|
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2004/127
KARAR NO:
2007/31
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir
kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ
Kanunu’nun 23. maddesine göre tahsil edilen atık subedelinin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesinde düzenlenen
çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması nedeniyle
vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde OLMADIĞI İDARİ
YARGI kararının, hüküm uyuşmazlığına konu 30.12.1994 ila 29.2.2000
dönemlerine ait atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmının
KALDIRILMASI ve hukuk ve usule uygun bulunan ADLİ YARGI kararının
BENİMSENMESİ suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ hk
K A R A R
Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen : İZSU
Genel Müdürlüğü
Vekilleri: Av. F.U.-Av.N.K.
Karşı Taraf:
Selin Apartmanı adına Yönetici M.K.S.
Vekili:
Av. Ö.T
O L A Y:İZSU
Genel Müdürlüğü’nün 1991 yılında gönderdiği sözleşme örneği ile aboneliğe
davet edilen Selin Apartmanı Yönetimince, artezyen kullanımından
kaynaklanan atık suların kendi foseptik çukuruna akıtıldığı öne sürülerek
itiraz edilmiş; 13.5.1996 tarihli dilekçe ile de, apartman adına atık su
ücreti tahakkuk ettirilmemesi ve tahakkuk ettirilen ücretlerin de silinmesi
istenilmiş; ancak, İZSU tarafından, 1.11.1994 tarihi itibarıyla 101295
no’lu örnekleme atık su aboneliği tesis edilmiş olan Selin Apartmanı’ndan
Kasım/1994 ila Temmuz/2000 tarihleri arasına ilişkin, 28.7.2000 tarihi
itibarıyla hesaplanan 1.584.160.000.-TL atık su ücreti ve 2.664.657.200.-TL
gecikme zammı olmak üzere toplam 4.248.817.200.-TL’nin ödenmesi
istenilmiştir.
1 - Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, müvekkil
apartman adına tahakkuk ettirilen atık su ücretleri ve gecikme zammı tutarı
4.248.817.200.- liranın terkinine ve dayanağı olan atık su tarifesinin
iptaline karar verilmesi istemiyle, 3.8.2000 gününde idari yargı yerinde dava
açılmıştır.
İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ; 4.6.2001 gün ve
E:2000/915, K:2001/860 sayı ile, davanın, yükümlü
adına tahakkuk ettirilen atıksu ücreti ve dayanağı tarife ve yönetim kurulu
kararlarının iptali istemiyle açıldığı, yükümlünün, bulundukları apartmanın
şehir kanalizasyonuna doğrudan bağlantısı bulunmadığını ve belediyeden
atıksudan dolayı alınmakta olan bir hizmet söz konusu olmadığını, davalı
idarenin ise, bu hizmetin varlığını iddia etmesi üzerine söz konusu
uyuşmazlığın açığa kavuşturulabilmesi amacıyla 28.02.2001 tarihinde yapılan
mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan ve
Mahkemelerince benimsenen bilirkişi raporuna göre, apartmanın önündeki
caddede bir kanalizasyon şebekesi ve dolayısıyla kanalizasyon hizmeti
bulunduğu, apartmanın atık sularının da foseptikler vasıtasıyla
kanalizasyon şebekesine boşaltıldığı anlaşıldığından, abonelik tesis
işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı, tahakkuk ettirilen atıksu bedeli
ile tarifesi ve dayanağı yönetim kurulu kararına gelince; öncelikle, 1994 yılına ilişkin tarh ve tahakkuk
zamanaşımı 1999 yılında dolduğuna göre, 2000 yılında 1994 yılının değişik
aylık dönemleri için yapılan atıksu tahakkukunda zamanaşımı bulunduğu,
Belediye Gelirleri Kanunu'na 15.7.1993 günlü
Resmi Gazete'de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve "Çevre
Temizlik Vergisi" başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü maddeden söz
ederek, çevre temizlik vergisi tarifesinde
yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının
31.12.1993 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren
yürürlüğe girdiği, buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık,
gerekse atıksu için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören
su ve kanalizasyon idarelerince istenilen meblağların, çevre temizlik vergisini
teşkil ettiği, ayrıca, 2560 sayılı
Kanun'un 1.maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la
eklenen Ek 5.maddede; Büyükşehir belediyelerine ait olan su kanalizasyon
hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil
bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz "Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüklerinin" kurulduğunun belirtildiği, yukarıda anılan mükerrer
44. maddenin 12. fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi atık su
bedellerinin "tahsiline" ilişkin uygulamayı yürütecek olan
idarelerin, büyükşehir belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan işte bu
genel müdürlükler olduğu, bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine
göre İSKİ, ASKİ gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir
belediyesine ait olan su kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan
ve bu konularda görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer
44. maddedeki tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina
gruplarını belirleyen Bakanlar Kurulu Kararına göre, atıksu ile ilgili
olarak bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su
tüketim bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini
tespit için belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip
bulundukları, ancak, tarifenin 2560 sayılı
Kanun'un 3305 sayılı Kanun’la değişik 23. maddesindeki esaslara göre
düzenlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira, uygulanması için tüm koşulların
yerine getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan
ödentiyi çevre temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun'un
mükerrer 44 üncü maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden
ve bu verginin tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni
düzenleme teşkil ettiği, beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer
44 üncü madde ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini
hesaplayıp alırken diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan
zamana ait tarifeleri uygulamalarının vergi yükünün kanunla konulup
değiştirilebileceği hakkındaki Anayasa'nın 73/2. maddesine aykırılık teşkil
ettiği, “Tahsile ait Usuller" deyiminin mükerrer 44. madde esaslarına
uymak suretiyle tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini
tahsil etme işlemlerini ifade ettiği, esasen, yeni bir hüküm olan mükerrer
44 üncü madde ile, anılan genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait
usullerin bırakılmış olmasının, 2560 sayılı Kanun'un 23'üncü maddesinin
artık uygulanamayacağını gösterdiği, nitekim, Danıştay 9. Dairesi’nin
benzer bir uyuşmazlıkta karar düzeltme aşamasında verdiği 29.6.1999 tarih
ve E: 1998/2387, K: 1999/2815 sayılı kararının da bu yönde olduğu, bu durumda; İZSU Genel Müdürlüğü’nün 2560 sayılı
Kanun’un 23. maddesindeki esaslara göre dava konusu dönem için tahakkuk
ettirdiği atık su ücreti ve ilgili tarife ile dayanağı yönetim kurulu
kararlarında yasal uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu atık su
ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin
kısmının iptaline karar vermiş; bu karar, davalı idarenin temyiz
istemi üzerine DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ’nin 11.6.2002 gün ve E:2001/4337,
K:2002/2823 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı
DAİRE’nin 3.12.2003 gün ve E:2002/5303, K:2003/5284 sayılı kararıyla
reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.
2 - İZSU vekili tarafından, 30.12.1994 ila 29.2.2000
tarihleri arasına ilişkin kuyu atık su konut bedeli olarak ödenmeyen
1.115.110.000.- TL asıl alacak ile 61.590.733.- TL işlemiş faiz ve
2.275.233.200.-TL işlemiş gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL
alacağın tahsili için Selin Apartmanı adına 9.3.2000 gününde İZMİR 16. İCRA
MÜDÜRLÜĞÜ’nün 2000/1450 sayılı dosyasında ilâmsız takip başlatılmıştır.
Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, itiraz
süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava
sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı
takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun
olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına
hükmedilmesi istemiyle, 17.8.2000 gününde adli yargı yerinde menfi tespit
davası açılmıştır.
İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.6.2003 gün ve
E:2000/669, K:2003/470 sayı ile, davacı vekili
dilekçesiyle davalı idarenin müvekkili aleyhine İzmir 16. İcra
Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı dosyası ile takibe giriştiğini, itiraz
süresinin geçmesi sebebiyle takibin kesinleştiğini, müvekkilinin davalı
idareye karşı borçlu olmadığının tespitini istediğini bildirdiği, Selin
Apartmanı’na davalı tarafından tahakkuk ettirilen 3.451.933.933.-TL atık
bedeli için 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esası altında apartman
aleyhine takip yapılmış olup, davacı bu dava ile borçlarının olmadığının
tespitine karar verilmesini istediği, öncelikle
atık su bedelinin çevre temizlik vergisi
içinde mi yoksa dışında mı olduğu ve konunun çözümlenmesine vergi
mahkemelerinin mi yoksa adli yargının mı bakması gerektiği konusunda bazı
tereddütler yaşanmış ise de, daha sonra belirlenen uygulama ve ayrıca
13.Hukuk Dairesi’nin 6.12.2001 tarih 2001/10852-11423 sayılı içtihadında
açıkça belirtildiği üzere, İZSU’nun 2560 sayılı Yasa hükümlerine göre
kurulmuş ve atıksular için tesisler kurmak, tarifeler hazırlamak, kullanma
ve atık sular için para tahsil etmek görev ve yetkisi ile donatılmış
olduğu, bu yetkinin de idare tekiline verildiği, böylece atık su bedelinin
çevre temizlik vergisi içerisinde olmadığı, konunun çözümlenmesinin de adli
yargının görevinde olduğunun belirlendiği, keza
belediye yaptığı diğer hizmetlerin karşılığını vatandaşlardan alabiliyorsa atıksu içinde tesis kurarak
bir harcama yaptığına göre bunun bedelini de kullananlardan alması kadar
normal bir davranış olamayacağı, dolayısıyla, atık bedeli çevre temizlik
vergisi içinde olmayıp, konunun çözümlenmesinin de adli yargı
mahkemelerinin görevleri dahilinde bulunduğu, yapılan incelemede bilirkişi
verdiği 2 ayrı rapor ile yeraltından çıkarılan her damla suyun atık su
olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdiği, Yargıtay uygulamasının da
bu yönde olduğu, ayrıca 2. rapor ile bilirkişinin tarifeye göre
hesaplamalarda yaparak idare tarafından talep edilen atıksu bedelinin ve
gecikme bedelinin uygun olduğunu belirlediği, böylece davalının tarife
uyarınca davacı tarafa borcunu bildirdiği, talep edilen bedel kadar
davacının alacağının mevcut olduğu, davacı taraf icra inkar tazminatı
istemiş ise de, bu konuda tedbir konulup davacı alacağını geciktirici bir
süreç yaşanmadığına göre icra inkar tazminatı talebinin reddinin icap
ettiği gerekçesiyle davanın reddine, dosyada tedbir verilmediği ve
davalının alacağı bu şekilde durdurucu bir eylem olmadığından davalı lehine
icra inkar tazminatı verilmesine bu dosya için yer olmadığına karar
vermiş; bu karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine YARGITAY 13. HUKUK
DAİRESİ’nin 11.3.2004 gün ve E:2003/12807, K:2004/3210 sayılı kararı ile
onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 14.9.2004 gün ve
E:2004/8038, K:2004/11863 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle
kesinleşmiştir.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :
İZSU Genel Müdürlüğü vekilince, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce, Selin
Apartmanı’nın 1994-2000 dönemine ilişkin İdarelerince tahakkuk ettirilen
atıksu bedeli borcunun olduğu, diğer bir ifadeyle, borçlu Selin
Apartmanı’nca 1994-2000 dönemine ilişkin atıksu bedelinin ödenmediği tespit
edilmiş ve İZSU Genel Müdürlüğü’nün alacaklı olduğu tespit edilmişken ve bu
karar kesinleşmişken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce (1994-2000) aynı döneme
ilişkin atıksu bedeline ilişkin tahakkukun iptal edildiği, bu durumda, yukarıda sözü edilen İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi ilamı ile, 1994-2000 tarihleri arasına ilişkin İdareleri
tarafından İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esas sayılı dosyası ile
yapılan 3.451.933.933.-TL atıksu bedeli + gecikme bedeline ilişkin
borçlarının olmadığının tespiti talebi reddedilmiş olmasına karşılık, İzmir
3. Vergi Mahkemesi'nce aynı döneme ilişkin atıksu ücreti tahakkukunun
iptaline karar verildiğinden, söz konusu atıksu bedelinin tahsil edilemez
hale geldiği, esasen, mahkeme kararları
arasındaki çelişmenin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na 3914 sayılı
Kanun’la eklenen mükerrer 44. madde ile 01.01.1994 tarihinden itibaren
getirilen "atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi"
uygulamasına ilişkin olarakbüyükşehirbelediyelerihakkında Danıştay ve Yargıtay'ca farklı
görüşlerin benimsenmiş olmasından kaynaklandığı,Danıştay'ın, 2464 sayılı
Kanun'un mükerrer 44. maddesine göre atık su bedelinin 01.01.1994
tarihinden itibaren vergi olduğu ve 2560 sayılı İSKİ Kanunu'nun 23. maddesi
uygulanamaz hale geldiğinden, su ve kanalizasyon idarelerince de mükerrer
44. maddeye göre hesaplanarak istenebileceği görüşünü benimsemesine
karşılık, Yargıtay'ın, 2464 sayılı
Kanun'un mükerrer 44. maddesinin 12. fıkrası ile büyükşehir belediyelerinin
ayrık tutulması nedeniyle 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre su ve
kanalizasyon idarelerince abonman sözleşmesine dayalı olarak istenen atık
su bedelinin bir ücret olduğu görüşünün benimsendiği, nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 14.02.1991 tarih ve
E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık su bedelinin vergi veya benzeri
mali yükümlülük olmadığının açıkça belirtildiği; çevre düzenlemesinde
kullanılan atık su bedeli alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle
açılan davada adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığında Uyuşmazlık Mahkemesi'nce, 17.06.1996 gün ve 1996/33-76 sayı
ile, davanın adli yargı yerinde görülmesine karar verildiği, ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 16.06.2003 tarihli
2002/56 ve 2003/33 sayılı hüküm uyuşmazlığına ilişkin kararından söz
ederek, atıksu bedeline ilişkin
tahakkukun iptali için açılan davalarda vergi mahkemelerinin Uyuşmazlık
Mahkemesi kararına rağmen halen kendilerini görevli görerek hüküm tesis
ettikleri, Danıştay’ın
ise, vergi mahkemelerinin esas hakkında verdikleri kararları onaylayarak
Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarını gözardı ettiği, idari yargıda halen derdest
olan bini aşkın atıksu dava dosyaları bulunduğu dikkate alındığında, her
bir uyuşmazlık dosyası için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne müracaat edilerek
ayrı(dosyasına münhasır) karar çıkartılmak istenmesi halinde bu hususun hem
bir kaos yaratacağı, hem de adaletin işleyişini yavaşlatacağı, atıksu bedeli ile ilgili tüm ihtilaflarda adli yargı
merciilerinin görevli olduğu konusunda uyulması zorunlu hale getirilmiş
ilke kararı alınmasını, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669
E, 2003/470 K sayılı kararı ile atıksu bedelinin tahsiline karar verilmiş
iken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce aynı döneme ilişkin tahakkukun terkinine
dair verilen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 E, 2001/860 K sayılı kesinleşmiş
karar ile İdareleri alacağı olan atıksu bedeli tahsil edilemez hale
geldiğinden; atıksu bedelinin çevre
temizlik vergisi uygulamasının dışında kalması nedeniyle vergi, resim, harç
ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında verdiği
ve kesinleşen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı
kararının kaldırılmasına, İzmir 11. Asliye
Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470
Karar sayılı kararının benimsenmesine, atıksu
bedelinin tahsiline ilişkin davaların görümü ve çözümünde adli yargının
görevli bulunduğuna, vergi mahkemesinin görevsizliğine, bu suretle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine ve duruşma
yapılmasına karar verilmesini istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16.
maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI :
İzmir 3. Vergi Mahkemesi tarafından
verilen 04.06.2001 gün ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı kararı ile
İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 05.06.2003 gün ve
2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararı nedeniyle oluşan hüküm
uyuşmazlığının giderilmesi için İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından 2247
sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 2005/127 Esas sayılı dosyasının incelendiği, Selin Apartmanı
yöneticisince davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon
İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) aleyhine İzmir 3. Vergi Mahkemesi’ne,
1994-2000 yıllarının bir kısmına ait 4.248.817.200.-TL tutarındaki atık su
bedeli tahakkuk işlemi ve dayanağı atık su ile ilgili tarifenin iptali için
dava açıldığı, yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilerek, dava
konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu
ücretine ilişkin kısmının iptaline dair verilen kararın temyiz incelemesi
sonunda onanmak suretiyle kesinleştiği, davacının,
davalı idarenin atıksu bedeline ilişkin olarak 3.451.933.933.-TL alacak
için İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2000/1450 Esas sayılı takip dosyası ile
icra takibinde bulunduğu, itiraz edilmeyip takibin kesinleşmesi nedeniyle
icra takibinin davanın sonuçlanmasına kadar durdurulmasıyla borçlarının
olmadığına karar verilmesi istemiyle davalı İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine
İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açıldığı, yargılama sonunda
05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararıyla, davanın
reddine karar verilerek temyiz incelemesi sonucu onanmak suretiyle
kesinleştiği, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinde
belirtilen hüküm uyuşmazlığının oluşabilmesi için, iki farklı yargı merci
tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya
kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan,
kararlar arasında çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız
olmasının gerektiği, adli ve idari yargı yerlerince davanın esası hakkında
verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu, taraflar ve davaların konusu ve
sebepleri ve taraflarının da aynı olduğu ve uyuşmazlığın doğduğunun
anlaşıldığı, 2560 sayılı Kanun’un 1.
maddesi ile İstanbulBüyükşehir
Belediyesi’ninsuve kanalizasyon
hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu
olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Büyükşehir
Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir
kuruluş olarak İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün
kurulduğu, anılan Yasanın 13. maddesinin (a) bendinde, su satışı ve
kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre
abonelerden alınacak ücretler İSKİ'nin gelirleri arasında sayılmış; aynı
Yasanın değişik 23. maddesinde, "Su satışı, kanalizasyon tesisi
bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların
boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılır. Bu tarifelerin
tespitinde yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider
yazılan yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %10'dan aşağı olmayacak
nispetinde bir kâr oranı esas alınır. Tarifelerin
tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esaslar bir yönetmelik ile
belirlenir” hükümlerine yer verildiği, 2560
sayılı Yasa’ya 5.6.1986 tarih ve 3305 sayılı Yasa ile eklenen "Bu
Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır" şeklindeki Ek 5.
madde hükmüne dayanılarak, Bakanlar Kurulu kararı ile, İzmir Büyükşehir
Belediyesi'nin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere İzmir
Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini
haiz bir kuruluş olarak İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel
Müdürlüğü’nün kurulduğu, davacı vekili
dilekçesinde, kullanılan artezyen suyunu kendi mülk ve imkanlarıyla
yeraltından sağlamış olduklarını ve apartmana ait foseptik çukuru
bulunduğunu, kanalizasyonlara atıksu vermediklerini, kurum ile sözleşme
yapmadıklarını, bu nedenle, atıksu parası alınamayacağını ileri sürdüğü,
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü; 14.10.1991 gün
ve 1991/29 Esas, 1991/29 Karar sayılı kararı ile, gerek 2560 sayılı
Yasa'nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler
Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ'ye ait kanalizasyonları
kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının belirtildiği ve
bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı,
buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de
sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma
durumunda olmaları nedeniyle atıksu bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak
bulunmadığı, İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su
bedelinin Anayasa'nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan
vergi, resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz
edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak borç ilişkisini
içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idare tarafından düzenlenen tarife
uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın
çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa
Mahkemesi'nin 14.02.1991 gün ve 1990/18; 1991/4 sayılı kararında da, “atık
su bedeli, İdareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak-borç ilişkisi
doğmakta, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin
vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi
gerekir" denildiği, yukarıda
belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki su
bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında
abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet
karşılığında "maliyet-kar esasına göre idarece belirlenen tarifeye
dayanılarak alınan bir ücret olduğu" yolundaki kabulün sonuçları
itibarıyla; idarenin faaliyet alanı ile ilgili olarak yürürlüğe koyduğu
Yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari
yargı yerinde, abonman sözleşmesine dayanan bir alacak-borç ilişkisi
kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı
yerinde görülüp çözümlenmesi gerektiği, 3914
sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un
1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na eklenen mükerrer
44.madde ile, su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş
bulunan Büyükşehir Belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren
atık su ile ilgili olarak tahsil edilecek bedelinücret mi yoksa vergi mi olduğu noktasında
düğümlenen uyuşmazlığın, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı
atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında
gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik
vergisi ihdas edilirken, aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre
gelir sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik
öngörülmeyip, mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki iradenin açıkça
belirtildiği, belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı
Belediye Gelirleri Kanunu'nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ
Kanunu'nun 23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmadığı,
buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında: su ve
kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir
belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanunu'nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesi ile
getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı; söz konusu
vergi düzenlemesinin, büyükşehir belediyelerince 2560 sayılı Yasa'nın 23.
maddesine göre atık su bedelinin bir ücret olarak alınmasına engel teşkil
etmeyeceği, su ve kanalizasyon hizmetleri
ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından,
atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünün adli
yargı, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal
denetiminde idari yargının görevli bulunduğu, açıklanan nedenlerle,
uyuşmazlığa konu edilen İzmir 3.Vergi Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararının
kaldırılarak İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı benimsenmek
suretiyle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerektiği
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI :
Davacı Selin Apartmanı yöneticisi adına
1994 ila 2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen atık su
bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali istemiyle
İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü aleyhine açılan
dava sonucunda verilen ve davalının temyizi üzerine Danıştay 9. Dairesi’nce
onanmak suretiyle kesinleşen tarife ve tahakkuk işlemlerinin iptaline
ilişkin İzmir 3.Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 tarih ve E:2000/915;
K:2001/860 sayılı kararı ile aynı tarifeye dayalı olarak tahakkuk ettirilen
ve ödenmemesi üzerine icra takibine geçilen atık su bedelinden
dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılan ve İzmir 11.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine ilişkin olarak verilen ve
Yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleşen 5.6.2003 tarih ve
E:2000/669; K:2003/470 sayılı karar arasında İZSU Genel Müdürlüğü’nce hüküm
uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek bunun giderilmesinin istenildiği, adli
ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm
uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup
oluşmadığının belirlenmesi gerektiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24.maddesine
göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak
verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en
az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine
getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen
kararlardan İzmir 3.Vergi Mahkemesi kararı, Selin Apartmanı Yöneticisi
tarafından 1994-2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen
atık su bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali
istemiyle açılan davada, tarifenin ve buna dayalı tahakkuk işleminin
iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karar, İzmir
11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı ise, aynı tarifeye dayalı olarak aynı
kişiler adına tahakkuk ettirilen ve ödenmemesi üzerine icra takibine
geçilen atık su bedelinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti
istemiyle açılan menfi tespit davasında, davanın reddi yolunda verilmiş bir
karar olduğu, bu durumda, adli ve idari
yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı
konu ve sebebe dayalı, tarafları aynı olan söz konusu kararlar arasında
çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de
olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde
öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği,
anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine
gelince; 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanunu’nun mükerrer 44 üncü maddesinde, belediye sınırları ve mücavir
alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon
hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan
binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu belirtildikten sonra, 12
inci fıkrasında, belediyelerin su tüketim bedelini aşmamak üzere
meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi almalarının ve
bu verginin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş
sayılarak, bu bedel ile birlikte tahsil edilmesinin öngörüldüğü, Çevre
Temizlik Vergisi Tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin
31.12.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı’nın 8
inci maddesinde, Kararın 1.1.1994 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere
yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtildiğinden, 1.1.1994 tarihinden
itibaren atık su bedelinin çevre temizlik vergisi kapsamına alınmış
bulunduğu, olayda, yükümlünün,
kullandıktan sonra İZSU Genel Müdürlüğü’ne ait şehir kanalizasyonuna
verdiği ifade edilen atık sudan dolayı 1994-2000 yıllarının muhtelif
dönemleri için istenen meblağ çevre temizlik vergisi olarak nitelendiğine
göre, davanın Vergi Mahkemesinde karara bağlandığı biçimde çözümü isabetli
olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılması gerektiği,
açıklanan nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 tarih ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı ve
menfi tespit isteminin reddi yolundaki kararının kaldırılması ve İzmir 3.
Vergi Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda
yazılı düşünce vermiştir.
USULE İLİŞKİN İNCELEME:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 01.05.2006 gün ve E:2004/127 sayılı “Görüşme ve Ara Karar
Tutanağı” ile, konunun, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı kararı ile
İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü, E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı
arasında 30.12.1994-29.2.2000 dönemine ilişkin atık su ile ilgili tahsilat
hakkındaki dava yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörüldüğü
şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle,
İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan başvuru olduğu
belirtildikten sonra,
“KARAR:
İncelemenin tamamlanması için:
1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait
dilekçe ve eklerinin karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) yasal süre
olan 30 gün içinde cevap verilmek üzere tebliği suretiyle dosyanın
tekemmülünün sağlanmasına,
2 - Uyuşmazlıkla ilgili bulunması nedeniyle İzmir
1. Vergi Mahkemesince İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin
iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına
ilişkin dava dosyasının incelenmek üzere mahkemesinden istenilmesine,
3 - İZSU Genel Müdürlüğünden,
a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik
hükümlerinden varsa mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce
değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metninin;
b) İzmir 3.
Vergi Mahkemesinin kesinleşen kararı üzerine İZSU Genel Müdürlüğünce Çevre
Temizlik Vergisi tahsilatı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp
yapılmadığının sorulmasına ve buna ilişkin varsa belgelerin istenilmesine,
01.05.2006 günündeOYBİRLİĞİ İLE karar verildi” denilmiştir.
Bunun üzerine:
1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait
dilekçe ve ekleri karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) tebliğ edilmiş
ve Selin Apartmanı Yönetimi vekilince yasal süresi içinde cevap
verilmiştir.
2 - İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nce İZSU Tarifeler
Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve
E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına ilişkin dava dosyası incelenmek
üzere Mahkemesinden istenilmiş ve söz konusu dosya Mahkememize
gönderilmiştir.
3 - İZSU Genel Müdürlüğü’nce;
a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik
hükümlerinden mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce
değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metni gönderilmiştir.
b) İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen kararı
üzerine İZSU Genel Müdürlüğü’nce çevre temizlik vergisi tahsilatı
doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine,
dava konusunun atıksu olduğu ve henüz tahsil edilmediği bildirilmiştir.
Daha sonra, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün
5.3.2007 gün ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, “İzmir 3. Vergi
Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı
kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü,
E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24.
maddesinde öngörüldüğü şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle, İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan
başvurunun incelenmesi sırasında gerekli görüldüğünden, İZSU Genel
Müdürlüğü’nden:
Selin Apartmanı’nın 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri
arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına
dayanak teşkil eden tarifenin;
a)Hangi Genel Kurul ya da Yönetim Kurulu
kararıyla belirlendiğinin,
b) Bu Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarından
hangilerinin iptal edildiğinin,
c) Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarının
iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların kesinleşme durumunun,
sorulmasına ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin
gönderilmesinin istenilmesine, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE karar
verildi” denilmiş, bunun üzerine, davalı idarenin 21.3.2007 günlü yazısı
ekinde istenilen bilgi ve belgeler Mahkememize gönderilmiştir.
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik
birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen
yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin
olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin,
taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden
hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının
varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.
Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı
için:
a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya
askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,
b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin
aynı olması,
c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,
d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,
e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın
yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte
gerçekleşmesi aranmaktadır.
Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve
idari yargı kararlarının incelenmesinden:
a)Adli ve idari yargı yerlerince verilmiş kararlar
bulunmaktadır.
b)30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin
atık su ve gecikme zammı yönünden her iki yargı yerinde görülen davada,
konu aynı olduğu gibi, dava sebebi ve tarafları da aynıdır.
c)Her iki karar da kesinleşmiştir.
d)Söz konusu kararlarda davanın esası hükme
bağlanmıştır.
e) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 30.12.1994 ila
29.2.2000 tarihleri için hesaplanan kuyu atık su bedeli, gecikme zammı ve
faizinin tahsili amacıyla ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi
yapılması üzerine, Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz
süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava
sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin
tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun
olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına
hükmedilmesi istemiyle açılan davanın reddine karar verilmiştir.
VERGİ MAHKEMESİ’nce; şehir suyu kullanırken aynı zamanda
artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası ile 01.11.1994
tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi olan Selin
Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının Kasım ila
2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı
hesaplanması üzerine, ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme
zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı
tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar
verilmiştir.
Buna göre, adli yargı kararı ile, İZSU Genel
Müdürlüğü’ne atık su bedeline ilişkin olarak tanınan tahsil etme hakkının,
idari yargı yerince verilen tahakkukun terkini yolundaki karar nedeniyle
infaz edilebilme olanağının kalmadığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi ile İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararları arasında, 2247 sayılı
Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasındaki dönemlere ait atık su bedeli
ve gecikme zammı yönünden HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI BULUNDUĞUNA, OYBİRLİĞİ ile
karar verilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Başvuru dilekçesi ve ekleri, uyuşmazlığa konu
edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili Başsavcıların düşünce yazıları,
dayanılan Yasa ve Yönetmelik kuralları ile uygulamaya ilişkin İZSU Genel
Kurul ve Yönetim Kurulunun atık su tarifeleri, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün 1.5.2006 ve 5.3.2007 günlü ara kararları uyarınca ilgili
yerlerce gönderilen dosya, bilgi ve belgeler, getirtilen ve konu ile ilgili
görülen yargı kararları, davacı tarafından verilen cevap dilekçesi ve
ekleri ve Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un hazırladığı rapor, okunup
incelendikten; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun yazılı düşünceler
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra, 2247 sayılı Yasa’nın
25. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
20.11.1981 gün ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, İstanbul Büyük Şehir
Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken
her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek
üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulduğu,
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin, İstanbul Büyük Şehir Belediyesine
bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olduğu
belirtilmiş, 6.maddesinin (f)bendinde, susatışıve kullanılmışsularınboşaltılmasınailişkintarifeleri
inceleyerek
karara bağlamak, Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, 9. maddesinin
(k) bendinde, Genel Müdürlükçe hazırlanan su satışı ve kullanılmış suların
boşaltılmasına ilişkin tarifeleri tespit ederek Genel Kurulun onayına
sunmak, Yönetim Kurulunun görevleri arasında yer almış, 13. maddesinin (a)
bendinde, İSKİ’nin gelirleri arasında su satışı ve kullanılmış suların
uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak ücretler,
gösterilmiş, 23. maddesinde, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan
yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların
boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılacağı, bu tarifelerin
tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider
yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %
10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir kar oranının esas alınacağı,
tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esasların bir yönetmelik
ile belirleneceği, ek 5. maddesinde, bu Kanunun diğer büyükşehir
belediyelerinde de uygulanacağı, geçici 10. maddesinde ise, diğer
büyükşehir belediyelerinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adına,
kadrolarına, mevcut personelinin ve mal varlığının devrine ilişkin
esasların İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile
tespit edileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
İstanbul
Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu Hakkında 2560/3009
sayılı Kanun’a eklenen 3305 sayılı Kanun ve 25.03.1987 tarih, 19411 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 11.03.1987 tarih ve 87/11594
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde su ve
kanalizasyon hizmetlerini yürütmek amacıyla 01.04.1987 tarihinden itibaren
İzmir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi kurulmuştur.
İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel
Müdürlüğü’nün 3305 sayılı Yasa ile değişik 23. maddesi hükmü gereği, su
satışı ve atıksuların uzaklaştırılması hizmetleriyle ilgili tarifelerin
hangi kriterlere göre hesaplanacağı ve bu şekilde saptanan bedellerin hangi
usul ve esaslara göre tahsil edileceğini belirlemek amacıyla İzmir Su ve
Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün “Tarifeler Yönetmeliği” İzmir Su
ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu'nun 30.12.1987
tarih, 87 / 119 sayılı, Genel Kurul'un 13.03.1988 tarih, GK/4 sayılı kararı
ile kabul edilerek 01.01.1988 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
İZSU Kuruluş Yasası’nın 1. maddesinin 2. fıkrasıyla
belirlenen görev alanı içerisinde, kaynaklardan sağladığı içme ve kullanma
suyunu konutlara, işyerlerine, sanayiye vb. ulaştırılması ve kullandıktan
sonra uzaklaştırılmasıyla ilgili olarak abonelerine götürdüğü her türlü
hizmetin bedel, teminat ve yaptırımlarla bunların tahsili esaslarının
düzenlendiği Tarifeler Yönetmeliği’nin 51. maddesinde, Yönetim Kurulunca
tespit edilen tarifelerin, her yıl bütçe ile birlikte Genel Kurulun onayına
sunulacağı, tarife değişikliğini gerektiren fevkalade durumlarda Genel
Kurulun olağanüstü toplantıya çağrılabileceği, yıl içinde yapılacak tarife
ve tarife değişikliğinin uygulama tarihini tespite Genel Kurulun yetkili
olduğu, ancak su satış bedellerinin tespitine esas girdileri içeren bir
formülasyonun Genel Kurul'ca onaylanması halinde onaylanan bu formül
uyarınca herhangi bir duyuruya gerek kalmaksızın su satış bedellerinin
hesap edilerek uygulanmasının başlatılmasının İZSU Yönetim Kurulu Kararıyla
yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Olayda, Vergi Mahkemesinde dava, şehir suyu
kullanırken aynı zamanda artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası
ile 01.11.1994 tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi
olan Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının
Kasım ila 2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı
hesaplanması üzerine ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme
zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılmıştır. Asliye
Hukuk Mahkemesindeki dava ise, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri için
hesaplanan kuyu atıksu bedeli, gecikme zammı ve faizinin tahsili amacıyla
ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi yapılması üzerine Selin
Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz süresinin geçmesi ile takibin
kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra
Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra
takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı
olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Hüküm uyuşmazlığına konu atık su bedeli yönünden
konu incelendiğinde;
Su abonesi
olmayan kişi hakkında İSKİ Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre tahakkuk
ettirilen atık su bedeline ilişkin faturanın iptali istemiyle açılan bir
davada; İSTANBUL 3. VERGİ MAHKEMESİ’nce, dava konusu bedelin vergi, resim,
harç benzeri mali yüküm olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası hakkında
verilen kararı temyizen incelemekte olan DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ
tarafından, işyerinde yer altı suyunun kullanılması nedeniyle İSKİ tarafından
istenen atık su bedelinin vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük
olmayıp, akdi nitelik taşıdığı kanaatine varıldığından bahisle temyiz
incelemesi ertelenerek, 2247 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre görevli
yargı yerininin belirlenmesi için başvuruda bulunulması üzerine, UYUŞMAZLIK
MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 14.10.1991 gün ve E:1991/29, K:1991/29 sayı ile,
gerek 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan
İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ’ye ait
kanalizasyonu kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının
açıkça belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye
dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün
sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü
kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle
atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, sözleşmeden
kaçınmanın söz konusu bedelin ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmayacağı
ve bunların da sözleşmeli sayılmalarının gerektiği, öte yandan Yasa ve
Yönetmelik ile öngörülen usul ve esaslara göre İSKİ tarafından düzenlenen
tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa’nın 73. maddesinde
öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, harç ve benzeri bir mali
yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli,
vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk
alanındaki alacak- borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve
idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu
konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği
gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi’nin 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4
sayılı kararında yazılı gerekçede de bu görüşün kabul edildiğinden bahisle,
Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce yapılan başvurunun KABULÜ ile uyuşmazlık
konusu davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
(Bu karar 26.11.1991 tarih ve 21063 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
Anılan
Uyuşmazlık Mahkemesi kararında atıfta bulunulan ANAYASA MAHKEMESİ’nin
8.5.1991 tarih ve 20865 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.2.1991 gün ve
E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık sular karşılığı alınacak bedelin
niteliği sorunu ayrı bir başlık altında ele alınmış ve aynen“Vergi benzeri mali yükümlülüklerin en
belirgin özellikleri (...) genellikle, bir kamu hizmeti karşılığında kamu
gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilmeleri, harç ve resime göre, daha
çok ücret görünümünde olmalarıdır.
Atık su
bedeli, kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılacak bir
tarifeye ve abonman sözleşmesine göre alınmaktadır. Başka bir deyişle,
idareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak- borç ilişkisi doğmakta, ödenecek
miktar İSKİ ile kişi arasında abonman sözleşmesiyle özel hukuk ilişkisi
kurulmasından sonra yapılan hizmet karşılığında maliyet- kâr esasına göre
belirlenmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil, tarifeye
ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Nitekim,
ödemelerin yapılmaması durumunda İSKİ alacağını, Amme Alacaklarının Tahsili
Hakkındaki Yasa’ya göre değil, özel hukuk ilişkisi içinde ilgili Yasa’ya
göre alacaktır. Abone ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ)
arasında yapılan abonman sözleşmesi, daha çok “tip” sözleşme
görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte
düzenlemesi yerine katılımı (iltihakı) söz konusudur. Ancak bu durum,
idareyle kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini, kamu hukuku
ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve
çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla, tip sözleşmelerle ve
kişilerin katılımıyla gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. (...)”
“Açıklanan
nedenlerle, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin
vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir”
denilmiştir.Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi
kararlarındaki “atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp,
idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi
çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece
belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu” yolundaki kabulün
sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe
koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal
denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri-; abonman sözleşmesine
dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline
ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte
olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır.
Ne var ki,
15.7.1993 tarih ve 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanunu’na eklenen Mükerrer 44.madde ile, katı atık ve atık su ile ilgili
“çevre temizlik vergisi” ihdas edilmesi ve yasal süreç tamamlandıktan sonra
da 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulamaya geçilmesi üzerine atık su ile
ilgili uyuşmazlıkların, belediye ayrımı gözetilmeksizin vergi kapsamına
alındığı gerekçesiyle vergi mahkemelerinde bakılarak sonuçlandırılması ve
diğer taraftan tahsilata ilişkin uyuşmazlıkların da ücret kapsamında adli
yargı yerinde çözümlenmesine devam edilmesi nedeniyle, inceleme konusu uyuşmazlık
ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Su ve
kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş bulunan büyükşehir
belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su ile ilgili
olarak tahsil edilecek bedelin ÜCRET mi yoksa VERGİ mi olduğu yönündeki
uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için anılan Yasanın mükerrer 44. maddesinin
incelenmesi gerekmiştir:
2464 sayılı
Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44.
maddesinin birinci fıkrasında, “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde
bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden
yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre
temizlik vergisine tabidir.” hükmü yer almış; aynı maddenin onikinci
fıkrasında, “Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla
ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate
almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince
belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili
çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk
etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon
hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su
bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere
tabidir.” denilmiş ve son fıkrasında da, bu maddenin uygulanmasına ilişkin
usul ve esasların, İçişleri ve Çevre Bakanlıklarının görüşleri alınmak
suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.
Anılan Yasa
maddesine ilişkin “Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı” Genel Gerekçesinde (Başbakanlık Kanunlar ve
Kararlar Genel Müdürlüğü; 10.6.1993-Sayı: B.02.0.KKG/101 - 530/04937), çevre temizlik vergisinin, belediyeleriniçinde bulunduğumali
sıkıntılara
acil ve kısa vadeli bir çözüm olmak üzere getirildiği belirtilmiş; madde
gerekçelerinde ise onikinci fıkra hakkında, “Belediyeler, belediye
meclislerince yapılacak tarifeler üzerinden su tüketim bedelini aşmamak üzere,
kanalizasyon hizmetlerinden yararlananlardan belirlenecek miktarlarda
ayrıca çevre temizlik vergisi alacaklar, su tüketim bedeli ile birlikte
tarh ve tahakkuk ettirilecek bu vergi su bedeli ile birlikte tahsil
olunacaktır. Ancak su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla
düzenlenmiş bulunan belediyelerde, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin
uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacaktır.” denilmiştir.
Buna göre,
yasakoyucu tarafından, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların
toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir
sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi
ihdas edilirken aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre gelir
sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik
öngörülmeyip mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki irade açıkça
belirtilmiştir.
Nitekim,
anılan Yasa maddesininverdiği
yetkiyedayanılarakuygulamaya ilişkinusul ve esasları açıklamak üzere Maliye
Bakanlığı’nca çıkarılan ve 8.1.1994 tarih ve 21812 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 14 seri no’lu Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği’nin 9.
maddesinde, “Maddenin onikinci fıkrası uyarınca, atık su bedeli almayan
belediyeler, atık su ile ilgili olarak da su tüketim bedelini aşmamak üzere
çevre temizlik vergisi alacaklardır. Bu şekilde alınacak verginin belediye
meclislerince tespitinde, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina
grupları, topluca veya ayrı ayrı dikkate alınacaktır. Atık su ile ilgili
çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk
etmiş sayılacak ve bu bedel ile birlikte tahsil edilecektir. Halen atık su
bedeli almakta olan belediyelerce ayrıca bu vergi alınamayacaktır.”
denilmek suretiyle, çevre temizlik vergisinin atık su bedeli almayan
belediyeleri ilgilendirdiği, atık su bedeli alan belediyelerin ise kapsam
dışında kaldığı açıklanmıştır.
Öte yandan,
belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanunu’nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun
23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmamaktadır.
Buraya kadar
yapılan açıklamalar ışığında: su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı
İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli
uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı
Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi
düzenlemesinin dışında kaldığı; sözkonusu vergi düzenlemesinin, büyükşehir
belediyelerince 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesine göre atık su bedelinin
bir ücret olarak alınmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.
Bunu
doğrulayan bir açıklama, sözü edilen Mükerrer 44. madde gerekçesinde de yer
almaktadır. Şöyle ki, anılan maddede konuya ilişkin herhangi bir ibareye
yer verilmediği halde, birinci fıkra gerekçesinde, “ (...) Maddede,
yararlanılması söz konusu edilen katı atık toplama hizmetleri endüstriyel
atıklar dışında kalan evsel atık toplama hizmetlerini içermektedir. Bu
düzenleme, endüstriyel atıklarla ilgili olarak diğer mevzuattaki
düzenlemelere ve bunlara ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil
etmeyecektir. (...)” denilmiş olup, yasakoyucu bu suretle, düzenlemeden
önceki uygulamaların sürdürülmesi iradesini farklı bir yöntemle de ortaya
koymuş bulunmaktadır.
Varılanbusonuca görevebüyükşehirbelediyelerincealınanatıksu bedelinin vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğini taşımaması karşısında,
uyuşmazlıkta öncelikle görev sorununun çözümlenmesi gerekecektir.
2464 sayılı
Yasa’nın Mükerrer 44. maddesi ile getirilen düzenleme büyükşehir
belediyelerince ücret olarak tahsil edilen atık su bedelinin hukuki
niteliğini değiştirmediğine göre bu düzenlemeden önce istikrar kazanmış
bulunan Uyuşmazlık Mahkemesi’nin göreve ilişkin uygulamasının yeniden ele
alınmasını gerektiren bir neden de bulunmamaktadır.
Kaldı ki,
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bülümü’nün yine hüküm uyuşmazlığı konusunda
verdiği 16.6.2003 gün ve E:2002/56; K:2003/33 ve E:2002/57; K:2003/34
sayılı kararları da bu yöndedir.
Bunagöre,suvekanalizasyon hizmetleriayrıbirKanunladüzenlenmiş bulunan büyükşehir
belediyeleri bakımından, atıksubedeline ilişkin davaların
görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, incelenen
uyuşmazlığa konu edilenİZMİR 3.
VERGİ MAHKEMESİ kararı, atık su bedeli ve gecikme zammı yönünden 2577
sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine aykırı olarak
görevi dışında verilmiş bir karar niteliğinde olup, hüküm uyuşmazlığına
konu 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihlerine ilişkin kısmının kaldırılması
gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, İZSU tarafından, Selin
Apartmanı aboneliği için 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin
ödenmeyen 1.115.110.000.- TL atık su ücreti ile 61.590.733.- TL faiz ve
2.275.233.200.-TL gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL alacağın
tahsili için 9.3.2000 gününde İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı
dosyasında ilâmsız takip başlatılması üzerine, davacı Apartman Yöneticisi
vekilince, ilâmsız takibe konu ve miktarda borcun olmadığının tespiti
istemiyle açılan menfi tespit davasında yapılan yargılama sonunda, İZMİR
11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce, bilirkişi raporu esas alınarak DAVANIN
REDDİ yolunda verilen ve kesinleşen karar, hukuk ve usule uygun
bulunmuştur.
Belirtilen durum karşısında, İZMİR 3. VERGİ
MAHKEMESİ’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen
kararının, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su
bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmı kaldırılmak suretiyle hüküm
uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
KARAR:
1 - İZSU Genel Müdürlüğü vekilinin DURUŞMA İSTEMİNİN
REDDİNE, OYBİRLİĞİ İLE,
2 - Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla
düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun
23. maddesine göre tahsil edilen atık su bedelinin, 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinde
düzenlenen çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması
nedeniyle hukuki niteliğinde bir değişiklik bulunmadığından, vergi, resim,
harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına,
3 - Bu nedenle, İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ’nin 4.6.2001
gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen KARARININ, 30.12.1994 ila
29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammına
ilişkin KISMININ KALDIRILMASINA,
4 - Hukuk ve usule uygun bulunan İZMİR 11. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ’nin 5.6.2003 gün ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı KARARININ
BENİMSENMESİNE, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su
ücreti, gecikme zammı ve faiz borçlarının
olmadığının tespiti istemiyle açılan DAVANIN REDDİNE İLİŞKİN HÜKMÜN
KABULÜNE,
Bu suretle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE,
02.04.2007 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU ve Esen EROL’un KARŞI OYLARI VE
OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
KARŞI OY
Belediye Gelirleri Kanunu’na, 24.7.1993 günlü Resmi
Gazete’de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve “Çevre temizlik
vergisi” başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü madde; “Belediye sınırları ve
mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile
kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde
kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.
...
Çevre temizlik vergisi, katı atıklar için aşağıdaki
tarifeye göre aylık olarak hesaplanır.
...
Tarifede yer alan tutarlar; önceki yılda uygulanan
tutarlara, bunların Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden
değerleme oranının yarısı ile çarpılması sonucu bulunacak tutarın eklenmesi
suretiyle her yıl yeniden belirlenir. Verginin belirlenmesinde, 1000 liraya
kadar olan tutarlar atılır.
...
Bakanlar Kurulu tarifede yer alan bina gruplarını
tayin ve tesbit eder. Ancak, konutlar yedinci gruba dahil edilir. Gruplarda
yer alan binaların hangi dereceye gireceği, binaların bulundukları mahallin
sosyal ve ekonomik farklılıkları ile büyüklükleri de dikkate alınarak
belediye meclislerince belirlenir.
...
Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı
atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı
dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince
belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili
çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk
etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon
hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su
bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere
tabidir...” hükümlerini taşımaktadır.
Çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina
gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı 31.12.1993 günlü Resmi
Gazete’de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık, gerekse atık su
için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören su ve
kanalizasyon idarelerince istenilen meblağlar, çevre temizlik vergisini
teşkil etmektedir.
2560 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 1. ve 4.
fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la eklenen Ek 5. madde de;
Büyükşehir Belediyelerine ait olan su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek
üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil bütçeli, kamu tüzel
kişiliğine haiz “Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüklerinin”
kurulduğu belirtilmektedir. Yukarıda anılan mükerrer 44. maddenin 12.
fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi, atık su bedellerinin
“tahsiline” ilişkin uygulamayı yürütecek olan idareler, büyükşehir
belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan, bu genel müdürlüklerdir.
Bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine göre İSKİ, ASKİ, KOSKİ
gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir belediyesine ait olan
su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan ve bu konularda
görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer 44. maddedeki
tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarını
belirleyen Bakanlar Kurulu kararına göre, atık su ile ilgili olarak bina
gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim
bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini tesbit için
belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip
bulunmaktadırlar.
Öte yandan, uygulanması için tüm koşulların yerine
getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan ödentiyi çevre
temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun’un mükerrer 44 üncü
maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden ve bu verginin
tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni düzenleme teşkil
etmektedir. Beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer 44 üncü madde
ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini hesaplayıp alırken,
diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan zamana ait tarifeleri
uygulamaları, vergi yükünün Kanunla konulup değiştirilebileceği hakkındaki
Anayasa’nın 73. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık teşkil etmektedir.
“Tahsile ait usuller” deyimi mükerrer 44. madde esaslarına uymak suretiyle
tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini tahsil etme
işlemlerini ifade etmektedir. Esasen, mükerrer 44 üncü maddede, anılan
genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait usullerin bırakılmış olması, 2560
sayılı Kanun’un 23 üncü maddesinin artık uygulanamayacağını göstermektedir.
Bu durumda, yükümlüden kuyu atık su konut bedeli
adı altında istenilen meblağ çevre temizlik vergisi kapsamına dahil
edildiğine göre, atık su ve dayanağı tarife hakkındaki davanın görüm ve
çözümünde, 2576 sayılı Yasa’nın 6. maddesi uyarınca vergi mahkemesinin
görevli ve yetkili olduğu açıktır.
Buna göre, hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan
İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı ile dava konusu
atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine
ilişkin kısmının iptaline karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması
nedeniyle, hüküm uyuşmazlığının sadece “atık su ücreti”ne ilişkin bulunduğu
dikkate alınarak inceleme yapılacaktır.
Anayasa’nın 138. maddesinde, “Yasama ve yürütme
organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve
idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine
getirilmesini geciktiremez” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 5.3.2007 gün
ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri
arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına
dayanak teşkil eden tarifeleri belirleyen Genel Kurul veya Yönetim Kurulu
kararlarından hangilerinin iptal edildiğinin ve Genel Kurul veya Yönetim
Kurulu kararlarının iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların
kesinleşme durumunun sorulması ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin
istenilmesi üzerine İZSU Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen İzmir 3.
Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/403, K:2001/859; İzmir 1. Vergi
Mahkemesi’nin 7.7.2000 gün ve E:2000/277, K:2000/510; İzmir 1. Vergi
Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/615, K:1999/516; İzmir 1. Vergi
Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/614, K:1999/518; İzmir 2. Vergi
Mahkemesi’nin 23.9.1999 gün ve E:1998/214, K:1999/731; İzmir 3. Vergi
Mahkemesi’nin 8.10.1999 gün ve E:1998/692, K:1999/841; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin
7.10.1999 gün ve E:1998/118, K:1999/786; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin
4.6.2001 gün ve E:2000/1364, K:2001/861; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin
25.5.2001 gün ve E:2001/8, K:2001/643; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin
24.12.2001 gün ve E:2000/1119, K:2001/1449; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin
13.9.2001 gün ve E:2001/620, K:2001/1154; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin
17.5.2001 gün ve E:2001/65, K:2001/557 sayılı kararlarının incelenmesinden,
muhtelif dönemlere ilişkin atık su bedellerinin dayanağı tarifelerin iptal
edildiği ve bu kararların Danıştay 9. Dairesi’nin temyiz ve karar düzeltme
aşamalarından geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.
Hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan İzmir 3. Vergi
Mahkemesi kararı ile dava konusu atık su ücreti
tahakkuku ile birlikte dayanağı olan tarife kararının atıksu ücretine
ilişkin kısmının iptal kararı kesinleştiğinden ve yukarıda tarih ve
sayısına yer verilen mahkeme kararları ile de, muhtelif dönemlere ilişkin
atık su bedellerinin dayanağı olan tarifelerin iptal edildiği ve bu
kararların kesinleştiği anlaşıldığından, bu iptal kararları ile ortaya
çıkan hukuki sonucun yukarıda belirtilen Anayasa hükmü gereğince, yargı
organlarınca da öncelikle dikkate alınması zorunludur.
Açıklanan nedenlerle, dayanağı tarife kararlarının
iptal edilmiş ve bu kararların kesinleşmiş olması nedeniyle bu tarifeler
esas alınarak yapılmış olan ve hüküm uyuşmazlığı bulunan 30.12.1994 ila
29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammından
oluşan TARHİYATIN TERKİNİ GEREKTİĞİNDEN, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce bu
doğrultuda verilen kararın BENİMSENMESİ ve İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce görev ve yetkisi dışında verilen kararın KALDIRILMASI
suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ gerektiği düşüncesiyle, aksi
yöndeki karara katılmıyoruz.
ÜyeÜye
Serap AKSOYLUEsen
EROL
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/40
KARAR NO:
2007/57
KARAR TR
: 7.5.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına
giren ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idari yargı yerinde
dava açılmayan idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk
K A R A R
Davacı: Yurtiçi Kargo Servisi A.Ş.
Vekili: Av. A.Y.
Davalı: Adana Valiliği
O L A Y: Adana Bölge Trafik Denetleme
Şube Müdürlüğü’nün 13.04.2005 günlü, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağı
ile, araca istihap haddinden fazla yükleme
yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi
uyarınca para cezası verilmesi üzerine davacı vekili söz konusu para
cezasına karşı 5.5.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ADANA 2. SULH CEZA
MAHKEMESİ; 9.5.2005 gün ve 2005/ 38 Müt. sayı ile, muteriz vekilinin
dilekçesi ile, müvekkili şirkete 2918 sayılı Kanun’un 65/5. maddesi
uyarınca 1.904.40 YTL para cezası verildiğini, aracın şirket üzerine
olmadığını, tutanağın şirketin haberi olmadan gıyapta tutulduğunu, bu
nedenle cezanın iptalini talep ettiği, 13.04.2005 tarihli ceza tutanağı
incelendiğinde, gereğinden fazla yük tutmaktan dolayı 01 PY 948 plakalı
araca ceza yazıldığının, tartma işlemi yapıldığının, tartma işlemi
yapılması nedeniyle işlemin şoförün yüzüne karşı yapıldığının anlaşıldığı,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 6.12.1999 tarih ve 1999/44-45 sayılı kararında,
görevlilerce yapılan işlemler ilgilinin huzuru ile yapıldığı takdirde
itiraz makamının idare mahkemesi, gıyapta yapılan işlemlerde görevli
mahkemenin sulh ceza mahkemeleri olduğunun belirtildiği, ceza kurum adına
kesilmiş ise de, işlemin sürücü yüzüne karşı yapılmış olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez,
para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle
23.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ;
11.11.2005 gün ve E:2005/1220, K:2005/1730 sayı ile,
davanın, davacı şirketin yük nakli yaptığı araca
istihap haddinden fazla yükleme yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi uyarınca 1.904,40 YTL para cezası
verilmesine ilişkin Adana Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün
13.04.2005 günlü, DT seri no’lu, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağının
iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14/3-a ve 15/1-a maddelerinden ve 2918
sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 4262 sayılı Yasa’yla değişik 65.
maddesinin 5. fıkrasından söz ederek, Türk
hukuk sisteminde son yıllarda görülen yeniden yapılanmanın bir sonucu
olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükten kaldırılarak yerine 5237
sayılı Yasa’nın 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe konulduğu ve bu
kapsamda da Ceza Kanunu’nda yer alan suçlar konusunda esaslı değişikliklere
gidilerek önceki Yasada yer alan suç tiplerinden cürümlerin anılan Yasa
kapsamında düzenlendiği, kabahatlere yer verilmediği, kabahatlerin ise, 31.03.2005
gün ve 25772 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.06.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda düzenlendiğinin
görüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu'nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden söz ederek,
yukarıda yer verilen Kabahatler Kanunu
hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki
içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında
değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık Kabahatler
Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, keza Kanunun
geçici 2 ve geçici 3. maddeleri ile getirilen düzenleme ile de, Kanunun
yürürlük tarihi olan 01.06.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari para
cezalarına ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağının açıkça
hüküm altına alındığı, diğer yandan,
Kabahatler Kanunu’nun tasarıdaki gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu
Raporundan söz ederek, Yasanın geçici 2. ve 3. maddelerinin tasarıya
eklendiğinin görülmesi karşısında, Yasa koyucunun asıl amacının idari
yaptırım kararlarına karşı ceza mahkemesine başvurulabilmesine olanak
tanıma olduğu kanaatine ulaşıldığı, bu
durumda, 2918 sayılıYasauyarıncaverilenidariparacezalarınaidare mahkemesincebakılmakta iken,davanın açıldığı 23.6.2005 tarihi
itibariyle Kabahatler Kanunu kapsamında olan uyuşmazlık konusu idari para
cezasına karşı açılan davanıngörüm ve çözümü, yukarıda yer verilen hükümler uyarınca adli
yargı yeri olan sulh cezamahkemesinin görev alanına girdiğinden, işinesasının Mahkemelerince incelenme olanağı
bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,
Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza
mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması,
bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’
sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 65. maddesine aykırılık
nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza
tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.
13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında,
can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik
güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir”
denilmiş; 65. maddesinde, araçların yüklenmesi ile ilgili kurallar ile bu
kurallara uymamanın müeyyidesi düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi,2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi
kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik
zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu
uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili
davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça
belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara
hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir
atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre
idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun; idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının5326 sayılıKanun’un 16. maddesindebelirtilen idari yaptırım türlerinden
biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına
itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde
belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından ve ayrıca Kanunun Geçici 2. maddesine
göre, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihi itibariyle idare
mahkemesinde açılmış bir dava olmadığından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 9.5.2005 gün
ve 2005/38 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
07.05.2007 gününde görev uyuşmazlığının ESASI YÖNÜNDEN OYBİRLİĞİ; 5326
sayılı Yasa’nın Geçici 2.maddesinin UYGULAMASI YÖNÜNDEN Üyelerden Serap
AKSOYLU ve Z.Nurhan YÜCEL’in KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE, KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
KARŞI OY
Trafik para cezası, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun kapsamına giren idari yaptırımlar kapsamında yer almaktadır.
Ancak, uyuşmazlığa konu edilen cezaya yönelik
davayı çözümlemekle görevli yargı yerinin belirlenmesinde Kabahatler
Kanunu’nun Geçici 2. maddesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 9. maddesi bir arada incelenmelidir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare
mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz.” denilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 9. maddesinin değişik (1) numaralı bendinde, çözümlenmesi
Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli
ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi
halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren
otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği ve görevsiz yargı merciine
başvurma tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma
tarihi olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.
Bu dosyada, uyuşmazlık konusu idari para cezasının
iptali isteğiyle idare mahkemesinde 23.6.2005 tarihinde dava açılmış ise
de,daha önce, trafik para cezasına
karşı 5.5.2005 gününde sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmuş
olduğundan, açılan bu ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmediği ve idari yargının görevli olduğu dikkate
alındığında, idare mahkemesinde 5.5.2005 tarihinde dava açılmış olduğunun
kabulü gerekir.
Buna göre, trafik para cezasına karşı açılan
davanın, ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi
kapsamına girmesi nedeniyle, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerekeceği
oyuyla karara katılmıyoruz.
ÜyeÜye
Serap AKSOYLUZ.Nurhan
YÜCEL
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/68
KARAR NO:
2007/24
KARAR TR
: 5.3.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen
koşullar birlikte gerçekleşmediğinden BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk
K A R A R
Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen (
Davalı): Sermaye Piyasası Kurulu
Vekilleri: Av. P.G.-Av.A.K.
