buna göre, Uyuşmazlık Mahkemesi; adli, idari ve askeri yargı düzenlerinden en az ikisine dahil yargı yerlerince verilen kararlar arasında doğan görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözmekle yetkili ve görevlidir.

Olayda, görev uyuşmazlığına neden olduğu ileri sürülen kararların, sadece adli yargı düzenine dahil bulunan mahkemelerce verildiği anlaşılmaktadır. Bu tür uyuşmazlıkların çözümü, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun’la değişik 25.maddesi uyarınca Yargıtay’a ait olup, ortada Uyuşmazlık Mahkemesi’nce çözümlenmesi öngörülen bir görev uyuşmazlığı bulunmamaktadır.

Belirtilen nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılıYasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/216

KARAR NO: 2007/59

KARAR TR : 7.5.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: MKE Kurumu Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. Ş.D.

Davalı: Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü / Ankara

O LA Y : Türkiye İş Kurumu Ankara İl Müdürlüğü'nün 14.07.2005 gün ve 23461 sayılı işlemi ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesine aykırılıktan dolayı (işten ayrılma bildirgesini süresi içinde göndermediği) aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca davacıya idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, yapılan itirazın Kurumun ünite itiraz komisyonunca reddi üzerine, söz konusu para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle, idari yargı yerinde dava açmıştır

ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ(TEK HAKİM); 07.10.2005 gün ve E:2005/1935; K:2005/1346 sayı ile, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde; Kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın Kabahat olarak tanımlandığı, 3. maddesinde; bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun belirtildiği; aynı Kanun'un "Başvuru Yolu" başlıklı 27. maddesinde; idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliğ veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği, sözü edilen 5326 sayılı Kanunun, 1.6.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği; belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 01.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde dava açılabileceği; buna göre, davacının işten ayrılma bildirgesini süresi içinde vermediğinden bahisle 977,40 YTL tutarında idari para cezası verilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali isteğiyle 27.09.2005 tarihinde Mahkemelerinin kayıtlarına giren dilekçe ile bakılan dava açılmış ise de; yukarıya alınan Yasa hükümleri uyarınca, 506 sayılı Yasa hükümlerine göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda, Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli kılınması karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itirazın Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 5.4.2006 gün ve E:2005/5733, K:2006/1825 sayılı kararıyla reddedilip onanması suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 08.12.2005 gün ve E:2005/754 Müt. sayı ile, Mahkemelerin görevlerinin CMK 3. maddesince yasa ile belirleneceği,5326 Sayılı Kabahatler Yasası genel bir yasa olup, 3. maddesinde bu yasanın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı öngörmüş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, 4857 sayılı yasanın 108. maddesinin, idari para cezalarının eylemin gerçekleştiği yer Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğünce verileceği ve cezalara karşı 7 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kuralını getirdiği; 4857 sayılı yasanın 108. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını gösterir kural bulunmadığı, gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLANve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı tarafın, idari yargı kararı kesinleşmeden adli yargı yerine başvuru yaptığı, buna karşın idari yargı kararının daha sonraki bir tarihte kesinleştiği; sonuçta idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiğini kabul etmek gerektiği; adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısıyla Mahkemesinden istenildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4447 sayılı Kanun’un 48. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinde, işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş, “İdari para cezaları ile idari işlemlere karşı itirazlar” başlığını taşıyan 54. maddesinde ise, “Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle;

a) İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,

b) 48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,

İdari para cezası verilir.

(Değişik ikinci fıkra: 25/6/2003 – 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.

İşsizlik sigortası uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır. İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve 30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan kaldırmaz” hükmü yer almıştır.

4447 sayılı Yasa’nın 54. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "(1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4447 sayılı Kanun’un 48. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 6. İdare Mahkemesi’nce verilen 7.10.2005 gün ve E:2006/1935, K:2005/1346 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/221

KARAR NO: 2006/192

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : K.E. –B.E. –B.Y. –A.E.

Vekilleri : Av.M.K. -Av.Z.B.

Davalı: Bayrampaşa Belediye Başkanlığı

O L A Y: Davacılar vekili, Bayrampaşa Belediye Encümeni'nin isim düzeltilmesi hakkındaki 11.8.2005 gün ve 1082 sayılı kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.1.2006 gün ve E:2005/2457; K:2006/142 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1,2,16,17 ve 27. maddelerinden söz ederek, Kabahatler Kanunu’nda, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı ve ekonomik düzeni korumak amacıyla konulan kuralların icrai veya ihmali bir davranışla ihlal edilmesinin kabahat olarak tanımlandığı, keza, bu kabahat nedeniyle kendi kanununda idari bir yaptırım öngörülmüş ise, bu yaptırıma karşı sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceğinin anlaşıldığı, buna göre, idari para cezalarının da idari bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca sulh ceza mahkemesince çözümlenmesi gerektiği, olayda, davacıya 3194 sayılı Kanun’a aykırılık nedeniyle idari para cezası verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen para cezasının Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım olduğu, bu itibarla, söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacılar vekili, bu kez, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre hesaplanan idari para cezasının tahsilinin durdurulması ve söz konusu encümen kararının iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

EYÜP 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.5.2006 gün ve 2006/185 Muh.; 2006/1193 Müt. sayı ile, itiraz eden vekilleri tarafından öncelikle İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne başvuru yapıldığı ve Mahkemece 31/1/2006 tarih ve 2005/2457 Esas, 2006/142 Karar sayılı kararı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi gereğince sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği, bunun üzerine, Mahkemelerine encümen kararının iptali için başvuruda bulunulduğunun anlaşıldığı, 3194 sayılı İmar Yasası’nın 42. maddesinde, idari yaptırım kararının belediye başkanlığınca verileceği belirtilmekle birlikte açıkca sulh ceza mahkemesinin idari yaptırım kararına karşı itiraz halinde görevli ve yetkili olduğunun belirtilmediği, bu durumda, idare mahkemesinin idari yaptırım kararına ilişkin itirazı incelemekte yetkili ve görevli olacağı, kanunların uygulanması sırasında özel kanunların genel nitelikteki yasalardan öncelikle uygulanacağı esasından hareketle, genel nitelikteki Kabahatler Yasası’nın 3.maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından 1.3.2006 tarihinde iptal edildiği, iptal kararı yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte, özel nitelikteki İmar Yasası’nın uygulanmasında idare mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin düzenlemeyi iptal eden herhangi bir yasa olmadığından, halen yürürlükte olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek görev uyuşmazlığı oluştuğundan, dosyanın karar kesinleştiğinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idari yargı yerinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Eyüp 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce 19. maddeye göre başvuruda bulunulduğunun kabulü suretiyle inceleme yapılması gerekmektedir. Buna göre:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne yer verilmiş; aynı Yasanın 27. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” denilmiştir.

Anılan Yasa hükmüne göre, bir yargı yerinin re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunabilmesi için; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada, daha önce diğer yargı yerlerinden birisi tarafından görevsizlik kararı verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunması ve bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen yargı yerinin de davada görevsizlik kararı veren yargı yerinin görevli olduğu kanısına varması gerekmektedir.

Sulh Ceza Mahkemesi dosyasından, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından, Başkanlığımızca, 28.7.2006 gün ve E:2006/221 sayılı yazı ile, İstanbul 1.İdare Mahkemesi’nden, 31.1.2006 gün ve E:2005/2457; K:2006/142 sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin gönderilmesinin istenilmesi üzerine, adı geçen Mahkemece gönderilen 6.9.2006 gün ve E:2005/2457 sayılı yazıda, söz konusu kararın temyiz edildiği bildirilmiştir. Bu durumda, Sulh Ceza Mahkemesince görev uyuşmazlığına konu edilen İstanbul 1.İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşul gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yöntemine uymayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yöntemine uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/224

KARAR NO: 2007/61

KARAR TR : 7.5.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Kamer Antalya Kaleiçi Turizm İşletmeleri ve Yatırım A.Ş.

Vekili: Av. Ö.Ö.

Davalı: Muratpaşa Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. S.Ö.

O L A Y: Antalya Muratpaşa Belediyesi Encümeni’nin 7.7.2005 gün ve 925 sayılı işlemi ile, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.9.2005 gün ve E:2005/1091, K:2005/1504 sayı ile, davanın, davacı şirketin, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 7.7.2005 gün ve 925 sayılı Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açıldığı, uyuşmazlık hakkında görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, bilindiği gibi, kabahatler ve kabahatlere uygulanacak yaptırımların, 765 sayılı eski Ceza Kanunu’ndan farklı bir anlayışla 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme dışı bırakıldığı ve yeni Türk Ceza Kanunu ile eş zamanlı olarak yeni bir Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe konulduğu, ancak, özel hükümlerinde eski Ceza Kanununda sayılan kabahatler büyük oranda korunmuş olmakla birlikte, yürürlüğe giren bu Kabahatler Kanunu’nun 765 sayılı Yasa’da yer alan hükümlerden farklı olarak yeni bir amaç ve kapsam taşıdığı, Kabahatler Kanunu’nun 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddeleri ile Kanunun gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz ederek, aksi yöndeki bir düşüncenin, Kabahatler Kanunu’nu sadece bu Kanunun "Çeşitli Kabahatler" başlıklı ikinci kısmında yer alan ve büyük oranda eski Ceza Kanunundasayılan kabahatlerden oluşan toplam 12 çeşit kabahatle sınırlı olduğu sonucunu doğuracağı, bunun Kanunun genel hükümlerinde yer alan maddelerle getirilen sistematiğine uygun düşmeyeceği ve özellikle Kanunun yukarıda yer verilen 3. maddesinin birinci fıkrasını, geçici 2 nci ve 3 üncü maddelerini uygulama alanı olmayan gereksiz maddeler durumuna düşüreceği, Yasa koyucunun bu tür bir sonucu öngördüğünün söylenemeyeceği, bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, uyuşmazlık konusu para cezasına karşı açılan davada görevli yargı yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 5.12.2005 gün ve E:2005/1605, K:2005/ 2674 sayı ile, başvuran hakkında dosya kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme üzerine idari para cezasına karşı cezanın iptali için Antalya İdare Mahkemesi’ne başvurulduğu, yapılan bu başvuru üzerine Antalya İdare Mahkemesi’nce dosya kapsamında bulunan 2002/148 Esas, 2003/296 Karar sayılı karar ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2 ve 3. maddeleri gerekçe gösterilerek görevsizlik kararı verildiği, verilen bu görevsizlik kararı sonucu başvuranın bu kez Mahkemelerine bir dilekçe ile başvurarak hakkındaki idari para cezasının iptalini istediği, her ne kadar Kabahatler Kanunu çerçevesinde Antalya İdare Mahkemesi’nce, uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ve ilk bakışta ve Kabahatler Kanunu’nun 2. ve 3. maddelerinin ifadesi karşısında bu görevsizlik kararı Yasaya uygun gibi görünüyor ise de, verilen bu görevsizlik kararında, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Kabahatler Kanunu dışında ve bu Kanunun yürürlüğünden sonra yasalaştırılıp çıkarılan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun, Bankacılık Kanunu’nun ve benzeri birçok kanunun idari para cezaları hakkındaki düzenlemelerinin ve en önemlisi 5349 sayılı Yasa’nın değerlendirme dışı tutulduğunun anlaşıldığı, bahsi geçen bu yasalardan 5403 sayılı Yasa’nın 22. maddesinde ve Bankacılık Kanunu’nun 128. maddesinde, Kabahatler Kanunu’na rağmen ve bu Kanundan sonra çıkarılmış olmalarına rağmen, aynı Kanun koyucu tarafından idari para cezalarına itiraz mercii olarak idari yargının işaret edildiği, anılan bu kanunlar dışında 1 Haziran 2005 tarihinden sonra çıkarılan ve idari para cezası hükümlerini içeren hukuk normlarında idari yargının itiraz mercii olarak tespit edildiğinin görüleceği, Kabahatler Kanunu’nun öncelikle idare hukuku alanındaki bir düzenleme olmayıp, tamamen ceza hukuku alanında yapılan reform hareketleri çerçevesinde çıkarılmış bir yasa olduğu, Yasaya bu mantıkla yaklaşılması gerektiği ve Mahkemelerine göre Yasanın amacının ceza hukuku alanı ile ilgili dağınıklığı düzenlemek olduğu, yoksa Anayasa Mahkemesi’nin idari para cezaları ile ilgili son zamanlarda verdiği yargı yolu uyuşmazlığına ilişkin kararlar ve 1 Haziran 2005 tarihinden sonra idari yargının görevlendirildiği yasalara rağmen, yıllardır süre gelen idari işlemlerden kaynaklı tüm para cezalarına itiraz mercii olarak bir ceza mahkemesi olan sulh ceza mahkemelerini görevli kılmak olamayacağı, aksi durumda, Kabahatler Kanunu’nun 2-3 maddesini bu denli ve idari yargı alanını da kapsayacak biçimde geniş yorumlama yoluna gidilirse, 1 Haziran'dan sonra yani Kabahatler Kanunu’ndan sonra yasalaşıp yürürlüğe giren yukarıda belirtilen 5403 sayılı Yasa’nın 22. maddesindeki açık düzenlemeye rağmen, adli yargının görevli denilebileceği ya da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulu’nun 500.000 YTL tutarının altındaki cezalarına da itiraz mercii olarak sulh ceza mahkemelerinin öngörülmesinin olasılık dahilinde bulunduğu, idari para cezasının genellikle idarenin yaptığı bir işlem yada bazen aldığı bir karardan kaynaklı olabildiği, idarenin yaptığı işlemin hukuka uygunluğunu denetlemenin halen idari yargının görevinde bulunduğu, ancak bu işlemden sonra ve bu işleme dayalı olarak verilen bir idari para cezası olduğu takdirde, bunun yargısal denetiminin adli yargıda olacağı, bu durumun ise, ciddi bir kaosa yol açacağı, zira, adli yargıda idari para cezasının itirazına yönelik yapılan inceleme sırasında, cezaya dayanak olan işlemin hukuka uygunluğunu denetlemenin de çoğunlukla gerekeceği, bu durumda, işlemin hukuka uygunluğu yönünde denetim yapmak açısından idari yargıya, cezanın doğruluğu açısından ise, adli yargıya başvurmak gerekeceği gibi fiilen kişilerin en kısa sürede yargısal denetimi sağlama haklarının ihlaline yol açabilecek ve belki de AİHS 6. maddesi kapsamında uzun süren yargılama süreçlerine neden olabilecek uygulamaların başlatılma olasılığı ile karşı karşıya kalınabileceği, Kanun koyucunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. ve 3. maddeleri ile düzenlemeye çalıştığı alanın öncesinde bile idari yargının görevinde olan bir hususu adli yargının görevine dahil etmek olamayacağı, Anayasa Mahkemesi’nin, Anayasa çerçevesinde, idari para cezalarının yargı yolunu düzenleyen bazı yasa hükümlerini, Kabahatler Kanunu yok iken dahi, Anayasaya aykırı bulmasının idarenin tüm eylem ve işlemlerinin idari yargının denetimine tabi olması yönündeki Anayasal ilkenin sonucu olsa gerektiği, Yasa koyucunun da aksi yönde biriradesinin olmadığı, bu iradesini 5326 sayılı Yasa’dan sonra yasalaşan yasalarda belirttiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖRile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyaüzerinde2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Sulh Ceza Mahkemesi dosyasından, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından, Başkanlığımızca, 28.7.2006 gün ve E:2006/224 sayılı yazı ile, Antalya 2. İdare Mahkemesi’nden, 29.9.2005 gün ve E:2005/1091; K:2005/1504 sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin gönderilmesinin istenilmesi üzerine, adı geçen Mahkemece gönderilen 10.4.2007 gün ve E:2005/1091, K:2005/1504 sayılı yazıda, söz konusu kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay Altıncı Dairesi’nin 30.1.2007 gün ve E:2006/713, K:2007/423 sayılı kararıyla bozulduğu bildirilmiştir.

Bu durumda, görev uyuşmazlığına konu edilen Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/225

KARAR NO: 2007/62

KARAR TR : 7.5.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : Kamer Antalya Kaleiçi Turizm İşletmeleri ve Yatırım A.Ş.

Vekili: Av.Ö.Ö.

Davalı: Muratpaşa Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. S.Ö.

O L A Y: Antalya Muratpaşa Belediyesi Encümeni’nin 7.7.2005 gün ve 925 sayılı işlemi ile, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen idari para cezası nedeniyle Muratpaşa Belediyesi’nce davacı adına 20.7.2005 gün ve 18 sayılı ceza ihbarnamesi düzenlenmiştir.

Davacı vekili, söz konusu ihbarnamenin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 28.9.2005 gün ve E:2005/1092, K:2005/1495 sayı ile, davanın, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesine göre imar para cezası verilmesine ilişkin 20.07.2005 gün ve 18 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açıldığı, uyuşmazlık hakkında görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, kabahatler ve kabahatlere uygulanacak yaptırımların, 765 sayılı eski Ceza Kanunu’ndan farklı bir anlayışla 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme dışı bırakıldığı ve yeni Türk Ceza Kanunu ile eş zamanlı olarak yeni bir Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe konulduğu, ancak, özel hükümlerinde eski Ceza Kanununda sayılan kabahatler büyük oranda korunmuş olmakta birlikte yürürlüğe giren bu Kabahatler Kanunu’nun 765 sayılı Yasa’da yer alan hükümlerden farklı olarak yeni bir amaç ve kapsam taşıdığı, Kabahatler Kanunu’nun, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden ve Kanunun gerekçesi ile TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz ederek, aksi yöndeki bir düşüncenin, Kabahatler Kanunu’nu sadece bu Kanunun "Çeşitli Kabahatler" başlıklı ikinci kısmında yer alan ve büyük oranda eski Ceza Kanununda sayılan kabahatlerden oluşan toplam 12 çeşit kabahatle sınırlı olduğu sonucunu doğuracağı, bunun, Kanunun genel hükümlerinde yer alan maddelerle getirilen sistematiğine uygun düşmeyeceği ve özellikle Kanunun yukarıda yer verilen 3. maddesinin birinci fıkrasını, geçici 2 nci ve 3 üncü maddelerini uygulama alanı olmayan gereksiz maddeler durumuna düşüreceğinin açık olduğu, Yasa koyucunun bu tür bir sonucu öngördüğünün söylenemeyeceği, bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarıca verilen para cezasına karşı açılan davada görevli yargı yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 30.11.2005 gün ve Müteferrik E:2005/81, Müteferrik K:2005/81 sayı ile, itiraz eden vekilinin, peyzaj projesine aykırı uygulama yapılmasından dolayı Belediye Encümeninin İmar Kanunu’nun 32. maddesine göre yıkım ve 42. maddesine göre vermiş olduğu idari para cezasının iptalini talep ettiği, Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin 2005/1092 Esas, 2005/1495 Karar sayılı ilamıyla, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27 ve devamı maddeleri gereğince itiraz ve iptal davalarının sulh ceza mahkemesinde olması nedeniyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve dosyanın başvuru üzerine Mahkemelerine gönderildiği, 3194 sayılı İmar Kanunu’na dayalı olarak yıkım ve idari para cezaları konusunda Anayasa Mahkemesi’nin itiraz mercii olarak sulh ceza mahkemesini gösteren hükmünü iptal etmesi nedeniyle yıkım kararı ve idari para cezalarına itiraz mercii olarak, idari işlemlerin denetlenmesi ve yapılan işlemlere itiraz davalarının idari yargı mahkemelerine gönderildiği ve bu hususta yetki ve görevin idare mahkemelerinde olduğunun yerleşmiş içtihatlarla sabit bulunduğu, İmar Kanunu’ndan sonra yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun kabahatler ile ilgili düzenleme yaparak 27,28,29. maddeleri gereğince idari para cezalarına tebliğinden itibaren 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine ve bu mahkemenin itiraz üzerine verdiği karara da 7 gün içinde ağır ceza mahkemesine itiraz yolunu düzenlediği, daha önceden 765 sayılı Kanun’da ve özel kanunlarda bulunan kabahat türünden suçların mahkemelerde yargılanmasına karşın 5237 sayılı TCK yürürlüğe girdikten sonra bu nevi suç teşkil etmeyen kabahatlerin düzenleme yoluna gidildiği ve bazı kabahatlerin Kabahatler Yasası’nda açıkça belirtilmek ve yine özel kanunlardaki hafif hapis, hafif para cezası gerektiren düzenlemelerde kabahat kabul edilerek bunların uygulanmasına Cumhuriyet savcıları yetkili kılındığı, bunun dışında da özel yetki ile devlet memurlarının yetkili kılındığı ve bunlar dışında mahkemelerde olan ihtilaflarda da mahkemelerin Kabahatler Kanunu gereğince karar verme yetkisinin düzenlendiği ve bunlara itiraz yolu olarak da sulh ceza ve 2. dereceli itiraz mercii olarak da ağır ceza mahkemelerinin düzenlendiği, genel yetki ve görev kuralları açık hüküm getirmedikçe özel yetki ve görevi kaldırmayacağı ve dava konusu olan idari para cezasına itiraz mercii olarak idare mahkemesini görevli kıldığı, Kabahatler Yasası’nın yeni düzenlemelerle kabahate çevrilen hafif hapis ve hafif para cezalarını kapsadığı, daha önceden idari para cezası olarak öngörülen ve idari işlemlerden doğan uygulamaları kapsamadığının ortada olduğu, Kabahatler Yasası’ndan sonra kanun koyucunun çıkan bir çok yasada idari para cezasına itirazları idare mahkemesini yetkili kılarak bu düşüncesini ortaya koyduğu gibi Kabahatler Yasası’nın Kabahatler Kanunu’ndan kaynaklanmayan idari kapatma, ruhsat işlemleri ve iptali ve bunlara dayalı idari para cezalarını kapsamadığı yönünde olduğu, Kabahatler Yasası’na göre Cumhuriyet savcılıklarının yetkili kılındığı nazara alındığında, diğer özel kanundan doğan eylemlerde de C. savcısının idari para cezası kesmeye yetkili olduğu gibi bir düşüncenin ortaya çıkacağı, bu konuda kanun koyucunun bu şekilde düşünmediğinin aşikar bulunduğu, bu gerekçeler doğrultusunda yukarıda belirtilen idari para cezasının da Mahkemelerinin inceleyebileceği kararlardan olmadığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 28/b maddesi gereğince Mahkemelerinin görevsiz olması nedeniyle itiraz edenin başvurusunun reddine, Mahkemelerince verilen görevsizlik nedeniyle itiraz edenin başvurusuna ilişkin karar kesinleştiğinde aynı konuda idare mahkemesince verilen görevsizlik kararı da kesinleşmiş olduğundan her iki mahkeme arasında yargı yolu uyuşmazlığı şeklinde görev uyuşmazlığı oluşacağından görevli ve yetkili yargı yolu ve mahkemesinin belirlenmesi ve uyuşmazlığın giderilmesi için dosyanın karar kesinleştiğinde Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Sulh Ceza Mahkemesi dava dosyası, davacı vekilinin, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemli dilekçesi ile birlikte Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;

Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖRile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Sulh Ceza Mahkemesi dosyasından, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından, Başkanlığımızca, 28.7.2006 gün ve E:2006/225 sayılı yazı ile, Antalya 2. İdare Mahkemesi’nden, 28.9.2005 gün ve E:2005/1092; K:2005/1495 sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin gönderilmesinin istenilmesi üzerine, adı geçen Mahkemece gönderilen 10.4.2007 gün ve E:2005/1092, K:2005/1495 sayılı yazıda, söz konusu kararın davacı tarafından temyiz edildiği, dolayısıyla kesinleşmediği bildirilmiştir.

Bu durumda, görev uyuşmazlığına konu edilen Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/231

KARAR NO: 2007/9

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 992 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : S.N.B.

Vekili: Av. M.K.

Davalı: Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü

O L A Y: Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü Tıp Meslekleri ve Özel Tanı-Tedavi Merkezleri Şube Müdürlüğü’nün 9.2.2006 gün ve 3144 sayılı işlemi ile, 992 sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca davacının sahibi olduğu özel sağlık kuruluşu adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu para cezasının yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ ; 8.3.2006 gün ve E: 2006/533; K:2006/535 sayı ile, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2,3,16 ve 27. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılabildiği, buna göre, davalı Kurumca, davacı adına idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali isteğiyle 27.2.2006 tarihinde Mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçe ile bakılan dava açılmış ise de; yukarıya alınan Yasa hükümleri uyarınca, 4447 sayılı Yasa hükümlerine göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda sulh ceza mahkemelerinin görevli bulunması karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 22.5.2006 gün ve 2006/579 Müt. sayı ile, muteriz vekili, Ankara Valiliği İl SağlıkMüdürlüğü’nün 992 sayılı Yasa uyarınca müvekkili hakkında idari para cezası düzenlendiğini, itirazen kaldırılmasını talep ettiği, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın genel bir Yasa olduğu, 3. maddesi, bu Yasanın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağını öngörmüş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, 992 sayılı Yasa’nın 10. maddesi, Yasa uyarınca düzenlenen idari para cezalarına karşı 7 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kuralını getirdiği, 992 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını gösterir kural bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça, idari yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 992 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

19.3.1927 gün ve 992 sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu’nun 1. maddesinde, “Muayyen ücret mukabilinde veya meccanen sariri taharriyat ve tahlilat yapılan veya masli teamüller aranılan umuma mahsus bakteriyoloji ve kimya laboratuvarları, yapılacak tahlilat ve taharriyatın cinsine göre ihtisas vesikasına malik ve Türkiye'de icrayı sanata mezun tabip, baytar, eczacı veya kimyagerler tarafından Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekaletinin müsaadesi istihsal edilmek suretiyle açılır” denilmiş; 24.4.2003 gün ve 4854 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik 10. maddesinde, “Fenne uygun tahliller yerine getirilmediği ve beyannamesinde belirtilen hükümlere uymadığı veya bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca düzenlenen yönetmeliğe aykırı hareket ettiği belirlenenlere yediyüzellimilyon lira idarî para cezası verilir. Eylemin tekrarı hâlinde birmilyar lira idarî para cezası alınmakla beraber lâboratuvarı bir ay süreyle o yerin en büyük mülkî amiri tarafından kapatılır; eylemin ikiden fazla tekrarı hâlinde birmilyarbeşyüzmilyon lira idarî para cezası verilmekle birlikte ruhsatnamesi o yerin en büyük mülkî amiri tarafından geri alınır.

Birinci fıkrada ve 9 uncu maddede yazılı para cezalarıyla 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki kapatma kararı hariç diğer kapatma, ruhsatnamenin geri alınması işlemlerine ilişkin kararlar, o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur” hükmü yer almıştır.

992 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3.maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 992 sayılı Yasa’nın 10. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idariyargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7. İdare Mahkemesi’nce verilen 08.03.2006 gün ve E:2006/533, K:2006/535 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/234

KARAR NO: 2006/269

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Belediye encümenince 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun ve 1608 sayılı Yasa’ya göre verilen idari para cezası ile 10 gün işyeri kapatma cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Horoz Lojistik Kargo Hizmetleri Ticaret A.Ş

Vekilleri: Av. M.O.G. - Av. M.A.

Davalı: Sarımazı Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. S.D.

O L A Y: Sarımazı Belediyesi Encümeni’nin 7.10.2003 gün ve 11 sayılı kararı ile, hafta sonu ve tatil günlerinde çalışma ruhsatı bulunmadığı halde tatil gününde faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğinden bahisle 1608 sayılı Yasa, 394 sayılı Haftasonu ve Tatil Günlerinde Çalışma Kanunu ve 1580 sayılı Belediye Yasası’nın diğer ilgili Yasalarına istinaden davacıya idari para cezası ile birlikte 10 gün işyeri kapatma cezası verilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu Encümen kararının tebliği üzerine adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

CEYHAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 22.10.2003 gün ve E:2003/443 D.İş sayı ile, itiraz eden vekilinin, Ceyhan Sarımazı Kasabası Belediye Encümeni’nin 08.10.2003 gün ve 334 sayılı kararı ile şirketin işyeri hakkında 10 gün kapatma cezası verildiği, bu kararın haksız olduğundan iptali ve tedbiren de infazının durdurulması yolunda itirazda bulunduğu, davacı iddiası ve dilekçesindeki davalı idareye ait Encümen kararı içeriğinden, davalı idarenin aldığı kararın idari tasarruf ve eylemi olması nedeniyle, idarenin bu eylem ve tasarruflarına karşı yapılan itirazın idari yargıda görülmesi gereken davalardan olduğu, iş bu itirazın da Adana İdare Mahkemesi’nin görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, Encümen kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ; 22.6.2004 gün ve E:2003/1156; K:2004/864 sayı ile, davanın, Adana İli, Ceyhan İlçesi, Sarımazı Beldesi, Toros Mahallesi, Toros Gübre Fabrikası karşısında bulunan davacı şirkete ait işyerinin hafta sonu ve tatil günlerinde çalışma ruhsatı bulunmadığı nedeniyle 1608 sayılı Yasa’ya, 394 sayılı Hafta Sonu ve Tatil Günlerinde Çalışma Kanunu'na ve 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun ilgili maddelerine istinaden 86.700.000.-lira para cezası ve 10 gün süre ile kapatma cezası verilmesine ilişkin 7.10.2003 günlü, 11 sayılı Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı, 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun'un 2575 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesinde, ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabileceği, itiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirileceğinin hükme bağlandığı, 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 10. maddesinde ise, "İşbu kanunun ahkamına muhalefet eden dükkan ve mağaza ve müessese sahip veya müdürlerinden beş liradan beş yüz liraya kadar cezayınakdi alınır ve müessese sahipleri malen mesuldürler. Sulh mahkemeleri işbu eşhasın muhakemelerini müstacelen icraya ve esbabı kanuniye olmadıkça nihayet bir hafta zarfında intaca mecburdurlar. Verilen kararlar ancak kabili temyizdir." hükmünün mevcut olduğu, anılan Yasa'da sözü edilen "mahsus hakim" ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin amaçlandığı anlaşılmakta olup, şifahi itirazları da kabul ederek inceleyebileceği ve gerektiğinde itiraz edeni çağırıp dinleyebileceği belirtilen mahsus hakimin, yazılı yargılama usulünü uygulayan idare mahkemesi olarak anlaşılmasına olanak bulunmadığı, öte yandan, Yasa'da, mahsus hakimin bulunmadığı yerde sulh hakimliğine başvurulacağına işaret edilmiş olması karşısında, bu tür cezalara karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği, yine Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, bu maddede yazılı para cezalarının 1608 sayılı Kanun’a göre verilip tahsil olunacağı belirtildiğinden, bu cezaların görüm ve çözümünün de adli yargının görevine girdiği, olayda, dava konusu işlemle 1608 ve 394 sayılı Kanunlar uyarınca verilen işyeri kapatma ve idari para cezasına itiraz edildiğinin görüldüğü, bu durumda, dava konusu işlemle verilen cezalara karşı açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY SEKİZİNCİ DAİRESİ’nin, 13.12.2005 gün ve E:2004/5888; K:2005/5142 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Bunun üzerine, davacı vekili, yeniden söz konusu Encümen kararına karşı adliyargıdaitirazdabulunmuştur.

CEYHAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 29.3.2006 gün ve E:2006/126 D.İş sayı ile, işin esasını inceleyerek Encümen kararının iptaline karar vermiş; ancak, bu karar, CEYHAN AĞIR CEZA MAHKEMESİ’nin 17.4.2006 gün ve 2006/408 D.İş sayılı kararıyla, öncelikle olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesinin icap ettiği gerekçesiyle kaldırılmıştır.

CEYHAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 26.4.2006 gün ve 2006/126 D.İş sayı ile, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

Davacı vekili, Sulh Ceza Mahkemesine verdiği dilekçe ile, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine Sulh Ceza Mahkemesince Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 394 ve 1608 sayılı Yasalar uyarınca verilen para cezası ile 10 gün işyeri kapatma cezasınailişkin Encümen kararının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 9. maddesinde, “İşbu kanunun ahkamına muhalif olarak Pazar günleri açılan dükkan ve müessese, zabıta memurları tarafından kapattırılmakla beraber keyfiyeti mübeyyin bir zabıt varakası tanzim edilerek belediye başkanlığına tevdi olunur. Bu baptaki zabıt varakaları aksi sabit oluncaya kadar mamulünbih ve muteberdir.” ve 10.maddesinde, “İşbu Kanunun ahkamına muhalefet eden dükkan ve mağaza ve müessese sahip veya müdürlerinden seksenyedimilyon lira idarî para cezası alınır ve müessese sahipleri malen mesuldürler. Sulh mahkemeleri işbu eşhasın muhakemelerini müstacelen icraya ve esbabı kanuniye olmadıkça nihayet bir hafta zarfında intaca mecburdurlar. Verilen kararlar ancak kabili temyizdir” hükmü yer almıştır.

Öte yandan, Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil 15.5.1930 tarih ve1608 sayılı Kanun’un, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanun’la değişik 1. maddesi “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlereveyayapmayanlaraelliliraya kadar hafif para cezası tertibine üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men’e ve Türk Ceza Kanununun 536,538,557,559 ve 577. maddeleriyle 553.maddesinin birinci fıkrasında yazılı cezaları tayine belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere ayrılan belediyelerde bu cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri tayin ederler.”; 5.7.1934 tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesininbirincifıkrasında “Ceza kararlarına tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir. “ denilmekte; 6. maddesinde de itiraz üzerine tetkikatın evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesinin mecburi olduğu, hakimin izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve 7. madde ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz sonucunda hakim tarafından verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz edilemeyeceğine işaret edilmektedir.

Anılan Yasa ile, belediyeyi ilgilendiren yasal düzenlemelerin emrettiği fiilleri yapmayanlara veya yasakladığı fiilleri işleyenlere 1. maddede yazılı diğer cezaların yanı sıra üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men cezası verilmesi konusunda belediye encümeni yetkili kılınmış ve bu cezalara itiraz edilmesi üzerine uygulanacak usul ve esaslar özel olarak düzenlenmiş olup, uyuşmazlığa konu edilen davada görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için söz konusu itiraz yolunun açıklanması gerekmektedir.

1924 tarih ve 486 sayılı Yasa’da, belediye cezalarına karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı kabul edilmiş iken, bu Yasanın 6. ve 7. maddelerini tadil eden 1927 tarih ve 959 sayılı Yasa ile bu cezalara idare heyetleri önünde itiraz edilebilmesine olanak tanınmış iken, daha sonra yasa koyucu tarafından, idare heyetlerinin kuruluş, nitelik ve görevleri bakımından uygun görülmeyen bu uygulamadan vazgeçilerek, 1930 tarih ve 1608 sayılı Yasa ile, konuya daha uygun bir çözüm şekli getirmek amacıyla, itirazların öncelikle bir “mahsus hakim” tarafından, bulunmayan yerlerde ise, sulh hakimi tarafından incelenebilmesini olanaklı kılan bir düzenleme yapılmıştır.

Bu açıklamalara göre, Yasa’da sözü edilen “mahsus hakim” ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin amaçlandığı; ancak, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh hakimliğine başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında,bu tür cezalara karşı yapılan itirazıngörüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği açıktır.

Öte yandan; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz” denildiğinden, 2003 yılında idari yargı yerinde açılan davada, 5326 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmayacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, 394 ve 1608 sayılı Yasa’ya göre Belediye Encümenince verilen para cezası ile 10 gün işyeri kapatma cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ceyhan Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 22.10.2003 gün ve E:2003/443 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/241

KARAR NO: 2007/32

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Avukat olan davacının,takip ettiği bir dava dosyasını incelemek için gittiği İ.H.E. Komutanlığı Kışlasında, bir subay tarafından kendisine kötü muamele yapıldığı ve savunma görevine engel olunduğu iddiası ile adı geçen subayın yargılanıp cezalandırılması istemiyle, Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: S.Ö.

Davalı : Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y: Avukat olan davacı,29.09.2005 tarihinde vekaletini üstlendiği bir dava dosyasını incelemek üzere, İzmir Hava Eğitim Komutanlığı kışlasının nizamiyesine başvurduğunu, iki kart çıkararak Askeri Savcılığa ulaştığını, ancak dosyasının Adli Müşavirlikte olduğunun bildirildiğini, buraya gitmek için üçüncü kartın gerektiğinin söylenmesi üzerine, uygulamanın uygunsuzluğu sebebiyle karşı çıkınca, adının Yaşar Tınaz olduğunu sandığı subayın, hazır kıta kuvvetiyle kendisini zorla araca bindirerek ve enterne ederek kışla dışına çıkardığını, avukatlık hak ve yetkilerinin çiğnendiğini, maddi ve manevi olarak yıprandığını iddia ederek;adı geçen subay tarafından yapılan muamelenin soruşturularak cezalandırılması istemiyle, Milli Savunma Bakanlığına başvurmuş; isteminin cevap verilmemek suretiyle reddedilmesi üzerine,bu işlemin iptali istemiyle genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ;31.1.2006 gün ve E:2005/2531, K:2006/101 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddelerinden söz ederek, olayda, hakkında şikayette bulunulan kişinin asker kişi, olayın ise askeri hizmetten kaynaklanması karşısında, ilgili subay hakkında yapılan şikayet üzerine tesis edilen uyuşmazlık konusu işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevinde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istemle bu kez, 24.3.2006 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 4.5.2006 gün ve E:2006/636; K:2006/580 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; buna göre, davacı avukatın asker kişi olmadığı gibi, yargısal faaliyetlerin önlenmesi sebebiyle ilgililer ve/veya olay hakkında soruşturma emri verilmemesinin askeri hizmeti ilgilendiren bir yönünün bulunmadığı görülmekle, davanın görüm ve çözümünün genel idari yargının görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve askeri idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündegenel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davadagenel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, avukat olan davacının,takip ettiği bir dava dosyasını incelemek için gittiği İzmir Hava Eğitim Komutanlığında, bir subay tarafından kendisine kötü muamele yapıldığı ve savunma görevine engel olunduğu iddiası ile adı geçen subayın yargılanıp cezalandırılması istemiyle, Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimi yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğuna; ancak, askerlik yükümlüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağına işaret edilmiş, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında da aynı hükme yer verilmiştir.

Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için; dava konusu yönetsel işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve“askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Bakılan davada, sivil şahıs olan davacının hukuka aykırılık nedeniyle menfaatinin ihlal edilip edilmediğinin saptanması yanında, İzmir Hava Eğitim Komutanlığındaki uygulamanın askeri güvenlik kurallarıyla örtüşüp örtüşmediğive askeri gereklilik taşıyıp taşımadığınında irdeleneceği;hakkında soruşturma emri verilmeyensubayınasker kişi olması, olumsuz idari işlemin asker kişiye yönelmesi karşısında, dava konusu işlemin“asker kişiyi ilgilendirdiği” ve “askeri hizmete ilişkin olduğu”, nedenleriylebakılan davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce verilen görev­sizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenleAskeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi’nce verilen 4.5.2006 gün ve E:2006/636, K:2006/580 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde Üye Levent ÖZÇELİK’inKARŞI OYU VE OYÇOKLUĞUİLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

KARŞI OY

Anayasanın 157nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğanuyuşmazlıklarda ilgilin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, keza 1602 sayılı Askeri Yüksek İdareMahkemesi Kanununun 20 nci madde 1nci fıkrasında da aynı hükmün yer aldığı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi İçin dava konusu idari işlem veya eylemin "Asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin" olması şartlarının birlikte bulunmasının gerektiğinin ifade edildiği, yine 1602 sayılı Kanunun 20 nci madde 2 nci fıkrasında; Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevde bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların sayıldıkları görülmekte olup, buna göre bir davaya Askeri Yüksek idare Mahkemesinde bakılabilmesi için: 1) İdari işlemin bir asker kişinin göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması veya uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş bulunması, 2) Dava konusu idari işlemin ya da eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmesizorunlu bulunmaktadır.

İdari işlemin "askeri hizmete ilişkin bulunması”, işlemin kanun ve diğer yasal düzenlemelerin Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari işlemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay alarak tanımlamak olanaklıdır.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, mülki idareden çok farklı özellikleri olan askeri idareyle alakalı idari davalarda, yargısal denetimin ihtisas mahkemesinde yapılması ihtiyacı ile kurulmuştur. Bu itibarla bir idari davada Askeri Yüksek idare Mahkemesinin görevli olmasını gerektiren husus asker kişiler İçin özel bir mahkemeye ihtiyaç duyulması değil, Silahlı Kuvvetlerin farklı hiyerarşik düzene sahip kendisine özgü yapısı, umumi hukuk kurallarından farklı özellikleri esas alan uygulamaları ve gelenekleri olması nedeni ile farklılık arz eden askerlikle ilgili idari işlem ve eylemlerin, yargı denetiminde ihtisas sahibi bir yargı merciine ihtiyaç duyulmasıdır. Bu kapsamda Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğunun kabulü için dava konusu edilen işlem ve eylemlerin genel idari yargının görevli sayılmasını engelleyecek derecede ihtisasa konu olması ve dava konusu işlem ya da eylemi yapan kişinin askeri kişi olması veya davacının asker kişi olması gerekmektedir.

İdari eylemin "asker kişiyi ilgilendirmesi", açılan bir iptal davasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin davaya bakabilmesinin diğer koşuludur.

1602 sayılı Yasanın yukarıda da ifade edilen 20 nci maddesinde; Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sicil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Açıklamalar çerçevesinde yapılan değerlendirmede;

Dava konusu olayda menfaati ihlâl edilen ve İzmir Barosuna kayıtlı bir avukat olan davacının asker kişi olmadığı açıktır. Bu itibarla dava konusu işlem bakımından 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" şartının bulunmadığı, dolayısıyla davada Askeri Yüksek idare Mahkemesinin görevli olmadığı ve davanın çözümünde de Genel İdari Yargının görevli olduğu değerlendirilmesiyle Ankara 1 inci İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerektiği sonucuna ulaştığımdan sayın çoğunluğun kararına iştirak edemedim.

ÜYE

Levent ÖZÇELİK

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/243

ARAR NO: 2006/233

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Kurum alacağının personelden hükmen tahsiline yönelik bulunan davanın,özel hukuk hükümlerine ggöre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğü

Vekillleri: Av. R.E., Av.İ.Y.

Davalı: A.A.

Vekili: Av. M.K.Ş.

O L A Y: Petkim’de İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabikapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, talebi üzerine 4046 Sayılı Özelleştirme Kanunu’nun 22. maddesi uyarıncaMTA Genel Müdürlüğüne atanan davalı Ayla Acara;davacı kuruluşta geçen hizmet süresine ait kıdem tazminatının ödenmesini istemiş, kurum tarafından adı geçenin banka hesabına 6.6.2003 tarihinde 29.555,30YTLyatırılmıştır.

Davacı PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğü vekilince; ödenmemesi gerektiği halde davalıya sehven ödenen 29.555,30YTLkıdem tazminatının, ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle 21.10.2003 tarihinde adli yargı yerinde alacak davası açılmıştır.

KARŞIYAKA 2. İŞ MAHKEMESİ; 20.10.2005 gün ve E:2005/1503, K:2005/307 sayı ile, Davacı vekilinin dilekçesiyle; davalının müvekkili kurumda kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken 26.11.2002 tarihli dilekçe ile; 4046 S.Y. nın 22. maddesi uyarınca Ankara içinde başka bir kuruluşa naklini talep etmesi üzerine MTA Genel Müdürlüğüne atandığını, Petkim de geçen hizmet süresine ait kıdem tazminatının ödenmesini talep etmesi üzerine müvekkili tarafından 29.553.307.000.- TL net kıdem tazminatının davalı hesabına yatırıldığını, daha sonra davalının kendi isteği ile kıdem tazminatı almasının mümkün olamayacağından bahisle sehven ödendiğini beyan ettiği, kıdem tazminatının faizi ile davalıdantahsilini talep ve dava ettiği; yapılan yargılama ve toplanan değiller uyarınca 21.5.2004 tarih, 2003/608 esas, 2004/180 karar sayılı dosya ile davanın reddine karar verildiği, davacı tarafça yapılan temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2004/22470 esas, 2005/16132 sayılı kararı ile Uyuşmazlık Mahkemesinin 22.01.1996 gün 1995/1 esas ve 1996/1 ilke kararı uyarınca uyuşmazlığın çözümlerinin idari yargı olduğundan bahisle bozulduğunun görüldüğü, bozma ilamına uyulduğu, davacı şirketin özelleştirme kapsamında bulunduğu davalının da kapsım dışı personel statüsünde çalıştığı, bu durumda kapsam dışı personel uyuşmazlıklarında idare mahkemelerinin görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesinin 22.01.1996 tarih 1995/1 esas, 1996/1 karar sayılı ilke kararıyla belli olmakla uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi gerekeceğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13.12.2005 günlü, E:2005/35688; K:2005/39378 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.

Bunun üzerine PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğü vekillerince, aynı istemle, Ayla Acara’yakarşı, 13.4.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

İZMİR 4. İDARE MAHKEMESİ; 19.4.2006 gün ve E:2006/891 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde, “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları”nın idari dava türleri arasında sayıldığı, Yasa kuralından anlaşıldığı gibi, idare mahkemelerinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları etkilenenler tarafından tam yargı davalarının açılabildiği, bakılan davada, Pektim Petrokimya Holding A.Ş.’de, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa tabi kapsam dışı personel olarak çalışırken 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu uyarınca, başka bir kamu kurumuna nakledilen personele ödenen kıdem tazminatının geri alınması amacıyla bu davanın açıldığınıngörüldüğü, uyuşmazlığın idari eylem ve işlemden zarar görme olmayıp, idarenin bir çalışanına ödediği kıdem tazminatının geriye alınması olduğu, söz konusu geri alma işlemininidarenin bir kamu gücünü kullanmasına dayanmadığı; bu nedenle, davacı kurum ile davalı şahıs arasında meydana gelen uyuşmazlığın adli yargıda çözümlenmesi gerektiğinden, davanın görüm ve çözümününmahkemelerinin görevine girmediği; dosyanın incelenmesinden, aynı konuda Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde açılan davada, mahkemece 20.10.2005 gününde verilen ve kesinleşen E:2005/1503, K:2005/307 sayılı kararla, davanın idare mahkemesinin görevine girdiğinden dolayı görevsizlik kararı verildiğininanlaşıldığı;açıklanan nedenlerle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve yargılamanın bu konuda Yüksek Mahkemece karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare mahkemesince 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeöngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Petkim’de İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, talebi üzerine 4046 Sayılı Özelleştirme Kanunu’nun 22. maddesi uyarıncaMTA Genel Müdürlüğüne atanan davalı Ayla Acara’ya; sehven ödendiği iddia edilen kıdem tazminatına ilişkin alacağın, yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

PETKİM Petrokimya Holding A. Ş., 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi bir İktisadi Devlet Teşekkülü olup, 11/9/1987 tarih ve 87/12184 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıylaözelleştirilmesi kararlaştırılmış ancak özelleştirme süreci henüz sonuçlandırılmamıştır. Diğer taraftan, anılan KHK.'nin 2/2. maddesinde "Teşekkül”; sermayesinin tamamı Devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsü olarak tanımlanmıştır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Ayla Acara’nın daha önce, davacı kurumda kapsam dışı personel olarak çalıştığı ve bu konuda taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmadığı anlaşılmakta olup; Uyuşmazlık Mahkemesinin 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı İlke Kararı ile, özelleştirme kapsamında bulunan ya da bulunmayan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde sözleşmeli ya da kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların idari yargı yerinde çözümleneceği belirtilmiştir.

Ancak, anılan İlke Kararında sözü edilen anlaşmazlıklar ile, sözleşmeli ya da kapsam dışı personel tarafından idare aleyhine açılabilecek olan ve 2577 sayılı İ.Y.U.K.'nun 2/1. maddesinde sayılan iptal, tam yargı veya idari sözleşmelerden doğan idari davaların anlaşılması gerekmekte olup, kişiler aleyhine açılan davaların idari yargı yerinde görülüp çözümlenmesine hukuken olanak bulunmadığından, adli yargı yerinde PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğü vekilince Teşekkül eski personeli olan şahıs aleyhine açılmış bulunan davanın ilke kararında belirtilen anlaşmazlıklar kapsamında görülemeyeceği açıktır.

Bu durumda, ortada idarece kamu gücüne dayalı olarak ve idari usul ve esaslara göre re'sen ve tek yanlı biçimde tesis edilmiş bir işlem veya eylem bulunmadığı gibi, bu nitelikleri taşıyan işlem veya eylemden dolayı hak ve menfaati ihlâl edilenler tarafından idare aleyhine 2577 sayılı Yasa'nın 2/1. maddesinde sayılan idari davalardan birisi olarak açılmadığı anlaşılan davanın, salt personel ile Teşekkül arasındaki hukuki ilişkinin idare hukuku kurallarına tabi olduğundan hareketle, idari yargı yerinde çözümleneceği sonucuna ulaşmak imkansızdır.

Öte yandan, 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin düzenlenmesi (...) Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Teşebbüs Personelinin Yükümlülük ve Sorumlulukları" başlığını taşıyan 11/a. maddesinde, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel müdür, müessese müdürü, yönetim ve danışma kurulu veya yönetim komitesi üyeleri ile her çeşit personelinin, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs veya bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi bulundukları hükme bağlanmak suretiyle, kurum alacağının ilgili personelden idari usullerle değil adli yargı yerinde açılacak bir alacak davası yoluyla hükmen tahsil edilmesi yöntemi benimsenmiştir.

Belirtilen duruma göre, idari yargı yetkisine giren bir idari dava niteliğinde olmayan teşekkül alacağının tahsili için şahıs aleyhine açılan davanın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğünün açtığı davada; İzmir 4. İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Karşıyaka 2. İş Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 4. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Karşıyaka 2. İş Mahkemesi’nce verilen 20.10.2005 gün ve E:2005/1503, K:2005/307 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/244

KARAR NO: 2006/234

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Oğullarının, Topçu Çavuş olarak askerlik hizmetini yerine getirmekteyken öldürülmesinden dolayı, kendilerine vazife malullüğü aylığı bağlanması isteğinin reddineilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın; her iki yargı yerinde dava açıldığı tarihteki hukuki durum dikkate alınarak ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: K. ve B.C.

Vekili: Av. K.K.

Davalı: T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. T.S.

O L A Y: Oğulları Ayhan Canbaz’ın, Topçu Çavuş olarak askerlik hizmetini yerine getirmekteyken aynı birlikte görevli onbaşı tarafından görev nedeniyle çıkan tartışma sebebiyle 22.12.2001 günü vurularak öldürülmesi üzerine Davacılar; 29.5.2002 tarihinde Emekli Sandığı’ndan, kendilerine vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinde bulunmuştur.

İdarece davacılarabilgi mahiyetinde,21.6.2002 tarihinde tebliğ edilen yazıyla cevap verilmiş; davacılar vekili, bu yazıyı istemin reddi sayarak19.8.2002 tarihinde; “vazife malullüğü aylığı bağlanması yolundaki başvurularının reddine ilişkin işlemin iptali ve işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi kayıplarının yasal faizleriyle ödenmesi” istemiyle genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA7. İDARE MAHKEMESİ; 30.5.2003 gün ve E:2002/1587; K:2003/753 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, asker kişiyi ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan işlem ve eylemlerden doğan davaların Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde çözümlenmesinin gerektiği, dava konusu işlemde asker kişiyi ilgilendirme koşulunun gerçekleştiğinin açık olduğu;olayda davacıların, oğullarının şehit olduğunu ileri sürerek vazife malullüğü aylığı bağlanmasını talep ettiği ve talebin reddi üzerine bu işlemin iptali istemiyle dava açıldığından öncelikle ölüm olayının askerlik hizmeti sırasında ve bu hizmet nedeniyle meydana gelip gelmediğinin saptanması gerekmekte olup, gerek, davalı idarece işlem tesis edilirken, gerekse, bu işlemin yargısal denetiminde, askeri gereklerin, askeri usul ve yöntemin dikkate alınmasının gerekmesi karşısında davada idari işlemin askeri hizmete ilişkin bulunması koşulunun da gerçekleşmiş olması nedeniyle, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, aynı istekle bu kez, 3.9.2003 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 2.2.2006 gün veE:2003/276; K:2006/211 sayı ile, davacıların vekilinin; 03.09.2003 tarihinde AYİM’de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin oğlu Ayhan CANBAZ’ın askerlik hizmetini yapmakta iken aynı birlikte askerlik hizmetini yapan Onb. Mehmet İNEGÖLLÜ tarafından G-3 piyade tüfeği ile vurularak öldürüldüğünü, bundan dolayı müvekkillerine aylık bağlanması gerekir iken davalı idarece aksi yönde işlem tesis edildiğini belirterek, müvekkillerine aylık bağlanmaması işleminin iptali ile yoksun kalınan maddi kaybın yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ettikleri, dava ve emeklilik sicil dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; davacıların oğlu Ayhan CANBAZ’IN Tunceli / Pozat 51. İç Güv. Tug. Top. Tb. Kh. Ve Srv. K.lığı emrinde Topçu Çavuş rütbe ve statüsünde askerlik hizmetini yerine getirmekteyken aynı birlikte görevli Top. Onb. Mehmet İNEGÖLLÜ tarafından görev nedeniyle çıkan tartışma sebebiyle 22.12.2001 günü G-3 Piyade tüfeği ile kasten vurularak öldürüldüğü ve olay nedeniyle 8. Kor. K.lığı As. Mah. De açılan kamu davası sonucu anılan mahkemenin 24.3.2004 tarih ve E: 2004/46, K: 2004/109 sayılı kararı ile Mehmet İNEGÖLLÜ hakkında As. C.K.nın 91/3 maddesi uyarınca fiilen taaruz sonucu üstünü öldürmek suçundan dolayı neticeden 12 yıl 6 ay ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, bilahare davalı idare yönetim kurulunun 24.06.2004 tarih ve 437 sayılı kararı ile Ayhan CANBAZ hakkında vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına karar verildiğinin anlaşıldığı; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanması için işlemin konusuna bakılmasının icap ettiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğunun kabul edilmesi gerektiği, diğer bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, işlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durumun değişmediği, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği; olayda davacının oğlunun vazife malulü olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı,davalı Kurum tarafından davacıların oğlunun vazife malulü kabul edildiğinin savunmada açıkça belirtildiği, dava konusu uyuşmazlığın, davacılara oğullarının vazife maluliyetinden dolayı 5434 sayılı Kanunun 72 nci maddesi uyarınca aylık bağlanıp bağlanmayacağına ilişkin bulunduğu, Yasa hükmü uyarınca 65 yaşından küçük olan babanın ve evli olan annenin malul ve muhtaç olup olmadıkları ve dolayısıyla aylığa müstahak olup olmadıkları hususunun değerlendirilmesinde, askeri kural ve gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmediğinden, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bir yanının bulunmadığı, dava konusu uyuşmazlıkta askeri hizmete ilişkinlik şartı gerçekleşmediğinden davanın görüm ve çözümünün genel idari yargı yeri olduğu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olmadığı sonucuna ulaşıldığı, Uyuşmazlık Mahkemesinin 27.5.2002 tarih ve 2002/12-19 E.K., 10.10.2005 tarih ve 2005/50-72 E.K. ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3. Dairesinin 23.12.2004 tarih 2004/1528-1807 E.K. ve 27.1.2004 tarih ve 2004/470-103 E.K. sayılı kararlarının da aynı doğrultuda bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 25.5.2006 gün ve E:2006/763, K:2006/636 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre; İdare mahkemesinde açılan davada, mevcut davacılara ek olarak, ölenin kız kardeşi Nevgül Canbaz’ın da bulunduğu görülmekte ise de, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi’nde açılan davada yer almadığı, dolayısıylagenel ve askeri idari yargı yerleri arasındaanılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının Kayaali ve Bahriye Canbaz yönündendoğduğu ve askeri idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacılar vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Sonuç itibariyle, usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davadaAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların oğullarının, Topçu Çavuş olarak askerlik hizmetini yerine getirmekteyken öldürülmesinden dolayı, kendilerine vazife malullüğü aylığı bağlanması isteğinin reddineilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Gerek Anayasa’da gerekse 1602 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker kişinin dul ve yetimlerine yansıyan hak doğurucu uyuşmazlıklara AYİM’de bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.

Nitekim, bir asker kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak tesis edilen işlemlerde “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin desteğinden yoksun kalan aile bireyleri veyakanuni ya da akdi halefi tarafından açılan iptal davalarının görüm ve çözümünde AYİM’in görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.

Buna göre, askerlik görevini yaparken ölen oğullarından dolayı davacılara aylık bağlanması isteği üzerine tesis edilen dava konusu işlemde asker kişiyi ilgilendirme koşulunun gerçekleştiği kuşkusuzdur.

İşlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince; 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 12. maddesinin II/k. bendinde sayılan erlerin, vazife malûllükleri ile vazifeden doğma ölümleri halinde bu Kanunla tanınan haklardan faydalanacaklarına işaret edilmiş; 44. maddesinde, “ Her ne sebeple olursa olsun vücutlarında hâsıl olan ârızalar veya duçar oldukları tedavisi imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere ( Mâlûl) denir ve haklarında bu Kanunun mâlûllüğe ait hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmiş; 45. maddesinde dört bentde belirtilen hallerde vazife mâlûllüğünün doğacağı öngörülmüş ve bunlardan (a)bendine göre, 44. maddede yazılı mâlûllüğün, iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olması halinde buna “vazife mâlûllüğü” ve buna uğrayana da “vazife mâlûlü” denilmiş; 49. maddede ise, ilgililerin başvurularına ilişkin süreler düzenlenmiştir.

Öte yandan, aynı Kanunun 72. maddesinde; “ölen iştirakçilerin, iştirakçi bulunmayan dul ve muhtaç anaları ile iştirakçi olmayan ve ölüm tarihinde muhtaç ve (65) yaşını doldurmuş bulunan babalarına Sandığa müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır. Muhtaç babalardan çalışarak geçimini sağlayamayacak derecede malül olanlar için yaş kaydı aranmaz.” hükmü yer almıştır.

Dava dosyası incelendiğinde, davacıların askerlik hizmeti sırasında vefat eden oğullarından dolayı vazife malullüğü yetim aylığı bağlanması isteminin, idarece kesin bir biçimde reddedilmemesine karşın;davacılar vekilince, verilen cevap“istemin reddi sayılarak”19.8.2002 tarihinde genel idari yargıda; davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine yasal süre içerisinde ve aynı istemle, 3.9.2003 günündeAskeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açıldığı; yargılama esnasında devam eden yazışmaların sonucunda davalı idarenin 24.06.2004 tarihinde, davacıların oğullarının vefatının vazife malullüğü kapsamında olduğunu kabul ettiği;dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açıldığında, vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması hususunda idarenin bir kabul beyanı bulunmadığından, çözümü askeri hizmetle doğrudan ilgili olan uyuşmazlık hakkındaAYİM’nin görevli olacağı kuşkusuzdur.

İdari işlemlerin iptali istemiyle idare mahkemelerinde açılan davalarda, işlemin ilk tesis edildikleri andaki hukuki durum irdelenerek bir karara varılması esas olduğundan ve bakılan uyuşmazlıkta olduğu gibi; davalı idarenin, davanın görümü esnasında vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması yönünde karar alması davanın kısmen kabulü niteliğinde bulunduğundan,her iki yargı yerinde dava açıldığı tarihte, askerlik hizmetinin amacı ve askeri görev yerlerinin özellikleri göz önüne alınarak ölenin askeri yeterlik ve yetenekleri ile askeri geçmişinin de değerlendirilmesinin gerekeceği açıktır.

Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasanın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3. Dairesi’nin 2.2.2006 gün ve E:2003/276, K:2006/211 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/245

KARAR NO: 2006/235

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Askerlik görevini yapmakta iken sağlık raporunda belirtilen nedenle askerliğe elverişli bulunmayan davacının, vazife malulü sayılarak aylık bağlanması isteğinin Emekli Sandığınca reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M.B.

Vekili: Av.H.Ö.

Davalı: T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. A.Ö.

O L A Y: Davacı, Şanlıurfa- Viranşehir 20 nci Zırhlı Tugay 3 ncü Hudut Alayı 1 nci Hudut Tabur Komutanlığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken, Diyarbakır 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 15.07.2005 gün ve 2832 sayılı Sağlık Kurulu Raporu ile hakkında “Akciğer Tüberkülozu” tanısıyla “askerliğe elverişli değildir.” kararı verilmesi ve yetkili üst makamlarca onaylanması üzerine, 13.05.2005 tarihindeterhis edilmiştir.

Davacı vekili, müvekkiline vazife malulü aylığı bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun davalı idarece zımnenreddi üzerine; işlemin iptali ve aylık bağlanması istemiyle, 14.11.2005 tarihinde genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş; ayrıca verilen esas savunma dilekçesinde de; “…..ilgilinin avukatının 05.09.2005 tarihli dilekçesi vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinde bulunması üzerine hakkında Diyarbakır 600 yataklı Mevki Asker Hastanesince düzenlenen 15.07.2005 tarih ve 2832 sayılı rapor, Sandığımız Sağlık Kurulunda incelenerek 05.12.2005 tarih ve 3939 sayı ile

“1- Akciğer veremi yani tüberküloz bünyesel bir rahatsızlıktır. Bu hastalık hakkında GATA Komutanlığının 15 Temmuz 2003 tarih ve 9029-753-03/153 sayılı yazılarının 2., 3.,

4., maddelerinde de,

Ülkemiz koşullarında hemen hemen olguların tamamında tüberküloz basili çocukluk çağında alınmakla ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olan hastalıklar, açlık aşırı yorgunluk gibi fiziksel etmenler yoğun, psikolojik stres ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların kullanımı gibi pek çok olumsuz faktörlere bağlı olarak hastalık tekrar alevlenmekte (reaktivasyon tüberkülozu), çoğunlukta beyin, beyin zarları ve akciğerlerde hastalık tablolarına neden olmaktadır.

Tüberküloz, ülkemizde günümüz koşullarında gittikçe artan oranlarda karşılaşılan bir hastalıktır. Bu açıdan TSK’da görevli herhangi bir personel ile sivil hayatın içinde olan kişiler arasında risk açısından bir fark olmadığı değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak hastalığının oluşumunda askerlik görevinin neden ve etkisinin olmadığı (menfi) kanaatine varılmıştır.” Denilmektedir. Bu nedenle hastalığının oluşunda askerlik görevinin neden ve etkisinin bulunmadığına,

2- Karara itiraz halinde TSK, SYY’nin 5. bölüm 31. madde 9. bendi gereği AYİM’de açılacak dava ile mahkemece sevk edileceği GATA Komutanlığı Sağlık Kurulu tarafından düzenlenecek “Hastalığının oluşunda askerlik görevinin neden ve etkisi olduğuna” dair raporla kararımızın değişebileceğine” şeklinde karar verildiği ve ilgilinin avukatına hitaben yazılan 06.02.2006 tarih ve B.07.1.EMS.0.10.09.01/83.821.115 sayılı yazımız ile adı geçen hakkında 5434 sayılı kanunun vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağının bildirildiği,

Anlaşılmıştır.” hususlarına yer verilerek, ret işleminin gerekçesi açıklanmıştır.

ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ; 13.4.2006 gün ve E:2005/2205 sayı ile, 1602Yasa'nın 20. maddesine göre AYİM' in bir davaya bakabilmesi için idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği; olayda, davacının asker kişi olduğu kabul edilmesine karşın olay askeri hizmetin görülmesine ilişkin bulunmadığından davanın Mahkemenin görevine girdiği gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı idare vekilince, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, dava dosyası AYİM Başsavcılığına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddeleri hükümlerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin” asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “ askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; davacının asker kişi olduğu görülmekle birinci koşulun gerçekleştiğinde şüphe bulunmadığı; idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılmasının gerektiği; askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu; dava konusu olayda, askerlik görevi sırasında hakkında “Akciğer Tüberkülozu” tanısıyla “Askerliğe elverişli değildir” kararı verilmesi üzerine terhis edilen davacının davalı idareye vazife malulü aylığı bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali konusunda karar verilebilmesi için, davacının Askeri Hastane sağlık kurulu raporu ile tespit edilen maluliyetinin askerlik görevinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının değerlendirilerek uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi gerektiği, bu durumda, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğu sonucuna varıldığı, bu açıklamalara göre olayda Anayasanın 157 nci ve 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde öngörülen idari işlemin “askeri kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkeme görevli bulunduğugerekçesiyle,2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa'nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20.maddeleri hükümlerine göre, AYİM.’nin bir davaya bakabilmesi için idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; olayda, davacının vazife mâlûlü sayılıp sayılmaması konusunda yapılacak olan yargısal denetimde askerlik hizmetinin özellikleri, askeri kural ve gereklerin dikkate alınmasının gerekmediği, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmediği; açıklanan nedenlerle, AYİM Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı tarafından 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davadaAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, piyade er olarak askerlik görevini yapmakta iken sağlık raporunda belirtilen nedenle askerliğe elverişli bulunmayan davacının, vazife malulü sayılarak aylık bağlanması isteğinin Emekli Sandığınca reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Davacının 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.

5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 12. maddesinin II/k. bendinde sayılan erlerin, vazife malûllükleri ile vazifeden doğma ölümleri halinde bu Kanunla tanınan haklardan faydalanacaklarına işaret edilmiş; 44. maddesinde, “ Her ne sebeple olursa olsun vücutlarında hâsıl olan arızalar veya duçar oldukları tedavisi imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere ( Malûl) denir ve haklarında bu Kanunun malûllüğe ait hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmiş; 45. maddesinde dört bentde belirtilen hallerde vazife malûllüğünün doğacağı öngörülmüş ve bunlardan (a)bendine göre, 44. maddede yazılı malûllüğün, iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olması halinde buna “vazife malûllüğü” ve buna uğrayana da “vazife malûlü” denilmiş; 49. maddede ise, ilgililerin başvurularına ilişkin süreler düzenlenmiştir.

Olayda, davacının, piyade er olarak askerlik görevini yapmakta iken,rahatsızlandığı, sağlık raporunda bulgularına göre, askerliğe elverişli olmadığına karar verilerek terhis edildiği, yapılan başvuru üzerine olayı değerlendiren Emekli Sandığı Yönetim Kurulunca, davacıya vazife malûllüğü aylığı bağlanamayacağına karar verildiği anlaşılmıştır.

Dava dilekçesinde, davacının askerliğe elverişli olmaması sonucunu doğuran sağlık sorununun, askerlik görevinden kaynaklandığı ileri sürülmekte olup, vazife malûlü olup olmadığının saptanmasında, tıbbi bulgu ve değerlendirmelerin yanı sıra askerlik hizmetinin amacı ve askeri görev yerlerinin özellikleri göz önüne alınarak ilgilinin askeri yeterlik ve yetenekleri ile askeri geçmişinin de değerlendirilmesinin gerekeceği açıktır.

Bu durumda, davacının vazife malûlü sayılması için yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin, askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edildiğinin ve bu nedenle de askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü gerekir.

Belirtilen durumlara göre ve olayda Anayasanın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, AYİM Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ’nin görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 8. İdare Mahkemesi’nce verilen 13.4.2006 gün ve E:2005/2205 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/246

KARAR NO: 2006/236

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Görev sırasında ölen asker kişinin mirasçılarının 2330 ve 3713 sayılı Yasalara göre nakdi tazminat ödenmesi isteklerinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı:H. ve H.G.

Vekili:Av. Y.S.Ş.

Davalı:Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y: Davacıların müşterek oğulları P. Ütğm. Yılmaz GÜLHAN, Genelkurmay Özel Kuvvetler Hava Grup Komutanlığı emrinde görevli olarak gönderildiği OHAL Bölgesinden, görev dönüşü Ankara’ya gelmek için bindiği, Diyarbakır’dan kalkan Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığına ait CASA firması tarafından üretilen Hafif Nakliye uçağının, 16 Mayıs 2001 tarihinde MALATYA – Akçadağ – Güzyurdu Köyüne 2 km. mesafede düşmesi sonucu vefat etmiştir.

Davacılar, oğullarının ölüm olayının 2330 ve 3713 sayılı Yasalar kapsamındaki bir görev sırasında meydana geldiğini ileri sürerek, aylık bağlanmamasına ilişkin olarak Emekli Sandığı işlemine karşı açılan dava sonunda, ANKARA 3. İDARE MAHKEMESİ’nce, 27.6.2002 gün ve E:2001/1616, K:2002/1095 sayı ile, olayın terör eylemi sonucu meydana gelmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; temyiz incelemesindeDANIŞTAY ONBİRİNCİ DAİRESİ, 30.1.2003 gün ve E:2002/3971, K:2003/495 sayı ile; askeri görev sırasında terör eyleminin etkisiyle şehit olan oğlundan dolayı davacının 2330 ve 3713 sayılı Yasalarda tanınan haklardan yararlanması gerekirken,aksi yöndeki düşünceyle davayı reddeden Mahkeme kararını bozmuş; anılan Mahkemenin, ilk kararında ısrar etmesi üzerine; Danıştay İdari Dava Daireler Genel Kurulu, 1.4.2004 gün ve E:2003/774, K:2004/409 sayı ile; ısrar kararının, Danıştay Onbirinci Dairesi’nin bozma kararı doğrultusunda bozulmasına karar vermiş; Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bu karar uygulanmıştır.

Davacılar tarafından, Danıştay İdari Dava Daireler Genel Kurulu’nun yukarıda sözü edilen kararı ile oğullarının ölüm olayının 2330 ve 3713 sayılı Yasalar kapsamında olduğunun kesinleştiğinden bahisle, kendilerine nakdi tazminat ödenmesi istemiyle, 3.5.2005 günlü dilekçeyle davalı idareye başvuruda bulunulmuş ise de, idarece cevap verilmemiştir.

Davacılar vekilince, nakdi tazminat ödenmesi için yapılan başvurunun idarece cevap verilmeyerek reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle, 25.7.2005 gününde Mahkeme kaydına giren dilekçe ile, genel idari yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı idarece, birinci savunma dilekçesinde, davanın çözümünde AYİM’nin görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2006 gün ve E:2005/1440, sayı ile, Anayasanın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği,20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, olayda ise, davacının oğlunun ölümü nedeniyle 2330 sayılı Kanuna göre tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından asker kişi niteliği taşımayan ve askeri hizmetle ilgisi bulunmayan bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, dilekçe ve idari yargı dosyası sehven Mahkememize gönderilmiş;Mahkememizce dilekçe ve dosya AYİM Başsavcısına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başlıklı 157’nci maddesinde yer alan göreve ilişkin hükümlerini benzer bir biçimde tekrarlayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 ve 21’inci maddelerine göre uyuşmazlık konusunun Askeri İdari Yargı yerinde görülebilmesi için iki koşulun bir arada gerçekleşmesi gerektiği, “Asker kişiyi ilgilendirme” koşulundan davacının hizmette ya da görevden ayrılmış ve 1602 sayılı Kanunun 20’inci maddesinde sayılan asker kişilerden olması anlaşılabileceği gibi, işlemin “bir asker kişi gözetilerek” tesis edilmesi halinde de davacının bu asker kişiden hareketle menfaat ihlali iddiasında bulunan kişilerden (Örneğin; eşi, ana-babası çocukları vs.) olması halinde de söz konusu koşulun gerçekleştiğinin kabul edildiği, diğer koşulu ise davaya konu işlemin “askeri hizmete ilişkin” bulunması koşulunun oluşturduğu, Uyuşmazlık Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği, daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacıların müşterek oğulları olan P. Ütğm. Yılmaz GÜLHAN’ın, Genelkurmay Özel Kuvvetler Hava Grup Komutanlığı emrinde görevli olduğu, görevli olarak gönderildiği OHAL Bölgesinden görev dönüşü Ankara’ya gelmek için, Diyarbakır’dan kalkan Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığına ait CASA firması tarafından üretilen Hafif Nakliye uçağına bindiği, uçağın 16 Mayıs 2001 tarihinde saat 13.09 sıralarında MALATYA – Akçadağ – Güzyurdu Köyüne 2 km. mesafede bahçelik bir alanda yere çakılmak suretiyle düşmesi sonucu vefat ettiğinin anlaşıldığı, bu açıklamalara nazaran; P. Ütğm. Yılmaz GÜLHAN’ın asker kişi olduğu ve davacıların bu asker kişinin varisi olarak ona tebaan işbu davayı açtıkları, ölüm olayının da askerlik hizmetinin ifası sırasında görev dönüşü binilen askeri uçağın düşmesi sonucunda meydana gelmiş olduğu göz önüne alınarak“asker kişiyi ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin

olma “ şartlarının birlikte gerçekleşmiş olduğu ve bu itibarla davanın görüm ve çözümünde AYİM.’in görevli olduğu ve bu nedenle Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre, Danıştay Başsavcılığından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasanın 157. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde de söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, buna göre, idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının bir arada gerçekleşmesi halinde davanın AYİM’ de çözümlenmesinin gerektiği; olayda, terörle mücadele görevi sona erdikten sonra kıtasına dönerken ölen asker kişinin anne ve babası tarafından 2330 ve 3713 sayılı yasalar uyarınca nakdi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımni reddi üzerine açılan davada, işlemin yargısal denetiminde anılan yasalar çerçevesinde anne babanın tazminata hak kazanıp kazanmadıklarının değerlendirileceği tabi olup, bu haliyle işlemde 1602 sayılı Yasanın 20/1. maddesinde yer alan, asker kişiyi ilgilendirme ve askeri hizmete İlişkin olma koşullarının bulunduğundan söz edilemeyeceği, öte yandan, her ne kadar Uyuşmazlık Mahkemesinin, görev sırasında ölen asker kişinin mirasçılarının 2330 sayılı Yasa’ya göre nakdi tazminat verilmesi isteklerinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Askeri İdari Yargının görevli olduğu yolunda 17.11.2003 günlü, E: 2003/99, K: 2003/92 sayılı kararı var ise de, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 30. maddesinin son fıkrasında yer alan “Görev konusundaki ilke kararları; Uyuşmazlık Mahkemesini ve bütün yargı mercilerini, hüküm uyuşmazlıkları dolayısıyla verilecek esasa ilişkin ilke kararları ise yalnız Uyuşmazlık Mahkemesini bağlar.” hükmüne göre, yargı mercilerinin sözü edilen ilke kararları dışındaki Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına uymak zorunluluğunun bulunmadığı, bu durumda, 1602 sayılı Yasanın 20/1 maddesinde sayılı koşulların yer almadığı işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünün genel idari yargı yerinin görevinde bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre yapılan başvurunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine AYİM Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündegenel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun davada genel idari yargının; AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2330 ve 3713 sayılı Yasalara göre nakdi tazminat ödenmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Gerek Anayasa’da gerekse 1602 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker kişinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan dul ve yetimlerine yansıyan hak doğurucu uyuşmazlıklara AYİM’de bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.

Nitekim, askeri hizmetin yürütülmesi sırasında ölen bir asker kişinin, şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak tesis edilen işlemlerde “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun da gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin desteğinden yoksun kalan aile bireyleri veyakanuni ya da akdi halefi tarafından açılan iptal davalarının görüm ve çözümünde AYİM’in görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.

Bu açıklamalara göre, görevde bulunduğu sırada ölen asker kişi nedeniyle mirasçılarına nakdi tazminat verilip verilmeyeceğine ilişkin dava konusu işlemde asker kişiyi ilgilendirme koşulunun gerçekleştiği kuşkusuzdur.

İşlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1/1. maddesinde terör; baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemler olarak tanımlandığı; 21. maddesinde ise, memur ve kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen ve öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun Hükümlerinin uygulanacağı, ayrıca malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstahak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarının, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların terör nedeniyle öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli ikramiyesinden az olmayacağı,yaşamak için gereken hareketleri yapmayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödeneceği, bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemelerin, faturası karşılığının ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edileceği kuralının yer aldığı görülmektedir.

Bu yasal düzenlemelerden; memur ve kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederlerken terör eylemlerine muhatap olarak yaralanmaları, sakat kalmaları, ölmeleri veya öldürülmeleri halinde bunların 3713 sayılı Kanun kapsamında sayılmaları ve bu yasa ile tanınan haklardan yararlanmaları gerektiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle görevli olanların bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerini düzenleme amacı taşımakta; içgüvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki konularında görevlendirilen Silahlı Kuvvetler mensuplarını kapsamına almakta olup, bu Kanun kapsamına girenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına veya malül olanlara: 3. maddede tespit edilen miktarlarda nakdi tazminat ödenmesini ve ayrıca 4. maddede belirtilen şekilde ilgili sosyal güvenlik kurumlarının kendi mevzuatlarına göre görev malüllüğü aylığı bağlanmasını, 6. maddede, ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak emekli aylığının uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığı olduğunu,yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat ile bağlanmış bulunan aylıkların göz önünde tutulacağını, hüküm altına almaktadır.

Aynı Yasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Kanuna göre verilecek nakdi tazminatların ödenme şekli ile (...) ödenecek tazminatların tutarları ve bu Kanunla ilgili diğer hususlar (...) Bakanlar Kurulunca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.” hükmü uyarınca Bakanlar Kurulunun 25.11.1992 tarih ve 92/3809 sayılı kararıyla çıkarılan Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin değişik 1. maddesinde, bu Yönetmeliğin amacının: 2330, 2453, 2566, 2935, 2937, 3497 ve 3713 sayılı Kanunlarda belirtilen hallerde ölen, yaralanan ve sakat kalanlara, bu Kanunlara göre nakdi tazminat verilmesi, aylık bağlanması ve yapılacak diğer yardımların esas ve usullerinin düzenlenmesi olduğuna işaret edilmiş; değişik 2. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Yönetmelik;

a) İç güvenlik ve asayişin korunmasında, kaçakçılığın men, takip ve tahkikinde, güven ve

asayişi ihlâl eden eylemler nedeniyle yakalanan, gözaltına alınan, tutuklanan veya hükümlü bulunanların muayene ve tedavilerinde, kaçakçılığın men, takip ve tahkiki maksadıyla mayınlanmış sahaların temizlenmesinde, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 28. maddesinde belirtilen görev ve işlerin yerine getirilmesinde, Devlet istihbarat faaliyetlerinde, Devletin kara sınırlarının korunması ve güvenliliğinin sağlanmasında ve terörle mücadele faaliyetlerinde görevlendirilen;

(1)Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin,

(2) Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının,

(3) Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının,

(4) Çarşı, mahalle ve kır bekçilerinin,

(5) Orman memurları ve personeli ile gümrük muhafaza memurlarının,

(6) Sağlık personelinin

(...)

b)Ceza ve tutukevlerinin iç ve dış güvenliğini sağlamakla görevli bulunan personelin,

(...)

bu görev ve yardımlarından dolayı veya görev ve yardımları sona ermiş olsa bile yaptıkları bu görev ve yardımları nedeniyle ya da Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik saldırı sonucu, derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma ve hastalık sonucu ölmeleri halinde, 2330 sayılı Kanunda belirtilen hak sahiplerine verilecek tazminat ile dul ve yetimlerine bağlanacak aylıkların, sakat kalmaları halinde kendilerine verilecek nakdi tazminat ile bağlanacak aylığın, yaralanmaları halinde ise kendilerine verilecek nakdi tazminatın ve yapılacak öğrenim ve sağlık yardımının esaslarını kapsar.” denilmiştir.

Anılan Yönetmeliğin 13. maddesinde, bu Yönetmelikte belirtilen tazminatların ödenip ödenmemesi hususunun, ilgili bakanlık veya kurumca belirlenecek personel, maliye, hukuk ve sağlıkla görevli birim amirleriyle konu ile ilgili diğer yetkililerden oluşan bir komisyon tarafından inceleneceği öngörülmüş; tazminat tahakkukuna esas belgelerin neler olduğu 17. maddede sayılmış olup,

a)Yaralanmalarda :

1-Olayın cereyan tarzını ve yaralanmaya konu teşkil eden durumuaçıklayan ayrıntılıolay

tutanağı,

2- Yaralanma durumunu, araz bırakıp bırakmadığını, yaralının kaç gün iş ve gücünden geri kaldığını içeren, kurumlarınca sevk edildikleri Devlet, askeri, SSK veya üniversite hastanelerinden verilen kesin sağlık raporları veya sağlık kurulu raporları,

3-Görev emri(görev sözlü verilmiş ise yazı ile tevsik edilecek, yazılı ise emir sureti eklenecektir.)

b) Sakatlanmalarda : (a) fıkrasında belirtilen belgelere ek olarak, tam teşekküllü hastane sağlık kurulundan verilen ve ilgili sosyal güvenlik kurumunca sakatlık derecesi tespit edilmiş kesin rapor,

c) Ölüm halinde: (a) fıkrasında belirtilen belgelere ek olarak, ölü muayene ve otopsi tutanağı, vukuatlı nüfus kayıt örneği, veraset ilâmı,

d) Sonradan meydana gelen yaralanma, sakatlanma ve ölüm halinde: (a), (b) ve (c) fıkralarında belirtilen belgelere ek olarak,

1-Ölüm, yaralanma veya sakatlanmanın evvelce ifa edilen görevdendolayı meydana

geldiğini belgeleyen mahkeme ilamı,

2- Mahkeme ilamı alınmayan hallerde, savcılıklardan bu durumu açıklayan yazılı belge,

3- Yukarıdaki belgelerin temin edilememesi durumunda, olayla ilgili olduğunu gösteren ve ilgili kurumlarca hazırlanan yazılı belgeler,

4- Yaralanma veya sakatlanmalardan sonra meydana gelen ölümlerde, ölümün daha önce meydana gelen olay nedeniyle ortaya çıkan yaralanmaya veya sakatlanmaya bağlı olduğunu gösteren tam teşekkülü hastane sağlık kurulu kararının,

bulunması gerekli görülmüş; 19. maddede ise, bu Yönetmeliğin nakdi tazminat ödenmesi, aylık bağlanması, öğretim ve sağlık yardımları ile ilgili hükümlerinin, ölüm, sakatlanma ve yaralanmanın görevli kişinin kendi kastı sonucu meydana geldiğinin idarece saptanması halinde uygulanmayacağı öngörülmüştür.

Diğer taraftan 2629 sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç Ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanunu Ve 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 13. maddesinin (d) bendinde; Hangi meslek ve sınıftan olursa olsun; vazifeli olarak askeri uçak veya askeri maksatla kullanılan uçak ve denizaltıda bulunan askeri personel ile bir askeri hizmetin ifası için bu vasıtalarda bulunanlara, uçak veya denizaltıda bulundukları esnada veya paraşütle atlayış faaliyetlerinden şehit olmaları veya sakat kalmaları halinde bu Kanun hükümlerine göre tazminat ödeneceği,Kanunun 19. maddesinde ise; bu Kanun hükümlerine göre şehitlik veya sakatlık tazminatı alanların ayrıca 2330 sayılı Kanundan yararlanamayacakları belirtilmektedir.

Anılan yasal düzenlemelerden, bu düzenlemelerin öngördüğü nakdi tazminat ödenmesi ve aylık bağlanması haklarından yararlanacak bir asker kişi ya da yakınları bakımından, idari işlem veya eylemin yöneldiği asker kişinin, sözü edilen yasalar kapsamında bir görev ifa edip etmediğinin; yaralanması, sakatlanması veya ölümünün bu görev sırasında meydana gelen olaydan kaynaklanıp kaynaklanmadığının, ilgili idarece kurulan Nakdi Tazminat Komisyonunca incelenmesinin ve karara bağlanmasının gerektiği anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, yapılan başvuru üzerine Nakdi Tazminat Komisyonunca, davacıların yakını olan asker kişinin ölüm olayının;3713 sayılı Kanun kapsamında, terör eylemlerine muhatap kalınması sebebiyle ve 2330 sayılı Yasa kapsamında bir görevin ifası sırasında ya da bu görev nedeniyle meydana gelip gelmediği incelenirken veya olayda olduğu gibi, başvurunun zımnen reddi halinde bu işlemin yargısal denetimi sırasında, asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak bir değerlendirme yapılacak olması karşısında, olayda idari işlemin askeri hizmete ilişkin bulunması koşulu da gerçekleştiğinden, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde askeri idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı’nca 2247 sayılı Yasa’nın 10. ve 13.maddelerine göre yapılan başvurunun kabulü ile Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle AYİM BaşsavcısınınBAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 4. İdare Mahkemesi’nce verilen 2.3.2006 gün ve E:2005/1440 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/247

KARAR NO: 2006/237

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Sivil memur (aday) davacının, kurumlar arası naklen atanması yolundakiistemine, davalı idarece muvafakat verilmemesi işleminin iptali istemiyle açılan davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: F.Ç.

Davalı: Milli SavunmaBakanlığı

O L A Y: 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olarak MSB.lığı İç Tedarik D. Bşk.lığı İstihkam ve Ordu Donatım Malzemeleri Tedarik Şube Müdürlüğünde Tedarik Uzman Yardımcısı olarak görev yapmakta olan davacı;Türkiye İstatistik Kurumu Nevşehir Bölge Müdürlüğünde, İstatistik Uzman Yardımcısı kadrosuna atanmak için sınava katılarak başarılı olduğunu ifade ederek, atanması için talepte bulunmuştur.

Davacının talebi, 657 sayılı Kanunun 54 ncü maddesi 2 nci fıkrası, MSB.lığı Gn.kur. Bşk.lığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Yer Değiştirmek Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 2 nci bölüm 5 nci maddesi gereği ve yerine personel temininde zorluk çekilmesi gerekçeleri ile reddedilmiştir.

Davacı, yaptığı başvurunun reddine ilişkin 03.02.2006 tarih ve 1170 sayılı işlemin iptali istemiyle 10.2.2006gününde genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idarece, birinci savunma dilekçesinde, davanın çözümünde AYİM.’in görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ; 11.5.2006 gün ve E:2006/331, sayı ile, davadosyasının incelenmesinden; davacının Milli Savunma Bakanlığı İç Tedarik Daire Başkanlığı İstihdam ve Ordu Donatım Malzemeleri Şube Müdürlüğünde uzman yardımcısı olarak görev yapmakta iken, Türkiye İstatistik Kurumu Nevşehir Bölge Müdürlüğü istatistik uzman yardımcılığı sınavını kazandığından bahisle, muvafakat verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 03.02.2006 tarih ve 1170 sayılı işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, 1602 sayılı Yasadaki göreve ilişkin hüküm uyarınca, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılabilmesi için işlem ve eylemin asker kişileri ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin olması şartlarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, dava konusu uyuşmazlığın davacıya muvafakat verilmemesine ilişkin olduğu,asker kişiyi ilgilendirmekle birlikte askeri hizmete ilişkin bulunmadığı, bu durumda, idare hukuku alanına ilişkin olan, ancak askeri hizmete ilişkin bulunmaması nedeniyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görev alanına girmeyen uyuşmazlığın yargısal denetiminin, Mahkemelerinin görevine girdiği gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı idare vekilince, süresinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine; başvuru dilekçesiyle birlikte dava dosyası, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre AYİM’in bir davaya bakabilmesi için, dava konusu işleminasker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olarak MSB.lığı İç Tedarik D. Bşk.lığı İstihkam ve Ordu Donatım Malzemeleri Tedarik Şube Müdürlüğünde Tedarik Uzman Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Türkiye İstatistik Kurumu Nevşehir Bölge Müdürlüğünde İstatistik Uzman yardımcısı kadrosuna atanmak için sınava katılarak başarılı olduğu ve atanması için talepte bulunması üzerine talebinin, 657 sayılı Kanunun 54 ncü maddesi 2 nci fıkrası, MSB.lığı Gn.kur. Bşk.lığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Yer Değiştirmek suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 2 nci bölüm 5 nci maddesi gereği ve yerine personel temininde zorluk çekilmesi gerekçeleri ile reddedildiği, tesis edilen bu işlemin iptali istemi ile dava açıldığının anlaşıldığı; askeri hizmetin aksatılmadan yürütülmesi amacına yönelik personelin kadro miktarı ve görev özellikleri dikkate alınarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada “asker kişiyi ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin olma” şartlarının birlikte gerçekleştiği ve bu itibarla davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu; bu nedenle Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre, Danıştay Başsavcılığından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI;926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 1. maddesinin 2. fıkrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli sivil kişilerin kendi özel kanunlarına tabi olduklarının belirtildiği, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 1. maddesinde de, Kanunun kimleri kapsayacağı açıklanarak subay, astsubay, uzman çavuş ve uzman jandarmalar ile Emniyet Teşkilatı mensuplarının özel kanunları hükümlerine tabi oldukları vurgulanmış, aynı Kanunun 232. maddesinde ise, Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan memurlara Kanunun hangi maddelerinin uygulanmayacağının sıralandığı, buna göre, anılan Yasa hükümlerinde sayılanlar dışında kalanların (Milli Savunma Bakanlığında görevli sivil kişiler) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi oldukları,Anayasanın 157. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde de söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı,Milli Savunma Bakanlığında 657 sayılı Yasaya tabi sivil memur olarak görev yapan davacı, 1602 sayılı Yasanın 20/2 maddesi uyarınca asker kişi ise de, Türkiye İstatistik Kurumu İstatistik Uzman Yardımcılığı sınavını kazanması nedeniyle kurumlar arası atanma istemine olur verilmemesi işleminin, askeri hizmete ilişkin bir işlem olmadığı, dosyadaki Milli Savunma Bakanlığının 3.2.2006 günlü işleminin incelenmesinden, davacının İç Tedarik Daire Başkanlığında 25.7.2005 tarihinde aday memur olarak göreve başladığı, işlem tarihinde de aday memur olduğu ve adaylığının sona ermediğinin belirtilmiş olduğu, bu yazıdan da davacının askeri hizmet olarak tanımlanacak bir görevinin bulunmadığının açık olduğu; hal böyle olunca, Milli Savunma Bakanlığında 657 sayılı Yasa’ya tabi sivil memur olarak çalışan davacının, 1602 sayılı Yasanın 20/2 maddesi uyarınca asker kişi sayılsa da hakkında tesis edilen işlemin 20/1 maddede sözü edilen askeri hizmete ilişkin bulunmadığı; öte yandan, dava konusu işlemde, muvafakat verilmemesinin bir nedeni de, davacının yerine personel temininde zorluk çekilmesi olarak gösterilmiş ise de, bir görevle ilgili elemana duyulan ihtiyacın işlemin askeri hizmete ilişkin olduğunu gösteren bir kriter olmadığı gibi görevli yargı yerinin belirlenmesinde de esas alınamayacağı, bu durumda, dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmediği dikkate alındığında, davanın görüm ve çözümünün genel idari yargı yerinin görevinde bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre yapılan başvurunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine AYİM Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada genel idari yargının;AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, kurumlar arası naklen atamaya davalı idarece muvafakat verilmemesi işleminin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Anılan Yasa’nın değişik 21. maddesinin birinci fıkrasında “20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır.” denilmiştir.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Olayda; davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olarak Milli SavunmaBakanlığı İç Tedarik D. Bşk.lığı İstihkam ve Ordu Donatım Malzemeleri Tedarik Şube Müdürlüğünde Tedarik Uzman Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Türkiye İstatistik Kurumu Nevşehir Bölge Müdürlüğünde İstatistik Uzman Yardımcısı kadrosuna atanmak için sınava katılarak başarılı olduğu ve atanması için talepte bulunması üzerine talebinin, 657 sayılı Kanunun 54. maddesi 2. fıkrası, MSB.lığı Gn.kur. Bşk.lığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Yer Değiştirmek suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 2. bölüm 5. maddesi gereği ve yerine personel temininde zorluk çekilmesi gerekçeleri ile reddedildiği ve muvafakat verilmediği,tesis edilen bu işlemin iptali istemi ile dava açıldığı anlaşılmaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun“Adaylığa kabul edilme”başlıklı54. maddesinin ikinci fıkrasında;“Aday olarak atanmış Devlet memurunun adaylık süresi bir yıldan az iki yıldan çok olamaz ve bu süre içinde aday memurun başka kurumlara nakli yapılamaz.” hükmüne, MSB.lığı Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Yer Değiştirmek suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 5. maddesinde; “Bu yönetmelik kapsamındaki memurların atanma istekleri; birinci hizmet bölgesinde dört yıl,ikinci hizmet bölgesinde üç yıl, üçüncü hizmet bölgesinde ise iki yıllık zorunlu çalışma süreleri tamamlanmadan dikkate alınmaz”hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, davalı idarede Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olan davacının, 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan –sivil memur- asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.

Öte yandan, kurumlar arası naklen atanma isteği hakkında işlem tesis edilirken, idarece; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerini özellikleri ve hizmet gerekleri göz önüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır.

Belirtilen durumlara göre ve olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden,davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle AYİM BaşsavcısınınBAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 8. İdare Mahkemesi’nce verilen 11.5.2006 gün ve E:2006/331 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/248

KARAR NO: 2006/238

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Yerleşim yeri içerisindeki demiryolu hattında, yayalar için gerekli koruma önlemlerinin alınmadığı nedeniyle doğduğu ileri sürülen zararın idarece tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: K.A.ve Çocukları

Vekili: Av. N.Ö.

Davalı: TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. M.Ş.

O L A Y: 10.7.2004 tarihinde, Kocaeli İli Körfez İlçesi Hereke mevkiindeki rayların üzerinde yürüdüğü sırada, trenin çarpması sonucu meydana gelen kazada Mustafa Aydemirölmüştür.

Davacılar vekili, kazanın meydana geldiği yer yerleşim yeri içinde olmasına rağmen, davalı idarenin hiçbir önlem almadığı, tren yolunun etrafını kapatmayarak kusurlu davrandığı,bunun sonucunda kazanın meydana geldiğiniileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 490.000.- YTL manevi tazminat ödenmesi talebiyle TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine, 11.7.2005gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İşletme vekilince, birinci savunma dilekçesinde; olay nedeniyleyetkili ve uzman elemanlarca hazırlanan idari tahkikat raporu ile “Olayın müteveffa Mustafa AYDEMİR’in kusurlu davranışından meydana geldiği, kuruluşları ve personelinin herhangi bir kusurunun bulunmadığı”nın tespit edildiği,bu yüzden davadaki manevi tazminat talebinden taraflarının sorumlu olacağının düşünülemeyeceği, savunulmuş ve idarenin hizmet kusuru esasına dayanan davada idari yargının görevli olduğu öne sürülerek görev itirazında bulunulmuş; ayrıca, olayda trenin tehir etmesi nedeniyle idarenin uğradığı zarar karşılığı 2.261,00YL’nin tren tehir tazminatı olarak faiziyle birlikte davacılardan tahsiline hükmedilmesi istemiyle, karşı dava açılmıştır.

ANKARA16. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 9.2.2006 gün ve E: 2005/283 sayı ile, davalı vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı İşletme vekilince, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, dilekçe ve ekleri Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde belirtilen, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün, kamu hizmeti olan taşımacılık işini, tekel halinde yürüten bir kamu kurumu olduğu; kamu hizmeti yürütmekle yükümlü kılınan bir kamu kurumunun hizmeti yürütürkenkişilere verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin idari yargı yerlerine ait olduğu,uyuşmazlığın, davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün görevli olduğu kamu hizmetinin yürütülmesi esnasında meydana gelen olay sonucu duyulan elem ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin bulunduğu, bu durumda uyuşmazlığın görüm ve çözümü idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına hizmet kusuru esasına göre bakmakla görevli bulunan idari yargı yerlerine ait olduğundan Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, 233 sayılı KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmediği; Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı; buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması nedeniyle ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 2. maddesinde; Karayolları Trafik Kanunu’nun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise “Demiryolu geçidinin (hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçitlerdir, Kamu hizmeti taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün taşıtlardır, Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu” tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil edilmediğinin anlaşıldığı; keza anılan Yasa’nın 85,90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasa’da gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemiş ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmadığı; TCDD Ana Statüsü’ne, Yüksek Planlama Kurulu’nun 27.4.1992 gün 92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede, “Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol sayılacağı, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz konusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin kaldırılacağı, demiryolu üzerinde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğünün bulunduğunun belirtildiği; hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın, idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulünün düşünüldüğü; nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin 10.3.2003 gün, 2002/93 ve 2003/2 sayılı kararında da; hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi yolunda hüküm kurulduğu; açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/283 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME :Başvuru dilekçesi ve ekleri üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından TCDD İşletmesi aleyhine açılan dava yönünden Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, demiryolu üzerinden geçmekte/yürümekte olan kişinin, seyir halindeki trenin çarpması sonucunda ölmesi nedeniyle, eşi ve çocukları tarafından; duyulan üzüntü karşılığı manevi tazminatın davalı TCDD İşletmesinden tahsiline hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

28.10.1984tarihve18559sayılıResmiGazetedeyayımlanan,TürkiyeCumhuriyeti Devlet Demiryollarıİşletmesi Genel Müdürlüğü ( TCDD ) Ana Statüsü’nün “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “ Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındakiilişkileri ve ilgili diğerhususlarıdüzenlemektir...” hükmünü taşımakta;“Hukuki Bünye”başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir “ Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğunave 233 sayılı KHK. ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaretedilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.

Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılıKHK. ve Ana Statü ile özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj , su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Olayda, TCDD İşletmesinin, görevinde olan kamu hizmetini yürütmek üzere kurduğu demiryolu hattı boyunca gerekli koruma önlemlerini almadığı, kazanın meydana geldiği yer yerleşim yeri içinde olmasına rağmen, davalının tren yolunun etrafını kapatmayarak kusurlu davrandığınedeniylemanevi zarar doğduğu öne sürülmekte olup, zarar doğuran olayın trene biniş yada iniş veya trenle yolculuk sırasında meydana gelmemiş olması karşısında, taraflar arasında yolcu taşıma sözleşmesine dayalı bir hukuki ilişki bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Anayasa’nın 125. maddesininsonfıkrasında,idarenin kendi eylemve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda ve zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle, idarenin hizmet kusurunadayanılmışolmasıkarşısında;tekelniteliğindekamuhizmetiyürütenTCDD İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 9.2.2006 gün ve E:2005/283 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/249

KARAR NO: 2006/270

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: İçinde bulunduğu panzerin devrilmesi sonucu yaralanan davacının uğradığı zararın tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: V.H.