Karşı Taraf (Davacı) : B.T.A – M.B.
Vekilleri: Av. E.K.-Av.S.K.-Av.E.A.
O L A Y:
1) Heranouche İcad(daha
sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili
tarafından, müvekkillerinin müşterek murisi Norayr Artin İcad ile eşi
Heranouche İcad’ın birlikte Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nde
26.8.1996 tarihinde müşterek hesap açtırdıklarını ve 5.536.988.000.- TL
nominal değerli Ereğli Demir Çelik hisse senetlerini Derborsa Borsa
Bankerliği Anonim Şirketi’nin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası
Takasbank’taki saklama hesabına virman yaptırdıklarını, hesap sahiplerinden
Norayr Artin’in vefat ettiğini, hesabın açıldığı tarihte süratli işlemlerin
yapılabilmesi için vekaletname düzenlenerek verildiğini ve Çiçek Çınar’ın
yetkili kılındığını, Çiçek Çınar’dan hesapların muntazaman faksla
kendilerine bildirilmesinin istenildiğini, 27.1.1997 tarihinde günlük
overal durumun 68.834.000.000.- TL olduğunu, veraset ilamının alınmasından
sonra Çiçek Çınar tarafından hesap bakiyesinin 6.000.000.000.- TL olarak
bildirildiğini, meydana gelen bu farklılık nedeniyle ihtarnameler
gönderildiğini, 16.4.1997 tarihinde İMKB Başkanlığı’na müracaat edildiğini
ve İMKB Teftiş Kurulu’nca çok geniş kapsamlı soruşturma ve inceleme
yapıldığını, bir takım hisse senetlerinin eksik olduğunun tespit edildiğini,
Mehmet Temel’in şirket temsilcisi, Çiçek Çınar’ın ise şirket müstahdemi
olduğunu, suç teşkil eden işlemler ile ortadan yok edilmeye çalışılan hisse
senetlerinin tamamından ve temettülerden Derborsa’nın birinci derecede
sorumlu olup, Mehmet Temel’in ve Çiçek Çınar’ın zimmetinde hisseler
bulunduğunu, İMKB teftiş heyeti raporunda, eksik bulunan 6000 lot Konya
Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 6540 lot Melko, 300 lot Raksev, 640 lot
Tüpraş hissesinin davalıların zimmetinde olup, ayrıca 2.342.800.000.- TL hisselere
isabet eden temettü alacaklarının bulunduğunun tespit edildiğini, her bir
davalının sorumluluğu dikkate alınarak söz konusu hisse senetlerinin aynen
iadesine, temettü alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle Derborsa
Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’a karşı
17.10.1997 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.
İSTANBUL 1. ASLİYE
TİCARET MAHKEMESİ; 8.12.1999 gün ve
E:1997/1093, K:1999/1225 sayı ile, yargılama aşamasında davacılardan
Heranouche İcad’ın öldüğü, dosyaya sunulan veraset ilamından, diğer
davacılar Meri Büküciyan ile Berç Tateos’un mirasçı olduğunun saptandığı,
bu iki davacının murisleri ile davalı Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş.
arasında 26.8.1996 tarihli menkul kıymet alım satım takas sözleşmesinin ve
davacılar yönünden müşteri kartının düzenlendiği, 28.6.1996 tarihli
temsilci yetki belgesi ile Çiçek Çınar’a 1069 no’lu hesap yönünden yetki
verildiğinin dosya kapsamından saptandığı, İMKB teftiş raporu da dosya
içerisine getirtildikten sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde
bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi raporundan
söz ederek, Mahkemelerince dava dilekçesinde mevcut davacı tarafın
davalılardan ayrı ayrı istemi dikkate alınarak bilirkişilerden her bir
davalının ayrı ayrı sorumluluğunun belirlenmesi yönünden ek rapor
alınmasına ve ayrıca itirazların irdelenmesine karar verildiği,
bilirkişilerin yapmış oldukları incelemeler sonucunda verdikleri raporda
yer alan tespitlere yer vererek, toplanılan ve değerlendirilen deliller
çerçevesinde Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad’ın davalı şirkette
26.8.1996 tarihinde hesap açtırarak menkul değerler yönünden alım satım
işlemlerinin yapılabilmesi için sözleşme düzenlendiği, sözleşme uyarınca
menkul değerlerle ilgili işlemlerin yapılabilmesi yönünden Çiçek Çınar’ın
da temsilci vekili tayin edildiği, Çiçek Çınar’ın kendisine verilen yetki
belgesi çerçevesinde işlemleri sürdürdüğü, bu arada Norayr Artin’in 1997
yılı Ocak ayında vefat ettiği, hesaptaki incelemeler sonucunda, Çiçek
Çınar’ın, kendisine verilen yetki belgesi çerçevesinde yaptığı işlemlerde
vekaleti kötüye kullandığının, hesapta biriken para ya da kıymetleri
müşterinin bilgisi dışında ve müşterinin aleyhine hesap dışına
aktardığının, incelenen hesaplardan, İMKB teftiş raporu ile bilirkişi
heyetinden alınan rapor kapsamından açıkça anlaşıldığı, bilirkişi raporunda
da belirlendiği gibi Çiçek Çınar’ın hesaplar üzerinde oynamalarda
bulunduğu, hisse senetlerinin fiziken çekilerek diğer davalı Mehmet
Temel’in hesabına virman yapıldığı ya da davacılar dışındaki kişilere
virman yapıldığı, Çiçek Çınar’ın bizzat kendisinin de davacı taraf
hesaplarından kendi hesaplarına virman yaptığının çok açık seçik bir
şekilde belirlendiği, Çiçek Çınar’ın vekil sıfatıyla yapmış olduğu bu işlemlerden
davacıları haberdar etmediği ve hesap ekstrelerinin hesabın açıldığı ilk 4
ay içinde davacı tarafa gönderilmediğinin saptandığı, bu durumda, davalı
şirket ile temsilci Çiçek Çınar’ın yapılan bu işlemlerden dolayı sorumlu
olduğu, diğer davalı Mehmet Temel de davalı şirketin yöneticisi konumunda
olup, Çiçek Çınar tarafından kendisine virman edilen hisse senetlerinden
dolayı sorumlu bulunduğu, davalılar davacıların isteği çerçevesinde
virmanlama işleminin yapıldığını savunmuşlarsa da dosya kapsamında
davacıların yapılan bu işlemlerin iradeleri doğrultusunda
gerçekleştirildiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmamış olması
nedeniyle, vekalet sözleşmesine uygun hareket edilmediği ve bu nedenle
davalıların bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde sorumlu olduklarının
anlaşıldığı gerekçesiyle;
“Davanın kısmen kabulüyle tahsilde tekerrür olmamak
koşuluyla:
1- 6.000.- lot Konya Çimento hissesinin (4200.- lot
tan Mehmet Temel, 1800.- lot tan Çiçek Çınar sorumlu olmak koşuluyla)
davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine,
600.000.000.- TL temettü bedelinin (420.000.000.-
TL sinden Mehmet Temel, 180.000.000.- TL sinden Çiçek Çınar sorumlu olmak
koşuluyla) davalılardan tahsiline,
2- 8321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan
(davalı Mehmet Temel 5072 lot tan, davalı Çiçek Çınar 3249 lot tan sorumlu
olmak koşuluyla) davalılardan aynen tahsiline,
1.664.380.000.- TL temettü alacağının ise
(davalılardan davalı Mehmet Temel 1.014.400.000.- TL ile, davalı Çiçek
Çınar ise 649.980.000.- TL ile sorumlu olmak koşuluyla ) davalılardan
tahsiline,
3- 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan
(davalı Mehmet Temel 4540 lot tan, davalı Çiçek Çınar ise 2.000 lot tan
sorumlu olmak koşuluyla) aynen alınarak davacıya teslimine,
4- 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa
ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak
davacıya teslimine,
5- Yukarıda ayrı ayrı miktarı belirtilen toplam
2.264.380.000.- TL temettü alacağının dava tarihinden itibaren% 30, 1.1.1998 tarihinden itibaren % 50
yasal faiz uygulanarak tahsiline, davacı tarafın fazlaya ilişkin haklarının
saklı tutulmasına, davacı tarafça rüçhan bedelinin ödenmesi halinde temettü
alacaklarının kendilerine ödenmesine,
6- Hisse senetleri yönünden fazlaya ilişkin talebin
reddine, yukarıda belirtilen hisse senetlerinin aynen iadesinin mümkün
olmaması halinde, İİK 24. madde hükmünün infaz sırasında aynen dikkate
alınmasına, fazla talebin reddine…”
karar vermiş; bu karar, davacılar ve davalılardan
Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi ve Mehmet Temel yönünden
kesinleşmiştir. Çiçek Çınar, bu karara karşı temyiz isteminde bulunmuş,
temyiz istemi henüz sonuçlanmamıştır.
Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi vekili
tarafından, kararın hüküm fıkrasında şirket hakkında tespit edilen
sorumluluğun açıklığa kavuşturulması hususunda tavzih kararı verilmesinin
istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.10.2001
gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile, tavzihi istenen İstanbul
1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225
sayılı kararının hüküm fıkrasının 4. maddesindeki “640 lot Tüpraş hisse
senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak
koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine” ibaresinde, davalı şirketin
sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini gerektirecek
bir sebep bulunmadığı, zira; hüküm fıkrasının 6. maddesinde “Hisse
senetlerinin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde İİK’nun 24. madde
hükmünün infaz sırasında aynen dikkate alınmasına” karar verildiği, İİK’nun
24/4-5 madde hükmünde kararın nasıl infaz edileceğinin açıkça belirlendiği,
bu itibarla, kararın hüküm fıkrasının 4. maddesinin tavzihini gerektirir
yasal bir neden olmadığı yönünde tavzih isteminin reddine karar vermiştir.
Davacılar vekilince, İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararının
hüküm bölümünün 1,2,3 ve 4. maddelerinde belirtilen hisse senetlerinden
davalılardan Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nin sorumlu olduğu hususunda
kararın tavzihinin istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi’nin 15.4.2002 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile,
tavzihi istenen kararın hüküm fıkrasının 1,2 ve 3. maddesinde “davalılar
Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’ın sorumlu oldukları lot miktarı” belirtilmek
suretiyle davalılardan tahsiline, 4. maddesinde ise açık olarak davalı
Derborsa Borsa Bankerlik Anonim Şirketi ve Çiçek Çınar’dan tahsiline karar
verildiği, davalı olarak Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi davanın
tarafı olmakla ve kararın hüküm fıkrasında “davalılardan” ibaresinde davalı
olarak Derborsa Borsa Bankerlik A.Ş.’nin sorumlu olduğunun açık ve seçik
olarak anlaşılması karşısında, davacı vekilinin hüküm fıkrasının tavzihi
isteminin mahkemeyi fuzulen işgal etmekten başka bir şey olmadığı, bu
itibarla, açık ve seçik olan kararın hüküm fıkrasının tavzihini gerektirir
yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine karar vermiştir.
Bu arada Sermaye Piyasası Kurulu 5.4.2002 gün ve
17/451 sayılı işlemi ile:
“1- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin
8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı çerçevesinde
Takasbank Anonim Şirketi’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye Piyasası Aracı
Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma ait menkul
kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin dava tarihi
olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye
arttırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak bu hisse
senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine
karşılık gelen kar payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye
arttırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutarın farkının müşterek
murisler Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun
bildirilmesine,
2- Aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye
blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 1 nolu bentte
belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade edilmesine,
3- Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar adına vekilleri Av.
Ersan Kültüral ve Av.Sedat Konurca tarafından 28.5.2001 tarihinde
Kurulumuza yapılan başvuruya ilişkin olarak söz konusu vekillere 1 nolu
bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin
8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001
tarihli anılan kararın 4. maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden
olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde aracı
kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse senetleri dışında bir
borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir sonuca ulaşılmasının
mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine…” karar vermiştir.
2) Bunun üzerine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos
Arhanyan vekili tarafından, Derborsa Menkul
Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak
saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan
bölümün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye
Piyasası Kurulu'nun yukarıda sözü edilen 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı
kararının iptali ile işlemden dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi
zararın 12.4.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı 14.6.2002 tarihinde
idari yargı yerinde dava açılmıştır.
ANKARA 6. İDARE
MAHKEMESİ; 12.6.2003 gün ve
E:2002/988, K:2003/930 sayı ile, 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1, 22, 32 ve 46. maddeleri ve Sermaye Piyasası
Kurulu Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları Yönetmeliği'nin 7. ve 9.
maddeleri ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun değişik 30 uncu
maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan aracılık faaliyetleri ile bu
faaliyetleri Kanunun 31,32,33,34 ve 50 nci maddeleri hükümleri çerçevesinde
yapacak kuruluşların, kuruluş, faaliyet ve yetkilendirilmelerine ilişkin
esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan V-46/ seri nolu "Aracılık
Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği"nin
6. ve 14. maddelerinden söz ederek, dava
dosyasının incelenmesinden; Sermaye Piyasası Kurulu'nun 18.5.1999 tarih, 46
sayılı toplantısında, aracı kurum Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'nin yetki
belgelerinin iptaline ve sermaye piyasası faaliyetlerinin 20.04.1999
tarihinden itibaren durdurulmasına karar verildiği, aracı kurum tarafından
sermaye blokajı olarak saklamada bulunan Devlet İç Borçlanma senedinin
35.000.000.000.-TL nominal değerli kısmının genel giderlerinin
finansmanında kullanılmak üzere iade edilmesi talebiyle 24.2.2001 tarihinde
Kurula başvurulduğu, anılan talebe ilişkin olarak 29.03.2001 tarih ve 15
sayılı kararla, aracı kurumun unvanını ve faaliyet konusunu sermaye
piyasası faaliyetlerini içermeyecek şekilde değiştirmesi, henüz ödenmeyen
müşteri alacaklarının aracı kurum tarafından bildirilen listeye uygun
olarak Takasbank A.Ş.'de müşteriler adına bloke edilmesi ve aracı kurum
yönetim kurulunun, sermaye piyasası faaliyetlerinden kaynaklanan ve
sonradan ortaya çıkabilecek borçlarını ödeyeceklerine ilişkin taahhütname
vermelerini takiben aracı kurumun Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı
olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının aracı kuruma iade
edilmesine karar verildiği, davacılar Meri Büküciyan ve Berç Tateos
Arhanyan adlı yatırımcıların Kurula hitaben yazdıkları 28.5.2001 tarihli
dilekçe ile, aracı kurumun merhum müstekileri Norayr Artin İcad ile
Heronouche İcad'ın müşterek murisleri oldukları, aracı kurum ile çalışan ve
yöneticisi hakkında İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde alacak
davası açtıkları ve Mahkemenin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225
sayılı kararıyla aracı kurumun sorumluluğuna hükmedildiğinden bahisle,
zararların ödenmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesini istemeleri üzerine,
Kurulun 20.06.2001 tarih, AFO/838-6952 sayılı yazısı ile aracı kurumdan
açıklama talep edildiği, aracı kurumdan alınan 26.6.2001 tarih, 1078 sayılı
yazıda, söz konusu mahkeme kararında sadece 640 lot Tüpraş hisse senedine
ilişkin olarak şirketlerinin sorumluluğunun tespit edildiğinin bildirilmesi
üzerine, aracı kurumdan mahkeme kararının temyiz edilip edilmediği ve
şirketleri hakkında tespit edilen sorumluluğun açık olarak anlaşılması
açısından kararın tavzihinin istenip istenmediği hususlarının Kurulun
06.07.2001 günlü yazısı ile sorulması üzerine, aracı kurum tarafından
gönderilen 26.11.2001 günlü yazıda, söz konusu mahkeme kararının temyiz
edilmediği, 25.10.2001 tarihinde tavzih talebinde bulunulması üzerine,
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin, 25.10.2001, tarihinde
"Mahkemelerinin tavzihi istenen 08.12.1999 tarih ve E: 1997/1093,
K:1999/1225 sayılı kararının hüküm fıkrasının 4.maddesindeki "640 lot
Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür
olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" ibaresinde, davalı
şirketin sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini
gerektirecek bir talep bulunmadığından" bahisle, kararın hüküm
fıkrasının 4.maddesinin tavzih isteminin reddine karar verdiği, Kurulun
29.03.2001 günlü, 15 sayılı kararı çerçevesinde, şirketlerden
istenilenlerin eksiksiz olarak yerine
getirildiği belirtilerek şirketlerinin Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye
blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının iade
edilmesine karar verilmesinin talep edildiği, aracı kurum tarafından,
Takasbank A.Ş.'ne hitaben yazılan 4.9.2001 tarih ve 1096 sayılı yazı ile
Kurul kararlarının yerine getirildiğinden bahisle bloke işlemlerinin 640
lot Tüpraş hisse senedi üzerinden yapılmasının istenmesi üzerine, Takasbank
A.Ş. tarafından Kurula hitaben yazılan 04.02.2002 tarih ve 1857 sayılı,
26.2.2002 tarih ve 1474 sayılı yazılar ile söz konusu işlemin uygunluğu
konusunda onay talep edilmesi üzerine, Aracılık Faaliyetleri Dairesi'nin
1.4.2002 tarih ve 341 sayılı müzekkeresinde yer alan tespitleri
değerlendiren Kurul karar organının, anılan talebe ilişkin olarak dava
konusu 05.04.2002 tarih ve 17/451 sayılı toplantısında, İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi'nin "08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225
sayılı kararı çerçevesinde Takasbank A.Ş.’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye
Piyasası Aracı Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma
ait menkul kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin
dava tarihi olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye
artırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak, bu hisse
senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine
karşılık gelen kâr payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye
artırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutar farkının müşterek murisler
Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun
bildirilmesine, aracı kuruma ait Takasbank
A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden
1 no’lu bentte belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade
edilmesine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar
tarafından 28.05.2001 tarihinde Kurula yapılan başvuruya ilişkin olarak söz
konusu kişilere 1 nolu bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi'nin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve
25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini gerektirir
yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı
çerçevesinde, aracı kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse
senetleri dışında bir borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir
sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine" karar
verildiği ve bu durumun Kurulun, 8.4.2002
tarih 475.4814 sayılı yazısı ile Takasbank A.Ş.'ne, 08.04.2002 tarih,
474.4813 sayılı yazısı ile şirkete, 08.04.2002 tarih ve 476.4815 sayılı
yazısı ile davacılara bildirildiği, Takasbank A.Ş. tarafından İstanbul
2.İcra Müdürlüğü'ne hitaben yazılan 12.4.2002 tarih, 3839 sayılı yazı ile,
anılan Mahkeme kararının hüküm kısmının incelenmesinden, aracı kurumun, 640
lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu bulunduğu, mahkeme kararında yer alan
diğer hisse senetlerinden sorumlu bulunmadığı, haciz ihbarnamesinin buna
göre düzenlenmesinin istenildiği, İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002
tarih, 2000/7336 sayılı kararı ile haczin sadece 640 lot Tüpraş hisse
senediyle geçerli sayılmasına karar verildiği, Kurul tarafından İstanbul
2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı kararı ve Kurulun 05.04.2002
tarih, 17/451 sayılı kararı gereğince 640 lot Tüpraş hisse senedi değeri
tutarı olan miktarın "SPK Müşteri Bloke" hesabına bloke
edilmesinden sonra geriye kalan 378.846.316.400.-TL'sinin aracı kurum
Derborsa A.Ş. sonrası yeni kurulan Transtam Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne
gönderildiği, bilahare davacılar tarafından Kurul'un 5.4.2002 tarih, 17/451
sayılı kararının iptali ile bu karar gereği uğranılan 378.846.316.400.-TL
maddi zararın tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı,
yukarıda aktarılan mevzuatta görüleceği gibi
Sermaye Piyasası Kanunu’nun ana amacının, piyasanın güven, açıklık ve
kârlılık içinde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının
korunması ve bu suretle kaynakların iktisadi kalkınmanın emrine sunulması olup,
bu amaç ve hedefin gerçekleşmesi için sermeye piyasalarının düzgün
işleyişini sağlamaktan sorumlu organ olarak Kurula düzenleme, gözetleme ve
denetleme görev ve yetkisi verildiği, Yasayla sermaye piyasasında çok
önemli görevler verilen Kurulun, bu görevlerini yerine getirirken her türlü
bilgi ve belgeyi isteyerek izleme ve denetleme gibi çok geniş yetkilerle
donatıldığı, bakılan uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı idarece İstanbul 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı
kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini
gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine
ilişkin kararı çerçevesinde aracı kurumun Tüpraş hisse senetleri dışında
kalan diğer hisse senetlerinden dolayı doğrudan sorumlu tutulmasının mümkün
olmadığı nedeniyle aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı
olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse
senetlerine karşılık gelen tutardan sonra kalan bölümün şirkete iade edildiği
iddia edilmekte ise de, Norayr Artin İcad ile Heranouche İcad'ın müşterek
mirasçıları olan davacıların, aracı kurum olan Derborsa Borsa Bankerliği
A.Ş. ile birlikte Mehmet Temel (aracı kurumun en büyük hissedarı) ve Çiçek
Çınar aleyhine "hisse senetlerinin aynen tahsili ve temettü
alacaklarının tahsili" için açtıkları davada, İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi'nin 08.12.1999 günlü, E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı
kararıyla; 6000 lot Konya Çimento hissesinin davalılardan aynen alınarak
davacıya teslimine, 28321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan aynen
tahsiline, 1.664.380.000.-TL temettü alacağının ise davalılardan tahsiline,
3540 lot Marko Gıda hissesinin davalılardan alınarak davacıya teslimine,
640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde
tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" karar
verildiği, anılan mahkeme kararının içeriğinden Derborsa A.Ş.'nin, 4 bentde
sayılan hisselerin hepsinden müştereken sorumlu olduğu hususunun açıkca
ifade edilerek davacıların anılan şirketden alacak miktarının tespit
edildiği ve bu durumun davacılar tarafından 11.5.2001 tarihinde yapılan başvuruyla bildirildiği halde,
aracı kurumun davacılara olan borçlarının tespit edilerek gerekli
önlemlerin alınması mümkün iken, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin
25.10.2001 tarihli tavzih kararı esas alınarak Yasayla kendisine verilen
görevi layıkı ile yerine getiremediği, tasarruf sahipleri olan davacıların
hak ve yararlarının korunmadığı, gözetleme ve denetleme görevinin yerine
getirilmediği anlaşılmakla, Sermaye Piyasası Kurulu'nun dava konusu
5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararında hukuka ve mevzuata uyarlık
görülmediği, davacının 378.846.316.400.-TL
maddi tazminat istemine gelince; Anayasa’nın
125.maddesine göre idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü bulunduğu, idarenin belirtilen hukuki sorumluluğu aynı
zamanda Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olma niteliğinin de doğal bir
sonucu olduğu, kamu idarelerinin yapmakla
yükümlü oldukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmekle yükümlü
bulundukları, idarenin bu yükümlülüğü hiç
veya gereği gibi yerine getirmeyerek hizmetin kötü ve geç işlemesi ve bu
yüzden bir zarara neden olunması halinde zararı tazminle yükümlü olacağı,
idare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için,
sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya
çıkmış, miktar olarak belirgin, yani gerçek zarar olması gerektiği, dosyadaki mevcut belgelerden, İstanbul 2.İcra
Müdürlüğü'nün 10.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı haciz ihbarnamesi ile
İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin 97/1093 Esas, 1999/1225 Karar
sayılı ilamına istinaden borçlu Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş.'nin 6000 lot
Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 lot Marko Gıda, 640 lot Tüpraş
hisse senetlerinin aynen teslimi, mümkün olmadığı takdirde nakde tahvil
edilmesi suretiyle tahsiline, ayrıca temettü, mahkeme masrafı, vekalet
ücreti ve icra masrafları tutarı 19.128.412.000.-TL borcu nedeniyle banka
nezdinde bulunan temettü, kâr payı v.s. hak ve alacaklarının haczine karar
verildiği, bilahare anılan İcra Müdürlüğünün dava konusu edilen Kurul karar
organının 05.04.2002 tarih, 17/451 sayılı toplantısında alınan karar
çerçevesinde Derborsa A.Ş.'nin sadece Tüpraş hisse senetlerinden sorumlu olması
nedeniyle söz konusu hisse senetleri üzerinde haciz işlemlerinin
uygulanması sonucu sermaye blokajı hesabında kalan 378.846.316.400.-TL'nin
12.4.2002 tarihinde davalı idarece Derborsa A.Ş. sonrası kurulan Transtam
Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne iade edildiği, oysa, yukarıda da açıklandığı
üzere, aracı kurum Derborsa A.Ş.'nin İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi'nin 8.12.1999 tarih, E:1997/1093, K:1990/1225 sayılı kararında
yer alan 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 Iot Marko
Gıda, 640 lot Tüpraş hisse senedinin tamamından sorumlu olduğu ve bu hisse
senetleri için İstanbul 2.İcra Müdürlüğü tarafından haciz varakası
düzenlendiği halde, davalı idarenin 5.4.2002 tarih, 17/451 sayılı kararı
çerçevesinde, ilgili İcra Müdürlüğü
tarafından sadece 640 lot Tüpraş hisse senetleri için haciz işlemi
uygulandığı, bu haliyle davacıların aracı kurumdan icra yoluyla
alacaklarının Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil edilemediği,
diğer bir deyişle aracı kurumun sermaye blokajı hesabında bulunan 378.846.316.400.-TL'nin
aracı kuruma iade edilmesi neticesinde, davalı idarenin gözetleme ve denetleme görevini gereği gibi yerine
getirememesinden dolayı davacıların zarara uğradığı, davalı idarenin
mahkeme kararını yanlış uygulamak suretiyle hizmet kusuru işlediği açık
olmakla, davacıların bu yüzden uğradıkları maddi zararın tazmininin
Anayasa’nın 125. maddesi gereği olduğu, öte
yandan, eksilen yada yoksun kalınan maddi değerin karşılanmasının zaman
içinde gecikmesi de ayrıca bu gecikmeden doğan zararın telafisi için
hükmedilecek maddi tazminata faiz yürütülmesini gerekli kıldığı
gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı
378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu
miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
davacıya ödenmesine karar vermiş; bu karar, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRESİ’nin
14.6.2005 gün ve E:2005/972; K:2005/3064 sayılı kararıyla onanmak ve karar
düzeltme istemi de aynı Dairenin 22.11.2005 gün ve E:2005/9136; K:2005/5605
sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :
Sermaye Piyasası Kurulu vekili
tarafından, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında Derborsa
Menkul Değerler Anonim Şirketi’nin sadece "640 lot Tüpraş hisse
senedi"nden sorumlu tutulduğu, konuya ilişkin davacıların başvurusu
üzerine doğan tereddütün giderilmesini teminen tavzih kararı alınmasının
sağlandığı ve aracı kurumun sadece 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu
olduğu hususunun Mahkemenin 25.10.2001 tarihli tavzih kararı ile de
açıklığa kavuştuğu, söz konusu yargı kararları karşısında, Kurulun
görevinin mahkeme kararları hükümlerine uymak olduğu, dava konusu Kurul
kararının bu çerçevede alındığı, aracı kurumun Mahkeme kararında yer alan "640 lot
Tüpraş hisse senedi" dışındaki senetlerden de sorumlu olduğuna ilişkin
tavzih kararının, davacılar tarafından 12.4.2002 tarihli dilekçe ile aynı
karara ilişkin 2. kez tavzih talep edilmesi üzerine, Mahkemece görüş
değiştirildiğinin Takasbank'a mutad olmayan ifadeler ile bildirilmesi
sonrasında verilen 12.4.2002 tarihli tavzih talebinin reddi kararı olduğu
ve söz konusu kararın da dava konusu 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı Kurul
kararının verilmesinden sonraki tarihli olduğu, söz konusu karar üzerine de
19.4.2002 tarih ve AFD/545-5381 sayılı yazı ile, Kurullarının 5.4.2002
tarih ve 17/451 sayılı kararının hak sahipliğini tespite yönelik bir karar
olmadığı, yargı kararları veya icra daireleri kararları doğrultusunda işlem
yapılması gerektiği, bu bağlamda İstanbul 2. İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002
tarih, 2000/7336 sayılı tezkeresi doğrultusunda haciz kararının uygulanması
gerektiğinin Takasbank'a bildirildiği, dava
konusu Kurul kararının tesis edildiği tarih itibariyle İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarihli kararı ile 25.10.2001 tarihli
tavzih kararı çerçevesinde Derborsa'nın 640 lot Tüpraş hisse senedinden
sorumlu olduğunun açık bulunduğu, Kurulun kendisinden beklenen özeni
göstermek suretiyle hukuka ve mahkeme kararına uygun şekilde dava konusu
kararını tesis ettiği, buna karşın, söz konusu Kurul kararının iptali ve
doğduğu iddia edilen zararın ödenmesi talebi ile Ankara 6. İdare Mahkemesi
nezdinde açılan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, İstanbul 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin anılan kararının, kararda sorumluluğun ayrı
ayrı belirtildiği parantez içi hükümler yok sayılmak suretiyle Derborsa'nın
640 lot Tüpraş hisse senedinin yanı sıra, 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot
Marmaris Martı ve 3540 lot Merko Gıda hisse senetleri için de sorumluluğuna
hükmedildiği şeklinde hatalı yorumlanması ve bu hatalı yoruma dayanılarak
12.6.2003 tarih ve E:2002/988; K:2003/930 sayılı karar ile davanın kabulüne
karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğu, bu durumda, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6. İdare
Mahkemesi’nin anılan kararları arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğu, bu
açıdan anılan kararlar arasındaki çelişkinin giderilerek, anlaşmazlığın
esasının Derborsa'nın sadece 640 lot hisse senedinden sorumlu olduğu ve bu
çerçevede Kurulun 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı kararının hukuka uygun olması
nedeniyle söz konusu karar aleyhine açılan iptal ve tam yargı davasının
reddi yönünde hükme bağlanması istemiyle, 18.1.2006 günlü dilekçe
ile, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuştur.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16.
maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:
Hüküm uyuşmazlığının giderilmesi
talebinde bulunan davacı Sermaye Piyasası Kurulu vekilleri tarafından
İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6.İdare Mahkemesi kararları
nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için 2247 sayılı Kanun’un
24.maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili 2006/68 Esas sayılı dosyanın
incelendiği;yatırımcı Norayr İcad murisleri Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından, Derborsa Borsa
Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse senetlerinin
aynen ve temettü alacaklarının tahsili istemiyle İstanbul Asliye 1.Ticaret
Mahkemesi’ne açılan davanın yargılaması sonucunda; Norayr Artin İcad ile
eşi Heranouche İcad'ın davalı şirkete 26.08.1996 tarihinde hesap açtıkları
ve menkul değerler yönünden alım satım işlemlerinin takibinin yapılabilmesi
için de Çiçek Çınar'ı temsilci vekil tayin ettikleri, işlemlerin bu kişi
tarafından sürdürüldüğü, Norayr Artin İcad'ın 1997 yılında ölümü üzerine
hesaplardaki incelemelerde Çiçek Çınar'ın vekaleti kötüye kullandığının
saptandığı, şirket temsilcisi Mehmet Temel'in de virman işlemlerini
yürüttüğünden bu işlemlerden şirketle birlikte sorumlu bulunduğu
anlaşılmakla; davanın kısmen kabulüyle;
6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı,
540 lot Merko Gıda, 640 lot Tüpraş hisselerinin aynen ve 2.264.380.000.-TL
temettü alacağının davalılardan birlikte tahsiline ilişkin 08.12.1999 gün
ve 1997/1093 Esas ve 1999/1225 Karar sayı ile hüküm kurulduğu, anılan
kararın infazı sırasında tereddüt hasıl olduğundan, Sermaye Piyasası
Kurulu'ndan davacı vekillerinin görüş istemesi üzerine, 05.04.2002 tarih ve
17 sayılı kararıyla İstanbul Asliye 1 .Ticaret Mahkemesi'nin hüküm kısmının
4.fıkrasında yer alan 640 lot Tüpraş hisse senedinden Derborsa'nın sorumlu
olduğundan davacıların hesabına yatırılmasına, kalan miktarın ise
Derborsa'ya iadesine karar verildiği, davacı vekillerinin aracı kurumdan
icra yoluyla alacaklarını Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil
edemediğinden, Sermaye Piyasası Kurulu'nun sermaye blokajı hesabında
bulunan 378.846.400.-TL'nin aracı kuruma iade edilmesine ilişkin bölümün
iptali için idari yargı yerinde dava açıldığı, Ankara 6.İdare Mahkemesi'nin 12.06.2003 tarih 2002/988
Esas ve 2003/930 Karar sayılı kararında; Sermaye Piyasası Kurulu'nun
İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin kararını yanlış yorumlaması
nedeniyle hizmet kusuru işlediğinden, Derborsa'ya iadesine karar verilen
378.846.326.400.- TL ile ilgili bölümün iptaline karar verildiği, kararın
onanarak kesinleştiği, 2247 sayılı
Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari
veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili
olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe
ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ikiayrı kararın bulunması ve bu kararlar
arasındaki çelişki yüzündenhakkın
yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul Asliye 1.
Ticaret Mahkemesi'ne açılan dava, hisse senetlerinin aynen tahsili ve
temettü alacaklarının tahsiline hükmedilmesine ilişkin olmasına karşın,
Ankara 6.İdare Mahkemesi'ne açılan davanın, Derborsa Menkul Kıymetler
A.Ş.'ye ait teminat olarak tutulan miktarın Sermaye Piyasası Kurulu'nca
bloke edilmeyerek iade edilen işlemin iptali ile zararın ödenmesi istemine
ilişkin olduğu, adli ve idari yargıda açılan davaların taraflardan birinin
aynı olmasına karşın, aynı konu ve sebebe dayalı olmadığı ve bu kararlar
arasında dayanaklarının ve istemlerinin farklı olması nedeniyle aykırılık
bulunmadığı gibi, hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin
varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun’un 24.
maddesinde belirtilen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI :
Yatırımcı Norayr Artin İcad murisleri
Heranouche İcad, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından
Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse
senetlerinin aynen, temettü alacaklarının ise nakden tahsili istemiyle
açılan davada verilen ve davalı Çiçek Çınar dışındaki diğer davalılar
yönünden kesinleşen, davanın kısmen kabulü ile, 6000 lot Konya Çimento
hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 600.000.000.- TL
temettü bedelinin davalılardan tahsiline, 8321 lotMarmaris Martı hissesinin davalılardan
aynen tahsiline, 1.664.380.000.- TL temettü alacağının davalılardan
tahsiline, 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan aynen alınarak
davacıya teslimine, 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek
Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya
teslimine yolundaki İstanbul 1. Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 günlü,
E:1999/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ile Berç Tateos Arhanyan ve Meri
Büküciyan tarafından Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş.
nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden
karşılanmak üzere 640 lot Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının
davacılar adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul
Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu’nun
5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ve 378.846.316.400.- TL
maddi zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda verilen ve temyiz ve
karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleşen Ankara6. İdareMahkemesi’nin
12.6.2003günlü,E:2002/988,K:2003/930 sayılıkararı arasında oluştuğu ileri sürülen
hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenildiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi kararının, hisse senetlerinin aynen, temettü
alacaklarının nakden tahsiline ilişkin olmasına karşın, Ankara 6. İdare
Mahkemesi kararının, Derborsa Menkul Değerler A.Ş'ne ait olup, saklamada
bulunan Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının davacılar adına bloke
edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade
edilmesi yolundaki Sermaye Piyasası Kurulu işleminin iptaline ilişkin
bulunduğu, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesi Kanunu’nun 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci
fıkrasında, 1. maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi
tarafından, görevle ilgili olmaksızın verilmiş veya kesinleşmiş, aynı
konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar
arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan
hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edileceği hükmüne yer
verildiği, bu durumda, sözü edilen adli ve
idari yargı mercileri tarafından verilen kararlardan İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi kararının davalılardan biri yönünden kesinleşmemiş
olması, öte yandan, taraflarından en az biri aynı olmakla birlikte, davanın
konusu ve sebepleri aynı olmadığından, bu kararlar arasında hakkın yerine
getirilmesini olanaksız kılan çelişki bulunmaması nedeniyle hüküm
uyuşmazlığının varlığının söz konusu olmadığı, bu nedenle, 2247 sayılı
Kanun’un 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığı doğmadığından,
istemin reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında; Raportör Hakim
Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı ile Danıştay Başsavcısı’nın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin
düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun'un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik
birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az
ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya
kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı
olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi
olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.”
hükmü yer almaktadır.
Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı
için:
a)Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya
askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,
b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin
aynı olması,
c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,
d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,
e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın
yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi
aranmaktadır.
Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen
kararların incelenmesinden, ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş
kararlar bulunduğu; her iki kararda davanın esasının hükme bağlandığı;
taraflarından en az birinin (Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan) aynı
olduğu anlaşılmaktadır. Bu kararlardan:
Asliye Ticaret Mahkemesi kararı, Heranouche
İcad(daha sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan
vekili tarafından, Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel
ve Çiçek Çınar’a karşı, her bir davalının sorumluluğu dikkate alınarak
uyuşmazlık konusu hisse senetlerinin aynen iadesine, temettü alacağının
tahsiline karar verilmesi istemiyle açılan davada, davanın kısmen kabulü
suretiyle hisse senetlerinden ve temettü alacağından, Derborsa Borsa
Bankerliği Anonim Şirketi de dahil olmak üzere davalıların sorumlu olduğu
miktarın tespitine ilişkindir.
İdare Mahkemesi kararı ise, Meri Büküciyan ve Berç
Tateos Arhanyan vekili tarafından, Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı, Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne ait
Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul
kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos
Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul
Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası
Kurulu'nun 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ile işlemden
dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın 12.4.2002 tarihinden
itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan
davada, dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı
378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu
miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
davacıya ödenmesine ilişkindir.
Bir başka ifadeyle, Asliye Ticaret Mahkemesinde,
eksik bulunan bir kısım hisse senedinin davalıların zimmetinde olduğu,
ayrıca hisselere isabet eden temettü alacaklarının bulunduğu ileri
sürülerek hisse senetlerinin aynen iadesi ile temettü alacağının tahsili;
İdare Mahkemesinde ise, Derborsa Menkul Değerler
Anonim Şirketi'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak
saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan
bölümün Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin
Sermaye Piyasası Kurulu işleminin hatalı olduğu ileri sürülerek bu işlemin
iptali ile işlemden dolayı uğranılan maddi zararın yasal faiziyle birlikte
tazmini istemiyle dava açılmış olup, bu haliyle davaların konularının
farklı olduğu gibi, sebeplerinin de farklı olduğu anlaşılmıştır.
Belirtilen duruma göre, olayda, “konu ve dava
sebebinin aynı olması” koşulunun gerçekleşmemesi karşısında, uyuşmazlığa
konu edilen adli ve idari yargı kararları arasında hakkın yerine
getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin varlığından söz etmek
olanaksızdır.
Açıklanan nedenlerle, hüküm uyuşmazlığının varlığı
için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte
gerçekleşmediğinden, başvurunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247
sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte
gerçekleşmediğinden, BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/86
KARAR NO:
2006/173
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı:
Aslanlar İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili: Av. V.K.
Davalı:
Bandırma Kaymakamlığı (İlçe Özel İdare Müdürlüğü)
O L A Y: Taş ocağı işletmeciliği yapan davacı
şirket adına; orman sahası ile bitişiğinde bulunan mülga Köy Hizmetlerine
ait taş ocağı sahasına taşmak suretiyle üretim yaptığından bahisle,
27.07.2005 tarih, 1-7/53 sayılı işlemle; 3213 Sayılı Maden Kanunu’nun
uygulanması ile ilgili Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 43. maddesi
uyarınca idari para cezası kesilmiş; davacı şirket vekili tarafından,işlemin iptali istemiyle idari yargı
yerinde dava açılmıştır.
BURSA 1. İDARE MAHKEMESİ ; 20.09.2005 gün,
E:2005/1208, K:2005/1147 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2.
maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun
genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında
uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari
tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya
geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme
bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği
veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu Kanun’un yürürlüğe
girdiği 1.6.2005 tarihindenitibaren
idari para cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı,
bu durumda davacışirkete, 3213 Sayılı
Maden Kanunu uyarınca verilen idari para cezasından doğan uyuşmazlığın görüm
ve çözümünde yukarıda anılan 5326 Sayılı Yasa hükümlerine göre Sulh Ceza
Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;
Başkanlık yazısı ile anılan İdare Mahkemesi kararının kesinleşme durumunun
sorulması üzerine, Bursa 1.İdare Mahkemesi Başkanlığınca verilen 20.4.2006,
24.5.2006 ve 9.8.2006 günlü cevap yazılarında, itiraz süreci sonuçlanmayan
kararın kesinleşmediği belirtilmiştir.
Davacı şirket vekili, aynı istekle 14.10.2005
gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BANDIRMA SULH CEZA MAHKEMESİ; 19.01.2006 gün
veDeğ.İş.E:2005/589,
Değ.iş.K:2006/27 sayı ile; davada taraf olan İl Özel İdaresinin, 13.3.1994
tarihli İl Özel İdare Kanunu ile düzenlendiği, valiye bağlı, emvalinin
devlet emvali, personelinin devlet memuru niteliğinde olduğu, kamu
kurumuolan Özel İdarenin denetimi
ve gözetimi altında bulunan Ocak işletmelerinin faaliyetlerinin,yasadaöngörüldüğübiçimde bu
idarenin ruhsat ve denetimine tabi tutulması ve bu konuda idareye yaptırım
yetkisi verilmiş olmasının, bu faaliyetin kamu hukukunun buyurucu
kurallarına bağlı olduğunu gösterdiği, (Uyuşmazlık Mahkemesinin 7.7.1994
tarih ve 1994/18 esas, 1994/18 sayılı kararının örnek gösterildiği)
Anayasanın 125.maddesinin son fıkrası ve İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 2/1-b
maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli
bulunduğu, ayrıca genel nitelikte bir kanun olan 5326 Sayılı Kabahatler
Kanunu’nun özel kanunda belirtilen hükmü ortadan kaldırmayacağının
anlaşıldığı gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş, bu kararitirazedilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi
gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Anılan düzenlemeye göre, olumsuz görev
uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için: adli, idari veya askeri
yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya
kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir.
Olayda, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik
kararının itiraz edilmeyerek kesinleşmesine karşılık,idare mahkemesi tek hâkiminin görevsizlik
kararına, davacının yaptığı itirazın reddi üzerine yapılan karar düzeltme
talebinin Bölge İdare Mahkemesince karara bağlanmamış olması nedeniyle,
ortada idari yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı
bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen “kararların
kesin veya kesinleşmiş olması” koşulu gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayanBAŞVURUNUN, aynı
Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/108
KARAR NO:
2006/215
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmakta
iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile
ilişiği kesilen davacının;görevi sırasında
hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982
sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin
reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk
K A R A R
Davacı:
İ.Y.
Davalı: Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y:
Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta
iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile
ilişiği kesilen Davacı,görevi
sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat
raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine
verilmesini Milli Savunma Bakanlığından istemesi üzerine, Genel Kurmay
Başkanlığınca tesis edilen 12.10.2005 tarih ve 1123279 sayılı işlemle,
“gizli ve açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiğinden
istemi karşılanmamış, bir kısım bilgiler,belge üzerinde karartma yapılarak verilmiştir.
Davacı, görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan
bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı
Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddine ilişkin işleminin
iptali istemiyle 28.10.2005 tarihinde genel idari yargıda dava açmıştır.
Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde
davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu
ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ ; 5.1.2006 gün ve
E:2005/2181 sayı ile, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi hükmüne göre AYİM’in
bir davaya bakabilmesi için dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi
ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin
gerektiği, olayda, her ne kadar yukarıda açıklanan 20. maddede görevden
ayrılmış olsa da askeri personelin asker kişi sayılacağı belirtilmekte ise
de; askeriyeden ayrılan davacının isteğinin, askerlikle ilgili olmayıp
kendisi ile ilgili olarak düzenlenen sicil belgesi ve kanaat raporlarının
bilgi edinme yasası gereği verilmesi olduğundan; yasada öngörülen askeri kişi
ve askeri hizmete ilişkin bulunmadığı, bu durumda, askeriyeden ayrılan
davacının bilgi edinme yasası uyarınca istediği sicil belgesi ve kanaat
raporlarının, sivil kişininaynı
yöndeki isteğinden ve onun çözümü ile varılacak sonuçtan farklı olmadığı, davanın görüm ve çözümünün İdare
Mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazını
reddederek görevlilik kararı vermiştir.
Davalı İdare
vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine; dilekçe ve idari yargı
dosyası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI;
Anayasanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başlıklı 157’nci maddesinde yer
alan göreve ilişkin hükümlerini benzer bir biçimde tekrarlayan Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 ve 21’inci maddelerine göre uyuşmazlık
konusunun Askeri İdari Yargı yerinde görülebilmesi için iki koşulun bir
arada gerçekleşmesi gerektiği, “Asker kişiyi ilgilendirme” koşulundan
davacının hizmette ya da görevden ayrılmış ve 1602 sayılı Kanunun 20’inci
maddesinde sayılan asker kişilerden olmasının gerektiği, diğer koşulu ise
davaya konu işlemin “askeri hizmete ilişkin” bulunması koşulunun
oluşturduğu, idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri
hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna
bakılması gerektiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve
yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete
ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği, daha açık bir ifadeyle, askeri
hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik
ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan
kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev
yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde
tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, bu
tespitler sonucunda, dava konusu işlemin askeri gereklere, askeri usul ve yönteme
ve askeri hizmete göre tesis edilmiş olduğundan, davada “askeri hizmete
ilişkin bulunma” koşulunun gerçekleştiği sonucuna varıldığı, idari işlemin
“asker kişiyi ilgilendirmesi” için, işlemin hizmetten ayrılmış da olsa bir
asker kişiye yönelmiş olmasının gerektiği, olayda, dava konusu işlemin
hizmetten ayrılmış olan davacı emekli astsubay’ı ilgilendirdiği
anlaşılmakla, davada idari işlemin “askeri hizmete ilişkin bulunması” ve
“asker kişiyi ilgilendirmesi” koşullarının birlikte gerçekleştiği ve dolayısıyla
davaya bakma görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ait olduğu
gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış
olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini
Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.
Başkanlıkça
2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da
yazılı
düşüncesi istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Türk Silahlı Kuvvetlerinde
astsubayolarak görevyapmakta
iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek
Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının, 4982 sayılı Bilgi Edinme
Hakkı Kanunu uyarınca Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvuru üzerine
Genel Kurmay Başkanlığınca tesis edilen işlemin, görevi sırasında hakkında
düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının verilmesi
isteminin reddine ilişkin kısmının iptali istemiyle Ankara 5. İdare
Mahkemesinde açılan davada dosyanınincelendiği,Anayasa’nın 157’nci
maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini
yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Kanununun 20’nci maddesinde de, söz konusu Anayasa hükmüne aynen
yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten
ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş,
uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi
sayıldığı, aynı Kanunun 22. maddesinde de, Birinci Dairenin, atanma, yer
değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik,
maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargıdavalarını çözümleyeceği kuralına yer
verildiği, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1. maddesinde, “Bu
Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik,
tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme
hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir” hükmüne, 9.
maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya
açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar
birlikte bulunuyor ve bunlarbirbirlerindenayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya
açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine
sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne,
13.maddesinde “Yargı denetimi dışında kalan idari işlemlerden kişinin
çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek nitelikte olanlar, bu Kanun
kapsamına dahildir. Bu şekilde sağlanan bilgi edinme hakkı işlemin yargı
denetimine açılması sonucunu doğurmaz” hükmüne yer verildiği, dava;davalı idare tarafından, davacının isteminin
bir kısmının, 4982 sayılı kanunun 9. maddesinde belirtilen “gizli bilgiler
ve açıklanması yasaklanan belgeler” kapsamında olduğu gerekçesiyle reddi
yolundaki işlemin iptali istemiyle açılmış bulunduğuna göre, yargı
denetiminin sicil ve kanaat raporlarına değil, sözü geçen kanunun 9. maddesi
noktasında tesis edilen işleme yönelik bulunduğundan, asker kişiyi
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin işlemler ile bunlara ilişkin olan
belgelerin Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında ilgililere verilmemesi
işlemlerinin konularının ve değerlendirmelerinin farklı olduğunun kabulü
gerektiği, bu durumda, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi uyarınca asker kişi
sayılan davacının, askeri hizmetine ilişkin sicil belgeleri ve kanaat
raporlarının Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca verilmesi isteminin, yine bu
yasa kapsamında reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde değil genel idari yargı yerinde
çözümlenmesi gerektiği ve sonuçta,açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca
yapılan başvurunun reddiningerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2. maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare
MahkemesiBaşsavcılığınca, 10.
maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri
Yüksek İdare Mahkemesiningörevli
olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM
Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davada askeri idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv.
Svn. Kd. Üçvş. Rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki
nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının;görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan
bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı
Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddi işleminin iptali
istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu,
ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi
olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı
Yasanın 25.12.1981 tarihve 2568
sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel
işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması”
koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde
sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker
kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete
ilişkin olup olmadığına gelince:
Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin
belirlenmesi yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının
saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel
işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre
kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir.
Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler:
yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve
davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve
ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin
özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak
değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeriolmayan bir makam tarafından kurulmuş
olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı
davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1.
maddesinde, “Bu Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan
eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi
edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir”
hükmüne, 9. maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli
veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar
birlikte bulunuyor ve bunlar birbirlerinden ayrılabiliyorsa, söz konusu
bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler
çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi
başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd.
Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek
Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının,görevi sırasında hakkında düzenlenmiş
olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme
Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesini istemesi üzerine, 4982 sayılı
Bilgi Edinme Kanunu’nun 9. maddesi gerekçe gösterilerek ve “gizli ve
açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiği belirtilerek
isteminin karşılanmadığı anlaşılmıştır.
İdarece davacının istemi4982 sayılı Yasahükmü gerekçe gösterilerek reddedilmiş ise
de;yapılacak yargılamada,askeri makamlarcaaskeri hizmet, askeri kural ve gerekler
göz önünde tutularak ilgili hakkında düzenlenen sicil ve kanaat
raporlarının niteliği, değerlendirilmesi,açıklanmasının yerinde olup olmamasının irdelenmesigerekeceğinden, uyuşmazlığa konu edilen
davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare
Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİNİN görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcısının BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile Ankara 5. idare Mahkemesi’nce verilen 5.1.2006 gün ve
E:2005/2181 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/113
KARAR NO:
2006/216
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Davacıların hissedar oldukları kadastral
parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda
kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı, uğranılan zararın tazmini
istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı: V.M., C.M., Ö.M.
Vekili:
Av.E.G.
Davalı:
Altındağ Belediye Başkanlığı
Vekili :Av. A.Ö.R.
O L A Y: Davacılara ait, Ulubey Mahallesi, 218. Sokak,
No.7-9 adresinde,299/9603 hissesine
sahip oldukları 3460 ada, 2 sayılı kadastral parsel üzerinde binaları
bulunmaktadır.
Davacılar tarafından 7 Nolu binaya ilişkin olarak 2981
sayılı Yasaya göre İmar Affı müracaatı yapılmış, 2981 sayılı Yasanın 8.
maddesine göre evraklar tamamlanmış ancak, aynı Yasanın 9. maddesinin (c)
bendine göre diğer hisse sahiplerinden yapıya muvafakat edildiğine dair
belge getirilmemiş, aynı maddeye göre gerekli harçlar yatırılmamış ve 15.
maddeye göre de Yapı Kullanma İzin Belgesi alınmamıştır. İmar Affı Kanununa
göre, söz konusu bina ile ilgili işlemler tamamlanmadığı ve bina 2981
sayılı Yasaya göre ruhsata bağlanmadığı için, idarece;“davacıların 7 No’lu
bina için İmar Affı müracaatları olmakla birlikte yapının bulunduğu
parselin kadastro parseli olduğu ve hisseli bulunduğu, 2981 sayılı Yasanın
9/c maddesi düzenlemesine göre binanın inşaa edildiği tarihte tüm
hissedarlardan muvafakatname ibraz edilmesi gerekmesine rağmen bu
eksikliğin giderilmediği gibi, davacıların inşaa ettiği yapının zeminde
davacılara ait belli bir yer bulunmadığından diğer hissedarların
hisselerine tecavüzlü konumu nedeniyle”2981 sayılı Yasaya göre başkasının arsasına yapılan yapı olarak,
diğer bir ifadeyle kaçak yapı şeklinde; 2981 sayılı Yasaya göre imar affı
müracaatında bulunulmadığından, 9 no.lu binada,kaçak ve ruhsatsız olarak nitelendirilmiştir.
Davacılara, tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis
edilmiş ve tapuları verildiğinden kamulaştırma konusu olmamıştır.
Davacılara ait yapılar, 81320 no.lu Ulubey-Hacılar
2.Etap Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kaldığından ve kaçak yapı
olarak nitelendirildiğinden, idarece bir bedel ödenmeksizin yıktırılmıştır.
Davacılar
vekili, söz konusu binaların ve eklentilerinin, imar yolu üzerinde
bulunması nedeniyle kamulaştırma yapılmaksızın yıktırılmasından dolayı,
fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00YTL’nin yasal faizi ile
birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı vekilince, birinci savunma dilekçesinde,
davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev
itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 26.4.2006 günlü
celsesinde E: 2006/62 sayı ile, davalı İdare vekilinin göreve ilişkin
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen
dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda
bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası, Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları idari dava türleri arasında sayıldığı, dosyanın incelenmesinden,
uyuşmazlığın, davacılara ait Altındağ İlçesi, Ulubey Mahallesi 218 Sokak 7
ve 9 nolu binaların, davalı idarece imar yolu üzerinde bulunması ve kaçak
yapı olduklarının tespitinden dolayı yıkılması nedeniyle 5.100,00.- Yeni
Türk Lirasının davalı idareden tahsili isteminden kaynaklandığının
anlaşıldığı, davalı idarenin, binaların revizyon imar planı uygulaması
nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara tapulu
hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel ödenmesinin
mümkün bulunmadığını iddia etmekte olduğu, bu durumda, davacılara ait kaçak
yapıların 81320 No.lu Ulubey-Hacılar 2. Etap Revizyon İmar Planında imar
yolu üzerinde kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip
ödenmeyeceği noktasından kaynaklanan ve sonuçta bir idari işlem olan
revizyon imar planına dayanılarak sözü edilen yapıların yıktırılmasından
doğan zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, imar mevzuatı hükümleri
çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle, 2247
sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
karar vermiş ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden
istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13.
maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; dosyanın
incelenmesinden, davacıların hissedarı olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz
yaptıkları binaların, imar planına göre adalar arası yol güzergâhında
kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu yapılardan biri için 2981 sayılı
İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve kendilerine kullanma izni
verilmesi için başvuruda bulundukları, ancak evrakın eksik olması nedeniyle
işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise herhangi bir başvuruda
bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı niteliği taşıyan binalar
hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi ve bu kapsamda bir bedel
takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına karar verildiği;
davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi, 218.Sokak, 7 ve 9
kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin edilmesi istemiyle bu
davayı açtıklarının anlaşıldığı, davalı belediyece yapılmış bir
kamulaştırma işleminin olmadığı ya da bu kapsamda bir bedel takdiri
yaptırılmadığı gibi, 2981, 3290 ve 3360 sayılı Yasalardan yararlanmayan
davacılara ait yapıların ruhsatsız ve kaçak olduklarının dosya içeriğinden
ve yazışmalardan belirlendiği,Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında; idarenin kendi eylem ve
işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında
sayılmıştır. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve
Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin
(b) bendinde ise, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece
Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki tam yargı davalarını idare
mahkemelerinin çözümleyeceğinin belirtildiği, İmar planı ve buna dayalı
imar uygulaması sonucunda uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini
istemiyle açılan davada, gayrımenkulün aynına yönelik olmayıp, idarenin
kamu gücünü kullanarak tek taraflı olarak düzenlediği işleme dayanması
nedeniyle davanın görüm ve çözümünün idari yarı yerine ait bulunduğu
gerekçesiyle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi
gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 7. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 2006/62 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar
verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla
yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan
Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve
12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ
ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava,davacıların hissedar oldukları kadastral
parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda kalması
nedeniyle yıktırılmasından dolayı uğranılan zararın, yasal faiziyle
birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacıların hissedarı
olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz yaptıkları binaların, imar planına göre
adalar arası yol güzergâhında kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu
yapılardan biri için 2981 sayılı İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve
kendilerine kullanma izni verilmesi için başvuruda bulunduğu, ancak evrakın
eksik olması nedeniyle işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise
herhangi bir başvuruda bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı
niteliği taşıyan binalar hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi
ve bu kapsamda bir bedel takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına
karar verildiği; davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi,
218.Sokak, 7 ve 9 kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin
edilmesi istemiyle bu davayı açtıkları anlaşılmıştır.
Davalı idare, binaların revizyon imar planı
uygulaması nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara
tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel
ödenmesinin mümkün bulunmadığını iddia etmektedir.
Belirtilen duruma göre,davacılara ait vekaçak olarak nitelendirilen yapıların,
Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kalması nedeniyle
yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip ödenmeyeceği noktasından
kaynaklanan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b.
maddesinde yer alan " İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenle,
Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Altındağ Belediye
Başkanlığıvekilinin görev
itirazının, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara
7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.4.2006 gün ve E:2006/62 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/145
KARAR NO:
2007/111
KARAR TR
: 4.6.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idari
para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı: Hükmü Peker İnş. Tic. ve San. A.Ş.
Vekili: Av. D.Ç.
Davalı:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y :
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 5.9.2005
gün ve 23729 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun muhtelif
maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine
dayanılarak 105. maddesine göre davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, para cezasına karşı
adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA
12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 1.11.2005 gün ve 2005/690 Müt. sayı ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Ankara Bölge Müdürlüğü’nce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine
dayanılarak davacıya idari para cezası verildiği, 4857 sayılı Kanun’un
108/2. maddesine göre, idari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren
idare mahkemesine 7 gün içinde itiraz edilebileceği, tahakkuk ettirilen idari para cezası idarenin kamu gücünü
kullanarak yaptığı bir işlem olup, bu bakımdan idari para cezası niteliğini
taşıyan cezaların idari yargı denetimi dışında tutulmasının idarenin
yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu
doğuracağı, esasen Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının da bu doğrultuda
olduğu, Kabahatler Kanunu’nda, kabahat deyiminden, Kanunun karşılığında
idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olduğunun anlaşılması
gerektiği belirtilmişse de, verilen para cezasının kamu gücü kullanılarak
yapılan bir idari işlem olduğu ve 4857 sayılı Yasa’nın 108/2. maddesinde
yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğuna dair yetkiyi belirleyen maddenin
halen yürürlükte bulunduğu, bu durumda, davacıya uygulanan idari para
cezasına itiraz merciinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez,
idari para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ;
14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2
ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler
uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari
para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer
yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan
istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılması
gerektiği, bu durumda, idari yaptırım niteliğindeki dava konusu idari para
cezasının iptali istemiyle 12.12.2005 tarihinde açılan davanın çözümü adli
yargı yerine ait olduğundan, Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER,
Z.Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü
toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci madde-sinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla
SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerine
muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105.
maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857
sayılı İş Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, “Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak
çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve
sorumluluklarını düzenlemektir” denilmiş; 105. maddesinde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlere
aykırılık halinde verilecek cezalar düzenlenmiş; aynı Kanunun 108.
maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün
içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen
idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idariyargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare
Mahkemesi’nce verilen 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/152
KARAR NO:
2007/2
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
Satel Sabah Televizyon Prodüksiyon A.Ş.