Vekili: Av. S.N.A.

Davalılar : 1) H.A.

2) İçişleri Bakanlığı

Vekili: Av. A.Ö.

O L A Y: Bitlis Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev yapan davacı 14.5.1991 tarihinde içinde bulunduğu panzerin devrilmesi sonucu meydana gelen kazada yaralanmıştır.

Davacı vekili, tespit edilecek kusur ve zarar miktarına göre fazlaya dair dava ve talep haklarını saklı tutarak trafik kazası sebebiyle 5500.- YTL maddi ve manevi tazminatın olay tarihi olan 14.5.1991 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davada idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 26. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 10.5.2006 gün ve E:2006/61 sayı ile, davalı idare vekilinin görev itirazını reddetmiştir.

Davalı idare vekilince süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası örneği, Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI;Bitlis Emniyet Müdürlüğü’nde polis memuru olarak görev yapan davacının, içinde bulunduğu emniyete ait zırhlı aracın operasyona giderken devrilmesi üzerine yaralanması sonucu uğradığı maddi ve manevi zarar karşılığı 5.500.00 YTL'nin tazminen ödenmesi istemiyle araç sürücüsü ve İçişleri Bakanlığı aleyhine Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/61 Esasına kayıtlı olarak açılan davada, davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek davalı idarece görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, Anayasa’nın 125 inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinin (1-b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün, idari yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında sayıldığı, dava konusu uyuşmazlık, kamu kurumuna ait zırhlı aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında kamu görevlisinin yaralanması nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazminine ilişkin bulunduğu, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan idarenin, kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında kamu görevlisinin uğradığı zararlardan dolayı hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk esasları çerçevesinde sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin, idare hukuku ilke ve kurallarına göre idari yargı yerlerine ait olduğu, buna göre, davanın idare aleyhine açılan kısmının görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargıya ait bulunduğundan, Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasının icap ettiği, bu nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı Veli Hereklioğlu vekili tarafından, müvekkilinin, 14.04.1991 günü Bitlis Emniyet Müdürlüğü’nde polis memuru olarak çalıştığı, göreve giderken meydana gelen trafik kazası nedeniyle yaralandığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde davanın açıldığı, davalı idare tarafından görev itirazında bulunulduğu, itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığının anlaşıldığı, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, kamu idaresine ait aracın karayolu üzerinde işletilmesi sırasında meydana gelmiş olması nedeniyle, görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için konuya ilişkin özel düzenleme içeren Karayolları Trafik Yasası hükümlerinin gözden geçirilmesinin icap ettiği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. ve 106. maddelerinden söz ederek, sözü edilen Yasa hükümlerinde, açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85. maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin uğradıkları zararlardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi olmasının doğal olduğu, nitekim, Karayolları Trafik Kanunu'nun hukuki sorumluluğa ilişkin diğer hükümlerinde, 85. madde kapsamı dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edildiği, belirtilen duruma göre, kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetiminin, idari eylemden doğan zararların giderilmesi için açılacak bir tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı, olayda, Emniyete ait aracın tahsis edildiği hizmetin yürütülmesi sırasında aracın trafik kazası yapması sonucu polis memurunun yaralanması dolayısıyla uğranılan zararların idarece tazmin edilmesi istenildiğine göre, zararın emniyet kural ve talimatları çerçevesinde yürütülen bir hizmet sırasında doğması ve polis memuru kişinin bedeninde oluşması karşısında, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli bulunduğu, bu nedenle, Danıştay Başsavcılığı’nın 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesinin gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, içinde bulunduğu panzerin devrilmesi sonucu yaralanan polis memuru tarafından, maddi ve manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüolduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Belirtilen duruma göre, davalı idareye ait panzerin kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında panzerde bulunan kamu görevlisinin yaralanması nedeniyle uğranılan zarardan dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetimi, idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevlidir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin İçişleri Bakanlığı’nca yapılan görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davalı Bakanlık yönünden verilen 10.5.2006 gün ve E:2006/61 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/250

KARAR NO: 2007/10

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 1989 yılında Bulgaristan’dan gelen davacı tarafından, Devlet Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan proje kapsamında göçmen konutlarından birine sahip olabilmek için katkı payı yatırılarak ilgili form doldurulup verildiği halde, taahhüt edilen konutun teslim edilmediği ileri sürülerek açılan tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı:Ü.C.

Vekilleri:Av.T.K. -Av. U.B.

Davalı: Başbakanlık

Vekili: Av. G.B.

O L A Y : 1989 yılında Bulgaristan’dan gelerek Bursa’ya yerleşen davacı, Devlet Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan proje kapsamında göçmen konutlarından birine sahip olabilmek için T.C. Emlak Bankası İstanbul Gayrettepe Şubesi’ne 2.500.000.-TL katkı payını yatırarak ilgili formu doldurup vermiştir. Ancak, davacıya konut tahsis edilmemiştir.

Bunun üzerine davacı vekili, davanın, Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin E:2005/612 sayılı dosyası ile birleştirilmesine, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasıyla; davalı idarenin, konut tesliminden temerrüdü nedeniyle aldığı konut bedeli ile fonlardan davacıya yansıyan bedelin iadesini, haksız iktisap kurallarına göre, olumlu ve olumsuz zenginleşmeyi de tam olarak kapsar nitelikte en geç dava tarihine kadar, tam olarak iade etmesi gerektiğini bildiği halde iade etmediğinden ve bu sebeple kötü niyetli olduğundan;

1) 1991 yılında ödenen 2.500.000.-TL’nın dava tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün değerinin ne olabileceği (200-300 m² lik bir evlik arsanın) ve teslim edilen konutların dava tarihindeki rayiç değerlerinin tespiti suretiyle,

2) Göçmen konutları projesi için iç ve bilhassa dış kaynaklardan 44.452 katılımcı için gelen(hibe mahiyetindeki) fonlardan her bir katılımcı göçmene, bu arada bu fonlardan hiç yararlanamayan davacıya düşen payın hesaplanması suretiyle,

3)Konut teslimindeki temerrüt tarihinden dava tarihine kadar, davacının kira zararının (kira ödeme ve ya kiradan mahrum kalma suretiyle)hesaplanması ve karşılanması suretiyle,

4) Hesaplanan bu zararların denkleştirici adalet ilkesi, haksız iktisap kurallarına göre hükmedilmesi ve ayrıca Borçlar Kanunu 105. madde anlamında (munzam zarar) olarak hesaplanması suretiyle toplam zararın tazminine hükmedilmesini,

5) Alacağa mahsuben 1.100.-YTL’nin yasal faizi ile davalı idareden tahsilini,

6) Alacağa temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi istemiyle,

adli yargıda (Sulh Hukuk Mahkemesinde) dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davalı idarenin hizmet kusuru veya objektif sorumluluk esaslarına göre sorumlu olup olmayacağının tespit ve takdirinin idari yargı yerine ait olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiğiANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 18.5.2006 gün ve E:2006/132 sayı ile, davalı idare vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar verilmiştir.

Davalı idare vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 23.5.2006 günlü dilekçesi üzerine, dava dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulması sonucu Türkiye'ye gelen davacının, göçmen konutları için 1991 yılında inşaat bedeline mahsuben yatırdığı 2.500.000.-liranın dava tarihindeki değerinin, göçmen konutlarında kullanılmak üzere iç ve dış kaynaklardan 44.452 katılımcı için temin edilen ve fonlarda biriken paralardan kendine düşen miktarın ve konut teslimindeki temerrüt tarihinden dava tarihine kadar oluşan kira zararının hesaplanması suretiyle bulunacak toplam zararın haksız iktisap kurallarına göre hükmedilmesi ve alacağa mahsuben şimdilik 1.100.- YTL'nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin E:2006/132 sayısında kayıtlı olarak açılan davada, davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek davalı idarece görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı, 2510 sayılı İskan Kanunu’nun Ek 34. maddesinde, Başbakan’ın, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilerle ilgili olarak 2510 sayılı İskan Kanunu çerçevesinde yapılacak işlemler ile alınacak kararların genel koordinasyonunu ve bu kişiler için yapılmakta olan ve yapılacak konutların proje, yapım, kontrol, hak sahibi seçimi, bu taşınmazların hak sahiplerine dağıtımı, kişiler adına temlik ve tapuya tescil ile borçlandırma konularında bir bakanı görevlendirebileceği, görevli bakanın, bu Kanun çerçevesinde kendisine tanınan yetkisini valilere devredebileceği hükmüne yer verilmiş, göçmen konutlarının dağıtım esas ve prensiplerini belirlemek için hazırlanan Yönergenin 2. maddesinin (A) fıkrasında, 1989 yılı ve sonrasında Bulgaristan'dan Ülkemize göçmen olarak geldiklerini belgeleyenlerin konut tahsisinde hak sahibi olabilecekleri, (B) fıkrasında, hak sahibi olanlar arasında öncelik ve puan sıralaması yapılacağı, 5. maddenin (E) fıkrasında, konut bedelinin 2.500.000-lirasını peşin ödeyerek müracaat edenlerin 5. dereceli tahsis önceliği alacağı, müracaatçı sayısı konut sayısından çok olur ise, 5. bölümde yazılı puanlama esaslarına göre sıralamaya konulacağı ve eşit puanlar arasında kur'a çekileceği, (F) fıkrasında da, hangi dairenin kime verileceğinin konut sahiplerinin de hazır bulundukları bir toplantıda noter marifetiyle ve kur'a çekmek suretiyle tesbit edileceğinin öngörüldüğü, uyuşmazlığın, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulması sonucu Türkiye'ye gelen davacının konut başvurusu sırasında inşaat bedeline mahsuben Türkiye Emlak Bankası’na yatırdığı 2.500.000.- liranın, aradan geçen süreye rağmen konut verilmemesi nedeniyle kullanımından yoksun kalmasından dolayı oluşan zarar ile asıl alacağın, fonlarda biriken paraların ve kira zararının yasal faiziyle birlikte tazminine ilişkin bulunduğu, yasalarla kendisine verilen kamu hizmetini yürüten idarenin, bu hizmetin iyi işlememesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesi nedeniyle kişilerin zarara uğrayıp uğramadıklarının tespitinin idari yargıya ait olduğu, dosyadaki belgelerin incelenmesinden, davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlığın, özel hukuk ilişkisinden değil, 2510 sayılı İskan Kanunu’nun ek 34.maddesine dayanılarak idare tarafından yapılan düzenlemeler gereği göçmen konutlarından edinmek amacıyla davacının 1991 yılında yatırdığı paraya karşın, kendisine konut teslim edilmemesi nedeniyle uğradığı zararın tazmini isteminden kaynaklandığı anlaşılmakta olup, bu hale göre anılan zararın meydana gelmesinde yukarıda açıklanan mevzuat hükümlerini uygulamakla görevli olan idarenin kusurlu bir davranışının bulunup bulunmadığı konusundaki tespitin davanın esasını oluşturması ve bu husustaki görevin ise, idari yargı yerlerine ait olması karşısında, bakılan davada görev uyuşmazlığı çıkarılmasının gerektiği, bu nedenle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/132 Esasına kayıtlı bulunan davada, davacı Üzeyir Coşkun tarafından davalı Başbakanlık'a karşı açılan davada 1.100 YTL alacağın faiziyle tahsilinin talep edildiği, davalının süresinde davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargının görev alanına girdiğini ileri sürerek, yargı yolu itirazında bulunarak davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğini iddia ettiği ve Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 18.05.2006 tarihinde yargı yolu itirazının reddedildiği, davalı Başbakanlık’ın 24.05.2006 tarihli dilekçesiyle olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma isteminde bulunduğu, uyuşmazlığın, davacının Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulması sonucu Türkiye'ye gelerek göçmen konutları için 1991 yılında ödediği konut bedeli olan 2.500.000.-TL’nin dava tarihindeki değerinin göçmen konutlarında kullanılmak üzere iç ve dış kaynaklardan 44.452 katılımcı için temin edilen ve fonlarda biriken paralardan kendisine düşen miktarın ve konut teslimindeki temerrüt tarihinden dava tarihine kadar oluşan kira zararının hesaplanmasıyla bulunacak toplam zararın tahsilini, ancak, şimdilik 1.100.-YTL’ nin yasal faiziyle tahsili isteminden ibaret bulunduğu, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, ancak, davalı ile davacı arasındaki ilişki özel hukuk anlamında hizmet ilişkisi olup, bu ilişkiden doğan zararın giderilmesinin istendiği, taraflar arasındaki ilişkinin kamu otoritesine ve yetkisine dayalı tek yanlı ve resen bir idari iş ve eylem olmadığının açık bulunduğu, bu nedenle, açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin, anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada adli yargının, Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 1989 yılında Bulgaristan’dan gelerek Bursa’ya yerleşen davacı tarafından, Devlet Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan proje kapsamında göçmen konutlarından birine sahip olabilmek için T.C. Emlak Bankası İstanbul Gayrettepe Şubesi’ne 2.500.000.-TL katkı payı yatırılarak ilgili form doldurulup verildiği halde, taahhüt edilen konutun teslim edilmediği ileri sürülerek olay kısmında belirtilen istemle açılmıştır.

26.9.2006 gün ve 26301 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5543 sayılı İskan Kanunu’nun 48. maddesi gereği yürürlükten kaldırılan 14.6.1934 gün ve 2510 sayılı İskan Kanunu’nun Ek33. maddesinde (Ek madde: 16/06/1989-3583/1 md.), “Bulgaristan'dan göçe zorlanarak 01/01/1984 tarihinden sonra Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişiler 14/06/1934 tarihli ve 2510 sayılı Kanun hükümlerine göre Türk kültürüne bağlı serbest veya iskanlı göçmen sayılır ve bunlar hakkında mezkur Kanunda hüküm bulunmaması halinde 17/03/1982 tarihli ve 2641 sayılı Kanun hükümleri (2 nci, 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci maddeler hariç) kıyasen uygulanır” ve Ek 34. maddesinde(Ek madde: 27/05/1992 - 3805/1 md.), “Başbakan, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilerle ilgili olarak 2510 sayılı İskan Kanunu çerçevesinde yapılacak işlemler ile alınacak kararların genel koordinasyonu ve bu kişiler için yapılmakta olan veya yapılacak konutların proje, yapım, kontrol ve hak sahibi seçimi, bu taşınmazların hak sahiplerine dağıtım, kişiler adına temlik ve tapuda tescil ile borçlandırma konularında bir Bakanı görevlendirebilir.

Görevli Bakan, bu Kanun çerçevesinde kendisine tanınan yetkisini valilere devredebilir” denilmiştir.

Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımıza Devlet Bakanlığı organizatörlüğünde yaptırılan konutların dağıtımına dair prensipleri belirleyen Yönergenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, Bulgaristan Hükümetinin uyguladığı asimilasyon politikası neticesinde zorunlu göçe tabi tutularak Ülkemize gelen soydaşlarımızı kendilerine ait birer konut sahibi yapmak amacıyla Devlet Bakanlığı(Sn.Mehmet Çevik) organizatörlüğünde inşa ettirilmekte olan konutların dağıtım esas ve prensiplerini belirlemek için hazırlandığı, “Genel Esaslar” başlıklı 2. maddesinin (B) fıkrasında, hak sahibi olanlar arasında öncelik ve puan sıralamasının bu Yönergenin 5 ve 6. maddelerinde açıklanan esaslara göre yapılacağı, “Tahsis Öncellik Sırası” başlığını taşıyan 5. maddesinin (E ) fıkrasında, konut bedelinin 2.500.000.-TL sini peşin ödeyerek müracaat edenlerin 5. derecede tahsis önceliği alacakları, 4. derecede tahsis önceliğinden artmış konutların 5.derecede tahsis önceliği olanlara tahsis edileceği, müracaatçı sayısı konut sayısından çok olursa 5. bölümde yazılı puanlama esaslarına göre sıralamaya konulacağı ve eşit puanlar arasında kur’a çekileceği, “Puan Öncelik Sırası” başlığını taşıyan 6. maddesinde, puanlamanın nasıl yapılacağı belirtilmiş, “Tapu Değeri ve Temlik Cetvelleri” başlığını taşıyan 7. maddesinin (B) fıkrasında, inşaat bedelinin tamamını ödemeyen ve bakiye borcunu 10 yıl taksite bağlatan şahıslarca Banka ile borçlanma sözleşmesi imzalanacağı ve daha sonra konut üzerinde bakiye borç ipotek devam etmek kaydıyla tapu devir işlemi yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Öte yandan; 26.9.2006 tarihinde yürürlüğe giren 19.9.2006 gün ve 5543 sayılı İskan Kanunu’nun geçici 1. maddesinin (1). fıkrasında, Başbakan’ın, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tâbi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilerle ilgili olarak bu Kanun çerçevesinde yapılacak işlemler ile alınacak kararların genel koordinasyonu ve bu kişiler için yapılan veya yapılacak konutların proje, yapım, kontrol ve hak sahibi seçimi, tahsis ve dağıtımı, kişiler adına temlik ve tapuda tescili ile borçlandırma konularında Toplu Konut İdaresi Başkanını görevlendirebileceği belirtilmiş, (5). fıkrasında, “Bulgaristan'dan zorunlu göçe tâbi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilere yaptırılan konutlardan almak üzere müracaat ederek para yatıranlardan konut sahibi olamayanların, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde müracaat etmeleri halinde yatırdıkları bedel, yatırıldıkları tarihten itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte kendilerine ödenir. Görülmekte olan davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır. ( Ana. Mah’nin 23/11/2006 tarihli ve E.: 2006/152, K.: 2006/34 sayılı (Yürürlüğü Durdurma) Kararı ile; bu fıkranın  ikinci tümcesinin, Anayasa’ya aykırılığı konusunda güçlü belirtiler bulunduğu ve uygulanması halinde sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların doğabileceği gözetilerek esas hakkında karar verilinceye kadar yürürlüğünün durdurulması hüküm altına alınmıştır.) Süresi içerisinde müracaat etmeyen soydaşların yatırmış oldukları bedel, göçmen konutları hesabına gelir kaydedilerek toplanmış bulunan paralar bu şekilde tasfiye edilir. Bu fıkra hükümlerini uygulamaya ilişkin gerekli düzenlemeleri yapmaya Toplu Konut İdaresi Başkanlığı yetkilidir” düzenlemesi yer almıştır.

Yukarıda sözü edilen Yönerge ile, Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımızın konut sahibi yapılacağı duyurulmuş, davacı, bu konutlardan birine sahip olabilmek için T.C. Emlak Bankası İstanbul Gayrettepe Şubesi’ne 2.500.000.-TL katkı payını yatırarak, göçmen konutları için talep başvuru formunu doldurup vermiş, ancak, konut sahibi olamamıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Ancak, olayda, davalı idare ile davacı arasındaki ilişkinin özel hukuk ilişkisi olduğu, taraflar arasındaki bu ilişkinin, kamu otoritesine ve yetkisine dayalı, tek yanlı ve resen yapılan idari işlem ve eylemden kaynaklanmadığı anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, bu ilişkiden doğan zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nca yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 gününde Üye Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

KARŞI OY

Dava, 1989 yılında Bulgaristan’dan gelerek Bursa’ya yerleşen davacı tarafından, Devlet Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan proje kapsamında göçmen konutlarından birine sahip olabilmek için T.C. Emlak Bankası İstanbul Gayrettepe Şubesi’ne 2.500.000 TL katkı payı yatırılarak ilgili form doldurulup verildiği halde, taahhüt edilen konutun teslim edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle Başbakanlık’a karşı açılmıştır.

Anayasa’nın 125 nci maddesinin son fıkrasında, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2 nci maddesinin 1 nci fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

2510 sayılı İskan Kanunu’nun 17 nci maddesinde, iskanın bir aileye, nüfus ve ihtiyacına göre oturacak ev veya ev yeri vermekle yapılacağı, Ek 34 üncü maddesinde, Başbakan’ın, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilerle ilgili olarak 2510 sayılı İskan Kanunu çerçevesinde yapılacak işlemler ile alınacak kararların genel koordinasyonunu ve bu kişiler için yapılmakta olan ve yapılacak konutların proje, yapım, kontrol, hak sahibi seçimi, bu taşınmazların hak sahiplerine dağıtımı, kişiler adına temlik ve tapuya tescil ile borçlandırma konularında bir bakanı görevlendirebileceği, görevli bakanın, bu Kanun çerçevesinde kendisine tanınan yetkisini valilere devredebileceği hükmüne yer verilmiştir.

Göçmen konutlarının dağıtım esas ve prensiplerini belirlemek için hazırlanan Yönergenin 2 nci maddesinin (A) fıkrasında, 1989 yılı ve sonrasında Bulgaristan'dan Ülkemize göçmen olarak geldiklerini belgeleyenlerin konut tahsisinde hak sahibi olabilecekleri, (B) fıkrasında, hak sahibi olanlar arasında öncelik ve puan sıralaması yapılacağı, 5 inci maddesinin (E) fıkrasında, konut bedelinin 2.500.000 lirasını peşin ödeyerek müracaat edenlerin 5. dereceli tahsis önceliği alacağı, müracaatçı sayısı konut sayısından çok olur ise 5. bölümde yazılı puanlama esaslarına göre sıralamaya konulacağı ve eşit puanlar arasında kur'a çekileceği, (F) fıkrasında da, hangi dairenin kime verileceğinin konut sahiplerinin de hazır bulundukları bir toplantıda noter marifetiyle ve kur'a çekmek suretiyle tesbit edileceği öngörülmüştür.

Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulması sonucu Türkiye'ye gelen davacı, konut başvurusu sırasında inşaat bedeline mahsuben Türkiye Emlak Bankası’na 2.500.000 lira yatırdığı halde aradan geçen süreye rağmen konut verilmemesi nedeniyle uğradığı zararın yasal faiziyle birlikte tazminini istemektedir.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında, davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlığın, özel hukuk ilişkisinden değil, 2510 sayılı İskan Kanunu ile davalı İdareye verilen kamu hizmetini yürütme görevi kapsamında hizmetin işleyişiyle ilgili olarak ortaya çıkan zararın tazmini isteminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, Yasalarla kendisine verilen kamu hizmetini yürüten idarenin, bu hizmetin iyi işlememesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesinden doğan sorumluluğu nedeniyle kişilerin zarara uğradıkları iddiasıyla açılan davaların görüm ve çözümünün yukarıda belirtilen Anayasa ve Yasa kuralları gereğince idari yargının görevinde olduğu görüşüyle karara karşıyım.

ÜYE

Serap AKSOYLU

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/251

KARAR NO: 2006/271

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Sağlık hizmetinin yürütüldüğü sırada doğduğu öne sürülen zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın, davalı Bakanlık yönünden, ilgili hastane 5283 sayılı Yasa gereği Sağlık Bakanlığı’na devredildiğinden, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar: S.Ö. – H.ö.

Vekilleri: Av. S.D.Ü. - Av. A.E.

Davalılar: 1- Sağlık Bakanlığı (Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı)

Vekili:Av.Y.Ü.

2- B.S.

Vekili:Av. Ü.Ç.

3- L.S.

Vekili:Av. T.D.O.

4- A.K.

Vekili:Av. Ö.Ş.E.

O L A Y: Sigortalı olan Hasan Önal’ın eşi Sıddıka Önal’ın Sosyal Sigortalar Kurumu Etlik Kadın ve Doğum Eğitim Hastanesi’nde 9.3.2001 tarihinde gerçekleştirilen doğumunda şahsi kusurlu doktorlarca sezeryanla doğum yaptırılmadığı, normal doğumda bebeğe zarar verildiği ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere çalışma gücünün kaybı ve bakıcı giderleri karşılığı 1.000.000.000.- TL ve karşılanmayan tedavi giderleri için 200.000.000.- TL’nin doğum tarihi olan 9.3.2001 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle Yaşar Metin Önal’a velayeten Sıddıka Önal ve Hasan Önal tarafından adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davacılar vekili, 5.2.2004 tarihinde Mahkemeye verdiği dilekçesinde, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.200.000.000.- TL destekten yoksun kalma tazminatının 17.10.2001 tarihinden işleyecek yasal faizi ile müteselsil sorumlu davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Yaşar Metin Önal’ın 17.10.2001 tarihinde hayatını kaybetmesi üzerine davacılar vekili tarafından, doğumun gerektiği gibi yapılmaması, hatalı olarak doğum işlemleri uygulanması nedeniyle doğumda oluşan travma sonucu davacıların çocuklarını kaybettikleri ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2.846.243.255.- TL maddi ve 45.000.000.000.- TL manevi tazminatın 17.10.2001 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte müteselsil sorumlu davalılardan tahsili istemiyle adli yargı yerinde Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ve Birsu Sarıışık aleyhine bir dava daha açılmış; Mahkemece, bu davanın ilk dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

ANKARA 5. İŞ MAHKEMESİ ; 6.10.2004 gün ve E:2001/715-2004/1166; K:2004/1130-2004/1095 sayı ile, işin esasını incelemek suretiyle karar vermiş ; ancak, bu karar, YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ’nin 19.4.2005 gün ve E:2004/11994; K:2005/4080 sayılı kararı ile; davanın, SSK Hastanesi doktorlarının yanlış tedavisi sonucu oluşan zararın giderilmesine yönelik maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin bulunduğu, Mahkemece, işin esasına girilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, bu sonucun usul ve yasaya uygun bulunmadığı, Sosyal Sigortalar Kurumu'nun özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliğe haiz bir kuruluş olduğu ve uyuşmazlığın 506 sayılı Yasa'dan kaynaklanmadığı, bu tür davalarda özel hukuk kurallarının uygulanacağı, yanlar arasındaki bu tür hukuki ilişkide öncelikle Borçlar Kanunu'nun adam çalıştırma ilkeleri ile vekalet akdi hükümlerinin uygulanabileceği, bu durumda, açık kanun hükmü ile iş mahkemesinde görüleceği belirtilmemiş olan bu tür davaların genel mahkemelerde görülmesi gerektiğinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2003/21-95 Esas, 2003/13 Karar sayılı ve 26.2.2003 günlü kararında da açıkça belirtildiği, bu durumda, Mahkemenin, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğuna karar vermesi gerekirken, görevli olduğuna karar vererek işin esasına girip davayı sonuçlandırmasının doğru görülmediği, Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutularak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş; ANKARA 5. İŞ MAHKEMESİ ; 6.12.2005 gün ve E:2005/1169-2004/1166; K:2006/2-2004/1095 sayı ile, bozma kararına uymak suretiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Bunun üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmeye başlanan davada, davalılardan Sağlık Bakanlığı ve Birsu Sarıışık vekilleri, davada idari yargının görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında bulunmuşlardır.

ANKARA 21. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 29.6.2006 gün ve E:2006/157 sayı ile, iki davalının da görev itirazının reddine karar vermiştir.

Sağlık Bakanlığı ve Birsu Sarıışık vekillerinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemini içeren başvuruları üzerine, dava dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; SSK Ankara Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Hastahanesi’nde Sıdıka Önal'ın doğumu sırasında uygulanan yöntemden dolayı çocuğun rahatsızlanması ve daha sonra ölmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle Sağlık Bakanlığı, SSK Başkanlığı, Birsu Sarıışık, Ali Karaoba ve Levent Seçkin aleyhine Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/157 Esas sayısında görülen davada, davalılardan Birsu Sarıışık ile Sağlık Bakanlığı’nca, davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 134. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği belirtilmiş olup, aynı Yasanın 1.maddesinde sözü edilen, iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde ödenecek sigorta yardımları konusunda sigortalı kişi ile idare veya Sosyal Sigortalar Kurumu arasında çıkacak uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görülmesi gerektiği, ancak, Anayasa’nın, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla görevli Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak yerine getireceği yolundaki 56. maddesi hükmü dikkate alındığında, sözü edilen Kuruma ait hastahanelerde verilen sağlık hizmetinin, kamu hizmeti olarak yürütüldüğü kuşkusuz olup, bu hizmetlerin yürütülmesi sırasında uğranılan zararların tazminine ilişkin uyuşmazlıkların çözümünün, 506 sayılı Yasanın 134. maddesi kapsamı dışında kaldığı, dosyanın incelenmesinden, Sosyal Sigortalar Kurumu Ankara Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Hastahanesi’nde yaptırılan doğumda hatalı uygulama nedeniyle çocuğun oksijensiz kaldığı, beyin hücrelerinin öldüğü, gırtlak yapısının çalışmadığı, organların fonksiyonlarını yitirdiği ve daha sonra hayatını kaybettiği ileri sürülerek SSK Genel Müdürlüğü ve ilgili hekimler aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açıldığı anlaşılmakta olup, davalı idareye bağlı hastanede sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülmediği iddiasından kaynaklanan davada, kamu hizmeti yürüttüğü kuşkusuz olan ve olay tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu’na bağlı bulunan hastanenin, bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararların giderilmesinin ancak idari yargıda açılacak tam yargı davası ile idarenin tazmin sorumluluğuna ilişkin esaslar çerçevesinde mümkün olacağı sonucuna ulaşıldığı, öte yandan, adı geçen hastane, 5283 sayılı Yasa’ya göre Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olup, bu Yasanın 9/c maddesi uyarınca, devredilen sağlık birimleri ile ilgili olarak, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kamu kurum ve kuruluşları leh ve aleyhine adli ve idari yargıda sağlık hizmetleri sunumundan dolayı açılmış ve açılacak davaların, Bakanlık husumetiyle yürütülmesinin gerekmesi ve bütün hak, yetki, yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte Bakanlığa geçmesi hususları da dikkate alındığında, devredilen SSK hastanelerinin hizmet kusuruiddiasına dayalı tazminat davalarının genel idari yargı yerinde görülmesi gerektiği sonucuna varıldığı, bu durumda, SSK Genel Müdürlüğü aleyhine açılan ve daha sonra Sağlık Bakanlığı husumetiyle görülen davanın görüm ve çözümünün, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargıya ait bulunduğundan, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Sağlık Bakanlığı’nın görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılmasının icap ettiği gerekçesiyle davanın Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan kısmı yönünden 2247 sayılı Kanun’un 10 uncu ve izleyen maddeleri uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; davacılar vekilinin, müvekkili Yaşar Metin Önal’ın babası olan müvekkili Hasan Önal’ın davalı Kurumun sigortalısı olduğunu, anne Sıddıka Önal’ın doğum yapması için davalı Kurumun hastanesine götürüldüğünü, hastanede görevli doktorların kusurlu eylemleri nedeniyle davacı Yaşar Önal'ın malul kaldığını bildirerek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunduğu, daha sonra davacı Yaşar Önal'ın ölmesi üzerine verdiği dilekçe ile baba ve annesi için destekten yoksun kalma tazminatı ve ek dava ile manevi tazminat istemiyle SSK Kurumu Başkanlığı ve doktorlar aleyhine Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtığı, davalı idare ve doktor Birsu Sarıışık tarafından görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığının anlaşıldığı, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce 28.09.2006 tarihli oturumda, davalının görev itirazının reddedildiği, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, davanın, yanlış tedavi sonucu uğranılan zararın davalı Kurumdan tazmini isteminden ibaret olduğu, davalı idarenin, sağlık hizmeti ile ilgili görevini yerine getirirken hizmet kusuru nedeniyle açılan davanın, idari yargı yerinde görülmesinin gerektiğini ileri sürerek görev itirazında bulunduğu, davalılardan SSK’na ait hastane 5283 sayılı Yasa’ya göre Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olup, bu Yasanın 4/c maddesi uyarınca , "Devredilen sağlık birimleri ile ilgili olarak; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, Sosyal Sigortalar Kurumunun sağlık hizmeti satın almasına ilişkin sözleşmeleri hariç, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılmış sözleşmeler, kredi anlaşmaları, yatırım projeleri ile kamu kurum ve kuruluşları leh ve aleyhine adlî ve idarî yargıda sağlık hizmeti sunumundan, iyileştirici tıbbî malzeme alımından dolayı ve sağlık hizmeti sunan personelle ilgili açılmış ve açılacak davalar ile icra takiplerinin, Bakanlık husumetiyle yürütülür. Bütün hak, yetki, yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte Bakanlığa geçer” denilmekte olduğundan, devredilen SSK hastanelerinin hizmet kusuruna dayalı tazminat davalarının genel idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, buna göre ve zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğması nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında, kamu hizmeti yürüten davalının bu hizmeti yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasının gerektiği, bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu, bu nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı Sağlık Bakanlığı'nın görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Sosyal Sigortalar Kurumu Etlik Kadın ve Doğum Eğitim Hastanesi’nde doğan çocuklarını, doğumun gerektiği gibi yapılmaması, hatalı olarak doğum işlemleri uygulanması nedeniyle doğumda oluşan travma sonucu kaybettiklerini ileri sürerek zararlarının karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsili istemiyle açılmıştır.

19/1/2005 gün ve 25705(Mük.) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5283 sayılı Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesiyle ilgili usûl ve esasları belirlemek olduğu, 4. maddesinin (c) fıkrasında, devredilen sağlık birimleri ile ilgili olarak; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, Sosyal Sigortalar Kurumunun sağlık hizmeti satın almasına ilişkin sözleşmeleri hariç, kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılmış sözleşmeler, kredi anlaşmaları, yatırım projeleri ile kamu kurum ve kuruluşları leh ve aleyhine adlî ve idarî yargıda sağlık hizmeti sunumundan, iyileştirici tıbbî malzeme alımından dolayı ve sağlık hizmeti sunan personelle ilgili açılmış ve açılacak davalar ile icra takiplerinin, Bakanlık husumetiyle yürütüleceği, bütün hak, yetki, yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte Bakanlığa geçeceği, 10 maddesinde ise, bu Kanunun 4 üncü maddesinin (b) ve (g) bendi, 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 6 ncı maddesinin yayımı tarihinde, diğer hükümlerinin yayımını takip eden günden bir ay sonra yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüolduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Olayda, davacı vekilince, uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ve doktorlar Birsu Sarıışık, Levent Seçkin ve Ali Karaoba’ya karşı açılan davada, 5283 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesi nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı yerine davaya taraf olan Sağlık Bakanlığı ile davalı doktorlardan Birsu Sarıışık’ın, davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki görev itirazı,Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddedilmiştir.

Sosyal Sigortalar Kurumu Etlik Kadın ve Doğum Eğitim Hastanesi, olayın olduğu tarihte Sosyal Sigortalar Kurumu’na bağlıyken, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davayı incelediği aşamada 5283 sayılı Yasa uyarınca Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir.

Bu duruma göre, hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı Sağlık Bakanlığı’nca yapılan görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davalı Bakanlık yönünden verilen 29.6.2006 gün ve E:2006/157 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/280

KARAR NO: 2006/244

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: PTT Şubesinden gönderilen iadeli taahhütlü mektupların kaybolmasından dolayıuğranılan zarara karşılık, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A.K.

Davalı: PTT Genel Müdürlüğü

Vekilleri : Av. H.K.

O L A Y: Davacı, PTT Perpa Şubesinden 1.6.2004 günü 5. Asliye Ticaret Hakimliğine ve İstanbul Tüketici Mahkemesi Hakimliğine iadeli taahhütlü iki adet mektup gönderdiğini, ayrıca 28.6.2004 günü yine Perpa Şubesinden, alıcı Mehmet Nuri Kopuz’a iadeli taahhütlü mektup gönderdiğini, bu iadeli taahhütlü mektuplardan 5. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilene cevap alındığını, diğer iki adet iadeli taahhütlü mektupların alındığına dair iade belgelerinin tarafına iade edilmediğinden, 67,50 YTL. maddi;bu hadiselerle ilgili PTT bürolarında uğradığı kötü muamelelerden duyduğu üzüntüden bahisle de 1.000,00 YTL manevi tazminatödenmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı PTT Genel Müdürlüğü vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davada idare mahkemesinin görevli olmadığı ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 27.10.2005 gün ve E:2005/2037 sayı ile dava konusu maddi ve manevi tazminat isteminin, davalı idarenin eyleminden kaynaklandığı,bu nedenle davanın eylemden kaynaklı maddi ve manevi tazminat talepli tam yargı davası olduğu anlaşıldığından,uyuşmazlığın görüm ve çözümünün İdare Mahkemesinin görevinde bulunduğu gerekçesiyle Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.

Davalı PTT Genel Müdürlüğü vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 17.2.2006 günlü dilekçesi üzerine dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik (1/c) bendinde, “Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar’ın idari davalar arasında sayıldığı, davanın; davacının,alıcısı Mehmet Nuri Kopuz’a gönderilmek üzere 28.6.2004 tarihinde davalı idareye teslim edilen taahhütlü mektup ile İstanbul Tüketici Mahkemesi Hakimliği’ne gönderdiği iadeli taahhütlü mektubun yerlerine teslim edilmemesi sonucu uğradığını ileri sürdüğü 67.50.- YTL maddi ve 1.000.00.- YTL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte tazmini isteminden ibaret olduğu, davanın çözümü için, sözleşmenin idari sözleşme mi yoksa özel nitelikte bir sözleşme mi olduğunun tespiti gerektiği, idari sözleşmelerin, konusu bir kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin bulunan ve hüküm ve koşulları itibariyle idareye üstün hak ve yetkiler tanıyan; dolayısıyla idarenin kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı hareket edebilme yetkilerini içeren sözleşmeler olduğu, bu nitelikte olmayan diğer sözleşmelerin ise, genelde özel hukuk alanda özel hukuk kurallarına göre düzenlendiği; 6145 sayılı Kanun ile “Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi”nin kurulduğu; 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 4000 sayılı Kanunla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetlerin Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce, telekomünikasyon hizmetlerinin ise Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırıldığı; 4502 sayılı Kanun ile de “Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü” adını aldığı, 22.2.2000 tarih ve 23972 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ana Statü’nün 3. maddesinin 1 numaralı bendinde, bu Ana Statü ile Genel Müdürlüğün tüzel kişiliğe sahip faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğunun belirtildiği ve ayni maddenin 2 numaralı bendinde de, 233 sayılı KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edildiği,buna göre, Posta ve Telgraf Teşkilatı, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşu ise de, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılındığının açık olduğu, bu durumda, posta hizmetini yürüten Kuruluş ile bu hizmetten ücreti karşılığında yararlananlar arasındaki hukuki ilişkinin, Kuruluşun günlük iktisadi faaliyetinden doğan bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığında kuşkuya yer bulunmadığı,5584 sayılı Posta Kanunu’nun 46-55. maddelerinde posta faaliyetleri sırasında doğan zararların nasıl ödeneceği hakkında düzenlemeler getirildiği, PTT idaresinin gördüğü kamu hizmetinde, kurum ile kişi arasında bir akdi ilişki bulunduğu,kişinin ücret karşılığında idareden bir hizmetin yapılmasını istemekte olduğu, davalı idarenin de bu akit içinde yer aldığı,PTT’nin kamu kurumu ve görülen hizmetin kamu hizmeti olmasının, bu hukuki ilişkinin akdi olma niteliğini değiştirmediği, olayda, hizmeti gören kurumun idarenin fiilinden doğan bir zararın varlığı karşısında, özel hukuk alanını ilgilendiren bu davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Türkiye Cumhuriyeti Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü (P.İ.) Ana Statüsü’nün 3.maddesinin 1 ve 2. bentlerinde, Türkiye Cumhuriyeti Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün Tüzel Kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu, Kuruluşun KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi olduğu kuralına yer verildiği,233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi bir kamu iktisadi kuruluşu olan PTT idaresince yerine getirilen posta hizmeti nedeniyle kurum ile vatandaş arasında bir akdi ilişki meydana geldiği,başka bir anlatımla kişinin bedeli karşılığında PTT idaresinden bir hizmetin yapılmasını istediği, muhatabın da sözleşme içinde yer almakta olduğu,PTT’nin kamu kurumu ve görülen hizmetin kamu hizmeti olmasının, bu hukuksal ilişkinin akdi olma niteliğini değiştirmediği, bu itibarla, söz konusu akdin gereklerinin yerine getirilmesi sırasında doğan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, özel hukuk alanını ilgilendirdiğinde kuşkuya yer olmadığından, adli yargı yerinde çözümlenmesiningerektiği ve sonuçta,2247 sayılı Kanunun 13 ncü maddesi uyarınca, yapılan başvurunun kabulünün uygun olacağı yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

l-İLK İNCELEME : Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı PTT Genel Müdürlüğünün, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasınınincelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada adli yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının PTT Şubesinden gönderdiği iadeli taahhütlü mektupların kaybolmasından dolayı;uğradığını iddia ettiği zarara karşılık, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Kanun ile “Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi” kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Kanunla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmış; 27.1.2000 tarih4502 sayılı Kanun ile de “Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü” adını almış olup, 22.2.2000 tarih ve 23972 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ana Statü’nün “Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinin 1 numaralı bendinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğünün, tüzel kişiliğe sahip faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu belirtilmiş ve aynı maddenin 2 numaralı bendinde de, 233 sayılı KHK. ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmiştir.

Buna göre, Posta ve Telgraf Teşkilatı, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşu ise de, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı açıktır.

Bu durumda, posta hizmetini yürüten Kuruluş ile bu hizmetten ücreti karşılığında yararlananlar arasındaki hukuki ilişkinin, Kuruluşun günlük iktisadi faaliyetlerinden doğan bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığında kuşkuya yer yoktur.

Nitekim, posta faaliyeti sırasında doğan zararlardan dolayı Kuruluşun sorumluluğu ve sınırları ile ödenecek tazminatın miktarları, 1950 tarih ve 5584 sayılı Posta Kanunu’nun IV. Bölümünde yer alan 46-55. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Belirtilen durum karşısında, olayda bir idari işlem ya da eylemden doğmuş bir zarar söz konusu olmayıp, posta göndericisinin uğradığı zarardan dolayı Kuruluşun tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul 6. İdareMahkemesi Tek Hakimi’nce verilen 27.10.2005 gün ve E:2005/2037 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/290

KARAR NO: 2007/35

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A.C.T.

Davalı: İstanbul Valiliği

O L A Y : İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün 31.1.2006 gün ve 583 sayılı işlemi ile, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun 4. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 29. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı, para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 21.3.2006 gün ve E:2006/886, K:2006/535 sayı ile, davanın, 4854 sayılı Yasa’ya aykırı davranıldığından bahisle idari para cezası verilmesine ilişkin 31.01.2006 tarihli ve 583 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 16, 17 ve 27. maddelerinden söz ederek, Kabahatler Kanunu bir bütün olarak incelendiğinde, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı ve ekonomik düzeni korumak amacıyla konulan kuralların icrai veya ihmali bir davranışla ihlal edilmesinin bu Kanunda kabahat olarak tanımlandığı, keza bu kabahat nedeniyle kendi kanununda idari bir yaptırım öngörülmüş ise, bu yaptırımlara karşı sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceğinin anlaşıldığı, buna göre, idari para cezalarının da idari bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca sulh ceza mahkemesince çözümlenmesi gerektiği, olayda, davacıya 4854 sayılı Kanun’a aykırılık nedeniyle idari para cezası verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen para cezasının Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım olduğu, bu itibarla, söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, söz konusu para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

SARIYER SULH CEZA MAHKEMESİ; 03.07.2006 gün ve E:2006/1110 D.İş; Müt.K:2006/1467 sayı ile, itiraz edeninMahkemelerineverdiği dilekçede, Sağlık Bakanlığı İstanbul İstinye Devlet Hastanesi’nde görev yaptığı dönemle ilgili olarak hakkında İstanbul Valiliği'nin 31.01.2006 gün ve 532 sayılı yazıları ile, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun 4.maddesine muhalefet ettiğinden bahisle Yardım Toplama Kanunu’nun 4854 sayılı Kanun’la değiştirilen 29.maddesinin 2.fıkrası uyarınca idari para cezası kesildiğini, verilen cezanın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, itiraz edenin bu tutanak nedeniyle İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurduğu ve İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 21.03.2006 tarih ve 2006/886 Esas, 2006/535 Karar sayılı, 26.05.2006 tarihinde kesinleşen ilamı ile görev yönünden talebinin reddine karar verildiğinin anlaşıldığı, itiraz eden hakkında 4854 sayılı Yasa ile değişik 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun 29.maddesi uyarınca tutanak tanzim edilmiş olup, bu Kanunda yazılı idari para cezalarının o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği, cezanın ilgiliye tebliğ edileceği ve bu cezalara karşı yetkili idare mahkemesinde ilgilisi tarafından itiraz edilebileceğinin hüküm altına alındığı, bu Kanunun halen yürürlükte olduğu, Mahkemelerinin ancak Kabahatler Kanunu’ndan kaynaklanan ya da özel yasalar tarafından görevlendirilen durumlarda itirazlara bakmakla görevli bulunduğu, 2860 sayılı Yasa’ya muhalefet nedeniyle idare tarafından kesilen para cezalarına itirazın Kanunun 29. maddesinde görüleceği üzere yetkili idare mahkemesinde görülmesi gerektiği, Mahkemeleri söz konusu itirazlara bakmakla görevli olmadığından, itirazın görev yönünden reddine karar vermek gerektiği, ancak, muterizin aynı konuda İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne de başvurduğu ve Mahkemenin 2006/886 E, 2006/535 K sayılı kararı ile, konunun Kabahatler Kanunu kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve kararın 26.05.2006 tarihinde kesinleştiği, buna göre, mahkemeler arasında görev uyuşmazlığı doğduğundan, ihtilafın çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi gerektiğinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek görev yönünden İdare Mahkemesi ile yaşanan uyuşmazlığın giderilmesi ve görevli mahkemenin tespiti için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu para cezasına ilişkin görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şukadar ki ,başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2860 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 29. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

23.6.1983 gün ve 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşları ve bunların hangi amaçla yardım toplayabileceklerini belirlemek, yardımın toplanmasına, kullanılmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” denilmiş; 4. maddesinde, yardımın isteğe bağlı olduğu, kişi ve kuruluşların yardımda bulunmaya zorlanamayacağı belirtilmiş, “Cezalar” başlıklı 29. maddesinde ise,

“Bu Kanunun hükümlerine aykırı olarak izinsiz yardım toplayanlar, altıyüzonmilyon lira idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. İzin verilen yer dışında yardım toplayanlar ise, dörtyüzotuzbeşmilyon lira idarî para cezasıyla cezalandırılırlar.

(İkinci fıkra Mülga: 29/5/1986 - 3294/10 md.)

Bu Kanunun diğer hükümlerine aykırı davranışta bulunanlara eylemleri ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde yüzyetmişbeşmilyon lira idarî para cezası verilir.

(Ek: 24/4/2003-4854/3 md.) Bu maddede yazılı olan para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.

(Ek: 24/4/2003-4854/3 md.) Yukarıdaki fıkralara aykırı davranış sonucu izinsiz toplanan mal ve paralara idarece verilen cezalar kesinleşinceye kadar elkonulur. Para cezasının kesinleşmesinden sonra elkonulan mal ve paraların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar verilir” hükmü yer almıştır.

2860 sayılı Yasa’nın 29. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 2860 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 21.3.2006 gün ve E:2006/886, K:2006/535sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/292

KARAR NO: 2007/36

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesinde öngörülen biçimde sürücüsü belirlenemediği için araç tescil plakasına göre verilen ve itiraz yolu açık tutulan idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: R.Z.

Davalı: İçişleri Bakanlığı

O L A Y: Davacı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 47 ve 51.maddelerine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasıncadüzenlenenve ceza puanı ile para cezası içeren 30.8.2005 tarihli, 065201 sayılı trafik ceza tutanağının para cezasına ilişkin kısmının iptali istemiyleadli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 14.12.2005 gün ve E:2005/1585, K:2005/2753 sayı ile, başvuran hakkında, Antalya Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün idari birimi tarafından dosya kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme üzerine başvuranın Mahkemelerine bir dilekçe ile başvurarak hakkındaki idari para cezasının iptalini istediği, idari para cezalarına itiraz ile ilgili olarak Antalya İdare Mahkemesi tarafından görevsizlik kararları verildiğinin bilindiği, her ne kadar bu uyuşmazlık için olmasa da genel olarak idari para cezaları hakkında verilen idare mahkemesi kararları, ilk bakışta ve Kabahatler Kanunu’nun 2 ve 3. maddelerinin ifadesi karşısında, Yasaya uygun gibi görünüyor ise de, verilen bu görevsizlik kararlarında, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Kabahatler Kanunu dışında ve bu Kanunun yürürlüğünden sonra yasalaştırılıp çıkarılan bir çok kanunun idari para cezaları hakkındaki düzenlemelerinin değerlendirme dışı tutulduğunun anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun öncelikle idare hukuku alanındaki bir düzenleme olmayıp, tamamen ceza hukuku alanında yapılan reform hareketleri çerçevesinde çıkarılmış bir Yasa olduğu, Yasaya bu mantıkla yaklaşılması gerektiği ve Mahkemelerine göre Yasanın amacının, ceza hukuku alanı ile ilgili dağınıklığı düzenlemek olduğu, yoksa Anayasa Mahkemesi’nin idari para cezaları ile ilgili son zamanlarda verdiği yargı yolu uyuşmazlığına ilişkin kararlarına ve 1 Haziran 2005 tarihinden sonra idari yargının görevlendirildiği yasalara rağmen, yıllardır süre gelen idari işlemlerden kaynaklı tüm para cezalarına itiraz mercii olarak bir ceza mahkemesi olan sulh ceza mahkemelerini görevli kılmak olamayacağı, her şeyden önemlisi, bir idari para cezasının genellikle idarenin yaptığı bir işlem yada bazen aldığı bir karardan kaynaklı olabildiği, idarenin yaptığı işlemin hukuka uygunluğunu denetlemenin idari yargının görevinde olduğu, ancak, bu işlemden sonra ve bu işleme dayalı olarak verilen bir idari para cezası olduğu taktirde, bunun yargısal denetiminin adli yargıda olacağı, bu durumun ise, ciddi bir kaosa yol açacağı, zira, adli yargıda idari para cezasının itirazına yönelik yapılan inceleme sırasında, cezaya dayanak olan işlemin hukuka uygunluğunu denetlemenin de çoğunlukla gerekeceği, bu durumda, işlemin hukuka uygunluğu yönünde denetim yapmak açısından idari yargıya, cezanın doğruluğu açısından ise adli yargıya başvurmak gerekeceği gibi fiilen kişilerin en kısa sürede, yargısal denetimi sağlama haklarının ihlaline yol açabilecek ve belki de AİHS 6. maddesi kapsamında uzun süren yargılama süreçlerine neden olabilecek uygulamaların başlatılma olasılığı ile karşı karşıya kalınabileceği, bu olasılığın ise çok yüksek olduğu, Kanun koyucunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2 ve 3. maddeleri ile düzenlemeye çalıştığı alanın öncesinde bile idari yargının görevinde olan bir hususu adli yargının görevine dahil etmek olamayacağı, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasamız çerçevesinde, idari para cezalarının yargı yolunu düzenleyen bazı yasa hükümlerini, Kabahatler Kanunu yok iken dahi Anayasa’ya aykırı bulması, idarenin tüm eylem ve işlemlerinin, idari yargının denetimine tabi olması yönündeki Anayasal ilkenin sonucu olduğu, Yasa koyucunun da aksi yönde bir iradesi bulunmadığı, bu iradesini 5326 sayılı Yasa’dan sonra yasalaşan yasalarda belirttiği, bu nedenlerle, Mahkemelerinin görevsiz olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istemle, bu kez,idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 4.5.2006 gün ve E:2006/71 sayı ile, davacıtarafından, 30.8.2005 günlü trafik para cezasının iptali istemiyle İçişleri Bakanlığı’na karşı dava açıldığı, 13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir" denildiği, 51. maddesinin 2/b bendinde, hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu hız sınırlarını yüzde ondan yüzde otuza (otuz dahil) kadar aşan sürücülere 64 700 000 lira, yüzde otuzdan fazla aşan sürücülere 131 900 000 lira para cezası uygulanacağı, 116. maddesinin 1. bendinde ise, trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık, ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam eden ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza veya suç tutanağı düzenleneceği, 3. bendinde, bu şekilde uygulanan cezalar için araç sahiplerinin cezanın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde yetkili mahkemeye itiraz edebileceklerinin öngörüldüğü, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin birçok kararında, Kanunun 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında gördüğü, bakılan davada, cezanın araç tescil plakasına yazıldığı açık olduğundan, bu davanın görüm ve çözümünde adli yargının (sulh ceza mahkemeleri) görevli bulunduğu, ancak daha önce Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce görevsizlik kararı verilip bu karar kesinleştiğinden, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuru zorunluluğu doğduğu, bu nedenle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 47 ve 51. maddesine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca araç tescil plakasına göre düzenlenen(tutanakta “130 km radara girmiş olup aracı üzerimize sürmek kaydı ile kaçmıştır” ibaresi yer almaktadır) ceza tutanağının para cezasına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 47. maddesinde, trafik işaretlerine uyma zorunluluğu ve bu zorunluluğa uymamanın müeyyidesi, 51. maddesinde, hız sınırlarına uyma zorunluluğu ve bu zorunluluğa uymamanın müeyyidesi düzenlenmiştir.

Uyuşmazlığın esasını, trafik zabıtasınca uygulanan cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu oluşturduğundan, ilgili yasal düzenlemenin ceza uygulamasına ilişkin sistematiğinin incelenmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile getirilen sistemde, karayolları üzerinde yolcuları, yayaları ve trafiği tehlikeye sokan ve suç oluşturan fiiller, esas itibariyle, iki grupta ele alınmış; bir kısmına trafik zabıtasınca para cezası, diğerlerine mahkemelerce hafif para cezası veya bu cezanın yanında hafif hapis cezası, belgelerin geri alınması ve iptali cezası veya işyerlerinin kapatılması cezası verilmesi öngörülmüştür.

Anılan Yasanın yürürlüğe girdiği ilk dönem itibariyle, Yasada öngörülen cezaların büyük ölçüde adli ceza kapsamında olduğu düşünülerek Hakim tarafından verilmesi esası benimsenmiş iken, yasa koyucu tarafından, mahkemeler tarafından verilen hafif hapis cezalarının genellikle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi gereğince hafif para cezasına çevrildiği; mahkemelerce sanıklar ile tutanak düzenleyen görevlilerin duruşmaya çağrılarak dinlenmesi nedeniyle zaman kaybının doğduğu gerekçesiyle ve Devlet hizmetlerinin süratli, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak, mahkemenin iş yükünü azaltmak ve görevlilerin zamankaybınıönlemekamacıyla çıkarılan 3.11.1988tarih ve 3493 sayılı Yasa ile, bazı kanunların ( 6831, 1475 ve 2926 sayılı) yanı sıra 2918 sayılı Yasada daha önce mahkemelerce verilmesi öngörülen bir kısım cezalar, idari cezaya dönüştürülerek idare tarafından verilmesi esası benimsenmiş; ancak, anılan 3493 sayılı Yasa ile değişikliğe uğrayan 6831, 1475 ve 2926 sayılı Yasalarda da getirilen idari cezalara karşı yapılacak itirazların mercii olarak sulh ceza mahkemeleri gösterilirken, 2918 sayılı Yasa’da aynı doğrultuda değişiklik yapılmasına karşın, idari cezalara karşı yapılacak itirazların merciini belirten bir hükme yer verilmemiştir.

2918 sayılı Yasa’nın “ Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması” başlığını taşıyan Dokuzuncu Kısmı, iki ayrı Bölüm halinde düzenlenmiş; “Adli Kovuşturma” başlıklı Birinci Bölümde yer alan 112. maddede, bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri belirlenmiş olup, anılan maddenin 4550 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında “Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır.” hükmüne yer verilmiştir.

“Cezaların Uygulanması” başlıklı İkinci Bölümde yer alan 115. maddede, 116. maddede öngörülen itiraza ilişkin hüküm saklı kalmak üzere, para cezaları ile mahkemelerce verilen ve sadece hafif para cezalarına ilişkin olan hükümlerin kesin olduğu; 116. maddede, trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenen ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre trafik zabıtasınca tutanak düzenleneceğive trafik zabıtasının yetkisi dahilindeki para cezalarına karşı araç sahiplerinin cezanın tebliğinden itibaren yedi gün içinde “yetkili mahkemeye” itiraz edebileceği ve itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.

Buna göre, idari ceza kapsamına girmekle birlikte, araç tescil plakasına göre düzenlenen ve 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesine göre işlem gören para cezalarına karşı itiraz yolu açık tutulmuş olup, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten beri bu şekilde verilen idari para cezaları ile ilgili ve sınırlı olarak, tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde yapılacak olan itirazları incelemekle adli yargı yeri görevli kılınmıştır.

Olayda, uyuşmazlığa konu edilen idari para cezasının 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesine göre düzenlenmiş bulunması karşısında, bu cezaya karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Öte yandan; 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Kabahatler Kanunu’nun değişik 3. maddesi hükmü karşısında da, 2918 sayılı Yasa’ya göre verilen para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde aynı Yasa uyarınca adli yargı yeri görevli olduğundan, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 14.12.2005 gün ve E:2005/1585, K:2005/2753 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde görev uyuşmazlığının ESASI YÖNÜNDEN OYBİRLİĞİ; GEREKÇESİ YÖNÜNDEN Üyelerden Serap AKSOYLU, Esen EROL ve Abdullah ARSLAN’ın KARŞI OYLARI VE OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

KARŞI OY

Dava, trafik zabıtasınca düzenlenen trafik ceza tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

Olayda, trafik zabıtasınca idari ceza yetkisi sınırları içinde kalan para cezasının 116. madde uyarınca tescil plakasına göre düzenlendiği tartışmasızdır.

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı “ Ceza uygulamasına ilişkin idari kararlar nedeniyle açılan davalarla ilgili görev uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde görüşülüp çözümlenmesi gerektiği hakkında” ilke kararında da ifade olunduğu üzere, kanunun öngördüğü bir ceza idarenin bir organı eliyle uygulanabiliyorsa bu genel ceza hukukunun değil, idare hukukunun bir müeyyidesidir. Bu tür cezalar, uygulama alanı itibariyle, idarenin kamu düzeninin sağlanması ve korunması görev ve yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacına yönelik bir hukuki müeyyide niteliğini taşımakta olup; idari ceza uygulaması, konusu olan suçun niteliği, uygulayan merci ve uygulanan usul ile hukuki sonuçları itibariyle adli ceza uygulamasından farklılık göstermekte ve hukuki müeyyideler, esasen gerçek anlamda bir ceza sayılmamaktadırlar.

İdarenin organları eliyle idari usullere göre uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle, idari işlem niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli cezalardan ayrılan idari cezaların yargısal denetiminde, kural olarak, idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Ancak, yasakoyucu tarafından, idari cezalara karşı ilgililerin sadece yapılan tespitin gerçeğe aykırılığı ile maddi ağır yanlışlıklar bulunduğunu ileri sürerek yapacakları itirazlarda, ülke genelinde yaygın teşkilata sahip olması ve sade bir usulle incelenerek kesin kararlarla süratle sonuçlandırılması gibi pratik düşüncelerle, adli yargı yerinin görevli kılınması olanaklı olup; bu halde, yetkili mahkemenin adli yargı yeri olduğunun ilgili yasada açıkça belirtilmesi gerekir.

2918 sayılı Yasa’nın “ Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması” başlığını taşıyan Dokuzuncu Kısmı, iki ayrı Bölüm halinde düzenlenmiş; “Adli Kovuşturma” başlıklı Birinci Bölümde yer alan 112. maddede, bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri belirlenmiş olup, anılan maddenin 4550 sayılı Kanunla değişikbirinci fıkrasında “Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır.” hükmüne yer verilmiştir.

“Cezaların Uygulanması” başlıklı İkinci Bölümde yer alan 115. maddede, 116. maddede öngörülen itiraza ilişkin hüküm saklı kalmak üzere, para cezaları ile mahkemelerce verilen ve sadece hafif para cezalarına ilişkin olan hükümlerin kesin olduğu; 116. maddede, trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenen ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre trafik zabıtasınca tutanak düzenleneceğive trafik zabıtasının yetkisi dahilindeki para cezalarına karşı araç sahiplerinin cezanın tebliğinden itibaren yedi gün içinde“yetkili mahkemeye” itiraz edebileceği ve itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.

2918 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümlerinin incelenmesinden, 112. maddede sayılan cezaların verilmesini gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı; Kanun’da trafik zabıtasınca verilmesi öngörülen cezaların kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem niteliğini taşımaları nedeniyle, bu işlemlerden doğan davaların ise idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varılmaktadır.

İncelenen uyuşmazlığa konu edilen para cezası da trafik zabıtasının yetkisi kapsamına girmekte olup, 116. maddede belirtilen “yetkili mahkeme”nin 112. maddede yetkileri sayılan trafik (veya sulh ceza) mahkemeleri olduğu yolunda açık bir atıfta bulunulmamıştır.

1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, Kabahatler Kanunu’nun idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağından, 116. madde uyarınca trafik zabıtasınca tescil plakasına göre düzenlenen idari para cezasına ilişkin tutanağın iptali isteğiyle açılan davada görevli mahkemenin belirlenmesinde, 5326 sayılı Kanun hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.

Buna göre, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığından, kararın gerekçesine katılmıyoruz.

ÜyeÜyeÜye

Serap AKSOYLUEsen EROLAbdullah ARSLAN

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/293

KARAR NO: 2007/14

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M.C.

Vekili: Av. İ.T.

Davalı: Ankara Valiliği

O L A Y: Ankara Valiliği Kızılcahamam İl Çevre ve Orman Müdürlüğü Doğa Koruma ve Milli Parklar Mühendisliği’nin 29.8.2005 gün ve 318 sayılı işlemi ile, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanun uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ; 30.12.2005 gün ve E: 2005/2454; K:2005/2657 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 3, 16 ve 27.maddelerinden söz ederek, Kara Avcılığı Kanunu’na uymamanın kabahat tanımı içinde yer aldığı, 5326 sayılı Kanun’un 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 27. maddesinde, idari para cezasına karşı sulh ceza mahkemesine başvurulacağı açıkça belirtildiğinden, uyuşmazlığın çözümünün belirtilen nedenlerle idare mahkemelerinin görev alanına girmediği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara yapılan itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez,idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KIZILCAHAMAM SULH CEZA MAHKEMESİ ; 31.8.2006 gün ve Değişik İş E/K:2006/151 sayı ile, Ankara Valiliği Kızılcahamam İl Çevre ve Orman Müdürlüğü Doğa Koruma ve Milli Parklar Mühendisliği tarafından düzenlenen idari para cezasına karşı İdare Mahkemesine itiraz edildiği, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 2005/2657 sayılı 30.12.2005 tarihli kararı ile davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve bu kararın Bölge İdare Mahkemesinin 7.6.2006 tarihli kararı ile onanması üzerine ilgili idari para cezasının iptalinin Mahkemelerinden talep edildiğinin anlaşıldığı, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 30.12.2005 tarihli kararında, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 3. maddesine göre idari para cezasının iptalinin sulh ceza mahkemesinden talep edilmesi gerektiğinden bahisle görev yönünden talebin reddine karar verildiği, Anayasa Mahkemesi’nin E:2005/108; K:2006/35 sayılı 1.3.2006 tarihli kararı ile, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 3. maddesinin iptaline karar verildiği, Anayasa Mahkemesi’nce Kabahatler Yasası’nın 3. maddesinin iptal edilmesi nedeniyle Kabahatler Yasası’nın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanması kabiliyeti bulunmadığı, bu nedenlerle, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 27/1 maddesinde belirtilen itiraz usul ve şekilleri aynı Yasada belirtilen kabahatler kapsamına alınan idari para cezası müeyyidesi olan idari suçlarla ilgili olup, Kabahatler Yasası kapsamı dışındaki idari para cezalarına uygulanmasının mümkün olmadığı, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin E:2004/4635; K:2004/9684 sayılı 14.09.2004 tarihli benzer bir kararında özetle "..... UyuşmazlıkMahkemesi’ninkararlarında dabelirtildiğigibi,trafik zabıtasınca yapılan uygulamanın idari ceza kapsamında bulunduğu, bu nedenle, itirazı incelemekle görevli merciin idari yargı olduğu gözetilerek sulh ceza mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerekir" denildiği, Anayasa Mahkemesi'nin 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 3. maddesinin iptaline yönelik 2006/35 sayılı kararı ve Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin yukarıda bahsedilen kararı dikkate alındığında, idari para cezasına yönelik itirazın idare mahkemelerince sonuçlandırılması gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek; adli ve idari yargı mahkemeleri arasındaki görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine kesin olarak karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu para cezasına ilişkin görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şukadar ki ,başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, KızılcahamamSulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4915 sayılıKanun uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

1.7.2003 tarih ve 4915sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi için av ve yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamları ile birlikte korunmalarını, geliştirilmelerini, avlanmalarının kontrol altına alınmasını, avcılığın düzenlenmesini, av kaynaklarının millî ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini ve ilgili kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile işbirliğini sağlamaktır.

Bu Kanun av ve yaban hayvanlarını ve yaşama ortamlarını, bunların korunmasını ve geliştirilmesini, av ve yaban hayatı yönetimini, avlakların kurulması, işletilmesi ve işlettirilmesini, avcılığın, av turizminin, yaban hayvanlarının üretiminin, ticaretinin düzenlenmesini, toplumun bilinçlendirilmesini, avcıların eğitimini, av ve yaban hayatına ilişkin suçlar, suçların takibi ve cezaları kapsar” denilmiş; 30. maddesinin ikinci fıkrasında ise, verilen para cezalarının, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre sahiplerine tebliğ edileceği,bu cezalara karşı, tebellüğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, idare mahkemesine itiraz edilebileceği,itirazın idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, bu konuda idare mahkemelerince verilen kararların kesin olduğu belirtilmiştir.

4915 sayılı Yasa’nın 30. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4915 sayılı Yasa’ya göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kızılcahamam Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 11. İdare Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün ve E:2005/2454, K:2005/2657 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/297

KARAR NO: 2007/15

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Bursa Otelcilik A.Ş.

Vekili: Av. S.E.

Davalı: Muratpaşa Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. A.D.

O L A Y : Muratpaşa Belediyesi Encümeni’nce 28.10.2005 gün ve 1115 sayılı karar ile, Kervansaray Otel’i tarafından izinsiz ve kaçak olarak yapılan yapılar nedeniyle, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 20. maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca kaçak ve izinsiz yapıların yıktırılmasına, 3621 sayılı Kanun’un 21. maddesi ve 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca davacının para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve para cezası için Muratpaşa Belediyesi’nce 16.11.2005 gün ve 21 sıra no’lu ceza ihbarnamesi düzenlenmiştir.

Davacı vekili, söz konusu Encümen kararının ve ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.12.2005 gün ve E: 2005/ 1788; K: 2005/2116 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5. maddesinden söz ederek, bu hüküm uyarınca birden fazla işleme karşı tek dilekçe ile dava açabilmek için maddi birlik yanında hukuki bağlılığında bulunmasının zorunlu olduğu, hukuki bağlılıktan söz edebilmek için, dava konusu işlemlerin yargısal denetiminin aynı yargı yerinin görev ve yetkisi içinde bulunması gerektiği, dava konusu olayda, davanın, davacı şirkete ait otelde kaçak ve izinsiz yapılan kısımların 3194 sayılı Yasa’nın 32. maddesi uyarınca yıktırılması ile davacı şirkete aynı Yasanın 42. maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin Belediye Encümeninin 28.10.2005 günlü, 1115 sayılı kararı ile para cezasının tahakkuk ettirilmesine ilişkin 16.11.2005 günlü, 21 sayılı ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle açıldığı, ancak, para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, adli yargının; yıkım ve ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan davanın ise, idari yargının görevinde olduğunun görüldüğü, bu nedenle, 2577 sayılı Yasa’nın 5/1. maddesine uygun olmayan dava dilekçesinin, aynı Yasanın 14/3-g ve 15/1-d maddeleri uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içinde yıkım ve ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle ayrı, para cezasının iptali için ayrı dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacı vekili, bunun üzerine, idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 8.8.2006 gün ve D. İşE: 2006/ 37; D. İş K: 2006/ 120 sayı ile, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve 2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin iptal edildiği, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının kaynağı olan yasada, kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak belirlenmemiş ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal denetimini yapmakla görevli mahkemelerin(Anayasamızın ilgili hükümleri ve İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola çıkılarak), idare mahkemeleri olduğu hukuksal sonucuna ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerine göre, idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz merciinin özel olarak açık biçimde sulh ceza mahkemesi olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun 3.maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak ve mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan ve yargılamanın her aşamasında dikkate alınabileceğinden, resen görev yönü ile itiraz dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucu, itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel Yasada Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Davacı vekili, adli ve idari yargı kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu uyuşmazlığın giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı, görevsizlik kararı olmayıp, para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, adli yargının; yıkım ve ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan davanın ise, idari yargının görevinde olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 5. maddesine uygun olmayan dava dilekçesinin, aynı Yasanın 14 ve 15. maddeleri uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içinde yıkım ve ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle ayrı, para cezasının iptali istemiyle ayrı dava açılmak üzere reddine ilişkindir. Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/299

KARAR NO: 2007/17

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve ZabıtasıKanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : M.A.- F.Ö.

Vekili: Av. K.Y.

Davalı: Derbent Kaymakamlığı

O L A Y: Derbent Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 20.4.2006 gün ve 330 ve 338 sayılı işlemleri ile, menşe şahadetnamesi ve veteriner sağlık raporu olmaksızın hayvan sevki yapıldığından bahisle 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 4648 sayılı Kanun’la değişik 47. maddesi uyarınca davacılar adına idari para cezası verilmiştir.

Davacılar vekili, söz konusu para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KONYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.5.2006 gün ve Müt. No:2006/543 Müt. sayı ile, 14.4.2006 tarihinde yapılan yol denetiminde menşe şahadetnamesiz veya veteriner sağlık raporu olmaksızın hayvan naklederken yakalanan Fevzi Ödek'e 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47/b maddesi gereğince ve hayvanları nakleden araç sahibi Mevlüt Aksoy'a aynı Kanunun 47/f maddesi gereğince idari para cezası uygulandığı ve idari cezaya karşı davacılar vekili tarafından 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesine göre itiraz yoluna başvurulduğu anlaşılmakta ise de; 4854 sayılı Kanun’la değişik 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 56. maddesi gereğince bu Kanuna göre verilecek idari cezalara karşı yetkili idare mahkemelerine itiraz edilebileceğinin hüküm altına alınmış bulunması, özel nitelikte yetkilendirmenin genel mahiyetteki Kabahatler Kanunu’ndan önce ve öncelikle uygulanmasının gerekmesi ve başvuru konusu idari yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmaması nedeniyle idare mahkemesinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara yapılan itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu kez, idari para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 12.7.2006 gün ve E:2006/2623 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2,3,16, geçici 2, geçici 3 ve 27. maddelerinden söz ederek, yukarıda yer verilen Kabahatler Kanunu hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, keza Kanunun geçici 2 ve geçici 3. maddelerinde getirilen düzenleme ile de, Kanunun yürürlük tarihi olan 1.6.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari para cezalarına ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağının açıkça hüküm altına alındığı, Kabahatler Kanunu’nun tasarıdaki gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz ederek, bu açıklamalar ile Kabahatler Kanunu’nun sistematiği ve gerekçesi dikkate alındığında, 1.6.2005 tarihinden itibaren açılacak bütün idari para cezası davalarında artık 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun uygulanması gerekeceği, dosyanın incelenmesinden, davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin menşe şahadetnamesi ve veteriner sağlık raporu olmaksızın hayvan sevk ettiklerinden bahisle 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu uyarınca idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Derbent Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 20.04.2006 tarihli, 330 ve 338 sayılı işlemlerinin iptali istemiyle Derbent İlçe Tarım Müdürlüğü'ne karşı öncelikle Konya 1.Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığı, Konya 1.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 3.5.2006 gün ve 2006/543 Mut. sayılı görevsizlik kararı üzerine iş bu davanın Mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, 3285 sayılı Kanun'un 4854 sayılı Kanun'un 5.maddesi ile değişik 56.maddesinde, itiraz mercii olarak idare mahkemesinin görevli olduğu hükmü yer almış ise de, dava tarihi itibariyle artık Kabahatler Kanunu kapsamında olan dava konusu idari para cezasının görüm ve çözüm yerinin Konya İdare Mahkemesi olmayıp, adli yargı mahkemeleri (Konya Sulh Ceza Mahkemesi) olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle Mahkemelerinin görevine girmeyen ve Konya 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından da görevsizlik kararı verilen bu davada, görevli mahkemenin belirlenmesi için dava dosyasının, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19.maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3285 sayılı Kanun’un 47. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

8.5.1986 tarih ve 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,“Bu Kanunun amacı, hayvanlardan ve hayvan maddelerinden insan ve hayvanlara geçebilen hastalıklardan korunulmasını ve bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele edilmesini sağlamaktır” denilmiş; 47. maddesinde, verilecek idari para cezaları düzenlenmiş; 56. maddesinin 4854 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verileceği, verilen idarî para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı, bu Kanuna göre verilen idarî para cezalarının 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.

3285 sayılı Yasa’nın 56. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 3285 sayılı Yasa’nın 47. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesi’nce 12.07.2006 gün ve E:2006/2623 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/301

KARAR NO: 2007/82

KARAR TR : 4.6.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin özelleştirilmiş olması karşısında, davanın tarafları arasında imzalanmış bulunan şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin yazının iptali istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: İş-Tim Telekomünikasyon Hizm. A.Ş.

(Yeni Ünvanı: Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.)

Vekilleri: Av. R.T.A. – Av. M.Ü. – Av. O.A.

Davalı: Türk Telekomünikasyon A.Ş.

Vekili: Av. M.K.

O L A Y : İstanbul Yakası İl Telekom Müdürlüğü’nün davacı şirket adına yazılan 28.5.2002 gün ve 5389 sayılı yazı ile, şirketlerinden kiraladıkları 2 mbps ve üstü data devrelerinin Ocak-Şubat-Mart 2002 tahakkuk dönemlerine ait İl Müdürlüklerine olan borçları üç madde halinde belirtilerek, söz konusu borçların 17.6.2002 tarihine kadar ödenmesi, ödenmediği takdirde şebekelerarası işbirliği ve irtibat sözleşmesinin 24. maddesi gereğince işlem yapılacağı hususu bildirilmiştir.

Davacı şirket vekili, şirketlerinin davalı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, davalı şirketin uyuşmazlık konusu işlemde belirttiği şekilde uygulama yaparak şebekelerarası işbirliği ve irtibat sözleşmesinin 24. maddesine istinaden sözleşme konusu hizmeti durdurması halinde telafisi imkansız zararlara sebebiyet vereceğinden duruşmasız olarak ihtiyati tedbir verilmesine, Ankara 9. İdare Mahkemesi tarafından verilen 1999/577 Esas, 2000/831 Karar sayılı iptal kararının şirketleri yönünden geçerli olmadığını, dolayısıyla, müvekkil şirketin Ocak, Şubat, Mart, Nisan 2002 tahakkuk dönemlerine ilişkin olarak davalıya borçlu bulunmaması nedeniyle davalı şirketin uyuşmazlık konusu işlemi ile yarattığı muarazanın menine karar verilmesi istemiyle 18.7.2002 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 5. ASLİYETİCARET MAHKEMESİ; 1.7.2004 gün ve E:2002/481; K:2004/369 sayı ile, davanın, davalı tarafın sözleşme hükümlerine aykırı olarak yarattığı muarazanın giderilmesi istemine ilişkin bulunduğu, konuyla ilgili olarak Ankara 7. Ticaret Mahkemesi’nin benzer nitelikte 2004/271 E ve 2004/266 K sayılı ilamının incelenmesinde; davacısının Turkcell İleşitim Hizmetleri A.Ş., davalısının Türk Telekomünikasyon A.Ş., davanın muarazanın meni olduğu, gerekçe bölümünde, konuyla ilgili olarak Ankara 9. İdare Mahkemesi’nin 04.10.2000 gün ve 1999/575 E, 2000/831 K sayılı ilamıyla, şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesinin ek D çizelge 1'e ilave 1 A. 1 bölümünün iptal edilmesi üzerine davalı şirketçe kendisince hesaplanan meblağın davacı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. alacaklarından resen kesinti yapılmak suretiyle uygulanacağı yönündeki yarattığı muarazayla ilgili mahkemece önceleri davanın kabulüne karar verildiği, vaki temyiz üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2002/2819 E, 2002/7935 K sayılı ilamıyla davanın idari yargının görevine girdiğinden bahisle bozulduğu, Mahkemece eski kararda ısrar edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu'nca verilen 25.2.2004 tarih, 2004/19-64 E, 2004/102 K sayılı ilamında belirtilen gerekçeler karşısında ısrar kararının bozulduğu ve bozma gerekçesinde, GSM işletmecisi ile, Türk Telekomünikasyon A.Ş arasında imzalanan ara bağlantı sözleşmesinin çağrı sonlanma ücretlerine ilişkin esasları düzenleyen bölümünün idare mahkemesince iptal edilmesi sonucu, idari sözleşmedeki boşluk nedeniyle oluşan uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olacağı belirtildiğinden, Mahkemece Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca, idari sözleşmeden doğan boşluklarla ilgili uyuşmazlığın çözümünde de idari yargı görevli olacağından, davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmış olmakla; mevcut davanın konusunu oluşturan somut olaydaki ihtilafta aynı nitelikleri taşıdığından, taraflar arasında yapılan idari sözleşmeden kaynaklanan mevcut uyuşmazlığın çözümünde Hukuk Genel Kurul kararı da dikkate alınarak idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Davacı vekili tarafından bu kararın temyiz edilmesi üzerine, YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ; 7.10.2005 gün ve E:2004/12525, K:2005/9794 sayı ile, davacı ile davalı arasında şebekeler arası irtibat ve işbirliği sözleşmesi imzalandığı konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, davanın, davacının davalıdan kiraladığı 2 Mbps ve üstü data devrelerinin Ocak, Şubat ve Mart 2002 tahakkuk dönemine ait alacakların tahsili istemi için davacıya gönderilen 28.5.2002 tarihli yazı doğrultusunda işlem yapılması halinde davacının zarara uğrayacağı, uygulamanın hukuka aykırı olduğu iddiası ile açılan muarazanın giderilmesi davası olduğu, davalı vekilinin, Elektrik Mühendisleri Odası tarafından Kuruluş aleyhine idari yargıda açılan dava sonucunda Kuruluş ile işletmeciler arasında imzalanan şebekeler arası irtibat ve işbirliği sözleşmesinin karşılıklı trafikten kaynaklanan çağrı sonlama ücretleri ile ilgili bulunan ek D ilave 1 A. 1 bölümünün kamu yararına aykırı bulunması nedeniyle iptaline karar verildiği, iptal kararının davacıya uygulanacağı, bu nedenle, yapılacak toplantıya iştirak etmesinin istendiği, ancak, davacının toplantıya iştirak etmediği, yapılan işlemde tutarsızlık bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddini istediği, Mahkemece, konu ile ilgili olarak Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. tarafından Türk Telekomünikasyon A.Ş. aleyhine açılan benzer davada idari sözleşmedeki boşluk nedeniyle oluşan uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından da vurgulandığından, davanın idari yargıda görülmesi gerektiğinden reddine karar verildiği, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edildiği, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, gerektirici sebeplere ve özellikle 2004/64- 2004/102 Karar sayılı, 25.2.2004 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararı da gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermiş; kararın düzeltilmesi istemi de aynı Dairece reddedilmek suretiyle sözü edilen karar kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili, bu kez, davalı tarafından tesis olunan 28.5.2002 gün ve 5389 sayılı işlemin iptali ile yürütmenin durdurulması istemiyle 6.1.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ; 30.3.2006 gün ve E:2006/134; K:2006/521 sayı ile, 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1/a bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili İstanbul İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 5.7.2006 gün ve E:2006/1927, K:2006/1426 sayı ile, davanın; davacı şirketin, Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi ile Türk Telekomünikasyon A.Ş.'den kiralamış olduğu 2 Mbps ve üstü data devrelerinin 2002 yılı Ocak, Şubat ve Mart dönemlerine ait ara bağlantı borçlarını ödemediğinden bahisle, bu borçların ödenmesine, aksi takdirde Sözleşmenin 24. maddesi uyarınca işlem yapılacağına ilişkin İstanbul Yakası İl Telekom Müdürlüğü'nün 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı işleminin iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde; "idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları", "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" ve "tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar"ın, idari dava türleri olarak belirtildiği, 406 sayılı Telsiz ve Telgraf Kanunu'nun 4673 sayılı Kanun'la değişik 1. maddesinde; "Türk Telekomun, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket olduğu, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuatın Türk Telekom'a uygulanmayacağı" düzenleme altına alınmış, aynı Kanunun 4502 ve 4673 sayılı Kanunlarla değişik 2. maddesinde ise; "Türk Telekomun; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31/12/2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürüteceği... Ancak, Türk Telekom'daki kamu payı % 50'nin altına düştüğünde, Türk Telekom'un tüm tekel haklarının 31/12/2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olacağı, ayrıca yeni nesil telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin olarak Türk Telekom ile diğer işletmeciler arasında ayrım gözetilemeyeceği"nin hükme bağlandığı, diğer taraftan Türk Telekom A.Ş., Bakanlar Kurulu'nun 25.07.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi'nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Karar'ın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, % 55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmiş bulunduğu, uyuşmazlığa konu 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü işlemi, taraflar arasında 30.10.2000 tarihinde imzalanmış bulunan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi'nin uygulanması ile ilgili bir işlem olup;bu işlemle Türk Telekom A.Ş., sözleşme uyarınca işletmeci sıfatını sahip bulunan davacıya, Ocak-Şubat-Mart 2002 dönemlerine ait borçlarını ödemesini, aksi takdirde sözleşmenin 24. maddesi gereğince sözleşmeden doğan hizmetlerini durduracağını ihtar ettiği, dolayısıyla, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın idari yargı mercilerinin görev alanına girdiğinin kabul edilebilmesi için, taraflar arasında imzalanmış bulunan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi'nin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi anlamında "idari sözleşme" olarak nitelendirilebilmesi gerektiği, içtihatlarda ve öğretide sıklıkla belirtildiği üzere, idari sözleşmeler, "idarenin yaptığı ve karşı tarafın bir kamu hizmetini yürütmesini veya böyle bir hizmetin yürütülmesine katılmasını öngören ve idareye özel hukuk sözleşmelerindekileri aşan bazı üstünlük ve ayrıcalıkların tanınmış olduğu sözleşmeler" şeklinde tanımlandığı, taraflar arasında imzalanmış bulunan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi her ne kadar, davacı ile Ulaştırma Bakanlığı arasında imzalanmış bulunan "GSM 1800 Sayısal Hücresel Mobil Telefon Sistemi Kurulması ve İşletilmesi İle İlgili İmtiyaz Verilmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi" uyarınca düzenlemişse de; doğrudan davacı tarafça bir kamu hizmetinin yürütülmesine ya da davacı tarafın bir kamu hizmetinin yürütülmesine katılımına ilişkin olmayıp, davacının Türk Telekom A.Ş.'ye ait yer, bina, tesis, kule, enerji, devre, klima ve benzeri altyapı imkanlarından ivaz karşılığında faydalandırılmasını konu edindiği, ayrıca Sözleşmenin "anlaşmazlıklar", "sözleşmenin ihlali ve hizmetin durdurulması", "anlaşmazlıkların halli", "sözleşmedeki değişiklikler" başlıklı maddeleri de dahil olmak üzere tamamında "sözleşme taraflarının hukuki eşitliği" prensibine uygun şekilde düzenlemeler yapıldığı ve sözleşmenin hiç bir kısmında Türk Telekom A.Ş.'ye özel hukuk sözleşmelerindekileri aşan ayrıcalıklı yetkiler tanınmadığı, bu durumda, taraflar arasında imzalanmış bulunan ve iptali istenen 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı işlemin dayanağını oluşturan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi'nin, bir idari sözleşme olarak değil, idarenin özel hukuk sözleşmesi olarak kabulü gerektiğinin açık bulunduğu, kaldı ki; iptali istenen 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı işlemin tesis tarihinde Türk Telekom A.Ş., 406 sayılı Kanun'un 12.05.2001 tarih ve 4673 sayılı Kanun'la değişik 1. maddesi uyarınca özel hukuk hükümlerine tabi bulunan bir anonim şirket olup, 30.10.2000 tarihli Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi'nin 34.2 maddesi uyarınca adı geçen sözleşmenin tarafı konumunda olduğu, dolayısıyla bu tarihte söz konusu sözleşmenin, özel hukuk hükümlerine tabi bulunan iki anonim şirket arasında geçerli olan bir işbirliği sözleşmesi niteliğinde bulunduğu, ayrıca davanın açıldığı 06.01.2006 tarihi itibariyle de, Bakanlar Kurulu'nun 25.07.2005 gün ve 2005/9146 sayılı kararıyla Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin % 55 oranındaki hissesi Oger Telecoms Ortak Girişim Grubu'na satılmış ve devredilmiş olduğundan; kamu kurum ve kuruluşlarına uygulanan mevzuatın, hisse devir işlemleri tamamlanarak özelleşmiş bulunan Türk Telekom A.Ş hakkında uygulanmasına olanak bulunmadığı, dolayısıyla davacı İŞ-TİM Telekomünikasyon Hizmetleri A.Ş. tarafından 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı işlemin iptali istemiyle Türk Telekomünikasyon A.Ş.'ye karşı açılan davada; gerek tesis edilen işlemin dayanağı olan sözleşmenin niteliği, gerekse işlemi tesis eden merciin hukuki statüsü dikkate alındığında, davanın görüm ve çözümünün adli yargı mercilerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün davada idari yargının, Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, şirketlerinden kiraladıkları 2 Mbps ve üstü data devrelerinin Ocak-Şubat-Mart 2002 tahakkuk dönemlerine ait İl Müdürlüklerine olan borçları üç madde halinde belirtilerek söz konusu borçların 17.6.2002 tarihine kadar ödenmesi, ödenmediği takdirde şebekelerarası işbirliği ve irtibat sözleşmesinin 24. maddesi gereğince işlem yapılacağı yolundaki İstanbul Yakası İl Telekom Müdürlüğü’nün 28.5.2002 gün ve 5389 sayılı yazısının iptali istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılan-dırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır” hükmünü almıştır.

406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde “Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür” denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendinde 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK. ‘nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Yasa ile telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli kılınan ve olay tarihi itibariyle, çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom, yürüttüğü hizmetin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde istihdam edilen personelinin 399 sayılı KHK hükümlerine tabi kamu personeli olduğu da dikkate alındığında, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin dava konusu uyuşmazlık hakkında vermiş olduğu görevsizlik kararının Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 7.10.2005 günlü kararı ile onanmasından sonra, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55’i, Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146sayılı“TürkTelekomünikasyonAnonimŞirketi(TürkTelekom)’nin% 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ ne satılmak suretiyle özelleştirilmiştir.

Davanın tarafları arasında imzalanmış bulunan şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesinde, bu sözleşmenin amacının; işletmeci ile T.C. Ulaştırma Bakanlığı arasında imzalanmış olan GSM 1800 SAYISAL HÜCRESEL MOBİL TELEFON SİSTEMİ KURULMASI VE İŞLETİLMESİ İLE İLGİLİ İMTİYAZ VERİLMESİNE İLİŞKİN İMTİYAZ SÖZLEŞMESİ uyarınca Türkiye’de imtiyaz almak suretiyle kuracağı ve işleteceği, GSM Mobil telefon şebekesinin santral, baz istasyonu, baz istasyon kontrol istasyonu ve diğer ilgili teçhizatı için Türk Telekom’un mevcut yer, bina, tesis, kule, enerji, devre, klima ve benzeri altyapı imkanlarından Katma Değerli Telekomünikasyon Hizmetleri İmtiyaz Yönetmeliği (Yönetmelik) hükümleri çerçevesinde ve bu Sözleşmedeki koşullarla faydalandırılması ve Türk Telekom’un şebekesiyle İşletmeci’nin şebekesinin karşılıklı yarattığı trafik ile ilgili işletme ve hesaplaşma usul ve esaslarını belirlemek olduğu ifade edilmiştir.

Dava konusu yazı ile, davacı şirkete, şirketlerinden kiraladıkları 2 Mbps ve üstü data devrelerinin Ocak-Şubat-Mart 2002 tahakkuk dönemlerine ait İl Müdürlüklerine olan borçları üç madde halinde belirtilerek söz konusu borçların 17.6.2002 tarihine kadar ödenmesi, ödenmediği takdirde şebekelerarası işbirliği ve irtibat sözleşmesinin 24. maddesi gereğince işlem yapılacağı yolunda İstanbul Yakası İl Telekom Müdürlüğü’nce bildirimde bulunulmuştur.

Ulaştırma Bakanlığı ile davacı şirket arasında imzalanan imtiyaz sözleşmenin ifası amacıyla davanın tarafları arasında şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesi imzalanmış, bu sözleşmeye dayanılarak da davalı tarafça davacıya alacak miktarını belirleyen yazı yazılmış olup, bu yazının içeriğine bakıldığında, uyuşmazlığın, taraflar arasında imzalanan şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesine dayanan alacak-borç ilişkisinden, bir başka ifade ile, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin özelleştirilmiş olması karşısında, davanın tarafları arasında imzalanmış bulunan şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesine dayanılarak adı geçen şirket tarafından düzenlenen 28.5.2002 gün ve 5389 sayılı yazının iptali istemiyle açılan işbu davaya bakma konusunda adli yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Ticaret Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5. AsliyeTicaret Mahkemesi’nce verilen 1.7.2004 gün ve E:2002/481; K:2004/369 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/302

KARAR NO: 2007/40

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Kurum alacağının personelden hükmen tahsiline yönelik bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : TÜPRAŞ İzmir Rafineri Müdürlüğü

Vekili : Av. E.K.

Davalı: D.K.

Vekili: Av. F.A.

O L A Y: TÜPRAŞ Türkiye Petrol Rafinerileri Anonim Şirketi İzmir Rafineri Müdürlüğü’nün 2.7.1998 günlü işlemi ile, Yönetim Kurulunun 27.6.1997 tarih ve 270/15 sayılı Olur’u ile Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği gereğince 55 yaşını doldurması ve emekliliğe hak kazanması nedeniyle iş akdinin, İş Kanunu’nun 13 ve 14. maddelerine göre 3.7.1998 tarihi itibariyle fesh edildiği, davalı Doğan Keltek’e bildirilmiştir.

Bunun üzerine, davalı vekili, iş akdinin feshine ilişkin söz konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle dava açmış, bu dava İdare Mahkemesince reddedilmiş, ancak, bu kararın temyizi üzerine ilgili Danıştay Dairesince yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verdiğinden, davalı eski görevi olan üretim stok-vergi sigorta şefi olarak yeniden göreve başlatılmıştır. Daha sonra, ilgili Danıştay Dairesi mahkeme kararını bozmuş, ancak, İdare Mahkemesi ilk kararında ısrar ettiğinden, davalının iş akdi yeniden fesh edilmiştir. İdare Mahkemesinin ısrar kararının temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verdiğinden, davalı yeniden göreve başlatılmıştır. Bilahare, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun, İdare Mahkemesinin ısrar kararını onaması üzerine, davacının 16.3.2004 günlü işlemi ile, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun kararı ve Genel Müdürlüğün Olur’larına istinaden 2.3.2004 tarihinde 55 yaş nedeni ile iş akdinin feshedildiği, dışarıda kalınan sürelerden 1998 yılına ait kıdem tazminatı, ihbar ve izin alacakları düşüldükten sonra 23.125.779.069.-TL borcunun bulunduğu, davalıya bildirilmiştir.

Davacı vekilince, davalıdan olan 23.125.779.069.-TL alacağın davalıya tebligat yapılan 16.3.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır.

KARŞIYAKA 2. İŞ MAHKEMESİ; 14.3.2006 gün ve E:2005/1018; K:2006/44 sayı ile, davacı vekili dilekçesiyle; davalının müvekkili şirkette kapsam dışı personel olarak çalışırken 03.07.1998 tarihinde iş akdinin fesih edilmesi üzerine kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin , akdi ve ilave ikramiye olmak üzere ödeme yapıldığını, davalının idari yargıda açtığı davayı kazanması neticesinde iş başı yaptırıldığını, boşta kalan süreye yönelik mahsup işlemi sonucu bakiye alacak için ihtarname tebliğine rağmen 23.125.779.069.- TL nin ödenmediğini, bu miktarın faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş ise de ; davalı kapsam dışı personel statüsünde olup, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 22.01.1996 tarih, 1995/1 Esas ve 1996/1 Karar sayılı ilke kararı uyarınca; uyuşmazlığın çözüm merciinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 1.5.2006 gün ve E:2006/13440; K:2006/11991 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle, idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 20.7.2006 gün ve E:2006/1410 sayı ile, TÜPRAŞ İzmir Rafineri Müdürlüğü vekili tarafından, davacı idarede kapsam dışı personel statüsünde servis şefi olarak görev yapmakta iken 27.6.1998 tarihli işlem ile iş akdi fesh edilen ve bu işleme karşı açtığı dava, İzmir 4. İdare Mahkemesi'nin Danıştay'ca onanan 14.3.2001 tarih ve E:2001/121, K:2001/162 sayılı kararı ile reddedilen Doğan Keltek'e açıkta geçen sürelere ilişkin olarak davacı idare tarafından yapılan parasal ödemeler toplamı olan 23.125,77.-YTL tazminatın 16.3.2004 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle Doğan Keltek'e karşı dava açıldığı, dosyasının incelenmesinden, bu davanın daha önce Karşıyaka 2. İş Mahkemesi'nde açıldığı ve bu Mahkemenin Yargıtay'ca onanan 14.3.2006 tarih ve E:2005/1018 K:2006/44 sayılı kararıyla, davanın idare mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine, aynı davanın Mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı, olayda, davacı idare tarafından, kapsam dışı personel statüsünde çalışmakta iken 55 yaşını doldurmuş olması ve emekliliğe hak kazanmış olması nedeniyle sözleşmesi fesh edilen Doğan Keltek'e açıkta geçen sürelere ilişkin olarak yapılan parasal ödemelerin tazmini istemiyle dava açılmış olup, bu nitelikteki dava, 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi hükümleri uyarınca idare mahkemelerinin görevlerine giren davalar arasında olmadığı gibi, kurumların personeline yaptığı fazla ve yersiz ödemelerin tazmini istemiyle personeline karşı açılan davaların genel hükümler uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi gerektiği, bu nedenle, Mahkemelerinin görevine girmeyen davaya ilişkin dosyanın, davanın daha önce adli yargı yerince verilmiş görev ret kararı üzerine açılmış olduğu dikkate alınarak, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesinin icap ettiği gerekçesiyle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi'nce bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı TÜPRAŞ İzmir Rafineri Müdürlüğü’nde kapsam dışı personel olarak çalışan davalının iş akdinin feshedilmesi sonucunda davalıdan olan 23.125.779.069.-TL alacağın, tebligat yapılan 16.3.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davalı Doğan Keltek’in, davacı Müdürlükte kapsam dışı personel olarak çalıştığı ve bu konuda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı anlaşılmakta olup; Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan,22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ilke kararı ile, özelleştirme kapsamında bulunan ya da bulunmayan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde sözleşmeli ya da kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların idari yargı yerinde çözümleneceği belirtilmiştir.

Ancak, anılan İlke Kararında sözü edilen anlaşmazlıklar ile, sözleşmeli ya da kapsam dışı personel tarafından idare aleyhine açılabilecek olan ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1. maddesinde sayılan iptal, tam yargı veya idari sözleşmelerden doğan idari davaların anlaşılması gerekmekte olup, kişiler aleyhine açılan davaların idari yargı yerinde görülüp çözümlenmesine hukuken olanak bulunmadığından, adli yargı yerinde TÜPRAŞ Türkiye Petrol Rafinerileri Anonim Şirketi İzmir Rafineri Müdürlüğü vekilince eski personelleri olan şahıs aleyhine açılmış bulunan davanın ilke kararında belirtilen anlaşmazlıklar kapsamında görülemeyeceği açıktır.

Bu durumda, olayda, idarece kamu gücüne dayalı olarak ve idari usul ve esaslara göre re'sen ve tek yanlı biçimde tesis edilmiş bir işlem veya eylemden dolayı, hak ve menfaati ihlâl edilenler tarafından idare aleyhine açılmış bir dava bulunmadığından, uyuşmazlığın, salt personel ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin idare hukuku kurallarına tabi olduğundan hareketle, idari yargı yerinde çözümleneceği sonucuna ulaşmak imkansızdır.

Buna göre, davacı alacağının tahsili için şahıs aleyhine açılan davanın, idari yargı yetkisine giren bir idari dava niteliğinde olmadığından, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, TÜPRAŞ Türkiye Petrol Rafinerileri Anonim Şirketi İzmir Rafineri Müdürlüğü’nün açtığı davada; İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Karşıyaka 2. İş Mahkemesi’nce verilen 14.3.2006 gün ve E:2005/1018; K:2006/44 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/303

KARAR NO: 2007/41

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : R.K.

Vekili: Av. A.L.