Vekili:
Av. N.B.
Davalı:
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
Vekili: Av.M.L.
O L A Y:
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel
Müdürlüğü’nün 15.10.2004 gün ve 21148 sayılı işlemi ile, 2-16.2.2004 tarihinde
ATV televizyon kanalında yayımlanan "Bizim Stadyum" isimli
programda, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı
Kanun’la değişik 16. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 17 ve 25/8.
maddeleri uyarınca davacı adına idari para ve durdurma cezası verilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu işlemin iptali istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ ; 26.10.2004 gün ve E:
2004/3268; K:2004/1967 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı
dava açılacağı, ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da
sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava
açılabileceği hükmünün bulunduğu, dava dosyasının incelenmesinden, davanın,
davacı şirkete ait ATV logosu ile yayın yapan televizyon kanalında
"Bizim Stadyum" adlı programda yer alan "Aria"
markasına ait görüntülerin 4077 sayılı Kanun’a aykırı olduğundan bahisle
idari para ve durdurma cezası verilmesine ilişkin 15.10.2004 gün ve 21148
sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmakta olup, idari yargıda
görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken
durdurma cezası işlemleri arasında maddi ve hukuki birlik ve sebep-sonuç
ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı
gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca 5.
maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin bu kararın tebliğinden itibaren
30 gün içinde 2577 sayılı Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı
yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.
Davacı vekili, bunun üzerine, durdurma cezasının
kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ; 4.10.2005 gün ve
E:2004/2361; K:2005/2657 sayı ile, davanın, durdurma cezasının kaldırılması
istemine ilişkin bulunduğu, 4822 sayılı Yasa ile değişik 4077 sayılı
Yasa’nın 16. maddesi, ticari reklam ve ilanların ne şekilde yapılacağını,
17. maddesi, Reklam Kurulu’nun oluşum şeklini ve görevlerini, 25. maddesi,
ceza hükümlerini, 26. maddesi, cezalarda yetkiyi düzenlediği, Reklam
Kurulu’nun, bir idari denetim birimi olduğu ve kanunda belirtilen hallerde
tek başına yaptırımda bulunma hakkına haiz olduğunun anlaşıldığı, idari
birimler içinde yer almış tek başına denetim ve yürütülebilir nitelikte
olan idari işlem tesis etme yetkisi olan Kurulun kararlarına karşı ancak
idari yargı yoluna başvuruda bulunulabileceği, Kanunun 25/8 maddesinde,
Reklam Kurulu’nun 3 aya kadar durma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme
ve/veya para cezası verme yetkisi bulunduğu, Kurulun bu cezaları ayrı ayrı
verebileceği gibi birlikte de verebileceği(ihlalin niteliğine göre),
Kanunun 26. maddesinde, bu kanunda belirtilen her türlü para cezasının
idari nitelikte bulunduğunun belirtildiği, Kurul hem durma hem de para
cezası verdiğinde, durma kararının adli yargıda, para cezasının idari
yargıda çözümlenmesi gerektiğini düşünmenin çeşitli mahzurlara yol
açabileceği, şöyle ki; her iki yargı yolunun da aynı kurul kararını değerlendireceği,
kimi zaman kararlar arasında tezatlar ortaya çıkabileceği(örneğin, adli
yargıda reklamın durdurulma kararının haksız olduğu kabul edilip, bu karar
ortadan kaldırılırken, idari yargıda idari para cezası onaylanabilecek veya
tam tersi durum söz konusu olabilecektir) bu nedenle tek bir yargı yerinde
sorunun çözümünün daha doğru yaklaşım olacağı, nitekim, Ankara 10. İdare
Mahkemesi’nin 26.10.2004 gün ve E:2004/3268; K:2004/1967 sayılı kararının
taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiği, 4077 sayılı Kanun’un 25.
maddesine göre para cezasının idari nitelikte olduğu ve Reklam Kurulu’nun
yapısı da dikkate alındığında, Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna
varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Davacı vekili, adli ve idari yargı kararları
arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu
uyuşmazlığın giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı,
görevsizlik kararı olmayıp, idari yargıda görülecek olan idari para cezası
ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma cezası işlemleri arasında maddi
ve hukuki birlik ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile
dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15.
maddesinin 1/d bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava
dilekçesinin, bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde 2577 sayılı
Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı yargı yerlerinde dava
açılmak üzere reddine ilişkindir. Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı
doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik
kararı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi
uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulu taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/154
KARAR NO:
2007/3
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Sözleşme imzalandıktan sonra, taraflarca
sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi sırasında davacıya ödenmesi
gereken fiyat farkının hesaplanmasından doğan uyuşmazlığın ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
Yeş-Top Koll. Şti.
Vekili:
Av. E.A.
Davalı:
Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y: 7.
Kolordu Komutanlığı’na bağlı birliklerin ihtiyacı olan LPG tedariki
amacıylayapılacak ihale, Diyarbakır
İç Tedarik Bölge Başkanlığı’nca 31.10.2002 tarihinde ilan edilmiş, ilan
üzerine davacı şirket tarafından yapılan fiyat araştırması sonucu, 1.375.000
X %3,05 İskonto = 1.333.000.- TL fiyat teklif edilmiş ve 7.1.2003 tarihinde
yapılan ihale, 1 kg lipit petrol gazını 1.333.000.- TL fiyattan vermeyi
teklif eden davacı şirketin uhdesinde kalmıştır. Bilahare ihale kararının
davacı şirkete tebliğini müteakiben 20.1.2003 tarih ve 2004 sayılı sözleşme
imzalanmıştır.
Davacı şirket, Diyarbakır İç Tedarik Bölge
Başkanlığı’na hitaben verdiği 25.4.2003 günlü dilekçe ile, ihale fiyat
araştırmasının üç ayda tamamlandığını ve bu süre içinde 1 kg LPG fiyatının
1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığını, bu nedenle ihale tarihinde
1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar üzerinden
fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması gerektiğini,
oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı baz alarak
1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığını ileri sürerek
hesaplamanın düzeltilmesini istemiştir.
Bunun üzerine, Milli Savunma Bakanlığı Diyarbakır
İç Tedarik Bölge Başkanlığı 12.5.2003 gün ve 6048-786-03 / İK.Ş. sayılı
dava konusu işlemi ile, Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için
sözleşmeye bağlanan LPG alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin
hüküm bulunduğu, 25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı
uygulamasına ait dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi
Gazete esas alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında
resmi fiyat olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat
farkı hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin
yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık
bulunmadığı, bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli
üzerinden kırım yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan
kesinleşen ihale fiyatı üzerinden işlem yapıldığı davacı şirkete
bildirilmiştir.
Davacı vekili, davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a
atfen Bakanlar Kurulu’nca ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın fiyatlar ve
fiyat farklarına ilişkin genelgelerine istinaden fiyat farklarının
uygulanması gerekirken mevzuat hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı
hareket ederek taleplerinin reddedildiğini ileri sürerek söz konusu işlemin
iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont
faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
DİYARBAKIR İDARE MAHKEMESİ; 11.2.2004 gün ve
E:2003/2392; K:2004/259 sayı ile, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun genel
bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli dairelerin, özel idare ve
belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri
aynı hak tesisi ve taşıma işleminin bu Kanunda yazılı hükümlere göre
yürütüleceğini düzenlediği ve bu yönü ile bir kamu Kanunu niteliğini
taşıdığı, anılan Kanun hükümlerine göre, bu Kanunun kapsamına giren işlerin
görülmesi için yapılan ihalelerde ihale kararının kesinleşmesine kadar ki
dönem içinde idarece tesis olunacak işlemlerin 2886 sayılı Kanun’la
düzenlenmiş olması ve bu Kanunun kamu Kanunu olması karşısında, idari
yargının denetimine tabi olduğu, ihale kararının kesinleşmesinden sonra
müteahhit ile idare arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin uygulanması
ile ilgili uyuşmazlıkların ise 2886 sayılı Kanun’la düzenlenmeyip, özel
hukuk alanını ilgilendirmesi nedeniyle adli yargının denetimine tabi
olduğunun açık bulunduğu, bu açıklamalar karşısında, dava konusu olay
incelendiğinde, uyuşmazlığın, davalı idarenin LPG ihtiyacını karşılamak
üzere yapılan ihaleyi alan davacının LPG fiyatlarına gelen zamların sözleşmede
belirlenen bedele eklenmesi yolundaki talebinin reddedilmesine ilişkin dava
konusu işlemden kaynaklandığının anlaşıldığı, uyuşmazlığın, ihalenin
kesinleşmesinden sonraki aşamada şartname ve şartname hükümlerine uygun
olarak düzenlenen sözleşme hükümlerinin uygulaması aşamasında doğduğuna
göre, uyuşmazlığın özel hukuk alanını ilgilendirmesi ve sözleşme
hükümlerinin taraflarca yerine getirilip getirilmediğinin anılan şartname
ve sözleşme hükümlerinin incelenerek özel hukuk hükümlerine göre adli yargı
yerince çözümlenmesinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;
bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
DİYARBAKIR 1. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; 16.11.2005 gün ve E:
2004/589; K:2005/789 sayı ile, davacı vekilinin 27.5.2004 tarihli dilekçesi
ile, müvekkili şirketin davalı Kurumun LPG tüp ihtiyacını karşılamak için
7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleye girdiğini, yapılan ihale neticesinde
ihalenin bir yıllığına müvekkili şirket tarafından üstlenildiğini,
müvekkili şirketin davalı Kurumun fiyat farklarını dikkate almadığından
dolayı zarar ettiğini, müvekkilinin zararın giderimi için 28.4.2003
tarihinde Kuruma müracaat ettiğini, yapılan müracaatın davalı idarece kabul
edilmediğini, davalı idarenin dava konusu işleminin hukuka ve kanuna aykırı
olması nedeni ile Diyarbakır İdare Mahkemesi'nde 2003/2392 Esas ile
17.7.2003 tarihinde iptal davasının ikame edildiğini, ikame edilen esasa
uygun idari davalarının, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 11.2.2004 tarih
2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı kararı ile görev yönünden reddine
karar verildiğini, red kararının taraflarına 20.4.2004 tarihinde tebliğ
edildiğini, İdare Mahkemesinin görev yönünden red kararından sonra
Mahkemelerinde davayı ikame etme zorunluluğunun doğduğunu, bu nedenle,
Mahkemelerinde ikame ettiği davanın usul ve esas yönünden hukuka aykırı
olduğunu, 31 Ekim 2002 tarihinde davalı idarenin 7. Kolordu’ya bağlı
birliklerin 800 adet 12 kilogram, 2000 adet 45 kilogram LPG tüp ihtiyacı
için ihale yapılacağının ilan edildiğini, ilan neticesinde fiyat
araştırmasının yapıldığını, müvekkili şirketin yapılacak ihaleye 1.375.000
X 3.05 isk. = 1.333.000 TL olarak fiyat verdiğini, yapılan fiyat
araştırması neticesinde, davalı idarenin 14.11.2002 tarihinde satın alma
onay belgesi ile uygun görülüp, 7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleyi
müvekkili şirketin üstlendiğini, müvekkilinin ihaleyi aldıktan sonra
yüklendiği işi yerine getireceğini, ancak müvekkilinin kar amacı ile
girdiği ihalede her ay milyarlarca zarar ettiğini, meydana gelen bu
zarardan müvekkilinin kusurunun bulunmayıp, davalı idarenin mevzuata aykırı
hareket etmek istemesinden kaynaklandığını, davalı idarenin ihaleye konu
tüpler için 31.10.2002 tarihinde fiyat araştırmasına girerek, müvekkili
şirketten fiyat aldığını, müvekkili şirketin 31.10.2002 tarihini baz alarak
fiyat verdiğini, davalı idarenin fiyat araştırmasından iki ay sonra
4.1.2003 tarihinde ihale yaptığını, Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik
durumun hemen hemen her gün benzinin zam aldığı bir dönemde fiyat
alındıktan 3 ay sonra ihale yapılması ve yapılan ihaleden sonra gelen
zamları dikkate almayan yaklaşımların hukuki dayanağının bulunmadığını,
davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a atfen Bakanlar Kurulunca ve Sanayi Ticaret
Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden
fiyat farklarının uygulanması gerekirken davalı idarenin mevzuat
hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı hareket ederek fiyat farklarını
uygulamayarak müvekkilini mağdur ettiğini, dava konusu işlem ve
genelgelerden de anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin hiçbir kusuru
bulunmadığı halde kar amacıyla yüklendiği işi davalı idarenin kusuru ve
mevzuata aykırı işlem yapmasından dolayı müvekkil şirketin zarar ettiğini,
müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için, dava konusu işlem hakkında
yürütmenin durdurulması ile işlemin iptalini ve fiyat farklarının aylara
göre ayrı ayrı hesaplanarak müvekkil şirkete reeskont faizi ile birlikte
ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, davalıvekilinin8.7.2004havale tarihlidilekçesiile;davanınyasal dayanaktan yoksun olup reddinin
gerektiğini, ihaledokümanları
arasında bulunması zorunlu olan tahmini bedelin (yaklaşık maliyetinin),
tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırması neticesinde, idarenin belirlemiş
olduğu tahmini bedelin 1.375.000.-TL olup, ekonomideki dalgalanmalar nedeni
ile, gerçekleşen fiyat artışları ile ihale tarihi itibari ile LPG piyasa
fiyatının 1.597.928.000.- TL olduğunu, bunun üzerine gerçekleşen fiyat artışlarını
bilerek ve isteyerek 100.000 kg LPG alım ihalesine 4 firmanın teklif
verdiğini, söz konusu ihalenin 1.333.000.- TL ile (% 3.05 kırımla) en düşük
teklif sahibi olan Yeş-Top Koll.Şti'nin uhdesinde kaldığını, idare ve
üzerinde ihale kalan isteklinin taahhütlerini içeren 20.1.2003 tarih ve
02006 sayılı sözleşmenin karşılıklı olarak imzalandığını, davalı idarenin
mevzuatında taahhütlerin gerçekleştirilmesinde, karşılaşılacak hadiselerin
sözleşmede yer alan hükümler çerçevesinde değerlendirileceğini, sözleşme
hükümlerinin uygulanması gerektiğinin mevcut olduğunu, davacı yüklenici
Yeş-Top Koll. Şti'nin sözleşmede yer alan fiyat farklarını dikkate
almayarak zarar ettiği gerekçesi ile 28.4.2003 tarihinde müvekkil idareye
müracaat ettiğini, müvekkil idarece 2886 Kanun’a atfen Bakanlar Kurulu’nca
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin
genelgelere istinaden, fiyat farklarının uygulanması esas alınarak,
hazırlanan sözleşme çerçevesinde başvuruyu değerlendirdikleri ve sözleşmede
yer alan hükümler çerçevesinde fiyat farkının uygulandığını, davacı
yüklenicinin fiyat araştırmasından 3 ay sonra ihalenin yapıldığı iddiasının
gerçekleri yansıtmadığını, müvekkil idare tarafından 31.10.2002 tarihinde
fiyat araştırmasının yapıldığını, 4.1.2003 tarihinde ihalenin yapıldığını,
ihale süreçleri ile ilgili hükümlerin yer aldığı İhale Kanunu göz önünde
bulundurulduğunda, bu sürenin ihalenin ilanı ve ihalenin yapılması için
gerekli olan diğer işlem ve eylemlerin gerçekleşmesi için zorunlu olarak
geçmesi gereken bir süre olduğunun görüleceği, 31.10.2002 tarihinde yapılan
fiyat araştırmasının ihale için zorunlu olan şartlardan tahmini bedelin
tespiti amacıyla yapıldığını, bu sebeple fiyat araştırmasının yapıldığı
tarih itibari ile istekli fiyatına haiz olmayan firmalardan yaklaşık
maliyetin tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırmasında alınan fiyatların
teklif niteliğinde olmayıp, karşılıklı herhangi bir hak ve hükümlülük
doğurmadığını, istekli olabilecek sıfata haiz firmaların idarece ilanda
belirlenmiş olan yer ve zamanda mevzuata uygun olarak teşekkül etmiş olan
ihale komisyonuna yapmış oldukları teklif ile bağlı olduklarını, bunun
doğal bir sonucu olarak idarede sözleşme oluşturulmadan, dolayısı ile henüz
yüklenici sıfatına haiz olmayan firmaya karşı taahhüt altında
bulunmadığını, yüklenici LPG'nin birim fiyatının 1.597.928.-TL olduğunu
bildiği halde, 1.375.000.-TL tahmini bedeli bilerek ihaleye girdiğini,
bahse konu LPG miktarının 7.Kolordu birliklerine vermeyi taahhüt ederek
sözleşmeyi imzaladığını, dolayısı ile sözleşme gereğince uygulanacak fiyat
farkı ve hesaplamalarının sözleşmedeki değerler üzerinden yapılacağını,
sözleşme yüklenici tarafından bilerek ve istenerek yapılmış olup, idarenin
fiyat araştırmasına dayanarak belirlediği fiyatın güncel olmamasının söz
konusu sözleşmenin hükümlerinin uygulanmayacağı anlamına gelmediğini, 2886
sayılı Kanun ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden fiyat
farklarının uygulanmasını düzenleyen hükümler yüklenicinin teklifi ile
bağlı tutulduğu sözleşme süresince, gerçekleşen fiyat artışları hususunda,
fiyat farkı ödeneceğini öngördüğünü, bu sebeple davacının henüz ihaleye
çıkmadan LPG fiyatlarında meydana gelen artışı talep etmesinin hakkaniyete
ve mevzuata aykırı olduğu gibi piyasa fiyatının altında bir teklif vermesi
nedeni ile sözleşme ile taahhüt altına girdiği işi gerçekleştirirken
karşılaşacağı aşikar olan hususları görmezlikten gelmesinin T.K'unda yer
alan tacirin basiretli olması ilkesini düzenleyen hükümlere aykırı olduğunu
belirterek, davanın reddine karar verilmesini istediği, Diyarbakır İdare
Mahkemesi'nin 2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı dosyasının
getirtildiği, taraf vekillerine davaya ilişkin olarak ibraz ettikleri
belgeler ve karar örnekleri ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün LPG tüplü
genelgelerle ilgili 13.10.2005 tarihli cevap yazıları ile ekli
genelgelerinin dosyaya konulduğu, her
ne kadar Diyarbakır İdare Mahkemesi aynı dava ile ilgili olarak taraflar
arasında yapmış olduğu yargılama sonunda davanın adli yargıda görülmesi
gerektiği gerekçesi ile reddedilmiş ise de, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin
23.12.2002 tarih, 2002/48 Esas, 2002/80 Karar sayılı kararında
"Bakanlar Kurulunca çıkarılan fiyat farkı kararnamesinden yararlanma
isteğinin reddine ilişkin istemin iptali istemi ile açılan dava, İdare
Hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemin uygulanmasından
doğduğundan, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği"nin
belirtildiği, bu
nedenle, uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümleneceği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı
yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve idari yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, olay kısmında belirtilen davalı idare
işleminin iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak
reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Bir kamu kurumunca yapılacak ihalede, idarede
kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması
zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi,
ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden
geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve
tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal
denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı
tartışmasızdır.
Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin
hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar
arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka
deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından
doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.
31.10.1989 gün ve 20328 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 89/14654 sayılı Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde, 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu kapsamına giren idarelerin, ihaleye çıkmadan önce
kararlaştırılmış olması kaydıyla; inşaat ve imalat işleriyle ilgili fiyat
farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin yapacakları diğer nakliye
ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG) alımlarında tekliflerin verildiği
tarihteki en yakın akaryakıt rafinerisinin KDV hariç rafineri gümrüklü
satış fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın
ödenmesi veya kesilmesi (nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek
ton/km’ye; personel taşıma işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat
değişikliği tutarının ihale indirimi dikkate alınmaksızın ödenmesi veya
kesilmesi), hususlarında, yapılacak şartname ve sözleşmelere hüküm koymakta
serbest oldukları açıklamasına yer verilmiştir.
Nitekim, 7 nci Kor. Komutanlığına Ait Her Türlü
Alım İşleri İçin Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin “Fiyat Farkı”
başlığını taşıyan 14. maddesine, “Müteahhit gerek esas taahhüt süresi
içinde gerekse mücbir sebeplerden dolayı uzatılan süre içinde taahhüdün
tamamen ifasına kadar vergi artışları veya yeni vergi ve resimler
konulması, fiyatların yükselmesi, taşıma ve işçi ücretlerinin artması ve
sair sebeplere dayanarak fazla para verilmesi veya süre uzatımı isteğinde
bulunamaz.
Ancak:
En yakın akaryakıt rafinesinin KDV hariç satış
fiyatlarında değişiklik olması halinde aradaki farkın ödenmesi veya
kesilmesi satıcı tarafından gerekli resmi evrakın ibrazı suretiyle ödemesi
yapılacaktır(31 Ekim 1989 tarih ve 20323 sayılı resmi gazete)” yolunda
hüküm konulmuştur.
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından,
ihale fiyat araştırmasının üç ayda tamamlandığı ve bu süre içinde 1 kg LPG
fiyatının 1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığı, bu nedenle ihale
tarihinde 1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar
üzerinden fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması
gerektiği, oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı
baz alarak 1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığı ileri sürülerek
hesaplamanın düzeltilmesinin istenildiği, bunun üzerine, idarece,
Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için sözleşmeye bağlanan LPG
alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin hüküm bulunduğu,
25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı uygulamasına ait
dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete esas
alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında resmi fiyat
olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat farkı
hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin
yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık bulunmadığı,
bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli üzerinden kırım
yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan kesinleşen ihale
fiyatı üzerinden işlem yapıldığı hususunun davacı şirkete bildirilmesi
üzerine, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu işlemde sözü edilen 28.12.1990 gün ve
20739 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 90/1216 sayılı 28.11.1990 tarih ve
90/1216 sayılı Kararnamenin Eki Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde,
idarelerce düzenlenecek şartname ve sözleşmelere; inşaat ve imalat
işleriyle ilgili fiyat farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin
yapacakları diğer nakliye ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG)
alımlarındatekliflerinverildiğiveyaprotokolün yapıldığı
tarihte, dağıtım şirketlerince Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile
Valiliklere bildirilen en düşük (KDV hariç) mahalli perakende azami satış
fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın
(nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek ton/ km’ye; personel taşıma
işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat değişikliği tutarının ihale
indirimi dikkate alınmaksızın) ödenmesi veya kesilmesi hususlarında hüküm
konulabileceği belirtilmiştir.
Olayda, davacıya sözleşme uyarınca fiyat farkı
ödeneceği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf,
fiyat farkı hesaplamasında, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki
fiyatın (sözleşme fiyatı) mı, ihale tarihindeki fiyatın mı esas alınacağı
hususundan kaynaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle, dava, sözleşme
imzalandıktan sonra, taraflarca sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi
sırasında Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin 14. maddesi hükmü
uyarınca davacıya ödenmesi gereken fiyat farkının hesaplanmasından,
kısacası, sözleşme hükmünün uygulanmasından doğmuştur.
Bu itibarla, fiyat farkı hesaplamasında, mevzuat ve
içtihatlar uyarınca, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki
fiyatın(sözleşme fiyatı) değil, ihale tarihindeki fiyatın esas alınması
gerektiği yolundaki davacı şirket isteminin reddine ilişkin davalı idare
işleminin iptali ve fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak
reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan
davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen
16.11.2005 gün ve E:2004/589, K:2005/789 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/156
KARAR NO:
2006/218
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Mera alanındaki taşınmazın tahsis amacının
değiştirilerek, mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı: Tekirdağ İli Kayı Köyü Tüzel
Kişiliğini Temsilen Muhtar M.K.
Vekili: Av. A. O.Y., Av. Ş.B.Y.
Davalı: Tekirdağ Valiliği
O L A Y: Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü
Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunca; 03.09.2004 tarih ve 182/4
sayı ile; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera
alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2lik
kısmının tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık yeri olarak ayrılmasının
uygun olduğunakarar verilmiştir.
Komisyon Başkanının 16.9.2004 tarih ve 37-1096
sayılı uygun görüşlü yazısı üzerine, 4342 sayılı Kanun’un 14 (c ) bendi
uyarınca Vali imzasıyla işleme Olur verilmiştir.
Davacı vekilleri;Tekirdağ Valiliği,Tarım İl
Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunun 03.09.2004 tarih ve
182/4 sayılı Kararının iptali istemiyle 30.11.2004 gününde adli yargı
yerinde dava açmıştır.
TEKİRDAĞ
1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;19.10.2005 gün ve E.2004/713, K:2005/547 Sayı
ile, davacı vekilinin mahkemelerine verdiği dava dilekçesi ile: Tekirdağ
Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mera Komisyonu
Başkanlığı’nın 3.9.2004 tarih ve 182/4 sayılı kararı ile Tekirdağ ili, Kayı
Köyü, mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı Kayı köyüne ait
mera vasıflı iki yüz bin metre kare (200.000. m2) taşınmazın haksız olarak
tahsis amacı değişikliği yapılarak Tekirdağ Belediyesine mezarlık olarak
kullanılmak üzere tahsisi ile hazine adına tescil edilmesi hakkında verilen
kararın iptaline karar verilmesini talep ettiği; açılan davanın Tekirdağ
Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Mera Komisyonu BaşkanlığınınKayı köyü mülki hudutlarında bulunan 79
nolu parselde kayıtlı mera vasıflı taşınmazın 4342 sayılı mera kanununun
5178 sayılı yasa ile değişik 14. maddesi c bendi uyarınca yapılan tahsis
değişikliğine dair işlemin iptaline yönelik olduğu, bu işlemin idari bir
işlem olduğu nedenle davaya bakmanın idare mahkemesinin görevine
girdiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı aynı
istekle, 4.1.2006gününde idari
yargı yerinde dava açmıştır.
EDİRNE
İDARE MAHKEMESİ;30.1.2006 gün ve E.2006/131, K.2006/85 sayı ile, 4342
sayılı Mera Yasasının 13. maddesinde, komisyon kararlarına karşı 30 günlük
askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30
günlük süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise,
Kadastro Mahkemesine dava açılacağı, 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile
değişik 14. maddesinin ( c ) bendinde ise: Tahsis amacı değiştirilmedikçe
mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde
yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera,
yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla
kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan
yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun
görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu
yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise
vakıf adına yaptırılacağının hüküm altına alındığı, dava dosyasının
incelenmesinden; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan
mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2lik kısmının Tekirdağ Valiliği, Tarım İl
Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonu Başkanlığı’nın
03.09.2004 tarihli, 182/4 sayılı kararı ile 4342 sayılı Kanun’un 14 (c )
bendi uyarınca tahsis amacı değiştirilerek mezarlık yeri olarak
ayrıldığının anlaşıldığı; bu durumda, dava konusu edilen işlemin İl Mera
Komisyonunun 4342 sayılı Yasa uyarınca mer’a tespitine ve sınırlarının
belirlenmesine yönelik olduğundan davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı
yeri olduğununaçık bulunduğu
belirtildikten sonra;2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.
maddesinden bahisle, davanın görev yönünden reddine ve uyuşmazlığı çözmeye
görevli merciin belirlenmesi için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada; adli yargı yerince
idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle kesinleşmiş bir görevsizlik
kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari
yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, asliye hukuk
mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de
görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye
başlayan veya incelemekte olanbir
yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu
kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, idari yargı
yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı
yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da içermesi gerekir.
Yasa koyucu, 14. maddeye
göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması durumunda her iki yargı merciince
işten el çekilmiş olduğundan başvurma istencini davanın taraflarına
bırakmış iken, bu yönteme oranla daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını
amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı
merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, idari yargı
yerince, öncelikle davada adli yargının görevli olduğu belirtilmekle
birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için
dosyanın esas kaydı kapatılarak re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar
2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Edirne İdare Mahkemesince re’sen
yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun
kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev
uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine, gerekse
Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeadli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ’nin davadaidari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü; Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
davadaadli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava Tekirdağ İli, Kayı Köyü sınırları
içerisinde yer alan 79 parsel sayılı mera alanındaki taşınmazın, tahsis
amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin Tekirdağ
Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonunun
03.09.2004 günlü, 182/4 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
25/2/1998 tarih, 4342sayılı Mera Kanunu’nun “Amaç” başlıklı
1.maddesinde, “Bu Kanunun amacı; daha önce çeşitli kanunlarla tahsis
edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve
kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel
kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun
bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak
verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini,
kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde
kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır.” denilmiş,
Komisyon ve Teknik Ekipler başlıklı 6. maddesinde,
“Mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri
Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin görevlendireceği bir vali
yardımcısı başkanlığında; Bakanlık il müdürü, Bakanlık il müdürlüğünden
konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri il müdürlüğünden bir
ziraat mühendisi, defterdarlıktan veya bulunamaması halinde vali tarafından
görevlendirilecek bir hukukçu, Milli Emlak Müdürlüğünden bir temsilci,
Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Ziraat Odası Başkanlığından bir
temsilci olmak üzere sekiz kişiden oluşan bir komisyon kurulur.
Ayrıca orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırında bulunan
mera, yaylakve kışlakların tespit,
tahdit ve tahsisi çalışmalarında, ilgili orman teşkilatından bir orman
mühendisi, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu
Kanunu uyarınca reform bölgesi ilan edilen alanlarda bulunan mera, yaylak
ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında Tarım Reformu
Teşkilatından bir ziraat mühendisi bu komisyonlarda üye olarak
görevlendirilir.
Komisyonlar valilik onayı ile oluşturulur. Vali
yardımcısının bulunmadığı durumlarda komisyona Bakanlık il müdürü veya
görevlendireceği konu uzmanı bir ziraat mühendisi başkanlık eder.
Mera, yaylak ve kışlak varlığı ile hayvancılık
potansiyeli dikkate alınarak ihtiyaç duyulan il merkezi ve ilçelerde
komisyona bağlı olarak çalışacak ve tespit, ölçme, harita yapma ve yer
gösterme çalışmalarını yapmak üzere "Teknik Ekipler" oluşturulur.
(Değişik dördüncü fıkra:
27/5/2004-5178/1 md.) Bu
ekipler; Bakanlık il veya ilçe müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, Köy
Hizmetleri İl Müdürlüğünden bir ziraat mühendisi veya teknik eleman,
Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Millî Emlak Müdürlüğünden bir
temsilci, orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırı meraları ile ilgili
olarak bir orman mühendisi, 22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama
Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun uygulama
alanlarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi ile meradan
yararlanan köy ise köyün muhtarı, belediye ise belediye temsilcisi ile
komisyonun teklifi ve valinin onayı ile seçilen iki mahallî bilirkişiden
oluşur.
Teknik ekipler ilçelerde kaymakamın, illerde
komisyonun teklifi ve valinin onayı ile oluşturulur.
Komisyon ve teknik ekiplerin çalışma usul ve
esasları yönetmelikle belirlenir.”;
Tahsis Kararı başlıklı 12. maddesinde “Komisyon,
11 inci maddeye göre belirlenen ihtiyacı karşılayacak miktarda mera, yaylak
ve kışlaklar ile bunlarla ilgili sulama ve geçit yeri olarak tespit edilen
alanları halkın ortak olarak yararlanmaları amacıyla, o köy veya belediye
tüzel kişiliğine tahsis eder ve tahsis kararı valiliğin onayına sunulur. Bu
kararda, tahsis edilen yerin niteliği, miktarı, sınırları, hayvan sulama ve
geçit yerleri, tahsis amacı, otlatma kapasitesi, aile işletmelerinin
büyükbaş hayvan birimi üzerinden otlatma hakkı ve otlatabilecekleri hayvan
sayısı da belirtilir. İhtiyaçtan fazla çıkan kısım ise, ihtiyaç içinde
bulunan çevre köy veya belediyelerle hayvancılık yapan özel veya tüzel
kişilere kiralanabilir. Ancak kiralama durumu tahsis edilen köy ve
belediyelerin hayvan sayısına göre her 5 yılda yeniden değerlendirilir.
Ayrıca bu Kanun kapsamına alınmakla birlikte, ancak
ıslah edilmek suretiyle mera olarak kullanılabilecek alanlar, gerekli ıslah
işlemlerini taahhüt eden özel ve tüzel kişilere kiralanabilir.
Kiralama usul ve esasları yönetmelikle
belirlenir.”;
Tahsis Kararının Tebliği, İlanı, İtirazı ve Kütüğe
Kayıt başlıklı13.
maddesinde” Teknik ekiplerce yapılan çalışmaların sonuçları komisyonca
ilgili köy ve belediyelerin ilan yerlerinde 30 gün süre ile askıda kalır.
Teknik ekiplerin tespit ve tahdit sonuçlarına karşı
askı ilanı süresi içinde komisyona itiraz edilebilir.
Komisyon yapılan itirazları 60 gün içinde karara
bağlar.
Komisyonun itirazları inceleyerek aldığı kararlar
ile tahsis kararları, o yerin köy muhtarlığı ile belediye başkanlığına,
defterdarlık veya mal müdürlüğüne, ilgili orman müdürlüğüne ve Tarım
Reformu Teşkilatına tebliğ edilir. Ayrıca köy ve belediyelerde ve bunların
bağlı olduğu ilçelerde alışılmış araçlarla ilan edilir ve bu konuda
tutanaklar ve haritalar eklenecek 30 gün süre ile askıya çıkartılır.
Komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan
süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre
içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro
mahkemesine dava açılabilir.
Dava konusu mera, yaylak ve kışlakların kadastro
çalışma alanı dışında kalması halinde kadastro mahkemelerinin yetkisi bu
alanlarla ilgili davaları da kapsar.
30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava
açılmayan kararlar kesinleşir ve tapu sicil müdürlüğüne gönderilerek özel
sicile kaydedilir.” denilmiştir.
Yasanın 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik
14. maddesinin (c) bendinde ise;Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda
gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha
önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan
veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları
yapılması için gerekli bulunan yerlerin,ilgilimüdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun
görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu
yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise
vakıf adına yaptırılacağı öngörülmüştür.
Bu düzenlemelere göre;meralarla ilgili olarak oluşturulan
Komisyon Kararlarınakarşı asliye
hukuk, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemelerinde dava
açılabileceği; ancak,Komisyonun
uygun görüşü üzerine tahsis amacının değiştirilmesineyönelik ve Valilikçe onaylanarak idari
işlem kimliği kazanan işlemlere karşı ise, idare mahkemelerinde dava
açılabilecektir.
Olayda; davacı vekillerince, mera
alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak
tahsisine ilişkin “Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve
İstatistik Şubesi, Mera Komisyonu” kararının iptalinin istenildiği, anılan
kararın Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazandığı, idari işlemin
iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde ise,2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesi
uyarınca idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile
ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen
30.1.2006 gün ve E:2006/131, K:2006/85 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/178
KARAR NO:
2006/261
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunuuyarınca verilen idari para cezasına
karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
Damar Büro Mobilyaları Orman Ürünleri İnşaat İthalat İhracat San. Tic.Ltd. Şti.
Davalı:
Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü
O L A Y:
Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün 17.11.2005 gün ve 42136
sayılı işlemi ile, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca
idari para cezası uygulanmasının Valilikçe kararlaştırıldığı hususu
davacıya bildirilmiştir.
Davacı, söz konusu para cezasına karşı adli yargı
yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 12.12.2005 gün ve
2005/950 Müt. sayı ile,5326 sayılı Kabahatler Yasası genel bir yasa olup, 3.
maddesi, bu Yasanın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler
hakkında da uygulanacağını öngörmüş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli
olduğu, itiraza konu idari para cezasını
6948 sayılı Yasa çerçevesinde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün
düzenlediği, anılan Yasanın 11. maddesinden bahisle itiraz konusu idari para cezası Sanayi ve Ticaret İl
Müdürlüğü tarafından verilmiş olup, 11. maddeyi yürürlükten kaldıran
herhangi bir kural bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, yukarıda sözü edilen işlemin iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ; 30.12.2005 gün ve
E:2005/2606; K:2005/2315 sayı ile, toplum
düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak
amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler
dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı
kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin
esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan ve 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2, 3, 16 ve 27.
maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005
tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari
tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari
yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar
haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılabildiği, buna göre, davacıya Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl
Müdürlüğü’nce 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idari
para cezası verilmesine ilişkin 17.11.2005 tarih ve 41136 sayılı işlemin
iptali istemi ile 27.12.2005 tarihinde Mahkemeleri kayıtlarına giren
dilekçe ile bakılan dava açılmış ise de, yukarıda anılan Yasa hükümleri
uyarınca Sanayi Sicil Kanunu hükümlerine göre verilen idari yaptırım
niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda sulh ceza mahkemesinin
görevli kılınması karşısında uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin
görevli bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla
yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.
17.4.1957
tarih ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 1. maddesinde; sanayi
işletmesi ve sanayi işlerinin tanımı yapılmış, 2. maddesinde; “sanayi
işletmelerinin İktisat ve Ticaret Vekaletinde tutulacak sanayi siciline
kayıt ettirilmesi ve mukabilinde alınacak sanayi sicil vesikasının icabında
salahiyetli memurlara ibraz olunmasının mecburi olduğu belirtilmiş; 5.maddesinde; “sanayi işletmelerinin bir
senelik faaliyetlerini, İktisat ve Ticaret Vekaletince hazırlanacak
nümunesine göre dolduracağı senelik işletme cetvellerinde göstermeye ve bu
cetvelleri takvim senesi sonundan itibaren en geç dört ay içinde 2 nci
maddede yazılı olduğu veçhile İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermeye
mecbur oldukları belirtilmiş; 9. maddesinde; “Bu kanun
hükümlerine tevfikan sanayi işletmelerini müddetinde sanayi siciline tescil
ettirmiyenler veya 2 nci maddeye tevfikan verilen beyannamelerde vukubulan
değişiklikleri kapanma ve faaliyete geçme hallerini müddetinde ilgili
mercilere bildirmeyenler veya senelik işletme cetvellerini zamanında
İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermiyenler hakkında bir aydan altı aya
kadar hafif hapis veya 100 liradan 1000 liraya kadar hafif para cezası ve tekerrürü
halinde de her ikisi birlikte hükmolunur” hükmüne, 11. maddesinde ise; “Bu
kanuna göre istenen malümatı hakikata aykırı olarak bildirenlere
sekizyüzmilyon lira idarî para cezası verilir.
(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin
en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair
kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde
evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna
göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur”
hükmüne yer verilmiştir.
6948 sayılı
Yasa’nın 11. maddesinde yapılan ek düzenleme karşısında, bu Kanunda yazılı
olan idarî para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde
idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560
sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
6948 sayılı Yasa’nın 9. maddesine göre verilen idari para cezasınakarşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde
idariyargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün
ve E:2005/2606, K:2005/2315 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/183
KARAR NO:
2006/182
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
A Yapım Televizyon Programcılık A.Ş.(NTV)
Vekili:
Av. İ.A.
Davalı :
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
O L A Y:
DavacıŞirkete aitNTV logosuyla yayın yapan televizyon
kanalında yayımlanan, Pas Fotomaç Gazetesi’ne ilişkin futbol konulu
reklamın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı
Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca
davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para
ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 29.4.2005 tarih ve 96
sayılı onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12699 sayılı yazı
ile20.7.2005 tarihinde tebliğ
edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket vekili; idari para cezası
verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 25.7.2005 gününde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA 12.İDARE MAHKEMESİ; 28.10.2005gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayı ile,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden
kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların
idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin
ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri
arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde
sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup,anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren Yasa’da sayılan idari
yaptırımlara karşı 19. maddede belirtilen istisnalar haricinde sulh ceza
mahkemelerinde dava açılabileceği; buna göre, 4077 sayılı Yasa hükümleri
uyarınca, 25.7.2005 tarihinde idari yaptırım niteliğindeki para cezasına
karşı açılan davada, sulh ceza mahkemesinin görevli kılındığı gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; Başkanlık yazısıyla sorulması üzerine Mahkemece
verilen cevapta; davacı tarafından temyiz talebinde bulunulduğundan dava
dosyasının Danıştay’a gönderildiği ve kararın kesinleşmediği
belirtilmiştir.
Davacı şirket vekili, aynı istemle 9.12.2005
gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 10.3.2006 gün ve
E:2005/1022 Müt. sayı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa
Mahkemesince iptal edildiği,yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu,4077 sayılı Yasada, ceza hükümlerine
karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili idare
mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, kararın idari işlem
niteliğinde bulunduğu mahkemelerinin itirazla ilgili karar verme yetkisinin
bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu kararyasa yoluna başvurulmayarak
kesinleşmiştir.
Davacı Şirket vekilince, 6.4.2006 günlü dilekçe
ile, doğduğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi
istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, adli yargı dosyası Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmiş olup; Başkanlık yazısı ile idari yargı kararının
kesinleşme durumunu gösteren onaylı örneğinin gönderilmesi istenilmiş,
Mahkemesince kararın kesinleşmediği bildirilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi
gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesinde, olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
Mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin ya
da kesinleşmiş olması gerektiği hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 27.
maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev
uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir
Anılan hükme göre, olumsuz görev uyuşmazlığının
varlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen kararların kesin
olarak verilmiş veya kesinleşmiş olması gerekmektedir.
Olayda, görev uyuşmazlığına konu edilen
kararlardan, adli yargı yerince verilen karar kesinleşmiş ise de, idari
yargı yerince verilen kararın temyiz edilmiş olması nedeniyle
kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Belirtilen durum karşısında, olumsuz görev
uyuşmazlığının varlığı için aranan “adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisi tarafından verilen hükümlerin kesin olarak
verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararları olması” koşulu
gerçekleşmediğinden, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesine uygun bulunmayan
başvurunun aynı yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayanBAŞVURUNUN, aynı
Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/192
KARAR NO:
2007/25
KARAR TR
: 5.3.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Görev sırasındaateşli silahla vurularak ölen erin
yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemiyle açtıkları davanın, ASKERİ
YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar:A.
ve D.B. ile Çocukları
Vekili:Av.
A.B.
Davalı:İçişleri
Bakanlığı
O L A Y:
Van-Özalp İlçe Jandarma Kom.Bl.’nde askerlik hizmetini yapmakta olan
J.Kom.Er Abdulaziz Bakır, 14.12.2001 gününde aynı yerde görevli bir
Asteğmenin, diğer bir asteğmene ait görev silahını ateşlemesi sonucunda
vurularak ölmüştür.
Davacıların vekilince, adı geçenin ölümü nedeniyle
destekten yoksun kalan ve büyük acı ve elem duyan müvekkilleri için toplam
96.000.000.000.-TL. maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren
yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi
istemiyle,askeri idari yargı
yerinde dava açılmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ
DAİRESİ;27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayı ile, Anayasa’nın 157
ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya
eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması
şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; gerek Anayasa gerek
1602 sayılı Yasa’da öngörülen“asker kişiyi ilgilendiren” sözcüğüyle, yasa koyucunun davacının
kendisinin “asker kişi” olmasını kastettiği; davacının “asker kişi” olması
koşulunun tek istisnanın, yine Yasa’da belirtildiği üzere askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunduğu; görülmekte olan
davanın, askerlik yükümlülüğüne ilişkin olmayıp destekten yoksun kalma
hukuki nedenine dayalı tam yargı davası olduğu; davacıların miras hukuku
bakımından müteveffa J.Erin “külli halefleri” olmasının ona “asker kişi”
vasfını kazandırmayacağı, kaldı ki anne baba sağ olduğu için kardeşlerin bu
davada külli halef bile olmadıkları;belirtilen nedenlerle davada, davacının asker kişi olması koşulu
gerçekleşmediğinden AYİM’in görevli olmayıp genel idari yargının görevli
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna
başvurulmayarak kesinleşmiştir.
Davacılar vekili, bu kez, aynı istekle, 19.7.2002
gününde genel idari yargı yerine dava açmıştır.
VAN İDARE MAHKEMESİ; 27.11.2002 gün ve E:2002/838,
K:2002/1167 sayı ile, Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20.
maddelerine göre, AYİM’in bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari
işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin
bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; askeri hizmete
ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak ölen erin yakınlarının açtığı
davanın askeri idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmiş,Danıştay 10. Dairesinin 15.4.2005 gün ve
E:2003/2643, K:2005/1690sayılı
kararıyla istem reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
gereğince yapılan incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı yerleri
arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu ve idare mahkemesine ait dava dosyasının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak, davacılar vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı
Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davadaAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, görev sırasındaateşli silahla vurularak ölen erin
yakınlarının maddi ve manevi tazminat isteminden ibarettir.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve
1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker
kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının
birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”,
eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve
görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır.
Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen
askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da
getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.
İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi”, açılan
bir tam yargı davasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin davaya
bakabilmesinin diğer koşuludur. Bir idari eylemin asker kişiyi
ilgilendirmesi koşuluna üç değişik anlam vermek mümkündür: Bunlar,
“davacının asker kişi olması”, “idari eylemin asker kişilerce tesis edilmiş
olması” ve“idari eylemin bir asker
kişiye yönelmiş bulunması”dır.
Gerek Anayasa’da gerek 1602 sayılı Yasa’da
öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlem ya da
eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker
kişinin ölümünden dolayı kendilerine maddi ve/veya manevi hakların
yansıtılmasını isteyenler tarafından açılan davalara Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nde bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde
asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.
Nitekim, bir
asker kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali
olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine
yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve
yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak
tesis edilen işlemler ya da meydana gelen eylemlerde “asker kişiyi
ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin
desteğinden yoksun kalan ya da ölümü nedeniyle üzüntü duyanaile bireyleri veyakanuni ya da akdi halefi tarafından
açılan iptal ve tam yargı davalarının görüm ve çözümünde Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik
kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, askeri hizmete
ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak vefat eden erin yakınlarının açtığı
dava, askeri idari yargının görev alanına girdiğinden, bu davanın çözümünde
de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Bu nedenle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci
Dairesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ikinci Dairesi
’nce verilen 27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO: 2006/196
KARAR NO:
2007/5
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2813 ve 406
S.Kanunlar dayanak alınarak çıkarılan Yönetmelik uyarınca verilen idari
para cezasına karşı yapılan itirazın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
T.S.T. Otopark Düzenleme Sistemleri Tic. Ve Paz. Ltd. Şti.
Vekili:
Av. R.G.
Davalı:
Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğü
O L A Y:
Sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikasını, belirlenen sürede teslim
etmediğinden bahisle davacı şirket adına,12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 10 KHz-60
GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından
Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi,
Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca
idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket vekili, söz konusu para cezasına
karşı, 17.11.2004 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.12.2005 gün ve
E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayı ile, itirazeden vekilinin mahkemelerine gönderdiği dilekçesi ile davalı kurum
tarafından 12.07.2001 tarihli 24460 sayılı yönetmeliğin a maddesi uyarınca
1.760.000.000 TL para cezasının verildiği, verilen para cezasının usul ve
yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek itirazın kabulü ile 1.760.000.000 lira
idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesi talep ettiği; Türk
Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğünün 25.1.2005 tarihli
cevabi yazı ve evraklarının incelenmesinden, 12.07.2001 tarihli 24460
sayılı yönetmelik değişikliği gereği meskun mahal dahilinde sabit
telekominikasyon cihazı işleticilerine 30.6.2002 tarihine kadar güvenlik
sertifikası alabilmek için sistem bildiriminde bulunma sorumluluğu
getirildiği, sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikalarının 1.7.2002
tarihinde teslim edilmediğinden bahisle yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca
itirazcı kuruma idari para cezası verildiği; davalı kurum tarafından
yapılan itirazın tamamen idari nitelikte olduğu, bu işlemin iptali için
idare mahkemesinde dava açılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı
vermiştir.
Davacı şirket vekili,14.12.2005 havale tarihli dilekçe ile
görevsizlik kararının itirazen düzeltilmesi veya kaldırılması istemiyle
tekrar adli yargı yerine başvurmuştur.
BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ;16.12.2005 gün ve
E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayılı Ek Karar ile, itirazı reddetmiş ve karar
kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili, para cezası kesilmesi yolunda
tesis edilen işlemin iptali istemiyle 16.2.2006 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 5.1.2006
gün ve E:2006/403; K:2006/259 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
1, 2, 16, 17 ve 27. maddelerinden bahisle, Kabahatler Kanunu bir bütün
olarak incelendiğinde, toplum düzenini genel ahlakı, genel sağlığı ve
ekonomik düzeni korumak amacıyla konulan kuralların icrai veya ihmali bir
davranışla ihlal edilmesinin bu kanunla kabahat olarak tanımlandığı, keza
bu kabahat nedeniyle kendi kanununda idari bir yaptırım öngörülmüş ise bu
yaptırımlara karşı sulh ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğinin
anlaşıldığı, buna göre idari para cezalarının da idari bir yaptırım türü
olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı yapılacak itirazların Kabahatler
Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince çözümlenmesinin gerektiği; olayda,
davacıya 24460 sayılı Yönetmeliğe aykırılık nedeniyle idari para cezası
verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen
para cezasının Kabahatler Kanununun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım
olduğu, bu itibarla söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince
çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007
günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeriveadli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece,
adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin
Başkanlık yazısına istinaden Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanan 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit
Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti
Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında
Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
Söz konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu
Yönetmeliğin amacının, elektromanyetik alan oluşturan sabit
telekomünikasyan cihazlarını kuruluş yeri, montajı ve denetlenmesine ait
hususları, elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma
durumunda; çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek muhtemel olumsuz
etkileri giderebilmek amacıyla kabul edilen elektromanyetik alan şiddeti
limit değerlerini, ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları ve ölçüm
sonuçları elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan
sabit telekominikasyon cihazlarının limit değerlere uygun hale
getirilmesine ilişkin, usul ve esasları ve bunlara uyulmaması halinde
işleticiler/ işletmecilere uygulanacak müeyyideleri belirlemektir,
denilmiş;Yasal Dayanak başlıklı 3.
maddesinde,4502 sayılı Kanunla
değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiş;
15.2.2002 tarih ve 24672 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle
değişik 9. maddesinde ise; “ Bu Yönetmelik kapsamında kurulacak sabit
telekomünikasyon cihazları için EK-B’de yer alan sabit telekomünikasyon
cihazı müracaat değerlendirme formu ile müracaat edilir. Cihazın işletmeye
alınmasını müteakip, yapılacak ölçüm sonuçlarını gösteren Ek-A’da yer alan
ölçüm değerleri formunun doldurularak en geç 30 gün içinde, Kuruma
gönderilmesi zorunludur. Aksi takdirde cihaz ruhsat ücretinin 50 katı ceza
uygulanır."kuralına yer verilmiştir.
Yönetmeliğin dayanağını oluşturanKanunlardan, 4502 sayılı Kanunla değişik
2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun Telekomünikasyon Kurumunun Görevleri
başlıklı7. maddesinin ikinci
fıkrasının (j) bendinde, “ (Ek: 27/1/2000 - 4502/16 md.) Telsiz
haberleşmesi ve telekominikasyon hizmetleri ve altyapının işletimi ile
ilgili olarak görev alanına giren konularda yönetmelik çıkartmak veya diğer
idari işlemleri yapmak, işletmeciler, aboneler, kullanıcılar ve Türk
Telekominikasyon sektörünü etkileyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin
ilgili mevzuata uymasını denetlemek, bu hususta ilgili makamları harekete
geçirmek ve gereken hallerde kanunlarda öngörülen yatırımları uygulamak.”
Kurumun görevlerinden biri olarak sayılmıştır.
Diğer Kanun olan, 406 sayılı Telgraf Ve Telefon
Kanunu’nun2. maddesinin(f) ve (g) fıkralarında; “f) (Değişik :
12/5/2001 - 4673/2 md.) Kurum; Türk Telekom dahil işletmecilerle imzaladığı
sözleşmelerin ve verdiği genel izin ve telekominikasyon ruhsatlarının
şartlarına uyulmasının sağlanması için gereken tedbirleri almaya,
faaliyetlerin mevzuat ile görev ve imtiyaz sözleşmesi, telekominikasyon
ruhsatı veya genel izin şartlarına uygun yürütülmesini izleme ve
denetlemeye, aykırılık halinde ilgili işletmecinin bir önceki takvim
yılındaki cirosunun %3'üne kadar idari para cezası uygulamaya, milli
güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi
amaçlarıyla gerekli tedbirleri almaya, gerektiğinde tesisleri tazminat
karşılığında devralmaya ya da ağır kusur halinde imtiyaz sözleşmesini,
telekominikasyon ruhsatını ya da genel izni iptal etmeye yetkilidir.
(Ek paragraf: 16/6/2004-5189/1 md.) Bu
Kanuna ve 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununa göre Kurum
tarafından verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tâbi olup,
Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca tahsil olunur.
g)Yukarıdaki hükümlerin, cezaların ve 4 üncü
maddede belirtilen ilkelerin uygulanma esaslarını göstermek üzere
yönetmelikler çıkarılır.”; Kanun’un 28.maddesinde ise, “İşbu fasıldaki efal ve harekatı memnuadan
mütevellit bilumum zarar ve ziyanı fail ve müsebbipleri tazmin ile
mükelleftir.
(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı
olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir.
Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve
7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara
karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine
getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret
görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede
sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953
tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.
Bu düzenlemelere göre;idari para cezasına gerekçe olarak, 10
KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından
Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi,
Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin
gösterildiği;Yönetmeliğin
dayanağını ise 2813 ve406 sayılı
Yasaların oluşturduğu; 406 sayılı Yasanın 2. maddesinde Telekomünikasyon
Kurumunun idari para cezası uygulamaya yetkili olduğu, 28. maddesinde ise,
bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri
tarafından verileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç
yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
belirtilmiştir.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari
yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları
ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005
tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel
görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı
yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560
sayılı Yasa’nın 31. maddesinde"
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun; İdarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
2813 ve 406 sayılı Yasalar dayanak alınarak çıkarılan “10 KHz-60 GHz
Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan
Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm
Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca”
verilen idari para cezasınakarşı
yapılanitirazın görüm ve çözümünde
idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hâkimince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1.
İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen 5.1.2006 gün ve E:2006/403,
K:2006/259 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/197
KARAR NO:
2006/187
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 1602 sayılı Yasa’ya göre asker kişi sayılan
davacının sivil kişi olan eşinin ölümü nedeniyle açılan tam yargı
davasının, olayda eylemin asker kişiye yönelik bulunması koşulunun
gerçekleşmemiş olması karşısında, GENEL
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar: A.H.Y.- E.Y.- M.Y.
Vekili:
Av. F.Ö.T.
Davalı:
Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y:
Davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi Suade Yaşar, Söke 11. P. Tug.
K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine tahsis edilmiş olan 3 numaralı
konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken elektrikli termosifonda meydana
gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik çarpması sonucu hayatını
kaybetmiştir.
Davacılar vekili, meydana gelen ölüm olayı
nedeniyle 7.500.000.000.- TL manevi, 70.000.000.000.- TL maddi tazminatın
ölenin eşi ve çocuklarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle askeri idari
yargı yerinde dava açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ;
24.3.2004 gün ve E:2004/263; K:2004/254 sayı ile, 1602 sayılı Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Kanunu’nun 44 üncü maddesinde, davanın görevli yargı
yerinde açılıp açılmadığının ilk inceleme sırasında ve davanın esasına
girilmeden önce incelenecek hususlar arasında sayıldığı, esasen görevin
kamu düzeni ile ilgili olduğu, davanın her safhasında dikkate alınmasının
hukuk alanında ihtilafsız kabul edildiği, bu nedenle, işin esasına
girilmeden davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı hususunun
incelendiği, Anayasa’nın 157 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 günlü ve 2586 sayılı Kanun’la
değişik 20 nci maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya
eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin” bulunması
şartlarının birlikte gerçekleşmiş bulunması gerektiği, 1602 sayılı Kanun’un
değişik 20 nci maddesinde; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya
hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci,
uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler
ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, bu hükümler karşısında, gerek
davacı çocuklar gerekse müteveffa eşin asker kişi olmadığının açık
bulunduğu, 1602 sayılı Kanun’un değişik 20 nci maddesinde öngörülen “asker
kişi olma” koşulu gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünün genel
idari yargının görevine girdiği sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle, davada
genel idari yargı görevli bulunduğundan, 1602 sayılı Kanun’un 20, 44/a ve
45/A maddeleri gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kararın
düzeltilmesi yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.
Davacılar vekili, bu kez, Suade
Yaşar’ın ölümünün idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle,
70.000.000.000.- TL maddi ve 7.500.000.000.- TL manevi olmak üzere
77.500.000.000.- TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idareden
tahsiline karar verilmesi istemiyle genel idari yargı yerinde dava
açmıştır.
AYDIN 1. İDARE MAHKEMESİ; 1.2.2006 gün
ve E:2004/1484 sayı ile, dava dosyasının incelenmesinden, davacı P. Bnb.
Aygün Hamza Yaşar’a Türk Silahlı Kuvvetleri Konut Yönergesi hükümlerince
tahsis edilen Söke 11. P. Tugay Komutanlığı Lojmanları 3 no’lu konutta eşi
Suade Yaşar’ın banyo yaparken elektrik termosifonunda meydana gelen
elektrik kaçağı sonucu ölmesinin davalı idarenin hizmet kusurundan
kaynaklandığından bahisle maddive
manevi toplam 77.500.000.000.- TL tazminatın davalı idareden tahsiline
karar verilmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 2. Dairesine dava
açıldığı, anılan Mahkemenin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı
kararı ile, davanın görev yönünden oy çokluğu ile reddedildiği, bu karar
üzerine aynı konuda Ankara 1. İdare Mahkemesi’ne dava açıldığı ve anılan
Mahkemenin 31.5.2004 gün ve E:2004/1572, K:2004/619 sayılı yetki ret kararı
üzerine dava dosyasının İzmir 2. İdare Mahkemesi’ne gönderildiği ve İzmir
2. İdare Mahkemesi’nin 28.9.2004 gün ve E: 2004/1327, K:2004/1080 sayılı
yetki ret kararı üzerine dava dosyasının Mahkemelerine gönderildiğinin
anlaşıldığı, dava konusu tazminat istemine neden olan olay, davacıya asker
olması nedeniyle tahsis edilen askeri lojmanda meydana geldiğinden, dava
konusu uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olduğu, askeri hizmetin
yürütülmesi sonucunda ölen şahsın asker kişi olan davacının eşi olması
nedeniyle askeri hizmetin yürütülmesi sırasında meydana gelen ölüm
nedeniyle oluşabilecek zararlar asker kişi olan davacıyı
ilgilendirdiğinden, yukarıda anılan 1602 sayılı Yasa’nın 20. ve 21.
maddeleri uyarınca dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin görev alanında bulunduğu, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin 2. Dairesi’nin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı
görevsizlik kararı üzerine açılan bu davada, açıklanan gerekçelerle adı
geçen Mahkemenin görevli olduğu kanısına varıldığından, görevli yargı
yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine ve karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesince,
anılan Yasanın 19. maddesindeöngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümündegenel
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Sıddık SOYSAL’ın,
davadagenel idari yargının görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi
Suade Yaşar’ın Söke 11. P. Tug. K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine
tahsis edilmiş olan 3 numaralı konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken
elektrikli termosifonda meydana gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik
çarpması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen
zararın karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın davalı idareden
tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinin birinci fıkrasında “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti
adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve
diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı
aranmaz” denilmiştir.
Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir
davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Olayda, 1602 sayılı Yasa’da öngörülen “idari işlem
veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi” koşulu bakımından, idari işlemin
asker kişi hakkında tesis edilmesi ya da idari eylemin asker kişiye
yönelik bulunması ve zarar doğurucu etkilerini onun beden bütünlüğü ya da
mal varlığı üzerinde göstermesi gerekli ve zorunlu bulunmaktadır.
Oysa, davacılardan Aygün Hamza Yaşar, 1602 sayılı
Yasa’nın uygulanması bakımından asker kişi ise de; zarar doğuran eylemin,
davacıların sivil kişi olan yakınına yönelik bulunması karşısında, olayda
eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” koşulu gerçekleşmediğinden,
uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümü görevi, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’ne değil, genel idari yargı yerine ait bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan
başvurunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aydın
1. İdare Mahkemesi’nce 1.2.2006 gün ve
E:2004/1484 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 6.11.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/198
KARAR NO:
2007/6
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Davacı adına tapuda
cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunan taşınmazın, cinsinin
akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:İ.P.
Vekili:Av.T.E.,Av. G.E.
Davalı:
Tapu Sicil Müdürlüğü – Ereğli/Konya
O L A Y:
Davacı, Konya İli,Ereğli
İlçesi,Hıdırlı Mah., 107
Pafta,274 Ada, 27 Parsel sayılı
taşınmazın malikidir.
Söz konusu taşınmaz üzerinde, 20.12.1967 tarihinden
bu yana akaryakıt satış istasyonu bulunmaktadır. Ancak tapu kaydında,
taşınmazın vasfı, kâgir/kargir dükkân ve arsa olarak gözükmektedir.
Taşınmazın vasfının akaryakıt istasyonu olarak
değiştirilmesi için, davacı tarafından Ereğli Kadastro Müdürlüğüne verilen
13.4.2004 günlü dilekçeye, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge
Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve 1986 sayılı cevabi yazıda;Ereğli Belediyesinden alınacak yapı
kullanma izin belgesinin ibrazı halinde, vasıf- cins değişikliğinin
yapılacağı bildirilmiştir.
Davacı vekili; müvekkili adına kayıtlı taşınmazın
vasfının-cinsinin, Akaryakıt İstasyonu olarak değiştirilerek-düzeltilerek
kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle,6.7.2004 tarihinde adli yargı yerinde
dava açmıştır.
KONYA EREĞLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;
30.9.2004 gün ve E:2004/327, K:2004/400 sayı ile,davanın
tapu kaydında arsa kargir dükkan olarak taşınmazın vasfının akaryakıt
istasyonu olarak değiştirilmesi davası olduğu, dava konusu taşınmazın tapu
kayıtlarının dosya arasına alınarak incelendiği, mahallinde keşif yapıldığı
ve yapılan keşifte tanıkların dinlendiği, bilirkişilerden raporlar
alındığı,Ereğli Belediye
Başkanlığının 29.9.2004 tarih ve 2431 sayılı yazıları ile dava konusu
taşınmazın imar mevzuatına göre tapu kaydında vasfı değişikliği
yapılabilmesi için, parsel üzerindeki binanın inşaat ruhsatının
belirtildiği şekilde, işyeri, mesken gibi yapı kullanma izni alması
gerektiği, bu taşınmaza ilişkin inşaat ruhsatı ya da yapı kullanma izninin
bulunmadığının bildirildiği,Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 5.
Bölge Müdürlüğünün 04.06.2004 tarihli yazıları ile davaya konu olan
taşınmazın cins değişikliğinin yapılabilmesi için, o binanın yapı kullanma
izni belgesinin veya yapı izin belgesinin Belediye Başkanlığından alınması
gerektiği, bu taşınmazla ilgili olarak Ereğli Belediyesinden yapı kullanma
izin belgesi veya bunun yerine geçen bir belgenin Kadastro Müdürlüğüne
ibrazının gerektiğinin bildirildiği; dolayısıyla dosya içinde toplanan
belge ve bilgiler, Bayındırlık İskan Bakanlığı, Ereğli Belediye
Başkanlığının yazı cevapları irdelendiğinde, dava konusu taşınmazda vasıf
tashihi yapılması işleminin idari bir işlem olduğu ve İdare Mahkemelerinde
görülecek davalarda karara bağlanacağının anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan
temyizbaşvurusu, Yargıtay
Birinci Hukuk Dairesi’nin 21.4.2005 gün ve E:2005/4303, K:2005/4878 sayılı
kararıyla, “Dosya içeriğine, toplanan delillere hükmün dayandığı yasal ve
hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına,
özellikle Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi hükmü gözetilmek suretiyle karar
verildiği anlaşıldığına göre, davacının temyiz itirazı yerinde değildir.
Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA…”şeklinde onanmış ve kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle 24.6.2005 tarihinde idari
yargı yerinde dava açmıştır.
KONYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 2.5.2006 gün
ve E:2005/912, sayı ile, 4721 sayılı
Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “ilgililerin yazılı rızaları
olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla
düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması
biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük
kuralları uyarınca resen düzeltir.” hükmüne yer verildiği, Tapu Sicili
Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya
yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve
yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir. Kütükte belgesine aykırı olarak adi
yazım hatası yapıldığının işlem sırasında saptanması halinde, müdürce
nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak re’sen düzeltme yapılır.” hükmüne
yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, davacıya ait Ereğli ilçesi Hıdırlı
Mahallesi 274 ada 27 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden
itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu kaydında
taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunduğu,
davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın alındığı,
davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın cinsinin
akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği, davacının bu
talebinin Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma izni veya bunun yerine geçen
bir belgenen ibrazı halinde yerine getirilebileceği gerekçesiyle
reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava konusu binaya ilişkin olarak arşiv
kayıtlarında herhangi bir belgenin bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat
ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma
izninin düzenlenmesinin imar mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava
konusu taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro
geçmeden akaryakıt bayiliği yapıldığının belirtildiği, davacı tarafından
tapuda taşınmaz vasfının değiştirilmesi istemiyle Konya Ereğli 2. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı, mahkemece 30.9.2004 tarih ve 2004/327
Esas 2004/400 sayılı kararla davanın görev yönünden reddedildiği, bu kararın
temyiz edilerek kesinleşmesi üzerine bakılan davanın açıldığının
anlaşıldığı; yukarıda yer verilen kanun hükmü uyarınca, tapu sicilindeki
yanlışlıkların ancak mahkeme kararıyla düzeltilebileceği, tapu sicilindeki
yanlışlıkların mülkiyet hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle de kanun hükmünde
geçen mahkeme tabirinden adli yargı mahkemelerinin anlaşılmasının
gerektiği; diğer taraftan tapu kütüğündeki basit yazı yanlışlıklarının
mahkeme kararına gerek duyulmaksızın tapu memuru tarafından
düzeltilebileceği, ancak yukarıda yer verilen tüzük hükmünde de
belirtildiği üzere, bu basit yazı yanlışlıklarından anlaşılması gerekenin,
taşınmazla ilgili mevcut bilgilere aykırı olarak yapılan kayıtlar olduğu;
yani tapu kaydındaki belgelere aykırı olmayan bir yanlışlığın, basit yazı
yanlışlığı olarak kabul edilerek, tapu idaresi tarafından düzeltilmesine
hukuken olanak bulunmadığı; bu duruma göre davacıya ait taşınmazın
mülkiyetinin niteliği konusunda tapu kaydında yapılacak bir değişikliğin
mahkeme kararı ile yapılması, bu kararın da mülkiyet hukukunu
ilgilendirmesi nedeniyle adli yargı mahkemelerince verilmesi gerekmekte
olup, bu haliyle mahkemelerince işbu davanın görüm ve çözümünde adli yargı
mahkemelerinin görevli olduğu kanısına varıldığı; açıklanan nedenlerle
görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine
göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007
günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
İdare Mahkemesince 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu; Davacı vekilince idare
mahkemesinde açılan davada, adli yargı yerindeki talebine ek olarak Tapu
Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve
1986 sayılı işleminin de iptalinin istenildiği görülmekte ise de; her iki
yargı yerinde ortak talep olan “tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak
kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek
kayıt ve tesciline karar verilmesi” yönünden
uyuşmazlığın doğduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında doğan
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeadli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı adına tapuda cinsi kargir dükkan ve
arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak
değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde
“İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki
yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin
terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru,
basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir.”
hükmüne; Tapu Sicili Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde
belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin
yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.(…)
Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı
sicillerde belgesine aykırı olarak basit yazım hatası yapıldığının tespit
edilmesi halinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde
açıklanarak, re'sen düzeltme yapılır.”
hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını
taşıyan 2. maddesinin 1 numaralı bendinde, idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ile tahkim
yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar
hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır.
Olayda, davacıya ait taşınmaz üzerinde 20.12.1967
tarihinden itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu
kaydında taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı
bulunduğu, davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın
alındığı, davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın
cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği,
davacının bu talebinin, davalı Tapu İdaresi tarafından,Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma
izni veya bunun yerine geçen bir belgenen ibrazı halinde yerine
getirilebileceği gerekçesiyle reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava
konusu binaya ilişkin olarak arşiv kayıtlarında herhangi bir belgenin
bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük
olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izninin düzenlenmesinin imar
mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerinde
20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro geçmeden akaryakıt bayiliği
yapıldığının belirtildiği; davacı tarafından, adına tapuda cinsi kargir
dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt
istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar
verilmesi istemiyle davanın açıldığının anlaşılmaktadır.
Davada, tapu kayıtlarına dayanak teşkil eden imar
mevzuatına ilişkinişlemlerin iptali
istenilmemiş olduğundan, ortada idari yargı yetkisi kapsamına giren bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.
Bu durum karşısında,tapu kayıtlarında yer alan taşınmazın
cinsinin değiştirilerek, kayıt ve tescil edilmesine yönelik uyuşmazlığın,
Medeni Kanun hükümlerine göre çözümlenmesinde adli yargı yerleri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun
kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Konya / Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.9.2004 gün ve
E:2004/327, K:2004/400 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/200
KARAR NO:
2006/225
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: İtfaiye eri olarak görev yapan davacı
tarafından, işçi niteliğine sahip olduğunun tespiti istemiyle açılan
davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
F.A.
Vekili:
Av. İ.Ç.
Davalı:
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
O L A Y:
Davacının da aralarında bulunduğu 44 davacının vekili, davacıların davalı
işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiyeci olarak
istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına tabi tutularak
1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını, davacıların bedensel
çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi
niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesi istemiyle adli
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 6. İŞ MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve
E:2002/1536; K:2003/1315 sayı ile, davacı vekilinin dava dilekçesi ile,
davacıların davalı işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında
itfaiyeci olarak istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına
tabi tutularak 1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını,
davacıların bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması
sebebiyle işçi niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesini
talep ettiği, davacının 657 sayılı Yasa kapsamında devlet memuru olarak
çalıştığı, talep konusunun Mahkemelerinin görevi alanında olmayıp, idari
nitelikte olduğu, devlet memuru statüsünde çalışan bir kişi hakkında
Mahkemelerince statüsünün değişmesi şeklinde tespit kararı verilmesinin
mümkün olmadığı, bu konunun da idari mahiyette olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin
23.2.2004 gün ve E:2004/3830; K:2004/3000 sayılı kararıyla onanmaksuretiyle kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, davacının, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesinde 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri olarak istihdam edildiğini, buna
rağmen, özel hukuk kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi
personel ile birlikte aynı iş ve sorumluluk şartları altında
çalıştırıldığını, davacının bedensel çalışmalarının düşünsel
çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi ve işçi statüsüne tabi
olduğunun tespitine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ ; 17.6.2005 gün ve E:
2005/1357; K:2005/1188 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2. maddesinin 4001 sayılı Kanun’la değişik 1. fıkrası ile, idari
dava türlerinin; iptal, tam yargı ve idari sözleşmelerden doğan davalar
olmak üzere üçe ayrıldığı ve bunların dışında idari dava türüne yer
verilmediği, aynı Kanunun 58. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların
idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delil tespitini davaya bakan
Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebileceği hükmüne yer
verildiği, dava dilekçesinin incelenmesinden, “dava konusu” ve “netice-i
talep” kısımlarında davacının işçi niteliğine sahip olduğunun tespitinin
istendiği, bunun dışında iptal ya da tam yargı davalarına konu olacak idari
işlem, karar yada eylemin belirtilmediği ve dava dilekçesinin salt tespit
davası niteliğinde olduğunun görüldüğü, yukarıda anılan 2577 sayılı
Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrası ile 58. maddesinin 1. fıkrası hükümleri
karşısında, idari yargı yerlerinde sadece tespit davası açılması olanaklı
olmadığından, istem hakkında karar verilmesinin mümkün bulunmadığı, bu
nedenle, dava konusu istemin ancak adli yargı yerlerinde açılacak tespit
davasına konu edilebileceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Adli ve idari yargı
yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen “...tarafları, sebebi ve konusu aynı olan
dava...” koşulu dikkate alındığında, davacı Fevzi
Alp yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire
Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri
olarak istihdam edilen davacının, 657 sayılıKanun’a tabi olmasına rağmen, özel hukuk
kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi personel ile birlikte
aynı iş ve sorumluluk şartları altında çalıştırıldığı, dolayısıyla,
bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olduğu ileri
sürülerek, işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
Görev uyuşmazlığının çözümü için, öncelikle, tespit
davasının hukukumuzdaki yerinin incelenmesi gereklidir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davasını
düzenleyen açık ve genel bir hükme yer verilmemekte ise de; doktrinde ve
yerleşik yargısal içtihatlarla, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının
saptanması için tespit davası açılabileceği kabul edilmiş bulunmakta;
tespit davasının esasının incelenebilmesi için de, genel dava koşullarının
yanısıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve bu hukuki ilişkinin
var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar bulunması
koşulları aranmaktadır. Buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren bir
hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir
tespit davası açılabilmesi olanaklı bulunmaktadır.
Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı
2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve kamu
hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne idari
yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın “İdari Davalarda Delillerin
Tespiti” başlıklı 58/1. maddesi “Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu
davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve
vergi mahkemelerinden isteyebilir.” hükmünü taşımakta olup, idari yargıda,
ancak, açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan “delillerin tespiti” nin
istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında
sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil
bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari
yargı yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin
varlığının ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil
tespiti kapsamında saptanabileceği açıktır.
Bu açıklamalara göre tespit istemiyle amaçlanan
konu incelendiğinde:
Olayda, her ne kadar davalı idarece tesis edilmiş
idari nitelikteki bir işlemin iptali istenmemekte ise de; müstakil bir
tespit davası olarak açılan bu dava ile amaçlanan, davacının, işçi ve işçi
statüsüne tabi olduğunun saptanmasıdır. Davacının istemi doğrultusunda
yapılacak bu tespit ise, ancak, memur olan statüsünün işçi olarak
değiştirilmesini sağlamak için, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı
idareye ibraz edilmek üzere belge elde etmek amacıyla kullanılabilir.
Belirtilen durum karşısında, eda davasının öncüsü
niteliğinde bir özel hukuk ilişkisinin tespitine ilişkin olmayıp, davacının
işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine yönelik bulunan ve bu
haliyle, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı idareye ibraz edilmek
üzere belge elde etmek amacıyla açıldığı sonucuna varılan bu davaya bakılıp
bakılamayacağı konusunda idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nce verilen 17.6.2005 gün
ve E:2005/1357; K:2005/1188 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/201
KARAR NO:
2007/26
KARAR TR
: 5.3.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Davacının; sigortalı olarak fasılasız
çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik
pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla ve
çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açtığı
davanın,ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
L.Ş.
Vekili: Av. E.Ç.
Davalılar: 1-S.S.K. Genel Müdürlüğü
2-Milli Eğitim Bakanlığı
O L A Y:
Davacı vekili, müvekkilinin 01.11.1984 tarihinde 14395175 sigorta sicil
numarası ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk Eğitim Merkezi
Müdürlüğü bünyesinde dikiş nakış hocalığı yaptığını, bu görevini fasılasız
olarak 15.06.2000 tarihine kadar devam ettirmesine rağmen;davalı kurumun,müvekkilinin sigortasını muhtelif
tarihlerde müvekkilinin bilgisi dışında giriş çıkış yapmak sureti ile
S.S.K.’na eksik gün bildiriminde bulunduğunu; müvekkilinin şahsi sicil
dosyası incelendiğinde, davalı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk
Eğitim Merkezi Müdürlüğünce SSK İl Müdürlüğüne verilen “işe giriş ve çıkış
bildirgelerinde müvekkilinin imzasının bulunmadığı ve bu giriş çıkışların
müvekkilinin bilgisi dışında yapıldığı” müvekkilinin,davalı kurumda çalışması bilfiil olduğu
halde, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde eksik pirim ödemek amacı
ile eksik gün bildiriminde bulunulduğunu; mağduriyetinin giderilmesi için
Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı başvurunun reddedildiğini; aynı işyerinde
çalıştığı iş arkadaşları olan tanıklardinlendiğinde haklılığının ortaya çıkacağını ifade ederek, sonuç
itibariyle; müvekkilinin 01.11.1984-15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli
ve fasılasız çalışmasına karşılık,çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi
istemiyle,9.7.2003 gününde adli
yargı yerinde dava açmıştır.
SORGUN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve
E:2003/340, K:2003/524 sayı ile, davalı Bakanlık vekilinindilekçesine ekli sunduğu Yüksek Yargıtay
9. Hukuk Dairesinin 24.05.1999 gün 1999/7930-9226 esas-karar sayılı
içtihatları doğrultusunda, taraflar arasındaki davacının çalıştırılmasına
dair akdin; iş hukukundan çok dayanağını 657 S.Y.nın 4. Maddesi kapsamında
geçici personel statüsü ile başlatılıp devam ettirildiği,bu nedenle uyuşmazlığın idare hukukunu
ilgilendirdiği, davanın idari dava niteliğini taşıdığı ve mahkemelerinin
yargı yolu itibariyle görevsiz bulunduğu;görevli mahkemenin Kayseri İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle, 10.2.2006
gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2006 gün ve
E:2006/662, K:2006/316 sayı ile, 506 sayılı SSK Kanunu ve 1475 sayılı İş
Kanunu kapsamında işçi ve işveren arasında çıkan ihtilafların görüm ve
çözümünde görevli mahkemeler İş Mahkemeleri olup, idare mahkemelerinin bu
yönde görevi bulunmadığı; davacının davalı idarede, 14395175 sigorta sicili
ile ücretli usta öğreticisi olarak istihdam edildiği ve buna göre davacının
işçi statüsünde bulunduğu açık olmakla,hizmet tespitine ilişkin olarak açılan bu davanın görüm ve çözümünün
Adli Yargı yerindeki mahkemelere ait olduğu,mahkemelerinin bu hususta görevinin
bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.3.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeadli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile
Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 14395175 sigorta sicil numaralı davacının,
01.11.1984 -15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli ve fasılasız
çalışmasına karşılık,çalışmadı
gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun Sigorta Primleri başlıklı
61. maddesinde; sigortalılara yıllık ücretli izin süresi için ödenecek
ücretler üzerinden iş kazaları ile meslek hastalıkları primleri hariç,
diğer sigorta primlerinin, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunundaki esaslar
çerçevesinde işçi ve işverenler yönünden ödenmesine devam olunacağı
belirtilmiştir. İşaret edilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nunVIII. Bölümün 72 ilâ 84. maddelerindePrimler konusu düzenlenmiş;Kanun’un 72. maddesinde,iş kazalarıyla meslek hastalıkları,
hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının gerektirdiği
her türlü yardım ve ödemelerle her çeşit yönetim giderlerini karşılamak
üzere, Kurumca bu kanun hükümlerine göre prim alınacağı;73. maddesinde, prim oranları,74. maddesinde, iş kazalarıyla
meslek hastalıkları prim oranının tespitinin nasıl yapılacağı; 77.
maddesinde, ödenecek primlerin hesabında hangi
ücret ve ödemelerin esas alınacağı;Prim belgeleri başlıklı 79. maddesinde, prim belgelerinin ne
zamankuruma verileceği,eklenecek belgeler, belgelerin
verilmemesi veya noksan verilmesi halinde uygulanacak müeyyideler, prim
borcuna itirazın şekli ve sonuçlarının neler olduğu,sigortalının çalıştığı bir veya birkaç
işte, bu Kanunda yazılı prim ödeme şartını yerine getirmiş olmasına rağmen
kendisi için verilmesi gereken kayıt ve belgelerin işveren tarafından
verilmediği veya verilen kayıt ve belgelerde kazançların veya prim ödeme
gün sayılarının eksik gösterildiğinin Kurumca tespit edilmesi halinde,
hastalık ve analık sigortalarından gerekli yardım yapılacağı;80. maddesinde, işverenin, bir ay içinde
çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı
üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden
kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç
ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecbur olduğu belirtilmiş; 81.
maddesinde, ödenmeyen primler ve verilen cezalar için Kurumca düzenlenecek
belgeler açıklanmış, Uyuşmazlıkların çözüm yeri başlıklı 134. maddesinde
ise, bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş
mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği
kuralına yer verilmiştir.
Olayda, davacının; sigortalı olarak fasılasız
çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik
pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla,
çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle, tanıklar
da göstererekdava açtığı anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre,sigorta primleriyle ilgili hususların 506 sayılı Yasa’da
düzenlendiği,bu Yasa’nın
uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara
bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği yolundaki 134. madde hükmü
karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde; adli yargı yerleri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sorgun Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Sorgun Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.11.2003 gün ve E:2003/340, K:2003/524 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/204
KARAR NO:
2006/266
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri
Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
A. K.
Vekilleri:
Av. N.K. - Av. Y.K.
Davalı:
Bornova Belediye Başkanlığı
Vekilleri:
Av. M.A. – Av. S.Ç.
O L A Y: Bornova Belediyesi Encümeni’nin
20.4.2004 gün ve 24-523 sayılı kararı ile, 3257 sayılı Sinema, Video ve
Müzik Eserleri Kanunu’na aykırı olarak bandrolsüz, korsan müzik ve film
CD’si sattığının 5.3.2004 tarihinde tespit edildiğinden bahisle davacıya
3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi ve 1580 sayılı Yasa’nın 83/9. maddesi
gereğince idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu para
cezasınaadli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
İZMİR 4. SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.5.2005 gün ve
E:2004/33 D.İş; K:2005/81 D.İş sayı ile, muteriz vekilinin Mahkemelerine
vermiş olduğu dilekçede, Bornova Belediye Başkanlığı Encümeni tarafından
müvekkilinin 170 adet bandrolsüz ve kaçak CD sattığından bahisle para
cezası kesildiğini, ele geçirilen CD sayısının 170 değil, 200 olup, bu
CD’lerden yaklaşık 50 adedinin oyun CD’si, geri kalan 150 adet CD’nin ise
parekende satış yapan yerlerden alınan faturalı, üzerinde bandrolü bulunan
CD’ler olduğunu, bu durumun inceleme yapıldığı taktirde ortaya çıkacağı,
usulsüz olarak Bornova Belediyesi Encümeni’nin vermiş olduğu 24/04/2004
tarih ve 24-523 karar sayılı kararın kaldırılmasını talep etmiş ise de,
dava konusu olay ile ilgili olarak karar vermeye yetkili ve görevli
mahkemenin idare mahkemesi olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle kesin olarak
görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı vekili, bu kez, idari para cezası
verilmesine ilişkin Encümen kararının iptali istemiyle 2.6.2005 tarihinde
idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.1.2006 gün ve E:
2005/663; K: 2006/106 sayı ile, 1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27., geçici 2.
ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, yukarda yer verilen Kanun
hükümlerinden, Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden
itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunu
kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda
itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve
çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı,
bu nedenle, dava konusu idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve
çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce verilen kararlarda,
idari para cezalarına karşı Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği
tarihten sonra açılacak davaların görüm ve çözümünün sulh ceza
mahkemelerinin görevine girdiğinin belirtildiği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3257 sayılı Yasa’ya aykırı olarak bandrolsüz
CD satıldığı nedeniyle verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
23.1.1986 tarih ve 3257 sayılı Sinema, Video ve
Müzik Eserleri Kanunu’nun “İdari Ceza” başlığını taşıyan 12. maddesi “9
uncu madde hükmüne aykırı olarak işletme belgesiz veya bandrolsüz ve özel
işaretsiz eserlerin ve kopyalarının her biri için belediyelerce 10.000 lira
para cezası tahsil edilir.
Belediye sınırları dışında bu cezalar, mahallin en
büyük mülki amirliği tarafından verilir.
Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.
İdari cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece
verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen
hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır.
İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir.” hükümlerini taşımakta olan 12.
maddesi, 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun’un 8. maddesi ile başlığıyla birlikte
değiştirilmiş ve “Bandrol kullanımına ilişkin ihlâllerde uygulanacak ceza
hükümleri” başlığıyla “Bu Kanunun bandrol kullanımına ilişkin hükümlerine
aykırı fiillerde bulunanlar hakkında, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu’nun 81 inci maddesinde öngörülen cezalar uygulanır.” şeklinde yeniden
düzenlenmiş olup, maddede atıfta bulunulan 5846 sayılı Yasa’nın 81. maddesi
de anılan 5101 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle değiştirilmiş ve sözü edilen
değişik 81. maddede, musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile
süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması ve Bakanlıkça bastırılıp
satılacak olan bandrollerin alınabilmesi için bandrol talebinde bulunanın
yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması
zorunluluğu getirilmiş; bu maddede belirtilen ihlâllerde, genel kolluk ve
zabıta tarafından yetkili ve görevlilerin ihbarı üzerine harekete
geçilerek, usulsüz ve izinsiz olarak çoğaltılmış ve yayılmış nüsha ve
yayınlar ile bunları çoğaltmaya yarayan her türlü araç ve diğer delillerin
toplanarak Cumhuriyet Savcısına suç duyurusu ile birlikte sevk edileceği
öngörülmüş; Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine usulsüz çoğaltılmış nüsha
ve yayınlar ile teknik araçlar ve işyerleri hakkında yetkili mahkemece
hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmiş; 7. fıkrasında, bu Yasa kapsamında
korunan, yasal olarak çoğaltılmış bandrollü nüshaların da yol, meydan,
pazar, kaldırım, iskele, köprü ve benzeri yerlerde satışına yasak
getirilmiş; 9. fıkrasında ise, 3 bent halinde, bu Yasa hükümlerine aykırı
kasıtlı fiiller nedeniyle açılacak kamu davasında mahkemece hükmedilecek
hapis ve ağır para cezaları düzenlenmiştir.
12.3.2004 tarih ve 25400 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 5101 sayılı Yasanın 29. maddesine göre, bu Yasanın 15. maddesi
ve 26. madde ile 5846 sayılı Yasaya eklenen Ek 10. maddenin (2) numaralı
bendinde yer alan “44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları
almaksızın faaliyet gösteren” ibaresinin Yasanın yayımı tarihinden altı ay
sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüş, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde
yürürlüğe girmiştir.
Bu düzenlemelerden: 3257 sayılı Yasa’nın “idari
ceza” uygulamasına ilişkin 12. maddesi değiştirilerek, 12.3.2004 tarihinden
itibaren yapılan atıf nedeniyle 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde
düzenlenen “adli ceza” uygulamasına geçildiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra, 21.7.2004 tarihinde
yürürlüğe giren 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin
Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanun’un
16. maddesi ile 23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri
Kanunu yürürlükten kaldırılmış olup, bu Kanunun 13. maddesinde, bu maddede
öngörülen idari para cezalarına karşı idare mahkemesine itiraz
edilebileceği belirtilmiştir.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
Olayda,
Bornova Belediyesi Encümeni’nin 20.4.2004 günlü kararı ile, 3257 sayılı
Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’na aykırı olarak bandrolsüz, korsan
müzik ve film CD’si sattığının 5.3.2004 tarihinde tespit edildiğinden
bahisle, tespit tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 3257 sayılı Yasa’nın
12. maddesi uyarınca idari para cezası verilmiştir.
Bu
durum karşısında:
İdari para
cezasının verildiği 20.4.2004 tarihi itibarıyla, 3257 sayılı Yasa’nın 12.
maddesi değiştirilerek 12.3.2004 tarihinden itibaren 5846 sayılı Yasa’nın
değişik 81. maddesinde düzenlenen adli ceza uygulamasına geçilmiş olup,
3257 sayılı Kanun’un değişiklikten önceki 12. maddesi hükmüne göre sulh
ceza mahkemesinin görevli olduğunu söylemek mümkün değildir. Kaldı ki;
23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu,
21.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema
Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi
Hakkında Kanun’un 16. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olup, bu Kanunun
13. maddesinde, bu maddede öngörülen idari para cezalarına karşı idare
mahkemesine itiraz edilebileceği belirtildiğine göre, bu uyuşmazlığın görüm
ve çözümünde de, idare mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560
sayılı Yasa’nın 31. maddesinde"
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema
Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi
Hakkında Kanun uyarınca idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 31.1.2006 gün ve
E:2005/663, K:2006/106 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/211
KARAR NO:
2007/27
KARAR TR
: 5.3.2007
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Belediye Encümenince 1608 sayılı Yasa’ya göre
verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, aynı Yasa’nın 5. ve
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanunla değişik 3. maddesi
gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
E.Ö.
Davalı:
Ünye Belediye Başkanlığı
O L A Y:
Ünye Belediyesi Encümeni’nin 2.6.2005 gün ve 157 sayılı kararı ile,
belediye zabıta memurlarınca 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin
(b) bendine uyulmadığının tespit edildiğinden bahisle; davacı adına, 1608
sayılı Yasa uyarınca para cezası verilmiştir.
Davacı, söz konusu para cezasına karşı 26.7.2005
tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ÜNYE SULH CEZA MAHKEMESİ;10.8.2005 gün ve 2005/274
Muh., 2005/461 Müt. sayı ile, itiraz eden hakkında belediye malına zarar
verdiğinden bahisle Ünye Belediye Encümeninin 2.6.2005 tarih ve 157 nolu
kararı ile 250,00 YTL para cezası tahakkuk ettirildiğinin görüldüğü,
Belediye Encümeninin şahıslar hakkında idari yasaklara uymadıklarından
bahisle tanzim ettiği idari para cezalarına karşı Mahkemelerinin görevli
olmayıp,bu mahiyetteki belediye
encümen kararlarına karşı idari yargıya müracaatla idari para cezasına
ilişkinencümen kararının iptalinin
gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez idari para cezası verilmesine
ilişkin Encümen kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ORDU İDARE MAHKEMESİ; 25.5.2006 gün ve E:2005/2174
sayı ile, 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik
Ahkamı Cezaiye Hakkında 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil
Kanun’un 1. maddesinde; "Belediye Meclis ve encümenlerinin ... ittihaz
ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve
talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri isleyenlere veya yapmayanlara
elli liraya kadar hafif para cezası tertibine ... belediye encümenleri
salahiyetlerdir..." hükmünün getirildiği, aynı Yasanın 5. maddesinde ise, ceza kararlarına tebliği
tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde
Sulh (ceza) hakimliğine itiraz olunabileceği kuralının getirildiği,
dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu
2.6.2005 tarihli ve 157 sayılı Ünye Belediye Encümeni kararıyla belediye
malına zarar verdiğinden bahisle davacıya para cezası verildiği, her ne
kadar encümen kararında cezanın yasal dayanağı gösterilmemiş olsa da davalı
idarece verilen savunmaya göre, anılan cezanın 1608 sayılı Yasa’ya
dayanılarak verildiğinin anlaşıldığı, bu
durumda, 1608 sayılı Yasa’da açıkça belirtildiği üzere, uyuşmazlığın görüm
ve çözüm yerinin Mahkemeleri değil, görevsizlik kararı veren Ünye Sulh Ceza
Mahkemesi olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa’nın 19.maddesi hükmü uyarınca Ünye
Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararı üzerine Mahkemelerinde
açılan davada, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurulmasına, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bu konuda karar
verilinceye kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine ve bu kararla
birlikte dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.3.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden
2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı
başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı
yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği
ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeadli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR
ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Belediye zabıta memurlarınca 5272 sayılı
Belediye Kanunu’nun 15. maddesinin (b) bendine uyulmadığının tespit
edildiğinden bahisle, 1608 sayılı Yasa uyarınca verildiği anlaşılan para
cezasına ilişkin Encümen kararının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında
16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil
15.5.1930 tarih ve1608 sayılı
Kanun’un, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanun’la değişik 1. maddesi
“Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin
verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif
hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya
emrettiği fiilleri işleyenlereveyayapmayanlaraelliliraya kadar hafif para cezası tertibine üç günden onbeş güne kadar
ticaret ve sanat icrasından men’e ve Türk Ceza Kanununun 536,538,557,559 ve
577. maddeleriyle 553.maddesinin birinci fıkrasında yazılı cezaları tayine
belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere ayrılan belediyelerde bu
cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri tayin ederler.”; 5.7.1934
tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesininbirincifıkrasında “Ceza kararlarına tebliğ tarihinden itibaren beş gün
içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla
şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak
muterize imza ettirilir. “ denilmekte; 6. maddesinde de itiraz üzerine
tetkikatın evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza
kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine
hükmedeceği, itiraz varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın
otuz gün içinde neticelendirilmesinin mecburi olduğu, hakimin izahat almak
üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği
belirtilmekte ve 7. madde ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak
kaydıyla, itiraz sonucunda hakim tarafından verilecek kararların kesin
olduğuna ve temyiz edilemeyeceğine işaret edilmektedir.
Anılan Yasa ile, belediyeyi ilgilendiren yasal
düzenlemelerin emrettiği fiilleri yapmayanlara veya yasakladığı fiilleri
işleyenlere 1. maddede yazılı diğer cezaların yanı sıra üç günden onbeş
güne kadar ticaret ve sanat icrasından men cezası verilmesi konusunda
belediye encümeni yetkili kılınmış ve bu cezalara itiraz edilmesi üzerine
uygulanacak usul ve esaslar özel olarak düzenlenmiş olup, uyuşmazlığa konu
edilen davada görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için söz konusu itiraz
yolunun açıklanması gerekmektedir.
1924 tarih ve 486 sayılı Yasa’da, belediye
cezalarına karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı kabul edilmiş
iken, bu Yasanın 6. ve 7. maddelerini tadil eden 1927 tarih ve 959 sayılı
Yasa ile bu cezalara idare heyetleri önünde itiraz edilebilmesine olanak
tanınmış iken, daha sonra yasa koyucu tarafından, idare heyetlerinin kuruluş,
nitelik ve görevleri bakımından uygun görülmeyen bu uygulamadan
vazgeçilerek, 1930 tarih ve 1608 sayılı Yasa ile, konuya daha uygun bir
çözüm şekli getirmek amacıyla, itirazların öncelikle bir “mahsus hakim”
tarafından, bulunmayan yerlerde ise, sulh hakimi tarafından
incelenebilmesini olanaklı kılan bir düzenleme yapılmıştır.
Bu açıklamalara göre, Yasa’da sözü edilen
“mahsus hakim” ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili cezalara
yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin amaçlandığı;
ancak, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh hakimliğine
başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında,bu tür cezalara karşı yapılan
itirazıngörüm ve çözümünün adli
yargı yerinin görevine girdiği açıktır.
Öte yandan; 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560
sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Kabahatler Kanunu’nun değişik
3. maddesi hükmü karşısında da, 1608 sayılı Yasa’ya göre Belediye
Encümenince verilen para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde
aynı Yasa uyarınca adli yargı yeri görevli olduğundan, İdare Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ünye
Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 10.8.2005 gün ve 2005/274 Muh., 2005/461 Müt sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/213
KARAR NO:
2006/268
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Davacılar tarafından, murislerinin yolcu
treninde bilet kondüktörü olarak görev yapmakta iken trenin devrilmesi
sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle açılan tazminat davasının, İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar: S.K.-Y.K. –S.K.- S.K.
Vekili: Av. S.D.
Davalı:
TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili:
Av. C.T.
O L A Y:
Davacıların murisi İhsan Karadağ, 22.7.2004 tarihinde Haydarpaşa- Ankara
seferini yapmakta olan yolcu treninde bilet kondüktörü olarak görev
yapmakta iken trenin aşırı hız nedeniyle raydan çıkarak devrilmesi sonucu
hayatını kaybetmiştir.
Davacıların vekili, fazlaya ilişkin dava ve talep
hakları saklı kalmak kaydıyla davacının eşi için maddi ve manevi
tazminatın, çocukları için manevi tazminatın, kaza tarihinden itibaren
işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle idari
yargı yerinde dava açmıştır.
SAKARYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 19.10.2005 gün ve
E:2005/2324; K:2005/2502 sayı ile, davanın,
22.07.2004 tarihinde Sakarya İli Pamukova mevkiinde meydana gelen tren
kazasında hayatını kaybeden İhsan Karadağ'ın eşi davacılardan Sultan
Karadağ için 100.000.-YTL maddi, 100.000.-YTL manevi, diğer davacılar
Yasemin Karadağ, Serkan Karadağ ve Serhat Karadağ için ayrı ayrı
100.000.-YTL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idareden
tazminine karar verilmesi istemiyle açıldığı, 29.06.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun
12'nci maddesinde, kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya
taşımak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına işaret
edildiği; anılan Kanunun "Taşıma İşleri ve Taşıma Senedi"
başlıklı İkinci Kısmının "Yolcu Taşıma" ya ilişkin Üçüncü
Ayırımında yer alan 798'inci maddesinde, yolcuların, taşıyıcılar tarafından
iç hizmetleri tanzim için konmuş olan usul ve talimatı ihlal etmemekle
mükellef oldukları, 806'ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise,
taşıyıcının, yolcuları gidecekleri yere sağ ve salim olarak ulaştırmakla
mükellef bulunduğu, yolcuların kazaya uğramaları halinde bundan doğacak
zararların taşıyıcı tarafından tazmin edileceği, yolcunun kaza neticesinde
ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalan kimselerin dahi uğradıkları
zararlara karşılık taşıyıcıdan tazminat isteyebilecekleri, ancak
taşıyıcının, kazanın kendisine ve yardımcılarına yükletilmesi mümkün olan
bir kusurdan doğmadığını ispat ettiği takdirde bu iki haldeki tazminattan
kurtulacağının hükme bağlandığı, anılan
yasal düzenlemelerden, yolcu taşıma işinin, ücret karşılığında yapılan
ticari bir faaliyet niteliği taşıdığı ve bu işi yapanın da tacir olduğunun
anlaşıldığı, öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 18.02.1985 günlü, E:1984/9,
K: 1985/4 sayılı kararında, karayollarından, köprülerden alınan geçiş
parası, su, elektrik, havagazı, demiryolları, hava yolları, kimi hastane
ücretleri gibi, ekonomik koşullara göre oluşturulan ve tesislerin bakımını,
idamesini ve yeni yatırımlar yapılmasını sağlamak için yapılan ödemeleri,
belirli kamu hizmetleri karşılığında kişilerden resim, harç ve benzeri mali
yükümlülüklerden ayrı kabul ettiği, bu kabule göre, demiryolu
taşımacılığında alınan yolcu taşıma ücretlerinin, kamu gücüne dayanılarak
alınan vergi benzeri mali yükümlülükler kapsamında olmadığının açık
bulunduğu, olayda, zarar görenin yolcu
olması, davalının taşıyıcı sıfatı taşıması karşısında, taraflar arasındaki
hukuki ilişkinin taşıma sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisi
olduğu, davalının ticari alanda yürüttüğü taşımacılık faaliyetinin de özel
hukuk hükümlerine tabi bulunduğu, belirtilen
durum karşısında ve davalı tarafından yürütülen faaliyetin ve taraflar
arasındaki hukuki ilişkinin niteliği göz önüne alındığında, olayda idari
bir eylem ya da işlemden doğmuş herhangi bir zarar söz konusu olmayıp,
çalışanın uğradığı zarardan dolayı taşıyıcının tazmin yükümlülüğünün
saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli bulunduğu, kaldı ki, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 01.11.2004 tarih ve
E:2004/79, K:2004/78 no’lu kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacıların vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekili, birinci savunma dilekçesinde
görev itirazında bulunmuştur.
PAMUKOVA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 18.5.2006 gün ve
E:2006/4 sayı ile, davaya bakmakla görevli yargı
yerinin idari yargı yeri mi olduğu yoksa adli yargı yeri mi olduğu
hususunun çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle davacılar murisi İhsan
Karadağ ile davalı TCDD Genel Müdürlüğü arasındaki hukuki ilişkinin
nitelendirilmesinin gerektiği, diğer bir ifade ile öncelikle taraflar
arasında bir taşıma sözleşmesinin bulunup bulunmadığının açıklığa
kavuşturulması gerektiği, taşıma sözleşmesinin Türk Ticaret Kanunu’nun 806
ncı maddesinde düzenlendiği, söz konusu maddeye göre; yolcunun, belirli bir
bedel mukabilinde yolculuk eden kişi olarak tanımlandığı, olayda
davacıların murisi ihsan Karadağ’ın söz konusu trende yolcu olarak değil,
kondüktör olarak görevli bulunduğu, bu nedenle, davacıların murisi ile
davalı idare arasındaki hukuki ilişkinin özel hukuk anlamında bir sözleşme
değil, idari sözleşme niteliği taşıdığı, davalı TCDD Genel Müdürlüğü’nün,
tüzel kişiliğe sahip ve özel görevli olarak kanunla kurulmuş bir kamu
kurumu olduğu, taraflarından biri kamu tüzel kişisi olan, konusu kamu
hizmeti ile ilgili bulunan, düzenleme biçimi ve yürütme yöntemine ilişkin
kuralları özel hukuktan çok kamu hukuku kuralları olan ve yönetime üstün
hak ve yetkiler tanıyan sözleşmelerin "idari sözleşme" olduğunun
yerleşik yargısal içtihatlarda kabul gördüğü, TCDD Genel Müdürlüğü'nde
kondüktör olarak çalışan davacının,
çalıştığı trenin dray olması sonucunda
ölümü nedeniyle mirasçıları tarafından tazminat istemiyle açılan davanın
tam yargı davası niteliğinde bulunduğu ve idari yargı yerinde çözümlenmesi
gerektiği, 28.10.1984 tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan,
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü ( TCDD )
Ana Statüsü'nün 1, 3 ve 4. maddelerinden söz ederek, buna göre, TCDD
İşletmesi’nin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip
bir kamu kurumu olduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda
ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri
doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri
bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu
hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmediği, dava dilekçesinin
incelenmesinden, davacı vekilince davacıların murisi İhsan Karadağ’ın
davalı idareye ait 11006 sefer sayılı Yakup Kadri Karaosmanoğlu ekspresinde
kondüktör olarak görevli bulunduğu sırada trenin dray olması sonucunda
ölümü nedeniyle tazminat talebine ilişkin olup, davalı İşletmenin kusur ve
sorumluluğunun bulunduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın tazmini
istemine ilişkin davanın, zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki
aksaklıklardan doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre
sorumlu olduğu nedenine dayanılarak açıldığının anlaşıldığı, Anayasa'nın 125. maddesi ile 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2. maddesinden bahisle, buna göre, zararın kamu hizmetinin
yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış
olması karşısında, tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD
İşletmesi’nin, bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini
istemiyle açılan davanın, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun
olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle
idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirdiği, bu hususların
saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı
Yasa'nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu, öte yandan, davacıların murisi İhsan Karadağ TCDD
İşletmesinin personeli olduğuna göre, idarenin kamu görevlisi olan
personelinin görev sırasında ölümü nedeniyle zarar gören mirasçıları
tarafından açılan tam yargı davasının idare hukuku esaslarına göre idari
yargı yerinde görülmesi gerektiği, belirtilen
nedenlerle, davalı idareye ait trende görevli davacılar murisinin trenin
dray olması sonucunda ölümünden doğan zararın, idarenin hizmet kusuru
esasına göre tazmini istemiyle olayda ölen kurum personelinin mirasçıları
tarafından açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli
olduğundan, Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna varıldığı, Sakarya
1.İdare Mahkemesi’nin 19.10.2005 tarih ve 2005/2324 E, 2005/2502 K sayılı
kesinleşmiş görevsizlik kararı bulunduğundan, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca yargılama
yapmaya yetkili ve görevli merciin belirtilmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine, bu
nedenlerle eldeki davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar
verilinceye değin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Asliye Hukuk
Mahkemesince, anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli
ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların murisi İhsan Karadağ’ın, yolcu
treninde bilet kondüktörü olarak görev yapmakta iken trenin devrilmesi
sonucu hayatını kaybetmesi üzerine davacıların vekili tarafından, fazlaya
ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla davacının eşi için
maddi ve manevi tazminatın, çocukları için manevi tazminatın, kaza
tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalı idareden
tahsili istemiyle açılmıştır.
28.10.1984tarihve18559sayılıResmiGazete’deyayımlanan,TürkiyeCumhuriyeti Devlet Demiryollarıİşletmesi Genel Müdürlüğü ( TCDD ) Ana
Statüsü’nün “ Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “ Bu Ana Statünün amacı;
8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak sözkonusu Kanun Hükmünde
Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu
İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve
teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar
arasındakiilişkileri ve ilgili
diğerhususlarıdüzenlemektir...” hükmünü taşımakta;“Hukuki Bünye”başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile
teşkil olunan TCDD İşletmesi’nin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel
kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı
bir “ Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğunave 233 sayılı KHK ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel
hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaretedilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet
konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu
belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK
hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.
Buna göre, TCDD İşletmesi’nin, tekel kapsamında
kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu
tartışmasızdır. 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve
ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri
doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri
bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti
yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında,
idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü
olduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı
hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
türleri arasında sayılmıştır.
Buna göre, zararın kamu hizmetinin yürütülmesi
sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması
karşısında,tekel niteliğinde kamu
hizmeti yürüten TCDD İşletmesi’nin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere
verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin
yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru
veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını
gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise, idare hukuku ilkelerine
göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında
bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri
görevlidir.
Öte yandan, davacıların murisi TCDD İşletmesi’nin
sözleşmeli personeli olduğuna göre, idarenin kamu görevlisi olan
personelinin görev sırasında ölümü nedeniyle zarar gören mirasçıları
tarafından açılan tam yargı davasının idare hukuku esaslarına göre idari
yargı yerinde görülmesi doğaldır.
Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesinin
başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Pamukova Asliye Hukuk Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile Sakarya 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 19.10.2005 gün ve
E:2005/2324, K:2005/2502 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/214
KARAR NO:
2007/8
KARAR TR
: 5.2.2007
Hukuk
Bölümü)
ÖZET :Sulama Birliğince, kamu alacağının tahsili
amacıyla adli merciler dışında, bizzat Birlik Başkanı ve Saymanın imzasıyla
düzenlenen“Örnek No.49 İlamsız Takiplerde Ödeme Emri”nin, 2004 sayılı
Yasada tanım-lanan ödeme emri niteliğinde bulunmadığı, 6183 sayılıYasa kapsamındaki ödeme emri niteliğini
taşıdığı dikkate alınarak; iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
M.Ş.
Vekili:
Av. H.Y.
Davalı:
Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği Başkanlığı
O L A Y:
Davalı Sulama Birliği tarafından, 2000 ve 2001 yıllarında şebeke dışıizinsiz su aldığı iddiası iledavacı adına para cezası kesilmiş;bu cezanın tahsili amacıyla Birlik
Başkanlığınca 24.2.2004 tarih ve “İlamsız Takiplerde Ödeme Emri” başlığını
taşıyan Örnek 49 nolu ödeme emri düzenlenerek davacıya tebliğ edilmiştir.
(Daha önce de Birlik tarafından; aynı alacak
nedeniyle Malatya 1. İcra Müdürlüğünün 2001/8903 sayılı dosyası ile Mustafa
Şahin hakkındayapılan takibe, adı
geçenin itiraz etmesi nedeniyle itirazın iptali istemiyle Malatya 3.Asliye
Hukuk Mahkemesindedava
açıldığı;Mahkemenin, 10.6.2003 gün
ve E:2002/226, K:2003/412 sayılı kararı ile; “(…) Dava konusu alacak davacı
Sulama birliğinin izinsiz su kullanmaktan dolayı kestiği para cezalarına
ilişkindir. Yukarıda belirtildiği gibi davacı taraf bir kamu kurumu olup,
tüzüğünde de yer aldığı gibi alacaklarını 6183 sayılı yasa hükümlerine göre
tahsil etme yoluna gitmelidir. Davacı tarafın 6183 sayılı yasa hükümleri
uyarınca ödeme emri çıkartıp alacağını tahsil etme yoluna gitmesi
gerekirken bu yola başvurmayıp özel hukuk hükümlerine tabi bir alacakmış
gibi, önce icra takibine ve itiraz üzerine de mahkemeye başvurması alacağın
niteliğini değiştirmez. Anılan yasaya göre, amme alacağının ödenmemesi
üzerine yapılacak ödeme emrinin muhataba tebliğinden sonra tahsil dairesine
ait itiraz işlemlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde muhatabın
itirazda bulunabileceği ve itiraz komisyonunun bu konuda karar vereceği
belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, mahkememiz olayda görevli
değildir. Bu nedenle davanın görev yönünden reddine karar verilerek
aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM / 1-Davacı Sultansuyu Sağ Sahil Sulama
Birliği tarafından dava konusu edilen alacağın 6183 sayılı yasa uyarınca
tahsili yoluna gidilmesi gerektiğinden, dava dilekçesinin görev nedeniyle
REDDİNE (…)” karar verilmiştir.)
Davacı vekili;Birliğin, müvekkili hakkında yapmış olduğu icra takibi ve çıkarmış
olduğu 49 örnek ödeme emrinin, usul ve yasaya aykırı olduğu; kuruluşunu
tamamlamış ve tüzüğünü oluşturmuş bir kamu tüzel kişisi olan birliğin,
tüzüğünün 18. maddesinin son fıkrasında “Birliğin gelirlerinin tahsilinde
6183 sayılı Amme alacakları tahsil usulü hakkında kanun hükümleri
uygulanır.” hükmünün yer aldığı; Davalı Birliğin, müvekkilinin izinsiz su
kullandığı iddiasında ise, kesmiş olduğu para cezasını dayanakları ile
birlikte 6183 sayılı yasa hükümlerince müvekkiline tebliğ ettirmesi, yasal
süreleri geçtikten sonra 6183 sayılı yasanın öngördüğü şekilde icra
takibinde bulunmasının gerektiği, oysa davalının daha önce herhangi bir
tebligat çıkarmadığı gibi, müvekkili hakkında doğrudan icra takibine
geçerek, özel hukuk adli işlemlerinde kullanılan “İlamsız takiplerde ödeme
emri” başlığına havi örnek 49 no.lu ödeme emrini müvekkiline tebliğe
çıkardığı; bu nedenle icra takibinin ve örnek 49 ödeme emrinin usul ve
yasaya aykırı olduğu, ayrıca talep edilenpara cezasının her türlü hukukidayanaktan yoksun bulunduğu iddiasıyla; 24.2.2004 tarihli ve Örnek
49 nolu ödeme emrinin iptali istemiyle 3.3.2004 gününde idari yargı yerinde
dava açmıştır.
MALATYA İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 10.3.2004 gün
ve E:2004/396, K:2004/360 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 14. maddesinin 3/a bendinde; dilekçelerin görev ve yetki yönünden
inceleneceği, 15. maddesinin 1/a bendinde ise; adli yargının görevli olduğu
konularda açılan davaların reddedileceğinin hükme bağlandığı; iptal
davalarının, idari işlemlere karşı açılan davalar olduğu, idari işlemlerinise, idarenin kamu gücüne dayalı olarak
idare hukuku alanında tesis edilen, başkaca kişi veya organların iradesine
gerek olmaksızın uygulama kabiliyetine haiz ve tek yanlı irade beyanı ile
hukuk aleminde sonuç yaratan işlemler olduğu, idari işlemleri diğer
işlemlerden ayıran özelliklerden birisinin de lazımül-icra, yani kesin ve
yürütülmesi gereken işlem olmasının olduğu; bu tanımdan hareket
edildiğinde, idari işlemin unsurlarının “idari makam ya da makamlarca
yapılmış olması”, “tek yanlılık” ve “icrailik” nitelikleri olduğunun
anlaşıldığı; bakılan davada, dava konusu ödeme emrinin İcra ve İflas
Kanunu’nun 60. ve devamı maddeleri uyarınca düzenlenen bir ödeme emri
olduğu, 6183 sayılı Kanun uyarınca düzenlenmediği anlaşıldığından, davanın
görüm ve çözümünün özel hukuk hükümlerine göre adli yargının görev alanına
girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;davacı vekilinin yaptığı itiraz, Malatya
Bölge İdare Mahkemesinin 15.9.2004 tarih ve E:2004/200, K:2004/206 sayılı
kararıyla reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, söz konusu ödeme emri ile
müvekkiline kesilmiş olan su alma cezasının iptali istemiyle, 8.10.2004
gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.
MALATYA SULH CEZA MAHKEMESİ; 12.7.2005 gün ve
2004/686 sayı ile; merkezi Malatya’da olup, Malatya’da faaliyette buluna
Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği’ne ait sulama kanalından motopomp ile
su taşımak suretiyle sulama yapmak eylemi nedeni ile Mustafa Şahin
hakkında, Birlik tarafından önce; 20.07.2000 tarihli tutanak ile
800.000.000.- TL ikinci defa; 12.08.2001 tarihinde ise 500.000.000.- TL
idari para cezası kesildiği; Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği’nce,
borçlu olduğundan bahisle, 2000-2001 yılları arasında izinsiz sulama yapmak
nedeniyle 1.300.000.000.- TL idari para cezası kesilmesi üzerine, borçlu
olduğu anlaşılan Mustafa Şahin hakkında ilamsız takipte bulunulduğu;
Mustafa Şahin’in Vekili tarafından Malatya İdare Mahkemesi’nde söz konu
icra takibinin usul ve yasaya aykırı olduğu, 6183 sayılı Amme Alacakları
Tahsili Usulü Hakkında Kanun gereğince borçluya ödeme emri tanzim
edilebileceği ve 6183 sayılı Kanun’un alacakların tahsilindeki usulünün
izlenmesi gerekçe gösterilerek, iptal davası açıldığı, ancak; Malatya İdare
Mahkemesi’nin, İcra İflas Kanunu’nun 60. ve devamı maddelerinde düzenlenen
ödeme emri olduğu, bunun denetlenmesinin İdare Mahkemeleri’nin görevi
dışında olduğundan bahisle görevsizlik kararı verdiği; Birlik tarafından
Mustafa Şahin hakkında başlatılan adli icra takibine karşı borçlunun itiraz
etmesi üzerine, Birlik Vekili’nce açılan itirazın iptali davasına bakan
Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin; 2002/226 Esas, 2003/412 karar sayılı
ilamı ile söz konusu Birliğin kuruluşunu tamamlamış bir kamu tüzel kişiliği
olduğu, yine Birlik tüzüğünün 18. Maddesindeki bu tip alacakların takibinde
6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Hususundaki Kanun’un uygulanacağını
hüküm altına aldığı ve görevsizlik kararı vermiş olduğu; Muteriz Vekili’nin
Mahkemelerine verdiği itiraz dilekçesine konu oluşturan işlemin, esasen bir
idari işleme dayandığı, İdari işlem ve eylemlere karşı kural olarak İdari
Yargı Mahkemeleri’nde açılan iptal veya tam yargı davaları ile idarenin
yapmış olduğu işlemin veya eylemin hukuka uygun olup olmadığının
denetlenebildiği, Yasalar ile özel olarak idari yargının denetiminde
bulunmayan bazı idari işlem ve eylemlere karşı, Adli Yargı Mahkemeleri’nde
dava açılabileceği düzenlenmedikçe, genel görevli İdare Mahkemeleri’nin
idari işlem ve eylemlere karşı açılan davalarda görevli olduğu, İdare
Hukuku’nun yerleşmiş içtihatlarından olduğu; Mustafa Şahin’in, arazisini
sulamak için Sultan Suyu Sağ Sahil Sulama Birliği’ne ait kanallardan
izinsiz olarak şebeke dışına su taşıyarak sulama yaptığı ve bunun üzerine
Birlik tarafından tutanak tutularak idari para cezası verildiği olayın,
haksız bir fiil olduğu, buna karşılık idari bir işlem ile tutanak
tutulduğu, tutanakla muteriz hakkında 1.300.000.000.- TL ceza kesildiği,
Birlikten istenen tüzüğün 18. Maddesi’nde, Birlik gelirlerinin tahsilinde,
6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un uygulanacağının
belirtilmiş bulunmasına karşısında, bu konuda İdari Yargı Mahkemeleri’nin
görevli olduğu sonucunun çıkartıldığı; ayrıca, Birlik tarafından Mustafa
Şahin hakkında adli icra makamlarında ilamsız takiplerde kullanılan Örnek:49
ödeme emri düzenlenmesinde dahi, bu durumun alacağın niteliğini
değiştirmediği ve alacağın tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsili
Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasını engellemediği; her ne kadar
Malatya İdare Mahkemesi ile Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi arasında olumsuz görev
uyuşmazlığı çıkmış olabileceğinden bahisle görevli mahkemenin belirlenmesi
hususunun 2247 sayılı Uyuşmazlık Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında
Kanun’un 19. Maddesi’negöre
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulup, beklenilmesi düşünülebilir ise de;
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin dosyada fotokopisi mevcut, 01.11.2004 tarih,
2004/47-71 E-K. sayılı kararı ile “Benzer bir olay, Malatya Doğanşehir İlçe
Sulama Birliği’nce davacı vekili ve davacının, müvekkilinin Çığlık Köyü, Değirmenocağı
mevkiinde bulunan arazisini sulamak için Sulama Birliği’ne ait kanallardan
kaçak su kullanarak sulama yaptığı olayı ile ilgili olarak, Sulama Birliği
tarafından çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlem,
tahsili gereken kamu alacağını gösteren idari bir işlem niteliği
taşıdığından, bu işlemin iptali istemi ile açılan davanın, idari yargı
yerinde çözümlenmesi gerektiği” şeklindeki kararı uyarınca bu hususun
dikkate alınıp, önümüzdeki maddi uyuşmazlığa da emsal oluşturduğundan
bahisle tekrar uyuşmazlık çıkartılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007
günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı
yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren mahkemece, içinde idari yargı dosyası ile birlikte Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır.