Davalı: Honaz Kaymakamlığı

O L A Y : Honaz Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 22.12.2005 gün ve 4 sayılı işlemi ile, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47. maddesine(4648 sayılı Kanun’un 4. maddesi (f) bendi) göre davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

DENİZLİ İDARE MAHKEMESİ; 8.3.2006 gün ve E:2006/416, K:2006/545 sayı ile, davacıya menşe şahadetnamesiz ve veteriner sağlık raporsuz hayvan sevk etmekten dolayı 4648 sayılı Yasa’nın 4/f maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin Honaz Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 22.12.2005 günlü ve 4 sayılı kararının iptalinin istenildiği, 31.03.2005 gün ve 25772 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, 5328 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (k) bendi uyarınca 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2,3,16,22,27 ve geçici 2. maddelerinden söz ederek, 5326 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden sonra idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine dair idari yaptırım kararlarına karşı açılacak davaların görüm ve çözüm görevinin yasa koyucu tarafından sulh ceza mahkemesine verildiği sonucuna ulaşıldığı, olayda; 4648 sayılı Yasa’nın 4/f maddesi (3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47/f maddesi ) uyarınca verilen idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararına karşı açılan iş bu davada, 5326 sayılı Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden itibaren Mahkemeleri görevsiz olduğundan ve bakılmakta olan davanın da bu tarihten sonra açılması nedeniyle uyuşmazlığın görüm ve çözümünde sulh ceza mahkemesinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

HONAZ SULH CEZA MAHKEMESİ; 18.7.2006 gün ve E:2006/81 D.İş, K:2006/81 D.İş sayı ile, Denizli İdare Mahkemesi’nin 08.03.2006 tarih ve 2006/416 E, 2006/545 K sayılı görevsizlik kararından söz ederek, bu kararın 24.03.2006 tarihinde kesinleştiği, davacı hakkında, Honaz Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 22.12.2005 tarihli tutanağına istinaden, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47. maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin 4648 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (f) bendi gereğince, menşe şahadetnamesizve veteriner sağlık raporsuz hayvan sevk etmekten dolayı 22.12.2005 tarih ve sayı: 4, 000307 numaralı idari para cezası verildiği, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 24.04.2003 tarih ve 4854 sayılı Yasa ile eklenen ikinci fıkrasına göre, bu Kanunda yazılı olan idari para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceğinin açıkça belirtildiği, Anayasa Mahkemesi’nin 01.03.2006 tarih ve 2006/35 sayılı kararı ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna karar verdiği, herne kadar, iptalhükmünün,kararınResmiGazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de; itiraza konu idari para cezasını, idarenin, kamu gücünü kullanarak tertip ettiği, bu nedenle, bu cezai işlemin idari bir yaptırım olduğu, idari para cezalarının idare tarafından ve adli bir makam olmadan verilip, kamusal faaliyetlerin yerine getirilmesi amacını sağlamaya yönelik bulunduğu ve yasada açıkça öngörülen ihlaller hakkında idare tarafından uygulanan para cezaları türünden olduğu, bu nedenle, idari organlarca verilen bu çeşit para cezalarına itirazın idare mahkemesine yapılması gerektiği, bu yönde Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2002 gün ve 225/88 sayılı kararı ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 01.07.2004 gün ve 12/33 sayılı ve 06.12.2004 gün ve 94/89 sayılı kararlarında da, idari para cezalarında denetimin, yani, itiraz başvurularına konu olan idari para cezası kararlarına karşı inceleme görevinin, idari yargı mercilerine aitolduğunun açıkça belirtildiği, ayrıca, idariparacezalarının denetimindesulhyargıcının incelemesi yalnızca idari işlemin yasaya uygun yapılıp yapılmadığı ile sınırlı olup, sulh ceza mahkemesi yargıcının yasaya aykırılığı saptaması durumunda idari merciin yerine geçerek idari para cezasını belirleme yetkisi bulunmadığı, aynı konuda ve aynı olaya ilişkin olarak hayvanların sahibi İbrahim Demir hakkında düzenlenen idari para cezasına karşı yapılan itiraz üzerine itiraz dosyasında da Mahkemelerince görevsizlik kararı verildiğinin ve Mahkemelerinin 2006/38 D.İş Esas sayılı dosyasının olumsuz görev uyuşmazlığının halli için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek, Mahkemeleri ile Denizli İdare Mahkemesi arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, Sulh Ceza Mahkemesine verdiği dilekçe ile, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu para cezasına ilişkin görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şukadar ki ,başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, Honaz Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvuru, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamaktadır.

Ancak, adli ve idari yargı yerleri arasında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve idari yargı dosyalarının, davacı vekilinin görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemine ilişkin dilekçesi ile birlikte son görevsizlik kararını veren Sulh Ceza Mahkemesince Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3285 sayılı Kanun’un 47. maddesine(4648 sayılı Kanun’un 4. maddesi (f) bendi) göre Kaymakamlık tarafından verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

8.5.1986 tarih ve 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, hayvanlardan ve hayvan maddelerinden insan ve hayvanlara geçebilen hastalıklardan korunulmasını ve bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele edilmesini sağlamaktır” denilmiş; 19.4.2001 tarih ve 4648 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile değişik 47. maddesinde, verilecek idari para cezaları düzenlenmiş; 56. maddesinin 4854 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verileceği, verilen idarî para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı, bu Kanuna göre verilen idarî para cezalarının 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.

3285 sayılı Yasa’nın 56. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 3285 sayılı Yasa’nın 47. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7. idare Mahkemesi’nce verilen 11.7.2006 gün ve E:2006/1671, K:2006/1754 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/304

KARAR NO: 2007/42

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : F.A.

Vekili: Av. Ç.S.

Davalı: Antalya Valiliği

O L A Y : Antalya Valiliği Çevre İl Müdürlüğü’nün 10.6.2003 gün ve 0084 sayılı işlemi ile, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 20/a ve 20/son maddeleri uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 1.7.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 10.11.2005 gün ve E:2005/1552; K:2005/1672 sayı ile, uyuşmazlık hakkında görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, kabahatler ve kabahatlere uygulanacak yaptırımların, 765 sayılı eski Ceza Kanunu’ndan farklı bir anlayışla 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme dışı bırakıldığı ve yeni Türk Ceza Kanunu ile eş zamanlı olarak yeni bir Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe konulduğu, ancak, özel hükümlerinde eski Ceza Kanunu’nda sayılan kabahatler büyük oranda korunmuş olmakla birlikte yürürlüğe giren bu Kabahatler Kanunu’nun 765 sayılı Yasa’da yer alan hükümlerden farklı olarak yeni bir amaç ve kapsam taşıdığı, Kabahatler Kanunu’nun 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddeleri ile Kanunun gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz ederek, aksi yöndeki bir düşüncenin, Kabahatler Kanunu’nu sadece Kanunun "Çeşitli Kabahatler" başlıklı ikinci kısmında yer alan ve büyük oranda eski Ceza Kanunu’nda sayılan kabahatlerden oluşan toplam 12 çeşit kabahatle sınırlı olduğu sonucunu doğuracağı,bunun, Kanunun genel hükümlerinde yer alan maddelerle getirilen sistematiğine uygun düşmeyeceği ve özellikle Kanunun yukarıda yer verilen 3. maddesinin birinci fıkrasını, geçici 2. ve 3. maddelerini, uygulama alanı olmayan gereksiz maddeler durumuna düşüreceğinin açık olduğu, Yasa koyucunun bu tür bir sonucu öngördüğünün söylenemeyeceği, bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı açılan davada görevli yargı yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, söz konusu para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANTALYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.8.2006 gün ve D.İş E: 2006/12; Değişik İş K: 2006/105 sayı ile, başvuran hakkında, Antalya Çevre İl Müdürlüğü tarafından dosya kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme üzerine başvuran tarafından Mahkemelerine bir dilekçe ile başvurularak hakkındaki idari para cezasının iptalini istediği, Anayasa Mahkemesi’nin 01.03.2006 tarih ve 2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin iptal edildiği, bu kararın, 22.07.2006 tarih ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandığı, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının kaynağı olan yasada kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak belirlenmemiş ise; idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal denetimini yapmakla görevli mahkemelerin (Anayasamızın ilgili hükümleri ve İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola çıkılarak) idare mahkemeleri olduğu sonucuna ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan 2872 sayılı Çevre Kanunu hükümlerine göre, idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı itiraz merciinin özel olarak açık biçimde sulh ceza mahkemesi olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak ve Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan ve yargılamanın her aşamasında dikkate alınabileceğinden, resen görev yönü ile itiraz dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucunda itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasada Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu, başvuru konusu idari yaptırım kararının sulh ceza mahkemesince incelenebilecek kararlardan olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2872 sayılı Kanun’un 8. maddesine aykırılıktan dolayı 20. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

9.8.1983 gün ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır” denilmiş; “Kirletme yasağı” başlığını taşıyan 8. maddesinde, her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermenin, depolamanın, taşımanın, uzaklaştırmanın ve benzeri faaliyetlerde bulunmanın yasak olduğu, kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililerin kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirletenin, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü oldukları belirtilmiş; 20. maddesinde, idari nitelikteki cezalar sayılmış; işlemin tesis edildiği anda, anılan Yasanın 25. maddesinin birinci fıkrasında, idari cezalara karşı 7 gün içerisinde idare mahkemesine itiraz edilebileceği yolunda düzenleme mevcut iken, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, Mahkememizce; Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesindeki, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır” yolundaki hüküm de dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davaların görüm ve çözümünde, adli yargı yerleri görevli kılınmış; bilahare, anılan Yasanın 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Ancak daha sonra, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 26.4.2006 günlü, 5491 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen 25. maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımların uygulanmasını gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir. İdarî yaptırım kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye tebliğ edilir.

İdarî yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz.

İdarî para cezalarının tahsil usûlü hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır.

Ceza vermeye yetkili kurum ve merciler tarafından tahsil edilen idarî para cezaları, Maliye Bakanlığından izin alınarak Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında tahsil edilir.

Bu Kanuna göre verilecek idarî para cezalarında ihlalin tespiti ve cezanın kesilmesi usûlleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmiştir.

Buna göre, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda belirtilen idari yaptırım kapsamındakiidari para cezalarına karşı açılacak davalarda idare mahkemesigenel görevli kılınmış, ancakidarî para cezalarının tahsil usûlü hakkında Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 13.5.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 2872 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur

Kaldı ki, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 31. maddesinde "(1)Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır" denilmiş olup, 2872 sayılı Yasa’da bu cezalara karşı idare mahkemesinde dava açılabileceğinin belirtilmesi karşısında, idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 10.11.2005 gün ve E:2005/1552; K:2005/1672 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

SASNO: 2006/307

KARAR NO: 2007/18

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa'nın 14 ve 19. maddelerinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: A.A.

Vekili: Av. O.Ö.

Davalı: 1-OGD İnş. Pet. Tur. San. Ve Tic. A.Ş.

2- Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü

OL A Y: Davacı vekili,Ankara – Çankaya- 4. Bölge Küçükesat Mahallesi İmarın 2546 Ada 33 parselinde kain, Kavaklıdere – Kenedy Cad. ( Eski Boylu Sokak) No:89 Çankaya/ANKARA adresinde bulunan, Tapu kayıtlarına göre 8 daireli ve 1957 yılı yapımı uzun süreden beri enkaz halinde bulunan yapının yıkıldığını; tapudaki 8 bağımsız bölümün 5 adedinin kaydının müvekkili Ahmet Aydeniz’e, 3 adedinin kaydının da OGD İnş. Petrol-Turizm-Sanayi ve Tic. A.Ş adına bulunduğunu;enkaz yıkılıp, binanın varlığı ortadan kalktığı cihetle arsa haline dönüşen fiili durumun, tapu kayıtlarına da cins tashihi yapılarak, yansıtılması (kayıtların düzeltilmesi), kayıtlarla fiili durumun birbirini teyit eder vaziyete getirilmesinin icap ettiğini;Tapu Müdürlüğünün tatbikatta, hissedarların tümünün asaleten veya vekaleten müracaatı ile cins tashihi talebinde bulunmalarının gerekliliğine işaret ettiğini, oysa ki, diğer hissedar OGD A.Ş.’nin cins tashihi taleplerine katılmak istemediğini; bu sebeple de, iş bu davanın açılarak, cins tashihine hükmen karar verilmesi talep zaruretinin hasıl olduğunu ifade ederek;a- Ankara Çankaya 4. Bölge Kavaklıdere Mahallesi İmarın 2546 Ada 33 parselinde kain ana gayrimenkulün yıkıldığının ve halen gayrimenkulün arsa haline dönüştüğü, b-Tapunun hali hazır kayıtlarındaki kat irtifakı hisseleri dikkate alınarak, arsaya dönüşen gayrimenkuldeki tarafların müşterek mülkiyet hisselerinin rakamsal olarak belirlenmesi, c- Belirlenen hisseler nispetinde tarafların söz konusu 33 parselde hissedar olduklarını gösterecek şekilde cins tashihi yapılması ve tapu kayıtlarındaki 33 parselin arsa olarak tescili istemiyle, “OGD İnş. Pet. Tur. San. Ve Tic. A.Ş.’ne”karşı,9.4.2004gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;26.5.2004 gün ve E:2004/189, K:2004/247 sayı ile, Davacı vekilinin iddialarına yer verildikten sonra; Davalı vekilinin mahkemeye verdiği cevap dilekçesinde;üzerinde kat mülkiyeti tesis edilmiş, kat mülkiyeti yasası hükümlerine tabi taşınmazın bu durumunun bertaraf edilerek müşterekmülkiyete konu bir taşınmaz haline dönüştürülmesini sağlamak amacı ile usul ve yasaya aykırı iş ve işlemlerle kat mülkiyeti kurulu binayı yıkmak sureti ile taşınmazın cins tashihini yaptırılıp, taşınmazda meydana gelecek ortaklığın giderilmesi amacı ile açılması planlanan izaleyi şuy’u davasına zemin hazırlamak amacı ile ikame olunan davanın reddine karar vermek gerektiğini savunduğu; davanın,tespit istemine ilişkin bulunduğu; dosyanın tetkikinde, davaya konu edilen Çankaya 4. Bölge, Küçükesat Mahallesi, imarın 2546 ada 33 parselindeki taşınmazın yıkıldığının anlaşıldığı, davacının dava dilekçesinde; tapuya cins tashihinin yapılmasını istemiş ise de, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunun 47 ve 48. maddeleri gereğince kat mülkiyeti kurulmuş olan binanın tamamen harap olması halinde varsa yönetici, yoksa kat maliklerinden herhangibirisinin tapu sicil müdürlüğüne bildirmesi ile kat mülkiyetini sona erdirdiğinin tapu kayıtlarına işlenebileceği anlaşıldığından, bu konunun idari işlem olduğundan davacının davasının reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış ve açılan davanın idari işlem olması nedeniyle davacının davasının reddine karar vermiş; kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.9.2004 gün ve E/K:2004;9082/9605 sayılı kararıyla istem reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.

Bunun üzerine davacı vekilince; Yargıtay’ın onama ilamı çerçevesinde bu defa Ankara Çankaya 4. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne dilekçeyle müracaat edilerek; Kat Mülkiyetinin (Kat irtifakının) sona erdirilmesini gerektiren işlemin yapılması,Kat mülkiyetini (Kat irtifakını) gösteren sahifelerin kapatılarak, kat irtifakı hisseleri dikkate alınmak suretiyle, taşınmazda paylı mülkiyet oluşturulması ve gayrimenkulün cinsinin de arsa olarak düzeltilmesinin talep edildiğini, İdarenin taleplerini reddettiğini, İdarenin ret kararının KMK’nun 47 ve 48/ll maddelerine aykırı olduğunu ifade ederek; 1)Ankara Çankaya 4. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 05.11.2004 tarih 13744 yevmiye sayılı ret kararının iptali, 2)Ankara Çankaya Küçükesat Mh. İmarın 2546 Ada (33) parselindeki yapının tümüyle harap olup yıkılması suretiyle taşınmazın fiilen arsa haline dönüştüğü dikkate alınarak, Kat Mülkiyeti Kanunun 47 ve 48/llmaddeleri gereğince: a-Kat Mülkiyetinin sona erdiği, b-Kat mülkiyeti kütüğündeki sayfaların kapatılması, c-Gayrimenkulün kat mülkiyeti kurulmadan önceki Genel Kütük kaydı ile bağlantı yapılmak suretiyle, Arsa Payları oranında ortak mülkiyet esaslarına göre Genel Kütüğe kayıt ve tescilinin arsa olarak yapılması istemiyle, bu kez “Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü”aleyhine, 17.11.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ; 6.4.2006 gün ve E:2004/3158 sayı ile, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek. 1. maddesinde “ Bu kanunun uygulamasından doğacak her türlü anlaşmazlık Sulh Mahkemelerinde çözümlenir.” hükmünün yer aldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde de idari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar hariç kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak belirlendiği, ayrıca 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1013. maddesinde de ilgililerin yazılı muvafakatları dışında tapu sicilinde yapılacak değişikliklerin mahkemenin bu konuda bir karar vermesine bağlı olduğu kuralına yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, Ankara Çankaya 4. Bölge Küçükesat Mahallesi imarın 2546 Ada 33 parselinde kâin, Kavaklıdere – Kenedy Cad. (Eski Boylu Sokak) No:89/Çankaya adresinde bulunan, tapu kayıtlarına göre 8 daireli bağımsız bölümün 5’inin davacı adına, diğer 3 bağımsız bölümün de OGD İnşaat Petrol, Turizm Sanayi ve Tic. A.Ş adına kayıtlı bulunan yapının yıkıldığı, davacının binanın ortadan kalkması nedeniyle cins tashihi yapılarak kayıtlara yansıtılması istemiyle Tapu Müdürlüğüne başvurduğu, tapu müdürlüğünce talebin hissedarların tümünün talepte bulunmaları gerektiği gerekçesiyle reddedilmesi ve diğer hissedarın da cins tashihi talebine rıza göstermemesi üzerine, diğer hissedar aleyhine; gayrimenkulün yıkıldığı ve gayrimenkulün arsa haline dönüştüğüne, arsaya dönüşen gayrimenkuldeki müşterek mülkiyet hisselerinin rakamsal olarak belirlenmesi ve belirlenen hisseler nispetinde tarafların söz konusu 33 parselde hissedar olduklarını gösterecek şekilde cins tashihi yapılmasına ve tapu kayıtlarında gayrimenkulün arsa olarak tesciline karar verilmesi istemiyle Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açtığı, Asliye Hukuk Mahkemesince de 26.05.2004 günlü ve E:2004/189, K:2004/247 sayılı kararla “davacı dava dilekçesinde tapuya cins tashihinin yapılmasını istemiş ise de, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 47. ve 48. maddeleri gereğince kat mülkiyeti kurulmuş olan binanın tamamen harap olması halinde varsa yönetici, yoksa kat maliklerinden herhangi birisinin tapu sicil müdürlüğüne bildirmesi ile kat mülkiyetinin sona erdiğinin tapu kayıtlarına işlenebileceği anlaşıldığından ortada idari bir işlem olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar verdiği, bu kararın da temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.09.2004 günlü ve E:2004/9082, K:2004/9605 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmesi üzerine davacının, Ankara Çankaya 4. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne, kat mülkiyetinin sona erdirilmesini gerektiren işlemin yapılması, kat mülkiyetini gösteren sahifelerin kapatılarak, kat irtifakı hisseleri dikkate alınmak suretiyle paylı mülkiyet oluşturulması ve cinsinin de arsa olarak düzeltilmesi istemiyle 15.10.2004 günlü dilekçesiyle başvurduğu, talebinin Tapu Müdürlüğünce Medeni Kanunun 688. maddesi, Kat Mülkiyeti Kanununun 46. maddesi ve Tapu Sicil Tüzüğünün78. maddesi gereğince 05.11.2004 günlü ve 13744 sayılı işlemle reddedilmesi üzerine söz konusu Tapu Müdürlüğünün ret işleminin iptali ve taşınmazın fiilen arsa haline dönüştüğü dikkate alınarak Kat Mülkiyeti Kanununun 47 ve 48/2 maddeleri uyarınca Kat Mülkiyetinin sona erdiğine, kat mülkiyeti kütüğündeki sayfaların kapatılmasına ve arsa payları oranında ortak mülkiyet esaslarına göre kayıt ve tescilin arsa olarak yapılmasına karar verilmesi istemiyle Mahkemelerinin 2004/3158 esasında dava açıldığınınanlaşıldığı, her ne kadar Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesince 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 47. ve 48. maddeleri gereğince kat mülkiyeti kurulmuş olan binanın tamamen harap olması halinde varsa yönetici, yoksa kat maliklerinin herhangi birisinin tapu sicil müdürlüğüne bildirmesi halinde de kat mülkiyetinin sona erdiğinin tapu kayıtlarına işlenebileceği ve bu nedenle de ortada idari bir işlem olduğundan davanın reddine karar verilmiş ise de, 634 sayılı Kanun ek 1. maddesinde bu kanun uygulamasından doğacak her türlü anlaşmazlığın Sulh Mahkemelerinde çözümleneceğinin öngörülmesi karşısında, bu uyuşmazlığın da Kat Mülkiyeti Kanununun uygulanmasından ve kat mülkiyetinin sona ermesi halinde taşınmazın vasfının ne olacağından kaynaklanması nedeniyle konunun çözümlenmesinin adli yargının görevine girdiğininaçık olduğu; ayrıca,2577 sayılı Yasa da idari yargıda tescil davasına yer verilmemiş olması ve Türk Medeni Kanununda da tapu kayıtları üzerinde tescil terkin ve tashih işlemlerine ilişkin davaların görüm ve çözümünün adli yargının görevine girmesi nedeniyle de taşınmazın vasfının arsa olarak ve ortak mülkiyet esaslarına göre tescilinin de adli yargının görev alanında bulunduğu, bu durumda 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan ve 4721 sayılı Türk Medeni kaynaklanan bu uyuşmazlığın görümü ve çözümünün adli yargının görevine girdiğinden bahisle, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin işin incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayanbaşvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkinyazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan hüküm ile, yargı mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesi’ne re’sen başvurabilmelerine olanak tanınmış olup, böylece 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesine göre doğabilecek olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi bakımından daha ekonomik bir yöntem öngörülmüştür.

Buna göre,19.maddekapsamındakibirbaşvurudada,14. maddede öngörülen “... tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava...” koşulunun aranacağı doğaldır.

Olayda, davanın konusu ve sebebi esas itibariyle aynı ise de, adli yargı yerinde açılan davada husumetin “OGD İnş. Pet. Tur. San. Ve Tic. A.Ş.”ne yönelik bulunmasına karşılık, idari yargı yerinde açılan davada husumet “Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü”ne yöneltilmiş olduğundan; davadaöncelikle, tarafların (davalı yönünden) aynı olması koşulu gerçekleşmemiştir.

Belirtilen duruma göre, 2247 sayılı Yasa’nın 14 ve 19. maddelerinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesinde yer alan“ Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan ve süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” kuralı uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. ve 19. maddelerinde öngörülen koşulları taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/311

KARAR NO: 2007/19

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Hemzemin geçitte trenin çarptığı kamyonu kullanan kişinin ölümü nedeniyle, yakınlarınınuğradığı zararın idarece tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar:Kendi adına asaleten, çocukları A., Y.K. ve H.N.

Güneş adına velayeten A.G.

Vekili:Av. L.D.

Davalı:TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

Vekili:Av. A.B.

O L A Y: 12.11.2004 tarihinde, 81712 nolu trenin Halkalı – Ispartakule arasında seyri sırasında, KLM. 37+762’de bulunan sesli flaşörlü hemzemin geçitte, Şükür GÜNEŞ isimli kişinin yönetimindeki 34 BP 3942 plakalı araca çarpması sonucu meydana gelen kazada, davacıların eşi ve babaları olan adı geçen kişi hayatını kaybetmiştir.

Bunun üzerine davacılar vekilince; hemzemin geçitteki sesli ve ışıklı işaret levhasının arızalı olması ve trafiğin kontrolünü sağlayacak, bariyer bulunmaması, dolayısıyla ölüm olayının meydana gelmesinde davalı idareninbaşlıca kusurlu olduğu ileri sürülerek; ölenin eşi ve çocuklarının destekten yoksun kalmaları nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, toplam 180.000 YTL maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle 25.5.2005 günlü dilekçe ile adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı İdare vekilince, birinci savunma dilekçesinde davada idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş; bilahare Mahkemeye verilen 15.9.2005 günlü dilekçe ile davacılar aleyhine karşı dava açılmıştır.

BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 6.12.2005 gün ve E:2005/453 sayı ile, davalı vekilinin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı İdare vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 19.12.2005 günü kayda giren dilekçesi üzerine, dava dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Hemzemin geçitte trenin kamyona çarpması sonucu ölen Şükür Güneş’in eşi ve çocukları olan davacılar tarafından maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğüne karşı Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2005/453 sayısında açılan davada, davalı T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğünce davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenilmiş olmasıyla gereğinin düşünüldüğü, Anayasanın 125 inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu maddenin (1-b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, görüm ve çözümü idari yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında gösterildiği, T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü, bir kamu kuruluşu olup, kamu hizmeti olduğu tartışmasız bulunan demiryolu taşımacılığı işini tekel halinde yürüttüğü, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan kamu kuruluşunun, kamu hizmetini yürütürken kişilere verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediği, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin idari yargı yerlerine ait olduğu, uyuşmazlığın,davalı T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğünün görevli olduğu kamu hizmetinin yürütülmesi esnasında meydana gelen olay sonucu duyulan elem ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin bulunduğu; bu durumda, T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargı yerlerine ait bulunduğundan, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin, anılan Genel Müdürlüğün görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiği, bu nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10 uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı Alev Güneş ve arkadaşları tarafından davalı T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davasında, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2247 sayılı Kanunun 10. maddesi gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması nedeniyle gönderilen 2005/453 esas sayılı dosyanın incelendiği; İstanbul İli Büyükçekmece İlçesi Başakşehir-Altınşehir karayolu mevkiindeki hemzemin geçitte, Davalı Kuruma at yolcu treniyle davacıların murisi olan Şükrü Güneş’in kullandığı kamyonun çarpışması sonucu meydana gelen ölümlü kaza nedeniyle maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesine davanın açıldığı, davalı idare tarafından görev itirazında bulunulması üzerine Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin red kararı verdiği ve Danıştay Başsavcılığı tarafından olumlu görev uyuşmazlığının çıkarıldığının anlaşıldığı, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğunun tartışmasız bulunduğu, 233 sayılı KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmediği, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2 /l -b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması nedeniyle ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 2. maddesinde; Karayolları Trafik Kanunu'nun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise; "Demiryolu geçidinin (hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçitlerdir, Kamu hizmeti taşıtı Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün taşıtlardır. Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu" tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil edilmediğinin anlaşıldığı, keza, anılan Yasa'nın 85, 90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasa'da gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmediği ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karsısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmadığı, TCDD Ana Statüsü’ne, Yüksek Planlama Kurulu'nun 27.04.1992 gün ve 92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede, "Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol sayılacağı, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz konusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin kaldırılacağı, demiryolu üzerinde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğünün bulunduğunun belirtildiği, hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın, idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü gerektiğinin düşünüldüğü, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin 10.03.2003 gün, 2002/93 ve 2003/2 sayılı kararında da; hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi yolunda hüküm kurulduğu, açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Büyükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 6.12.2005 tarihli görevlilik kararının kaldırılması gerektiği belirtilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı İdare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki yazılıve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, hemzemin geçitte trenin çarptığı kamyonu kullanan kişinin hayatını kaybetmesi üzerine, eşi ve çocuklarının uğradığı zararların davalı TCDD İşletmesinden tahsiline hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

28.10.1984tarihve18559sayılıResmiGazetedeyayımlanan,TürkiyeCumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsü’nün “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “ Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındakiilişkileri ve ilgili diğerhususlarıdüzenlemektir...” hükmünü taşımakta;“Hukuki Bünye”başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir “ Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğunave 233 sayılı KHK. ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaretedilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.

Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılıKHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

Dava dilekçesinin incelenmesinden; davacı vekilince, hemzemin geçitteki sesli ve ışıklı işaret levhasının arızalı olduğu, trafiğin kontrolünü sağlayacak bariyer bulunmadığı veolayda davalı işletmenin kusur ve sorumluluğunun bulunduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin davanın; zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki aksaklıklardan doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre sorumlu olduğu nedenine dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüolduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Buna göre ve idare personelinin dikkatsizlik ve tedbirsizliği sonucu oluşan kişisel kusura değil de, zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında, tekelniteliğindekamuhizmetiyürütenTCDD İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluştuğu nedeniyle ortada bir trafik olayı bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85., 90. ve 106. maddelerihükümleriuyarınca,işleteninhukukisorumluluğukapsamındaçözümlenmesi gerekeceği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasa’da gerek hemzemin geçidin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemesi ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmamaktadır.

Nitekim TCDD Ana Statüsü’ne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.4.1992 tarih ve 92/T. 29 sayılı kararıyla ilâve edilen Ek 2. maddede, “ Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolu ana yol sayılır.

Bu kesişmelerde yapılan yeni yolun bağlı olduğu kurum veya kuruluş, alt ve üst geçit yapmak ve diğer emniyet tedbirlerini almakla yükümlüdür.

Demiryolu trafik düzeninin gerektirdiği hallerde sözkonusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesisler kime ait olursa olsun kaldırtılır.

Demiryolu üstünde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğü vardır.”denilmek suretiyle, demiryolunun farklı bir hukuki statüye tabi bulunduğu açıklanmaktadır.

Belirtilen nedenlerle, hemzemin geçitte trenin kamyona çarpması sonucunda doğan zararın TCDD İşletmesince tazminine yönelik olarak açılan davanın, idarenin hizmet kusuru esasına göre görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli olduğundan, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile TCDD İşletmesi vekilinin görev itirazının Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Büyükcekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 6.12.2005 gün ve E:2005/453 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/312

KARAR NO: 2007/20

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2813 ve 406 sayılı Kanunlara dayanarak çıkarılan Yönetmelik uyarınca verilen idari para cezasınıntahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Ekontur Ekonomi Tur. Nak. Dış Tic. A.Ş.

Vekili: Av. E.Ö.

Davalılar: 1-Hitit Vergi Dairesi Başkanlığı

2-Telekomünikasyon Kurumu

Vekili: Av. C.K.

O L A Y: Davacı şirketin iki adet sabit merkez telsizi için, 4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak çıkarılan, “10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” uyarınca kesilen idari para cezasınıntahsili amacıyla düzenlenen, 2.12.2005 gün ve 8974 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle, 7.12.2005 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı İdarelerden Telekomünikasyon Kurumu vekilince, birinci savunma dilekçesinde davada adli yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 2.2.2006 gün ve E:2005/2503 sayı ile Ekontur Ekonomi Turizm Nakliyat Dış Tic. A.Ş. vekili Av. Eser Öcal tarafından idari para cezasına ilişkin 02.12.2005 tarih ve 120210000008974 sayılı ödeme emrinin iptali talebiyle açılan davada, davalılardan Telekomünikasyon Kurumu’nca ileri sürülen görev itirazı hakkında gereğinin görüşüldüğü; 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri hakkında Kanun’un, İdare Mahkemelerinin Görevlerinin sayıldığı 5. maddesinde “iptal davalarını” çözümlemek hükmüne yer verildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesinde ise; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı, dava dosyasının incelenmesinden; davalı Türk Telekomünikasyon Kurumu tarafından tesis olunan idari para cezasının tahsiline yönelik dava konusu ödeme emri işlemi, kamu hukuku kuralları çerçevesinde tesis edilen tek yanlı, doğrudan uygulanabilir nitelikte bir idari işlem olması nedeniyle yukarıda yer verilen Kanun hükümleri uyarınca bahse konu işlemin iptali istemiyle açılan iş bu “iptal davasının” idari yargı yerlerinin yetki ve görev alanına girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazının reddine ve Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.

Davalı Telekomünikasyon Kurumu vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 3.3.2006 günlü dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;

a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,

b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,

c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,

d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,

e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,

belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.”denilerek Kanunun amaç ve kapsamının belirlendiği; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlarınöngörüldüğü; anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtildiği; buna karşılık, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a)Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirildiği; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezalarının, Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakıldığı; Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin öngörüldüğü; buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesiningenel görevli kılındığı; Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağının, bilinen bir genel hukuk ilkesi olduğu, böylece, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceğinin açık olduğu; Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulamanın açıklandığı; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceğinin belirtildiği; bu açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olanyasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olmasının gerektiği, incelenen olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevinin Sulh Ceza Mahkemesine ait bulunduğu, öte yandan, Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesine göre, bu Kanun’un yürürlüğü girdiği 01.06.2005 tarihi itibariyle idare mahkemesinde açılmış bir dava olmadığından, görev uyuşmazlığına konu edilen bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeriningörevli bulunduğu gerekçesiyle, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. ve 13. maddelerine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17. maddesinin 3. bendinde, idari para cezasının Devlet Hazinesine ödeneceği, 4. bendinde, idari para cezasının 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, 27. maddesinde de, idari para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesine başvurulabileceği hükmüne yer verildiği, anılan yasa hükümleri ile idari para cezalarının tahakkuku sırasında yapılacak başvuruları incelemede Sulh Ceza Mahkemeleri görevli kılınmış ise de, tahsil aşamasında 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakacak mahkeme yönünden özel bir hüküm getirilmediği; 5326 sayılı Kanunun 17/4 maddesi ile göndermede bulunan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 54. maddesinde, ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince cebren tahsil olunacağının hükme bağlandığı, 55. maddesinde de, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağının belirtildiği, 58. maddesinde ise, ödeme emrine itiraz hususunun düzenlendiği; dosyanın incelenmesinden, davacı şirkete 23.09.2005 tarihli yazı ile tebliğ edilen idari para cezasına karşı Ankara 2. İdare Mahkemesinde açılan davanın 30.11.2005 günlü, E:2005/2092, K:2005/1662 sayılı kararla görev yönünden reddedildiği, söz konusu para cezasının vadesinde tahsil edilemediğinden bahisle 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca dava konusu 02.12.2005 tarihli ödeme emrinin düzenlendiği, davanın da bu işleme karşı açıldığının anlaşıldığı; sözü edilen Yasal düzenlemelere göre, tahsil dairesince tek yanlı olarak düzenlenen ve ödemede bulunulmaması halinde cebren tahsili gereken kamu alacağına ilişkin olan ödeme emrinin, idari bir işlem olması karşısında, bu işleme karşı açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde sayılan idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davası kapsamında görüm ve çözümünün de idari yargı yerlerinin görevli bulundukları; öte yandan 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun, bu kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı kuralına yer veren 3. maddesinin, Anayasa Mahkemesinin 22.07.2006 tarihli, 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 01.03.2006 günlü, E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edildiğinden, aynı Yasanın 27. maddesi vasıtasıyla ceza hukuku alanına giren suç olma özelliği olmayan eylem nedeniyle verilen idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması hususu hukuken ortadan kalkmış olmakla, idari para cezalarının tahakkukuna ilişkin olarak çıkan uyuşmazlıklarda da, idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 13. maddesine uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarenin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeidari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı şirket adına, 4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak çıkarılan, “10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

Söz konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, elektromanyetik alan oluşturan sabit telekomünikasyan cihazlarını kuruluş yeri, montajı ve denetlenmesine ait hususları, elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma durumunda; çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek muhtemel olumsuz etkileri giderebilmek amacıyla kabul edilen elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerini, ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları ve ölçüm sonuçları elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan sabit telekominikasyon cihazlarının limit değerlere uygun hale getirilmesine ilişkin, usul ve esasları ve bunlara uyulmaması halinde işleticiler/ işletmecilere uygulanacak müeyyideleri belirlemektir, denilmiş;Yasal Dayanak başlıklı 3. maddesinde,4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiş; 15.2.2002 tarih ve 24672 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle değişik 9. maddesinde ise; “ Bu Yönetmelik kapsamında kurulacak sabit telekomünikasyon cihazları için EK-B’de yer alan sabit telekomünikasyon cihazı müracaat değerlendirme formu ile müracaat edilir. Cihazın işletmeye alınmasını müteakip, yapılacak ölçüm sonuçlarını gösteren Ek-A’da yer alan ölçüm değerleri formunun doldurularak en geç 30 gün içinde, Kuruma gönderilmesi zorunludur. Aksi takdirde cihaz ruhsat ücretinin 50 katı ceza uygulanır."kuralına yer verilmiştir.

Yönetmeliğin dayanağını oluşturanKanunlardan, 4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun Telekomünikasyon Kurumunun Görevleri başlıklı7. maddesinin ikinci fıkrasının (j) bendinde, “ (Ek: 27/1/2000 - 4502/16 md.) Telsiz haberleşmesi ve telekominikasyon hizmetleri ve altyapının işletimi ile ilgili olarak görev alanına giren konularda yönetmelik çıkartmak veya diğer idari işlemleri yapmak, işletmeciler, aboneler, kullanıcılar ve Türk Telekominikasyon sektörünü  etkileyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin ilgili mevzuata uymasını denetlemek, bu hususta ilgili makamları harekete geçirmek ve gereken hallerde kanunlarda öngörülen yatırımları uygulamak.” Kurumun görevlerinden biri olarak sayılmıştır.

Diğer Kanun olan, 406 sayılı Telgraf Ve Telefon Kanunu’nun2. maddesinin(f) ve (g) fıkralarında; “f) (Değişik : 12/5/2001 - 4673/2 md.) Kurum; Türk Telekom dahil işletmecilerle imzaladığı sözleşmelerin ve verdiği genel izin ve telekominikasyon ruhsatlarının şartlarına uyulmasının sağlanması için gereken tedbirleri almaya, faaliyetlerin mevzuat ile görev ve imtiyaz sözleşmesi, telekominikasyon ruhsatı veya genel izin şartlarına uygun yürütülmesini izleme ve denetlemeye, aykırılık halinde ilgili işletmecinin bir önceki takvim yılındaki cirosunun %3'üne kadar idari para cezası uygulamaya, milli güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amaçlarıyla gerekli tedbirleri almaya, gerektiğinde tesisleri tazminat karşılığında devralmaya ya da ağır kusur halinde imtiyaz sözleşmesini, telekominikasyon ruhsatını ya da genel izni iptal etmeye yetkilidir.

(Ek paragraf: 16/6/2004-5189/1 md.) Bu Kanuna ve 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununa göre Kurum tarafından verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tâbi olup, Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca tahsil olunur. 

g)Yukarıdaki hükümlerin, cezaların ve 4 üncü maddede belirtilen ilkelerin uygulanma esaslarını göstermek üzere yönetmelikler çıkarılır.”; Kanun’un 28.maddesinde ise, “İşbu fasıldaki efal ve harekatı memnuadan mütevellit bilumum zarar ve ziyanı fail ve müsebbipleri tazmin ile mükelleftir.

(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.

Bu düzenlemelere göre;idari para cezasına gerekçe olarak, 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin gösterildiği;Yönetmeliğin dayanağını ise 2813 ve406 sayılı Yasaların oluşturduğu; 406 sayılı Yasanın 2. maddesinde Telekomünikasyon Kurumununidari para cezası uygulamaya yetkili olduğu, 28. maddesinde ise, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği; 406ve 2813 sayılı Kanunlara göre Kurum tarafından verilen idarî para cezalarının, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tâbi olduğu ve Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca tahsil olunacağıbelirtilmiştir.

Olayda, idari para cezasının vadesinde tahsil edilemediğinden bahisle 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği, davanın da bu işleme karşı açıldığı anlaşılmaktadır.

21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, “Devlete, vilâyet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları ve aynı idare­lerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve âmme hiz­metleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.” denilmiş; 3. maddesinde, para cezaları teriminin: amme, tazmi­nat, inzibati mahiyette olsun olmasın bütün para cezalarını ifade ettiği; İkinci Kısım- Birinci Bölümünde yer alan 54. maddede ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince ceb­ren tahsil olunacağı; 55. mad­dede, âmme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını öde­meleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” ile tebliğ olunacağı;58. maddede ödeme emrine itiraz hususu dü­zenlenmiş ve diğer madde­lerde ise takip esasları belirtilmiştir.

Böylece, tahsil dairesince tek yanlı olarak düzenlenen ve öde­mede bulu­nulmaması halinde cebren tahsili gereken kamu alacağına ilişkin ödeme emrinin, idari nitelikte bir işlem olduğu kuşkusuzdur.

Öte yandan, Anayasanın 125. maddesinde yer alan “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” kuralı uya­rınca, idari işlem niteliğinde olan ödeme emrine karşı açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde sayılan, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulun­maktadır.

Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısının BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/313

KARAR NO: 2007/43

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5.maddesine aykırılık nedeniyle verilen para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Ş.A.

Vekili: Av. G.G.

Davalı: İçişleri Bakanlığı-Bolu Valiliği

O L A Y: Davacı vekili müvekkiline, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5. maddesine aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca 379,00 YTL para cezası verilmesine ilişkin 14.6.2005 tarihinde düzenlenen, DR/656270 no.lu trafik ceza tutanağının iptali istemiyle, 17.6.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

SAKARYA 1.İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 29.12.2005gün ve E:2005/2993, K:2005/3599 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirleri ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; 19. maddesinde, saklı tutulan idari yaptırımların sayıldığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, Kanunun Geçici 2. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde davaaçılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3. maddesinde de daha önce verilmiş idaripara cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabileceği belirtildiğine göre, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarının idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı; bu tarih itibariyle Mahkemelerinde açılmış bir dava bulunmadığı,bu durumda verilen trafik para cezasına ilişkin davanın çözümünde 5326 sayılı Yasa uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş, bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle 8.3.2006 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BOLU SULH CEZA MAHKEMESİ;11.5.2006 gün ve E:2006/124, K:2006/136 sayı ile,2918 sayılı Kanunun 112. maddesindeki hafif para ve hapis cezalarında sulh ceza mahkemelerinin görevli kılındığı, idari para cezası kapsamındaki itirazın Mahkemelerinin görevine girmediği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karara yapılan itiraz, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 1.6.2006gün ve 2006/457 Müt. Sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 2.4.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, idari yargı dava dosyasının Başkanlık yazısıylaMahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 48. maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı”nı düzenleyen 48. maddesinin değişik beşinci fıkrasında, yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgelerinin altı ay süreyle geri alınacağı ve haklarında 379.00 YTL para cezası uygulanacağı, ikinci defasında sürücü belgelerinin iki yıl süreyle geri alınacağı ve haklarında 475.00 YTL para cezası uygulanacağı ve bu sürücülerin Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulacakları, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgelerinin süresi sonunda iade edileceği, üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgelerinin beş yıl süreyle geri alınacağı ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 760.90 YTL hafif para cezası uygulanacağı, ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulacağı, bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgelerinin iade edileceğiöngörülmüştür.

Uyuşmazlık Mahkemesi,2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde" (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,Kabahatler Kanunu’nun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği

durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının5326 sayılıKanun’un 16. maddesindebelirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bolu Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 11.5.2006 gün ve E:2006/124, K:2006/136 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.4.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/314

KARAR NO: 2007/44

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Ordu Hemşiresi (sivil memur) olan davacının, 657Sayılı Yasanın 64.maddesi uyarınca intibakınınyapılaraktarafına kademe ilerlemesi uygulanması istemiyle açılan davanın GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: N.K.

Davalı: İçişleri Bakanlığı

O L A Y: Van 100 Yataklı Asker Hastanesi Baştabipliği emrinde,Ordu Hemşiresi (sivil memur) olarak görev yapan davacının;Ocak 1998- Eylül 2000 tarihleri arasında Van ilinde görev yapmasından dolayı, 657 sayılı Yasa’nın 64. maddesi uyarınca intibakının yeniden yapılarak, tarafına kademe ilerlemesi verilmesi ve özlük haklarının buna göre düzenlenmesi talebiyle yaptığı başvuru;“davacınınatamasının, mecburi olarak değil, eş durumundan dolayı, kendi isteği ileyöreye atandığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Davacı istemininreddine ilişkin,Jandarma Genel Komutanlığı’nın 3.5.2005 gün ve 146644 sayılı işleminin iptali istemiyle,askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 9.2.2006 gün ve E:2005/843, K:2005/193 sayı ile, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde; “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman Jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır.” hükmünün yer aldığı; Davacının sivil memur olarak yasaya göre asker kişi kapsamında bulunduğu, Davalı idarenin bu konuda da itirazının bulunmadığı; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 64 ncü maddesinin, “72 nci madde gereğince belirli bir süre görev yapmak üzere mecburi olarak sürekli görevle atanan Devlet memurlarından kalkınmada 1 inci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara (Erzurum ve Artvin İl’leri dahil) bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle başarılı geçirilen her iki yılın karşılığında aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak üzere ayrıca bir kademe ilerlemesi daha verilir. Yıllık izinde geçirilen süreler fiilen çalışılmış sayılır. İki yıldan az süreler dikkate alınmaz.” hükmünü haiz olduğu; 1602 Sayılı AYİM Kanunu’nun 20 nci maddesine göre, bir davanın AYİM’de görülebilmesi için davacının “asker kişi olması” ve “uyuşmazlık konusu idari işlem veya eylemin askeri hizmete ilişkin olması”nıngerektiği; Davacının, kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerde görev yapması nedeniyle kendisine kademe verilmemesi işleminde, askeri hizmete ilişkin şartının bulunmadığı; burada hakkında işlem tesis edilenin kişiliği önemli olmayıp, işlemin niteliğinin önemli olduğu; İdarenin işlemi tesis ederken kişinin asker kişi olup olmadığını göz önünde tutup tutmadığının bir kıstas olarak ele alınabileceği, İdari işlem tesis edilirken kanunda sayılan askeri kişilerden herhangi biri göz önünde tutulmuş, kişinin askeri yeterlilik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri; askerlik hizmetinin amacı, nedeni, görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gelenekler göz önünde tutarak değerlendirilmiş ise, bu idari işlemin askeri nitelikli bir işlem olduğu; idari işlemin yargısal denetiminde “askerlik mesleğinin ve askeri hizmetin gereklerini bilmenin önem taşımadığı hallerde “işlem askeri makamlarca tesis edilmiş olsa bile davanın genel idari yargı yerinde çözümleneceği; belirtilen yörede görev yapan bütün memurlara uygulanan dava konusu işlemde, tartışılacak hususun askeri hizmete ilişkinlik vasfı bulunmadığından, davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, bu kezaynı istemle, 8.3.2006 tarihinde genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

VAN İDARE MAHKEMESİ; 27.3.2006 gün ve E:2006/1384, K:2006/726 sayı ile, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapacağı,askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı, bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksadın;Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman Jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar olduğunun belirtilmiş bulunduğu; dosyanın incelenmesinden davacının Van 100 yataklıAsker Hastanesi Baştabipliği emrinde ordu hemşiresi (sivil memur) olarak görev yaptığı, Ocak 1998- Eylül 2000 tarihleri arasında Van ilinde görev yapmasından dolayı, 657 sayılı Yasa’nın 64. maddesi uyarınca intibakının yeniden yapılarak, tarafına kademe ilerlemesi verilmesi ve özlük haklarının buna göre düzenlenmesi talebiyle idareye yaptığı başvurunun, dava konusu işlemle reddi üzerine Mahkemelerinde dava açıldığı anlaşılmakta ise de, yukarıda belirtilen yasa hükmüne göre davacı asker kişi sayılacağından, bakılan davanın görüm ve çözümünde, yukarıda anılan Yasanın 20. maddesi uyarınca Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK , Serap AKSOYLU, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 2.4.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, askeri ve genel idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idare mahkemesineait dosyanın 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacınınistemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği; usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından,görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündegenel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Sıddık SOYSAL’ın, davadagenel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Van 100 Yataklı Asker Hastanesi Baştabipliği emrinde,Ordu Hemşiresi (sivil memur) olarak görev yapan davacının, Van ilinde görev yapmasından dolayı, 657 sayılı Yasa’nın 64. maddesi uyarınca intibakının yeniden yapılarak, tarafına kademe ilerlemesi verilmesi ve özlük haklarının buna göre düzenlenmesi talebiyle idareye yaptığı başvurunun reddine ilişkin,Jandarma Genel Komutanlığı işleminin iptali istemiyleaçılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 tarihve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Anılan Yasa’nın değişik 21. maddesinin birinci fıkrasında “20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır.” denilmiş; aynı Yasa’nın“Birinci Dairenin görevleri” başlıklı değişik 22. maddesinde, atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarının Birinci Dairece çözümleneceğine işaret edilmiştir.

Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler: yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeriolmayan bir makam tarafından kurulmuş olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.

Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Kademelerde İlerleme Şartları” başlıklı 64. maddesinde;   Devlet memurunun kademede ilerlemesi için gereken şartların; bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmış olması, o yıl içinde olumlu sicil almış bulunması, bulunduğu derecede ilerliyebileceği bir kademenin bulunması olarak sayılmış, maddenin son fıkrasında “ Ancak,72 nci madde gereğince belirli bir süre görev yapmak üzere mecburi olarak sürekli görevle atanan Devlet Memurlarından kalkınmada 1 inci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara (Erzurum ve Artvin İl'leri dahil) bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle başarılı geçirilen her iki yılın karşılığında aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak üzere ayrıca bir kademe ilerlemesi daha verilir. Yıllık izinde geçirilen süreler fiilen çalışılmış sayılır. İki yıldan az süreler dikkate alınmaz.” denilmiştir.

Aynı Yasa’nın.“Yer Değiştirme Suretiyle Atanma” başlığını taşıyan 72. maddesinde de; “Kurumlarda yer değiştirme suretiyle atanmalar; hizmetlerin gereklerine, özelliklerine, Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları yönünden benzerlik ve yakınlık gösteren iller gruplandırılarak tespit edilen bölgeler arasında adil ve dengeli bir sistem içinde yapılır.

(Değişik fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı ile; Yeniden düzenlenen fıkra: 18/05/1994 - KHK/ 527/5 md.) Yeniden veya yer değiştirme suretiyle yapılacak atamalarda; aile birimini muhafaza etmek bakımından kurumlar arasında gerekli koordinasyon sağlanarak memur olan diğer eşin de isteği halinde ataması, atamaya tabi tutulan memurun atandığı yere 74 ve 76 ncı maddelerde belirtilen esaslar çerçevesinde yapılır. Yer değiştirme suretiyle atanmaya tabi memurun atandığı yerde eşinin atanacağı teşkilatın bulunmaması ya da teşkilatı olmakla birlikte niteliğine uygun münhal bir görev bulunmaması ve ilgilinin de talebi halinde, bu personele eşinin görev süresi ile sınırlı olmak üzere aşağıdaki şartlarda izin verilebilir.

(Ek fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı ile; Yeniden düzenlenen fıkra: 18/05/1994 - KHK/ 527/5 md.) Bu suretle izin verilenlere, aylık ve diğer ödemelerine karşılık olarak, aylık (taban ve kıdem aylığı dahil), ek gösterge, zam ve tazminatlarının kanuni kesintiler düşüldükten sonraki net miktarının, eşleri;

a) Olağanüstü Hal Bölgesine dahil illerle bu illere mücavir olarak belirlenen illerde görevli olanlara %60'ı,

b) Kalkınmada 1 inci derecede öncelikli yörelerde görevli olanlara %50'si,

c) Kalkınmada 2 nci derecede öncelikli yörelerde görevli olanlara %25'i, kurumlarınca kadro tasarrufundan ödenir.

Eşleri diğer yörelerde görevli olanlar ise ücretsiz izinli sayılır.

(Ek fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı ile; yeniden düzenleme: 18/05/1994-KHK/ 527/5 md.)Yukarıda sayılanların kadroları eşlerinin görevlendirme süresiyle sınırlı olarak saklı tutulur. Ancak, bu süre memuriyet boyunca 4 yılı hiç bir surette geçemez. Bunların kademe ilerlemesi; emeklilik ve diğer bütün hakları ve yükümlülükleri devam eder. Ancak ücretsiz izin verilenlerin bu sürelerinin emeklilikten sayılabilmesi için kesenek ve kurum karşılıklarının her ay kendileri tarafından T.C. Emekli Sandığına yatırılması gerekir.

(Değişik fıkra: 29/11/1984 - KHK - 243/13 md.)Memurların atanamayacakları yerler ve bu yerlerdeki görevler ile kurumların özellik arz eden görevlerine atanabilmeleri için hangi kademelerde ne kadar hizmet etmeleri gerektiği ve yer değiştirme ile ilgili atama esasları Devlet Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir. Kurumlar atamaya tabi olacak personeli için bu yönetmelik esaslarına göre Devlet Personel Başkanlığının görüşünü almak suretiyle bir personel ve atama planı hazırlar.” hükmüne yer verilmiştir.

Uyuşmazlık konusu olayda Davacının, kalkınmada birinci derecede öncelikli yörede görev yaptığı iddiasıyla, kendisine kademe verilmesiniistediğiancak,kademe ilerlemesi yapılıp yapılmayacağı hususunun “askeri hizmete ilişkin” bir yanının bulunmadığı kuşkusuzdur. Çözümlene­cek olan anlaşmazlık, intiba­kının yapılmadığını ileri süren sivil memurun aynı yöndeki isteğinden ve onun çö­zümü ile varılacak sonuçtan farklı değil­dir.

Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasanın 20. maddelerinde öngörülen “asker kişiyi ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde genel idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Van İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Van İdare Mahkemesi’nce verilen 27.3.2006 gün ve E:2006/1384, K:2006/726 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.4.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/315

KARAR NO: 2007/45

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Emekli Hakim Albay olup,Avukatlık yapan davacı tarafından; Askeri Mahkemede vekalet görevi yaparken uğradığı muamelelerden dolayı, Tümgeneral G.M. hakkında soruşturma emri verilmemesi, şahsı hakkında hazırlanan Genelkurmay Başkanlığı yazısına dayanak olan andıç ve ekindeki soruşturma evrakının, 4982 sayılı yasa uyarınca tarafına tebliğ edilmemesi ve soruşturma emri verip vermeme yazısının, yetkisiz Adli Müşavir tarafından imzalanması işlemlerinin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: G. A.Y

Davalı : Milli Savunma Bakanlığı

O L A Y: Emekli Hakim Albay olup,halen Avukatlık yapan davacı; bir dava sebebiyle, Ege Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesinde vekalet görevi yaparken uğradığı muamelelerden dolayı, Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Galip MENDİ hakkında Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinde şahsi dava açtığını, ancak yeni Ceza Muhakemeleri Kanununun şahsi dava yolunu kaldırdığı gerekçesiyle dava dilekçesinin soruşturma emri hususunda Genelkurmay Başkanlığına gönderildiğini; Genelkurmay Başkanlığının 17.11.2005 tarihli yazısıyla verilen cevapta, aynı tarihli bir andıça atıfla soruşturma emri verilmesine gerek olmadığının bildirildiğini, bunun üzerine kararın gözden geçirilerek yetkili amir tarafından cevap verilmesi ve andıçın 4982 sayılı Kanun çerçevesinde kendisine tebliğini istediğini, Genelkurmay Başkanlığının 09.12.2005 tarih ve 9008245 sayılı Adli Müşavir imzalı yazısı ile olumsuz cevap verildiğini, soruşturma emrine gerek olup olmadığı konusunda idari tahkikat yapılmadığının kendisinin beyanlarına ve aleyhine konuşulan toplantıya katılanların ifadelerine başvurulmamasından anlaşıldığını, Genelkurmay Başkanı yerine Adli Müşavir tarafından imzalanan işlemin yetki yönünden hukuka aykırı olduğunu iddia ederek; Tümgeneral Galip MENDİ hakkında soruşturma emri verilmemesi, andıçın kendisine tebliğ edilmemesi ve yapılan bildirinin yetkisiz Adli Müşavir tarafından imzalanması işlemlerinin iptali istemiyle askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 29.12.2005 gün ve E:2005/1376, K:2005/1432 sayı ile, dava dosyası incelendiğinde; davacının 28.09.2005 tarihli dilekçesinin Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinin 06.10.2005 gün ve As. Mah:2005/584 sayılı yazısı ile Genelkurmay Başkanlığına gönderilmesi üzerine hazırlanan 17.11.2005 tarihli andıça atıfla, Genel Kurmay Başkanlığının 17.11.2005 tarih ve AD.MÜŞ:7502-892-05 sayılı yazısıyla 353 Sayılı Kanunun 8, 15 ve 95 nci maddeleri kapsamında yapılan inceleme neticesinde soruşturma emri verilmesine gerek görülmediğinin bildirildiği, davacının tarihsiz dilekçe ile kararın yeniden gözden geçirilmesini, yetkili Genelkurmay Başkanı tarafından cevap verilmesini ve andıçın 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde kendisine tebliğini talep ettiği, bu dilekçeye cevaben Genel Kurmay Başkanlığının 09 Aralık 2005 tarih ve AD.MÜŞ:7502-892-05 sayılı yazısıyla GKY:75-1(B) Genelkurmay Karargahı İmza Yetkileri Yönergesine göre yetkili Adli Müşavir tarafından imzalanan yazının mevzuata uygun olduğu, incelenen konunun ceza hukuku alanına ilişkin olduğu, 4982 Sayılı Kanunun 25 ve 26 ncı maddeleri göre hazırlık işlemi olan andıçın bilgi edinme hakkı kapsamında bulunmadığı şeklinde cevap verildiği, davacının bunun üzerine soruşturma emri verilmemesi, andıç ve ekindeki soruşturma evraklarının 4982 sayılı kanun uyarınca tebliğ edilmemesi ve soruşturma emri verilmesine gerek olmadığına dair yazının yetkisiz Adli Müşavir tarafından imzalanması işlemlerinin iptali için bu davayı açtığı, ilk inceleme safhasında dava konusunun yargı denetimi dışında olması ve istemin idari davaya konu edilmesinin mümkün olması sebepleriyle davanın reddine karar verilmesinin talep edildiğinin görüldüğü; bilindiği üzere, idari yargıda görev konusu kamu düzenine ilişkin olup davanın her safhasında talep üzerine veya resen dikkate alınması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesininyapıldığı; Anayasanın 157 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askeri yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “Asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin” olması şartlarının birlikte bulunmasının gerektiği;yine 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldıkları; buna göre, bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için: 1) İdari işlemin bir asker kişi göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması, yahut uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş bulunması, 2) Dava konusu idari işlem ve eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmesi nin zorunlu olduğu; Davacının avukat unvanına sahip, emekli bir subay olduğu bilinmekle beraber, söz konusu işlemlerin; davacının asker kişi sıfatı göz önüne alınarak tesis edilmediği gibi, muhatabın sivil/asker olup olmamasının bir önem arzetmediği;davacının, dava konusu işlemler bakımından tesadüfen ve arızi olarak asker kişi vasfını taşıdığı, aksi takdirde askerlik yapmış her şahıs hakkında askeri makamlarca alelıtlak tesis olunan bütün idari işlemlerin yargısal denetiminde AYİM’nin görevli olduğunu kabul etmek gerektiği dikkate alındığında, 1602 Sayılı Kanunun 20 nci maddesinde öngörülen “asker kişiyi ilgilendirme” şartının bulunmadığı, dolayısıyla davada AYİM’nin görevli olmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istemle bu kez, 13.2.2006 gününde genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ; 30.6.2006 gün ve E:2006/480 sayı ile,Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddelerinden söz edildikten ve dava dosyasının özeti yapıldıktan sonra;bakılan davanın, Tümgeneral Galip Mendi hakkında soruşturma izni verilmemesi, buna ilişkin andıç ve eklerinin 4982 sayılı Kanun kapsamında tebliğ edilmemesi ve soruşturma emri verilmesine gerek olmadığına ilişkin yazının yetkili makamlarca imzalanmamasına ilişkin işlemlere yönelik olarak açılması nedeniyle, davacının asker kişi olup olmadığının görevli yargı yerinin belirlenmesi konusunda belirleyici bir unsur olmadığı; davacının, hakkında soruşturma emri verilmesini istediği Tümgeneral Galip Mendi’nin asker kişi olması, 4982 sayılı Kanun kapsamında tarafına tebliğ edilmesini istediği bilgi ve belgelerin bu kişiye ve askeri hizmete ilişkin bilgi ve belgeler olması ve soruşturma emri verilmesine gerek olmadığına ilişkin işlemin yetkisiz askeri makamlarca tesis edildiğinin ileri sürülmesi karşısında, dava konusu işlemlerin “asker kişiyi ilgilendirdiği” ve “askeri hizmete ilişkin olduğu” sonucuna varıldığı ve bakılan bu davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı;açıklanan nedenlerle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 2.4.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümündegenel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davadagenel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Emekli Hakim Albay olup,halen Avukatlık yapan davacının; Genel Kurmay Başkanlığıncatesis edilen ve iptali istenilen 09/12/2005 gün ve AD-MÜŞ : 7502-892-05 O. Ö. 9008245 sayılı yazısında belirtilen; a) Tümgeneral Galip MENDİ hakkında soruşturma emri verilmemesi işleminin, b)Şahsı hakkında hazırlanan Genelkurmay Başkanlığının 17/11/2005 gün ve AD-MÜŞ: 7502-892-05 sayılı yazısına dayanak olan andıçın ve ekindeki soruşturma evraklarının, 4982 sayılı yasa uyarınca tarafına tebliğ edilmemesi işleminin ve c)Soruşturma emri verip vermeme yazısının, yetkisiz Adli Müşavir tarafından imzalanması işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimi yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğuna; ancak, askerlik yükümlüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağına işaret edilmiş, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında da aynı hükme yer verilmiştir.

Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için; dava konusu yönetsel işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve“askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Bakılan davada, davacının hukuka aykırılık nedeniyle menfaatinin ihlal edilip edilmediğinin saptanması yanında, Tümgeneral Galip Mendi hakkında soruşturma izni verilmemesi, buna ilişkin andıç ve eklerinin 4982 sayılı Kanun kapsamında tebliğ edilmemesi ve soruşturma emri verilmesine gerek olmadığına ilişkin yazının yetkisiz askeri makamlarca imzalanmasına ilişkin işlemlerin,askeri hizmetin işleyişi ile askeri güvenlikkurallarıyla örtüşüp örtüşmediğive askeri gereklilik taşıyıp taşımadığınında irdeleneceği; hakkında soruşturma emri verilmesi istenilen Tümgeneral Galip Mendi’nin asker kişi olması ve idari işlemin asker kişiye yönelmesi karşısında, dava konusu işlemlerin “asker kişiyi ilgilendirdiği” ve “askeri hizmete ilişkin olduğu”; davacınınavukat ünvanına sahip emekli subay olmasının, olayın oluşumuna göre bakılan davada görevli yargı yerinin belirlenmesinde belirleyici unsur olamayacağı nedenleriyle görülmekte olan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 12. İdare Mahkemesinin başvurusununkabulü ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesiningörevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi’nce verilen 29.12.2005 gün ve E:2005/1376, K:2005/1432 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.4.2007 gününde Üye Levent ÖZÇELİK’inKARŞI OYU VE OYÇOKLUĞUİLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

KARŞI OY

Anayasanın 157nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğanuyuşmazlıklarda ilgilin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, keza 1602 sayılı Askeri Yüksek İdareMahkemesi Kanununun 20 nci madde 1nci fıkrasında da aynı hükmün yer aldığı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi İçin dava konusu idari işlem veya eylemin "Asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete ilişkin" olması şartlarının birlikte bulunmasının gerektiğinin ifade edildiği, yine 1602 sayılı Kanunun 20 nci madde 2 nci fıkrasında; Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevde bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların sayıldıkları görülmekte olup, buna göre bir davaya Askeri Yüksek idare Mahkemesinde bakılabilmesi için: 1) İdari işlemin bir asker kişinin göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması veya uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş bulunması, 2) Dava konusu idari işlemin ya da eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmesizorunlu bulunmaktadır.

İdari işlemin "askeri hizmete ilişkin bulunması”, işlemin kanun ve diğer yasal düzenlemelerin Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari işlemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay alarak tanımlamak olanaklıdır.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, mülki idareden çok farklı özellikleri olan askeri idareyle alakalı idari davalarda, yargısal denetimin ihtisas mahkemesinde yapılması ihtiyacı ile kurulmuştur. Bu itibarla bir idari davada Askeri Yüksek idare Mahkemesinin görevli olmasını gerektiren husus asker kişiler İçin özel bir mahkemeye ihtiyaç duyulması değil, Silahlı Kuvvetlerin farklı hiyerarşik düzene sahip kendisine özgü yapısı, umumi hukuk kurallarından farklı özellikleri esas alan uygulamaları ve gelenekleri olması nedeni ile farklılık arz eden askerlikle ilgili idari işlem ve eylemlerin, yargı denetiminde ihtisas sahibi bir yargı merciine ihtiyaç duyulmasıdır. Bu kapsamda Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğunun kabulü için dava konusu edilen işlem ve eylemlerin genel idari yargının görevli sayılmasını engelleyecek derecede ihtisasa konu olması ve dava konusu işlem ya da eylemi yapan kişinin askeri kişi olması veya davacının asker kişi olması gerekmektedir.

İdari eylemin "asker kişiyi ilgilendirmesi", açılan bir iptal davasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin davaya bakabilmesinin diğer koşuludur.

1602 sayılı Yasanın yukarıda da ifade edilen 20 nci maddesinde; Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sicil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Açıklamalar çerçevesinde yapılan değerlendirmede;

Dava konusu olayda menfaati ihlâl edilen Davacı avukat unvanına sahip emekli bir subay ise de;söz konusu işlemler davacının asker kişi sıfatı göz önüne alınarak tesis edilmemiş ve işlemlerin tesisinde muhatabın sivil / asker statüsünde olması esas alınmamıştır. Bu itibarla dava konusu işlem bakımından 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" şartının bulunmadığı, dolayısıyla davada Askeri Yüksek idare Mahkemesinin görevli olmadığı ve davanın çözümünde de Genel İdari Yargının görevli olduğu değerlendirilmesiyle; Ankara 12 nci İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi gerektiği sonucuna ulaştığımdan, sayın çoğunluğun kararına iştirak edemedim.

ÜYE

Levent ÖZÇELİK

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/317

KARAR NO: 2007/22

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: N.M.U.

Davalı: Datça Belediye Başkanlığı

O L A Y: Datça Belediye Encümeni’nin 27.10.2004 gün ve 277 sayılı kararı ile, izinsiz ve ruhsatsız olarak yapılan kaçak uygulamalar nedeniyle 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesine göre yıkım ve 42. maddesine göre idari para cezası verilmiştir.

Davacı, söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

MUĞLA İDARE MAHKEMESİ ; 6.10.2005 gün ve E: 2005/1941; K:2005/1422 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5. maddesinin 1. bendinde, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı, ancak aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava açılabileceğinin belirtildiği, 2. bendinde, birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerektiğinin kurala bağlandığı, dava dilekçesinin incelenmesinden, 3194 sayılı Yasa’nın 32. maddesi uyarınca verilen yıkım cezasına karşı idari yargıda, 42. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı adli yargıda dava açılması gerekirken, birlikte dava açıldığının anlaşıldığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca bu kararın bildirim tarihinden itibaren (30) gün içinde aynı Kanunun 5. maddesine uygun biçimde düzenlenecek iki örnek dilekçe ile her işlem için ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine, dilekçe ve eklerinin davacıya geri gönderilmesine karar vermiştir.

Davacı, bunun üzerine, idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

DATÇA SULH CEZA MAHKEMESİ; 20.7.2006 gün ve E:2006/10 D.İş; K:2006/57 D.İş sayı ile, itiraz edenin dilekçesinde özetle, Datça Karaincir Tatil Köyü’nde 10 daireli yazlık binada 50 m2’lik bir dairenin sahibi bulunduğunu, bu dairenin zemin katta ve balkonun yer seviyesinde olduğunu, davalı idarenin zemin üzerindeki bu balkonun genişletildiği iddiasıyla 27.10.2004 tarih ve 277 sayılı kararla para cezası kestiğini ve yanının eski haline getirilmesini istediğini, yapılan işlemin yasal dayanağı bulunmadığından Muğla İdare Mahkemesi’nde yıkım kararının iptali ile kesilen para cezasının kaldırılması için dava açtığını, Muğla İdare Mahkemesi, idari para cezasına karşı adli yargıda dava açmasının icap ettiği gerekçesiyle davayı reddettiğinden, Mahkemelerine başvuruda bulunduklarını, Datça Belediye Başkanlığı tarafından 27.10.2004 tarih ve 277 sayılı kararla verilen idari para cezasının kaldırılmasını talep ve dava ettiği, her ne kadar, ceza ihbarnamesinde, verilen cezaya karşı 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi gereğince cezanın tebliğinden itibaren 15 gün içinde suçun işlendiği taşınmazın bulunduğu yer sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmiş ise de; mahkemelerin görev ve yetkileri kanunla düzenlenmekte olup, itiraz konusuna ilişkin olarak 1.2.2001 tarihinde, 24305 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi’nin 15.5.1997 gün ve 1996/72 Esas, 1997/51 Karar sayılı kararında açıkça belirttiği üzere, itiraza konu işlem idari bir işlem olup, idari işlemlere karşı yapılacak olan itirazların idari yargı mercilerince incelenip karara bağlanmasının icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Davacı, adli ve idari yargı kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu uyuşmazlığın giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı, görevsizlik kararı olmayıp, 3194 sayılı Yasa’nın 32. maddesi uyarınca verilen yıkım cezasına karşı idari yargıda, 42. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı adli yargıda dava açılması gerekirken, birlikte dava açıldığının anlaşıldığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca bu kararın bildirim tarihinden itibaren (30) gün içinde aynı Kanunun 5. maddesine uygun biçimde düzenlenecek iki örnek dilekçe ile her işlem için ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine ilişkindir. Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/321

KARAR NO: 2007/47

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen parselin (parsel numarasının) iptali istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı : KargıcakÖğretmenlerSitesiMalikleriniTemsilen veKendiAdına

Asaleten N.C.A

Vekili: Av. Z.K. (Y.)

Davalı: Alanya Tapu ve Kadastro Müdürlüğü

O L A Y: Davacı, Antalya İli, Alanya İlçesi, Kargıcak Beldesi, Yatsısay Mevkii 34/2 pafta, 1257 ve 1258 parsellerde toplam 17730 m2 arsaları üzerinde yenileme kadastrosu yapıldığını ve bunun sonucunda:

1)Taşınmazların değerlerinin raicin çok üzerinde takdir edilerek harç ödenmesinin istendiğini, bu hesaplamanın gerçeklere uygun olmadığını, bu nedenle, hesaplanan harcın düzeltilmesine,

2) Taşınmazın bulunduğu aynı yerde, 1257 ve 1258 parsellerden kamuya bedelsiz olarak terk edilen yeşil alana(çocuk parkı)da yeni kadastro planında 400 m² civarında arsanın 233 numaralı parsel olarak ayrıldığının görüldüğü, böyle bir parsel olmadığı, varsa bu yerin ya 1257 ve 1258 parsel maliklerine tapu kaydı tescili yapılması, yada kamu yararına amacına uygun olarak çocuk parkıyapılması için bırakılmasına,

3) Kadastro planında, 1257 parseldeki taşınmazda üç adet blokun aynı yönde asıl projeye uygun olmayan balkon çıkmalarının gösterildiği, bu tür çıkmaların başka binalarda da olduğu, onların da aynı şekilde gösterilmesi ya da bu iki blok balkon çıkmalarının düzeltilmesine,

4) Kadastro planında, komşu, yeni 191 ada, 1 parsel çapında, sınırın D400 karayolundan çekme mesafesine (yaklaşma sınırına) uyulmadığının görüldüğü,

bu nedenlerle, bu hataların imar mevzuatına uygun olarak yeni kadastro ve imar planında düzeltilmesine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ALANYA KADASTRO MAHKEMESİ; 7.3.2003 gün ve E:2002/120, K:2003/50 sayı ile, Kadastro Mahkemesinin 3402 sayılı Yasa gereği taşınmazların sadece aynına yönelik davalara bakmakla görevli olduğu, oysa, bu davada davacı tarafça yenileme harcının düzeltilmesi ve idarenin eylemlerine yönelik iptalin dava konusu edildiği, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından harca yönelik dava yönünden görevli ve yetkili mahkemenin Antalya

Vergi Mahkemesi, diğer taleplere ilişkin davada ise görevli ve yetkili mahkemenin Antalya İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle harca yönelik dava ve diğer hususlarda açılan dava yönünden görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, kadastro yenileme çalışmalarında yapılan 400 m2 miktarındaki 233 ada 1 parsel sayılı taşınmazın parsel numarasının iptali ile kamu yararına çocuk parkı olarak bırakılmasına, 1257 sayılı parseldeki balkon çıkmalarının projesine uygun olarak düzeltilmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA İDARE MAHKEMESİ; 7.1.2004 gün ve E:2003/1385; K:2004/14 sayı ile, Antalya İli, Alanya İlçesi, Kargıcak Beldesinde yapılan kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233 ada 1 sayılı parselin(parsel numarasının) iptali, kamu yararına çocuk parkı olarakbırakılmasınınve1257 sayılıparseldeki balkon çıkmalarının projesine uygun olarak düzeltilmesinin istenildiği, davanın, 233 ada 1 sayılı parselin(parsel numarasının) iptaliistemine yönelik kısmının incelenmesinden; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 24. maddesinde, "Genel Mahkemelere ait olup da bu Kanunun uygulanması ile ilgili dava ve işlere belirlenen usul ve esaslara göre bakmak üzere her kadastro bölgesinde tek hakimli ve Asliye Mahkemesi sıfatını haiz yeter sayıda kadastro mahkemesi kurulacağı, 25. maddesinde de, Kadastro Mahkemesinin taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı aynı haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarınca kendisine verilen işlere bakacağı hükmünün yer aldığı, bu düzenlemelere göre, kadastro çalışmaları, sınır ve ölçü uyuşmazlıkları işlemlerine karşı açılacak davalarda kanun koyucunun adli yargı yerlerini görevli kıldığı, olayda da; uyuşmazlık konusu taşınmazın kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen bir taşınmaz olması, bu nedenle davanın taşınmazın aynına yönelik ve yukarıda metni yazılı 3402 sayılı Yasa’nın 25.maddesi kapsamında bir uyuşmazlığa ilişkin olması karşısında, Mahkemelerinin bu davaya bakmakla görevli olmadığı, adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı, davanın, 233 ada 1 sayılı parselin kamu yararına çocuk parkı olarak bırakılmasına ve 1257 sayılı parseldeki balkon çıkmalarının projesine uygun olarak düzeltilmesi istemine ilişkin kısmına gelince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırları düzenlenmiş olup, birinci fıkrasında, idari dava türlerinin, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden doğan ihtilaflara ilişkin davalar olmak üzere 3 grupta toplandığı, ikinci fıkrasında ise, idari yargı yetkisinin idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı bulunduğu, idari mahkemelerin idari eylem ve işlem niteliğinde yargı kararı veremeyeceklerinin kurala bağlandığı, anılan Yasanın 14/3-d ve 15/1-b maddeleri uyarınca idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlemin mevcut olmaması halinde davanın reddine karar verileceğinin düzenlenmiş bulunduğu, bu durumda, davacının bu istemlerinin idariişlemniteliğindeyargıkararıverilmesi istemi niteliğinde olması, Yasa hükümlerine göre ise, idari mahkemelerin idari eylem ve işlem niteliğinde yargı kararı vermelerinin mümkün bulunmaması karşısında, davanın bu kısmının incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine, kısmen 15/1-b maddesi uyarınca incelenmeksizin reddine karar vermiş; kararın, davanın görev yönünden reddine ilişkin kısmı, DANIŞTAY ALTINCI DAİRESİ’nin 30.5.2006 gün ve E:2004/2341, K:2006/2848 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde davanın, kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233 ada 1 parselin (parsel numarasının) iptali istemine yönelik kısmı yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Antalya İli, Alanya İlçesi, Kargıcak Beldesinde yapılan kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233 ada 1 parselin (parsel numarasının) iptali istemiyle açılmıştır.

23.6.1983 gün ve 2859 sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Kanun’un “Yenileme” başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Teknik nedenlerle yetersiz kalan, uygulama niteliğini kaybeden veya eksikliği görülen ve en az bir mevki veya ada biriminde zemindeki sınırları gerçeğe uygun şekilde göstermediği tespit edilen tapulama ve kadastro paftaları bu Kanun hükümlerine göre Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün teklifi ve ilgili bakanın onayı ile yenilenir. Buna göre tapu sicilinde gerekli düzeltmeler yapılır” denilmiş; “İtiraz ve davalar” başlığını taşıyan 5. maddesinde, “Yenileme tespitlerine yapılacak itirazlar ve komisyon kararlarına karşı açılacak davalar 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 766 sayılı Tapulama Kanununun ilgili hükümlerine göre sonuçlandırılır. Ancak, tapulama mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde, tapulama komisyon kararlarına karşı açılacak davalar, o mahallin asliye hukuk mahkemelerince, 766 sayılı Tapulama Kanunu hükümleri uyarınca çözümlenir” hükmü yer almıştır.

15 Aralık 1934 tarih ve 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 28 Haziran 1966 tarih ve 766 sayılı Tapulama Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 21.6.1987 gün ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 24. maddesinde, genel mahkemelere ait olup da bu Kanunun uygulanması ile ilgili dava ve işlere belirlenen usul ve esaslara göre bakmak üzere her kadastro bölgesinde tek hakimli ve Asliye Mahkemesi sıfatını haiz yeter sayıda kadastro mahkemesinin kurulacağı, 25. maddesinde ise, kadastro mahkemesinin; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakacağı belirtilmiştir.

Buna göre, kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen uyuşmazlık konusu parselin (parsel numarasının) iptali istemiyle açılan işbu davanın görüm ve çözümünde, yukarıda yer alan hükümler uyarınca adli yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Kadastro Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Alanya Kadastro Mahkemesi’nce verilen 7.3.2003 gün ve E:2002/120, K:2003/50 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233 ada 1 parselin (parsel numarasının) iptali istemine yönelik kısmının KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/325

KARAR NO: 2007/51

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2918 sayılı Yasa uyarınca, kamu idaresine ait motorlu aracın, karayolunda seyir halinde iken neden olduğu zararların tazmini istemiyle açılan davanın, işletenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacılar : E.A. - Z.A.

Vekili: Av. U.Ö.

Davalı: Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. V.C.A.

O L A Y: Davacı vekili, davalı idareye verdiği 28.11.2005 günlü dilekçesinde, Emine Aktan’ın 18.9.2005 tarihinde saat 15.00 civarında içinde bulunduğu Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait 16 YA 689 plakalı ön kapısı açık vaziyette hareket halinde olan otobüsten ineceği sırada otobüsün ani fren yapması sonucu açık olan ön kapıdan düştüğünü, bu düşme sonucu müvekkilinde bazı hasarlar meydana geldiğini ileri sürerek Emine Aktan’ın kendisi için 75.000.-YTL maddi ve 65.000.-YTL manevi, eşi için 10.000.-YTL manevi tazminat verilmesini istemiştir.

Davalı idare, 15.12.2005 gün ve 37619 sayılı işlemi ile, Emine Aktan'ın 18.09.2005 tarihli olayda, İnegöl Çarşısı önündeki yolcu durağında indirme-bindirme işlemi yürüten araçta, kurallara aykırı hareket etmek suretiyle ön kapıdan inmek istemesi sonucu otobüse binen yolcuların kargaşaya yol açtığını ve neticesinde yaralanma meydana geldiğini, öncelikle, 2918 sayılı Trafik Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğinde tanzim olunan hükümler uyarınca, yolcuların da uymakla yükümlü olduğu hususların, yükümlülüklerin derc edildiğini, Emine Aktan’ın bu kurallara aykırı hareket ettiğini, kendilerine kusur izafe edilmesinin yasal olmadığını, uğranılan maddi kayıp ve tedavi masraflarının aracın sigortalı olduğu İhlas Sigorta'dan da talep edebileceğini, izah edilen hususlar dahilinde talebin yerine getirilmesinin yasal düzenlemeler nedeniyle mümkün olmadığını, davacı vekiline bildirmiştir.

Bunun üzerine, davacı vekili, kazada tam hizmet kusuru olduğunu ileri sürdüğü davalı idare aleyhine, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte Emine Aktan’ın kendisi için 40.000.-YTL maddi ve 20.000.-YTL manevi, eşi için 15.000.-YTL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle 20.12.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, olayın Borçlar Kanunu ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na dayalı haksız fiil, görevli yargı merciinin de adli yargı olduğu, bu nedenle, hizmet kusuruna dayalı olarak ikame olunan tazminat talepli tam yargı davasının görülmesinin yasal olarak mümkün bulunmadığı ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

Davacı vekili, olayda hizmetin kötü işlediğini, ayrıca hizmetin işleyişinde hata ve aksaklık olduğunun da tartışmasız bulunduğunu, bu nedenle, davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini, kamuya tahsis edilmiş otobüste otobüs şoförünün ağır ihmal ve kusuru ile müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, bu haksız fiil olarak nitelendirilse dahi görüleceği yargı yerinin idari yargı olduğunu, kamu hizmetini alan müvekkilinin bu hizmet sırasında hizmet veren kurum tarafından ve bu kurumun dikkatsizliği nedeni ile zarara uğradığını, bu nedenle, görev itirazının yerinde olmadığını ileri sürmüştür.

BURSA 3. İDARE MAHKEMESİ; 16.05.2006 gün ve E:2005/2198 sayı ile, Emine Aktan ve Zihni Aktan vekili tarafından, davacılardan Emine Aktan'ın 18.9.2005 tarihinde saat 15.00 sıralarında Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait 16 YA 689 plakalı otobüste yolculuğu sırasında inmek için yaptığı ikaz üzerine şoförün yaptığı ani fren sonucu açık olan ön kapıdan yuvarlanarak aşağıya düşmesi nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararlar karşılığı davacılardan Emine Aktan için 40.000,00.-YTL maddi ve 20.000,00.-YTL manevi, eşi ve diğer davacı Zihni Aktan için de 15.000,00.-YTL manevi tazminata olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na karşı açılan davada, davalı idarece savunma dilekçesinde, 18.9.2005 tarihinde meydana gelen olayın Borçlar Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu’na dayalı haksız fiil olduğu ve hizmet kusuruna dayalı olarak açılan bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli bulunduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğununanlaşıldığı, Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, öte yandan, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7/p maddesinde, "Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, Büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek" Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayıldığı, olayda, davacılardan Emine Aktan'ın 18.9.2005 tarihinde saat 15.00 sıralarında Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait 16 YA 689 plakalı otobüste yolculuğu sırasında inmek için yaptığı ikaz üzerine şoförün yaptığı ani fren sonucu açık olan ön kapıdan yuvarlanarak aşağıya düşmesi nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararların tazmini istemiyle görülmekte olan davanın açıldığının anlaşıldığı, ileri sürülen nedenlere göre uyuşmazlığın çözümü kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirdiği, bu hususların saptanmasının ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu, ayrıca, Anayasa’nın 129. maddesinin 5. bendinde yer alan "Memurlar ve diğer kamu görevlililerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir." kuralı ve kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken mevzuatın, üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendilerine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklarından yararlanarak onları kullanarak hareket ettikleri, bu nedenle de idaresiyle bütünleştiği, idaresinden ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurlarının, sonuç olarak hizmetin yürütülmesi sırasında ortaya çıktığından, idare yönünden de "hizmet kusuru" nu oluşturduğu dikkate alındığında, zararı doğurduğu belirtilen olayın, kamu görevlisi olan otobüs şoförünün kişisel kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmamasının da, Bursa Büyükşehir Belediyesi aleyhine idari yargı yerinde tam yargı davası açılmasına engel oluşturmayacağı, diğer taraftan, davanın belediye aleyhine işletenin sorumluluğu nedeniyle değil, hizmet kusuruna dayalı olarak açıldığının da dosyanın incelenmesinden anlaşıldığı, bu durumda, davacılardan Emine Aktan'ın 18.9.2005 tarihinde saat 15.00 sıralarında Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait 16 YA 689 plakalı otobüste yolculuğu sırasında inmek için yaptığı ikaz üzerine şoförün yaptığı ani fren sonucu açık olan ön kapıdan yuvarlanarak aşağıya düşmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların hizmet kusurundan dolayı kusur ve sorumluluk oranına göre idarece giderilmesi istemiyle Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, zararın doğumunda hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının idare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekeceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesinde sayılan tam yargı davası kapsamında bulunan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin, dolayısıyla Mahkemelerinin görevli bulunduğu sonucuna varıldığı, davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olması nedeniyle davalı idarenin görev itirazının reddine, uyuşmazlığı çözmeye Mahkemelerinin görevli olduğuna karar vermiştir.

Davalı idare vekilinin, haksız fiile ilişkin bütün davaların adli yargıda görüldüğünü, trafik kazalarının da haksız fiil kapsamında yer aldığını ileri sürerekolumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 7.6.2006 günlü dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI :

Davacı Emine Aktan ve Zihni Aktan vekili tarafından, davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine Bursa 3. İdare Mahkemesi’nde açılan 2005/2198 Esas sayılı tazminat davasında, davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın adli yargı yerinin görevli olduğu iddiasıyla görev itirazında bulunduğu, bu itirazının reddedilmesi üzerine davalı idarenin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebi nedeniyle dosyanın Başsavcılıklarına gönderildiğinin anlaşıldığı, davacılardan Emine Aktan'ın olay günü bindiği belediye otobüsünden inmek için yaptığı ikaz üzerine belediye otobüs şoförünün yaptığı ani fren sonucu açık olan ön kapıdan yuvarlanarak aşağıya düşmesi nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazminini, eşi olan diğer davacı Zihni Aktan’ın ise, eşinin uğradığı zarar nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunduğu, 5126 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7/f maddesinde "Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek" ve 7/p maddesinde, "Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek" Büyükşehir Belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayıldığı, olayda, zarar görenin yolcu olması, davalı idarenin ise taşıyıcı sıfatının olması karşısında taraflar arasındaki ilişkinin taşıma sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu, idarenin karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda ticari alanda yürüttüğü taşımacılık faaliyetinin de özel hukuk hükümlerine tabi olduğunun açık bulunduğu, belirtilen bu durum karşısında, idarece yürütülen faaliyetin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği göz önüne alındığında, olayda idari bir eylem ya da işlemden doğmuş bir zararın söz konusu olmadığı, yolcunun uğradığı zarardan dolayı taşıyıcının tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan, Bursa 3. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasının icap ettiği gerekçesiyle 2247 sayılı Kanun’un 10 ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI :

Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait olup seyir halindeyken duran otobüsün açık olan ön kapısından düşen yolcunun kafa travması geçirmesi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle Bursa 3. İdare Mahkemesi’nde açılan davada, davalının görev itirazının reddi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmış olmakla dosyanın incelendiği, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7/p maddesinde, "Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, Büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek" Büyükşehir Belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayıldığı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun "işletilen ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu" başlıklı 85. maddesinin değişik birinci fıkrasında, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar" hükmüne, değişik beşinci fıkrasında, "işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına yardımcıkişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur" hükmüne, 90. maddesinde, "Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır" hükmüne, "Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar "başlıklı 106. maddesinde de, Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır" hükmüne yer verildiği, bu hükümlere göre, 106. maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının, sahip oldukları araçların sebep olduğu zararlardan dolayı idare hukuku kurallarına değil, bu Yasada düzenlenen "işleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu" çerçevesinde Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerine tabi kılındığı, bu suretle 2918 sayılı Yasa ile, bu Yasada tanımlanan araçların işletilmesinden doğan zararların tazmini konusunda araç sahibinin özel yada kamu tüzel kişisi olması bakımından bir farklılık gözetilmeyerek kamu kurum ve kuruluşlarının da özel hukuk tüzel kişileri gibi aynı esaslara göre sorumlu olduklarının kabul edildiği, hal böyle olmakla, belediyeye ait otobüsün trafik kural ve gereklerine tabi olarak seyir halinde iken durduğu sırada neden olduğu zararların tazmini istemiyle açılan davanın, işletenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varıldığı, bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesi uyarınca yapılan başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Emine Aktan’ın içinde bulunduğu Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne aitön kapısı açık vaziyette hareket halinde olan otobüsten ineceği sırada otobüsün ani fren yapması sonucu açık olan ön kapıdan düşmesi sonucu bazı hasarlar meydana geldiği ileri sürülerek Emine Aktan’ın kendisi ve eşi için maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7. maddesinin (f) bendinde, “büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek”, (p) bendinde ise, “büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek” büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmıştır.

Öte yandan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, trafik kazalarına ilişkin yedinci kısmını izleyen hukuki sorumluluk ve sigorta hakkındaki sekizinci kısmının, “İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu” başlıklı 85. maddesinin, değişik birinci fıkrası, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” ve değişik beşinci fıkrası, “işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur” hükümlerini taşımakta; bu bölümün sonunda yer alan, 90. maddesinde, “Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır” denilmekte; aynı kısmın “Özel Durumlar” başlıklı üçüncü bölümünde Devlete ve kamu kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106. maddesinde ise, “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır” hükmüne yer verilmektedir.

Anılan hükümlerin incelenmesinden, 106. maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının, sahip oldukları motorlu araçların sebep olduğu zararlardan dolayı idare hukuku kurallarına değil, bu Yasada düzenlenen “ işleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu” çerçevesinde Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümlerine tabi kılındığı; bu suretle 2918 sayılı Yasa’da, motorlu aracın işletilmesinden doğan zararların tazmini konusunda, motorlu aracın sahibinin özel ya da kamu tüzel kişisi olması bakımından bir farklılık gözetilmeyerek işaret edilen kamu kurum ve kuruluşlarının da özel hukuk tüzel kişileri gibi aynı esaslara göre sorumlu olduklarının kabul edildiği anlaşılmaktadır.

2918 sayılı Yasa’nın anılan açık hükümleri karşısında, kamu idaresine ait motorlu aracın, trafik kural ve gereklerine tabi olarak karayolunda seyir halinde iken neden olduğu zararların tazmini istemiyle açılan davanın, işletenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Bursa 3. İdare Mahkemesi’nce verilen 16.05.2006 gün ve E:2005/2198 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/27

KARARNO: 2006/27

KARARTR : 6.11.2006

(Ceza Bölümü)

ÖZET:Sağlık kurulunca suç gününde askerliğe

elverişli olmadığına karar verilen sanık hakkında 3

sayılı Yasa kapsamında bulunmayan suçu nedeniyle

açılan kamu davasının ADL YARGI yerinde

görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: D.D.

O L A Y:Erzurum/Aşkale 4. Zrh. Tug. Top. Tb. Kh. ve Hiz. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık Top. Er Durmuş Düzenli’nin, 9. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, firar suçu nedeniyle tutuklanarak kapatıldığı Erzurum Askeri Ceza ve Tutukevinde 11.3.2004 günü, cezaevi idaresine karşı ayaklanma eylemi nedeniyle açılan kamu davasının yanısıra ayrıca aynı Mahkemece 10 gün hücre hapis cezası ile cezalandırıldığı, bu cezanın infaz edildiği 11.3.2004-21.3.2004 tarihleri arasında çeşitli zamanlarda, nöbetçilerin de rahatça duyabileceği şekilde, diğer tutuklular ve hükümlüler ile kendi aralarında konuşarak, Askeri Ceza ve Tutukevi Müdürü, Askeri Savcı, askeri savcının Muhafız Takım Komutanı, İnfaz Astsubayı ve Gardiyan Kısım Komutan Yardımcısının namus, şeref ve haysiyetine ağır bir şekilde sözlü saldırıda bulunduğu, böylece üste hakaret suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 85/1., Türk Ceza Kanunu’nun 80. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 9. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 21.5.2004 gün ve E:2004/507, K:2004/415 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

9. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 26.12.2005 gün ve E:2005/862, K:2005/644 sayıyla; dosya içinde mevcut sağlık kurulu raporuna göre, sanığın suç tarihinde askerliğe elverişli olmadığı anlaşıldığından, yüklenen eylemin görevli memura hakaret suçunu oluşturacağı, bu durumda sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Erzurum 2. Asliye CezaMahkemesi’ne gönderilmiştir.

ERZURUM 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 2.3.2006gün ve E:2006/114, K:2006/90 sayıyla; sanığın, 353 sayılı Yasa’nın 10. maddesi (F) bendinde belirtildiği şekilde suç tarihinde asker kişi olduğu ve Askeri Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan “üste hakaret” suçunu işlediği ileri sürüldüğünden, 353 sayılı Yasa’nın 9, 10/F ve 17. maddeleri uyarınca sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, kendisine gelmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in katılımlarıyla yapılan 06.11.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Namık ÖZTÜRK’ün, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, dosya içinde bulunan Erzurum 600 Yataklı Mareşal Çakmak Asker Hastanesi Sağlık Kurulu’nun 3.5.2004 gün ve 999 sayılı Raporuyla, sanığın 4.1.2003 tarihinden itibaren askerliğe elverişli olmadığına dair karar alındığı ve 4.5.2004 tarihinde de terhis edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Sağlık Kurulu Raporunun kapsam ve hukuki sonuçlarına göre, sanığın suç tarihinde "asker kişi" sıfatı kendiliğinden kalkmış sayılacağından, 353 sayılı Yasa'nın 9. maddesi anlamında "asker kişi" olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, sanığın, 353 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin (F) bendi uyarınca suç tarihinde asker kişi olduğu gerekçesine yer verilmiştir. (F) bendindeaskeri yargı organlarınca tutuklanmış veya hapsedilmiş veya askeri makamlarca muhafaza altına alınmış veya gözaltı edilmiş kişilerin asker kişi oldukları düzenlenmiş iken, 5.7.2006 gün ve 26219 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp, üç ay sonra yürürlüğe giren 5530 sayılı Yasa’nın 62. maddesi ile, 353 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin (F) bendinin yürürlükten kaldırılmış olması karşısında, sanığın asker kişi olarak kabulünün mümkün olamayacağı anlaşılmıştır.

Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde“Askeri mahkemeler, asker olmayan kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.

A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;

B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları;

C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar;”

D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E. 1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)

E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.

Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin 5530 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değiştirilen (G) bendinde,1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 75, 78, 80, 81, 93, 94, 95, 100, 101, 102, 124, 125 ve 127nci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların; (H) bendinde, ilan olunan harekât bölgesinde, birinci derece askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargâhlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere karşı işlenen 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86, 106, 108, 113, 125 ve 265inci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların ve aynı maddeye eklenen (I) bendinde de, nöbet, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen (H) bendinde yazılı suçlara ait davaların, savaş halinde askeri mahkemenin görevleri arasında olduğu belirtilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, olayda, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Yasa’da belirtilen koşulların bulunmaması nedeniyle davanın adli yargı yerinde görülmesi veErzurum 2. AsliyeCeza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2.3.2006 gün ve E:2006/114, K:2006/90 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/29

KARARNO: 2006/29

KARARTR : 6.11.2006

(Ceza Bölümü)

K A R A R

ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen eylemin “kasten yaralama” suçunu oluşturması ve bu suçun daaskeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanma-yı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.

Davacı: K.H.

Mağdur: B.T.

Sanık: E.K.

O L A Y: Dicle Öz. G/K. Komutanlığı emrinde görevli sanık J. Er Ertuğrul Kılıç’ın, 1.6.2001 günü, aynı Komutanlık sorumluluk sahası içerisinde bulunan 2 nolu kulede 09-12 saatleri arasında tüfekli nöbetçi olarak görevli bulunan mağdur J. Er Bilal Taylan’ın yanına giderek, kulenin yanında bulunan su deposuna bakacağını söylediği sırada mağdurun, psikolojik sorunları olduğunu bildiği sanıktan firar edebileceği düşüncesiyle şüphelenmesi ve nöbet yerinden uzaklaşmasını istemesi üzerine, aralarında çıkan tartışma sonucunda, mağdur Bilal Taylan’ın burnuna yumrukla vurduğu, böylece amire fiilen taarruz suçunu işlediği ileri sürülerek eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1 maddesi uyarıncacezalandırılması istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 13.6.2001 gün ve E:2001/2184, K:2001/520 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 2.10.2003 gün ve E:2003/239, K:2003/971 sayıyla; yargılama aşamasında, sanığın “mağdurun öncelikle kendisinin boğazını sıktığı” yönündeki ifadesinin aksi kanıtlanamadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi ışığında önce mağdurun yersiz müdahale ve icapsız fiillerde bulunduğunun kabul edilerek, mağdurun Askeri Ceza Kanunu’nun 106. maddesindeki korumadan yararlandırılmaması yoluna gidildiği, böylece eylemin aynı rütbedeki erler arasında meydana geldiği, eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 456/4. maddesinde düzenlenen suça uyduğu, sanığın yargılama sırasındaterhis edildiği açıklanarak, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Dicle Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

DİCLE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 7.9.2005 gün ve E:2005/34, K:2005/90 sayıyla; olay günü, mağdurun nöbetçi olması nedeniyle yüklenen eylemin amire karşı yapılmış sayılması gerektiği, Askeri Ceza Kanunu’nun 92. maddesi uyarınca sanığın ifadesinde belirttiği hususun Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesine göre indirim nedeni olarak düzenlendiği, böylece yüklenen eylemin Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1. maddesindeki suçu oluşturduğu açıklanarak, yargılamagörevinin askeriyargıyerineaitolduğugerekçesiyle, 7 gün içinde itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, karar tebliğ edilerek, Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 10.7.2006 gün ve E:2006/13, K:2006/15 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklikler giderilip karar kesinleştirilerek dava dosyası, Dicle CumhuriyetBaşsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in katılımlarıyla yapılan 06.11.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Namık ÖZTÜRK’ün, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 76. maddesinde, "Nöbet; askerlikteki müşterek hizmetlerin yapılmasını ve devamını sağlamak maksadı ile bu hizmetlerin belli bir sıra ve süre ile subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, erbaş ve erler ile Silahlı Kuvvetler Teşkilatı içinde vazifeli olan bilumum sivil şahıslar tarafından yapılmasıdır.

Nöbetçi: nöbet hizmetinin yapılması için görevlendirilen şahıstır” şeklinde tarif edilmiş, 77. maddesinde de, "Kıtalarda, karargahlarda ve askeri kurumlarda nöbet hizmetine tabi tutulacak personelin kimler olacağı, nöbet hizmetlerinin yapılış tarzı ile şekli ve nöbetçilere aitvazifelertalimatnameiletayinvetesbit olunur."denilmiştir.

1632 sayılı AskeriCezaKanunu'nun, "Nöbetçi, karakol, devriyenintarifi"başlığıaltındadüzenlenen 15. maddesinde;

"1-Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut maksatlariyle silahlı olarak bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir.

2- Karakol hazarda veseferde aynı maksatlarla konulan ve biramir emrinde bulunan

silahlı bir kısım askerdir.

3-Devriye hazarda ve seferde aynı maksatlarla muayyen bir mıntıkada seyyar olarak vazife yapan bir veya daha ziyade silahlı askerdir." denilmekte, benzer düzenleme İç Hizmet Kanunu'nun 78. maddesindede yer almaktadır.