Davacı vekilince, idari yargı yerinde yalnızca
ödeme emrinin; adli yargı yerinde ise buna ek olarak, para cezasının da
iptalinin istenildiği görülmüştür. Her iki yargı yerinde ödeme emri
yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Sonuç itibariyleusule ilişkin herhangi bir noksanlık
görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davalı Birlik tarafından, davacı adına
düzenlenen toplam, 1.300.000.000.-TL tutarında 2000 ve 2001 yılları izinsiz
su alma cezasına ilişkin, 24.2.2004 günlü Örnek No. 49 İlamsız Takiplerde
Ödeme Emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın “Mahalli İdareler” başlıklı 127.
maddesinin son fıkrasında “Mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin
görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik
kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare
ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir…” kuralına yer verilmiş;
Mülga 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 133. maddesinde “Belde ve köyler,
vilayet idarei hususiyeleri kendilerine kanunlarla verilen mecburi veya
ihtiyari vazifelerin bir veya bir kaçını müşterek tesisat ve idare ile ifa
için birlik tesis edebilirler.” hükmü yer almış ve aynı Yasa’nın 138.
maddesinde ise “ Birlikler hükmi şahsiyeti haiz amme müesseseleridir.
Vazifelerini ifa ettikleri mahalli idarelerin bu vezaifi ifa hususunda haiz
oldukları hukuk ve salâhiyeti haizdirler…” denilmiş;İşlemin tesisinden sonra yürürlüğe
giren 26/5/2005 tarih ve5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun
3. maddesinde; Mahallî idare birliği, “Birden fazla mahallî idarenin,
yürütmekle görevli oldukları hizmetlerden bazılarını birlikte görmek üzere
kendi aralarında kurdukları kamu tüzel kişisi” şeklinde tanımlanmış; 4.
maddesinde,Birliğin, birlik tüzüğünün
kesinleşmesinden sonra Bakanlar Kurulunun izni ile kurulacağı ve tüzel
kişilik kazanacağı ifade edilmiş; 5. maddesinde de Tüzüğün kabul edilmesi
koşullarıvetüzükte yer alacak hususlar
belirlenmiştir.
Öte yandan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun
“İlamsız takip” başlıklı Üçüncü Bap’ta yer alan 42 ilâ 49. maddelerinde
takip yöntemleri; 58. maddesinde, takip talebinin icra memuruna yazı
ileveya sözlü olarak
yapılacağı;60. maddesinde takip
talebi üzerine icra dairesince, ödeme emri düzenleneceği; 61. maddede,
ödeme emrinin borçluya takip talebinden itibaren 3 gün içinde tebliğe
gönderileceği;62 ilâ 65.
maddelerinde itirazın süresi ve şekli, itiraz sebepleri, alacaklıya
verilecek nüsha ile borçlunun kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti
içinde itiraz edememiş ise paraya çevirme muameleleri bitinceye kadar
itiraz edebileceği; 66. maddesinde, müddeti içinde yapılan itirazın takibi
durduracağı, itirazın müddetinde yapılmaması halinde alacaklının talebi
üzerine icra memurunun takip muamelelerine alacağın tamamı için devam
edeceği belirtilmiş olup;Yasanın 1.
ve 67. maddelerindeki düzenlemeye göre, takip hukukuna özgü iptal
davasınınasliye hukuk mahkemesinde
görülmesi gerektiği kurala bağlanmıştır.
Olayda; Birlikçe, kamu alacağı niteliğini taşıyan
alacağın, 6183 sayılı Yasa’da öngörülen usule göretahsili amacıylaBirlik Başkanı ve Saymanın imzasını
taşıyan “Örnek No. 49 - İlamsız Takiplerde Ödeme Emri” düzenlenerek
ilgilisine gönderilmiştir. İcra memurluğu antentini taşıyanödeme emrinin düzenlenmiş olması, ilamsız
takiplerde icra memurunca düzenlenen ödeme emri niteliğini kazandırmadığı
sonucuna varılmıştır.
Anılan yasal düzenlemelere göre kurulan DavalıSultan Suyu Sağ Sahil Sulama
Birliğinin,kamu tüzel kişiliğine
sahip yerel yönetim birimi olduğu kuşkusuzdur.Birlik Tüzüğü’nün,BirlikGelirleri başlığını taşıyan 18. maddesinde,kanun, tüzük ve yönetmeliklereaykırı hareket edenlerden alınacak
cezaların tahsilinde,6183
sayılıAmme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanun hükümleri veya genel hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.
Davalı Sulama Birliğinin,takibi
6183 sayılı Yasahükümlerine göre
yürütmesi karşısında, takibe konu cezanın, idarenin kamu gücüne dayanarak
resen vetek yanlı tesis edilen bir
idari işlem niteliğinde olduğu anlaşılmıştır.
Bu durum karşısında, Sulama Birliğince davacı adına
izinsiz su alma cezası tahakkuk ettirilmesinden doğan davanın, 2577
sayılıİdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2/1-a. maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Malatya İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen
10.3.2004 gün ve E:2004/396, K:2004/360 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde Üye Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU veOYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/215
KARAR NO:
2006/191
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun
bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı:
İ.Ö.
Vekilleri :
Av.B.B. -Av E.E. -Av.Y.Ü.
Davalı:
H.Ö.
O L A Y:
Davacı vekili dava dilekçesinde, taraflar arasında davalının kusurlu hareketlerinden
kaynaklanan şiddetli geçimsizlik nedeni ile tarafların boşanmalarına,
evlilik birliğinin devamı sırasında ortak edinilen malların tespiti ile bu
malların % 40’ının davacı müvekkili adına tesciline ve boşanmaya sebebiyet
veren kusurlu taraf olan davalı aleyhine 10.000.000.000.-TL manevi
tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin harçlandırılmış olan tescil ile
ilgili taleplerine ilişkin ve katkı payına ilişkin davasının ayrı bir esas
üzerinden yürütülmesi gerektiği belirlenmekle, tescil talebinin ve katkı
payına ilişkin davasının boşanma davasından tefrikine karar verilmesi
sonucu, bu dava Bakırköy 1. Aile Mahkemesi’nin E:2004/1028 sayılı
dosyasında görülmeye başlanmıştır.
BAKIRKÖY 1.AİLE MAHKEMESİ; 18.3.2005 gün ve
E:2004/1028, K:2005/203 sayı ile, evlilik birliğinin devamı sırasında ortak
edinilen malların tespiti ile bu malların %40’ının davacı adına tesciline
ilişkin davada Mahkemelerinin görevli olmadığı, asliye hukuk mahkemelerinin
görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek, esas dosyanın
fotokopisi çektirildiğinde ve talep halinde görevli Bakırköy Nöbetçi Asliye
Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
BAKIRKÖY 6.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 29.11.2005 gün
ve E:2005/168, K:2005/349 sayı ile, davacı İsmet Özaltın vekilince,
tarafların boşanmaları istemiyle Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
E:2003/127 sayılı dosyasında dava açıldığı, yapılan açık yargılama sonunda
Mahkemece, 8.9.2003 günü, dosyanın yetkili ve görevli Bakırköy Aile
Mahkemesi’ne devredildiği, Bakırköy 1. Aile Mahkemesi’nce 20.12.2004 günü,
dosyanın tefrik edildiği, katkı payına ilişkin yargılamaya E:2004/1028
sayılı dosyada devam edildiği,18.3.2005 günü de görevsizlik kararı verilerek, dosyanın Mahkemelerine
gönderildiği, davanın, evlilik birliğinin devamı sırasında ortak edinilen
malların tespiti ile bu malların %40’ının davacı adına tesciline ilişkin
bulunduğu, ancak, boşanma davasının 21.2.2003 günü, yani, Türk Medeni
Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açıldığı gerekçesiyle
görevsizlik kararı vererek, yasal süre içinde başvurulması halinde dosyanın
görevli Bakırköy Nöbetçi Aile Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu
karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Bu karar gereği, davacının talebi üzerine, dosya
Bakırköy Nöbetçi Aile Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Ancak, Bakırköy 1. Aile
Mahkemesi’nce, daha önce aynı davayla ilgili olarak Mahkemelerinin
görevsizlik kararı bulunduğu belirtilerek, görev uyuşmazlığının giderilmesi
için dosya Bakırköy 6.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.
Bunun üzerine, davacı vekili, görev uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247sayılıUyuşmazlıkMahkemesininKuruluşveİşleyişiHakkındaKanun’un 1.maddesinde, Uyuşmazlık
Mahkemesinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli,
idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını
kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir
yüksek mahkeme olduğuna işaret edilmekte; 27 maddesinde ise, Uyuşmazlık
Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin
istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya
süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer
verilmektedir.
Buna göre, Uyuşmazlık Mahkemesi; adli, idari ve
askeri yargı düzenlerinden en az ikisine dahil yargı yerlerince verilen
kararlar arasında doğan görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözmekle yetkili ve
görevlidir.
Olayda, görev uyuşmazlığına neden olduğu ileri
sürülen kararların, sadece adli yargı düzenine dahil bulunan mahkemelerce
verildiği anlaşılmaktadır. Bu tür uyuşmazlıkların çözümü, 1086 sayılı Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun’la değişik 25.maddesi
uyarınca Yargıtay’a ait olup, ortada Uyuşmazlık Mahkemesi’nce çözümlenmesi
öngörülen bir görev uyuşmazlığı bulunmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 1.
maddesine uygun bulunmayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılıYasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27.
maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/216
KARAR NO:
2007/59
KARAR TR
: 7.5.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 4447 sayılı
İşsizlik Sigortası Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
MKE Kurumu Genel
Müdürlüğü
Vekili: Av. Ş.D.
Davalı:
Türkiye İş Kurumu
Genel Müdürlüğü / Ankara
O LA Y : Türkiye İş Kurumu Ankara İl Müdürlüğü'nün 14.07.2005
gün ve 23461 sayılı işlemi ile, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun
48. maddesine aykırılıktan dolayı (işten ayrılma bildirgesini süresi
içinde göndermediği) aynı Kanunun 54. maddesi
uyarınca davacıya idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, yapılan itirazın Kurumun
ünite itiraz komisyonunca reddi üzerine, söz konusu para cezası verilmesine
ilişkin işlemin iptali istemiyle, idari yargı yerinde dava açmıştır
ANKARA 6.
İDARE MAHKEMESİ(TEK HAKİM); 07.10.2005 gün ve E:2005/1935; K:2005/1346 sayı
ile, toplum düzenini, genel ahlakı,
genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler
karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve
sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma
ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esasların
belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun
2. maddesinde; Kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını
öngördüğü haksızlığın Kabahat olarak tanımlandığı, 3. maddesinde; bu
Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki
kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde, kabahatler
karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların, idari para cezası
ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun belirtildiği; aynı Kanun'un "Başvuru Yolu" başlıklı
27. maddesinde; idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliğ veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceğinin belirtildiği, sözü edilen 5326 sayılı Kanunun,
1.6.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği; belirtilen
yasal düzenlemeler uyarınca; 01.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı
Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari
yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan
idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde
Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde dava açılabileceği; buna göre, davacının
işten ayrılma bildirgesini süresi içinde vermediğinden bahisle 977,40 YTL tutarında idari para cezası
verilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptali isteğiyle 27.09.2005
tarihinde Mahkemelerinin kayıtlarına giren dilekçe ile bakılan dava açılmış
ise de; yukarıya alınan Yasa hükümleri uyarınca, 506 sayılı Yasa
hükümlerine göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı
açılacak davalarda, Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli kılınması karşısında,
uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itirazın Ankara Bölge İdare
Mahkemesinin 5.4.2006 gün ve E:2005/5733, K:2006/1825 sayılı kararıyla
reddedilip onanması suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle adli
yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ;
08.12.2005 gün ve E:2005/754 Müt. sayı ile, Mahkemelerin görevlerinin CMK
3. maddesince yasa ile belirleneceği,5326 Sayılı Kabahatler Yasası genel bir yasa olup, 3. maddesinde bu
yasanın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanacağı öngörmüş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel
yasaların öncelikli olduğu, 4857 sayılı yasanın 108. maddesinin, idari para
cezalarının eylemin gerçekleştiği yer Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Bölge Müdürlüğünce verileceği ve cezalara karşı 7 gün içerisinde yetkili
idare mahkemesine itiraz edilebileceği kuralını getirdiği; 4857 sayılı
yasanın 108. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını gösterir kural
bulunmadığı, gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLANve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü
toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle
incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden,
savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda
sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, davacı
tarafın, idari yargı kararı kesinleşmeden adli yargı yerine başvuru
yaptığı, buna karşın idari yargı kararının daha sonraki bir tarihte
kesinleştiği; sonuçta idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiğini kabul etmek gerektiği;
adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin
Başkanlık yazısıyla Mahkemesinden istenildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4447 sayılı Kanun’un
48. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 54.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
25.8.1999 gün ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 48. maddesinde,
işsizlik sigortasına ilişkin genel hükümlere yer verilmiş, “İdari para cezaları ile idari
işlemlere karşı itirazlar” başlığını taşıyan 54. maddesinde ise, “Kurumca
dayanağı belirtilmek suretiyle;
a)
İşsizlik sigortasına ilişkin yükümlülükleri nedeniyle sigortalıların
ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için
25/8/1971 tarihli ve
1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan
onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında,
b)
48 inci maddede öngörülen işten ayrılma bildirgesini Kuruma vermeyen
işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı 25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş
Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı yaşından
büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin iki katı tutarında,
İdari
para cezası verilir.
(Değişik ikinci fıkra: 25/6/2003 – 4904/ 31 md.) İdarî para cezaları tebliğ
tarihinden itibaren yedi gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde
Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca
itirazı reddedilenler idarî yargı yoluna başvurabilirler. Yargı yoluna
başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz.
İşsizlik sigortası
uygulamasına ilişkin işlemlere karşı sigortalıların ve işverenlerin
yapacakları itirazlardan Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen görevlerle
ilgili olanlar adı geçen Kuruluşa, diğerleri ise Kuruma yapılır.
İtirazların, işlemin tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yapılması ve
30 gün içinde sonuçlandırılması zorunludur. Yapılan itirazlar daha önce
yapılmış bulunan işlemlerin uygulanmasını geciktirmez. İtiraz yoluna
başvurulmuş olması ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarını ortadan
kaldırmaz” hükmü yer almıştır.
4447 sayılı Yasa’nın 54. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi
üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19.
maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan
olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla
iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve
iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay
sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde
hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye
devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı
aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması
halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde
"(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre,
görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi
karşısında, 4447 sayılı Kanun’un 48. maddesine
aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 54. maddesi uyarınca verilen idari
para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin
görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 6. İdare
Mahkemesi’nce verilen 7.10.2005 gün ve E:2006/1935, K:2005/1346 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/221
KARAR NO:
2006/192
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen
koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar :
K.E. –B.E. –B.Y. –A.E.
Vekilleri :
Av.M.K. -Av.Z.B.
Davalı: Bayrampaşa Belediye Başkanlığı
O L A Y:
Davacılar vekili, Bayrampaşa Belediye
Encümeni'nin isim düzeltilmesi hakkındaki 11.8.2005 gün ve 1082 sayılı
kararının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.1.2006 gün ve E:2005/2457;
K:2006/142 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 1,2,16,17 ve 27. maddelerinden söz ederek, Kabahatler
Kanunu’nda, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı ve ekonomik düzeni
korumak amacıyla konulan kuralların icrai veya ihmali bir davranışla ihlal
edilmesinin kabahat olarak tanımlandığı, keza, bu kabahat nedeniyle kendi
kanununda idari bir yaptırım öngörülmüş ise, bu yaptırıma karşı sulh ceza
mahkemesine itiraz edilebileceğinin anlaşıldığı, buna göre, idari para
cezalarının da idari bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara
karşı yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca sulh ceza
mahkemesince çözümlenmesi gerektiği, olayda,
davacıya 3194 sayılı Kanun’a aykırılık nedeniyle idari para cezası
verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen
para cezasının Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım
olduğu, bu itibarla, söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince
çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiştir.
Davacılar vekili, bu kez, 3194 sayılı
İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre hesaplanan idari para cezasının
tahsilinin durdurulması ve söz konusu encümen kararının iptali istemiyle
adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
EYÜP 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.5.2006 gün ve
2006/185 Muh.; 2006/1193 Müt. sayı ile, itiraz eden vekilleri tarafından öncelikle İstanbul 1. İdare Mahkemesi’ne başvuru
yapıldığı ve Mahkemece 31/1/2006 tarih ve 2005/2457 Esas, 2006/142 Karar
sayılı kararı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi gereğince
sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı
verildiği, bunun üzerine, Mahkemelerine encümen kararının iptali için
başvuruda bulunulduğunun anlaşıldığı, 3194
sayılı İmar Yasası’nın 42. maddesinde, idari yaptırım kararının belediye
başkanlığınca verileceği belirtilmekle birlikte açıkca sulh ceza
mahkemesinin idari yaptırım kararına karşı itiraz halinde görevli ve
yetkili olduğunun belirtilmediği, bu durumda, idare mahkemesinin idari
yaptırım kararına ilişkin itirazı incelemekte yetkili ve görevli olacağı,
kanunların uygulanması sırasında özel kanunların
genel nitelikteki yasalardan öncelikle uygulanacağı esasından hareketle,
genel nitelikteki Kabahatler Yasası’nın 3.maddesinin Anayasa Mahkemesi
tarafından 1.3.2006 tarihinde iptal edildiği, iptal kararı yürürlüğe
girmemiş olmakla birlikte, özel nitelikteki İmar Yasası’nın uygulanmasında
idare mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin düzenlemeyi iptal eden herhangi
bir yasa olmadığından, halen yürürlükte olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vererek görev uyuşmazlığı
oluştuğundan, dosyanın karar kesinleştiğinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun
reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu
ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli
olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun
üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu
seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan,
“Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli,
idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın
taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri
sürülebilir.” hükmüne göre, idari yargı yerinin kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu
kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak;
hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli,
idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş
görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan
veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren
merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli
merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin
incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.”
hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce
görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli
bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir.
Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva
etmesi gerekir.
Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında
olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el
çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken,
bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19.
madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı
inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik
kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin
belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle,
her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de,
davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Eyüp 2. Sulh Ceza
Mahkemesi’nce 19. maddeye göre başvuruda bulunulduğunun kabulü suretiyle
inceleme yapılması gerekmektedir. Buna göre:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı
mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine
kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir
yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu
kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne yer verilmiş; aynı
Yasanın 27. maddesinde, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya
görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri
reddeder.” denilmiştir.
Anılan Yasa hükmüne göre, bir yargı yerinin re’sen
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunabilmesi için; tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada, daha önce diğer yargı yerlerinden birisi
tarafından görevsizlik kararı verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunması
ve bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen yargı yerinin de davada
görevsizlik kararı veren yargı yerinin görevli olduğu kanısına varması
gerekmektedir.
Sulh Ceza Mahkemesi dosyasından, İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından,
Başkanlığımızca, 28.7.2006 gün ve E:2006/221 sayılı yazı ile, İstanbul
1.İdare Mahkemesi’nden, 31.1.2006 gün ve E:2005/2457; K:2006/142 sayılı görevsizlik
kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin gönderilmesinin
istenilmesi üzerine, adı geçen Mahkemece gönderilen 6.9.2006 gün ve
E:2005/2457 sayılı yazıda, söz konusu kararın temyiz edildiği
bildirilmiştir. Bu durumda, Sulh Ceza Mahkemesince görev uyuşmazlığına konu
edilen İstanbul 1.İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden,
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşul gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yöntemine uymayan başvurunun, aynı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde
öngörülen koşulu taşımayan ve yöntemine uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/224
KARAR NO:
2007/61
KARAR TR
: 7.5.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
Kamer Antalya Kaleiçi Turizm İşletmeleri ve Yatırım A.Ş.
Vekili:
Av. Ö.Ö.
Davalı:
Muratpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili:
Av. S.Ö.
O L A Y: Antalya Muratpaşa Belediyesi
Encümeni’nin 7.7.2005 gün ve 925 sayılı işlemi ile, 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, para cezası
verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANTALYA 2. İDARE
MAHKEMESİ; 29.9.2005 gün ve E:2005/1091, K:2005/1504 sayı ile, davanın,
davacı şirketin, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca para
cezası ile cezalandırılmasına ilişkin 7.7.2005 gün ve 925 sayılı Belediye
Encümeni kararının iptali istemiyle açıldığı, uyuşmazlık hakkında görevli yargı
yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, bilindiği gibi, kabahatler ve
kabahatlere uygulanacak yaptırımların, 765 sayılı eski Ceza Kanunu’ndan
farklı bir anlayışla 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme dışı
bırakıldığı ve yeni Türk Ceza Kanunu ile eş zamanlı olarak yeni bir
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe konulduğu, ancak, özel hükümlerinde eski
Ceza Kanununda sayılan kabahatler büyük oranda korunmuş olmakla birlikte,
yürürlüğe giren bu Kabahatler Kanunu’nun 765 sayılı Yasa’da yer alan
hükümlerden farklı olarak yeni bir amaç ve kapsam taşıdığı, Kabahatler
Kanunu’nun 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddeleri ile Kanunun
gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz ederek, aksi yöndeki
bir düşüncenin, Kabahatler Kanunu’nu sadece bu Kanunun "Çeşitli
Kabahatler" başlıklı ikinci kısmında yer alan ve büyük oranda eski
Ceza Kanunundasayılan kabahatlerden
oluşan toplam 12 çeşit kabahatle sınırlı olduğu sonucunu doğuracağı, bunun
Kanunun genel hükümlerinde yer alan maddelerle getirilen sistematiğine
uygun düşmeyeceği ve özellikle Kanunun yukarıda yer verilen 3. maddesinin
birinci fıkrasını, geçici 2 nci ve 3 üncü maddelerini uygulama alanı
olmayan gereksiz maddeler durumuna düşüreceği, Yasa koyucunun bu tür bir
sonucu öngördüğünün söylenemeyeceği, bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun
yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı
açılan davaların, kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım
olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri
gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev
alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, uyuşmazlık konusu para cezasına
karşı açılan davada görevli yargı yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı vekili, bu kez, söz
konusu idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 1. SULH CEZA
MAHKEMESİ; 5.12.2005 gün ve E:2005/1605, K:2005/ 2674 sayı ile, başvuran
hakkında dosya kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme
üzerine idari para cezasına karşı cezanın iptali için Antalya İdare
Mahkemesi’ne başvurulduğu, yapılan bu başvuru üzerine Antalya İdare
Mahkemesi’nce dosya kapsamında bulunan 2002/148 Esas, 2003/296 Karar sayılı
karar ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2 ve 3. maddeleri gerekçe
gösterilerek görevsizlik kararı verildiği, verilen bu görevsizlik kararı
sonucu başvuranın bu kez Mahkemelerine bir dilekçe ile başvurarak
hakkındaki idari para cezasının iptalini istediği, her ne kadar Kabahatler
Kanunu çerçevesinde Antalya İdare Mahkemesi’nce, uyuşmazlığın çözümünde
adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ve
ilk bakışta ve Kabahatler Kanunu’nun 2. ve 3. maddelerinin ifadesi
karşısında bu görevsizlik kararı Yasaya uygun gibi görünüyor ise de,
verilen bu görevsizlik kararında, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren
Kabahatler Kanunu dışında ve bu Kanunun yürürlüğünden sonra yasalaştırılıp
çıkarılan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun,
Bankacılık Kanunu’nun ve benzeri birçok kanunun idari para cezaları
hakkındaki düzenlemelerinin ve en önemlisi 5349 sayılı Yasa’nın
değerlendirme dışı tutulduğunun anlaşıldığı, bahsi geçen bu yasalardan 5403
sayılı Yasa’nın 22. maddesinde ve Bankacılık Kanunu’nun 128. maddesinde,
Kabahatler Kanunu’na rağmen ve bu Kanundan sonra çıkarılmış olmalarına
rağmen, aynı Kanun koyucu tarafından idari para cezalarına itiraz mercii
olarak idari yargının işaret edildiği, anılan bu kanunlar dışında 1 Haziran
2005 tarihinden sonra çıkarılan ve idari para cezası hükümlerini içeren
hukuk normlarında idari yargının itiraz mercii olarak tespit edildiğinin
görüleceği, Kabahatler Kanunu’nun öncelikle idare hukuku alanındaki bir
düzenleme olmayıp, tamamen ceza hukuku alanında yapılan reform hareketleri
çerçevesinde çıkarılmış bir yasa olduğu, Yasaya bu mantıkla yaklaşılması
gerektiği ve Mahkemelerine göre Yasanın amacının ceza hukuku alanı ile
ilgili dağınıklığı düzenlemek olduğu, yoksa Anayasa Mahkemesi’nin idari
para cezaları ile ilgili son zamanlarda verdiği yargı yolu uyuşmazlığına
ilişkin kararlar ve 1 Haziran 2005 tarihinden sonra idari yargının
görevlendirildiği yasalara rağmen, yıllardır süre gelen idari işlemlerden
kaynaklı tüm para cezalarına itiraz mercii olarak bir ceza mahkemesi olan
sulh ceza mahkemelerini görevli kılmak olamayacağı, aksi durumda,
Kabahatler Kanunu’nun 2-3 maddesini bu denli ve idari yargı alanını da
kapsayacak biçimde geniş yorumlama yoluna gidilirse, 1 Haziran'dan sonra
yani Kabahatler Kanunu’ndan sonra yasalaşıp yürürlüğe giren yukarıda
belirtilen 5403 sayılı Yasa’nın 22. maddesindeki açık düzenlemeye rağmen,
adli yargının görevli denilebileceği ya da Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Üst Kurulu’nun 500.000 YTL tutarının altındaki cezalarına da
itiraz mercii olarak sulh ceza mahkemelerinin öngörülmesinin olasılık
dahilinde bulunduğu, idari para cezasının genellikle idarenin yaptığı bir
işlem yada bazen aldığı bir karardan kaynaklı olabildiği, idarenin yaptığı
işlemin hukuka uygunluğunu denetlemenin halen idari yargının görevinde
bulunduğu, ancak bu işlemden sonra ve bu işleme dayalı olarak verilen bir
idari para cezası olduğu takdirde, bunun yargısal denetiminin adli yargıda
olacağı, bu durumun ise, ciddi bir kaosa yol açacağı, zira, adli yargıda
idari para cezasının itirazına yönelik yapılan inceleme sırasında, cezaya
dayanak olan işlemin hukuka uygunluğunu denetlemenin de çoğunlukla
gerekeceği, bu durumda, işlemin hukuka uygunluğu yönünde denetim yapmak
açısından idari yargıya, cezanın doğruluğu açısından ise, adli yargıya
başvurmak gerekeceği gibi fiilen kişilerin en kısa sürede yargısal denetimi
sağlama haklarının ihlaline yol açabilecek ve belki de AİHS 6. maddesi
kapsamında uzun süren yargılama süreçlerine neden olabilecek uygulamaların
başlatılma olasılığı ile karşı karşıya kalınabileceği, Kanun koyucunun,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. ve 3. maddeleri ile düzenlemeye
çalıştığı alanın öncesinde bile idari yargının görevinde olan bir hususu
adli yargının görevine dahil etmek olamayacağı, Anayasa Mahkemesi’nin,
Anayasa çerçevesinde, idari para cezalarının yargı yolunu düzenleyen bazı
yasa hükümlerini, Kabahatler Kanunu yok iken dahi, Anayasaya aykırı
bulmasının idarenin tüm eylem ve işlemlerinin idari yargının denetimine
tabi olması yönündeki Anayasal ilkenin sonucu olsa gerektiği, Yasa
koyucunun da aksi yönde biriradesinin olmadığı, bu iradesini 5326 sayılı Yasa’dan sonra
yasalaşan yasalarda belirttiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,
Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları
taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖRile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosyaüzerinde2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
“2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden
2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı
başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya
veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Sulh Ceza Mahkemesi dosyasından, İdare Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından,
Başkanlığımızca, 28.7.2006 gün ve E:2006/224 sayılı yazı ile, Antalya 2.
İdare Mahkemesi’nden, 29.9.2005 gün ve E:2005/1091; K:2005/1504 sayılı görevsizlik
kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin gönderilmesinin
istenilmesi üzerine, adı geçen Mahkemece gönderilen 10.4.2007 gün ve
E:2005/1091, K:2005/1504 sayılı yazıda, söz konusu kararın davacı
tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay Altıncı Dairesi’nin 30.1.2007
gün ve E:2006/713, K:2007/423 sayılı kararıyla bozulduğu bildirilmiştir.
Bu durumda, görev uyuşmazlığına konu edilen Antalya
2. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27.
maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİNE, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/225
KARAR NO:
2007/62
KARAR TR
: 7.5.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Kamer Antalya Kaleiçi Turizm
İşletmeleri ve Yatırım A.Ş.
Vekili:
Av.Ö.Ö.
Davalı:
Muratpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili:
Av. S.Ö.
O L A Y: Antalya Muratpaşa Belediyesi
Encümeni’nin 7.7.2005 gün ve 925 sayılı işlemi ile, 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca verilen idari para cezası nedeniyle
Muratpaşa Belediyesi’nce davacı adına 20.7.2005 gün ve 18 sayılı ceza
ihbarnamesi düzenlenmiştir.
Davacı vekili, söz konusu
ihbarnamenin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ;
28.9.2005 gün ve E:2005/1092, K:2005/1495 sayı ile, davanın, 3194 sayılı
İmar Kanunu'nun 42. maddesine göre imar para cezası verilmesine ilişkin
20.07.2005 gün ve 18 sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle
açıldığı, uyuşmazlık hakkında görevli yargı yerinin belirlenmesi için
1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
irdelenmesi gerektiği, kabahatler ve kabahatlere uygulanacak yaptırımların,
765 sayılı eski Ceza Kanunu’ndan farklı bir anlayışla 5237 sayılı yeni Türk
Ceza Kanunu’nda düzenleme dışı bırakıldığı ve yeni Türk Ceza Kanunu ile eş
zamanlı olarak yeni bir Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe konulduğu, ancak,
özel hükümlerinde eski Ceza Kanununda sayılan kabahatler büyük oranda
korunmuş olmakta birlikte yürürlüğe giren bu Kabahatler Kanunu’nun 765
sayılı Yasa’da yer alan hükümlerden farklı olarak yeni bir amaç ve kapsam
taşıdığı, Kabahatler Kanunu’nun, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3.
maddelerinden ve Kanunun gerekçesi ile TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz
ederek, aksi yöndeki bir düşüncenin, Kabahatler Kanunu’nu sadece bu Kanunun
"Çeşitli Kabahatler" başlıklı ikinci kısmında yer alan ve büyük
oranda eski Ceza Kanununda sayılan kabahatlerden oluşan toplam 12 çeşit
kabahatle sınırlı olduğu sonucunu doğuracağı, bunun, Kanunun genel
hükümlerinde yer alan maddelerle getirilen sistematiğine uygun düşmeyeceği
ve özellikle Kanunun yukarıda yer verilen 3. maddesinin birinci fıkrasını,
geçici 2 nci ve 3 üncü maddelerini uygulama alanı olmayan gereksiz maddeler
durumuna düşüreceğinin açık olduğu, Yasa koyucunun bu tür bir sonucu
öngördüğünün söylenemeyeceği, bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe
girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan
davaların, Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak
para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri
gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev
alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42.
maddesi uyarıca verilen para cezasına karşı açılan davada görevli yargı
yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı vekili, bu kez, söz
konusu idari para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 2. SULH CEZA
MAHKEMESİ; 30.11.2005 gün ve Müteferrik E:2005/81, Müteferrik K:2005/81
sayı ile, itiraz eden vekilinin, peyzaj projesine aykırı uygulama
yapılmasından dolayı Belediye Encümeninin İmar Kanunu’nun 32. maddesine
göre yıkım ve 42. maddesine göre vermiş olduğu idari para cezasının iptalini
talep ettiği, Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin 2005/1092 Esas, 2005/1495
Karar sayılı ilamıyla, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27 ve devamı
maddeleri gereğince itiraz ve iptal davalarının sulh ceza mahkemesinde
olması nedeniyle davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve dosyanın
başvuru üzerine Mahkemelerine gönderildiği, 3194 sayılı İmar Kanunu’na
dayalı olarak yıkım ve idari para cezaları konusunda Anayasa Mahkemesi’nin
itiraz mercii olarak sulh ceza mahkemesini gösteren hükmünü iptal etmesi
nedeniyle yıkım kararı ve idari para cezalarına itiraz mercii olarak, idari
işlemlerin denetlenmesi ve yapılan işlemlere itiraz davalarının idari yargı
mahkemelerine gönderildiği ve bu hususta yetki ve görevin idare
mahkemelerinde olduğunun yerleşmiş içtihatlarla sabit bulunduğu, İmar
Kanunu’ndan sonra yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
kabahatler ile ilgili düzenleme yaparak 27,28,29. maddeleri gereğince idari
para cezalarına tebliğinden itibaren 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine ve
bu mahkemenin itiraz üzerine verdiği karara da 7 gün içinde ağır ceza
mahkemesine itiraz yolunu düzenlediği, daha önceden 765 sayılı Kanun’da ve
özel kanunlarda bulunan kabahat türünden suçların mahkemelerde
yargılanmasına karşın 5237 sayılı TCK yürürlüğe girdikten sonra bu nevi suç
teşkil etmeyen kabahatlerin düzenleme yoluna gidildiği ve bazı kabahatlerin
Kabahatler Yasası’nda açıkça belirtilmek ve yine özel kanunlardaki hafif
hapis, hafif para cezası gerektiren düzenlemelerde kabahat kabul edilerek
bunların uygulanmasına Cumhuriyet savcıları yetkili kılındığı, bunun
dışında da özel yetki ile devlet memurlarının yetkili kılındığı ve bunlar
dışında mahkemelerde olan ihtilaflarda da mahkemelerin Kabahatler Kanunu
gereğince karar verme yetkisinin düzenlendiği ve bunlara itiraz yolu olarak
da sulh ceza ve 2. dereceli itiraz mercii olarak da ağır ceza
mahkemelerinin düzenlendiği, genel yetki ve görev kuralları açık hüküm
getirmedikçe özel yetki ve görevi kaldırmayacağı ve dava konusu olan idari
para cezasına itiraz mercii olarak idare mahkemesini görevli kıldığı,
Kabahatler Yasası’nın yeni düzenlemelerle kabahate çevrilen hafif hapis ve
hafif para cezalarını kapsadığı, daha önceden idari para cezası olarak
öngörülen ve idari işlemlerden doğan uygulamaları kapsamadığının ortada
olduğu, Kabahatler Yasası’ndan sonra kanun koyucunun çıkan bir çok yasada
idari para cezasına itirazları idare mahkemesini yetkili kılarak bu
düşüncesini ortaya koyduğu gibi Kabahatler Yasası’nın Kabahatler
Kanunu’ndan kaynaklanmayan idari kapatma, ruhsat işlemleri ve iptali ve
bunlara dayalı idari para cezalarını kapsamadığı yönünde olduğu, Kabahatler
Yasası’na göre Cumhuriyet savcılıklarının yetkili kılındığı nazara
alındığında, diğer özel kanundan doğan eylemlerde de C. savcısının idari para
cezası kesmeye yetkili olduğu gibi bir düşüncenin ortaya çıkacağı, bu
konuda kanun koyucunun bu şekilde düşünmediğinin aşikar bulunduğu, bu
gerekçeler doğrultusunda yukarıda belirtilen idari para cezasının da
Mahkemelerinin inceleyebileceği kararlardan olmadığı, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 28/b maddesi gereğince Mahkemelerinin görevsiz olması
nedeniyle itiraz edenin başvurusunun reddine, Mahkemelerince verilen görevsizlik
nedeniyle itiraz edenin başvurusuna ilişkin karar kesinleştiğinde aynı
konuda idare mahkemesince verilen görevsizlik kararı da kesinleşmiş
olduğundan her iki mahkeme arasında yargı yolu uyuşmazlığı şeklinde görev
uyuşmazlığı oluşacağından görevli ve yetkili yargı yolu ve mahkemesinin
belirlenmesi ve uyuşmazlığın giderilmesi için dosyanın karar
kesinleştiğinde Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu
karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Sulh Ceza Mahkemesi dava
dosyası, davacı vekilinin, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemli dilekçesi ile birlikte
Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,
Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER,
Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ınkatılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı
Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu
ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖRile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
“2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden
2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı
başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Sulh Ceza Mahkemesi dosyasından, İdare Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından,
Başkanlığımızca, 28.7.2006 gün ve E:2006/225 sayılı yazı ile, Antalya 2.
İdare Mahkemesi’nden, 28.9.2005 gün ve E:2005/1092; K:2005/1495 sayılı görevsizlik
kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin gönderilmesinin
istenilmesi üzerine, adı geçen Mahkemece gönderilen 10.4.2007 gün ve
E:2005/1092, K:2005/1495 sayılı yazıda, söz konusu kararın davacı
tarafından temyiz edildiği, dolayısıyla kesinleşmediği bildirilmiştir.
Bu durumda, görev uyuşmazlığına konu edilen Antalya
2. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27.
maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca
REDDİNE, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/231
KARAR NO:
2007/9
KARAR TR :
5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 992 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para
cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
S.N.B.
Vekili: Av. M.K.
Davalı:
Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü
O L A Y:
Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü Tıp Meslekleri ve Özel Tanı-Tedavi
Merkezleri Şube Müdürlüğü’nün 9.2.2006 gün ve 3144 sayılı işlemi ile, 992
sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan
Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu’nun 10. maddesi
uyarınca davacının sahibi olduğu özel sağlık kuruluşu adına idari para
cezası verilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu para cezasının yasal
faizi ile birlikte iadesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ ; 8.3.2006 gün ve E:
2006/533; K:2006/535 sayı ile, toplum düzenini, genel ahlakı, genel
sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin
genel ilkeleri, kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım
türlerini ve sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari
yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım
kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla
yürürlüğe konulan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2,3,16 ve 27.
maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005
tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari
tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari
yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar
haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılabildiği, buna göre,
davalı Kurumca, davacı adına idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin
iptali isteğiyle 27.2.2006 tarihinde Mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçe
ile bakılan dava açılmış ise de; yukarıya alınan Yasa hükümleri uyarınca,
4447 sayılı Yasa hükümlerine göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para
cezasına karşı açılacak davalarda sulh ceza mahkemelerinin görevli
bulunması karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin
görevli bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, idari para cezasına karşı
adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 22.5.2006 gün ve
2006/579 Müt. sayı ile, muteriz vekili, Ankara
Valiliği İl SağlıkMüdürlüğü’nün 992
sayılı Yasa uyarınca müvekkili hakkında idari para cezası düzenlendiğini,
itirazen kaldırılmasını talep ettiği, 5326
sayılı Kabahatler Yasası’nın genel bir Yasa olduğu, 3. maddesi, bu Yasanın
genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağını
öngörmüş ise de; kural olarak yasaların
uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, 992 sayılı Yasa’nın 10.
maddesi, Yasa uyarınca düzenlenen idari para cezalarına karşı 7 gün
içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kuralını
getirdiği, 992 sayılı Yasa’nın 10.
maddesinin yürürlükten kaldırıldığını gösterir kural bulunmadığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması,
bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’
sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve
idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği,
Başkanlıkça, idari yargı dosyasının da ilgili Mahkemesinden getirtildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 992 sayılı Kanun’un 10. maddesi uyarınca
verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
19.3.1927 gün ve 992
sayılı Seriri Taharriyat ve Tahlilat Yapılan ve Masli Teamüller Aranılan
Umuma Mahsus Bakteriyoloji ve Kimya Laboratuvarları Kanunu’nun 1.
maddesinde, “Muayyen ücret mukabilinde veya meccanen sariri taharriyat ve
tahlilat yapılan veya masli teamüller aranılan umuma mahsus bakteriyoloji
ve kimya laboratuvarları, yapılacak tahlilat ve taharriyatın cinsine göre
ihtisas vesikasına malik ve Türkiye'de icrayı sanata mezun tabip, baytar,
eczacı veya kimyagerler tarafından Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye
Vekaletinin müsaadesi istihsal edilmek suretiyle açılır” denilmiş;
24.4.2003 gün ve 4854 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile değişik 10. maddesinde,
“Fenne uygun tahliller yerine getirilmediği ve beyannamesinde belirtilen
hükümlere uymadığı veya bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca düzenlenen
yönetmeliğe aykırı hareket ettiği belirlenenlere yediyüzellimilyon lira
idarî para cezası verilir. Eylemin tekrarı hâlinde birmilyar lira idarî
para cezası alınmakla beraber lâboratuvarı bir ay süreyle o yerin en büyük
mülkî amiri tarafından kapatılır; eylemin ikiden fazla tekrarı hâlinde
birmilyarbeşyüzmilyon lira idarî para cezası verilmekle birlikte ruhsatnamesi
o yerin en büyük mülkî amiri tarafından geri alınır.
Birinci fıkrada ve 9 uncu
maddede yazılı para cezalarıyla 9 uncu maddenin birinci fıkrasındaki
kapatma kararı hariç diğer kapatma, ruhsatnamenin geri alınması işlemlerine
ilişkin kararlar, o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen
kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir.
İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz
üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak
üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre
verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur”
hükmü yer almıştır.
992 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3.maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde" (1)
Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
992 sayılı Yasa’nın 10. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde idariyargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 7. İdare Mahkemesi’nce verilen 08.03.2006 gün
ve E:2006/533, K:2006/535 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/234
KARAR NO:
2006/269
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Belediye encümenince 394 sayılı Hafta Tatili
Hakkında Kanun ve 1608 sayılı Yasa’ya göre verilen idari para cezası ile 10
gün işyeri kapatma cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
Horoz Lojistik Kargo Hizmetleri Ticaret A.Ş
Vekilleri: Av. M.O.G. -
Av. M.A.
Davalı:
Sarımazı Belediye Başkanlığı
Vekili:
Av. S.D.
O L A Y:
Sarımazı Belediyesi Encümeni’nin 7.10.2003 gün ve 11 sayılı kararı ile,
hafta sonu ve tatil günlerinde çalışma ruhsatı bulunmadığı halde tatil
gününde faaliyet gösterdiğinin tespit edildiğinden bahisle 1608 sayılı
Yasa, 394 sayılı Haftasonu ve Tatil Günlerinde Çalışma Kanunu ve 1580 sayılı
Belediye Yasası’nın diğer ilgili Yasalarına istinaden davacıya idari para
cezası ile birlikte 10 gün işyeri kapatma cezası verilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu Encümen kararının tebliği
üzerine adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
CEYHAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 22.10.2003 gün ve
E:2003/443 D.İş sayı ile, itiraz eden vekilinin,
Ceyhan Sarımazı Kasabası Belediye Encümeni’nin 08.10.2003 gün ve 334 sayılı
kararı ile şirketin işyeri hakkında 10 gün kapatma cezası verildiği, bu
kararın haksız olduğundan iptali ve tedbiren de infazının durdurulması
yolunda itirazda bulunduğu, davacı iddiası
ve dilekçesindeki davalı idareye ait Encümen kararı içeriğinden, davalı
idarenin aldığı kararın idari tasarruf ve eylemi olması nedeniyle, idarenin
bu eylem ve tasarruflarına karşı yapılan itirazın idari yargıda
görülmesi gereken davalardan olduğu, iş bu itirazın da Adana İdare
Mahkemesi’nin görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, Encümen kararının iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ; 22.6.2004 gün ve
E:2003/1156; K:2004/864 sayı ile, davanın, Adana
İli, Ceyhan İlçesi, Sarımazı Beldesi, Toros Mahallesi, Toros Gübre
Fabrikası karşısında bulunan davacı şirkete ait işyerinin hafta sonu ve
tatil günlerinde çalışma ruhsatı bulunmadığı nedeniyle 1608 sayılı Yasa’ya,
394 sayılı Hafta Sonu ve Tatil Günlerinde Çalışma Kanunu'na ve 1580 sayılı
Belediye Kanunu'nun ilgili maddelerine istinaden 86.700.000.-lira para
cezası ve 10 gün süre ile kapatma cezası verilmesine ilişkin 7.10.2003
günlü, 11 sayılı Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle açıldığının
anlaşıldığı, 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında
16 Nisan 1340 tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil
Kanun'un 2575 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesinde, ceza kararlarına
tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan
yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabileceği,
itiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirileceğinin hükme
bağlandığı, 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 10. maddesinde ise,
"İşbu kanunun ahkamına muhalefet eden dükkan ve mağaza ve müessese
sahip veya müdürlerinden beş liradan beş yüz liraya kadar cezayınakdi
alınır ve müessese sahipleri malen mesuldürler. Sulh mahkemeleri işbu
eşhasın muhakemelerini müstacelen icraya ve esbabı kanuniye olmadıkça
nihayet bir hafta zarfında intaca mecburdurlar. Verilen kararlar ancak
kabili temyizdir." hükmünün mevcut olduğu, anılan Yasa'da sözü edilen
"mahsus hakim" ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili
cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin
amaçlandığı anlaşılmakta olup, şifahi itirazları da kabul ederek inceleyebileceği
ve gerektiğinde itiraz edeni çağırıp dinleyebileceği belirtilen mahsus
hakimin, yazılı yargılama usulünü uygulayan idare mahkemesi olarak
anlaşılmasına olanak bulunmadığı, öte yandan, Yasa'da, mahsus hakimin
bulunmadığı yerde sulh hakimliğine başvurulacağına işaret edilmiş olması
karşısında, bu tür cezalara karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünün adli
yargı yerinin görevine girdiği, yine Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 10.
maddesinde, bu maddede yazılı para cezalarının 1608 sayılı Kanun’a göre
verilip tahsil olunacağı belirtildiğinden, bu cezaların görüm ve çözümünün
de adli yargının görevine girdiği, olayda, dava konusu işlemle 1608 ve 394
sayılı Kanunlar uyarınca verilen işyeri kapatma ve idari para cezasına
itiraz edildiğinin görüldüğü, bu durumda,
dava konusu işlemle verilen cezalara karşı açılan davanın görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY SEKİZİNCİ DAİRESİ’nin, 13.12.2005 gün ve
E:2004/5888; K:2005/5142 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Bunun
üzerine, davacı vekili, yeniden söz konusu Encümen kararına karşı adliyargıdaitirazdabulunmuştur.
CEYHAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 29.3.2006 gün ve
E:2006/126 D.İş sayı ile, işin esasını inceleyerek Encümen kararının
iptaline karar vermiş; ancak, bu karar, CEYHAN AĞIR CEZA MAHKEMESİ’nin
17.4.2006 gün ve 2006/408 D.İş sayılı kararıyla, öncelikle olumsuz görev
uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesinin icap ettiği gerekçesiyle kaldırılmıştır.
CEYHAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 26.4.2006 gün ve
2006/126 D.İş sayı ile, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine
karar vermiştir.
Davacı vekili, Sulh Ceza Mahkemesine verdiği
dilekçe ile, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi
gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı
vekilinin istemi üzerine Sulh Ceza Mahkemesince Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümündeadli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile
Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 394 ve 1608 sayılı Yasalar uyarınca verilen
para cezası ile 10 gün işyeri kapatma cezasınailişkin Encümen kararının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
394 sayılı Hafta Tatili
Hakkında Kanun’un 9. maddesinde, “İşbu
kanunun ahkamına muhalif olarak Pazar günleri açılan dükkan ve müessese,
zabıta memurları tarafından kapattırılmakla beraber keyfiyeti mübeyyin bir
zabıt varakası tanzim edilerek belediye başkanlığına tevdi olunur. Bu
baptaki zabıt varakaları aksi sabit oluncaya kadar mamulünbih ve
muteberdir.” ve 10.maddesinde, “İşbu Kanunun ahkamına muhalefet eden dükkan
ve mağaza ve müessese sahip veya müdürlerinden seksenyedimilyon lira idarî
para cezası alınır ve müessese sahipleri malen mesuldürler. Sulh
mahkemeleri işbu eşhasın muhakemelerini müstacelen icraya ve esbabı
kanuniye olmadıkça nihayet bir hafta zarfında intaca mecburdurlar. Verilen
kararlar ancak kabili temyizdir” hükmü yer almıştır.
Öte yandan, Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı
Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı
Maddelerini Muaddil 15.5.1930 tarih ve1608 sayılı Kanun’un, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanun’la değişik
1. maddesi “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve
talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri
kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve
talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlereveyayapmayanlaraelliliraya kadar hafif para cezası tertibine
üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men’e ve Türk Ceza
Kanununun 536,538,557,559 ve 577. maddeleriyle 553.maddesinin birinci
fıkrasında yazılı cezaları tayine belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere
ayrılan belediyelerde bu cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri
tayin ederler.”; 5.7.1934 tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5.
maddesininbirincifıkrasında “Ceza kararlarına tebliğ
tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde
sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz
şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir. “ denilmekte; 6.
maddesinde de itiraz üzerine tetkikatın evrak üstünde yapılacağı, itirazlar
varit ise hakimin ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise
belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz varit görülmezse kararın
tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesinin mecburi
olduğu, hakimin izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini
celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve 7. madde ile, yazılı emir ile
bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz sonucunda hakim tarafından
verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz edilemeyeceğine işaret
edilmektedir.
Anılan Yasa ile, belediyeyi ilgilendiren yasal
düzenlemelerin emrettiği fiilleri yapmayanlara veya yasakladığı fiilleri
işleyenlere 1. maddede yazılı diğer cezaların yanı sıra üç günden onbeş
güne kadar ticaret ve sanat icrasından men cezası verilmesi konusunda
belediye encümeni yetkili kılınmış ve bu cezalara itiraz edilmesi üzerine
uygulanacak usul ve esaslar özel olarak düzenlenmiş olup, uyuşmazlığa konu
edilen davada görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için söz konusu itiraz
yolunun açıklanması gerekmektedir.
1924 tarih ve 486 sayılı Yasa’da, belediye
cezalarına karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı kabul edilmiş
iken, bu Yasanın 6. ve 7. maddelerini tadil eden 1927 tarih ve 959 sayılı
Yasa ile bu cezalara idare heyetleri önünde itiraz edilebilmesine olanak tanınmış
iken, daha sonra yasa koyucu tarafından, idare heyetlerinin kuruluş,
nitelik ve görevleri bakımından uygun görülmeyen bu uygulamadan
vazgeçilerek, 1930 tarih ve 1608 sayılı Yasa ile, konuya daha uygun bir
çözüm şekli getirmek amacıyla, itirazların öncelikle bir “mahsus hakim”
tarafından, bulunmayan yerlerde ise, sulh hakimi tarafından
incelenebilmesini olanaklı kılan bir düzenleme yapılmıştır.
Bu açıklamalara göre, Yasa’da sözü edilen
“mahsus hakim” ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili cezalara
yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin amaçlandığı;
ancak, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh hakimliğine
başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında,bu tür cezalara karşı yapılan
itirazıngörüm ve çözümünün adli
yargı yerinin görevine girdiği açıktır.
Öte yandan; 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri,
yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak
iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz” denildiğinden,
2003 yılında idari yargı yerinde açılan davada, 5326 sayılı Yasa hükümlerinin
uygulanmayacağı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, 394 ve 1608 sayılı Yasa’ya
göre Belediye Encümenince verilen para cezası ile 10 gün işyeri kapatma
cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
olduğundan, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ceyhan Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 22.10.2003 gün
ve E:2003/443 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/241
KARAR NO:
2007/32
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Avukat olan
davacının,takip ettiği bir dava
dosyasını incelemek için gittiği İ.H.E. Komutanlığı Kışlasında, bir subay
tarafından kendisine kötü muamele yapıldığı ve savunma görevine engel
olunduğu iddiası ile adı geçen subayın yargılanıp cezalandırılması
istemiyle, Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvurunun zımnen reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
S.Ö.
Davalı
: Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y: Avukat
olan davacı,29.09.2005 tarihinde
vekaletini üstlendiği bir dava dosyasını incelemek üzere, İzmir Hava Eğitim
Komutanlığı kışlasının nizamiyesine başvurduğunu, iki kart çıkararak Askeri
Savcılığa ulaştığını, ancak dosyasının Adli Müşavirlikte olduğunun
bildirildiğini, buraya gitmek için üçüncü kartın gerektiğinin söylenmesi
üzerine, uygulamanın uygunsuzluğu sebebiyle karşı çıkınca, adının Yaşar
Tınaz olduğunu sandığı subayın, hazır kıta kuvvetiyle kendisini zorla araca
bindirerek ve enterne ederek kışla dışına çıkardığını, avukatlık hak ve
yetkilerinin çiğnendiğini, maddi ve manevi olarak yıprandığını iddia
ederek;adı geçen subay tarafından
yapılan muamelenin soruşturularak cezalandırılması istemiyle, Milli Savunma
Bakanlığına başvurmuş; isteminin cevap verilmemek suretiyle reddedilmesi
üzerine,bu işlemin iptali istemiyle
genel idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ;31.1.2006 gün ve
E:2005/2531, K:2006/101 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddelerinden söz ederek, olayda,
hakkında şikayette bulunulan kişinin asker kişi, olayın ise askeri
hizmetten kaynaklanması karşısında, ilgili subay hakkında yapılan şikayet
üzerine tesis edilen uyuşmazlık konusu işlemin iptali istemiyle açılan
davanın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevinde
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı, aynı istemle bu kez, 24.3.2006 gününde
askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ;
4.5.2006 gün ve E:2006/636; K:2006/580 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602
sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir
davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi
ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte
gerçekleşmiş olması gerektiği; buna göre, davacı avukatın asker kişi
olmadığı gibi, yargısal faaliyetlerin önlenmesi sebebiyle ilgililer ve/veya
olay hakkında soruşturma emri verilmemesinin askeri hizmeti ilgilendiren
bir yönünün bulunmadığı görülmekle, davanın görüm ve çözümünün genel idari
yargının görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve askeri
idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak,
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündegenel
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davadagenel idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, avukat olan davacının,takip ettiği bir dava dosyasını incelemek
için gittiği İzmir Hava Eğitim Komutanlığında, bir subay tarafından
kendisine kötü muamele yapıldığı ve savunma görevine engel olunduğu iddiası
ile adı geçen subayın yargılanıp cezalandırılması istemiyle, Milli Savunma
Bakanlığına yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali
istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların yargı denetimi yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğuna;
ancak, askerlik yükümlüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi
olması koşulunun aranmayacağına işaret edilmiş, 1602 sayılı Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Kanunu’nun değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında da
aynı hükme yer verilmiştir.
Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir
davaya bakabilmesi için; dava konusu yönetsel işlem veya eylemin “asker
kişiyi ilgilendirmesi” ve“askeri
hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde, Türk Silahlı
Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri
memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve
erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti
yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için
işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri
gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise
bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir
ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin
askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri
geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik
hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve
gereklergöz önünde tutularak
değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan
bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati
ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde
görülmesi gerekmektedir.
Bakılan davada, sivil şahıs olan davacının hukuka
aykırılık nedeniyle menfaatinin ihlal edilip edilmediğinin saptanması
yanında, İzmir Hava Eğitim Komutanlığındaki uygulamanın askeri güvenlik
kurallarıyla örtüşüp örtüşmediğive
askeri gereklilik taşıyıp taşımadığınında irdeleneceği;hakkında
soruşturma emri verilmeyensubayınasker kişi olması,
olumsuz idari işlemin asker kişiye yönelmesi karşısında, dava konusu
işlemin“asker kişiyi
ilgilendirdiği” ve “askeri hizmete ilişkin olduğu”, nedenleriylebakılan davanın, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nce görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenleAskeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi’nce
verilen 4.5.2006 gün ve E:2006/636, K:2006/580 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde Üye Levent ÖZÇELİK’inKARŞI OYU VE OYÇOKLUĞUİLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
KARŞI OY
Anayasanın 157nci
maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini
yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden
doğanuyuşmazlıklarda ilgilin asker
kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, keza 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdareMahkemesi Kanununun 20
nci madde 1nci fıkrasında da aynı hükmün yer aldığı ve Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi İçin dava konusu idari işlem veya
eylemin "Asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete
ilişkin" olması şartlarının birlikte bulunmasının gerektiğinin ifade
edildiği, yine 1602 sayılı Kanunun 20 nci madde 2 nci fıkrasında; Bu
Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde
görevde bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur,
astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler
ile sivil memurların sayıldıkları görülmekte olup, buna göre bir davaya
Askeri Yüksek idare Mahkemesinde bakılabilmesi için: 1) İdari işlemin bir
asker kişinin göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir
asker kişiye yönelmiş olması veya uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden
doğmuş bulunması, 2) Dava konusu idari işlemin ya da eylemin askeri hizmete
ilişkin bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmesizorunlu bulunmaktadır.
İdari işlemin "askeri
hizmete ilişkin bulunması”, işlemin kanun ve diğer yasal düzenlemelerin
Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi
amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari
işlemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet
sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay
alarak tanımlamak olanaklıdır.
Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi, mülki idareden çok farklı özellikleri olan askeri idareyle
alakalı idari davalarda, yargısal denetimin ihtisas mahkemesinde yapılması
ihtiyacı ile kurulmuştur. Bu itibarla bir idari davada Askeri Yüksek idare
Mahkemesinin görevli olmasını gerektiren husus asker kişiler İçin özel bir
mahkemeye ihtiyaç duyulması değil, Silahlı Kuvvetlerin farklı hiyerarşik
düzene sahip kendisine özgü yapısı, umumi hukuk kurallarından farklı
özellikleri esas alan uygulamaları ve gelenekleri olması nedeni ile
farklılık arz eden askerlikle ilgili idari işlem ve eylemlerin, yargı
denetiminde ihtisas sahibi bir yargı merciine ihtiyaç duyulmasıdır. Bu
kapsamda Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğunun kabulü için
dava konusu edilen işlem ve eylemlerin genel idari yargının görevli
sayılmasını engelleyecek derecede ihtisasa konu olması ve dava konusu işlem
ya da eylemi yapan kişinin askeri kişi olması veya davacının asker kişi
olması gerekmektedir.
İdari eylemin "asker
kişiyi ilgilendirmesi", açılan bir iptal davasında Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin davaya bakabilmesinin diğer koşuludur.
1602 sayılı Yasanın
yukarıda da ifade edilen 20 nci maddesinde; Türk Silâhlı Kuvvetlerinde
görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay
askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sicil
memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Açıklamalar çerçevesinde
yapılan değerlendirmede;
Dava konusu olayda
menfaati ihlâl edilen ve İzmir Barosuna kayıtlı bir avukat olan davacının
asker kişi olmadığı açıktır. Bu itibarla dava konusu işlem bakımından 1602
sayılı Kanunun 20 nci maddesinde öngörülen "asker kişiyi
ilgilendirme" şartının bulunmadığı, dolayısıyla davada Askeri Yüksek
idare Mahkemesinin görevli olmadığı ve davanın çözümünde de Genel İdari
Yargının görevli olduğu değerlendirilmesiyle Ankara 1 inci İdare
Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerektiği sonucuna
ulaştığımdan sayın çoğunluğun kararına iştirak edemedim.