Aynı Kanun'un 106. maddesinde "Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemiyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amire karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır."denilmekte olup, her iki madde birlikte değerlendirildiğinde 15. maddede yazılı olan nöbetçilerin belli suçlar karşısında amir sayılacakları, daha açık bir anlatımla, maddede yazılı suçları işleyenlerin, bu suçları amire karşı işlemiş kabul edilerek ast gibi cezalandırılacakları; 12. maddesinde de “Bu kanunun tatbikatında (Hizmet) tabirinden maksat gerek malûm ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması halidir” denilerek yasanın uygulanmasında hizmetin gerek malum ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması hali olduğu belirtilmiştir.

Öteyandan,İçHizmetYönetmeliği'nin "Askerlikte Nöbet Hizmetleri"başlığı altında düzenlenen 382 ve devamı maddelerinde nöbet hizmetleriyle ilgili hükümler düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 395. maddesinde, "Kıt'alarda her Kuvvetin özelliğine uygun olarak nöbet hizmetleri yürütülür. Bu yönetmeliğin dışında kalan veya ayrıca özellik arzeden nöbet hizmetleri ihtiyaca göre komutanlıklarca; bu yönetmelik esasları gözönünde tutularak hazırlanıp uygulanır." denilmektedir.

Açıklanan yasa hükümleri ile buna bağlı olarak İç Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği gibi mevzuat hükümleri gözetilerek amir olma durumunun tespit edilmesi gerekmektedir.

Dosyanın incelenmesinde, dosya içinde mevcut Merkez Jandarma Karakol Komutan-lığının 1.6.2001 tarihli nöbet çizelgesinden, 09.00-12.00 saatleri arasında yakınan Bilal Taylan’ın 2 nolu kule devriye nöbetçisi olarak görevlendirildiği anlaşılmıştır.

Ancak, olay sırasında, sanığın “mağdurun önce kendisinin boğazını sıktığı” yönündeki ifadesinin aksinin askeri ve adli yargı yerlerince kanıtlanamadığının belirtilmesi karşısında, mağdurun yersiz müdahale ve icapsız fiillerde bulunduğu kabul edilerek, Askeri Ceza Kanunu’nun 106. maddesindeki korumadan yararlanmasının mümkün olmadığı, bu durumda, eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kuşkusuzdur.

Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanığın terhis edilmesiyle askerimahkemedeyargılanmasınıgerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi veDicle Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Dicle Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.9.2005 gün ve E:2005/34, K:2005/90 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/30

KARARNO: 2006/30

KARARTR : 6.11.2006

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Mülki (idari)görevlerine girmesi nedeniyle, jandarma personeli olan asker kişi sanık hakkında açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiğihk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: V.K.

O L A Y: Datça İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanık J.Ulş.Er Volkan Kalaycı’nın, 21.8.2004 günü, aynı Komutanlık emrinde görevli Uzm.J.Çvş. Satılmış Çakmak komutasında, idaresindeki 748164 plaka sayılı askeri araç ile 14.00-18.00 saatleri arasında devriye görevine çıktıkları sırada, aracı Satılmış Çakmak’ın belirttiği istikametin aksine ve hızlı kullandığı, araç komutanının emirlerine riayet etmediği gibi “arabayı uçuruma sürerim” diyerek tehdit ettiği, böylece, emre itaatsizlikte ısrar etmek ve üst“ü tehdit suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri CezaKanunu’nun 87/1, 82/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 9.11.2004 gün ve E:2004/3023, K:2004/788 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

GÜNEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ :15.6.2005 gün ve E:2005/524, K:2005/210 sayıyla; yüklenen üst’ü tehdit suçundan sanığın beraetine, diğer suç açısından ise, jandarmanın mülki görevleri sırasında işlendiği, ayrıca yargılama sırasında sanığın terhis edildiği nedeniyle yargılama görevinin adli yargı yerine aitolduğugerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Datça Asliye CezaMahkemesi’ne gönderilmiştir.

DATÇA ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 11.11.2005 gün ve E:2005/276, K:2005/236 sayıyla; asker kişi sanığı, asker kişiye karşı, askerlik hizmet ve görevleri nedeniyle işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 6.3.2006 gün ve E:2006/2, K:2006/2 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklikler giderilip karar kesinleştirilerek dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in katılımlarıyla yapılan 06.11.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Namık ÖZTÜRK’ün, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise öğretide ve uygulamada:

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Ancak, sanık Jandarma Personeli olduğuna göre, Jandarmanın hangi nitelikteki görevler ile görevlendirildiğine ilişkin yasal düzenlemenin göz önünde tutulması, suça konu olayın meydana geldiği sırada yerine getirilmekte olan görevin, Yasa'da belirtilen görevlerden hangisine uygun olduğunun incelenmesi, görevli yargı yerinin buna göre belirlenmesi gerekmektedir.

2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev Ve Yetkileri Kanunu’nun 7. maddesinde, Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri:

a)Mülki görevleri;

Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak,korumakvekollamak, kaçakçılığı men, takip

ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak,

b)Adli görevleri;

İşlenmiş suçlarlailgili olarakkanunlardabelirtilen işlemleriyapmak vebunlarailişkinadli

hizmetleri yerine getirmek,

c)Askeri görevleri;

Askeri kanun venizamlarıngereğigörevlerleGenelkurmayBaşkanlığı'ncaverilen görevleri

yapmak,

d)Diğer görevleri;

Yukarıda belirtilen görevlerdışındakalanvediğerkanunvenizamhükümlerinin icrasıile

bunlara dayalı emir ve kararlarla Jandarmaya verilen görevleri yapmak, şeklinde sayılmıştır.

Jandarma Teşkilatı Görev Ve Yetkileri Yönetmeliğinin, “Mülki Görevlerin Esasları” başlığı altında düzenlenen 45. maddesinde, “Jandarma:

a.Halkın can, ırz ve malını korur.

b.Suç işlenmesini önlemek ve kamu düzenini sağlamak için gerekli önlemleri alır

c.Asayişi ve gerek kamunun, gerekse kişilerin güvenliğini ve konut dokunulmazlığını korur.

d…….

e.Kamunun huzur ve sükununu bozan; kanunlara, nizamlara ve kamu düzenine aykırı bütün eylemlerin işlenmesine; yasa ve nizamlar gereğince engel olur.

………” denildikten sonra “Mülki Görevlerin Yürütülüş Esasları” başlığı altında düzenlenen 46. maddesinde, “Jandarma mülki görevlerini esas olarak;

a……

b.Önleyici kolluk görevini, kendi görev bölgesinde düzenli devriyeler gezdirerek aksaksız yürütmek

c.Hizmet sırasında dikkatli ve uyanık bulunarak herhangi bir suçun işlenip, işlenmediğini araştırmak, Devlete, kamu veya kişilere, mal ve eşyalara yönelik tehlike, sabotaj, kaza vb. durumlarda gecikmeksizin yardım etmek; kanuni gereğini yerine getirmek” şeklinde sayılmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, dosya içinde mevcut önleyici kolluk devriyesi hizmet kağıdına göre, sanığın olay günü, olay sırasında önleyici kolluk devriyesi olup “yol emniyet ve kontrol devriyesi”nde görevli olduğu, bu görevin de Jandarmanın askerlik görevi ile ilgili olmayıp mülki görevi ile ilgili olduğu anlaşılmıştır.

2803 sayılı Kanun’un 15 ve Yönetmeliğin 186. maddelerine göre jandarma personelinin ancak askeri hizmete ilişkin eylemlerinden dolayı askeri yargıya tabi bulundukları kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, asker kişi sanığın mülki görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suç nedeniyle hakkında açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesi ve Datça Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Datça Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11.11.2005 gün ve E:2005/276, K:2005/236 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/31

KARARNO: 2006/31

KARARTR : 11.12.2006

(Ceza Bölümü)

ÖZET: 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesi 15. fıkrası uyarınca, denetim süresinde hapis cezasını gerek-tiren kasıtlı bir suç işleyen hükümlü hakkındaki şartla salıverilme kararının geri alınmasında, hükmü veren ilk derece mahkemesinin görevli olduğu hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Hükümlü: M.Y.

O L A Y : Antalya 3. P.Er Eğt. Tug. Avcı Tb. 3. Bl. Komutanlığı emrinde görevli P. Er Muharrem Yavuz’un, cezaevi idaresine karşı ayaklanmaya teşvik ve azmettirmek ve fiilen ayaklanmaya katılmak suçu nedeniyle yapılan yargılaması sonucunda 58. Er Eğitim Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce 25.12.1996 gün ve E:1996/84, K:1996/811 sayı ile yedi yıl altı ay hapis ile, görevli memura hakaret, saldırgan sarhoşluk suçları nedeniyle Koyulhisar Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılaması sonucunda 16.12.1998 gün ve E:1998/6, K:1998/65 sayı ile verilen iki ay altı gün hapis, 1.672.000.TL ağır para, iki ay hafif hapis cezaları, Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce 5.3.1999 gün ve 1996/84, K:1999/14 sayı ile içtima edilerek yedi yıl sekiz ay altı gün hapis, 1.672.000.TL ağır para, iki ay hafif hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, kesinleşen bu hükmün, Hafik Kapalı Cezaevinde infazı sırasında, askeri yargı yerince verilen yedi yıl altı ay hapis cezası dışında kalan cezalarının 4616 sayılı Yasa kapsamında kaldığı, askeri yargı yerince verilen cezasının 647 sayılı Yasa hükümleri uyarınca hesap edilerek şartla salıverilmesine karar verilmesi için Hafik Cumhuriyet Başsavcılığı’nca gönderilen yazı üzerine, Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, 25.12.2000 gün ve 2000/285 Müt. sayı ile, 647 sayılı Yasa'nın 19 ve ek-2. maddeleri uyarınca, bihakkın tahliye tarihi 21.6.2005 olan sanığın 25.12.2000 gününden geçerli olmak üzere şartla salıverilmesine karar verilmiştir.

Hükümlü Muharrem Yavuz’un, bihakkın tahliye tarihi olan 21.6.2005 gününden önce denemesüresiiçinde,16.7.2001 günü hırsızlık suçunuişlemesinedeniyle Koyulhisar Asliye Ceza Mahkemesi'nce 29.3.2002 gün ve E:2001/76, K:2002/17 sayı ile, üç yıl bir gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi ve hükmün de 21.12.2004 günü kesinleşmesi üzerine, Koyulhisar Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, sanık hakkındaki 25.12.2000günlü, 2000/285 Müt.sayılışartlasalıverilmekararınıngerialınmasıSivas 2. AğırCeza Mahkemesi'nden istenilmiştir.

SİVAS 2. AĞIRCEZA MAHKEMESİ: 7.4.2005günve2005/51Müt.sayıyla; 825 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca, hükümlü hakkında mahkumiyet kararını vermiş bulunan askeri mahkemece şartla salıverilme kararının geri alınmasına karar verilmesi gerektiği açıklanarak, “mahkememizin yetkisizliğine” şeklinde karar vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Dağ Komando Okulu ve Eğitim MerkeziKomutanlığı Askeri Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

DAĞ KOMANDO OKULU VE EĞİTİM MERKEZİ KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ 29.4.2005 gün ve E:2005/803, K:2005/154 sayıyla; Uyuşmazlık Mahkemesi'nin yerleşmiş içtihatları dikkate alındığında şartla salıverilme kararının geri alınmasına karar verme görevinin şartla salıverilme kararını veren mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Savcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın, katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Her ne kadar adli yargı yerince hükümde "mahkemenin görevsizliğine" denmemiş ise de; karar gerekçesinde adli mahkemenin görevli olmayıp, askeri mahkemenin görevli olduğu açıkça belirtildiğinden, "mahkemenin yetkisizliğine" şeklinde verilen karar görevsizlik kararı olarak kabul edilmiştir. Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin askeri yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıTezer Türkay GÜVEN’in, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Şartla salıverilme, 1.3.1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Yasası'nın 16 ile 17. maddelerinde ve daha sonra da 13.7.1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Yasa'nın 19. maddesinde yeniden düzenlenmiş ve şartla salıverilme kararının geri alınması ise, Türk Ceza Yasası'nın 17. maddesinin 3506 sayılı Yasa ile değişik 1. fıkrasının 1. cümlesinde "şartla salıverilmiş olan hükümlü geri kalan süre içinde işlediği kasıtlı bir cürümden dolayı şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olur veya mecbur olduğu şartları yerine getirmez ise, şartla salıverilme kararı geri alınır." hükmü ile düzenlenmiş iken, 13.11.2004 gün ve 25642 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp 1 Haziran 2005 günü yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 12. maddesi ile825 sayılı Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanun ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte, 29.12.2004 gün ve 25685 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp 1 Haziran 2005 günü yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 122. maddesi ile de 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Şartla salıverilme öğretide, mahkum edildiğihürriyeti bağlayıcı cezalardan Yasa'nın gösterdiği bir kısmını iyi hal ile kurallara tam uyarak geçirmiş bulunan mahkumun, konulmuş olan şartlara her bakımdan uymaması durumunda geri alınması koşuluylamahkumiyet süresini tamamıyla bitirmeden mercii'nce alınacak bir kararla salıverilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Şu halde, şartla salıverilme; ceza hükmünü ve ilgilinin hükümlü sıfatını ortadan kaldırmayıp, ceza süresinin sonuna kadar şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olacak şekilde yeniden kasten suç işlememek ve mecbur olduğu şartları yerine getirmek koşullarıyla tanınan bu haktan yararlanan hükümlü hakkındaki cezanın infaz şekillerinden biridir.

Şartla salıverilme 5275 sayılı Yasa’nın “Koşullu salıverilme” başlığı altında düzenlenen 107. maddesi ile yeniden düzenlenmiştir. Maddenin 11. fıkrasında, “Bir hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, hükmü veren mahkemeye; hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemeye verilir. Mahkeme,bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir. Mahkeme, raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir”, 12. fıkrasında, “Koşullu salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde koşullu salıverilme kararı geri alınır” denilmektedir.

Aynı Yasa’nın15. fıkrasında ise“Koşullu salıverilme kararının geri alınmasına;

a)Hükümlü geri kalan süre içinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkum edilirse, hükmü veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi tarafından,

b)Hükümlünün bağlı tutulduğu yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde koşullu salıverilme kararına esas teşkil eden hükmü veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi veya koşullu salıverilme kararını vermiş olan mahkeme tarafından,

Dosya üzerinden karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz yolu açıktır” hükmü yer almaktadır.

Açıklanan nedenlerle, cezaevi idaresine karşı ayaklanmaya teşvik ve azmettirmek ve fiilen ayaklanmaya katılmak suçu nedeniyle 58. Er Eğitim Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin kararıyla yedi yıl altı ayhapis cezasına mahkum olan hükümlü Muharrem Yavuz’un, deneme süresi içinde hırsızlık suçu nedeniyle hapis cezasına mahkum edildiği anlaşıldığından, koşullu salıverilme kararının hükmü veren ilk derece mahkemesi tarafından geri alınması, bu nedenle Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kaldırılmasıgerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı AskeriMahkemesi’nin 29.4.2005 gün ve E:2005/803, K:2005/154 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/33

KARARNO: 2006/33

KARARTR : 11.12.2006

(Ceza Bölümü)

ÖZET:Asker kişi sanığın, Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde düzenlenen suçu nedeniyle açılan kamu davasının,askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilgi kesilmiş olsa dahi ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiğihk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: T.K.

O L A Y: Çanakkale İl Merkez Jandarma Komutanlığı emrinde görevli J. Er sanık Tekin Keyvan’ın, 2.7.2001 tarihinde valizlikte yapılan aramada, istihkakı dışında valizinden beş adet yazlık kamuflaj eğitim elbise pantolonu, üç adet eğitim elbisesi üstü, bir adet turizm jandarma pantolonu, bir adet gömleği, bir adet şapkası, iki adet bot, dolabında yapılan aramada da bir takım yazlık kamuflaj elbisesi, bir takım turizm yazlık elbisesi ve bir takım manevra kemeri bulunduğu, 4.7.2001 tarihinde memleketinde yakınlarının evlerinde yapılan aramalarda ise birçok askeri giyim eşyası, matara, asker çantası ve örme bel kemeri gibi askeri malzemelerin bulunduğu, ele geçirilen bu malzemelerin sanığın istihkakının olmayıp az kullanılmış ve halen kullanılabilecek durumda olduklarının anlaşıldığı, böylece, sanığın teselsülen askeri eşyayı çalmak suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1, Türk Ceza Kanunu’nun 80. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 15.10.2001 gün ve E:2001/1763, K:2001/915 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

2.Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem nedeniyle cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi’nce, sanığın birliğindeki dolabı vevalizlikte yapılan aramalarda ele geçirilen askeri malzemeler ile memleketindeki yakınlarının evlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen askeri malzemelerin, birlik zimmetinde olup olmadığı, birlik zimmetinde yer alıyorsa, suç tarihi itibarı ile belirtilen malzemelere ilişkin bir eksiklik bulunup bulunmadığının araştırılmamış olması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

2. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:30.12.2005 gün ve E:2005/1282, K:2005/1269 sayıyla;sanığa yüklenen eylemin askeri eşyayı gizlemek suçu kapsamında kaldığı, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmesiyle Askeri Ceza Kanunu’nun 192. maddesi uyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

ÇANAKKALE 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ:6.7.2006 gün ve E:2006/321,K:2006/367 sayıyla; Askeri Ceza Kanunu’nun 192. maddesinde askeri eşyayı gizlemek suçunun sivil kişiler tarafından işlendiği takdirde yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu belirtilmiş, olayda ise başlangıçta asker kişi olan sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği anlaşıldığından bu maddenin uygulama yeri bulunmadığı, bu nedenle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın, katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin askeri yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıTezer Türkay GÜVEN’in, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Dosyada mevcut, Çanakkale İl Merkez Jandarma Komutanlığı’nın Ekim 2005 tarihli yazısından, suça konu malzemelerin, birlik zimmetinde bulunduğu ancak saymanlıkça yapılmakta olan kayıt silme, sarf işlemleri nedeniyle her yıl kayıtlarda değişiklik olması, aynı cins malzemelerin her yıl yenilerinin verilmesi ve suç tarihinde birlik mal sorumlusu olan personelin değişmiş olması nedeniyle suç tarihi itibariyle belirtilen malzemelere ilişkin bir eksiklik bulunup bulunmadığının tesbit edilemediğinin bildirildiği, aynı Komutanlığın 2.12.2005 günlü yazısından, suça konu malzemelerden bir kısmının istihkak olarak verilen terhisinde geri alınan malzemelerden olup, bir kısmının ise görevin özelliğine göre verilen malzemeler olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince sanığa yüklenen eylemin askeri eşyayı gizlemek suçunu oluşturduğu ancak sanığın yargılama aşamasında terhis edilmesiyleAskeri Ceza Kanunu'nun 192. maddesi uyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, tüm dosya içeriğinden sanığın eylemi Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde düzenlenen suçlar kapsamında bulunduğundan ve 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahke-melerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olaydasanığa yüklenen eylemin askeri suç olduğu anlaşıldığından 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle 2. Kolordu Komutanlığı AskeriMahkemesi’nin 30.12.2005 gün ve E:2005/1282, K:2005/1269 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/34

KARARNO: 2006/34

KARARTR : 11.12.2006

(Ceza Bölümü)

ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: E.S.

O L A Y: Halen Söke/Aydın 11. P. Tug. 4. P. Tb. 11. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli P. Er Erhan Saz’ın, 6.6.2004 tarihine kadar Askerlik Şubesine müracaatla askere sevkini sağlatması gerekirken kanunen geçerli bir mazereti olmaksızın askere sevkini sağlatmadığı, böylece, 6.6.2004-20.7.2005 günleri arasında temadi edenbakaya suçunu işlediği ileri sürülerek eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 63/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 30.3.2006 gün ve E:2006/447, K:2006/236 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem nedeniylecezalandırılmasına karar vermiş, karar henüz kesinleşmemiştir.

EGE ORDUSU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 11.10.2006 gün 2006/113 Evraksayıyla; sanık hakkında, verilen mahkumiyet kararı tebliğ edilemediği için henüz kesinleşmediğinden hükme esas kanun maddesinin 5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereğince askeri yargı yerinin görevi dışına çıktığı açıklanarak, 5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 6ncı ek geçici maddesiuyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Bitlis Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

BİTLİS ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 13.11.2006gün ve E:2006/227, K:2006/284 sayıyla; askeri yargı yerince verilen kararın sanığa tebliğ edildiği, sanık tarafından yasal süre içinde temyiz edilmediği, böylece ilgili kararın sanık tarafından temyiz edilmeyerek 2.10.2006 günü kesinleştiği halde görevsizlik kararı verildiği, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Kanun’un ek geçici 6/2 maddesi uyarınca ancak kesinleşmeyen dava dosyaları hakkında görevsizlik kararı verilebileceği belirtildiğinden yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Tezer Türkay GÜVEN’in, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinden, adli yargı yerince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen görevsizlik kararının, sanık Erhan Saz’atebliğ edilmediği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almıştır.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, sanık Erhan Saz’a tebliğ edilmeyen görevsizlik kararının kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur.

Açıklanan nedenlerle, Bitlis Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 11.12.2006 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/35

KARARNO: 2006/35

KARARTR : 11.12.2006

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin, müştereken suç işlemeleri halinde, eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise tüm sanıkların ADLİ yargı yerinde yargılanmalarının gerektiği hk.

K A R A R

Davacı:K.H.

Sanıklar:1-S.K.

2-A.Y.

3-A.H.

4-İ.G.

5-K.Ö.

6-M.B.

7-M.E.

8-C.V.

9-K.B.

10-F.Ç.

11-D.D.

12-M.K.

13-A.Y.

14-P.A.K.

O L A Y: Değişik Komutanlıklar emrinde görevli sanıkların çeşitli suçlar nedeniyle tutuklu ya da hükümlü olarak Erzurum 1. Sınıf AskeriCezaevinde bulundukları 11.3.2004 günü, saat 12.00’da yemek dağıtımına başlandığı sırada, başta Fırat Çelik, Cemil Variş, Muhammet Kardaş ve Durmuş Düzenli olmak üzere tüm sanıkların birkaç gündür yemeğin en son kendilerine getirildiği, kendilerine doğru dürüst yemek kalmadığı bahanesiyle cezaevi personeliyle tartışmaya ve bağırıp çağırmaya başladıkları, müteakiben son günlerdeki telefon görüşmelerine kelepçeli olarak götürülmeleri uygulamasından şikayet ettikleri, ortamın bir anda gerginleştiği, sanıkların ağız birliği ederek bu şartlarda yemeği kabul etmediklerini ve yemek almayacaklarını beyan ettikleri, sanık Fırat Çelik’in Bçvş. Mehmet Tuncel’e hitaben “bu bir isyandır” şeklinde konuştuğu, bu arada Cemil Variş’in Fırat Çelik’e “isyanın cezası nedir, bunu yaparsak ne kadar ceza yeriz ki” dediği, tüm sanıkların gürültü patırtı çıkarmaya başladıkları, ortamın gerginleştiğini fark eden Mehmet Tuncel’in yanındaki görevliler ile birlikte dışarı çıktığı, gardiyanın da dışarı çıkarak cezaevi kapısını sürgüleyerek kapattığı, bu sırada 2 nolu tutuklu koğuşunda bulunan Barış isimli tutuklunun bağırması üzerine Barış’ın gardiyanlar tarafından dövüldüğü düşüncesine kapılarak sanıkların bağırıp çağırmaya ve kapıyı tekmelemeye başladıkları, kapının açılmasını istedikleri, tüm ısrarlara rağmen kapının açılmaması üzerine, başta Cemil Variş olmak üzere tüm sanıkların kapının arkasına gazinoda bulunan yemek masası ve sandalyelerini yığmaya başlayarak barikat yaptıkları, sanıklardan Pehlivan Ali Karaoğlu’nun duvarda asılı bulunan aynayı yere çarparak kırdığı, bu şekilde başlayan eylemler üzerine tüm sanıkların galeyana geldikleri ve bağırıp çağırmaya devam ettikleri, sanıklardan Durmuş Düzenli’nin orada bulunan süpürgenin tahta sapıyla floresan lambaları kırmaya başladığı, Muhammet Kardaş ile birlikte yemek masasının metal ayaklarını kırdığı, Durmuş Düzenli, Muhammet Kardaş ve Fırat Çelik’in pencere camlarınıve pencerenin pimapen direği ile hemen dışındaki demirden yapılmış parmaklığı kırdıkları ve yerinden söktükleri, Durmuş Düzenli’nin televizyonun kablosunu kopartarak kablonun açıkta kalan telini demir kapıya bağladığı ve diğer ucundaki fişi prizin yakınında bulunan televizyonun ayağına hazır vaziyette takıp bıraktığı, bir müddet sonra olay yerine gelen Muhafız Takım Komutanı Mu.Ütğm.Fuat Ödemiş’in müteaaddit defalar yapılanın suç olduğu ve eyleme son verilmesi yönündeki ikazlarına karşılık, sanıkların sinkaflı küfürlerle karşılık vererek savcı ile görüşmek istediklerini ve savcı gelene kadar eylemlerini sürdüreceklerini beyan ettikleri, Fırat Çelik’in diğer koğuşlara da bağırarak eyleme katılmaları için kışkırtarak tahrik ettiği, Fuat Ödemiş’in yaralanan varsa kapıyı açıp dışarı vermeleri yönündeki ikazına karşılık “buradan onun da, bizim de ölümüz çıkar” şeklinde karşı koydukları, bu sıradaMuhafız Takımı personelinin gerek emniyeti sağlamak ve gerekse emir verilmesi halinde gazinoya zor kullanarak girmek maksadıyla olay mahallinde yerlerini aldıkları, eylemin ikindi saatlerine kadar bu şekilde devam ettiği, eylem süresince sanıkların dışarıda bekleyen ve ikazlarda bulunan personele küfürlerle karşılık verip mukavemet ederek içeri girilmesine cebir ve şiddet kullanmak ve tehdit etmek suretiyle engel oldukları, böylece, cezaevi idaresine karşı ayaklanma suçunu işledikleri ileri sürülerek, sanıklardan Fırat Çelik, Cemil Variş, Durmuş Düzenli, Muhammet Kardaş ile Pehlivan Ali Karaoğlu’nun Türk Ceza Kanunu’nun 304. maddesinin 1. bendinin 1, 2, 4. fıkraları ile2. bendi, diğer sanıkların ise aynı Kanunun 304. maddesinin 1. bendinin 1, 2 ve 4. fıkraları uyarıncacezalandırılmalarıistemiyle 9. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 30.3.2004 gün ve E:2004/481, K:2004/324 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

9. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 10.5.2005 gün ve E:2005/110, K:2005/135 sayıyla; sanıklar Durmuş Düzenli ile Melih Erat’ın haklarında düzenlenen sağlık kurulu raporuna göre suç tarihinden önce askerliğe elverişli olmadıkları, sanık Muhammet Kardaş’ın suç tarihinden önce terhis edildiği, sanıklar Pehlivan Ali Karaoğlu, Sattam Kılıç, Kadir Beşirik, Abdülkadir Yılman ve Kadir Beşirik’in yargılama aşamasında terhis edildikleri, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması nedeniyle 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi hükmü uyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın sanıklardan Abdülkadir Yılman tarafındantemyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi, unsurları ve cezası tümüyle Türk Ceza Kanununda gösterilen, askeri bir suç olmayıp, askeri bir suça da bağlı bulunmayan, yargılama sürdürülürken bir kısım sanıkların terhis edilmeleri veya askerliğe elverişsiz hale gelmeleri nedeniyle asker kişi statüsünde olmayan kişilerle, asker kişiler tarafından iştirak halinde işlendiği iddia ve dava konusu edilen suçtan dolayı görevsizlik kararı verilmesinde Yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle hükmün onanmasına karar vermiş, kesinleşen davadosyası, Erzurum 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

ERZURUM 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 24.1.2006 gün ve E:2006/2, K:2006/11 sayıyla; sanıklara yüklenen eylemin Askeri Ceza Kanunu’nun 100. maddesinde düzenlenen askeri isyan suçunu oluşturduğu, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın, katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıTezer Türkay GÜVEN’in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, dosya içinde bulunan 600 Yataklı Mareşal Çakmak Asker Hastanesi Sağlık Kurulu’nun 3.5.2004 ve 24.5.2004 günlü 957 ve 1089 sayılı raporlarıyla sanıklardan Durmuş Düzenli’nin 4.1.2003, sanık Melih Erat’ın 18.2.2004tarihinden itibaren askerliğe elverişli olmadıklarına dair karar alındığı anlaşılmaktadır. Sağlık Kurulu Raporlarının kapsam ve hukuki sonuçlarına göre, sanıkların suç tarihinde “asker kişi” olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince, sanıklara yüklenen eylemin, askeri isyan suçunu oluşturduğugerekçesine yer verilmiş ise de, iddianame içeriğine göre ve askeri yargı yerince belirlendiği üzere, sanıklara yüklenen eylem, asker ve sivil kişi sanıkların iştirak halinde unsurları ve cezaları ile Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan cezaevi idaresine karşı ayaklanma suçundan ibarettir.

Bu durumda, 353 sayılı Yasa’nın "Müşterek Suçlar" başlığı altında düzenlenen 12. maddesi uyarınca değerlendirme yapılmalıdır. Maddede,"askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denmek suretiyle askeri olan suçlar ile askeri olmayan suçlara göre görevli yargı yeri belirlenmektedir.

Açıklanan nedenlerle, sanıklara yüklenen eylem "askeri suç" kapsamında bulunmadığından 353 sayılı Yasa'nın 12. maddesi hükmü uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Erzurum 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2. Asliye CezaMahkemesi’nin 24.1.2006gün ve E:2006/2, K:2006/11 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/1

KARARNO: 2007/1

KARARTR : 5.2.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanıklar: 1-M.B.

2-M.G.

O L A Y: Kırklareli/Pınarhisar 55. Mknz. P. Tug. 2. Mknz. P. Tb. 2. Mknz. P. Bl. Komutanlığıemrindegörevlisanıklar P. Er Mahumt Bakadur ile P. Onb. Murat Görenç’in, 21.12.2004 günü saat 24:00-02:00 saatleri arasında 9 nolu Kule nöbetçisi oldukları sırada, aralarında çıkan tartışma sonucunda önce birbirlerine yumrukla vurdukları, daha sonra sanık P. Er Mahumt Bakadur’un yanında bulunan kasaturayı kınından çıkartıp keskin kısmı ile diğer sanığın yüzüne vurduğu, böylece, sanık P. Onb. Murat Görenç’in astı durumundaki diğer sanığa yumrukla vurmak suretiyle asta müessir fiil suçunu, sanık P. Er Mahumt Bakadur’un üstü olan diğer sanığa yumruk ve kasaturanın keskin tarafı ile yüzüne vurmak suretiyle silahlı üste fiilen taarruz suçlarını işledikleri ileri sürülerek, sanık P. Er Mahumt Bakadur’un eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 91/2, 92/1 maddesi delaletiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 51/2,3., sanık P. Onb. Murat Görenç’in eylemine uyan aynı Kanun’un 117/1, Türk Ceza Kanunu’nun 51/2,3. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 3. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 20.5.2005 gün ve E:2005/198, K:2005/278 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

3. MEKANİZE PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:21.6.2006 gün ve E:2006/300, K:2006/322 sayıyla; sanıklardan Mahumt Bakadur’un suç tarihinde ve halen askerliğe elverişli olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle suç tarihinde asker kişi sıfatını taşımadığı, yüklenen eylemlerin, asker kişinin asker kişiye karşı işleyebileceği suçlardan olduğu, bu durumda yüklenen eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen adiyen müessir fiil suçunu oluşturabileceği, bu suçun da askeri suç olmayıp, askeri bir suça da bağlı bulunmadığı açıklanarak yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, PınarhisarAsliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

PINARHİSAR ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 3.11.2006gün ve E:2006/169, K:2006/198 sayıyla; herne kadar sanık Mahumt Bakadur hakkında suç tarihinde ve halen askerliğe elverişli değildir raporu verilmiş ise de, yüklenen eylemin sanığın asker olduğu sırada, asker kişiye karşı ve askeri mahalde işlendiği, bu nedenle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememizegönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Nuri YILMAZ, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Ercan ÇOBAN’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinden, adli yargı yerince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen görevsizlik kararında, karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğununbelirtildiği ve kararın sanıklara tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almıştır.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, sanıklara başvurabilecekleri kanun yolu, mercii ve şekli gösterilmeyen, itiraz yolunun açık olduğu bildirilen ve tebliğ edilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanıklara, yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, dava dosyası kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/3

KARARNO: 2007/3

KARARTR : 5.2.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanıklarayüklenen “uyuşturucu madde satın almak, uyuşturucu maddenin tedarik edilmesine aracı olmak, uyuşturucu madde kullanmak” suçlarının askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanıklar: 1-F.İ.

2-Ö.K.

3-S.S.

4-H.İ.T.

O L A Y: Ulaşlı Ordonat Cephane ve Depo Komutanlığı emrinde görevli sanıklar Dz. Er Ferhat İnce, Dz. Er Özgür Köse, Dz. Er Serkan Soysal ve Dz. Er Halil İbrahim Tosun’un, 7.2.2004 günü, sanıklardan Özgür Köse’nin çarşı iznine çıkan sanık Ferhat İnce’den para vererek dışarıdan içmek için esrar tedarik etmesini istemesi üzerine, Ferhat İnce’nin dışarıdan temin ettiği toz esrarı, Komutanlık binası içinde bulunan yazlık çay bahçesinde toplanarak beraberce içtikleri, böylece, uyuşturucu madde satın almak, uyuşturucu maddenin tedarik edilmesine aracı olmak, uyuşturucu madde kullanmak suçlarını işledikleri ileri sürülerek, sanıklardan Ferhat İnce ile Özgür Köse’nineylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 403/5, 404/2., sanıklar Serkan Soysal ile Halil İbrahim Tosun’un eylemlerine uyan aynı Kanun’un404/2. maddeleri uyarıncacezalandırılmaları istemiyle Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 11.2.2004 gün ve E:2004/349, K:2004/98 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

DONANMA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 18.3.2004 gün ve E:2004/297, K:2004/73 sayıyla; yargılama aşamasında, sanıklar Halil İbrahim Tosun ile Serkan Soysal’ın terhis edildikleri, 353 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca müştereken işledikleri eylemler nedeniyle, sanıkları birlikte yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

KOCAELİ 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ : 17.4.2006 gün ve E:2006/118, K:2006/87 sayıyla; 353 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmeyeceği, Serkan Soysal ile Halil İbrahim Tosun dışındaki sanıkların halen asker kişi sıfatlarının sürdüğü nedenleriyle sanıkları yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiştir.

Uyuşmazlığın çözümlenmesi için Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 10.7.2006 gün ve E:2006/14, K:2006/16 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklikler giderilip karar kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Nuri YILMAZ, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Erkan ÇOBAN’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Üsküdar ve Beykoz Askerlik Şubesi Başkanlıklarınca dosyaya intikal ettirilen terhis belgelerinden, sanık Ferhat İnce’nin 8.12.2004, sanık Özgür Köse’nin 12.7.2005 tarihinde terhis edildikleri anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanıkların terhis edilmeleriyle askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi veKocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Kocaeli 1. Ağır CezaMahkemesi’nin 17.4.2006gün ve E:2006/118, K:2006/87 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/4

KARARNO: 2007/4

KARARTR : 5.2.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14.maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınan: M.S.Y.

Sanık: C.Ş.

O L A Y: Milli Savunma Bakanlığı Kalite Yönetim Bölge Başkanlığı (Sirkeci/İstanbul) 4 nolu Muayene Komisyonu Başkanı olan sanık Dz. Alb. Cumhur Şanlıgençler’in, 2003-3 Mart 2005 tarihleri arasında, ihale kazanmış firmaların mal teslim ve muayene işlemlerini firma temsilcisi olarak takip eden, yakınan Mehmet Selim Yetiş üzerinde baskı kurarak laptop bilgisayar ve 17 milyar TL.sı talep ederek bu taleplerini sıklıkla yenileyerek ve baskılarını artırarak yakınanı muayenelerden geçemeyeceği endişesine kaptırarak kredi kartına 2 Milyar TL.sı yatırtarak, daha sonra da gerek yüz yüze görüşmelerde gerekse telefon görüşmelerinde, yaptığı ve yapacağı muayeneler karşılığında önce beş bin dolar, daha sonra da beş milyar TL.sı isteyerek ve mal muayenelerinden geçemeyeceğinden bahisle yakınanda korku ve endişe yaratarak kendisine 5 milyar TL.sı ödemeyi kabul ettirdiği, böylece irtikap suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 209/1, 219/ son, Askeri Ceza Kanunu’nun 30/B maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 26.4.2005 gün ve E: 2005/248, K:2005/191 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

KUZEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 29.12.2005 gün ve E:2005/837, K:2005/623 sayıyla; sanığa yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve yargılama aşamasındaemekliye ayrılmış olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesildiği, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 2. Dairesi’nce yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar verilmiş, böylece kesinleşen dava dosyası, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 2.10.2006 gün ve E:2006/182, K:2006/209 sayıyla; asker kişi sanığı, askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Nuri YILMAZ, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Ercan ÇOBAN’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinden, adli yargı yerine dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen görevsizlik kararının, sanık Cumhur Şanlıgençler’e tebliğ edilmediği, kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında belirtilen hususları içermediği anlaşılmıştır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almıştır.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, sanığa başvurabileceği kanun yolu, mercii ve şekli gösterilmeyen ve tebliğ edilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa, yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, dava dosyası kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/8

KARARNO: 2007/8

KARARTR : 5.3.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen “görevli memura mukavemet” suçunun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınan: M.Y.

Sanıklar: 1-O.B.B.

2-M.K.B.

O L A Y: Doğubayazıt 1. Mknz. P. Tug. 2. Mknz. P. Tb. 4. Mknz.P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık Mustafa Kemal Bircan’ın, izinde bulunduğu 28.7.2004 günü, diğer sivil kişi sanık Okhan Barış Bircan ile birlikte gittikleri düğünde, almış oldukları alkolün etkisiyle sevk ve idarelerinde bulunan aracı kalabalığın üzerine sürdükleri, kuru sıkı silah ile havaya ateş ederek halkta paniğe sebebiyetverdikleri, şikayetüzerineolayyerinegelen yakınan J. IV. Kad. Uz. Çvş. Mehmet Yılmaz ve komutasındaki jandarma ekibinin aldığı bilgi nedeniyle sanıkların evine giderek sanıkları karakola davet ettikleri, ancak sanıkların davete uymayarak sözlü ve fiziki mukavemette bulundukları, yakınana “seninle görüşeceğiz, bunun hesabını sorarız” diyerek tehdit ettikleri, yakınanın fiziki mukavemet sonucu beş gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı, böylece, sanıkların görevli memura mukavemet ve mütecaviz sarhoşluk suçlarını işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 258/1, 572/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Ulukışla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16.8.2004 gün ve E:2004/196, K:2004/118 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

ULUKIŞLA ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 3.11.2004 gün ve E:2004/181,K:2004/143 sayıyla; öncelikle mütecaviz sarhoşluk suçundan açılan kamu davasının tefrikine, sanıklardan Mustafa Kemal Bircan asker kişi olduğundan yüklenen eylemin “üste fiilen taarruz etmek” suçunu oluşturduğu, diğer sivil kişi sanığın da bu suça katıldığı açıklanarak, sanıklardan Mustafa Kemal Bircan’ın 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 91. maddesi, diğer sanık Okhan Barış Bircan’ın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 258/1. maddesi uyarınca yargılanmalarının askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmiştir.

12. MEKANİZE PİYADE TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 22.11.2005 gün ve E:2005/759, K:2005/717 sayıyla; olayın oluş şekli ve gelişiminden sanığın üste fiilen taarruz kastının olmadığı, karakola gitmemek için sözlü ve fiili mukavemette bulundukları, eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 258/1. maddesinde düzenlendiği, sanık Mustafa Kemal Bircan’ın da yargılama aşamasında terhis edildiği, 353 sayılı Yasa’nın 9 ve 17. maddeleri uyarınca sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Birol DİNLER’in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında görevsizlik kararı veren adli yargı yerince asker kişi sanığa yüklenen eylemin üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, olay sırasında sanıkların Jandarma personeli olan yakınana, adli görevi sırasında, karakola gitmemek için mukavemet ettikleri, yüklenen eylemin görevli memura mukavemet suçundan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Bu suçun da askeri suç olmadığı kuşkusuzdur.

Sanıklardan Mustafa Kemal Bircan’ın olay sırasında asker kişi olup, yargılama aşamasındaterhis edildiğidosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, asker kişi sanık Mustafa Kemal Bircan’ın yargılama aşamasında terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi veUlukışla Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Ulukışla Asliye Ceza Mahkemesi’nin 3.11.2004 gün ve E:2004/181, K:2004/143 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/9

KARARNO: 2007/9

KARARTR : 5.3.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Sağlık Kurulunca suç gününde askerliğe elverişli olmadığına karar verilen sanık hakkında 353 sayılı Yasa kapsamında bulunmayan suçu nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: A.A.

O L A Y: Kars/Akyaka İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli sanık J. Er Ayhan Aydemir’in, bir gün önce kimseden izin almadan bölük binasının dış kısmında eşofmanlı vaziyette koştuğu sırada, durumu öğrenen bölük nöbetçi astsubayı olarak görevli Uzm. J. Çvş. Emrah Coşkun tarafından koğuşa gitmesi konusunda defalarca uyarıldığı ve kendisine bu konuda emir verildiği halde, içeri girmeyeceğini, moralinin bozuk olduğunu söylediği ve içeri girmediği, daha sonra yemekhanede otururken tekrar çağırıldığı halde gitmediği ve yanına gelen Emrah Çoşkun’a küfür edip yakasından tutarak iteklediği olayı ile ilgili olarak 7.1.2001 günü saat 10.00 sıralarında Uzm. J. Çvş. Emrah Çoşkun tarafından tutulan tutanağı öğrenen sanığın koğuşta bulunan G-3 Piyade Tüfeğini ve hücum yeleğini alarak uzman çavuşların bulunduğu odaya gittiği ve elindeki tüfeği odada bulunanlara doğrultarak “çık lan dışarı, sen kim oluyorsun da bana tutanak tutuyorsun, seni öldüreceğim” şeklinde sözler sarfettiği, böylece üstü silahla tehdit etmek suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun82/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 9. Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 16.2.2001 gün ve E:2001/53, K:2001/57 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

9. Piyade TümenKomutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, suç tarihinde sanığın askerliğe elverişsiz olduğu anlaşıldığından eylemin görevli memuru tehdit suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/2, 273, 59/2. maddeleri uyarınca sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi, Askeri Ceza Kanunu’nun Ek-6 maddesinde, “……askerlik görevlerine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranlar……” denilmek suretiyle askerlere karşı işlenen şiddet ve tehdit eylemlerinin bu madde kapsamında değerlendirilebilmesinin “askerlik görevlerine ilişkin işleri yapmaya ve yapmamaya zorlamak” amacıyla hareket edilmiş olma şartına bağlanmış olduğu dikkate alındığında sanığa yüklenen eylemin bu madde kapsamında askeri suç olmadığı, dolayısıyla askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmesi sebebiyle yargılama görevinin adliye mahkemelerine ait olduğu gerekçesiylehükmün bozulmasına karar vermiştir.

9. PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 27.1.2004 gün ve E:2004/226, K:2004/28 sayıyla; bozma ilamında belirtilen hususları tekrar ederek yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası,Akyaka Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

AKYAKA ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 2.5.2006gün ve E:2006/116, K:2006/111 sayıyla; 353 sayılı Yasa’nın 11. ve benzer düzenlemenin yer aldığı 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun Ek-6. maddeleri uyarınca sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Kesinleşen ve Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 6.11.2006 gün ve E:2006/26, K:2006/26 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Birol DİNLER’indavanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Dosyanın incelenmesinden, askeri yargı yerinin ve Askeri Yargıtay 4. Dairesi’nin kararlarında, sanığın 9.7.1998 tarihinden itibaren askerliğe elverişli olmadığının belirlendiğinin açıkça yazılı olması ve verilen kararlara bahsedilen sağlık kurulu raporunun esas alınması karşısında, bahsedilen sağlık kurulu raporu dosya içinde bulunamamışsa da, askeri yargı yerlerince kararlarda açıkça bu rapordan bahsedildiğinden sanığın suç tarihi itibariyle askerliğe elverişli olmadığı kabul edilmiştir.

Bu durumda, Sağlık Kurulu Raporunun kapsam ve hukuki sonuçlarına göre, sanığın suç tarihinde "asker kişi" sıfatı kendiliğinden kalkmış sayılacağından, 353 sayılı Yasa'nın 9. maddesi anlamında "asker kişi" olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde“Askeri mahkemeler, asker olmayan kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.

A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;

B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları;

C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar;”

D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E. 1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)

E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.

Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin 5530 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değiştirilen (G) bendinde,1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 75, 78, 80, 81, 93, 94, 95, 100, 101, 102, 124, 125 ve 127nci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların; (H) bendinde, ilan olunan harekât bölgesinde, birinci derece askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargâhlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere karşı işlenen 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86, 106, 108, 113, 125 ve 265inci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların ve aynı maddeye eklenen (I) bendinde de, nöbet, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen (H) bendinde yazılı suçlara ait davaların, savaş halinde askeri mahkemenin görevleri arasında olduğu belirtilmiştir.

Açıklanan nedenlerle, olayda, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Yasa’da belirtilen koşulların bulunmaması nedeniyle davanın adli yargı yerinde görülmesi veAkyaka Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Akyaka Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2.5.2006 gün ve E:2006/116,K:2006/111 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/13

KARARNO: 2007/13

KARARTR : 2.4.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen “dolandırıcılık” suçunun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: M.K.

O L A Y: Batman J. Komd. Özl. Hrk. Tb. 2. (B) Bölük Komutanlığı emrinde görevli sanık J. Uzm.Onb.MehmetKöse’nin,3.5.2001 günü,aynıKomutanlıkemrindegörevli J. Uzm. Onb. Menderes Vurgun’un dolabında bulunan cüzdanından Yapı Kredi Bankasına ait visa kredi kartını alarak 216.000.000. T.L. tutarında harcama yaptığı, J. Uzm. Çvş. Mehmet Bayram’ın dolabında bulunan cüzdanından 50 Alman Markı para ile aynı bankaya ait kredi kartını alarak, hesabından 340.000.000. T.L. tutarında para çektiği, böylece, üstünün parasını ve eşyasını çalmak, arkadaşının parasını ve eşyasını çalmak suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 132.(iki kez) maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 18.5.2001 gün ve E:2001/1895, K:2001/422 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, yüklenen eylemler nedeniyle sanığın cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 2. Dairesi hükmün usul yönünden bozulmasına karar vermiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 3.8.2004 gün ve E:2004/218, K:2004/614 sayıyla;

1-Sanık Mehmet Köse’nin, 50 Alman Markı çaldığından bahisle açılan kamu davası nedeniyle beraatine,

2-J. Uzm. Çvş. Mehmet Bayram’a ait kredi kartını çalıp para çekmek ve J. Uzm. Onb. Menderes Vurgun’un kredi kartını çalmak suretiyle üstünün ve arkadaşının eşyasını ve parasını çalmak suçları nedeniyle cezalandırılmasına,

3-Menderes Vurgun’un kredi kartını kullanarak alışveriş yaptığından bahisle cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, bu suçun askeri suç olmadığı, sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesiüzerine,Askeri Yargıtay 2. Dairesi’nce, hükmün onanmasına karar verilmiş, dava dosyası, Batman Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

Batman Asliye Ceza Mahkemesi, yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 504/3. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu, delillerin takdiri ve karar vermek görevinin yüksek görevli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Batman Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

BATMAN AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 29.12.2005gün ve E:2005/116, K:2005/362 sayıyla; asker kişi sanığı, asker kişiye karşı işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.

Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 2.10.2006 gün ve E:2006/23, K:2006/23 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Hasan DENGİZ’in, katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde, sanığa yüklenen dolandırıcılık suçu nedeniyle olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Nalan CANBAY’ındavanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, adli yargı yerince, sanığa yüklenen eylemin, asker kişiye karşı işlendiği gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanığın terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi veBatman AğırCezaMahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Batman Ağır CezaMahkemesi’nin 29.12.2005gün ve E:2005/116, K:2005/362 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/14

KARARNO: 2007/14

KARARTR : 2.4.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET:Asker kişi sanığın, Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1.maddesinde düzenlenensuçu nedeniyle açılan kamu davasının, askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilgi kesilmiş olsa dahi ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: U.D.