ÜYE
Levent
ÖZÇELİK
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/243
ARAR NO:
2006/233
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET:Kurum alacağının personelden hükmen tahsiline
yönelik bulunan davanın,özel hukuk hükümlerine ggöre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğü
Vekillleri:
Av. R.E., Av.İ.Y.
Davalı:
A.A.
Vekili:
Av. M.K.Ş.
O L A Y:
Petkim’de İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabikapsam dışı personel olarak çalışmakta
iken, talebi üzerine 4046 Sayılı Özelleştirme Kanunu’nun 22. maddesi
uyarıncaMTA Genel Müdürlüğüne
atanan davalı Ayla Acara;davacı
kuruluşta geçen hizmet süresine ait kıdem tazminatının ödenmesini istemiş,
kurum tarafından adı geçenin banka hesabına 6.6.2003 tarihinde
29.555,30YTLyatırılmıştır.
Davacı PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel
Müdürlüğü vekilince; ödenmemesi gerektiği halde davalıya sehven ödenen
29.555,30YTLkıdem tazminatının,
ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili
istemiyle 21.10.2003 tarihinde adli yargı yerinde alacak davası açılmıştır.
KARŞIYAKA 2. İŞ MAHKEMESİ; 20.10.2005 gün ve
E:2005/1503, K:2005/307 sayı ile, Davacı vekilinin dilekçesiyle; davalının
müvekkili kurumda kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken 26.11.2002 tarihli dilekçe ile; 4046 S.Y. nın 22. maddesi
uyarınca Ankara içinde başka bir kuruluşa naklini talep etmesi üzerine MTA
Genel Müdürlüğüne atandığını, Petkim de geçen hizmet süresine ait kıdem
tazminatının ödenmesini talep etmesi üzerine müvekkili tarafından
29.553.307.000.- TL net kıdem tazminatının davalı hesabına yatırıldığını,
daha sonra davalının kendi isteği ile kıdem tazminatı almasının mümkün
olamayacağından bahisle sehven ödendiğini beyan ettiği, kıdem tazminatının
faizi ile davalıdantahsilini talep
ve dava ettiği; yapılan yargılama ve toplanan değiller uyarınca 21.5.2004
tarih, 2003/608 esas, 2004/180 karar sayılı dosya ile davanın reddine karar
verildiği, davacı tarafça yapılan temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk
Dairesi’nin 2004/22470 esas, 2005/16132 sayılı kararı ile Uyuşmazlık
Mahkemesinin 22.01.1996 gün 1995/1 esas ve 1996/1 ilke kararı uyarınca
uyuşmazlığın çözümlerinin idari yargı olduğundan bahisle bozulduğunun
görüldüğü, bozma ilamına uyulduğu, davacı şirketin özelleştirme kapsamında
bulunduğu davalının da kapsım dışı personel statüsünde çalıştığı, bu
durumda kapsam dışı personel uyuşmazlıklarında idare mahkemelerinin görevli
olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesinin 22.01.1996 tarih 1995/1 esas, 1996/1 karar sayılı ilke
kararıyla belli olmakla uyuşmazlığın, idari yargıda çözümlenmesi
gerekeceğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, Yargıtay 9.
Hukuk Dairesinin 13.12.2005 günlü, E:2005/35688; K:2005/39378 sayılı
kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
Bunun üzerine PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel
Müdürlüğü vekillerince, aynı istemle, Ayla Acara’yakarşı, 13.4.2006 tarihinde idari yargı
yerinde dava açılmıştır.
İZMİR 4. İDARE MAHKEMESİ; 19.4.2006 gün ve
E:2006/891 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.
maddesinde, “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları”nın idari dava türleri
arasında sayıldığı, Yasa kuralından anlaşıldığı gibi, idare mahkemelerinde,
idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları etkilenenler tarafından
tam yargı davalarının açılabildiği, bakılan davada, Pektim Petrokimya
Holding A.Ş.’de, Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa tabi kapsam dışı
personel olarak çalışırken 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu uyarınca, başka
bir kamu kurumuna nakledilen personele ödenen kıdem tazminatının geri
alınması amacıyla bu davanın açıldığınıngörüldüğü, uyuşmazlığın idari eylem ve işlemden zarar görme olmayıp,
idarenin bir çalışanına ödediği kıdem tazminatının geriye alınması olduğu,
söz konusu geri alma işlemininidarenin bir kamu gücünü kullanmasına dayanmadığı; bu nedenle,
davacı kurum ile davalı şahıs arasında meydana gelen uyuşmazlığın adli
yargıda çözümlenmesi gerektiğinden, davanın görüm ve çözümününmahkemelerinin görevine girmediği;
dosyanın incelenmesinden, aynı konuda Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde açılan
davada, mahkemece 20.10.2005 gününde verilen ve kesinleşen E:2005/1503,
K:2005/307 sayılı kararla, davanın idare mahkemesinin görevine girdiğinden
dolayı görevsizlik kararı verildiğininanlaşıldığı;açıklanan
nedenlerle 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve yargılamanın bu konuda
Yüksek Mahkemece karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare mahkemesince 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesindeöngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeadli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Petkim’de İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar
Kanununa tabi kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, talebi üzerine
4046 Sayılı Özelleştirme Kanunu’nun 22. maddesi uyarıncaMTA Genel Müdürlüğüne atanan davalı Ayla
Acara’ya; sehven ödendiği iddia edilen kıdem tazminatına ilişkin alacağın,
yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle açılmıştır.
PETKİM Petrokimya Holding A. Ş., 233 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi bir İktisadi
Devlet Teşekkülü olup, 11/9/1987 tarih ve 87/12184 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararıylaözelleştirilmesi
kararlaştırılmış ancak özelleştirme süreci henüz sonuçlandırılmamıştır.
Diğer taraftan, anılan KHK.'nin 2/2. maddesinde "Teşekkül”;
sermayesinin tamamı Devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre
faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsü olarak
tanımlanmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Ayla Acara’nın
daha önce, davacı kurumda kapsam dışı personel olarak çalıştığı ve bu
konuda taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmadığı anlaşılmakta olup;
Uyuşmazlık Mahkemesinin 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan, 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı İlke Kararı ile,
özelleştirme kapsamında bulunan ya da bulunmayan Kamu İktisadi
Teşebbüslerinde sözleşmeli ya da kapsam dışı statüde çalışan personelin
kurumları ile ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların idari yargı yerinde
çözümleneceği belirtilmiştir.
Ancak, anılan İlke Kararında sözü edilen
anlaşmazlıklar ile, sözleşmeli ya da kapsam dışı personel tarafından idare
aleyhine açılabilecek olan ve 2577 sayılı İ.Y.U.K.'nun 2/1. maddesinde
sayılan iptal, tam yargı veya idari sözleşmelerden doğan idari davaların
anlaşılması gerekmekte olup, kişiler aleyhine açılan davaların idari yargı
yerinde görülüp çözümlenmesine hukuken olanak bulunmadığından, adli yargı
yerinde PETKİM Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğü vekilince Teşekkül
eski personeli olan şahıs aleyhine açılmış bulunan davanın ilke kararında
belirtilen anlaşmazlıklar kapsamında görülemeyeceği açıktır.
Bu durumda, ortada idarece kamu gücüne dayalı
olarak ve idari usul ve esaslara göre re'sen ve tek yanlı biçimde tesis
edilmiş bir işlem veya eylem bulunmadığı gibi, bu nitelikleri taşıyan işlem
veya eylemden dolayı hak ve menfaati ihlâl edilenler tarafından idare
aleyhine 2577 sayılı Yasa'nın 2/1. maddesinde sayılan idari davalardan
birisi olarak açılmadığı anlaşılan davanın, salt personel ile Teşekkül
arasındaki hukuki ilişkinin idare hukuku kurallarına tabi olduğundan
hareketle, idari yargı yerinde çözümleneceği sonucuna ulaşmak imkansızdır.
Öte yandan, 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Personel Rejiminin düzenlenmesi (...) Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin
"Teşebbüs Personelinin Yükümlülük ve Sorumlulukları" başlığını
taşıyan 11/a. maddesinde, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel müdür,
müessese müdürü, yönetim ve danışma kurulu veya yönetim komitesi üyeleri
ile her çeşit personelinin, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları
teşebbüs veya bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk
hükümlerine tabi bulundukları hükme bağlanmak suretiyle, kurum alacağının
ilgili personelden idari usullerle değil adli yargı yerinde açılacak bir
alacak davası yoluyla hükmen tahsil edilmesi yöntemi benimsenmiştir.
Belirtilen duruma göre,
idari yargı yetkisine giren bir idari dava niteliğinde olmayan teşekkül
alacağının tahsili için şahıs aleyhine açılan davanın, özel hukuk hükümleri
çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan, PETKİM
Petrokimya Holding A. Ş. Genel Müdürlüğünün açtığı davada; İzmir 4. İdare
Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Karşıyaka 2. İş Mahkemesi'nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle İzmir 4. İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Karşıyaka 2. İş Mahkemesi’nce verilen 20.10.2005 gün ve E:2005/1503,
K:2005/307 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/244
KARAR NO:
2006/234
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Oğullarının, Topçu Çavuş olarak askerlik
hizmetini yerine getirmekteyken öldürülmesinden dolayı, kendilerine vazife
malullüğü aylığı bağlanması isteğinin reddineilişkin işlemin iptali istemiyle açılan
davanın; her iki yargı yerinde dava açıldığı tarihteki hukuki durum dikkate
alınarak ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar:
K. ve B.C.
Vekili:
Av. K.K.
Davalı:
T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü
Vekili:
Av. T.S.
O L A Y:
Oğulları Ayhan Canbaz’ın, Topçu Çavuş olarak askerlik hizmetini yerine
getirmekteyken aynı birlikte görevli onbaşı tarafından görev nedeniyle
çıkan tartışma sebebiyle 22.12.2001 günü vurularak öldürülmesi üzerine
Davacılar; 29.5.2002 tarihinde Emekli Sandığı’ndan, kendilerine vazife
malullüğü aylığı bağlanması talebinde bulunmuştur.
İdarece davacılarabilgi mahiyetinde,21.6.2002
tarihinde tebliğ edilen yazıyla cevap verilmiş; davacılar vekili, bu yazıyı
istemin reddi sayarak19.8.2002
tarihinde; “vazife malullüğü aylığı bağlanması yolundaki başvurularının
reddine ilişkin işlemin iptali ve işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi
kayıplarının yasal faizleriyle ödenmesi” istemiyle genel idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA7.
İDARE MAHKEMESİ; 30.5.2003 gün ve E:2002/1587; K:2003/753 sayı ile,
Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, asker kişiyi
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan işlem ve eylemlerden doğan
davaların Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde çözümlenmesinin gerektiği, dava
konusu işlemde asker kişiyi ilgilendirme koşulunun gerçekleştiğinin açık
olduğu;olayda davacıların,
oğullarının şehit olduğunu ileri sürerek vazife malullüğü aylığı
bağlanmasını talep ettiği ve talebin reddi üzerine bu işlemin iptali
istemiyle dava açıldığından öncelikle ölüm olayının askerlik hizmeti
sırasında ve bu hizmet nedeniyle meydana gelip gelmediğinin saptanması
gerekmekte olup, gerek, davalı idarece işlem tesis edilirken, gerekse, bu
işlemin yargısal denetiminde, askeri gereklerin, askeri usul ve yöntemin
dikkate alınmasının gerekmesi karşısında davada idari işlemin askeri
hizmete ilişkin bulunması koşulunun da gerçekleşmiş olması nedeniyle,
uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacılar vekili, aynı istekle bu kez, 3.9.2003
gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ;
2.2.2006 gün veE:2003/276;
K:2006/211 sayı ile, davacıların vekilinin; 03.09.2003 tarihinde AYİM’de
kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin oğlu Ayhan CANBAZ’ın
askerlik hizmetini yapmakta iken aynı birlikte askerlik hizmetini yapan
Onb. Mehmet İNEGÖLLÜ tarafından G-3 piyade tüfeği ile vurularak
öldürüldüğünü, bundan dolayı müvekkillerine aylık bağlanması gerekir iken
davalı idarece aksi yönde işlem tesis edildiğini belirterek, müvekkillerine
aylık bağlanmaması işleminin iptali ile yoksun kalınan maddi kaybın yasal
faizi ile birlikte ödenmesini talep ettikleri, dava ve emeklilik sicil
dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden; davacıların oğlu Ayhan CANBAZ’IN
Tunceli / Pozat 51. İç Güv. Tug. Top. Tb. Kh. Ve Srv. K.lığı emrinde Topçu
Çavuş rütbe ve statüsünde askerlik hizmetini yerine getirmekteyken aynı
birlikte görevli Top. Onb. Mehmet İNEGÖLLÜ tarafından görev nedeniyle çıkan
tartışma sebebiyle 22.12.2001 günü G-3 Piyade tüfeği ile kasten vurularak
öldürüldüğü ve olay nedeniyle 8. Kor. K.lığı As. Mah. De açılan kamu davası
sonucu anılan mahkemenin 24.3.2004 tarih ve E: 2004/46, K: 2004/109 sayılı
kararı ile Mehmet İNEGÖLLÜ hakkında As. C.K.nın 91/3 maddesi uyarınca
fiilen taaruz sonucu üstünü öldürmek suçundan dolayı neticeden 12 yıl 6 ay
ağır hapis cezası ile cezalandırıldığı, bilahare davalı idare yönetim
kurulunun 24.06.2004 tarih ve 437 sayılı kararı ile Ayhan CANBAZ hakkında
vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına karar verildiğinin anlaşıldığı;
Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari
işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin
bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; görevli yargı
yerinin belirlenmesi yönünden idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup
olmadığının saptanması için işlemin konusuna bakılmasının icap ettiği, eğer
idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre
tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğunun kabul edilmesi
gerektiği, diğer bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin;
idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve
davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve
ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri,
askeri kural ve gereklergöz önünde
tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, işlem,
askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durumun değişmediği,
menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği; olayda davacının oğlunun vazife malulü
olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı,davalı Kurum tarafından davacıların oğlunun
vazife malulü kabul edildiğinin savunmada açıkça belirtildiği, dava konusu
uyuşmazlığın, davacılara oğullarının vazife maluliyetinden dolayı 5434
sayılı Kanunun 72 nci maddesi uyarınca aylık bağlanıp bağlanmayacağına
ilişkin bulunduğu, Yasa hükmü uyarınca 65 yaşından küçük olan babanın ve evli
olan annenin malul ve muhtaç olup olmadıkları ve dolayısıyla aylığa
müstahak olup olmadıkları hususunun değerlendirilmesinde, askeri kural ve
gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmediğinden, dava konusu
işlemin askeri hizmete ilişkin bir yanının bulunmadığı, dava konusu
uyuşmazlıkta askeri hizmete ilişkinlik şartı gerçekleşmediğinden davanın
görüm ve çözümünün genel idari yargı yeri olduğu, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin görevli olmadığı sonucuna ulaşıldığı, Uyuşmazlık Mahkemesinin
27.5.2002 tarih ve 2002/12-19 E.K., 10.10.2005 tarih ve 2005/50-72 E.K. ve
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3. Dairesinin 23.12.2004 tarih 2004/1528-1807
E.K. ve 27.1.2004 tarih ve 2004/470-103 E.K. sayılı kararlarının da aynı
doğrultuda bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara
karşı yapılan karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 25.5.2006 gün ve
E:2006/763, K:2006/636 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre; İdare mahkemesinde açılan
davada, mevcut davacılara ek olarak, ölenin kız kardeşi Nevgül Canbaz’ın da
bulunduğu görülmekte ise de, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü
Dairesi’nde açılan davada yer almadığı, dolayısıylagenel ve askeri idari yargı yerleri
arasındaanılan Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığının Kayaali ve
Bahriye Canbaz yönündendoğduğu ve
askeri idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak,
davacılar vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Sonuç itibariyle,
usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı
Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davadaAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların oğullarının, Topçu Çavuş olarak
askerlik hizmetini yerine getirmekteyken öldürülmesinden dolayı,
kendilerine vazife malullüğü aylığı bağlanması isteğinin reddineilişkin işlemin iptali isteminden
ibarettir.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari
işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin”
olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması
gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve
askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin
olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin
idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve
yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi
sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam
tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen
asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi
gerekmektedir.
Gerek
Anayasa’da gerekse 1602 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemeye göre, askeri
hizmete ilişkin bir idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da
taşıması halinde, bu asker kişinin dul ve yetimlerine yansıyan hak doğurucu
uyuşmazlıklara AYİM’de bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her
halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.
Nitekim, bir
asker kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali
olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine yönelik
bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin,
tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan
kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev
yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak tesis
edilen işlemlerde “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği; bu
nedenle, asker kişinin desteğinden yoksun kalan aile bireyleri veyakanuni ya da akdi halefi tarafından açılan
iptal davalarının görüm ve çözümünde AYİM’in görevli olduğu, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.
Buna göre,
askerlik görevini yaparken ölen oğullarından dolayı davacılara aylık
bağlanması isteği üzerine tesis edilen dava konusu işlemde asker kişiyi ilgilendirme
koşulunun gerçekleştiği kuşkusuzdur.
İşlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına
gelince; 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 12.
maddesinin II/k. bendinde sayılan erlerin, vazife malûllükleri ile
vazifeden doğma ölümleri halinde bu Kanunla tanınan haklardan
faydalanacaklarına işaret edilmiş; 44. maddesinde, “ Her ne sebeple olursa
olsun vücutlarında hâsıl olan ârızalar veya duçar oldukları tedavisi
imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere
( Mâlûl) denir ve haklarında bu Kanunun mâlûllüğe ait hükümleri uygulanır.”
hükmüne yer verilmiş; 45. maddesinde dört bentde belirtilen hallerde vazife
mâlûllüğünün doğacağı öngörülmüş ve bunlardan (a)bendine göre, 44. maddede yazılı
mâlûllüğün, iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden
doğmuş olması halinde buna “vazife mâlûllüğü” ve buna uğrayana da “vazife
mâlûlü” denilmiş; 49. maddede ise, ilgililerin başvurularına ilişkin
süreler düzenlenmiştir.
Öte yandan, aynı Kanunun 72. maddesinde; “ölen
iştirakçilerin, iştirakçi bulunmayan dul ve muhtaç anaları ile iştirakçi
olmayan ve ölüm tarihinde muhtaç ve (65) yaşını doldurmuş bulunan
babalarına Sandığa müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren aylık
bağlanır. Muhtaç babalardan çalışarak geçimini sağlayamayacak derecede
malül olanlar için yaş kaydı aranmaz.” hükmü yer almıştır.
Dava dosyası
incelendiğinde, davacıların askerlik hizmeti sırasında vefat eden
oğullarından dolayı vazife malullüğü yetim aylığı bağlanması isteminin,
idarece kesin bir biçimde reddedilmemesine karşın;davacılar vekilince, verilen cevap“istemin reddi sayılarak”19.8.2002 tarihinde genel idari yargıda;
davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine yasal süre içerisinde ve aynı
istemle, 3.9.2003 günündeAskeri
Yüksek İdare Mahkemesinde dava açıldığı; yargılama esnasında devam eden
yazışmaların sonucunda davalı idarenin 24.06.2004 tarihinde, davacıların
oğullarının vefatının vazife malullüğü kapsamında olduğunu kabul
ettiği;dolayısıyla Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinde dava açıldığında, vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması
hususunda idarenin bir kabul beyanı bulunmadığından, çözümü askeri hizmetle
doğrudan ilgili olan uyuşmazlık hakkındaAYİM’nin görevli olacağı kuşkusuzdur.
İdari işlemlerin iptali
istemiyle idare mahkemelerinde açılan davalarda, işlemin ilk tesis
edildikleri andaki hukuki durum irdelenerek bir karara varılması esas
olduğundan ve bakılan uyuşmazlıkta olduğu gibi; davalı idarenin, davanın
görümü esnasında vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması yönünde karar
alması davanın kısmen kabulü niteliğinde bulunduğundan,her iki yargı yerinde dava açıldığı
tarihte, askerlik hizmetinin amacı ve askeri görev yerlerinin özellikleri
göz önüne alınarak ölenin askeri yeterlik ve yetenekleri ile askeri
geçmişinin de değerlendirilmesinin gerekeceği açıktır.
Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasanın 157. ve
1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi
ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte
gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 3. Dairesi’nin
2.2.2006 gün ve E:2003/276, K:2006/211 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/245
KARAR NO:
2006/235
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Askerlik görevini yapmakta iken sağlık raporunda
belirtilen nedenle askerliğe elverişli bulunmayan davacının, vazife malulü
sayılarak aylık bağlanması isteğinin Emekli Sandığınca reddine ilişkin
işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE
çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
M.B.
Vekili:
Av.H.Ö.
Davalı:
T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü
Vekili:
Av. A.Ö.
O L A Y:
Davacı, Şanlıurfa- Viranşehir 20 nci Zırhlı Tugay 3 ncü Hudut Alayı 1 nci
Hudut Tabur Komutanlığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken, Diyarbakır
600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Sağlık Kurulunun 15.07.2005 gün ve 2832
sayılı Sağlık Kurulu Raporu ile hakkında “Akciğer Tüberkülozu” tanısıyla
“askerliğe elverişli değildir.” kararı verilmesi ve yetkili üst makamlarca
onaylanması üzerine, 13.05.2005 tarihindeterhis edilmiştir.
Davacı vekili, müvekkiline vazife malulü aylığı
bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun davalı idarece zımnenreddi üzerine; işlemin iptali ve aylık
bağlanması istemiyle, 14.11.2005 tarihinde genel idari yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı idare vekilince,
birinci savunma dilekçesinde, davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin
görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş; ayrıca verilen
esas savunma dilekçesinde de; “…..ilgilinin avukatının 05.09.2005 tarihli
dilekçesi vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinde bulunması üzerine
hakkında Diyarbakır 600 yataklı Mevki Asker Hastanesince düzenlenen
15.07.2005 tarih ve 2832 sayılı rapor, Sandığımız Sağlık Kurulunda
incelenerek 05.12.2005 tarih ve 3939 sayı ile
“1- Akciğer veremi yani
tüberküloz bünyesel bir rahatsızlıktır. Bu hastalık hakkında GATA
Komutanlığının 15 Temmuz 2003 tarih ve 9029-753-03/153 sayılı yazılarının
2., 3.,
4., maddelerinde de,
Ülkemiz koşullarında hemen
hemen olguların tamamında tüberküloz basili çocukluk çağında alınmakla ve
bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olan hastalıklar, açlık aşırı
yorgunluk gibi fiziksel etmenler yoğun, psikolojik stres ve bağışıklık
sistemini baskılayan ilaçların kullanımı gibi pek çok olumsuz faktörlere
bağlı olarak hastalık tekrar alevlenmekte (reaktivasyon tüberkülozu),
çoğunlukta beyin, beyin zarları ve akciğerlerde hastalık tablolarına neden
olmaktadır.
Tüberküloz, ülkemizde
günümüz koşullarında gittikçe artan oranlarda karşılaşılan bir hastalıktır.
Bu açıdan TSK’da görevli herhangi bir personel ile sivil hayatın içinde
olan kişiler arasında risk açısından bir fark olmadığı
değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak hastalığının
oluşumunda askerlik görevinin neden ve etkisinin olmadığı (menfi) kanaatine
varılmıştır.” Denilmektedir. Bu nedenle hastalığının oluşunda askerlik
görevinin neden ve etkisinin bulunmadığına,
2- Karara itiraz halinde
TSK, SYY’nin 5. bölüm 31. madde 9. bendi gereği AYİM’de açılacak dava ile
mahkemece sevk edileceği GATA Komutanlığı Sağlık Kurulu tarafından
düzenlenecek “Hastalığının oluşunda askerlik görevinin neden ve etkisi
olduğuna” dair raporla kararımızın değişebileceğine” şeklinde karar
verildiği ve ilgilinin avukatına hitaben yazılan 06.02.2006 tarih ve
B.07.1.EMS.0.10.09.01/83.821.115 sayılı yazımız ile adı geçen hakkında 5434
sayılı kanunun vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağının
bildirildiği,
Anlaşılmıştır.”
hususlarına yer verilerek, ret işleminin gerekçesi açıklanmıştır.
ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ; 13.4.2006 gün ve
E:2005/2205 sayı ile, 1602Yasa'nın
20. maddesine göre AYİM' in bir davaya bakabilmesi için idari işlemin asker
kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının
birlikte gerçekleşmesi gerektiği; olayda, davacının asker kişi olduğu kabul
edilmesine karşın olay askeri hizmetin görülmesine ilişkin bulunmadığından
davanın Mahkemenin görevine girdiği gerekçesiyle davalı idarenin görev
itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.
Davalı idare vekilince, askeri idari yargı yararına
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması
üzerine, dava dosyası AYİM Başsavcılığına gönderilmiştir.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI;
Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddeleri hükümlerine göre,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu
idari işlemin” asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “ askeri hizmete ilişkin
bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; davacının
asker kişi olduğu görülmekle birinci koşulun gerçekleştiğinde şüphe
bulunmadığı; idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri
hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna
bakılmasının gerektiği; askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece
bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları,
askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik
hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek
ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen
işlemler olduğu; dava konusu olayda, askerlik görevi sırasında hakkında
“Akciğer Tüberkülozu” tanısıyla “Askerliğe elverişli değildir” kararı
verilmesi üzerine terhis edilen davacının davalı idareye vazife malulü
aylığı bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin
iptali konusunda karar verilebilmesi için, davacının Askeri Hastane sağlık
kurulu raporu ile tespit edilen maluliyetinin askerlik görevinden
kaynaklanıp kaynaklanmadığının değerlendirilerek uyuşmazlığın buna göre
çözümlenmesi gerektiği, bu durumda, dava konusu işlemin askeri hizmete
ilişkin bulunduğu sonucuna varıldığı, bu açıklamalara göre olayda
Anayasanın 157 nci ve 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde
öngörülen idari işlemin “askeri kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete
ilişkin bulunması” koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve
çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkeme görevli bulunduğugerekçesiyle,2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre
askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve görev
konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa'nın 13. maddesine
göre Danıştay Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı
Yasa’nın 20.maddeleri hükümlerine göre, AYİM.’nin bir davaya bakabilmesi
için idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin
bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; olayda,
davacının vazife mâlûlü sayılıp sayılmaması konusunda yapılacak olan
yargısal denetimde askerlik hizmetinin özellikleri, askeri kural ve
gereklerin dikkate alınmasının gerekmediği, idari işlemin asker kişiyi
ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte
gerçekleşmediği; açıklanan nedenlerle, AYİM Başsavcılığınca 2247 sayılı
Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun reddi gerektiği yolunda
yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
davalı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
Başsavcısı tarafından 10. maddede öngörülen
biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeAskeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı
Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davadaAskeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, piyade er olarak askerlik görevini yapmakta
iken sağlık raporunda belirtilen nedenle askerliğe elverişli bulunmayan
davacının, vazife malulü sayılarak aylık bağlanması isteğinin Emekli
Sandığınca reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve
1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti
yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için
işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere
askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin
askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle,
askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri
yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin,
asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin
amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve
gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen
işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa
bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.
Davacının 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde
sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker
kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunu'nun 12. maddesinin II/k. bendinde sayılan erlerin, vazife
malûllükleri ile vazifeden doğma ölümleri halinde bu Kanunla tanınan
haklardan faydalanacaklarına işaret edilmiş; 44. maddesinde, “ Her ne
sebeple olursa olsun vücutlarında hâsıl olan arızalar veya duçar oldukları
tedavisi imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma
giren iştirakçilere ( Malûl) denir ve haklarında bu Kanunun malûllüğe ait
hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmiş; 45. maddesinde dört bentde
belirtilen hallerde vazife malûllüğünün doğacağı öngörülmüş ve bunlardan
(a)bendine göre, 44. maddede yazılı
malûllüğün, iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden
doğmuş olması halinde buna “vazife malûllüğü” ve buna uğrayana da “vazife
malûlü” denilmiş; 49. maddede ise, ilgililerin başvurularına ilişkin
süreler düzenlenmiştir.
Olayda, davacının, piyade er olarak askerlik
görevini yapmakta iken,rahatsızlandığı, sağlık raporunda bulgularına göre, askerliğe elverişli
olmadığına karar verilerek terhis edildiği, yapılan başvuru üzerine olayı
değerlendiren Emekli Sandığı Yönetim Kurulunca, davacıya vazife malûllüğü
aylığı bağlanamayacağına karar verildiği anlaşılmıştır.
Dava dilekçesinde, davacının askerliğe elverişli
olmaması sonucunu doğuran sağlık sorununun, askerlik görevinden
kaynaklandığı ileri sürülmekte olup, vazife malûlü olup olmadığının
saptanmasında, tıbbi bulgu ve değerlendirmelerin yanı sıra askerlik
hizmetinin amacı ve askeri görev yerlerinin özellikleri göz önüne alınarak
ilgilinin askeri yeterlik ve yetenekleri ile askeri geçmişinin de
değerlendirilmesinin gerekeceği açıktır.
Bu durumda, davacının vazife malûlü sayılması için
yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin, askeri gereklere, askeri
usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edildiğinin ve bu nedenle de
askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü gerekir.
Belirtilen durumlara göre ve olayda Anayasanın 157.
ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi
ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte
gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, AYİM
Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin
görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİ’nin görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcısının BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile Ankara 8. İdare Mahkemesi’nce verilen 13.4.2006 gün ve E:2005/2205
sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/246
KARAR NO:
2006/236
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Görev sırasında ölen asker kişinin
mirasçılarının 2330 ve 3713 sayılı Yasalara göre nakdi tazminat ödenmesi
isteklerinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın,
ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:H.
ve H.G.
Vekili:Av.
Y.S.Ş.
Davalı:Milli
Savunma Bakanlığı
O L A Y:
Davacıların müşterek oğulları P. Ütğm. Yılmaz GÜLHAN, Genelkurmay Özel
Kuvvetler Hava Grup Komutanlığı emrinde görevli olarak gönderildiği OHAL
Bölgesinden, görev dönüşü Ankara’ya gelmek için bindiği, Diyarbakır’dan
kalkan Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığına ait CASA firması tarafından
üretilen Hafif Nakliye uçağının, 16 Mayıs 2001 tarihinde MALATYA – Akçadağ
– Güzyurdu Köyüne 2 km. mesafede düşmesi sonucu vefat etmiştir.
Davacılar, oğullarının ölüm olayının 2330 ve 3713
sayılı Yasalar kapsamındaki bir görev sırasında meydana geldiğini ileri
sürerek, aylık bağlanmamasına ilişkin olarak Emekli Sandığı işlemine karşı
açılan dava sonunda, ANKARA 3. İDARE MAHKEMESİ’nce, 27.6.2002 gün ve
E:2001/1616, K:2002/1095 sayı ile, olayın terör eylemi sonucu meydana
gelmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; temyiz
incelemesindeDANIŞTAY ONBİRİNCİ
DAİRESİ, 30.1.2003 gün ve E:2002/3971, K:2003/495 sayı ile; askeri görev
sırasında terör eyleminin etkisiyle şehit olan oğlundan dolayı davacının
2330 ve 3713 sayılı Yasalarda tanınan haklardan yararlanması
gerekirken,aksi yöndeki düşünceyle
davayı reddeden Mahkeme kararını bozmuş; anılan Mahkemenin, ilk kararında ısrar
etmesi üzerine; Danıştay İdari Dava Daireler Genel Kurulu, 1.4.2004 gün ve
E:2003/774, K:2004/409 sayı ile; ısrar kararının, Danıştay Onbirinci
Dairesi’nin bozma kararı doğrultusunda bozulmasına karar vermiş; Emekli
Sandığı Genel Müdürlüğünce bu karar uygulanmıştır.
Davacılar tarafından, Danıştay İdari Dava Daireler
Genel Kurulu’nun yukarıda sözü edilen kararı ile oğullarının ölüm olayının
2330 ve 3713 sayılı Yasalar kapsamında olduğunun kesinleştiğinden bahisle,
kendilerine nakdi tazminat ödenmesi istemiyle, 3.5.2005 günlü dilekçeyle
davalı idareye başvuruda bulunulmuş ise de, idarece cevap verilmemiştir.
Davacılar vekilince, nakdi tazminat ödenmesi için
yapılan başvurunun idarece cevap verilmeyerek reddine ilişkin işlemin
iptali istemiyle, 25.7.2005 gününde Mahkeme kaydına giren dilekçe ile,
genel idari yargı yerinde dava açılmıştır.
Davalı idarece, birinci savunma dilekçesinde,
davanın çözümünde AYİM’nin görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında
bulunulmuştur.
ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2006 gün ve
E:2005/1440, sayı ile, Anayasanın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği,20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın
25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı
hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi
için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri
hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin
gerektiği, olayda ise, davacının oğlunun ölümü nedeniyle 2330 sayılı Kanuna
göre tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yaptığı başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşıldığından
asker kişi niteliği taşımayan ve askeri hizmetle ilgisi bulunmayan bu
uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği
gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı
vermiştir.
Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen
dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması
üzerine, dilekçe ve idari yargı dosyası sehven Mahkememize
gönderilmiş;Mahkememizce dilekçe ve
dosya AYİM Başsavcısına gönderilmiştir.
ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başlıklı
157’nci maddesinde yer alan göreve ilişkin hükümlerini benzer bir biçimde
tekrarlayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 ve 21’inci
maddelerine göre uyuşmazlık konusunun Askeri İdari Yargı yerinde
görülebilmesi için iki koşulun bir arada gerçekleşmesi gerektiği, “Asker
kişiyi ilgilendirme” koşulundan davacının hizmette ya da görevden ayrılmış
ve 1602 sayılı Kanunun 20’inci maddesinde sayılan asker kişilerden olması
anlaşılabileceği gibi, işlemin “bir asker kişi gözetilerek” tesis edilmesi
halinde de davacının bu asker kişiden hareketle menfaat ihlali iddiasında
bulunan kişilerden (Örneğin; eşi, ana-babası çocukları vs.) olması halinde
de söz konusu koşulun gerçekleştiğinin kabul edildiği, diğer koşulu ise
davaya konu işlemin “askeri hizmete ilişkin” bulunması koşulunun
oluşturduğu, Uyuşmazlık Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere
idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete
ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması
gerektiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve
askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin
bulunduğunun kabulü gerektiği, daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete
ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve
yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan
kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev
yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde
tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, dava
dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacıların müşterek
oğulları olan P. Ütğm. Yılmaz GÜLHAN’ın, Genelkurmay Özel Kuvvetler Hava
Grup Komutanlığı emrinde görevli olduğu, görevli olarak gönderildiği OHAL
Bölgesinden görev dönüşü Ankara’ya gelmek için, Diyarbakır’dan kalkan
Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığına ait CASA firması tarafından
üretilen Hafif Nakliye uçağına bindiği, uçağın 16 Mayıs 2001 tarihinde saat
13.09 sıralarında MALATYA – Akçadağ – Güzyurdu Köyüne 2 km. mesafede bahçelik bir alanda yere çakılmak
suretiyle düşmesi sonucu vefat ettiğinin anlaşıldığı, bu açıklamalara
nazaran; P. Ütğm. Yılmaz GÜLHAN’ın asker kişi olduğu ve davacıların bu
asker kişinin varisi olarak ona tebaan işbu davayı açtıkları, ölüm olayının
da askerlik hizmetinin ifası sırasında görev dönüşü binilen askeri uçağın
düşmesi sonucunda meydana gelmiş olduğu göz önüne alınarak“asker kişiyi
ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin
olma “ şartlarının
birlikte gerçekleşmiş olduğu ve bu itibarla davanın görüm ve çözümünde
AYİM.’in görevli olduğu ve bu nedenle Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin
görevlilik kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle, askeri idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın
10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden
istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre, Danıştay Başsavcılığından yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI;
Anayasanın 157. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri
olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve
askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların
yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde de söz konusu
Anayasa hükmüne aynen yer verilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli
bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri
öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil
memurların asker kişi sayıldığı, buna göre, idari işlem veya eylemin asker
kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının bir
arada gerçekleşmesi halinde davanın AYİM’ de çözümlenmesinin gerektiği;
olayda, terörle mücadele görevi sona erdikten sonra kıtasına dönerken ölen
asker kişinin anne ve babası tarafından 2330 ve 3713 sayılı yasalar
uyarınca nakdi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımni reddi
üzerine açılan davada, işlemin yargısal denetiminde anılan yasalar
çerçevesinde anne babanın tazminata hak kazanıp kazanmadıklarının
değerlendirileceği tabi olup, bu haliyle işlemde 1602 sayılı Yasanın 20/1.
maddesinde yer alan, asker kişiyi ilgilendirme ve askeri hizmete İlişkin
olma koşullarının bulunduğundan söz edilemeyeceği, öte yandan, her ne kadar
Uyuşmazlık Mahkemesinin, görev sırasında ölen asker kişinin mirasçılarının
2330 sayılı Yasa’ya göre nakdi tazminat verilmesi isteklerinin reddine
ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada Askeri İdari Yargının
görevli olduğu yolunda 17.11.2003 günlü, E: 2003/99, K: 2003/92 sayılı
kararı var ise de, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 30. maddesinin son fıkrasında yer alan “Görev konusundaki
ilke kararları; Uyuşmazlık Mahkemesini ve bütün yargı mercilerini, hüküm
uyuşmazlıkları dolayısıyla verilecek esasa ilişkin ilke kararları ise
yalnız Uyuşmazlık Mahkemesini bağlar.” hükmüne göre, yargı mercilerinin
sözü edilen ilke kararları dışındaki Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına uymak
zorunluluğunun bulunmadığı, bu durumda, 1602 sayılı Yasanın 20/1 maddesinde
sayılı koşulların yer almadığı işleme karşı açılan davanın görüm ve
çözümünün genel idari yargı yerinin görevinde bulunduğu sonucuna
ulaşıldığından, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre yapılan başvurunun
reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine AYİM Başsavcılığınca,
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından,
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündegenel
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun davada genel idari yargının; AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın,
askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2330 ve 3713 sayılı
Yasalara göre nakdi tazminat ödenmesi için yapılan başvurunun reddine
ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker
kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602
sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari
işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin”
olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması
gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve
askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin
olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin
idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve
yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi
sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam
tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen
asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.
Gerek Anayasa’da gerekse 1602 sayılı Yasa’da
öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlemin asker
kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker kişinin ölümü
nedeniyle destekten yoksun kalan dul ve yetimlerine yansıyan hak doğurucu
uyuşmazlıklara AYİM’de bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her
halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.
Nitekim, askeri hizmetin yürütülmesi sırasında ölen
bir asker kişinin, şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına
intikali olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde
edilmesine yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve
yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak
tesis edilen işlemlerde “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun da
gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin desteğinden yoksun kalan aile
bireyleri veyakanuni ya da akdi
halefi tarafından açılan iptal davalarının görüm ve çözümünde AYİM’in
görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul
görmüş bulunmaktadır.
Bu açıklamalara göre, görevde bulunduğu sırada ölen
asker kişi nedeniyle mirasçılarına nakdi tazminat verilip verilmeyeceğine
ilişkin dava konusu işlemde asker kişiyi ilgilendirme koşulunun
gerçekleştiği kuşkusuzdur.
İşlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına
gelince:
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1/1.
maddesinde terör; baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya
tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin
niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek,
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin
ve Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa
uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok
etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı
bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek
her türlü eylemler olarak tanımlandığı; 21. maddesinde ise, memur ve kamu
görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları
kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine
muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen ve öldürülenler hakkında 2330
sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun Hükümlerinin
uygulanacağı, ayrıca malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstahak dul ve
yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarının, bunların görevde olan
emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların terör
nedeniyle öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın
toplam tutarı ve kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli ikramiyesinden
az olmayacağı,yaşamak için gereken
hareketleri yapmayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak
derecede malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet
memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden 30 yıl
hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödeneceği, bu bent hükümlerine göre
ilgililere fazla olarak yapılan ödemelerin, faturası karşılığının ilgili
sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edileceği kuralının yer
aldığı görülmektedir.
Bu yasal düzenlemelerden; memur ve kamu
görevlilerinin görevlerini ifa ederlerken terör eylemlerine muhatap olarak
yaralanmaları, sakat kalmaları, ölmeleri veya öldürülmeleri halinde
bunların 3713 sayılı Kanun kapsamında sayılmaları ve bu yasa ile tanınan
haklardan yararlanmaları gerektiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık
Bağlanması Hakkında Kanun, barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı
men, takip ve tahkikle görevli olanların bu görevlerinden dolayı ya da
görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu
yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat
kalmaları halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın
ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve
yöntemlerini düzenleme amacı taşımakta; içgüvenlik ve asayişin korunması
veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki konularında görevlendirilen Silahlı
Kuvvetler mensuplarını kapsamına almakta olup, bu Kanun kapsamına
girenlerden ölenlerin kanuni mirasçılarına veya malül olanlara: 3. maddede
tespit edilen miktarlarda nakdi tazminat ödenmesini ve ayrıca 4. maddede
belirtilen şekilde ilgili sosyal güvenlik kurumlarının kendi mevzuatlarına göre
görev malüllüğü aylığı bağlanmasını, 6. maddede, ödenecek nakdi tazminat ile bağlanacak
emekli aylığının uğranılan maddi ve manevi zararların karşılığı
olduğunu,yargı mercilerinde maddi
ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü
tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi
tazminat ile bağlanmış bulunan aylıkların göz önünde tutulacağını, hüküm
altına almaktadır.
Aynı Yasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında yer
alan “Bu Kanuna göre verilecek nakdi tazminatların ödenme şekli ile (...)
ödenecek tazminatların tutarları ve bu Kanunla ilgili diğer hususlar (...)
Bakanlar Kurulunca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.” hükmü
uyarınca Bakanlar Kurulunun 25.11.1992 tarih ve 92/3809 sayılı kararıyla çıkarılan
Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin değişik 1.
maddesinde, bu Yönetmeliğin amacının: 2330, 2453, 2566, 2935, 2937, 3497 ve
3713 sayılı Kanunlarda belirtilen hallerde ölen, yaralanan ve sakat
kalanlara, bu Kanunlara göre nakdi tazminat verilmesi, aylık bağlanması ve
yapılacak diğer yardımların esas ve usullerinin düzenlenmesi olduğuna
işaret edilmiş; değişik 2. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Yönetmelik;
a) İç güvenlik ve asayişin korunmasında, kaçakçılığın men, takip ve tahkikinde, güven ve
asayişi ihlâl eden eylemler nedeniyle yakalanan,
gözaltına alınan, tutuklanan veya hükümlü bulunanların muayene ve
tedavilerinde, kaçakçılığın men, takip ve tahkiki maksadıyla mayınlanmış
sahaların temizlenmesinde, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 28.
maddesinde belirtilen görev ve işlerin yerine getirilmesinde, Devlet
istihbarat faaliyetlerinde, Devletin kara sınırlarının korunması ve
güvenliliğinin sağlanmasında ve terörle mücadele faaliyetlerinde
görevlendirilen;
(1)Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel
Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin,
(2) Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının,
(3) Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının,
(4) Çarşı, mahalle ve kır bekçilerinin,
(5) Orman memurları ve personeli ile gümrük
muhafaza memurlarının,
(6) Sağlık personelinin
(...)
b)Ceza ve tutukevlerinin iç ve dış güvenliğini
sağlamakla görevli bulunan personelin,
(...)
bu görev ve yardımlarından dolayı
veya görev ve yardımları sona ermiş olsa bile yaptıkları bu görev ve yardımları
nedeniyle ya da Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik saldırı sonucu,
derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma ve hastalık sonucu
ölmeleri halinde, 2330 sayılı Kanunda belirtilen hak sahiplerine verilecek
tazminat ile dul ve yetimlerine bağlanacak aylıkların, sakat kalmaları
halinde kendilerine verilecek nakdi tazminat ile bağlanacak aylığın,
yaralanmaları halinde ise kendilerine verilecek nakdi tazminatın ve
yapılacak öğrenim ve sağlık yardımının esaslarını kapsar.” denilmiştir.
Anılan Yönetmeliğin 13. maddesinde, bu Yönetmelikte
belirtilen tazminatların ödenip ödenmemesi hususunun, ilgili bakanlık veya
kurumca belirlenecek personel, maliye, hukuk ve sağlıkla görevli birim
amirleriyle konu ile ilgili diğer yetkililerden oluşan bir komisyon
tarafından inceleneceği öngörülmüş; tazminat tahakkukuna esas belgelerin
neler olduğu 17. maddede sayılmış olup,
a)Yaralanmalarda :
1-Olayın cereyan tarzını ve yaralanmaya konu teşkil eden durumuaçıklayan ayrıntılıolay
tutanağı,
2- Yaralanma durumunu, araz bırakıp bırakmadığını,
yaralının kaç gün iş ve gücünden geri kaldığını içeren, kurumlarınca sevk
edildikleri Devlet, askeri, SSK veya üniversite hastanelerinden verilen
kesin sağlık raporları veya sağlık kurulu raporları,
3-Görev emri(görev sözlü verilmiş
ise yazı ile tevsik edilecek, yazılı ise emir sureti eklenecektir.)
b) Sakatlanmalarda : (a) fıkrasında belirtilen belgelere ek olarak, tam
teşekküllü hastane sağlık kurulundan verilen ve ilgili sosyal güvenlik
kurumunca sakatlık derecesi tespit edilmiş kesin rapor,
c) Ölüm halinde: (a) fıkrasında belirtilen belgelere ek olarak, ölü
muayene ve otopsi tutanağı, vukuatlı nüfus kayıt örneği, veraset ilâmı,
d) Sonradan meydana gelen yaralanma, sakatlanma ve
ölüm halinde: (a), (b) ve (c) fıkralarında belirtilen belgelere
ek olarak,
1-Ölüm, yaralanma veya sakatlanmanın evvelce ifa
edilen görevdendolayı meydana
geldiğini belgeleyen mahkeme ilamı,
2- Mahkeme ilamı alınmayan hallerde, savcılıklardan
bu durumu açıklayan yazılı belge,
3- Yukarıdaki belgelerin temin edilememesi
durumunda, olayla ilgili olduğunu gösteren ve ilgili kurumlarca hazırlanan
yazılı belgeler,
4- Yaralanma veya sakatlanmalardan sonra meydana
gelen ölümlerde, ölümün daha önce meydana gelen olay nedeniyle ortaya çıkan
yaralanmaya veya sakatlanmaya bağlı olduğunu gösteren tam teşekkülü hastane
sağlık kurulu kararının,
bulunması gerekli görülmüş; 19. maddede ise, bu
Yönetmeliğin nakdi tazminat ödenmesi, aylık bağlanması, öğretim ve sağlık
yardımları ile ilgili hükümlerinin, ölüm, sakatlanma ve yaralanmanın
görevli kişinin kendi kastı sonucu meydana geldiğinin idarece saptanması
halinde uygulanmayacağı öngörülmüştür.
Diğer taraftan 2629 sayılı Uçuş,
Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç Ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanunu Ve
926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 13. maddesinin (d) bendinde; Hangi meslek ve sınıftan
olursa olsun; vazifeli olarak askeri uçak veya askeri maksatla kullanılan
uçak ve denizaltıda bulunan askeri personel ile bir askeri hizmetin ifası
için bu vasıtalarda bulunanlara, uçak veya denizaltıda bulundukları esnada
veya paraşütle atlayış faaliyetlerinden şehit olmaları veya sakat kalmaları
halinde bu Kanun hükümlerine göre tazminat ödeneceği,Kanunun 19. maddesinde ise; bu Kanun
hükümlerine göre şehitlik veya sakatlık tazminatı alanların ayrıca 2330
sayılı Kanundan yararlanamayacakları belirtilmektedir.
Anılan yasal düzenlemelerden, bu düzenlemelerin
öngördüğü nakdi tazminat ödenmesi ve aylık bağlanması haklarından
yararlanacak bir asker kişi ya da yakınları bakımından, idari işlem veya
eylemin yöneldiği asker kişinin, sözü edilen yasalar kapsamında bir görev
ifa edip etmediğinin; yaralanması, sakatlanması veya ölümünün bu görev
sırasında meydana gelen olaydan kaynaklanıp kaynaklanmadığının, ilgili
idarece kurulan Nakdi Tazminat Komisyonunca incelenmesinin ve karara
bağlanmasının gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre, yapılan başvuru üzerine Nakdi
Tazminat Komisyonunca, davacıların yakını olan asker kişinin ölüm
olayının;3713 sayılı Kanun
kapsamında, terör eylemlerine muhatap kalınması sebebiyle ve 2330 sayılı
Yasa kapsamında bir görevin ifası sırasında ya da bu görev nedeniyle
meydana gelip gelmediği incelenirken veya olayda olduğu gibi, başvurunun
zımnen reddi halinde bu işlemin yargısal denetimi sırasında, asker kişinin
askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri
geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik
hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve
gerekler göz önünde tutularak bir değerlendirme yapılacak olması
karşısında, olayda idari işlemin askeri hizmete ilişkin bulunması koşulu da
gerçekleştiğinden, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde
askeri idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığı’nca 2247 sayılı Yasa’nın 10. ve
13.maddelerine göre yapılan
başvurunun kabulü ile Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle AYİM BaşsavcısınınBAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 4. İdare
Mahkemesi’nce verilen 2.3.2006 gün ve E:2005/1440 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/247
KARAR NO:
2006/237
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Sivil memur (aday) davacının, kurumlar arası
naklen atanması yolundakiistemine,
davalı idarece muvafakat verilmemesi işleminin iptali istemiyle açılan
davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
F.Ç.
Davalı:
Milli SavunmaBakanlığı
O L A Y:
657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olarak MSB.lığı İç
Tedarik D. Bşk.lığı İstihkam ve Ordu Donatım Malzemeleri Tedarik Şube
Müdürlüğünde Tedarik Uzman Yardımcısı olarak görev yapmakta olan
davacı;Türkiye İstatistik Kurumu
Nevşehir Bölge Müdürlüğünde, İstatistik Uzman Yardımcısı kadrosuna atanmak
için sınava katılarak başarılı olduğunu ifade ederek, atanması için talepte
bulunmuştur.
Davacının talebi, 657
sayılı Kanunun 54 ncü maddesi 2 nci fıkrası, MSB.lığı Gn.kur. Bşk.lığı ve
Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Yer Değiştirmek
Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 2 nci bölüm 5 nci maddesi
gereği ve yerine personel temininde zorluk çekilmesi gerekçeleri ile
reddedilmiştir.
Davacı, yaptığı başvurunun reddine ilişkin
03.02.2006 tarih ve 1170 sayılı işlemin iptali istemiyle 10.2.2006gününde genel idari yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı idarece, birinci savunma dilekçesinde,
davanın çözümünde AYİM.’in görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında
bulunulmuştur.
ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ; 11.5.2006 gün ve E:2006/331,
sayı ile, davadosyasının
incelenmesinden; davacının Milli Savunma Bakanlığı İç Tedarik Daire
Başkanlığı İstihdam ve Ordu Donatım Malzemeleri Şube Müdürlüğünde uzman
yardımcısı olarak görev yapmakta iken, Türkiye İstatistik Kurumu Nevşehir
Bölge Müdürlüğü istatistik uzman yardımcılığı sınavını kazandığından
bahisle, muvafakat verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin
03.02.2006 tarih ve 1170 sayılı işlemin iptali istemiyle bakılan davanın
açıldığının anlaşıldığı, 1602 sayılı Yasadaki göreve ilişkin hüküm
uyarınca, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılabilmesi için işlem
ve eylemin asker kişileri ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin olması
şartlarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, dava konusu uyuşmazlığın
davacıya muvafakat verilmemesine ilişkin olduğu,asker kişiyi ilgilendirmekle birlikte
askeri hizmete ilişkin bulunmadığı, bu durumda, idare hukuku alanına
ilişkin olan, ancak askeri hizmete ilişkin bulunmaması nedeniyle Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin görev alanına girmeyen uyuşmazlığın yargısal
denetiminin, Mahkemelerinin görevine girdiği gerekçesiyle, davalı idarenin
görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.
Davalı idare vekilince, süresinde verilen dilekçe
ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması
üzerine; başvuru dilekçesiyle birlikte dava dosyası, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI;
Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre AYİM’in bir
davaya bakabilmesi için, dava konusu işleminasker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri
hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği,
dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacının, 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olarak MSB.lığı İç Tedarik D.
Bşk.lığı İstihkam ve Ordu Donatım Malzemeleri Tedarik Şube Müdürlüğünde
Tedarik Uzman Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Türkiye İstatistik
Kurumu Nevşehir Bölge Müdürlüğünde İstatistik Uzman yardımcısı kadrosuna
atanmak için sınava katılarak başarılı olduğu ve atanması için talepte
bulunması üzerine talebinin, 657 sayılı Kanunun 54 ncü maddesi 2 nci
fıkrası, MSB.lığı Gn.kur. Bşk.lığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli
Devlet Memurlarının Yer Değiştirmek suretiyle Atanmalarına İlişkin
Yönetmeliğin 2 nci bölüm 5 nci maddesi gereği ve yerine personel temininde
zorluk çekilmesi gerekçeleri ile reddedildiği, tesis edilen bu işlemin
iptali istemi ile dava açıldığının anlaşıldığı; askeri hizmetin aksatılmadan
yürütülmesi amacına yönelik personelin kadro miktarı ve görev özellikleri
dikkate alınarak tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada “asker
kişiyi ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin olma” şartlarının birlikte
gerçekleştiği ve bu itibarla davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin görevli olduğu; bu nedenle Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin
görevlilik kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle, askeri idari
yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın
10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden
istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine
göre, Danıştay Başsavcılığından yazılı düşüncesi istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI;926 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 1. maddesinin 2. fıkrasında Türk Silahlı
Kuvvetlerinde görevli sivil kişilerin kendi özel kanunlarına tabi
olduklarının belirtildiği, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 1.
maddesinde de, Kanunun kimleri kapsayacağı açıklanarak subay, astsubay,
uzman çavuş ve uzman jandarmalar ile Emniyet Teşkilatı mensuplarının özel
kanunları hükümlerine tabi oldukları vurgulanmış, aynı Kanunun 232.
maddesinde ise, Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalışan memurlara Kanunun hangi
maddelerinin uygulanmayacağının sıralandığı, buna göre, anılan Yasa
hükümlerinde sayılanlar dışında kalanların (Milli Savunma Bakanlığında
görevli sivil kişiler) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi
oldukları,Anayasanın 157. maddesine
göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş
olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari
işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve
son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
Kanununun 20 nci maddesinde de söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer
verilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten
ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş,
uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi
sayıldığı,Milli Savunma
Bakanlığında 657 sayılı Yasaya tabi sivil memur olarak görev yapan davacı,
1602 sayılı Yasanın 20/2 maddesi uyarınca asker kişi ise de, Türkiye
İstatistik Kurumu İstatistik Uzman Yardımcılığı sınavını kazanması
nedeniyle kurumlar arası atanma istemine olur verilmemesi işleminin, askeri
hizmete ilişkin bir işlem olmadığı, dosyadaki Milli Savunma Bakanlığının
3.2.2006 günlü işleminin incelenmesinden, davacının İç Tedarik Daire
Başkanlığında 25.7.2005 tarihinde aday memur olarak göreve başladığı, işlem
tarihinde de aday memur olduğu ve adaylığının sona ermediğinin belirtilmiş
olduğu, bu yazıdan da davacının askeri hizmet olarak tanımlanacak bir
görevinin bulunmadığının açık olduğu; hal böyle olunca, Milli Savunma
Bakanlığında 657 sayılı Yasa’ya tabi sivil memur olarak çalışan davacının,
1602 sayılı Yasanın 20/2 maddesi uyarınca asker kişi sayılsa da hakkında
tesis edilen işlemin 20/1 maddede sözü edilen askeri hizmete ilişkin
bulunmadığı; öte yandan, dava konusu işlemde, muvafakat verilmemesinin bir
nedeni de, davacının yerine personel temininde zorluk çekilmesi olarak
gösterilmiş ise de, bir görevle ilgili elemana duyulan ihtiyacın işlemin
askeri hizmete ilişkin olduğunu gösteren bir kriter olmadığı gibi görevli
yargı yerinin belirlenmesinde de esas alınamayacağı, bu durumda, dava konusu idari işlemin asker
kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının
birlikte gerçekleşmediği dikkate alındığında, davanın görüm ve çözümünün
genel idari yargı yerinin görevinde bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, 2247
sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre yapılan başvurunun reddi gerektiği
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine AYİM Başsavcılığınca, 10.
maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından,
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in,
davanın çözümündeAskeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada genel idari yargının;AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, askeri idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, kurumlar arası naklen atamaya davalı idarece
muvafakat verilmemesi işleminin iptali isteminden ibarettir.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve
1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Anılan Yasa’nın değişik 21. maddesinin birinci
fıkrasında “20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle
menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari
işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı
davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde
çözümlenir ve karara bağlanır.” denilmiştir.
İdari
işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin”
olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması
gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve
askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin
olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin
idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve
yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi
sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam
tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen
asker kişinin açtığı davanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi
gerekmektedir.
Olayda; davacının 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olarak Milli SavunmaBakanlığı İç Tedarik D. Bşk.lığı İstihkam
ve Ordu Donatım Malzemeleri Tedarik Şube Müdürlüğünde Tedarik Uzman
Yardımcısı olarak görev yapmakta iken Türkiye İstatistik Kurumu Nevşehir
Bölge Müdürlüğünde İstatistik Uzman Yardımcısı kadrosuna atanmak için
sınava katılarak başarılı olduğu ve atanması için talepte bulunması üzerine
talebinin, 657 sayılı Kanunun 54. maddesi 2. fıkrası, MSB.lığı Gn.kur.
Bşk.lığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet Memurlarının Yer
Değiştirmek suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 2. bölüm 5. maddesi
gereği ve yerine personel temininde zorluk çekilmesi gerekçeleri ile
reddedildiği ve muvafakat verilmediği,tesis edilen bu işlemin iptali istemi ile dava açıldığı
anlaşılmaktadır.
657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu’nun“Adaylığa kabul edilme”başlıklı54. maddesinin ikinci
fıkrasında;“Aday olarak atanmış
Devlet memurunun adaylık süresi bir yıldan az iki yıldan çok olamaz ve bu
süre içinde aday memurun başka kurumlara nakli yapılamaz.” hükmüne,
MSB.lığı Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıklarında Görevli Devlet
Memurlarının Yer Değiştirmek suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 5.
maddesinde; “Bu yönetmelik kapsamındaki memurların atanma istekleri;
birinci hizmet bölgesinde dört yıl,ikinci hizmet bölgesinde üç yıl, üçüncü hizmet bölgesinde ise iki
yıllık zorunlu çalışma süreleri tamamlanmadan dikkate alınmaz”hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre,
davalı idarede Devlet Memurları Kanununa tabi aday memur olan davacının,
1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan –sivil memur- asker kişilerden
olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği
tartışmasızdır.
Öte yandan,
kurumlar arası naklen atanma isteği hakkında işlem tesis edilirken,
idarece; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerini özellikleri ve
hizmet gerekleri göz önüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin
yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık
olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin
bulunmaktadır.
Belirtilen
durumlara göre ve olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20.
maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişi ilgilendirmesi ve askeri
hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden,davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile İdare
Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle AYİM BaşsavcısınınBAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 8. İdare
Mahkemesi’nce verilen 11.5.2006 gün ve E:2006/331 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/248
KARAR NO:
2006/238
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Yerleşim yeri içerisindeki demiryolu hattında,
yayalar için gerekli koruma önlemlerinin alınmadığı nedeniyle doğduğu ileri
sürülen zararın idarece tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar: K.A.ve Çocukları
Vekili: Av. N.Ö.
Davalı:
TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili: Av. M.Ş.
O L A Y:
10.7.2004 tarihinde, Kocaeli İli Körfez İlçesi Hereke mevkiindeki rayların
üzerinde yürüdüğü sırada, trenin çarpması sonucu meydana gelen kazada
Mustafa Aydemirölmüştür.
Davacılar vekili, kazanın meydana geldiği yer
yerleşim yeri içinde olmasına rağmen, davalı idarenin hiçbir önlem
almadığı, tren yolunun etrafını kapatmayarak kusurlu davrandığı,bunun sonucunda kazanın meydana
geldiğiniileri sürerek, fazlaya
dair hakları saklı kalmak kaydıyla 490.000.- YTL manevi tazminat ödenmesi
talebiyle TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine, 11.7.2005gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı İşletme vekilince, birinci savunma
dilekçesinde; olay nedeniyleyetkili
ve uzman elemanlarca hazırlanan idari tahkikat raporu ile “Olayın müteveffa
Mustafa AYDEMİR’in kusurlu davranışından meydana geldiği, kuruluşları ve
personelinin herhangi bir kusurunun bulunmadığı”nın tespit edildiği,bu yüzden davadaki manevi tazminat
talebinden taraflarının sorumlu olacağının düşünülemeyeceği, savunulmuş ve
idarenin hizmet kusuru esasına dayanan davada idari yargının görevli olduğu
öne sürülerek görev itirazında bulunulmuş; ayrıca, olayda trenin tehir
etmesi nedeniyle idarenin uğradığı zarar karşılığı 2.261,00YL’nin tren
tehir tazminatı olarak faiziyle birlikte davacılardan tahsiline
hükmedilmesi istemiyle, karşı dava açılmıştır.
ANKARA16.
ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 9.2.2006 gün ve E: 2005/283 sayı ile, davalı
vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İşletme vekilince, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, dilekçe ve ekleri
Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde belirtilen, idari eylem ve işlemlerden
dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının,
idari dava türleri arasında sayıldığı; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün,
kamu hizmeti olan taşımacılık işini, tekel halinde yürüten bir kamu kurumu
olduğu; kamu hizmeti yürütmekle yükümlü kılınan bir kamu kurumunun hizmeti
yürütürkenkişilere verdiği zararın
tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kurallarına
uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde
işletilip işletilmediğinin, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin
sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin
idari yargı yerlerine ait olduğu,uyuşmazlığın, davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün görevli
olduğu kamu hizmetinin yürütülmesi esnasında meydana gelen olay sonucu
duyulan elem ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin bulunduğu,
bu durumda uyuşmazlığın görüm ve çözümü idari işlem ve eylemlerden dolayı
zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına hizmet kusuru
esasına göre bakmakla görevli bulunan idari yargı yerlerine ait olduğundan
Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması
gerektiği gerekçesiyle, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun
incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin
üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; TCDD İşletmesinin,
tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu
olduğu, 233 sayılı KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik
gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda
yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel
hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve
kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmediği; Anayasa’nın 125/son madde ve
fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle
yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara
uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri
arasında sayıldığı; buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu
ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması
nedeniyle ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle,
davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 2. maddesinde;
Karayolları Trafik Kanunu’nun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise
“Demiryolu geçidinin (hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı
seviyede kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçitlerdir, Kamu hizmeti
taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün taşıtlardır,
Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu”
tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil edilmediğinin
anlaşıldığı; keza anılan Yasa’nın 85,90 ve 106. maddeleri hükümleri
uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi tazminatın biçimi
ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanunu’nun haksız
fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca uyuşmazlığın adli
yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; anılan
Yasa’da gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir
tanım ve düzenlemeye yer verilmemiş ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına
giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı
kabule olanak bulunmadığı; TCDD Ana Statüsü’ne, Yüksek Planlama Kurulu’nun
27.4.1992 gün 92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede,
“Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde
demiryolunun ana yol sayılacağı, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz
konusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin
kaldırılacağı, demiryolu üzerinde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve
benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğünün bulunduğunun
belirtildiği; hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması
sonucunda doğan zararın, idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini
istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli
bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulünün düşünüldüğü;
nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin 10.3.2003 gün, 2002/93 ve 2003/2 sayılı
kararında da; hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması
sonucunda doğan zararın idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini
istemiyle açılan davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi yolunda hüküm
kurulduğu; açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı
Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara
16. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/283 esas sayılı görevlilik kararının
kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME :Başvuru dilekçesi ve ekleri
üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev
itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından TCDD İşletmesi aleyhine açılan
dava yönünden Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, demiryolu üzerinden geçmekte/yürümekte olan
kişinin, seyir halindeki trenin çarpması sonucunda ölmesi nedeniyle, eşi ve
çocukları tarafından; duyulan üzüntü karşılığı manevi tazminatın davalı
TCDD İşletmesinden tahsiline hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
28.10.1984tarihve18559sayılıResmiGazetedeyayımlanan,TürkiyeCumhuriyeti Devlet Demiryollarıİşletmesi Genel Müdürlüğü ( TCDD ) Ana
Statüsü’nün “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “ Bu Ana Statünün amacı;
8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz konusu Kanun Hükmünde
Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu
İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve
teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar
arasındakiilişkileri ve ilgili
diğerhususlarıdüzenlemektir...” hükmünü taşımakta;“Hukuki Bünye”başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile
teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel
kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı
bir “ Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğunave 233 sayılı KHK. ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere
özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaretedilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş
amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler
olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı
KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.
Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu
hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır.
233 sayılıKHK. ve Ana Statü ile
özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik
ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi
faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun
kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil
etmemektedir.
İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu
hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana
getirdiği yol, kanal, baraj , su yolları, su şebekesi gibi tesislerin
kurulması, işletilmesi, bakım ve onarımı sırasında kişilere verdiği
zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünde, idari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından
açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı
yerleri görevli bulunmaktadır.
Olayda, TCDD İşletmesinin, görevinde olan kamu
hizmetini yürütmek üzere kurduğu demiryolu hattı boyunca gerekli koruma
önlemlerini almadığı, kazanın meydana geldiği yer yerleşim yeri içinde
olmasına rağmen, davalının tren yolunun etrafını kapatmayarak kusurlu
davrandığınedeniylemanevi zarar doğduğu öne sürülmekte olup,
zarar doğuran olayın trene biniş yada iniş veya trenle yolculuk sırasında
meydana gelmemiş olması karşısında, taraflar arasında yolcu taşıma
sözleşmesine dayalı bir hukuki ilişki bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.
Anayasa’nın 125. maddesininsonfıkrasında,idarenin kendi
eylemve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde,
idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler
tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında
sayılmıştır.
Bu durumda ve zararın kamu
hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle, idarenin hizmet
kusurunadayanılmışolmasıkarşısında;tekelniteliğindekamuhizmetiyürütenTCDD İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü
sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu
hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin,
hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup
bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise
idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın
2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevlidir.
Belirtilen nedenlerle,
Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 16. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara
16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 9.2.2006 gün ve E:2005/283 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/249
KARAR NO:
2006/270
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: İçinde bulunduğu panzerin devrilmesi sonucu
yaralanan davacının uğradığı zararın tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
V.H.
Vekili: Av. S.N.A.
Davalılar :
1) H.A.
2) İçişleri Bakanlığı
Vekili:
Av. A.Ö.
O L A Y:
Bitlis Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görev yapan davacı 14.5.1991 tarihinde
içinde bulunduğu panzerin devrilmesi sonucu meydana gelen kazada
yaralanmıştır.
Davacı vekili, tespit edilecek kusur ve zarar
miktarına göre fazlaya dair dava ve talep haklarını saklı tutarak trafik
kazası sebebiyle 5500.- YTL maddi ve manevi tazminatın olay tarihi olan
14.5.1991 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalılardan müştereken ve müteselsilen tazminine karar verilmesi istemiyle
adli yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare vekilince, birinci savunma
dilekçesinde, davada idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev
itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 26. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 10.5.2006 gün ve
E:2006/61 sayı ile, davalı idare vekilinin görev itirazını reddetmiştir.
Davalı idare vekilince süresi içinde verilen
dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda
bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası örneği, Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI;Bitlis Emniyet Müdürlüğü’nde polis memuru olarak görev
yapan davacının, içinde bulunduğu emniyete ait zırhlı aracın operasyona
giderken devrilmesi üzerine yaralanması sonucu uğradığı maddi ve manevi
zarar karşılığı 5.500.00 YTL'nin tazminen ödenmesi istemiyle araç sürücüsü
ve İçişleri Bakanlığı aleyhine Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
2006/61 Esasına kayıtlı olarak açılan davada, davanın görüm ve çözümünün
idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek davalı idarece görev
itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasının istenildiği, Anayasa’nın
125 inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2 nci maddesinin (1-b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden
dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının
görüm ve çözümünün, idari yargının görev alanına giren idari dava türleri
arasında sayıldığı, dava konusu uyuşmazlık, kamu kurumuna ait zırhlı aracın
kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında kamu
görevlisinin yaralanması nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın
tazminine ilişkin bulunduğu, kamu
hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan idarenin, kamu hizmetinin yürütülmesi
sırasında kamu görevlisinin uğradığı zararlardan dolayı hizmet
kusuru ya da kusursuz sorumluluk esasları çerçevesinde sorumluluğunu
gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin, idare hukuku
ilke ve kurallarına göre idari yargı yerlerine ait olduğu, buna göre, davanın idare aleyhine açılan kısmının görüm
ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından
açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargıya ait
bulunduğundan, Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasının
icap ettiği, bu nedenle, 2247 sayılı
Yasa'nın 10.maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin
üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı Veli
Hereklioğlu vekili tarafından, müvekkilinin, 14.04.1991 günü Bitlis Emniyet
Müdürlüğü’nde polis memuru olarak çalıştığı, göreve giderken meydana gelen
trafik kazası nedeniyle yaralandığını belirterek, fazlaya dair hakları
saklı kalmak kaydıyla maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Ankara
26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde davanın açıldığı, davalı idare tarafından
görev itirazında bulunulduğu, itirazın reddi üzerine olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığının anlaşıldığı, Anayasa'nın 125/son madde ve
fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle
yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar
tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında
sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, kamu idaresine ait aracın
karayolu üzerinde işletilmesi sırasında meydana gelmiş olması nedeniyle,
görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için konuya ilişkin özel düzenleme
içeren Karayolları Trafik Yasası hükümlerinin gözden geçirilmesinin icap
ettiği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
85. ve 106. maddelerinden söz ederek, sözü edilen Yasa hükümlerinde, açıkça
göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85. maddedeki
işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler bakımından ele
alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi
içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin uğradıkları
zararlardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi olmasının doğal
olduğu, nitekim, Karayolları Trafik
Kanunu'nun hukuki sorumluluğa ilişkin diğer hükümlerinde, 85. madde kapsamı
dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edildiği,
belirtilen duruma göre, kamu kurumuna ait motorlu
aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu
görevlisinin yaralanması ya da ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan
dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları
çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetiminin, idari eylemden
doğan zararların giderilmesi için açılacak bir tam yargı davası kapsamında
idari yargı yerlerince yapılacağı, olayda, Emniyete
ait aracın tahsis edildiği hizmetin yürütülmesi sırasında aracın trafik
kazası yapması sonucu polis memurunun yaralanması dolayısıyla uğranılan
zararların idarece tazmin edilmesi istenildiğine göre, zararın emniyet kural
ve talimatları çerçevesinde yürütülen bir hizmet sırasında doğması ve polis
memuru kişinin bedeninde oluşması karşısında, uyuşmazlığa konu edilen
davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli bulunduğu, bu nedenle, Danıştay Başsavcılığı’nın 2247 sayılı
Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara
26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasına karar
verilmesinin gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, içinde bulunduğu panzerin devrilmesi sonucu
yaralanan polis memuru tarafından, maddi ve manevi tazminatın ödenmesine
hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında,
idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüolduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı
hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
türleri arasında sayılmıştır.
Belirtilen duruma göre, davalı idareye ait panzerin
kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında panzerde bulunan
kamu görevlisinin yaralanması nedeniyle uğranılan zarardan dolayı, idarenin
hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup
olmadığının yargısal denetimi, idare hukuku ilkelerine göre
yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin 1. fıkrasının (b)
bendi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı
yeri görevlidir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay
Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
İçişleri Bakanlığı’nca yapılan görev itirazının reddine ilişkin kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davalı Bakanlık yönünden verilen
10.5.2006 gün ve E:2006/61 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/250
KARAR NO:
2007/10
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 1989 yılında Bulgaristan’dan gelen davacı
tarafından, Devlet Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan proje kapsamında
göçmen konutlarından birine sahip olabilmek için katkı payı yatırılarak
ilgili form doldurulup verildiği halde, taahhüt edilen konutun teslim
edilmediği ileri sürülerek açılan tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:Ü.C.
Vekilleri:Av.T.K. -Av. U.B.
Davalı: Başbakanlık
Vekili: Av. G.B.
O L A Y :
1989 yılında Bulgaristan’dan gelerek Bursa’ya yerleşen davacı, Devlet
Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan proje kapsamında göçmen konutlarından
birine sahip olabilmek için T.C. Emlak Bankası İstanbul Gayrettepe
Şubesi’ne 2.500.000.-TL katkı payını yatırarak ilgili formu doldurup
vermiştir. Ancak, davacıya konut tahsis edilmemiştir.
Bunun üzerine davacı vekili, davanın, Ankara 11.
Sulh Hukuk Mahkemesi’nin E:2005/612 sayılı dosyası ile birleştirilmesine,
fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasıyla; davalı idarenin, konut
tesliminden temerrüdü nedeniyle aldığı konut bedeli ile fonlardan davacıya
yansıyan bedelin iadesini, haksız iktisap kurallarına göre, olumlu ve
olumsuz zenginleşmeyi de tam olarak kapsar nitelikte en geç dava tarihine
kadar, tam olarak iade etmesi gerektiğini bildiği halde iade etmediğinden
ve bu sebeple kötü niyetli olduğundan;
1) 1991 yılında ödenen 2.500.000.-TL’nın dava
tarihine kadar ulaşacağı alım gücünün değerinin ne olabileceği (200-300 m²
lik bir evlik arsanın) ve teslim edilen konutların dava tarihindeki rayiç
değerlerinin tespiti suretiyle,
2) Göçmen konutları projesi için iç ve bilhassa dış
kaynaklardan 44.452 katılımcı için gelen(hibe mahiyetindeki) fonlardan her
bir katılımcı göçmene, bu arada bu fonlardan hiç yararlanamayan davacıya
düşen payın hesaplanması suretiyle,
3)Konut teslimindeki temerrüt tarihinden dava
tarihine kadar, davacının kira zararının (kira ödeme ve ya kiradan mahrum
kalma suretiyle)hesaplanması ve karşılanması suretiyle,
4) Hesaplanan bu zararların denkleştirici adalet
ilkesi, haksız iktisap kurallarına göre hükmedilmesi ve ayrıca Borçlar
Kanunu 105. madde anlamında (munzam zarar) olarak hesaplanması suretiyle
toplam zararın tazminine hükmedilmesini,
5) Alacağa mahsuben 1.100.-YTL’nin yasal faizi ile
davalı idareden tahsilini,
6) Alacağa temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz
yürütülmesi istemiyle,
adli yargıda (Sulh Hukuk Mahkemesinde) dava
açmıştır.
Davalı idare vekilince, birinci savunma
dilekçesinde, davalı idarenin hizmet kusuru veya objektif sorumluluk
esaslarına göre sorumlu olup olmayacağının tespit ve takdirinin idari yargı
yerine ait olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik
kararı üzerine dosyanın gönderildiğiANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 18.5.2006 gün ve E:2006/132
sayı ile, davalı idare vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar
verilmiştir.
Davalı idare vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması yolundaki 23.5.2006 günlü dilekçesi üzerine, dava dosyası
Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Bulgaristan'dan
zorunlu göçe tabi tutulması sonucu Türkiye'ye gelen davacının, göçmen
konutları için 1991 yılında inşaat bedeline mahsuben yatırdığı
2.500.000.-liranın dava tarihindeki değerinin, göçmen konutlarında
kullanılmak üzere iç ve dış kaynaklardan 44.452 katılımcı için temin edilen
ve fonlarda biriken paralardan kendine düşen miktarın ve konut teslimindeki
temerrüt tarihinden dava tarihine kadar oluşan kira zararının hesaplanması
suretiyle bulunacak toplam zararın haksız iktisap kurallarına göre
hükmedilmesi ve alacağa mahsuben şimdilik 1.100.- YTL'nin yasal faiziyle
birlikte davalıdan tahsili istemiyle Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
E:2006/132 sayısında kayıtlı olarak açılan davada, davanın görüm ve
çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek davalı idarece
görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı, 2510 sayılı İskan Kanunu’nun Ek 34. maddesinde,
Başbakan’ın, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulup, Türkiye'ye gelerek
yerleşmek isteyen Türk soylu kişilerle ilgili olarak 2510 sayılı İskan
Kanunu çerçevesinde yapılacak işlemler ile alınacak kararların genel
koordinasyonunu ve bu kişiler için yapılmakta
olan ve yapılacak konutların proje, yapım, kontrol, hak sahibi seçimi, bu
taşınmazların hak sahiplerine dağıtımı, kişiler adına temlik ve tapuya
tescil ile borçlandırma konularında bir bakanı görevlendirebileceği,
görevli bakanın, bu Kanun çerçevesinde kendisine tanınan yetkisini valilere
devredebileceği hükmüne yer verilmiş, göçmen konutlarının dağıtım esas ve
prensiplerini belirlemek için hazırlanan Yönergenin 2. maddesinin (A)
fıkrasında, 1989 yılı ve sonrasında Bulgaristan'dan Ülkemize göçmen olarak
geldiklerini belgeleyenlerin konut tahsisinde hak sahibi olabilecekleri,
(B) fıkrasında, hak sahibi olanlar arasında öncelik ve puan sıralaması
yapılacağı, 5. maddenin (E) fıkrasında, konut bedelinin 2.500.000-lirasını
peşin ödeyerek müracaat edenlerin 5. dereceli tahsis önceliği alacağı,
müracaatçı sayısı konut sayısından çok olur ise, 5. bölümde yazılı puanlama
esaslarına göre sıralamaya konulacağı ve eşit puanlar arasında kur'a
çekileceği, (F) fıkrasında da, hangi dairenin kime verileceğinin konut
sahiplerinin de hazır bulundukları bir toplantıda noter marifetiyle ve
kur'a çekmek suretiyle tesbit edileceğinin öngörüldüğü, uyuşmazlığın, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi
tutulması sonucu Türkiye'ye gelen davacının konut başvurusu sırasında
inşaat bedeline mahsuben Türkiye Emlak Bankası’na yatırdığı 2.500.000.-
liranın, aradan geçen süreye rağmen konut verilmemesi nedeniyle kullanımından
yoksun kalmasından dolayı oluşan zarar ile asıl alacağın, fonlarda biriken
paraların ve kira zararının yasal faiziyle birlikte tazminine ilişkin
bulunduğu, yasalarla kendisine verilen
kamu hizmetini yürüten idarenin, bu hizmetin iyi işlememesi, geç işlemesi
ya da hiç işlememesi nedeniyle kişilerin zarara uğrayıp uğramadıklarının
tespitinin idari yargıya ait olduğu, dosyadaki
belgelerin incelenmesinden, davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlığın, özel
hukuk ilişkisinden değil, 2510 sayılı İskan Kanunu’nun ek 34.maddesine
dayanılarak idare tarafından yapılan düzenlemeler gereği göçmen
konutlarından edinmek amacıyla davacının 1991 yılında yatırdığı paraya
karşın, kendisine konut teslim edilmemesi nedeniyle uğradığı zararın
tazmini isteminden kaynaklandığı anlaşılmakta olup, bu hale göre anılan
zararın meydana gelmesinde yukarıda açıklanan mevzuat hükümlerini
uygulamakla görevli olan idarenin kusurlu bir davranışının bulunup
bulunmadığı konusundaki tespitin davanın esasını oluşturması ve bu
husustaki görevin ise, idari yargı yerlerine ait olması karşısında, bakılan
davada görev uyuşmazlığı çıkarılmasının gerektiği, bu nedenle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi uyarınca olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13.
maddesinin 3. fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı
düşüncesi istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Ankara
7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/132 Esasına kayıtlı bulunan davada,
davacı Üzeyir Coşkun tarafından davalı Başbakanlık'a karşı açılan davada
1.100 YTL alacağın faiziyle tahsilinin talep edildiği, davalının süresinde
davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargının görev alanına girdiğini ileri
sürerek, yargı yolu itirazında bulunarak davanın idari yargı yerinde
görülmesi gerektiğini iddia ettiği ve Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi
tarafından 18.05.2006 tarihinde yargı yolu itirazının reddedildiği, davalı
Başbakanlık’ın 24.05.2006 tarihli dilekçesiyle olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarma isteminde bulunduğu, uyuşmazlığın, davacının Bulgaristan'dan
zorunlu göçe tabi tutulması sonucu Türkiye'ye gelerek göçmen konutları için
1991 yılında ödediği konut bedeli olan 2.500.000.-TL’nin dava tarihindeki
değerinin göçmen konutlarında kullanılmak üzere iç ve dış kaynaklardan
44.452 katılımcı için temin edilen ve fonlarda biriken paralardan kendisine
düşen miktarın ve konut teslimindeki temerrüt tarihinden dava tarihine
kadar oluşan kira zararının hesaplanmasıyla bulunacak toplam zararın tahsilini,
ancak, şimdilik 1.100.-YTL’ nin yasal faiziyle tahsili isteminden ibaret
bulunduğu, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve
işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari
eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı
davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, ancak, davalı ile
davacı arasındaki ilişki özel hukuk anlamında hizmet ilişkisi olup, bu
ilişkiden doğan zararın giderilmesinin istendiği, taraflar arasındaki
ilişkinin kamu otoritesine ve yetkisine dayalı tek yanlı ve resen bir idari
iş ve eylem olmadığının açık bulunduğu, bu nedenle, açılan davanın görüm ve
çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı
idare vekilinin, anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada adli yargının,
Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 1989 yılında Bulgaristan’dan gelerek Bursa’ya
yerleşen davacı tarafından, Devlet Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan
proje kapsamında göçmen konutlarından birine sahip olabilmek için T.C.
Emlak Bankası İstanbul Gayrettepe Şubesi’ne 2.500.000.-TL katkı payı
yatırılarak ilgili form doldurulup verildiği halde, taahhüt edilen konutun
teslim edilmediği ileri sürülerek olay kısmında belirtilen istemle
açılmıştır.
26.9.2006 gün ve 26301 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
5543 sayılı İskan Kanunu’nun 48. maddesi gereği yürürlükten kaldırılan
14.6.1934 gün ve 2510 sayılı İskan Kanunu’nun Ek33. maddesinde (Ek madde: 16/06/1989-3583/1 md.), “Bulgaristan'dan göçe zorlanarak 01/01/1984 tarihinden
sonra Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişiler 14/06/1934
tarihli ve 2510 sayılı Kanun hükümlerine göre Türk kültürüne bağlı serbest
veya iskanlı göçmen sayılır ve bunlar hakkında mezkur Kanunda hüküm
bulunmaması halinde 17/03/1982 tarihli ve 2641 sayılı Kanun hükümleri (2
nci, 3 üncü, 4 üncü ve 5 inci maddeler hariç) kıyasen uygulanır” ve Ek 34.
maddesinde(Ek madde: 27/05/1992
- 3805/1 md.), “Başbakan, Bulgaristan'dan
zorunlu göçe tabi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu
kişilerle ilgili olarak 2510 sayılı İskan Kanunu çerçevesinde yapılacak
işlemler ile alınacak kararların genel koordinasyonu ve bu kişiler için
yapılmakta olan veya yapılacak konutların proje, yapım, kontrol ve hak
sahibi seçimi, bu taşınmazların hak sahiplerine dağıtım, kişiler adına
temlik ve tapuda tescil ile borçlandırma konularında bir Bakanı
görevlendirebilir.
Görevli Bakan, bu Kanun çerçevesinde kendisine
tanınan yetkisini valilere devredebilir” denilmiştir.
Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulan
soydaşlarımıza Devlet Bakanlığı organizatörlüğünde yaptırılan konutların
dağıtımına dair prensipleri belirleyen Yönergenin “Amaç” başlıklı 1.
maddesinde, Bulgaristan Hükümetinin uyguladığı asimilasyon politikası
neticesinde zorunlu göçe tabi tutularak Ülkemize gelen soydaşlarımızı
kendilerine ait birer konut sahibi yapmak amacıyla Devlet
Bakanlığı(Sn.Mehmet Çevik) organizatörlüğünde inşa ettirilmekte olan
konutların dağıtım esas ve prensiplerini belirlemek için hazırlandığı,
“Genel Esaslar” başlıklı 2. maddesinin (B) fıkrasında, hak sahibi olanlar
arasında öncelik ve puan sıralamasının bu Yönergenin 5 ve 6. maddelerinde
açıklanan esaslara göre yapılacağı, “Tahsis Öncellik Sırası” başlığını
taşıyan 5. maddesinin (E ) fıkrasında, konut bedelinin 2.500.000.-TL sini
peşin ödeyerek müracaat edenlerin 5. derecede tahsis önceliği alacakları,
4. derecede tahsis önceliğinden artmış konutların 5.derecede tahsis
önceliği olanlara tahsis edileceği, müracaatçı sayısı konut sayısından çok
olursa 5. bölümde yazılı puanlama esaslarına göre sıralamaya konulacağı ve
eşit puanlar arasında kur’a çekileceği, “Puan Öncelik Sırası” başlığını
taşıyan 6. maddesinde, puanlamanın nasıl yapılacağı belirtilmiş, “Tapu
Değeri ve Temlik Cetvelleri” başlığını taşıyan 7. maddesinin (B)
fıkrasında, inşaat bedelinin tamamını ödemeyen ve bakiye borcunu 10 yıl
taksite bağlatan şahıslarca Banka ile borçlanma sözleşmesi imzalanacağı ve
daha sonra konut üzerinde bakiye borç ipotek devam etmek kaydıyla tapu
devir işlemi yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Öte yandan; 26.9.2006 tarihinde yürürlüğe giren
19.9.2006 gün ve 5543 sayılı İskan Kanunu’nun geçici 1. maddesinin (1).
fıkrasında, Başbakan’ın, Bulgaristan'dan
zorunlu göçe tâbi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu
kişilerle ilgili olarak bu Kanun çerçevesinde yapılacak işlemler ile
alınacak kararların genel koordinasyonu ve bu kişiler için yapılan veya
yapılacak konutların proje, yapım, kontrol ve hak sahibi seçimi, tahsis ve
dağıtımı, kişiler adına temlik ve tapuda tescili ile borçlandırma
konularında Toplu Konut İdaresi Başkanını görevlendirebileceği belirtilmiş,
(5). fıkrasında, “Bulgaristan'dan zorunlu göçe tâbi tutulup, Türkiye'ye
gelerek yerleşmek isteyen Türk soylu kişilere yaptırılan konutlardan almak
üzere müracaat ederek para yatıranlardan konut sahibi olamayanların, bu
Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir yıl içerisinde müracaat etmeleri
halinde yatırdıkları bedel, yatırıldıkları tarihten itibaren işleyecek
kanuni faizi ile birlikte kendilerine ödenir. Görülmekte olan
davalar da bu hükme göre sonuçlandırılır. ( Ana. Mah’nin 23/11/2006
tarihli ve E.: 2006/152, K.: 2006/34 sayılı (Yürürlüğü Durdurma) Kararı
ile; bu fıkranın ikinci tümcesinin, Anayasa’ya aykırılığı konusunda
güçlü belirtiler bulunduğu ve uygulanması halinde sonradan giderilmesi güç
veya olanaksız durum ve zararların doğabileceği gözetilerek esas hakkında
karar verilinceye kadar yürürlüğünün durdurulması hüküm altına alınmıştır.)
Süresi içerisinde müracaat etmeyen
soydaşların yatırmış oldukları bedel, göçmen konutları hesabına gelir
kaydedilerek toplanmış bulunan paralar bu şekilde tasfiye edilir. Bu fıkra
hükümlerini uygulamaya ilişkin gerekli düzenlemeleri yapmaya Toplu Konut
İdaresi Başkanlığı yetkilidir” düzenlemesi yer almıştır.
Yukarıda sözü edilen Yönerge ile, Bulgaristan’dan
gelen soydaşlarımızın konut sahibi yapılacağı duyurulmuş, davacı, bu
konutlardan birine sahip olabilmek için T.C. Emlak Bankası İstanbul
Gayrettepe Şubesi’ne 2.500.000.-TL katkı payını yatırarak, göçmen konutları
için talep başvuru formunu doldurup vermiş, ancak, konut sahibi
olamamıştır.
Anayasa’nın
125. maddesinin son fıkrasında, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden
doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında
sayılmıştır.
Ancak, olayda, davalı idare ile davacı
arasındaki ilişkinin özel hukuk ilişkisi olduğu, taraflar arasındaki bu
ilişkinin, kamu otoritesine ve yetkisine dayalı, tek yanlı ve resen yapılan
idari işlem ve eylemden kaynaklanmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, bu
ilişkiden doğan zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın görüm ve
çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay
Başsavcısının başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı’nca yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 gününde Üye Serap
AKSOYLU’nun KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
KARŞI OY
Dava, 1989 yılında Bulgaristan’dan gelerek Bursa’ya
yerleşen davacı tarafından, Devlet Bakanlığı’nca 1990 yılında başlatılan
proje kapsamında göçmen konutlarından birine sahip olabilmek için T.C.
Emlak Bankası İstanbul Gayrettepe Şubesi’ne 2.500.000 TL katkı payı
yatırılarak ilgili form doldurulup verildiği halde, taahhüt edilen konutun
teslim edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle
Başbakanlık’a karşı açılmıştır.
Anayasa’nın
125 nci maddesinin son fıkrasında, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden
doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu'nun 2 nci maddesinin 1 nci fıkrasının (b) bendinde,
idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında
sayılmıştır.
2510 sayılı İskan Kanunu’nun 17 nci
maddesinde, iskanın bir aileye, nüfus ve ihtiyacına göre oturacak ev veya
ev yeri vermekle yapılacağı, Ek 34 üncü maddesinde, Başbakan’ın,
Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulup, Türkiye'ye gelerek yerleşmek
isteyen Türk soylu kişilerle ilgili olarak 2510 sayılı İskan Kanunu
çerçevesinde yapılacak işlemler ile alınacak kararların genel koordinasyonunu ve bu
kişiler için yapılmakta olan ve yapılacak konutların proje, yapım, kontrol,
hak sahibi seçimi, bu taşınmazların hak sahiplerine dağıtımı, kişiler adına
temlik ve tapuya tescil ile borçlandırma konularında bir bakanı
görevlendirebileceği, görevli bakanın, bu Kanun çerçevesinde kendisine
tanınan yetkisini valilere devredebileceği hükmüne yer verilmiştir.
Göçmen konutlarının dağıtım esas ve
prensiplerini belirlemek için hazırlanan Yönergenin 2 nci maddesinin (A)
fıkrasında, 1989 yılı ve sonrasında Bulgaristan'dan Ülkemize göçmen olarak
geldiklerini belgeleyenlerin konut tahsisinde hak sahibi olabilecekleri,
(B) fıkrasında, hak sahibi olanlar arasında öncelik ve puan sıralaması
yapılacağı, 5 inci maddesinin (E) fıkrasında, konut bedelinin 2.500.000 lirasını
peşin ödeyerek müracaat edenlerin 5. dereceli tahsis önceliği alacağı,
müracaatçı sayısı konut sayısından çok olur ise 5. bölümde yazılı puanlama
esaslarına göre sıralamaya konulacağı ve eşit puanlar arasında kur'a
çekileceği, (F) fıkrasında da, hangi dairenin kime verileceğinin konut
sahiplerinin de hazır bulundukları bir toplantıda noter marifetiyle ve
kur'a çekmek suretiyle tesbit edileceği öngörülmüştür.
Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulması sonucu
Türkiye'ye gelen davacı, konut başvurusu sırasında inşaat bedeline mahsuben
Türkiye Emlak Bankası’na 2.500.000 lira yatırdığı halde aradan geçen süreye
rağmen konut verilmemesi nedeniyle uğradığı zararın yasal faiziyle birlikte
tazminini istemektedir.
Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında,
davacı ile davalı arasındaki uyuşmazlığın, özel
hukuk ilişkisinden değil, 2510 sayılı İskan Kanunu ile davalı İdareye
verilen kamu hizmetini yürütme görevi kapsamında hizmetin işleyişiyle
ilgili olarak ortaya çıkan zararın tazmini isteminden kaynaklandığı
anlaşılmaktadır.
Buna göre, Yasalarla kendisine verilen
kamu hizmetini yürüten idarenin, bu hizmetin iyi işlememesi, geç işlemesi
ya da hiç işlememesinden doğan sorumluluğu nedeniyle kişilerin zarara
uğradıkları iddiasıyla açılan davaların görüm ve çözümünün yukarıda
belirtilen Anayasa ve Yasa kuralları gereğince idari yargının görevinde
olduğu görüşüyle karara karşıyım.
ÜYE
Serap
AKSOYLU
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/251
KARAR NO:
2006/271
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Sağlık
hizmetinin yürütüldüğü sırada doğduğu öne sürülen zararın giderilmesi
istemiyle açılan davanın, davalı Bakanlık yönünden, ilgili hastane 5283
sayılı Yasa gereği Sağlık Bakanlığı’na devredildiğinden, İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar:
S.Ö. – H.ö.
Vekilleri:
Av. S.D.Ü. - Av. A.E.
Davalılar:
1- Sağlık Bakanlığı (Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı)
Vekili:Av.Y.Ü.
2- B.S.
Vekili:Av. Ü.Ç.
3- L.S.
Vekili:Av. T.D.O.
4-
A.K.
Vekili:Av. Ö.Ş.E.
O L A Y: Sigortalı olan Hasan Önal’ın eşi
Sıddıka Önal’ın Sosyal Sigortalar Kurumu Etlik Kadın ve Doğum Eğitim
Hastanesi’nde 9.3.2001 tarihinde gerçekleştirilen doğumunda şahsi kusurlu
doktorlarca sezeryanla doğum yaptırılmadığı, normal doğumda bebeğe zarar
verildiği ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere
çalışma gücünün kaybı ve bakıcı giderleri karşılığı 1.000.000.000.- TL ve
karşılanmayan tedavi giderleri için 200.000.000.- TL’nin doğum tarihi olan 9.3.2001
tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen
tahsiline karar verilmesi istemiyle Yaşar Metin Önal’a velayeten Sıddıka
Önal ve Hasan Önal tarafından adli yargı yerinde dava açılmıştır.
Davacılar
vekili, 5.2.2004 tarihinde Mahkemeye verdiği dilekçesinde, fazlaya ilişkin
hakları saklı kalmak kaydıyla 1.200.000.000.- TL destekten yoksun kalma
tazminatının 17.10.2001 tarihinden işleyecek yasal faizi ile müteselsil
sorumlu davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Yaşar Metin
Önal’ın 17.10.2001 tarihinde hayatını kaybetmesi üzerine davacılar vekili
tarafından, doğumun gerektiği gibi yapılmaması, hatalı olarak doğum
işlemleri uygulanması nedeniyle doğumda oluşan travma sonucu davacıların
çocuklarını kaybettikleri ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak üzere 2.846.243.255.- TL maddi ve 45.000.000.000.- TL manevi
tazminatın 17.10.2001 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte
müteselsil sorumlu davalılardan tahsili istemiyle adli yargı yerinde Sosyal
Sigortalar Kurumu Başkanlığı ve Birsu Sarıışık aleyhine bir dava daha
açılmış; Mahkemece, bu davanın ilk dava ile birleştirilmesine karar
verilmiştir.
ANKARA 5. İŞ MAHKEMESİ ; 6.10.2004 gün ve
E:2001/715-2004/1166; K:2004/1130-2004/1095 sayı ile, işin esasını
incelemek suretiyle karar vermiş ; ancak, bu karar, YARGITAY 21. HUKUK
DAİRESİ’nin 19.4.2005 gün ve E:2004/11994; K:2005/4080 sayılı kararı ile; davanın, SSK Hastanesi doktorlarının yanlış tedavisi
sonucu oluşan zararın giderilmesine yönelik maddi ve manevi tazminat
istemine ilişkin bulunduğu, Mahkemece,
işin esasına girilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, bu
sonucun usul ve yasaya uygun bulunmadığı, Sosyal Sigortalar
Kurumu'nun özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişiliğe haiz bir kuruluş olduğu
ve uyuşmazlığın 506 sayılı Yasa'dan kaynaklanmadığı, bu tür davalarda özel
hukuk kurallarının uygulanacağı, yanlar arasındaki bu tür hukuki ilişkide
öncelikle Borçlar Kanunu'nun adam çalıştırma ilkeleri ile vekalet akdi
hükümlerinin uygulanabileceği, bu durumda, açık kanun hükmü ile iş
mahkemesinde görüleceği belirtilmemiş olan bu tür davaların genel
mahkemelerde görülmesi gerektiğinin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun
2003/21-95 Esas, 2003/13 Karar sayılı ve 26.2.2003 günlü kararında da
açıkça belirtildiği, bu durumda, Mahkemenin, asliye hukuk mahkemesinin
görevli olduğuna karar vermesi gerekirken, görevli olduğuna karar vererek
işin esasına girip davayı sonuçlandırmasının doğru görülmediği, Mahkemece,
bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutularak görevsizlik kararı
verilmesi gerekirken işin esasına girilip yazılı şekilde hüküm kurulmasının
usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuş; ANKARA 5. İŞ MAHKEMESİ
; 6.12.2005 gün ve E:2005/1169-2004/1166; K:2006/2-2004/1095 sayı ile,
bozma kararına uymak suretiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Bunun üzerine, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmeye
başlanan davada, davalılardan Sağlık Bakanlığı ve Birsu Sarıışık vekilleri,
davada idari yargının görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında
bulunmuşlardır.
ANKARA 21. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 29.6.2006 gün ve
E:2006/157 sayı ile, iki davalının da görev itirazının reddine karar
vermiştir.
Sağlık Bakanlığı ve Birsu Sarıışık vekillerinin,
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemini içeren başvuruları üzerine,
dava dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; SSK Ankara
Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Hastahanesi’nde Sıdıka Önal'ın doğumu
sırasında uygulanan yöntemden dolayı çocuğun rahatsızlanması ve daha sonra ölmesi nedeniyle uğranıldığı
ileri sürülen zararların yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle Sağlık
Bakanlığı, SSK Başkanlığı, Birsu Sarıışık, Ali Karaoba ve Levent Seçkin
aleyhine Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/157 Esas sayısında
görülen davada, davalılardan Birsu Sarıışık ile Sağlık Bakanlığı’nca,
davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek
görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, Anayasa'nın
125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları
muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava
türleri arasında sayıldığı, 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 134. maddesinde, bu Kanunun uygulanmasından
doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla
görevli mahkemelerde görüleceği belirtilmiş olup, aynı Yasanın 1.maddesinde
sözü edilen, iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık,
malûllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde ödenecek sigorta yardımları konusunda
sigortalı kişi ile idare veya Sosyal Sigortalar Kurumu arasında çıkacak
uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görülmesi gerektiği, ancak, Anayasa’nın, herkesin hayatını beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla görevli Devletin, bu görevini kamu
ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak yerine
getireceği yolundaki 56. maddesi hükmü dikkate alındığında, sözü edilen
Kuruma ait hastahanelerde verilen sağlık hizmetinin, kamu hizmeti olarak
yürütüldüğü kuşkusuz olup, bu hizmetlerin yürütülmesi sırasında uğranılan
zararların tazminine ilişkin uyuşmazlıkların çözümünün, 506 sayılı Yasanın
134. maddesi kapsamı dışında kaldığı, dosyanın
incelenmesinden, Sosyal Sigortalar Kurumu Ankara Doğumevi ve Kadın
Hastalıkları Eğitim Hastahanesi’nde yaptırılan doğumda hatalı uygulama
nedeniyle çocuğun oksijensiz kaldığı, beyin hücrelerinin öldüğü, gırtlak
yapısının çalışmadığı, organların fonksiyonlarını yitirdiği ve daha sonra
hayatını kaybettiği ileri sürülerek SSK Genel Müdürlüğü ve ilgili hekimler
aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açıldığı anlaşılmakta olup, davalı
idareye bağlı hastanede sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülmediği
iddiasından kaynaklanan davada, kamu hizmeti yürüttüğü kuşkusuz olan ve
olay tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumu’na bağlı bulunan hastanenin, bu
hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararların giderilmesinin ancak
idari yargıda açılacak tam yargı davası ile idarenin tazmin sorumluluğuna
ilişkin esaslar çerçevesinde mümkün olacağı sonucuna ulaşıldığı, öte yandan, adı geçen hastane, 5283 sayılı Yasa’ya göre
Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olup, bu Yasanın 9/c maddesi uyarınca,
devredilen sağlık birimleri ile ilgili olarak, Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihe kadar kamu kurum ve kuruluşları leh ve aleyhine adli ve idari
yargıda sağlık hizmetleri sunumundan dolayı açılmış ve açılacak davaların,
Bakanlık husumetiyle yürütülmesinin gerekmesi ve bütün hak, yetki,
yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte
Bakanlığa geçmesi hususları da dikkate alındığında, devredilen SSK
hastanelerinin hizmet kusuruiddiasına dayalı tazminat davalarının
genel idari yargı yerinde görülmesi gerektiği
sonucuna varıldığı, bu durumda, SSK Genel
Müdürlüğü aleyhine açılan ve daha sonra Sağlık Bakanlığı husumetiyle
görülen davanın görüm ve çözümünün, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar
tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari
yargıya ait bulunduğundan, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Sağlık
Bakanlığı’nın görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılmasının
icap ettiği gerekçesiyle davanın Sağlık Bakanlığı aleyhine açılan kısmı
yönünden 2247 sayılı Kanun’un 10 uncu ve izleyen maddeleri uyarınca olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarmış ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesi’nden istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin
üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; davacılar vekilinin, müvekkili Yaşar Metin Önal’ın
babası olan müvekkili Hasan Önal’ın davalı Kurumun sigortalısı olduğunu,
anne Sıddıka Önal’ın doğum yapması için davalı Kurumun hastanesine
götürüldüğünü, hastanede görevli doktorların kusurlu eylemleri nedeniyle
davacı Yaşar Önal'ın malul kaldığını bildirerek maddi ve manevi tazminat
isteminde bulunduğu, daha sonra davacı Yaşar Önal'ın ölmesi üzerine verdiği
dilekçe ile baba ve annesi için destekten yoksun kalma tazminatı ve ek dava
ile manevi tazminat istemiyle SSK Kurumu Başkanlığı ve doktorlar aleyhine
Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açtığı, davalı idare ve doktor
Birsu Sarıışık tarafından görev itirazında bulunulması üzerine olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığının anlaşıldığı, Ankara
21. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce 28.09.2006 tarihli oturumda, davalının görev
itirazının reddedildiği, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin
kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun
kurala bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b
maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar
tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında
sayıldığı, davanın, yanlış tedavi sonucu
uğranılan zararın davalı Kurumdan tazmini isteminden ibaret olduğu, davalı
idarenin, sağlık hizmeti ile ilgili görevini yerine getirirken hizmet
kusuru nedeniyle açılan davanın, idari yargı yerinde görülmesinin
gerektiğini ileri sürerek görev itirazında bulunduğu, davalılardan SSK’na
ait hastane 5283 sayılı Yasa’ya göre Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş olup,
bu Yasanın 4/c maddesi uyarınca , "Devredilen sağlık birimleri ile
ilgili olarak; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, Sosyal Sigortalar
Kurumunun sağlık hizmeti satın almasına ilişkin sözleşmeleri hariç, kamu
kurum ve kuruluşları tarafından yapılmış sözleşmeler, kredi anlaşmaları,
yatırım projeleri ile kamu kurum ve kuruluşları leh ve aleyhine adlî ve
idarî yargıda sağlık hizmeti sunumundan, iyileştirici tıbbî malzeme
alımından dolayı ve sağlık hizmeti sunan personelle ilgili açılmış ve
açılacak davalar ile icra takiplerinin, Bakanlık husumetiyle yürütülür.
Bütün hak, yetki, yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte Bakanlığa
geçer” denilmekte olduğundan, devredilen SSK hastanelerinin hizmet kusuruna
dayalı tazminat davalarının genel idari yargı yerinde görülmesi gerektiği,
buna göre ve zararın kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğması
nedeniyle idarenin hizmet kusuruna dayanılmış olması karşısında, kamu
hizmeti yürüten davalının bu hizmeti yürüttüğü esnada kişilere verdiği
zararın tazmini istemiyle açılan davada, kamu hizmetinin yöntemine ve
hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka
nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasının
gerektiği, bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre
yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan
tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli
bulunduğu, bu nedenle, Danıştay
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Ankara 21. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin davalı Sağlık Bakanlığı'nın görev itirazının reddine ilişkin
kararının kaldırılması gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Sosyal Sigortalar Kurumu Etlik Kadın ve Doğum
Eğitim Hastanesi’nde doğan çocuklarını, doğumun gerektiği gibi yapılmaması,
hatalı olarak doğum işlemleri uygulanması nedeniyle doğumda oluşan travma
sonucu kaybettiklerini ileri sürerek zararlarının karşılanması amacıyla
maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsili istemiyle açılmıştır.
19/1/2005 gün ve 25705(Mük.)
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5283 sayılı Bazı
Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına
Devredilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinde, bu Kanunun amacının,
kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin Sağlık Bakanlığına
devredilmesiyle ilgili usûl ve esasları belirlemek olduğu, 4. maddesinin
(c) fıkrasında, devredilen sağlık birimleri ile ilgili olarak; bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihe kadar, Sosyal Sigortalar Kurumunun sağlık hizmeti
satın almasına ilişkin sözleşmeleri hariç, kamu kurum ve kuruluşları
tarafından yapılmış sözleşmeler, kredi anlaşmaları, yatırım projeleri ile
kamu kurum ve kuruluşları leh ve aleyhine adlî ve idarî yargıda sağlık
hizmeti sunumundan, iyileştirici tıbbî malzeme alımından dolayı ve sağlık
hizmeti sunan personelle ilgili açılmış ve açılacak davalar ile icra
takiplerinin, Bakanlık husumetiyle yürütüleceği, bütün hak, yetki,
yükümlülük, alacak ve borçlarıyla birlikte Bakanlığa geçeceği, 10
maddesinde ise, bu Kanunun 4 üncü maddesinin (b) ve (g) bendi, 5 inci
maddesinin üçüncü fıkrası ve 6 ncı maddesinin yayımı tarihinde, diğer
hükümlerinin yayımını takip eden günden bir ay sonra yürürlüğe gireceği
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında,
idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüolduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari
dava türleri arasında sayılmıştır.
Olayda, davacı vekilince, uğranıldığı
ileri sürülen zararın tazmini istemiyle Sosyal
Sigortalar Kurumu Başkanlığı ve doktorlar Birsu Sarıışık, Levent Seçkin ve
Ali Karaoba’ya karşı açılan davada, 5283 sayılı
Yasa’nın yürürlüğe girmesi nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumu
Başkanlığı yerine davaya taraf olan Sağlık
Bakanlığı ile davalı doktorlardan Birsu Sarıışık’ın, davanın görüm
ve çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki görev itirazı,Ankara
21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddedilmiştir.
Sosyal Sigortalar Kurumu Etlik Kadın ve Doğum
Eğitim Hastanesi, olayın olduğu tarihte Sosyal Sigortalar Kurumu’na
bağlıyken, Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
davayı incelediği aşamada 5283 sayılı Yasa uyarınca Sağlık Bakanlığı’na
devredilmiştir.
Bu duruma göre, hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü
sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu
hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin,
hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup
bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Bu hususların saptanması ise idare
hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2.
maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında bulunan tam yargı davasının
görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay
Başsavcısı’nca yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
davalı Sağlık Bakanlığı’nca yapılan görev itirazının reddine ilişkin
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davalı Bakanlık yönünden verilen
29.6.2006 gün ve E:2006/157 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/280
KARAR NO:
2006/244
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: PTT Şubesinden gönderilen iadeli taahhütlü
mektupların kaybolmasından dolayıuğranılan zarara karşılık, maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi
istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
A.K.
Davalı: PTT Genel Müdürlüğü
Vekilleri :
Av. H.K.
O L A Y:
Davacı, PTT Perpa Şubesinden 1.6.2004 günü 5. Asliye Ticaret Hakimliğine ve
İstanbul Tüketici Mahkemesi Hakimliğine iadeli taahhütlü iki adet mektup
gönderdiğini, ayrıca 28.6.2004 günü yine Perpa Şubesinden, alıcı Mehmet
Nuri Kopuz’a iadeli taahhütlü mektup gönderdiğini, bu iadeli taahhütlü
mektuplardan 5. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilene cevap alındığını,
diğer iki adet iadeli taahhütlü mektupların alındığına dair iade
belgelerinin tarafına iade edilmediğinden, 67,50 YTL. maddi;bu hadiselerle ilgili PTT bürolarında
uğradığı kötü muamelelerden duyduğu üzüntüden bahisle de 1.000,00 YTL
manevi tazminatödenmesi istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı PTT Genel Müdürlüğü vekilince, birinci
savunma dilekçesinde, davada idare mahkemesinin görevli olmadığı ileri
sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 27.10.2005
gün ve E:2005/2037 sayı ile dava konusu maddi ve manevi tazminat isteminin,
davalı idarenin eyleminden kaynaklandığı,bu nedenle davanın eylemden kaynaklı maddi ve manevi tazminat
talepli tam yargı davası olduğu anlaşıldığından,uyuşmazlığın görüm ve
çözümünün İdare Mahkemesinin görevinde bulunduğu gerekçesiyle
Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.
Davalı PTT Genel Müdürlüğü vekilinin olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 17.2.2006 günlü dilekçesi üzerine dava
dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava türleri ve İdari Yargı Yetkisinin
Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik (1/c) bendinde, “Tahkim yolu
öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç,
kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar’ın idari davalar arasında sayıldığı, davanın; davacının,alıcısı Mehmet Nuri Kopuz’a gönderilmek
üzere 28.6.2004 tarihinde davalı idareye teslim edilen taahhütlü mektup ile
İstanbul Tüketici Mahkemesi Hakimliği’ne gönderdiği iadeli taahhütlü
mektubun yerlerine teslim edilmemesi sonucu uğradığını ileri sürdüğü
67.50.- YTL maddi ve 1.000.00.- YTL manevi tazminatın yasal faizi ile
birlikte tazmini isteminden ibaret olduğu, davanın çözümü için, sözleşmenin
idari sözleşme mi yoksa özel nitelikte bir sözleşme mi olduğunun tespiti
gerektiği, idari sözleşmelerin, konusu bir kamu hizmetinin yürütülmesine
ilişkin bulunan ve hüküm ve koşulları itibariyle idareye üstün hak ve
yetkiler tanıyan; dolayısıyla idarenin kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek
yanlı hareket edebilme yetkilerini içeren sözleşmeler olduğu, bu nitelikte
olmayan diğer sözleşmelerin ise, genelde özel hukuk alanda özel hukuk
kurallarına göre düzenlendiği; 6145 sayılı Kanun ile “Türkiye Cumhuriyeti
Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi”nin kurulduğu; 406 sayılı Telgraf ve
Telefon Kanunu’nun 4000 sayılı Kanunla değiştirilen 1. maddesi ile, posta
ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetlerin Posta İşletmesi Genel
Müdürlüğünce, telekomünikasyon hizmetlerinin ise Türk Telekomünikasyon A.Ş.
tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırıldığı; 4502 sayılı Kanun
ile de “Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü”
adını aldığı, 22.2.2000 tarih ve 23972 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ana
Statü’nün 3. maddesinin 1 numaralı bendinde, bu Ana Statü ile Genel
Müdürlüğün tüzel kişiliğe sahip faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu
sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğunun belirtildiği ve
ayni maddenin 2 numaralı bendinde de, 233 sayılı KHK ve bu Ana Statü hükümleri
saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret
edildiği,buna göre, Posta ve
Telgraf Teşkilatı, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe
sahip bir kamu kuruluşu ise de, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile özerk bir tarzda
ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri
doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, iktisadi faaliyetleri bakımından özel
hukuk hükümlerine tabi kılındığının açık olduğu, bu durumda, posta
hizmetini yürüten Kuruluş ile bu hizmetten ücreti karşılığında
yararlananlar arasındaki hukuki ilişkinin, Kuruluşun günlük iktisadi
faaliyetinden doğan bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığında kuşkuya
yer bulunmadığı,5584 sayılı Posta
Kanunu’nun 46-55. maddelerinde posta faaliyetleri sırasında doğan
zararların nasıl ödeneceği hakkında düzenlemeler getirildiği, PTT
idaresinin gördüğü kamu hizmetinde, kurum ile kişi arasında bir akdi ilişki
bulunduğu,kişinin ücret
karşılığında idareden bir hizmetin yapılmasını istemekte olduğu, davalı
idarenin de bu akit içinde yer aldığı,PTT’nin kamu kurumu ve görülen hizmetin kamu hizmeti olmasının, bu
hukuki ilişkinin akdi olma niteliğini değiştirmediği, olayda, hizmeti gören
kurumun idarenin fiilinden doğan bir zararın varlığı karşısında, özel hukuk
alanını ilgilendiren bu davanın, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği
gerekçesiyle, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup,
2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini
Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.
Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3.
fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Türkiye Cumhuriyeti Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğü (P.İ.) Ana Statüsü’nün 3.maddesinin 1 ve 2.
bentlerinde, Türkiye Cumhuriyeti Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün Tüzel
Kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı
bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu, Kuruluşun KHK ve bu Ana Statü hükümleri
saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi olduğu kuralına yer
verildiği,233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname hükümlerine tabi bir kamu iktisadi kuruluşu olan PTT idaresince
yerine getirilen posta hizmeti nedeniyle kurum ile vatandaş arasında bir
akdi ilişki meydana geldiği,başka
bir anlatımla kişinin bedeli karşılığında PTT idaresinden bir hizmetin
yapılmasını istediği, muhatabın da sözleşme içinde yer almakta olduğu,PTT’nin kamu kurumu ve görülen hizmetin
kamu hizmeti olmasının, bu hukuksal ilişkinin akdi olma niteliğini
değiştirmediği, bu itibarla, söz konusu akdin gereklerinin yerine
getirilmesi sırasında doğan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, özel
hukuk alanını ilgilendirdiğinde kuşkuya yer olmadığından, adli yargı
yerinde çözümlenmesiningerektiği ve
sonuçta,2247 sayılı Kanunun 13 ncü
maddesi uyarınca, yapılan başvurunun kabulünün uygun olacağı yolunda yazılı
düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
l-İLK İNCELEME : Başvuru yazısı ve dava dosyası
üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre,
davalı PTT Genel Müdürlüğünün, anılan Yasanın 10/2 maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısınca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasınınincelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının adli yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada adli yargının
görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacının PTT Şubesinden gönderdiği iadeli
taahhütlü mektupların kaybolmasından dolayı;uğradığını iddia ettiği zarara karşılık,
maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Kanun ile “Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi” kurulmuş; 1924 tarih ve
406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Kanunla değiştirilen 1.
maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler Posta
İşletmesi Genel Müdürlüğünce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise Türk
Telekomünikasyon A.Ş. tarafından yürütülecek şekilde yeniden
yapılandırılmış; 27.1.2000 tarih4502 sayılı Kanun ile
de “Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü” adını
almış olup, 22.2.2000 tarih ve 23972 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Ana Statü’nün
“Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinin 1 numaralı bendinde, bu Ana Statü ile
teşkil olunan Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel
Müdürlüğünün, tüzel kişiliğe sahip faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu
sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu belirtilmiş ve aynı
maddenin 2 numaralı bendinde de, 233 sayılı KHK. ve bu Ana Statü hükümleri
saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret
edilmiştir.
Buna göre, Posta ve Telgraf Teşkilatı, tekel
kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşu ise
de, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık
ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, iktisadi
faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı açıktır.
Bu durumda, posta hizmetini yürüten Kuruluş ile bu
hizmetten ücreti karşılığında yararlananlar arasındaki hukuki ilişkinin,
Kuruluşun günlük iktisadi faaliyetlerinden doğan bir özel hukuk ilişkisi
niteliğini taşıdığında kuşkuya yer yoktur.
Nitekim, posta faaliyeti sırasında doğan
zararlardan dolayı Kuruluşun sorumluluğu ve sınırları ile ödenecek
tazminatın miktarları, 1950 tarih ve 5584 sayılı Posta Kanunu’nun IV.
Bölümünde yer alan 46-55. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
Belirtilen durum karşısında, olayda bir idari işlem
ya da eylemden doğmuş bir zarar söz konusu olmayıp, posta göndericisinin
uğradığı zarardan dolayı Kuruluşun tazmin yükümlülüğünün saptanmasına
ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde
adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile İdare
Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile İstanbul 6. İdareMahkemesi Tek
Hakimi’nce verilen 27.10.2005 gün ve E:2005/2037 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/290
KARAR NO:
2007/35
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu uyarınca
verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı: A.C.T.
Davalı: İstanbul Valiliği
O L A Y :
İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün 31.1.2006 gün ve 583 sayılı
işlemi ile, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun 4. maddesine aykırılıktan
dolayı aynı Kanunun 29. maddesi uyarınca davacı adına idari para cezası
verilmiştir.