O L A Y: Diyarbakır/Lice 2. İç Güv. Tug. Mu. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık Mu. Er Umut Demir’in, 30.5.2001 günü saat 04.30 sıralarında, aynı Komutanlık emrinde görevli koğuş nöbetçisi Mu. Onb. Yüksel Özdoğan tarafından uyandırıldığı ve kendisine Muhabere Merkezi Vardiya Nöbetçisi Mu. Uzm. Çvş. Ahmet Dal tarafından çağrıldığının söylendiği, sanığın kalkmadığı ve gitmeyeceğini söylediği, bir süre sonra Yüksel Özdoğan tarafından tekrar kaldırılmak istendiğinde “ben kalkmam, beni kaldırmak senin görevin değil, sen kim oluyorsun, Ahmet Uzman da kimmiş?” dediği, bunun üzerine, Yüksel Özdoğan’ın “sen bilirsin” diyerek ayrıldığı sırada, arkasından bir yumruk vurmak suretiyle fiilen taarruzda bulunduğu, böylece, üste fiilen taarruz suçunu işlediği ileri sürülerek, sanığın eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 27.6.2001 gün ve E:2001/2361, K:2001/542 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem nedeniyle cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 1. Dairesi, hükmün usul yönünden bozulmasına karar vermiştir.

7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 2.3.2006 gün ve E:2006/105, K:2006/244 sayıyla; sanığın ifadesinde, olay anında uyku halinde olduğunu, bilinçsiz olarak hareket ettiğini, kendisini kaldıranın üstü olduğunu anlayamadığını beyan ettiği, beyanının tanık Adnan Dağlı tarafından da doğrulandığı, bu nedenle sanığın yumruk vurduğu kişinin onbaşı rütbesinde bulunduğu ve kendisinin üstü olduğunu bildiği, bunu bilerek ve isteyerek yaptığı hususunun şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır genel ilkesi gereği, eylemin, üste yapılan bir eylem olarak kabul edilemeyeceği, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen etkili eylem kapsamında bulunduğu, bu suçun da askeri suç olmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edilmekle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği açıklanarak, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Lice Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

LİCE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 5.9.2006gün ve E:2006/46, K:2006/76 sayıyla; sanığın olayla ilgili verdiği ayrıntılı ifadelerinden, eylemi şuurlu olarak kime karşı ne için yaptığını anlayabilecek durumda iken gerçekleştirdiğinin anlaşıldığı, bu durumda yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün askeri yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Nalan CANBAY’ındavanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince, sanığın yumruk vurduğu kişinin onbaşı rütbesinde bulunduğu ve kendisinin üstü olduğunu bildiği hususunun şüpheli kaldığı gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın Çorum Asliye Ceza Mahkemesi’nce, talimatla alınan 16.4.2003 günlü ifadesinde, savunmasını yazılı olarak yapacağını bildirerek verdiği savunma dilekçesinde; olay saatinde koğuşta uyumakta iken, koğuş nöbetçisi Yüksel Özdoğan’ın yanına geldiğini, “Umut kalk, Ahmet Uzm. Çvş. seni aşağıya çağırıyor” dediğini, kendisinin ise, yat emrini veren Başçavuş Sezgin Karabaş’ın haberi olmadan kalkamayacağını, adıgeçenin emrinin olması halinde kalkabileceğini söylediğini, aksi halde koğuş sorumlusu amirinin emirlerine riayet etmemiş olacağını düşündüğünü, ikinci kez yanına gelen onbaşı Yüksel’in, Uzm. Çvş. Ahmet’e, kalkmayacağını bildirdiğinde, adıgeçenin sinirlenip çabuk onu kaldır gelsin dediğini, kendisinin de önceki sözlerini tekrar ettiğini, yarım saat sonra tekrar yanına gelen onbaşı Yüksel’in, “kalk lan” diyerek bağırması üzerine, kalkarken elini sağa sola salladığını, elini sallarken ki davranışının neOnb. Yüksel’e ne de Ahmet çavuşa yapılan bir tutum olmadığınıbeyan etmesi karşısında, olay sırasında sanığın, kendisiniuyandırmaya gelen mağdur kişinin üstü olduğunu bildiği sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, sanığa yüklenen eylemin, Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1. maddesinde düzenlenen “üste fiilen taarruz” suçunu oluşturduğu, bu suçun da askeri suç olduğu açıktır.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olaydasanığa yüklenen eylemin askeri suç olduğu anlaşıldığından 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle 7.Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 2.3.2006 gün ve E:2006/105, K:2006/244 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/15

KARARNO: 2007/15

KARARTR : 2.4.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14.maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: E.S.

O L A Y: Halen Söke/Aydın 11. P. Tug. 4. P. Tb. 11. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli P. Er Erhan Saz’ın, 6.6.2004 tarihine kadar Askerlik Şubesine müracaatla askere sevkini sağlatması gerekirken kanunen geçerli bir mazereti olmaksızın askere sevkini sağlatmadığı, böylece, 6.6.2004-20.7.2005 günleri arasında temadi edenbakaya suçunu işlediği ileri sürülerek eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 63/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 30.3.2006 gün ve E:2006/447, K:2006/236 sayılı iddianamesiyle açılan kamu davasında, Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem nedeniylecezalandırılmasına karar vermiştir.

EGE ORDUSU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 11.10.2006 gün 2006/113 Evraksayıyla; sanık hakkında, verilen mahkumiyet kararı tebliğ edilemediği için henüz kesinleşmediğinden hükme esas kanun maddesinin 5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereğince askeri yargı yerinin görevi dışına çıktığı açıklanarak, 5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 6ncı ek geçici maddesiuyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Bitlis Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

BİTLİS ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 13.11.2006gün ve E:2006/227, K:2006/284 sayıyla; askeri yargı yerince verilen kararın sanığa tebliğ edildiği, sanık tarafından yasal süre içinde temyiz edilmediği, böylece ilgili kararın sanık tarafından temyiz edilmeyerek 2.10.2006 günü kesinleştiği halde görevsizlik kararı verildiği, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Kanun’un ek geçici 6/2 maddesi uyarınca ancak kesinleşmeyen dava dosyaları hakkında görevsizlik kararı verilebileceği belirtildiğinden yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.

Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 11.12.2006 gün ve E:2006/34, K:2006/34 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Nuri NECİPOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Nalan CANBAY’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’na 5.7.2006 gün ve 26219 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 5530 sayılı Yasa’nın 63. maddesi ile eklenen Ek Geçici 6. maddesi 3. fıkrasında, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, askeri mahkemelerce karar verilmiş ve henüz kesinleşmemiş olan dava dosyalarından görevli yargı yeri değişenler hakkında, askeri savcının yazılı görüşü alınmak suretiyle, mahkemesince duruşma yapılmaksızın görevsizlik kararı verilir. Bu karara karşı, teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askeri kurum amiri, askeri savcı, sanık ve varsa müdafi bir hafta içinde itiraz edebilir. İtirazlar en yakın askeri mahkemede incelenir. Bu dosyalardan temyiz ve itiraz edilmek suretiyle Askeri Yargıtay Başsavcılığında ve Askeri Yargıtay’da inceleme aşamasında olan dosyalar mahkemesine iade edilir” denilmektedir.

Dosyanın incelenmesinde, sanık Erhan Saz hakkında bakaya kalmak suçundan yapılanyargılama sonucunda, Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, 28.8.2006 gün ve E:2006/745, K:2006/443 sayı ile sanığın 2000 YTL. adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin karar verildiği, kararın sanığa tebliği için 8.9.2006 günlü yazı ile birliğine gönderildiği; dosya içinde mevcut, tebliğin konusu, hangi makama ait olduğu, tarih ve sayısı, tebliğ tarihi, tebliğ edildiği yer, tebliğ edenin kimliği ve tebellüğ edenin rütbesini, adını ve soyadını, imzasını gösterir tebellüğ belgesinden sanığa tebligatın yapıldığı, sanığa ait erteleme istemini içeren dilekçede, 30 Ekim 2006 tarihinde terhis olacağından dolayı ödemelerinin bu tarihten sonraya ertelenmesinin istenildiği, ayrıca 8.9.2006 günlü Ege Ordu Komutanlığına ait, hüküm tebliği konulu yazıdan kararın adli müşavire de tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

Herne kadar 25.9.2006 tarihli tebellüğ belgesinde, tebliğ edilen kararın tarihi ve numarasında farklılık görülmüş ise de, 29.3.2007 tarihinde Söke 11. P. Tug. Komutan Yardımcılığı ve Garnizon Komutanlığında görevli Garnizon Komutanı İlker Koçak ile yapılan ve Mahkememizce tutanağa bağlanan telefon görüşmesinden tebliğ edilen kararın sanığa ait Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 28.8.2006 gün, E:2006/745, K:2006/443 sayılı karar olduğu, tebellüğ belgesindeki kararın tarih ve numarasının sehven yanlış yazıldığı sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, sanık Erhan Saz hakkında verilen kararın 353 sayılı Yasa’nın 5530 sayılı Yasa ile değişik 63. maddesine eklenen Ek Geçici 6. maddesi yürürlüğe girmeden önce kesinleşmiş olduğunun kabulü gerekmiştir. Kesin hüküm bulunan bir davada, askeri ve adli yargı yerlerince verilen görevsizlik kararlarının hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde oldukları açıktır.

Açıklanan nedenlerle, olayda, olumsuz görev uyuşmazlığı bulunmadığından, 2247 sayılıYasa'nın 1ve14.maddesindebelirtilenkoşullaroluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 02.04.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/17

KARARNO: 2007/17

KARARTR : 2.4.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14.maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: A.K.

O L A Y: Ortaköy/Gelibolu 18. Zrh. Tug. 2. Mknz. P. Tb. 6. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Abdullah Koyuncu’nun, 31.1.2003 günü, firar etmek amacıyla yat yoklaması alındıktan sonra üzerindeki askeri elbiseler ile tel örgülerden dışarıya çıkarak kışlayı terk edip Kavak köyüne gittiği, daha sonra İstanbul’a gitmek için geldiği yol kavşağında üzerindeki kamuflaj elbise ve bir çift botu çıkartarak yol kenarındaki bir kulübenin arkasına bıraktığı, oradan geçen bir arabaya binerek İstanbul’a gittiği, böylece askeri eşyayı kasten terk etmek suçunu işlediği ileri sürülerek eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun130/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 29.7.2003 gün ve E:2003/558, K:2003/658 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

2. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 31.5.2005 gün ve E:2005/190, K:2005/358 sayıyla; sanığın, Çanakkale Deniz Hastanesi’nden verilensağlık raporuna göre askerliğe elverişsiz olduğu anlaşıldığından, yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 516. maddesinde düzenlenen suçu oluşturabileceği, bu nedenle yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası,GeliboluAsliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

GELİBOLU ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 21.9.2006gün ve E:2006/124, K:2006/283 sayıyla; yüklenen eylemin, Askeri Ceza Kanunu’nun 130. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu, bu suçun da askeri suç olduğu, sanığın terhis edilmiş olmasının bu durumu değiştirmeyeceği, bu nedenle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itiraz yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece,Mahkememizegönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Nuri NECİPOĞLU’nun katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Nalan CANBAY’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğununbelirtildiğigörülmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almıştır.

Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, sanığa başvurabileceği kanun yolu, mercii ve şekli gösterilmeyen, itiraz yolunun açık olduğu bildirilen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa, yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, dava dosyası kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, GeliboluAsliye Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 02.04.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/20

KARARNO: 2007/20

KARARTR : 7.5.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Sivil kişi sanıklar hakkında 353 sayılı Yasa kapsamında bulunmayan suçları nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınanlar:1-İ.H.

2-O.Z.

3-Ş.Ö.

Sanıklar: 1-A.D.

2-F.K.

O L A Y: Sivil kişi sanıklar Ali Demir ile Fikret Kaya’nın, 1.6.2004 günü saat 02:00 sıralarında, alkollü vaziyette Yerköy Kapalı Cezaevinin önündeki caddede yüksek sesle bağırarak dolaştıkları sırada, Cezaevinin dış güvenlik nöbetini tutmakta olan yakınan J.Erler Oktay Zenger ile Şevket Özay’ın, sanıkları cezaevinin yakınından uzaklaşmaları ve sessiz olmaları yolunda ikaz etmesi üzerine, yakınanlara sövdükleri, yakındaki polis noktasından gelip sanıkları uzaklaştıran polis memurlarının gitmesinden sonra sanıkların tekrar gelerek her üç yakınana sövdükleri, böylece, görevli memura müteselsilen hakaret ve saldırgan sarhoşluk suçlarını işledikleri ileri sürülerek,eylemlerineuyanTürkCezaKanunu’nun 266/1, 80, 572/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Yerköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 3.6.2004 gün ve E:2004/200, K:2004/122 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

YERKÖY ASLİYE CEZA MAHKEMESİ:3.2.2005 gün E:2004/157, K:2005/42 sayıyla; sanıkların nöbet tutan jandarma erlerine hakaret ettikleri ileri sürüldüğünden Askeri Ceza Kanunu’nun 106 ve Ek.6. maddeleri uyarınca yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 30.12.2005 gün ve E:2005/1063, K:2005/561 sayıyla; sanıklara yüklenen eylemin, jandarma erlerine jandarmanın mülki görevlerinden olan cezaevi dış nöbetini tuttukları sırada işlendiği ileri sürüldüğüne göre, sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Hamdi Yaver AKTAN, Mehmet YALÇIN, Nuri YILMAZ, Tamer KORKMAZ, Erdoğan GENEL, Hasan DENGİZ’in, katılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Sevilay BATIR’ındavanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise öğretide ve uygulamada:

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Sanıkların sivil kişi olmaları nedeniyle, 353 sayılı Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde“Askeri mahkemeler, asker olmayan kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.

A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;

B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları;

C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar;”

D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E. 1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)

E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken;

Adı geçen madde, 5530 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, maddede,uluslararası anlaşmalar gereğince yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.

Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin 5530 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değiştirilen (G) bendinde,1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 75, 78, 80, 81, 93, 94, 95, 100, 101, 102, 124, 125 ve 127nci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların; (H) bendinde, ilan olunan harekât bölgesinde, birinci derece askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargâhlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere karşı işlenen 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86, 106, 108, 113, 125 ve 265inci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların ve aynı maddeye eklenen (I) bendinde de, nöbet, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen (H) bendinde yazılı suçlara ait davaların, savaş halinde askeri mahkemenin görevleri arasında olduğu belirtilmiştir.

Kaldı ki, olay sırasında, sanıkların, jandarma personeli olan yakınanlara, mülki görevlerinden olan cezaevi dış koruma nöbeti sırasında hakaret ettiklerigözetildiğinde , 353 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikten önceki halde dahi, sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, olayda, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Yasa’da belirtilen koşulların bulunmaması nedeniyle davanın adli yargı yerinde görülmesi veYerköy AsliyeCeza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Yerköy Asliye Ceza Mahkemesi’nin 3.2.2005gün ve E:2004/157, K:2005/42 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/21

KARARNO: 2007/21

KARARTR : 7.5.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin, müştereken suç işlemeleri halinde, eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılıbir suç ise tüm sanıkların ASKERİ yargı yerinde yargılanmalarının gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: Ö.S.

O L A Y: Iğdır/Aralık 5.Hd. A. 2. Hd. Tb. Komutanlığı emrinde İkmal Astsubayı olarak görevli sanık Per. Bçvş. Durak Üzer’in, Doğubayazıt İlçesi’nde tanıştığı sivil kişi sanık Ömer Seferoğulları’nın kişi başına 100 dolar karşılığı sınırdan göçmen geçirme teklifini kabul ederek, aynı Komutanlık emrinde görevli olup 76 AC 469 plakalı BMC marka askeri aracın şöförlüğünü yapan sanık P. Uzm. Çvş. Remzi Kuşçu’ya alacağı paranın yarısını teklif ettiği ve Remzi Kuşçu’nun da teklifi kabul etmesi üzerine, 4.4.2004-10.6.2004 tarihleri arasında, 4 kez ikmal için Doğubayazıt İlçesi’ne gittikleri tarihlerde görev dönüşü, sanık Ömer Seferoğulları’nın sınırda belirttiği noktalardan göçmen grupları araca bindirerek jandarma noktasını geçirdikten sonra Aralık İlçesi yakınlarında çeşitli yerlere bıraktıkları, böylece, müteselsilen rüşvet almak, müteselsilen göçmen kaçakçılığı, müteselsilen rüşvet vermek suçlarını işledikleri ileri sürülerek, sanıklar Durak Üzer ile Remzi Kuşçu’nun Askeri Ceza Kanunu’nun 135. maddesi delaletiyle Türk Ceza Kanunu’nun 212/2, son, 80, 201/a-2, 80., sanık Ömer Seferoğulları’nın eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 213/1, 80, 201/a-2, 80. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 18.8.2004 gün ve E:2004/769, K:2004/472 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

12. MEKANİZE PİYADE TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 8.12.2004 gün ve E:2004/1151, K:2004/716 sayıyla; asker kişi sanıkların müteselsilen rüşvet almak suçu nedeniyle cezalandırılmalarına, asker ve sivil kişi sanıkları müteselsilen göçmen kaçakçılığı suçu nedeniyle, suçun askeri suç olmaması ve diğer sanıklarla iştirak halinde işlendiğinin anlaşılması, sivil kişi sanığı da, müteselsilen rüşvet vermek suçu nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin bulunmaması nedeniyle yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, müteselsilen rüşvet vermek suçu nedeniyle verilen görevsizlik kararı temyiz edilmediğinden kesinleşmiş,kararın sanıklar Durak Üzer ile Remzi Kuşçu tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nce mahkumiyet hükümlerinin usuli eksiklikler nedeniyle bozulmasına, görevsizlik kararlarının onanmasına karar verilmiş, böylece kesinleşen dava dosyası, Iğdır Ağır CezaMahkemesi’ne gönderilmiştir.

IĞDIR AĞIR CEZAMAHKEMESİ: 30.1.2007 günveE:2007/15, K:2007/94 sayıyla; öncelikle sanıklar hakkında göçmen kaçakçılığı suçu nedeniyle açılan kamu davasını tefrik ederek, sanık Ömer Seferoğulları’na yüklenen rüşvet verme suçu nedeniyle açılan kamu davasında, asker kişi sanıklar Durak Üzer ile Remzi Kuşçu hakkında rüşvet alma suçu nedeniyle askeri yargı yerinde yargılamanındevam ettiği, tarafların müşterek iradesini birleştiren rüşvet anlaşmasında, rüşveti verenle alanın cezaları ayrı maddelerde ve farklı oranlarda saptanmış olsa bile, karşılıklı etkileşim ve azmettirme yönünden, eylemin 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde öngörüldüğü biçimde müştereken işlenmiş olduğunun kabulü gerektiği, adil bir hüküm kurulabilmesi bakımından, rüşvet verdiği iddia olunan sivil kişi ile rüşvet aldığı iddia olunan asker kişilerin birlikte yargılanmalarının gerektiği açıklanarak, sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Hamdi Yaver AKTAN, Mehmet YALÇIN, Nuri YILMAZ, Tamer KORKMAZ, Erdoğan GENEL, Hasan DENGİZ’in, katılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün askeri yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Sevilay BATIR’ındavanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun "Rüşvet" başlığını taşıyan 135. maddesinde; "Askeri şahıslardan herhangi biri Türk Ceza Kanunu'nun üçüncü babının üçüncü faslında yazılı suçlardan birini işlerse o fasıldaki cezalarla cezalandırılır" hükmü yer almaktadır. Böylece, Türk Ceza Kanunu'nun üçüncü babının üçüncü faslında düzenlenen "Rüşvet" suçu; 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 135. maddesindeki atıf suretiyle askeri suç haline getirilmiştir.

13.11.2004 gün ve 25642 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un, “Uyum Hükümleri” başlığı altında düzenlenen 3. maddesinde, “(1)Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır.” (2)Mevzuatta, yürürlükten kaldırılmış Türk Ceza Kanununun kitap, bab ve fasıllarına yapılmış olan yollamalar, o kitap, bab ve fasıl içinde yer almış hükümlerin karşılığını oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddelerine yapılmış sayılır” denilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında 252. maddede de rüşvet suçu düzenlenmiş bulunmaktadır.

353 sayılı Yasa'nın "müşterek suçlar" başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde; "Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denilmek suretiyle, askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından suçun birlikte işlenmesi ve suçun Askeri Ceza Kanunu’nda yazılı suçlardan olması halinde sanıkların birlikte askeri mahkemelerce yargılanacakları öngörülmüştür.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında; görevsizlik kararı veren askeri mahkemece, sanığın sivil kişi olduğu, yüklenen suçunTürkCezaKanunu’nda düzenlendiği ve sanığın askeri mahkemedeyargılanmasını gerektiren ilginin de bulunmadığıbelirtilmiş ise de, sanığa yüklenen eylemin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 135. maddesinin atıf yaptığıTürk Ceza Kanununda düzenlenen suçlardan olması nedeniyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar kapsamında bulunduğu kuşkusuzdur.

765 sayılıTürk Ceza Kanunun 212. maddesinderüşvet alma suçu; 213. maddesinde de rüşvet verme suçu düzenlenmekte iken, bu suç 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler başlıklı dördüncü kısmının Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı birinci bölümünde yer alan 252. maddesinde yeniden düzenlenmiş, üçüncü fıkrasında rüşvetin tanımı, “bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” olarak yapılmış olup, ikinci fıkrasında, rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, birinci fıkraya göre verilecek cezanın üçte birden yarısına kadar arttırılacağı öngörülmüştür.

Maddenin gerekçesinde de, “…

Rüşvet suçu, bir karşılaşma suçudur; bu nedenle çok failli bir suçtur. Bir tarafta rüşvet veren, diğer tarafta ise rüşvet alan kamu görevlisi yer almaktadır. Rüşvet veren ve alan, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemektedirler. Bu itibarla, veren ve alanaçısından rüşvet suçu tek bir suçtur. Sözkonusu suç, menfaatin temin edildiği anda tamamlanmış bulunmaktadır. Menfaat temin edilinceye kadar suça iştirak mümkündür. Bu nedenle, sözkonusu suç tanımı kapsamında “rüşvete aracılık eden” kavramına yer verilmemiştir.

…” denilmiştir.

Açıklanan nedenlerle ve rüşvet suçunun, rüşvet alanla veren arasında rüşvet hususunda müşterek iradelerini birleştiren bir anlaşmanın yapılması ile işlenmiş sayılacağı ve bu anlaşmanın karşılıklı etkileşim ve azmettirme ile oluştuğu gözetildiğinde, sanıklara yüklenen eylemin 353. sayılı Yasa’nın 12. maddesinde öngörülen biçimde müştereken işlenmiş olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, davanın askeri yargı yerinde görülmesive 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 8.12.2004 gün ve E:2004/1151, K:2004/716 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/22

KARARNO: 2007/22

KARARTR : 4.6.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin, müştereken suç işlemeleri halinde, eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılıolmayan bir suç ise tüm sanıkların Adli yargı yerinde yargılanmalarının gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınan: M.K.

Sanıklar: 1-H.B.K.

2-H.A.

3-H.Y.

O L A Y: Gazipaşa Mür. J. Komd. Tb. J. Komd. Bl. Komutanlığı emrinde Jandarma Bölük Komutanı olarak görevli sanık J. Ütğm. Hüseyin Barış Kopan’ın, 19.6.2005 günü, sevk ve idaresindeki otomobili ile giderken önünde gitmekte olan Emrah Polat’ın kullandığı aracı sollamaya başladığı sırada, Emrah Polat’ın aracını sanığın aracının önüne doğru kırdığı, bunun üzerine sanığın yoluna devam ederek Jandarma Misafirhanesinin önünde durdurduğu, araçtan inerek arkasından gelmekte olan Emrah Polat’ın kullandığı aracı durdurduğu ve dikkatli araç kullanmasını söyleyerek kendisinden ehliyet ve ruhsatını isteyip kontrol ettiği sırada, Emrah Polat’ın aracında bulunan, yakınan Mahmut Kısaarslan’ın sanığa kim olduğunu sorduğu ve kimlik göstermesini istemesi üzerine kimliğini gösteren sanığa, “senin de ananın da jandarmanın da, devletin de sinkaf ederim” diyerek küfür ettiği, sanığın aynı Komutanlık emrinde görevli olup, olay sırasında Jandarma Misafirhanesinde görevli bulunan sanıklar J. Er Hüseyin Asiler ile Hasan Yiğit’i çağırarak Mahmut Kısaarslan’ı misafirhaneye götürmelerini söylediği, bunun üzerine, J. Er sanıkların, Mahmut Kısaarslan’ı bir odaya alıp kapattıkları ve her üç sanığın birlikte tekme ve yumrukla Mahmut Kısaarslan’ı darp ettikleri, yaklaşık bir saat kadar Jandarma Misafirhanesinde tuttukları ve daha sonra bıraktıkları, böylece, sanıkların kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-d, 109/2, 109/3(b-d). maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Gazipaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7.3.2006 gün ve E:2006/78, K:2006/41 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

GAZİPAŞA ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 23.3.2006gün ve E:2006/89, K:2006/89 sayıyla; asker kişi sanıkları, askeri mahalde işledikleri ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası. Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

DAĞ KOMANDO OKULU VE EĞİTİM MERKEZ KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 12.12.2006 gün ve E:2006/1122, K:2006/912 sayıyla; yüklenen eylemlerin askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı, sanıklar Hüseyin Asiler ile Hasan Yiğit’in yargılama aşamasında terhis edilmiş olmaları nedeniyle askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin kesildiği, eylemlerin üç sanık tarafından müştereken işlendiği, 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olayda, sanıklar Hüseyin Asiler ile Hasan Yiğit’in yargılama aşamasında terhis edildikleri dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır.

Anılan Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde,"Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denilmek suretiyle askeri olan suçlar ile askeri olmayan suçlara göre görevli yargı yeri belirlenmiştir.

Bu durumda, asker kişi sanık ile yargılama aşamasında terhis edilmiş olan sanıkların, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan suçtan dolayı 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca birlikte yargılanmalarının mümkün olup olmayacağının incelenmesi gerekmiştir.

Maddede yer alan “bir suçun müştereken işlenmesi hali”, bir eylemin iştirak halinde aynı kasıt altında birlikte işlenmesi durumunu ifade eder. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bağlantı kavramı” başlıklı 8. maddesinde de “Bir kişi birkaç suçtan sanık olur veya bir suçta ne sıfatla olursa olsun birkaç sanık bulunursa bağlılık var sayılır” denilmiştir. Bu durumda,terhis olan sanıklar ile halen asker kişi sıfatı devam eden sanığın, Jandarma Misafirhanesi içinde bulunan odalardan birinde tuttukları yakınanı birlikte dövdükleri olayda, 5271 sayılı Yasa’nın 8. maddesinde belirtilen“bağlılık” ile 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde belirtilen “bir eylemin aynı kasıt altında birlikte işlenmesi” durumunun bulunmasıve sanıklara yüklenen “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”suçuna ilişkin kanıtların birlikte toplanıp, değerlendirilmesi hususu dikkate alındığında, sanıkların birlikte aynı yargı yerinde yargılanmaları uygun görülmüştür.

Öte yandan, sanıklar hakkında, Türk Ceza Kanununda düzenlenmiş bulunan suçların da “askeri suç” olmadığı, daha açık bir ifadeyle Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlardan bulunmadığı kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesi ve Gazipaşa Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Gazipaşa Asliye Ceza Mahkemesi’nin 23.3.2006 gün ve E:2006/89, K:2006/89 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/23

KARARNO: 2007/23

KARARTR : 4.6.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Sivil kişi sanık hakkında 353 sayılı Yasa kapsamında bulunmayan suçunedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: A.Ç.

O L A Y: Sivil kişi sanık Ahmet Çavuş’un, askerlik yükümlülüğünden kurtulmak için, 7.10.1992 tarihli İstanbul Deniz Hastanesinden verilmiş sahte sağlık kurulu raporu düzenleyerek Fatih Askerlik Şubesine verdiği, raporun Kahta Askerlik Şubesi Başkanlığına gönderilmesinden sonra, İstanbul Deniz Hastanesi Baştabipliği ile yapılan yazışmalar sonucunda sahte olduğunun anlaşıldığı, böylece, sanığın resmi evrakta sahtekarlık suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 342/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23.7.1996gün ve E:1996/628, K:1996/77 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

ADIYAMAN AĞIR CEZAMAHKEMESİ: 1.5.2003 gün ve E:1996/136, K:2003/136 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenen askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçunu oluşturacağı, bu suçtan sanığı yargılama görevinin de askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

2. Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, suçun işlendiği yer itibariyle yetkisizlik kararı vermiş, karar kesinleştikten sonra, dava dosyası Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

KUZEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 29.11.2006 gün ve E:2006/98, K:2006/883 sayıyla; 353 sayılı Yasa’nın 5530 sayılı Yasa ile değiştirilmesi ve bu değişiklik sonrası barış zamanında sivil kişilerin Askeri Ceza Kanununa tabi suçlarında yargılamanın adliye mahkemelerince Askeri Ceza Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılacağının belirtilmesi karşısında, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde,“Askeri mahkemeler, asker olmayan kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.

A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;

B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları;

C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar;”

D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E. 1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)

E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.

Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi 5530 sayılı Yasa’nın 4. maddesi ile değiştirilerek, Askeri Ceza Kanunu’nun 55, 56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131. maddelerinde yazılı suçların, askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi olmayan sivil kişiler tarafından barış zamanında işlenmesi halinde, bu kişilerin yargılanmalarının adli yargı mahkemeleri tarafından, Askeri Ceza Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılacağı, belirtilmiştir.

353 sayılı Yasada yapılanbu değişiklikle, sivil kişilerin barış zamanında, Askeri Ceza Kanunu’nunyukarıda belirtilen maddelerinde yazılı suçları işlemeleri halinde adli yargı yerinde yargılanacakları kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi veAdıyaman Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1.5.2003 gün ve E:1996/136, K:2003/136 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/24

KARARNO: 2007/24

KARARTR : 4.6.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanık hakkında, Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1. maddesinde düzenlenensuçu nedeniyle açılan kamu davasının,askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilgi kesilmiş olsa dahi ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Müdahil: M.T

Sanık: L.A.

O L A Y : Isparta 40. Hf. P. Er Eğt. A. Çvş. Tlg. Tb. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Çvş. Levent Abiri’nin, 27.11.2000 günü, Takım’ın toplu olarak bulunduğu sırada, sigara içenlerin sigaralarını söndürmelerini istediği, verilen emri duymayan ancak erlerin topluca sigaralarını söndürdüklerini gören aynı Komutanlık emrinde görevli müdahil P. Er Mutlu Tosyalıoğlu sigarasını söndürmek üzere yere atmak üzereyken, müdahilin yanına gelerek elindeki sigarayı alıp, müdahilin yüzüne, kulağına basmaya çalıştığı, müdahilin elini tutarak mani olmak istemesine rağmen hareketlerine devam ettiği, müdahilin, “rahatlayacaksan elime bas” demesi üzerine, cismen eza verecek şekilde yanan sigarayı müdahil P. Er Mutlu Tosyalıoğlu’nun sağ eline bastırarak söndürdüğü, böylece, asta müessir fiil suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Dağ Komando Okulu Ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 11.5.2001 gün ve E:2001/1272, K:2001/326 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

DAĞ KOMANDO OKULU VE EĞİTİM MERKEZİ KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 24.12.2002 gün ve E:2002/120, K:2002/722 sayıyla; asker kişi sanık hakkında Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, toplanan delillere göre eylemin Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen “tedbirsizlik veya dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek” suçunu oluşturduğu kanaatine varıldığı, yargılama aşamasında sanığın terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılamayı gerektiren ilginin de kesildiği açıklanarak, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Isparta 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

ISPARTA 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 31.12.2004 gün ve E:2003/143, K:2004/748 sayıyla; yargılama sırasında bilgisine başvurulan uzman bilirkişi beyanına göre, müdahilin elinde bulunan lezyonun, mutlaka uzun süre kuvvetsarf edilmek suretiyle sıcak bir cisim temas ettirilmek ya da bastırmak yolu ile meydana geldiği anlaşıldığından, eylemin sübutu halinde Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı açıklanarak, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün askeri yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince, eylemin tedbirsizlik veya dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu belirtilmiş ise de, iddianame içeriği, müdahilin tüm aşamalardaki değişmeyen anlatımları ile dosyadaki diğer delillergözetildiğinde, sanığa yüklenen eylemin, Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen asta müessir fiil suçu olarak değerlendirilebileceği, bu suçun da“askeri suç” olduğu açıktır.

353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut olaydasanığa yüklenen eylemin askeri suç olduğu, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 24.12.2002 gün ve E:2002/120, K:2002/722 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/25

KARARNO: 2007/25

KARARTR : 4.6.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen “adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit, hürriyetten mahrum etmek” suçlarının askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: M.Ç.

O L A Y: Van/Erciş 10. Piyade Tugayı Tow Bölük Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Mehmet Çiftçi’nin, 20.5.2001 günü 21.00-23.00 saatleri arasında, cephanelik 3 nolu kule nöbetçisi olarak görevlendirildiği, nöbete silahsız ve mühimmatsız olarak gönderilen sanığın yanında bir sopa götürdüğü, aynı yerde 23.00-01.00 saatleri arasında nöbetçi olarak görevlendirilen P. Er Mustafa Gül’ün, nöbeti devralmak için 3 nolu kuleye geldiğinde, sanığın kendisine “ben burada sabit nöbetçi kalacağım silahını bana ver ve git” dediği, Mustafa Gül’ün silahını vermemesi üzerine, elindeki sopayla Mustafa’nın başına ve karnına 3-4 kez vurduğu, elindeki silahı alarak havaya ateş edip “hücum yeleğini çıkar bana ver” dediği, Mustafa’nın hücum yeleğini vermemesi üzerine, silahı Mustafa’ya doğrultarak “seni vururum” dediği, aynı saatlerde 1 ve 2 nolu kulelerde nöbet tutmakta olan P. Er Birol Atlıhan, P. Onb. Bilal Bilir veP. Er Turgay Esen’den hücum yeleği ve dolu şarjörlerini isteyip, vermemeleri üzerine tehdit ettiği ve şarjörleri aldığı, rastgele havaya ateş ettiği, bu sırada olay yerine gelen hazırkıtanın kendisini iknaya ve elindeki silahı almaya çalıştığı, Shh. Er Abdülkadir Tankçı, Kad. Bçvş. İbrahim Pınarbaşı ile Lv. Bçvş. Haşim Şimşek’e “gelmeyin vururum” dediği, ayaklarının dibine ateş ettikten sonra havaya ateş etmeyi sürdürdüğü ve tel örgülerden atlayarak kışla dışına çıktığı, kamyoneti ile oradan geçmekte olan sivil kişi Mahmut Acar’ı tehditle durdurarak kamyonete binip kışla nizamiye kapısına geldiği, nizamiyede nöbet tutan Mu. Er Ali Akgül’ü tehditle nöbet yerinden uzaklaştırdığı, havaya ateş ettiği, olay yerine gelen rütbeli şahıslardan oluşan grubun “teslim ol,silahını bırak” çağrısı üzerine jeneratör binasına girip burada görev yapan Hv. Svn. Er Mesut Uslu ile P. Er Cevdet Altay’a “sizinle işim yok, sizinle sadece eve gideceğiz” dediği, tüfeğin namlusu Mehmet Uslu’nun ensesinde olacak şekilde erler önde karargah binasının önüne geldiği sırada erlere “yere yatın” dediği, havaya bir el ateş ettiği ve olay yerine gelmesini istediği Kışla Komutanı tarafından ikna edildiği, böylece, sanığın adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit, hürriyetten mahrum etmek, müteselsilen silahla üste ve amire fiilen taarruz ve taarruzateşebbüsetmek suçlarını işlediği ileri sürülerek, P. Er Mustafa Gül’e karşı adiyen müessir fiilsuçundan eylemine uyan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 456/4., P. Er Mustafa Gül, P. Onb. Bilal Bilir, P. Er Turgay Esen, P. Er Birol Atlıhan ve sivil kişi Mahmut Acar’a karşı müteselsilen silahlı şartlı tehdit suçundan eylemine uyan aynı Kanun’un188/4, 80., Hv. Svn. Er Mesut Uslu ile P. Er CevdetAltay’a karşı hürriyetten mahrum etmek suçundan eylemine uyan aynı Kanun’un 179/1-3, 80.,Kad.Bçvş.İbrahimPınarbaşı,Lv.Bçvş.HaşimŞimşek’eveMu. ErAliAkgül’ekarşı müteselsilen silahla üste ve amire fiilen taarruz ve taarruza teşebbüs etmek suçlarından eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun91/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Jandarma Asayiş Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 6.6.2001 gün ve E:2001/1130, K:2001/363 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

JANDARMA ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:9.3.2005 gün ve E:2005/28, K:2005/33 sayıyla; öncelikle sanığın Haşim Şimşek ile İbrahim Pınarbaşı’na karşı üste fiilen taarruz ve Bilal Bilir’e karşı üstü tehdit suçlarına konu eylemleri nedeniyle açılan kamu davasının tefrikine karar verilmiş, sanık hakkında adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit, hürriyeti tahdit suçları ile mağdur Ali Akgül’e karşı üste fiilen taarruz suçuna konu eylemde mağdurun vücut bütünlüğüne yönelik olarak taarruz niteliğinde bir eyleminin bulunmaması nedeniyle eylemin müteselsilen silahlı şartlı tehdit suçu içerisinde değerlendirilmesi gereken silahlı şartlı tehdit suçunu oluşturduğu, bu suçların askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin de kesildiği, bu nedenleyargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Erciş Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

Erciş Asliye Ceza Mahkemesi, sanığa yüklenen tehdit ve hürriyeti tahdit suçları nedeniyle sanığı yargılama görevinin ağır ceza mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle tüm suçlar açısından görevsizlik kararı vermiş, karar kesinleşerek, dava dosyası, Erciş Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

ERCİŞ AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 2.2.2006gün ve E:2006/21, K:2006/21 sayıyla; üste fiilen taarruz suçunun askeri bir suç olduğu, fiilin bir bütün olarak değerlendirildiğinde diğer suçlamaların da buna bağlı olduğu ve birlikte görülmesinde zaruret bulunduğu, üste fiilen taarruz suçunun müteselsilen silahlı şartlı tehdit suçu içerisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun askeri yargı yerince gözetilmesinin gerektiği, bu nedenle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, itirazı kabil olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle, Yargıtay Cumhuriyet Baş-savcılığı’nca Mahkememizegönderilmiştir.

Mahkememize gönderilen dava dosyasında Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 11.12.2006 gün ve E:2006/32, K:2006/32 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip, dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında, sanığa yüklenen adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit, hürriyetten mahrum etmek ve Ali Akgül’e karşı işlendiği ileri sürülen suç nedeniyle açılan kamu davaları yönünden, Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 76. maddesinde, "Nöbet; askerlikteki müşterek hizmetlerin yapılmasını ve devamını sağlamak maksadı ile bu hizmetlerin belli bir sıra ve süre ile subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, erbaş ve erler ile Silahlı Kuvvetler Teşkilatı içinde vazifeli olan bilumum sivil şahıslar tarafından yapılmasıdır.

Nöbetçi: nöbet hizmetinin yapılması için görevlendirilen şahıstır” şeklinde tarif edilmiş, 77. maddesinde de, "Kıtalarda, karargahlarda ve askeri kurumlarda nöbet hizmetine tabi tutulacak personelin kimler olacağı, nöbet hizmetlerinin yapılış tarzı ile şekli ve nöbetçilere aitvazifelertalimatnameiletayinvetesbit olunur."denilmiştir.

1632 sayılı AskeriCezaKanunu'nun, "Nöbetçi, karakol, devriyenintarifi"başlığıaltındadüzenlenen 15. maddesinde;

"1-Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut maksatlariyle silahlı olarak bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir.

2- Karakol hazarda veseferde aynı maksatlarla konulan ve biramir emrinde bulunan

silahlı bir kısım askerdir.

3-Devriye hazarda ve seferde aynı maksatlarla muayyen bir mıntakada seyyar olarak vazife yapan bir veya daha ziyade silahlı askerdir." denilmekte, benzer düzenleme İç Hizmet Kanunu'nun 78. maddesindede yer almaktadır.

Aynı Kanun'un 106. maddesinde "Askeri karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemiyen veya bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amire karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır."denilmekte olup, her iki madde birlikte değerlendirildiğinde 15. maddede yazılı olan nöbetçilerin belli suçlar karşısında amir sayılacakları, daha açık bir anlatımla, maddede yazılı suçları işleyenlerin, bu suçları amire karşı işlemiş kabul edilerek ast gibi cezalandırılacakları; 12. maddesinde de “Bu kanunun tatbikatında (Hizmet) tabirinden maksat gerek malûm ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması halidir” denilerek yasanın uygulanmasında hizmetin gerek malum ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması hali olduğu belirtilmiştir.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, üste fiilen taarruz suçunun askeri bir suç olduğu ve diğer suçlamaların da buna bağlı olduğu ve birlikte görülmesinde zaruret bulunduğu, üste fiilen taarruz suçunun müteselsilen silahlı şartlı tehdit suçu içerisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun askeri yargı yerince gözetilmesinin gerektiği gerekçesine yer verilmiş ise de, sanık hakkında Kad. Bçvş. İbrahim Pınarbaşı ve Lv. Bçvş. Haşim Şimşek’e karşı müteselsilen üste fiilen taarruz suçu ile diğer suçlar arasında davaların birlikte görülmesini zorunlu kılan bir bağlılığın bulunmadığı, sanığın mağdur Ali Akgül’e karşı işlediği ileri sürülen tehdit suçunun ise, Askeri Ceza Kanunu’nun 106. maddesinde öngörülen suçlar arasında yer almaması karşısında, eylemin amire karşı işlenen suç olarak kabul edilemeyeceğisonucuna varılmıştır.

Öte yandan, sanığın, Mustafa Gül, Birol Atlıhan, Turgay Esen, Mahmut Acar, Mesut Uslu ve Cevdet Altay’a karşı işlediği ileri sürülen, adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit ile hürriyetten mahrum etmek suçlarının, Askeri Ceza Kanununda düzenlenenaskeri suç kapsamında olmayıp, Türk Ceza Kanununda düzenlenen suçlar kapsamında bulundukları kuşkusuzdur.

Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, yüklenen suçların askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanığın terhis edilmesiyle askerimahkemedeyargılanmasınıgerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi veErciş Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Erciş Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2.2.2006 gün ve E:2006/21, K:2006/21 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/27

KARARNO: 2007/27

KARARTR : 2.7.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Asker kişi sanıklara yüklenen “üste fiilen taarruz” ve “asta müessirfiil” suçlarının, Türk Ceza Kanununda düzenlenen “kasten yaralama” suçu kapsamında kaldığı,bu suçun daaskeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanıklar: 1- Y.A.

2- İ.G.

O L A Y:Erzurum/ Pasinler 7/2 Mknz. P. Tb. 5. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Çvş. Yusuf Arslan’ın, 1.9.2004 günü, hazır kıta çavuşu olarak görevli olduğu sırada, aynı Komutanlık emrinde görevli sanık P. Onb. İkram Günde’yi üzerini değiştirerek hazır kıtadaki görevinin başına geçmesi konusunda uyardığı, uyarısının dinlenmemesi üzerine, P. Onb. İkram Günde’yi oturduğu yerden iterek düşürdüğü, bu duruma sinirlenen İkram Günde’nin de yerden kalkarak Yusuf Arslan’a yumrukla vurduğu, daha sonra her ikisinin de birbirlerine vurması ile gelişen kavgada İkram Günde’nin yere düşerek baygınlık geçirdiği, İkram Günde hakkında hayati tehlike geçirdiği belirterek geçici doktor raporunun düzenlendiği, Yusuf Arslan’ın ise herhangi bir rapor almadığı, böylece sanık Yusuf Arslan’ın, İkram Günde’ye hayati tehlikeye maruz bırakacak şekilde itekleyip, yumrukla birkaç kez vurarak yaralamak suretiyle asta müessir fiil suçunu, İkram Günde’nin ise maruz kaldığı müessir fiilin meydana getirdiği ağır ve haksız tahrik neticesi Yusuf Arslan’a yumrukla vurmak suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediği ileri sürülerek, sanık Yusuf Arslan’ın eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1., sanık İkram Günde’nin eylemine uyan aynı Kanun’un 91/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları,cezalarından Türk Ceza Kanunu’nun 51/son maddesi uyarınca indirim yapılmasına karar verilmesiistemiyle 9. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 24.11.2004 gün ve E:2004/1220, K:2004/719 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

9. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 3.7.2006 gün ve E:2006/78, K:2006/420 sayıyla; sanık Yusuf Arslan’ın çavuşluğa nasıp emri tüm araştırmalara rağmen bulunamadığından sanığınonbaşı rütbesinde kabul edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı, bu durumda sanıklara yüklenen eylemin karşılıklı müessir fiil suçunu oluşturduğu, 353 sayılıYasa’nın 17. maddesi gereğince terhis edilmiş olan sanıkları yargılamagörevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek,dava dosyası,PasinlerAsliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

PASİNLER ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 16.2.2007gün ve E:2006/339, K:2007/25 sayıyla; sanık Yusuf Arslan’ın çavuş diploması bulunduğu ve fiilen çavuş rütbesini kullandığı, bu nedenleyargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, PasinlerCumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in, katılımlarıyla yapılan 02.07.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Kamil SEVİMLİ’nin davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı verenadli yargı yerince, sanıklardan Yusuf Arslan’ın çavuş rütbesinde olduğu kabul edilmiş ise de, dosyanın incelenmesinde, dosyada bulunan “Çavuş Diploması” başlıklı tarihsiz belgenin sınav kurulu başkanı, iki üye, talimgah komutanı ile Pasinler Garnizon Komutanı tarafından onaylandığı; diplomanın içeriğinden, adı geçenin 03.12.2003 tarihinde başlayıp 06.02.2004 tarihine kadar devam eden 1983/4 üncü dönem Çavuş kursunu başarı ile bitirdiği ve kıtasında göreceği intibak ve tamamlama eğitiminde de başarılı olduğu takdirde Çavuş olmaya layık görüldüğü anlaşılmıştır.

Yapılan inceleme sonucu ilgilinin Çavuşluğa nasbedildiğini gösterir bir belge ve kaydın bulunamadığı nedenleri ile suç tarihinde sanığın, diğer sanıkla aynı rütbede olduğu kabul edilerek, sanıklara yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunundadüzenlenen suçlar kapsamında kaldığısonucuna varılmıştır.

Sanıklarınyargılamaaşamasındaterhisedildikleridosyaiçindekibilgivebelgelerden anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, yüklenen suçlarınaskeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanıklarınterhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Pasinler Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Pasinler Asliye CezaMahkemesi’nin 16.2.2007gün ve E:2006/339, K:2007/25 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.07.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2007/29

KARARNO: 2007/29

KARARTR : 2.7.2007

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Sivil kişi sanık hakkında "bakaya kalmak" suçu nedeniyle açılan kamu davasının, 353 sayılı Yasauyarınca ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: C.K.

O L A Y : HalenGenelkurmay Öz. Kuv. Des. Kt. Mhf. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Celal Kalın’ın, adına çıkarılan celp çağrı pusulasının 18.4.2005 tarihindekendisine tebliğ edildiği, 21.11.2005 günü askerlik şubesinde hazır bulunmasının istendiği, 23.11.2005 tarihinde askerlik şubesine gelen sanığın bir gün yol süresi ile kıtasına sevk edildiği, en geç 25.11.2005 gününe kadar acemibirliğine katılması gerekirken,makbul bir mazereti olmaksızın 26.11.2005 tarihinde acemi birliğine katıldığı, böylece sanığın 25.11.2005-26.11.2005 tarihleri arasındageç iltihak suretiyle bakaya kalmak suçunu işlediği ileri sürülek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 63/1-A, Ek-8.,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75/1, 49/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Genelkurmay Başkanlığı AskeriSavcılığı’nın 9.5.2006 gün ve E:2006/247, K:2006/159 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 16.11.2006günveE:2006/337, K:2006/397 sayıyla; 353 sayılı Yasa’nın 5.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5530 sayılı Yasa ile değişik 13. maddesi uyarınca, sanığa yüklenen eylem nedeniyle sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Karşıyaka4. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

KARŞIYAKA 4. ASLİYECEZA MAHKEMESİ: 5.1.2007 gün ve E:2006/750, K:2007/3 sayıyla; 5530 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce işlenmiş olduğu ileri sürülen suç nedeniyle sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in, katılımlarıyla yapılan 02.07.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Kamil SEVİMLİ’nin davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.

Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde,“Askeri mahkemeler, asker olmayan kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.

A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;

B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları;

C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar;”

D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E. 1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)

E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.

Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi 5530 sayılı Yasa’nın 4. maddesi ile değiştirilerek, Askeri Ceza Kanunu’nun 55, 56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131. maddelerinde yazılı suçların, askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi olmayan sivil kişiler tarafından barış zamanında işlenmesi halinde, bu kişilerin yargılanmalarının adli yargı mahkemeleri tarafından, Askeri Ceza Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılacağı, belirtilmiştir.

353 sayılı Yasada yapılanbu değişiklikle, sivil kişilerin barış zamanında, Askeri Ceza Kanunu’nunyukarıda belirtilen maddelerinde yazılı suçları işlemeleri halinde adli yargı yerinde yargılanacakları kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi veKarşıyaka 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Karşıyaka 4. Asliye CezaMahkemesi’nin 5.1.2007gün ve E:2006/750, K:2007/3 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.07.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.