Davacı, para cezası verilmesine ilişkin söz konusu
işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 21.3.2006 gün ve
E:2006/886, K:2006/535 sayı ile, davanın, 4854 sayılı Yasa’ya aykırı
davranıldığından bahisle idari para cezası verilmesine ilişkin 31.01.2006
tarihli ve 583 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 16, 17 ve 27. maddelerinden söz ederek,
Kabahatler Kanunu bir bütün olarak incelendiğinde, toplum düzenini, genel
ahlakı, genel sağlığı ve ekonomik düzeni korumak amacıyla konulan kuralların
icrai veya ihmali bir davranışla ihlal edilmesinin bu Kanunda kabahat
olarak tanımlandığı, keza bu kabahat nedeniyle kendi kanununda idari bir
yaptırım öngörülmüş ise, bu yaptırımlara karşı sulh ceza mahkemesine itiraz
edilebileceğinin anlaşıldığı, buna göre, idari para cezalarının da idari
bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı
yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca sulh ceza mahkemesince
çözümlenmesi gerektiği, olayda, davacıya 4854 sayılı Kanun’a aykırılık
nedeniyle idari para cezası verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki
bu fiil nedeniyle verilen para cezasının Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesi
kapsamında bir yaptırım olduğu, bu itibarla, söz konusu cezaya yönelik
itirazın adli yargı yerince çözümlenmesi gerekeceği sonucuna varıldığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, söz konusu para cezasına karşı adli
yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
SARIYER SULH CEZA MAHKEMESİ; 03.07.2006 gün ve
E:2006/1110 D.İş; Müt.K:2006/1467 sayı ile, itiraz
edeninMahkemelerineverdiği dilekçede,
Sağlık Bakanlığı İstanbul İstinye Devlet Hastanesi’nde görev yaptığı
dönemle ilgili olarak hakkında İstanbul Valiliği'nin 31.01.2006 gün ve 532
sayılı yazıları ile, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun 4.maddesine
muhalefet ettiğinden bahisle Yardım Toplama Kanunu’nun 4854 sayılı Kanun’la
değiştirilen 29.maddesinin 2.fıkrası uyarınca idari para cezası
kesildiğini, verilen cezanın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek
kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, itiraz edenin bu tutanak
nedeniyle İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurduğu
ve İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 21.03.2006 tarih ve 2006/886 Esas,
2006/535 Karar sayılı, 26.05.2006 tarihinde kesinleşen ilamı ile görev
yönünden talebinin reddine karar verildiğinin anlaşıldığı, itiraz eden hakkında 4854 sayılı Yasa ile değişik 2860
sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun
29.maddesi uyarınca tutanak tanzim edilmiş olup, bu Kanunda yazılı idari
para cezalarının o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği,
cezanın ilgiliye tebliğ edileceği ve bu cezalara karşı yetkili idare
mahkemesinde ilgilisi tarafından itiraz edilebileceğinin hüküm altına
alındığı, bu Kanunun halen yürürlükte olduğu, Mahkemelerinin ancak Kabahatler Kanunu’ndan kaynaklanan
ya da özel yasalar tarafından
görevlendirilen durumlarda itirazlara bakmakla görevli bulunduğu, 2860
sayılı Yasa’ya muhalefet nedeniyle idare tarafından kesilen para cezalarına
itirazın Kanunun 29. maddesinde görüleceği üzere yetkili idare mahkemesinde
görülmesi gerektiği, Mahkemeleri söz konusu itirazlara bakmakla görevli
olmadığından, itirazın görev yönünden reddine
karar vermek gerektiği, ancak, muterizin aynı konuda İstanbul 1. İdare
Mahkemesi’ne de başvurduğu ve Mahkemenin 2006/886 E, 2006/535 K sayılı
kararı ile, konunun Kabahatler Kanunu kapsamında kaldığı gerekçesiyle
davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve kararın 26.05.2006
tarihinde kesinleştiği, buna göre, mahkemeler arasında görev uyuşmazlığı
doğduğundan, ihtilafın çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesi gerektiğinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı
vererek görev yönünden İdare Mahkemesi ile yaşanan uyuşmazlığın giderilmesi
ve görevli mahkemenin tespiti için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla
yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’
sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu para cezasına ilişkin görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu
ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli
olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta
olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip
olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan,
“Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli,
idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın
taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri
sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu
kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak;
hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli,
idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş
görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan
veya incelemekte olanbir yargı
mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına
varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı
yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı
yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şukadar ki ,başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz
görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş
olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme
nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile,
daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen
yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik
kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin
belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle,
her ne kadar 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de,
davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Sarıyer Sulh Ceza
Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş
bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine
gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2860 sayılı Kanun’un 4. maddesine
aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 29. maddesine göre verilen idari para
cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
23.6.1983 gün ve 2860 sayılı Yardım Toplama
Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun
amacı; yardım toplamaya yetkili kişi ve kuruluşları ve bunların hangi
amaçla yardım toplayabileceklerini belirlemek, yardımın toplanmasına,
kullanılmasına ve denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir”
denilmiş; 4. maddesinde, yardımın isteğe bağlı olduğu, kişi ve kuruluşların
yardımda bulunmaya zorlanamayacağı belirtilmiş, “Cezalar” başlıklı 29.
maddesinde ise,
“Bu Kanunun
hükümlerine aykırı olarak izinsiz yardım toplayanlar, altıyüzonmilyon lira
idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. İzin verilen yer dışında yardım
toplayanlar ise, dörtyüzotuzbeşmilyon lira idarî para cezasıyla
cezalandırılırlar.
(İkinci fıkra Mülga:
29/5/1986 - 3294/10 md.)
Bu Kanunun diğer hükümlerine aykırı davranışta
bulunanlara eylemleri ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde
yüzyetmişbeşmilyon lira idarî para cezası verilir.
(Ek: 24/4/2003-4854/3
md.) Bu maddede yazılı olan
para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen
kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde
evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna
göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.
(Ek: 24/4/2003-4854/3
md.) Yukarıdaki fıkralara
aykırı davranış sonucu izinsiz toplanan mal ve paralara idarece verilen
cezalar kesinleşinceye kadar elkonulur. Para cezasının kesinleşmesinden
sonra elkonulan mal ve paraların müsaderesine sulh ceza mahkemesince karar
verilir” hükmü yer almıştır.
2860 sayılı Yasa’nın 29. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde
belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005
tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel
görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı
yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde" (1)
Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
2860 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19.
madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın
19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul 1. İdare
Mahkemesi’nce verilen 21.3.2006 gün ve E:2006/886, K:2006/535sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/292
KARAR NO:
2007/36
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesinde
öngörülen biçimde sürücüsü belirlenemediği için araç tescil plakasına göre
verilen ve itiraz yolu açık tutulan idari para cezasına karşı yapılan
itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
R.Z.
Davalı:
İçişleri Bakanlığı
O L A Y:
Davacı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 47 ve 51.maddelerine aykırılık nedeniyle, trafik
zabıtasıncadüzenlenenve ceza puanı ile para cezası içeren 30.8.2005 tarihli, 065201 sayılı trafik ceza tutanağının
para cezasına ilişkin kısmının iptali istemiyleadli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 14.12.2005 gün ve
E:2005/1585, K:2005/2753 sayı ile, başvuran hakkında, Antalya Bölge Trafik
Denetleme Şube Müdürlüğü’nün idari birimi tarafından dosya
kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu düzenleme üzerine
başvuranın Mahkemelerine bir dilekçe ile başvurarak hakkındaki idari para
cezasının iptalini istediği, idari para cezalarına itiraz ile ilgili olarak
Antalya İdare Mahkemesi tarafından görevsizlik kararları verildiğinin
bilindiği, her ne kadar bu uyuşmazlık için olmasa da genel olarak idari
para cezaları hakkında verilen idare mahkemesi kararları, ilk bakışta ve
Kabahatler Kanunu’nun 2 ve 3. maddelerinin ifadesi karşısında, Yasaya uygun
gibi görünüyor ise de, verilen bu görevsizlik kararlarında, 1 Haziran 2005
tarihinde yürürlüğe giren Kabahatler Kanunu dışında ve bu Kanunun
yürürlüğünden sonra yasalaştırılıp çıkarılan bir çok kanunun idari para
cezaları hakkındaki düzenlemelerinin değerlendirme dışı tutulduğunun
anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun öncelikle idare hukuku alanındaki bir
düzenleme olmayıp, tamamen ceza hukuku alanında yapılan reform hareketleri
çerçevesinde çıkarılmış bir Yasa olduğu, Yasaya bu mantıkla yaklaşılması
gerektiği ve Mahkemelerine göre Yasanın amacının, ceza hukuku alanı ile
ilgili dağınıklığı düzenlemek olduğu, yoksa Anayasa Mahkemesi’nin idari
para cezaları ile ilgili son zamanlarda verdiği yargı yolu uyuşmazlığına
ilişkin kararlarına ve 1 Haziran 2005 tarihinden sonra idari yargının
görevlendirildiği yasalara rağmen, yıllardır süre gelen idari işlemlerden
kaynaklı tüm para cezalarına itiraz mercii olarak bir ceza mahkemesi olan
sulh ceza mahkemelerini görevli kılmak olamayacağı, her şeyden önemlisi,
bir idari para cezasının genellikle idarenin yaptığı bir işlem yada bazen
aldığı bir karardan kaynaklı olabildiği, idarenin yaptığı işlemin hukuka
uygunluğunu denetlemenin idari yargının görevinde olduğu, ancak, bu
işlemden sonra ve bu işleme dayalı olarak verilen bir idari para cezası
olduğu taktirde, bunun yargısal denetiminin adli yargıda olacağı, bu
durumun ise, ciddi bir kaosa yol açacağı, zira, adli yargıda idari para
cezasının itirazına yönelik yapılan inceleme sırasında, cezaya dayanak olan
işlemin hukuka uygunluğunu denetlemenin de çoğunlukla gerekeceği, bu
durumda, işlemin hukuka uygunluğu yönünde denetim yapmak açısından idari
yargıya, cezanın doğruluğu açısından ise adli yargıya başvurmak gerekeceği
gibi fiilen kişilerin en kısa sürede, yargısal denetimi sağlama haklarının
ihlaline yol açabilecek ve belki de AİHS 6. maddesi kapsamında uzun süren
yargılama süreçlerine neden olabilecek uygulamaların başlatılma olasılığı
ile karşı karşıya kalınabileceği, bu olasılığın ise çok yüksek olduğu,
Kanun koyucunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2 ve 3. maddeleri ile
düzenlemeye çalıştığı alanın öncesinde bile idari yargının görevinde olan
bir hususu adli yargının görevine dahil etmek olamayacağı, Anayasa Mahkemesi’nin Anayasamız çerçevesinde, idari
para cezalarının yargı yolunu düzenleyen bazı yasa hükümlerini, Kabahatler
Kanunu yok iken dahi Anayasa’ya aykırı bulması, idarenin tüm eylem ve
işlemlerinin, idari yargının denetimine tabi olması yönündeki Anayasal
ilkenin sonucu olduğu, Yasa koyucunun da
aksi yönde bir iradesi bulunmadığı, bu iradesini 5326 sayılı Yasa’dan sonra
yasalaşan yasalarda belirttiği, bu nedenlerle, Mahkemelerinin görevsiz
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara
itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı, aynı istemle, bu kez,idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 4.5.2006 gün ve
E:2006/71 sayı ile, davacıtarafından,
30.8.2005 günlü trafik para cezasının iptali istemiyle İçişleri
Bakanlığı’na karşı dava açıldığı, 13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde,
"Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden
trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda
alınacak önlemleri belirlemektir" denildiği, 51. maddesinin 2/b
bendinde, hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan
tespit sonucu hız sınırlarını yüzde ondan yüzde otuza (otuz dahil) kadar
aşan sürücülere 64 700 000 lira, yüzde otuzdan fazla aşan sürücülere 131
900 000 lira para cezası uygulanacağı, 116. maddesinin 1. bendinde ise,
trafiği tehlikeye düşürecek, engel olacak şekilde veya yasaklanmış yerlerde
park etmiş araçlara veya trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları
belirlenmiş bulunan, karayolları ağırlık kontrol mahallerinde işaret, ışık,
ses veya görevlilerin ikazına rağmen tartı sistemine girmeden seyrine devam
eden ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre ceza
veya suç tutanağı düzenleneceği, 3. bendinde, bu şekilde uygulanan cezalar
için araç sahiplerinin cezanın tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde
yetkili mahkemeye itiraz edebileceklerinin öngörüldüğü, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin birçok kararında, Kanunun 116. maddesi kapsamında araç tescil
plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari
para cezalarına karşı açılan davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre
idari yargının görev alanında gördüğü, bakılan davada, cezanın araç tescil
plakasına yazıldığı açık olduğundan, bu davanın görüm ve çözümünde adli
yargının (sulh ceza mahkemeleri) görevli bulunduğu, ancak daha önce Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce
görevsizlik kararı verilip bu karar kesinleştiğinden, görevli yargı yerinin
belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuru zorunluluğu doğduğu, bu
nedenle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, bu konuda verilecek karara değin
davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
“2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden
2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi
gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince anılan Yasanın
19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 47 ve 51. maddesine
aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca araç tescil plakasına göre
düzenlenen(tutanakta “130 km radara girmiş olup aracı üzerimize sürmek kaydı
ile kaçmıştır” ibaresi yer almaktadır) ceza tutanağının para cezasına
ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı,
karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve
trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri
belirlemektir” denilmiş; 47. maddesinde, trafik işaretlerine uyma
zorunluluğu ve bu zorunluluğa uymamanın müeyyidesi, 51. maddesinde, hız
sınırlarına uyma zorunluluğu ve bu zorunluluğa uymamanın müeyyidesi
düzenlenmiştir.
Uyuşmazlığın esasını, trafik zabıtasınca uygulanan
cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin
bakacağı hususu oluşturduğundan, ilgili yasal düzenlemenin ceza
uygulamasına ilişkin sistematiğinin incelenmesi gerekmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile getirilen
sistemde, karayolları üzerinde yolcuları, yayaları ve trafiği tehlikeye
sokan ve suç oluşturan fiiller, esas itibariyle, iki grupta ele alınmış;
bir kısmına trafik zabıtasınca para cezası, diğerlerine mahkemelerce hafif
para cezası veya bu cezanın yanında hafif hapis cezası, belgelerin geri
alınması ve iptali cezası veya işyerlerinin kapatılması cezası verilmesi
öngörülmüştür.
Anılan Yasanın yürürlüğe girdiği ilk dönem
itibariyle, Yasada öngörülen cezaların büyük ölçüde adli ceza kapsamında
olduğu düşünülerek Hakim tarafından verilmesi esası benimsenmiş iken, yasa
koyucu tarafından, mahkemeler tarafından verilen hafif hapis cezalarının
genellikle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi
gereğince hafif para cezasına çevrildiği; mahkemelerce sanıklar ile tutanak
düzenleyen görevlilerin duruşmaya çağrılarak dinlenmesi nedeniyle zaman
kaybının doğduğu gerekçesiyle ve Devlet hizmetlerinin süratli, verimli ve
ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak, mahkemenin iş yükünü azaltmak
ve görevlilerin zamankaybınıönlemekamacıyla çıkarılan 3.11.1988tarih ve
3493 sayılı Yasa ile, bazı kanunların ( 6831, 1475 ve 2926 sayılı) yanı
sıra 2918 sayılı Yasada daha önce mahkemelerce verilmesi öngörülen bir
kısım cezalar, idari cezaya dönüştürülerek idare tarafından verilmesi esası
benimsenmiş; ancak, anılan 3493 sayılı Yasa ile değişikliğe uğrayan 6831,
1475 ve 2926 sayılı Yasalarda da getirilen idari cezalara karşı yapılacak
itirazların mercii olarak sulh ceza mahkemeleri gösterilirken, 2918 sayılı
Yasa’da aynı doğrultuda değişiklik yapılmasına karşın, idari cezalara karşı
yapılacak itirazların merciini belirten bir hükme yer verilmemiştir.
2918 sayılı Yasa’nın “ Adli Kovuşturma ve Cezaların
Uygulanması” başlığını taşıyan Dokuzuncu Kısmı, iki ayrı Bölüm halinde
düzenlenmiş; “Adli Kovuşturma” başlıklı Birinci Bölümde yer alan 112.
maddede, bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve
yetkileri belirlenmiş olup, anılan maddenin 4550 sayılı Kanunla değişik
birinci fıkrasında “Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç
olmak üzere bu Kanundaki; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif
hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması
cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde,
bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde
bakılır.” hükmüne yer verilmiştir.
“Cezaların Uygulanması” başlıklı İkinci Bölümde yer
alan 115. maddede, 116. maddede öngörülen itiraza ilişkin hüküm saklı
kalmak üzere, para cezaları ile mahkemelerce verilen ve sadece hafif para
cezalarına ilişkin olan hükümlerin kesin olduğu; 116. maddede, trafik kural
ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenen ve sürücüsü tespit edilemeyen
araçlara tescil plakalarına göre trafik zabıtasınca tutanak
düzenleneceğive trafik zabıtasının
yetkisi dahilindeki para cezalarına karşı araç sahiplerinin cezanın
tebliğinden itibaren yedi gün içinde “yetkili mahkemeye” itiraz edebileceği
ve itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.
Buna göre, idari ceza kapsamına girmekle birlikte,
araç tescil plakasına göre düzenlenen ve 2918 sayılı Yasa’nın 116.
maddesine göre işlem gören para cezalarına karşı itiraz yolu açık tutulmuş
olup, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten beri bu şekilde verilen idari
para cezaları ile ilgili ve sınırlı olarak, tebliği tarihinden itibaren
yedi gün içinde yapılacak olan itirazları incelemekle adli yargı yeri
görevli kılınmıştır.
Olayda, uyuşmazlığa konu edilen idari para
cezasının 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesine göre düzenlenmiş bulunması
karşısında, bu cezaya karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı
yeri görevli bulunmaktadır.
Öte yandan; 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Kabahatler Kanunu’nun değişik
3. maddesi hükmü karşısında da, 2918 sayılı Yasa’ya göre verilen para
cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde aynı Yasa uyarınca adli
yargı yeri görevli olduğundan, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü
ile Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile
Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 14.12.2005 gün ve E:2005/1585,
K:2005/2753 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde
görev uyuşmazlığının ESASI YÖNÜNDEN OYBİRLİĞİ; GEREKÇESİ YÖNÜNDEN Üyelerden
Serap AKSOYLU, Esen EROL ve Abdullah ARSLAN’ın KARŞI OYLARI VE OYÇOKLUĞU
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
KARŞI
OY
Dava,
trafik zabıtasınca düzenlenen trafik ceza tutanağının iptali istemiyle
açılmıştır.
Olayda, trafik zabıtasınca idari ceza yetkisi
sınırları içinde kalan para cezasının 116. madde uyarınca tescil plakasına
göre düzenlendiği tartışmasızdır.
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı “ Ceza
uygulamasına ilişkin idari kararlar nedeniyle açılan davalarla ilgili görev
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde görüşülüp
çözümlenmesi gerektiği hakkında” ilke kararında da ifade olunduğu üzere,
kanunun öngördüğü bir ceza idarenin bir organı eliyle uygulanabiliyorsa bu
genel ceza hukukunun değil, idare hukukunun bir müeyyidesidir. Bu tür
cezalar, uygulama alanı itibariyle, idarenin kamu düzeninin sağlanması ve
korunması görev ve yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacına yönelik bir
hukuki müeyyide niteliğini taşımakta olup; idari ceza uygulaması, konusu
olan suçun niteliği, uygulayan merci ve uygulanan usul ile hukuki sonuçları
itibariyle adli ceza uygulamasından farklılık göstermekte ve hukuki
müeyyideler, esasen gerçek anlamda bir ceza sayılmamaktadırlar.
İdarenin organları eliyle idari usullere göre
uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle, idari işlem
niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli cezalardan ayrılan idari cezaların
yargısal denetiminde, kural olarak, idari yargı yerleri görevli
bulunmaktadır.
Ancak, yasakoyucu tarafından, idari cezalara karşı
ilgililerin sadece yapılan tespitin gerçeğe aykırılığı ile maddi ağır
yanlışlıklar bulunduğunu ileri sürerek yapacakları itirazlarda, ülke
genelinde yaygın teşkilata sahip olması ve sade bir usulle incelenerek
kesin kararlarla süratle sonuçlandırılması gibi pratik düşüncelerle, adli
yargı yerinin görevli kılınması olanaklı olup; bu halde, yetkili mahkemenin
adli yargı yeri olduğunun ilgili yasada açıkça belirtilmesi gerekir.
2918 sayılı Yasa’nın “ Adli Kovuşturma ve Cezaların
Uygulanması” başlığını taşıyan Dokuzuncu Kısmı, iki ayrı Bölüm halinde
düzenlenmiş; “Adli Kovuşturma” başlıklı Birinci Bölümde yer alan 112.
maddede, bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve
yetkileri belirlenmiş olup, anılan maddenin 4550 sayılı Kanunla
değişikbirinci fıkrasında “Sürücü
belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki;
hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin
geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren
suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı
yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır.” hükmüne yer
verilmiştir.
“Cezaların Uygulanması” başlıklı İkinci Bölümde yer
alan 115. maddede, 116. maddede öngörülen itiraza ilişkin hüküm saklı
kalmak üzere, para cezaları ile mahkemelerce verilen ve sadece hafif para
cezalarına ilişkin olan hükümlerin kesin olduğu; 116. maddede, trafik kural
ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenen ve sürücüsü tespit edilemeyen
araçlara tescil plakalarına göre trafik zabıtasınca tutanak düzenleneceğive trafik zabıtasının yetkisi dahilindeki
para cezalarına karşı araç sahiplerinin cezanın tebliğinden itibaren yedi
gün içinde“yetkili mahkemeye”
itiraz edebileceği ve itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu hükme
bağlanmıştır.
2918 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen
hükümlerinin incelenmesinden, 112. maddede sayılan cezaların verilmesini
gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların
bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı;
Kanun’da trafik zabıtasınca verilmesi öngörülen cezaların kesin ve
yürütülmesi zorunlu bir idari işlem niteliğini taşımaları nedeniyle, bu
işlemlerden doğan davaların ise idari yargı yerlerinde çözümlenmesi
gerekeceği sonucuna varılmaktadır.
İncelenen uyuşmazlığa konu edilen para cezası da
trafik zabıtasının yetkisi kapsamına girmekte olup, 116. maddede belirtilen
“yetkili mahkeme”nin 112. maddede yetkileri sayılan trafik (veya sulh ceza)
mahkemeleri olduğu yolunda açık bir atıfta bulunulmamıştır.
1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı
Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, Kabahatler Kanunu’nun
idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağından, 116. madde
uyarınca trafik zabıtasınca tescil plakasına göre düzenlenen idari para
cezasına ilişkin tutanağın iptali isteğiyle açılan davada görevli
mahkemenin belirlenmesinde, 5326 sayılı Kanun hükümlerinin dikkate alınması
gerekmektedir.
Buna göre, idari para cezasına karşı açılan davanın
görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi
uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığından, kararın
gerekçesine katılmıyoruz.
ÜyeÜyeÜye
Serap
AKSOYLUEsen
EROLAbdullah
ARSLAN
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/293
KARAR NO:
2007/14
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu uyarınca
verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
M.C.
Vekili: Av. İ.T.
Davalı:
Ankara Valiliği
O L A Y: Ankara Valiliği Kızılcahamam İl Çevre ve Orman Müdürlüğü
Doğa Koruma ve Milli Parklar Mühendisliği’nin 29.8.2005 gün ve 318 sayılı
işlemi ile, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefet edildiğinden
bahisle aynı Kanun uyarınca davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu para
cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ; 30.12.2005 gün ve E:
2005/2454; K:2005/2657 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 3, 16 ve 27.maddelerinden söz ederek, Kara Avcılığı Kanunu’na uymamanın kabahat
tanımı içinde yer aldığı, 5326 sayılı Kanun’un 3. maddesinde, bu Kanunun
genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı,
27. maddesinde, idari para cezasına karşı sulh ceza mahkemesine
başvurulacağı açıkça belirtildiğinden, uyuşmazlığın çözümünün belirtilen
nedenlerle idare mahkemelerinin görev alanına girmediği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,
karara yapılan itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez,idari para cezasına karşı adli yargı
yerinde itirazda bulunmuştur.
KIZILCAHAMAM SULH CEZA MAHKEMESİ ; 31.8.2006 gün ve
Değişik İş E/K:2006/151 sayı ile, Ankara Valiliği
Kızılcahamam İl Çevre ve Orman Müdürlüğü Doğa Koruma ve Milli Parklar
Mühendisliği tarafından düzenlenen idari para cezasına karşı İdare Mahkemesine
itiraz edildiği, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 2005/2657 sayılı 30.12.2005
tarihli kararı ile davanın görev yönünden reddine karar verildiği ve bu
kararın Bölge İdare Mahkemesinin 7.6.2006 tarihli kararı ile onanması
üzerine ilgili idari para cezasının iptalinin Mahkemelerinden talep
edildiğinin anlaşıldığı, Ankara 11. İdare
Mahkemesi’nin 30.12.2005 tarihli kararında, 5326 sayılı Kabahatler
Yasası’nın 3. maddesine göre idari para cezasının iptalinin sulh ceza
mahkemesinden talep edilmesi gerektiğinden bahisle görev yönünden talebin
reddine karar verildiği, Anayasa
Mahkemesi’nin E:2005/108; K:2006/35 sayılı 1.3.2006 tarihli kararı ile,
5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın 3. maddesinin iptaline karar verildiği,
Anayasa Mahkemesi’nce Kabahatler Yasası’nın 3.
maddesinin iptal edilmesi nedeniyle Kabahatler Yasası’nın genel
hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanması
kabiliyeti bulunmadığı, bu nedenlerle, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nın
27/1 maddesinde belirtilen itiraz usul ve şekilleri aynı Yasada belirtilen
kabahatler kapsamına alınan idari para cezası müeyyidesi olan idari
suçlarla ilgili olup, Kabahatler Yasası kapsamı dışındaki idari para
cezalarına uygulanmasının mümkün olmadığı, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin
E:2004/4635; K:2004/9684 sayılı 14.09.2004 tarihli benzer bir kararında
özetle "..... UyuşmazlıkMahkemesi’ninkararlarında
dabelirtildiğigibi,trafik zabıtasınca yapılan uygulamanın idari ceza kapsamında
bulunduğu, bu nedenle, itirazı incelemekle görevli merciin idari yargı
olduğu gözetilerek sulh ceza mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi
gerekir" denildiği, Anayasa Mahkemesi'nin 5326 sayılı Kabahatler
Yasası’nın 3. maddesinin iptaline yönelik 2006/35 sayılı kararı ve Yargıtay
7. Ceza Dairesi’nin yukarıda bahsedilen kararı dikkate alındığında, idari
para cezasına yönelik itirazın idare mahkemelerince sonuçlandırılması
gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek;
adli ve idari yargı mahkemeleri arasındaki görev uyuşmazlığının giderilmesi
için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine kesin olarak karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum göz önüne
alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu para cezasına ilişkin görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu
ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli
olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı
bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı
yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan,
“Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli,
idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın
taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri
sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu
kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak;
hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli,
idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş
görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan
veya incelemekte olanbir yargı
mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına
varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı
yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı
yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şukadar ki ,başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz
görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş
olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme
nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile,
daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen
yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik
kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin
belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle,
her ne kadar2247 sayılı Yasa’da
öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda
bulunulmadığı gözetilerek, KızılcahamamSulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı
Yasa’nın 19.maddesi kapsamında
olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev
uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4915 sayılıKanun uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
1.7.2003 tarih ve
4915sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun
“Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı; sürdürülebilir
av ve yaban hayatı yönetimi için av ve yaban hayvanlarının doğal yaşam
ortamları ile birlikte korunmalarını, geliştirilmelerini, avlanmalarının
kontrol altına alınmasını, avcılığın düzenlenmesini, av kaynaklarının millî
ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini ve ilgili kamu
ve özel hukuk tüzel kişileri ile işbirliğini sağlamaktır.
Bu Kanun av ve yaban
hayvanlarını ve yaşama ortamlarını, bunların korunmasını ve geliştirilmesini,
av ve yaban hayatı yönetimini, avlakların kurulması, işletilmesi ve
işlettirilmesini, avcılığın, av turizminin, yaban hayvanlarının üretiminin,
ticaretinin düzenlenmesini, toplumun bilinçlendirilmesini, avcıların
eğitimini, av ve yaban hayatına ilişkin suçlar, suçların takibi ve cezaları
kapsar” denilmiş; 30. maddesinin ikinci fıkrasında ise, verilen para
cezalarının, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine
göre sahiplerine tebliğ edileceği,bu cezalara karşı, tebellüğ tarihinden itibaren yedi gün içinde,
idare mahkemesine itiraz edilebileceği,itirazın idarece verilen cezanın yerine getirilmesini
durdurmayacağı, bu konuda idare mahkemelerince verilen kararların kesin
olduğu belirtilmiştir.
4915 sayılı Yasa’nın 30. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde" (1)
Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının,
değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına
dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı
verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
4915 sayılı Yasa’ya göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın
görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesinin 19.
madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Kızılcahamam Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 11.
İdare Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün ve E:2005/2454, K:2005/2657
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/297
KARAR NO:
2007/15
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
Bursa Otelcilik A.Ş.
Vekili:
Av. S.E.
Davalı:
Muratpaşa Belediye Başkanlığı
Vekili: Av. A.D.
O L A Y :
Muratpaşa Belediyesi Encümeni’nce 28.10.2005 gün ve 1115 sayılı karar ile,
Kervansaray Otel’i tarafından izinsiz ve kaçak olarak yapılan yapılar
nedeniyle, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 20. maddesi ile 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca kaçak ve izinsiz yapıların yıktırılmasına,
3621 sayılı Kanun’un 21. maddesi ve 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi
uyarınca davacının para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve
para cezası için Muratpaşa Belediyesi’nce 16.11.2005 gün ve 21 sıra no’lu
ceza ihbarnamesi düzenlenmiştir.
Davacı vekili, söz konusu Encümen kararının ve ceza
ihbarnamesinin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.12.2005 gün ve E:
2005/ 1788; K: 2005/2116 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 5. maddesinden söz ederek, bu hüküm uyarınca birden fazla işleme
karşı tek dilekçe ile dava açabilmek için maddi birlik yanında hukuki
bağlılığında bulunmasının zorunlu olduğu, hukuki bağlılıktan söz edebilmek
için, dava konusu işlemlerin yargısal denetiminin aynı yargı yerinin görev
ve yetkisi içinde bulunması gerektiği, dava konusu olayda, davanın, davacı
şirkete ait otelde kaçak ve izinsiz yapılan kısımların 3194 sayılı Yasa’nın
32. maddesi uyarınca yıktırılması ile davacı şirkete aynı Yasanın 42.
maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin Belediye Encümeninin
28.10.2005 günlü, 1115 sayılı kararı ile para cezasının tahakkuk
ettirilmesine ilişkin 16.11.2005 günlü, 21 sayılı ceza ihbarnamesinin
iptali istemiyle açıldığı, ancak, para cezasının iptali istemiyle açılan
davanın, adli yargının; yıkım ve ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle
açılan davanın ise, idari yargının görevinde olduğunun görüldüğü, bu
nedenle, 2577 sayılı Yasa’nın 5/1. maddesine uygun olmayan dava dilekçesinin,
aynı Yasanın 14/3-g ve 15/1-d maddeleri uyarınca, bu kararın tebliğ
tarihini izleyen 30 gün içinde yıkım ve ceza ihbarnamesinin iptali
istemiyle ayrı, para cezasının iptali için ayrı dava açılmak üzere reddine
karar vermiştir.
Davacı vekili, bunun üzerine, idari para cezasına
karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 8.8.2006 gün ve D.
İşE: 2006/ 37; D. İş K: 2006/ 120
sayı ile, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve
2005/108 Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesinin iptal edildiği, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı
başvuru yolu konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük
oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari
para cezasının kaynağı olan yasada, kişiler hakkında idare tarafından
verilen idari para cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza
mahkemeleri olarak belirlenmemiş ise, idarenin her türlü eylem ve
işlemlerinin hukuksal denetimini yapmakla görevli mahkemelerin(Anayasamızın
ilgili hükümleri ve İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun
hükümlerinden yola çıkılarak), idare mahkemeleri olduğu hukuksal sonucuna
ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında
düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan 3194 sayılı İmar Kanunu
hükümlerine göre, idare tarafından verilen idari para cezalarına karşı
itiraz merciinin özel olarak açık biçimde sulh ceza mahkemesi olarak
gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun 3.maddesinin Anayasa
Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak
ve mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan ve yargılamanın
her aşamasında dikkate alınabileceğinden, resen görev yönü ile itiraz
dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucu, itiraz eden
hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel Yasada
Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı
değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Davacı vekili, adli ve idari yargı kararları
arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu
uyuşmazlığın giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı,
görevsizlik kararı olmayıp, para cezasının iptali istemiyle açılan davanın,
adli yargının; yıkım ve ceza ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan davanın
ise, idari yargının görevinde olduğu gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 5.
maddesine uygun olmayan dava dilekçesinin, aynı Yasanın 14 ve 15. maddeleri
uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içinde yıkım ve ceza
ihbarnamesinin iptali istemiyle ayrı, para cezasının iptali istemiyle ayrı
dava açılmak üzere reddine ilişkindir. Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı
doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik
kararı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi
uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulu taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/299
KARAR NO:
2007/17
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve ZabıtasıKanunu uyarınca verilen idari para
cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacılar : M.A.- F.Ö.
Vekili: Av. K.Y.
Davalı:
Derbent Kaymakamlığı
O L A Y:
Derbent Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 20.4.2006 gün ve 330 ve 338
sayılı işlemleri ile, menşe şahadetnamesi ve veteriner sağlık raporu
olmaksızın hayvan sevki yapıldığından bahisle 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanunu’nun 4648 sayılı Kanun’la değişik 47. maddesi uyarınca
davacılar adına idari para cezası verilmiştir.
Davacılar
vekili, söz konusu para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
KONYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.5.2006 gün ve Müt.
No:2006/543 Müt. sayı ile, 14.4.2006 tarihinde yapılan yol denetiminde
menşe şahadetnamesiz veya veteriner sağlık raporu olmaksızın hayvan
naklederken yakalanan Fevzi Ödek'e 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanunu’nun 47/b maddesi gereğince ve hayvanları nakleden araç sahibi Mevlüt
Aksoy'a aynı Kanunun 47/f maddesi gereğince idari para cezası uygulandığı
ve idari cezaya karşı davacılar vekili tarafından 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 27. maddesine göre itiraz yoluna başvurulduğu anlaşılmakta ise
de; 4854 sayılı Kanun’la değişik 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası
Kanunu’nun 56. maddesi gereğince bu Kanuna göre verilecek idari cezalara
karşı yetkili idare mahkemelerine itiraz edilebileceğinin hüküm altına
alınmış bulunması, özel nitelikte yetkilendirmenin genel mahiyetteki
Kabahatler Kanunu’ndan önce ve öncelikle uygulanmasının gerekmesi ve
başvuru konusu idari yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde
incelenebilecek kararlardan olmaması nedeniyle idare mahkemesinin görevli
bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara yapılan
itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.
Davacılar vekili, bu kez, idari para cezası
verilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 12.7.2006 gün ve
E:2006/2623 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2,3,16, geçici 2,
geçici 3 ve 27. maddelerinden söz ederek, yukarıda yer verilen Kabahatler
Kanunu hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın
ilişki içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında
değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık
Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı,
keza Kanunun geçici 2 ve geçici 3. maddelerinde getirilen düzenleme ile de,
Kanunun yürürlük tarihi olan 1.6.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari
para cezalarına ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağının
açıkça hüküm altına alındığı, Kabahatler Kanunu’nun tasarıdaki
gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz ederek, bu
açıklamalar ile Kabahatler Kanunu’nun sistematiği ve gerekçesi dikkate
alındığında, 1.6.2005 tarihinden itibaren açılacak bütün idari para cezası
davalarında artık 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun uygulanması gerekeceği,
dosyanın incelenmesinden, davacılar vekili tarafından, müvekkillerinin
menşe şahadetnamesi ve veteriner sağlık raporu olmaksızın hayvan sevk
ettiklerinden bahisle 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu
uyarınca idari para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Derbent
Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 20.04.2006 tarihli, 330 ve 338 sayılı
işlemlerinin iptali istemiyle Derbent İlçe Tarım Müdürlüğü'ne karşı
öncelikle Konya 1.Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığı, Konya 1.Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 3.5.2006 gün ve 2006/543 Mut. sayılı görevsizlik kararı
üzerine iş bu davanın Mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı, bu durumda,
3285 sayılı Kanun'un 4854 sayılı Kanun'un 5.maddesi ile değişik
56.maddesinde, itiraz mercii olarak idare mahkemesinin görevli olduğu hükmü
yer almış ise de, dava tarihi itibariyle artık Kabahatler Kanunu kapsamında
olan dava konusu idari para cezasının görüm ve çözüm yerinin Konya İdare Mahkemesi
olmayıp, adli yargı mahkemeleri (Konya Sulh Ceza Mahkemesi) olduğu sonucuna
ulaşıldığı gerekçesiyle Mahkemelerinin görevine girmeyen ve Konya 1. Sulh
Ceza Mahkemesi tarafından da görevsizlik kararı verilen bu davada, görevli
mahkemenin belirlenmesi için dava dosyasının, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19.maddesi uyarınca
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bir karar
verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine
ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri
arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında
kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği
sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesince anılan Yasanın
19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3285 sayılı Kanun’un 47. maddesine göre
verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
8.5.1986 tarih ve 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,“Bu Kanunun amacı,
hayvanlardan ve hayvan maddelerinden insan ve hayvanlara geçebilen
hastalıklardan korunulmasını ve bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele
edilmesini sağlamaktır” denilmiş; 47. maddesinde, verilecek idari para
cezaları düzenlenmiş; 56. maddesinin 4854 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile
eklenen 2. fıkrasında, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının
o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verileceği, verilen idarî para
cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı
Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini
durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın,
zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa
sürede sonuçlandırılacağı, bu Kanuna göre verilen idarî para cezalarının
21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.
3285 sayılı Yasa’nın 56. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme
yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde" (1)
Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen
uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa
kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle
yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı
yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 3285 sayılı Yasa’nın 47. maddesine
göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde
idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin
başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Konya 1. İdare Mahkemesi’nce 12.07.2006 gün ve
E:2006/2623 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/301
KARAR NO:
2007/82
KARAR TR
: 4.6.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin
özelleştirilmiş olması karşısında, davanın
tarafları arasında imzalanmış bulunan şebekelerarası irtibat ve işbirliği
sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin yazının iptali istemiyle açılan davanın
ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı: İş-Tim Telekomünikasyon Hizm. A.Ş.
(Yeni Ünvanı: Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.)
Vekilleri:
Av. R.T.A. – Av. M.Ü. – Av. O.A.
Davalı:
Türk Telekomünikasyon A.Ş.
Vekili: Av. M.K.
O L A Y :
İstanbul Yakası İl Telekom Müdürlüğü’nün davacı şirket adına yazılan
28.5.2002 gün ve 5389 sayılı yazı ile, şirketlerinden kiraladıkları 2 mbps
ve üstü data devrelerinin Ocak-Şubat-Mart 2002 tahakkuk dönemlerine ait İl
Müdürlüklerine olan borçları üç madde halinde belirtilerek, söz konusu
borçların 17.6.2002 tarihine kadar ödenmesi, ödenmediği takdirde
şebekelerarası işbirliği ve irtibat sözleşmesinin 24. maddesi gereğince
işlem yapılacağı hususu bildirilmiştir.
Davacı şirket vekili, şirketlerinin davalı şirkete
herhangi bir borcu bulunmadığını, davalı şirketin uyuşmazlık konusu işlemde
belirttiği şekilde uygulama yaparak şebekelerarası işbirliği ve irtibat
sözleşmesinin 24. maddesine istinaden sözleşme konusu hizmeti durdurması
halinde telafisi imkansız zararlara sebebiyet vereceğinden duruşmasız
olarak ihtiyati tedbir verilmesine, Ankara 9. İdare Mahkemesi tarafından
verilen 1999/577 Esas, 2000/831 Karar sayılı iptal kararının şirketleri
yönünden geçerli olmadığını, dolayısıyla, müvekkil şirketin Ocak, Şubat,
Mart, Nisan 2002 tahakkuk dönemlerine ilişkin olarak davalıya borçlu
bulunmaması nedeniyle davalı şirketin uyuşmazlık konusu işlemi ile
yarattığı muarazanın menine karar verilmesi istemiyle 18.7.2002 tarihinde
adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 5. ASLİYETİCARET MAHKEMESİ; 1.7.2004 gün ve E:2002/481; K:2004/369 sayı ile,
davanın, davalı tarafın sözleşme hükümlerine aykırı olarak yarattığı
muarazanın giderilmesi istemine ilişkin bulunduğu, konuyla ilgili olarak
Ankara 7. Ticaret Mahkemesi’nin benzer nitelikte 2004/271 E ve 2004/266 K
sayılı ilamının incelenmesinde; davacısının Turkcell İleşitim Hizmetleri
A.Ş., davalısının Türk Telekomünikasyon A.Ş., davanın muarazanın meni
olduğu, gerekçe bölümünde, konuyla ilgili olarak Ankara 9. İdare
Mahkemesi’nin 04.10.2000 gün ve 1999/575 E, 2000/831 K sayılı ilamıyla, şebekelerarası
irtibat ve işbirliği sözleşmesinin ek D çizelge 1'e ilave 1 A. 1 bölümünün
iptal edilmesi üzerine davalı şirketçe kendisince hesaplanan meblağın
davacı Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. alacaklarından resen kesinti
yapılmak suretiyle uygulanacağı yönündeki yarattığı muarazayla ilgili
mahkemece önceleri davanın kabulüne karar verildiği, vaki temyiz üzerine
Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2002/2819 E, 2002/7935 K sayılı ilamıyla
davanın idari yargının görevine girdiğinden bahisle bozulduğu, Mahkemece
eski kararda ısrar edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu'nca verilen
25.2.2004 tarih, 2004/19-64 E, 2004/102 K sayılı ilamında belirtilen
gerekçeler karşısında ısrar kararının bozulduğu ve
bozma gerekçesinde, GSM işletmecisi ile, Türk Telekomünikasyon A.Ş
arasında imzalanan ara bağlantı sözleşmesinin çağrı sonlanma ücretlerine
ilişkin esasları düzenleyen bölümünün idare mahkemesince iptal edilmesi
sonucu, idari sözleşmedeki boşluk nedeniyle oluşan uyuşmazlığın çözümünde
idari yargının görevli olacağı belirtildiğinden, Mahkemece Hukuk Genel
Kurulu kararı uyarınca, idari sözleşmeden doğan boşluklarla ilgili
uyuşmazlığın çözümünde de idari yargı görevli olacağından, davanın görev
yönünden reddine karar verildiği anlaşılmış olmakla; mevcut davanın
konusunu oluşturan somut olaydaki ihtilafta aynı nitelikleri taşıdığından,
taraflar arasında yapılan idari sözleşmeden kaynaklanan mevcut uyuşmazlığın
çözümünde Hukuk Genel Kurul kararı da dikkate alınarak idari yargının
görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Davacı vekili
tarafından bu kararın temyiz edilmesi üzerine, YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ;
7.10.2005 gün ve E:2004/12525, K:2005/9794 sayı ile, davacı ile davalı
arasında şebekeler arası irtibat ve işbirliği sözleşmesi imzalandığı
konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, davanın, davacının davalıdan
kiraladığı 2 Mbps ve üstü data devrelerinin Ocak, Şubat ve Mart 2002
tahakkuk dönemine ait alacakların tahsili istemi için davacıya gönderilen
28.5.2002 tarihli yazı doğrultusunda işlem yapılması halinde davacının
zarara uğrayacağı, uygulamanın hukuka aykırı olduğu iddiası ile açılan
muarazanın giderilmesi davası olduğu, davalı vekilinin, Elektrik
Mühendisleri Odası tarafından Kuruluş aleyhine idari yargıda açılan dava
sonucunda Kuruluş ile işletmeciler arasında imzalanan şebekeler arası
irtibat ve işbirliği sözleşmesinin karşılıklı trafikten kaynaklanan çağrı
sonlama ücretleri ile ilgili bulunan ek D ilave 1 A. 1 bölümünün kamu yararına aykırı bulunması
nedeniyle iptaline karar verildiği, iptal kararının davacıya uygulanacağı,
bu nedenle, yapılacak toplantıya iştirak etmesinin istendiği, ancak,
davacının toplantıya iştirak etmediği, yapılan işlemde tutarsızlık
bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddini istediği, Mahkemece, konu ile
ilgili olarak Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. tarafından Türk
Telekomünikasyon A.Ş. aleyhine açılan benzer davada idari sözleşmedeki
boşluk nedeniyle oluşan uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli
olacağı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından da vurgulandığından, davanın
idari yargıda görülmesi gerektiğinden reddine karar verildiği, hükmün
davacı vekili tarafından temyiz edildiği, dosyadaki yazılara, kararın
dayandığı delillerle, gerektirici sebeplere ve özellikle 2004/64- 2004/102
Karar sayılı, 25.2.2004 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararı da gözetilerek
yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre,
davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle,
usul ve kanuna uygun bulunan hükmün onanmasına karar vermiş; kararın
düzeltilmesi istemi de aynı Dairece reddedilmek suretiyle sözü edilen karar
kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili, bu kez, davalı tarafından
tesis olunan 28.5.2002 gün ve 5389 sayılı işlemin iptali ile yürütmenin
durdurulması istemiyle 6.1.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ; 30.3.2006 gün ve
E:2006/134; K:2006/521 sayı ile, 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1/a
bendi uyarınca davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili
İstanbul İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ; 5.7.2006 gün ve
E:2006/1927, K:2006/1426 sayı ile, davanın;
davacı şirketin, Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi ile Türk
Telekomünikasyon A.Ş.'den kiralamış olduğu 2 Mbps ve üstü data devrelerinin
2002 yılı Ocak, Şubat ve Mart dönemlerine ait ara bağlantı borçlarını
ödemediğinden bahisle, bu borçların ödenmesine, aksi takdirde Sözleşmenin
24. maddesi uyarınca işlem yapılacağına ilişkin İstanbul Yakası İl Telekom
Müdürlüğü'nün 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı işleminin iptali istemiyle
açıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde; "idari işlemler hakkında yetki, şekil,
sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları", "idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" ve
"tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan
uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan
her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar"ın, idari dava türleri olarak
belirtildiği, 406 sayılı Telsiz ve Telgraf
Kanunu'nun 4673 sayılı Kanun'la değişik 1. maddesinde; "Türk
Telekomun, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket
olduğu, bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri
de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum,
kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuatın Türk Telekom'a
uygulanmayacağı" düzenleme altına alınmış, aynı Kanunun 4502 ve 4673
sayılı Kanunlarla değişik 2. maddesinde ise; "Türk Telekomun;
telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses
iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31/12/2003 tarihine kadar bu
Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürüteceği... Ancak,
Türk Telekom'daki kamu payı % 50'nin altına düştüğünde, Türk
Telekom'un tüm tekel haklarının 31/12/2003 tarihinden önce de olsa ortadan
kalkmış olacağı, ayrıca yeni nesil telekomünikasyon hizmetlerinin
yürütülmesine ilişkin olarak Türk Telekom ile diğer işletmeciler arasında
ayrım gözetilemeyeceği"nin hükme bağlandığı, diğer taraftan Türk Telekom A.Ş., Bakanlar Kurulu'nun
25.07.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı "Türk Telekomünikasyon Anonim
Şirketi'nin % 55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai
Devir İşlemlerine Dair Karar'ın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı
uyarınca, % 55 oranındaki hissesinin blok olarak satışı suretiyle
özelleştirilmiş bulunduğu, uyuşmazlığa
konu 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü
işlemi, taraflar arasında 30.10.2000 tarihinde imzalanmış bulunan
Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi'nin uygulanması ile ilgili
bir işlem olup;bu işlemle Türk Telekom A.Ş., sözleşme uyarınca işletmeci
sıfatını sahip bulunan davacıya, Ocak-Şubat-Mart 2002 dönemlerine ait
borçlarını ödemesini, aksi takdirde sözleşmenin 24. maddesi gereğince
sözleşmeden doğan hizmetlerini durduracağını ihtar ettiği, dolayısıyla, bu
işlemin iptali istemiyle açılan davanın idari yargı mercilerinin görev
alanına girdiğinin kabul edilebilmesi için, taraflar arasında imzalanmış
bulunan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi'nin 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi anlamında "idari
sözleşme" olarak nitelendirilebilmesi gerektiği, içtihatlarda ve öğretide sıklıkla belirtildiği üzere,
idari sözleşmeler, "idarenin yaptığı ve karşı tarafın bir kamu
hizmetini yürütmesini veya böyle bir hizmetin yürütülmesine katılmasını
öngören ve idareye özel hukuk sözleşmelerindekileri aşan bazı üstünlük ve
ayrıcalıkların tanınmış olduğu sözleşmeler" şeklinde tanımlandığı,
taraflar arasında imzalanmış bulunan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği
Sözleşmesi her ne kadar, davacı ile Ulaştırma Bakanlığı arasında imzalanmış
bulunan "GSM 1800 Sayısal Hücresel Mobil Telefon Sistemi Kurulması ve
İşletilmesi İle İlgili İmtiyaz Verilmesine İlişkin İmtiyaz Sözleşmesi"
uyarınca düzenlemişse de; doğrudan davacı tarafça bir kamu hizmetinin
yürütülmesine ya da davacı tarafın bir kamu hizmetinin yürütülmesine
katılımına ilişkin olmayıp, davacının Türk Telekom A.Ş.'ye ait yer, bina,
tesis, kule, enerji, devre, klima ve benzeri altyapı imkanlarından ivaz
karşılığında faydalandırılmasını konu edindiği, ayrıca Sözleşmenin
"anlaşmazlıklar", "sözleşmenin ihlali ve hizmetin
durdurulması", "anlaşmazlıkların halli", "sözleşmedeki
değişiklikler" başlıklı maddeleri de dahil olmak üzere tamamında "sözleşme
taraflarının hukuki eşitliği" prensibine uygun şekilde düzenlemeler
yapıldığı ve sözleşmenin hiç bir kısmında Türk Telekom A.Ş.'ye özel hukuk
sözleşmelerindekileri aşan ayrıcalıklı yetkiler tanınmadığı, bu durumda,
taraflar arasında imzalanmış bulunan ve iptali istenen 28.05.2002 gün ve 5389
sayılı işlemin dayanağını oluşturan Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği
Sözleşmesi'nin, bir idari sözleşme olarak değil, idarenin özel hukuk
sözleşmesi olarak kabulü gerektiğinin açık bulunduğu, kaldı ki; iptali istenen 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı
işlemin tesis tarihinde Türk Telekom A.Ş., 406 sayılı Kanun'un 12.05.2001
tarih ve 4673 sayılı Kanun'la değişik 1. maddesi uyarınca özel hukuk
hükümlerine tabi bulunan bir anonim şirket olup, 30.10.2000 tarihli
Şebekelerarası İrtibat ve İşbirliği Sözleşmesi'nin 34.2 maddesi uyarınca
adı geçen sözleşmenin tarafı konumunda olduğu, dolayısıyla bu tarihte söz
konusu sözleşmenin, özel hukuk hükümlerine tabi bulunan iki anonim şirket
arasında geçerli olan bir işbirliği sözleşmesi niteliğinde bulunduğu,
ayrıca davanın açıldığı 06.01.2006 tarihi itibariyle de, Bakanlar
Kurulu'nun 25.07.2005 gün ve 2005/9146 sayılı kararıyla Türk
Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin % 55 oranındaki hissesi Oger Telecoms
Ortak Girişim Grubu'na satılmış ve devredilmiş olduğundan; kamu kurum ve
kuruluşlarına uygulanan mevzuatın, hisse devir işlemleri tamamlanarak
özelleşmiş bulunan Türk Telekom A.Ş hakkında uygulanmasına olanak
bulunmadığı, dolayısıyla davacı İŞ-TİM
Telekomünikasyon Hizmetleri A.Ş. tarafından 28.05.2002 gün ve 5389 sayılı işlemin
iptali istemiyle Türk Telekomünikasyon A.Ş.'ye karşı açılan davada; gerek
tesis edilen işlemin dayanağı olan sözleşmenin niteliği, gerekse işlemi
tesis eden merciin hukuki statüsü dikkate alındığında, davanın görüm ve
çözümünün adli yargı mercilerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan
YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü
toplantısında;
I-İLK
İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan
incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14.
maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı
dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün davada idari
yargının, Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, şirketlerinden kiraladıkları 2 Mbps ve üstü
data devrelerinin Ocak-Şubat-Mart 2002 tahakkuk dönemlerine ait İl
Müdürlüklerine olan borçları üç madde halinde belirtilerek söz konusu
borçların 17.6.2002 tarihine kadar ödenmesi, ödenmediği takdirde
şebekelerarası işbirliği ve irtibat sözleşmesinin 24. maddesi gereğince
işlem yapılacağı yolundaki İstanbul Yakası İl Telekom Müdürlüğü’nün
28.5.2002 gün ve 5389 sayılı yazısının iptali istemiyle açılmıştır.
1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye
Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı
Yasa’yla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine
ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ),
telekomünikasyon hizmetleri ise “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi
(Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılan-dırılmıştır.
27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi
ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk
Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine
ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri
uygulanır” denilmiş; anılan fıkra hükmü 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı
Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel
hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı
kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat
Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı
sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve
3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli
ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve
seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin
özel kanunların hükümleri saklıdır” hükmünü almıştır.
406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2.
maddesinin (c) bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde “Türk
Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve
uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003
tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür”
denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendinde 12.5.2001 tarih
ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede “Ancak, Türk Telekom’daki
kamu payı %50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları
31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur” denilmiş; 4502
sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233
sayılı KHK. ‘nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer
alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.
Yasa ile telekomünikasyon şebekeleri üzerinden
sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon
hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli
kılınan ve olay tarihi itibariyle, çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan
Türk Telekom, yürüttüğü hizmetin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde
istihdam edilen personelinin 399 sayılı KHK hükümlerine tabi kamu personeli
olduğu da dikkate alındığında, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak
kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve
sermayesindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar kamu kuruluşu
niteliğini taşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.
Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin dava konusu
uyuşmazlık hakkında vermiş olduğu görevsizlik kararının Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 7.10.2005 günlü kararı
ile onanmasından sonra, özelleştirme kapsamında bulunan Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden % 55’i,
Bakanlar Kurulu’nun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146sayılı“TürkTelekomünikasyonAnonimŞirketi(TürkTelekom)’nin%
55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir
İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”ı uyarınca,
14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle)
Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ ne satılmak suretiyle özelleştirilmiştir.
Davanın tarafları arasında imzalanmış
bulunan şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesinde, bu sözleşmenin
amacının; işletmeci ile T.C. Ulaştırma
Bakanlığı arasında imzalanmış olan GSM 1800 SAYISAL HÜCRESEL MOBİL TELEFON
SİSTEMİ KURULMASI VE İŞLETİLMESİ İLE İLGİLİ İMTİYAZ VERİLMESİNE İLİŞKİN
İMTİYAZ SÖZLEŞMESİ uyarınca Türkiye’de imtiyaz almak suretiyle kuracağı ve
işleteceği, GSM Mobil telefon şebekesinin santral, baz istasyonu, baz
istasyon kontrol istasyonu ve diğer ilgili teçhizatı için Türk Telekom’un
mevcut yer, bina, tesis, kule, enerji, devre, klima ve benzeri altyapı
imkanlarından Katma Değerli Telekomünikasyon Hizmetleri İmtiyaz Yönetmeliği
(Yönetmelik) hükümleri çerçevesinde ve bu Sözleşmedeki koşullarla
faydalandırılması ve Türk Telekom’un şebekesiyle İşletmeci’nin şebekesinin
karşılıklı yarattığı trafik ile ilgili işletme ve hesaplaşma usul ve
esaslarını belirlemek olduğu ifade edilmiştir.
Dava konusu yazı ile, davacı şirkete,
şirketlerinden kiraladıkları 2 Mbps ve üstü data devrelerinin
Ocak-Şubat-Mart 2002 tahakkuk dönemlerine ait İl Müdürlüklerine olan
borçları üç madde halinde belirtilerek söz konusu borçların 17.6.2002
tarihine kadar ödenmesi, ödenmediği takdirde şebekelerarası işbirliği ve
irtibat sözleşmesinin 24. maddesi gereğince işlem yapılacağı yolunda
İstanbul Yakası İl Telekom Müdürlüğü’nce bildirimde bulunulmuştur.
Ulaştırma Bakanlığı ile davacı şirket
arasında imzalanan imtiyaz sözleşmenin ifası amacıyla davanın tarafları arasında şebekelerarası
irtibat ve işbirliği sözleşmesi imzalanmış, bu sözleşmeye
dayanılarak da davalı tarafça davacıya alacak miktarını belirleyen yazı
yazılmış olup, bu yazının içeriğine bakıldığında, uyuşmazlığın, taraflar
arasında imzalanan şebekelerarası irtibat ve
işbirliği sözleşmesine dayanan alacak-borç ilişkisinden, bir başka
ifade ile, sözleşmenin uygulanmasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda
ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi’nin özelleştirilmiş olması
karşısında, davanın tarafları arasında imzalanmış
bulunan şebekelerarası irtibat ve işbirliği sözleşmesine dayanılarak adı
geçen şirket tarafından düzenlenen 28.5.2002 gün ve 5389 sayılı yazının
iptali istemiyle açılan işbu davaya bakma konusunda adli yargı yerinin
görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, Asliye Ticaret Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 5. AsliyeTicaret Mahkemesi’nce verilen 1.7.2004 gün ve E:2002/481; K:2004/369
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/302
KARAR NO:
2007/40
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Kurum alacağının personelden hükmen tahsiline
yönelik bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : TÜPRAŞ İzmir Rafineri Müdürlüğü
Vekili :
Av. E.K.
Davalı:
D.K.
Vekili:
Av. F.A.
O L A Y:
TÜPRAŞ Türkiye Petrol Rafinerileri Anonim Şirketi İzmir Rafineri
Müdürlüğü’nün 2.7.1998 günlü işlemi ile, Yönetim Kurulunun 27.6.1997 tarih
ve 270/15 sayılı Olur’u ile Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği gereğince 55
yaşını doldurması ve emekliliğe hak kazanması nedeniyle iş akdinin, İş
Kanunu’nun 13 ve 14. maddelerine göre 3.7.1998 tarihi itibariyle fesh
edildiği, davalı Doğan Keltek’e bildirilmiştir.
Bunun üzerine, davalı vekili, iş akdinin feshine
ilişkin söz konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı
parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle dava
açmış, bu dava İdare Mahkemesince reddedilmiş, ancak, bu kararın temyizi
üzerine ilgili Danıştay Dairesince yürütmenin durdurulması isteminin
kabulüne karar verdiğinden, davalı eski görevi olan üretim stok-vergi
sigorta şefi olarak yeniden göreve başlatılmıştır. Daha sonra, ilgili
Danıştay Dairesi mahkeme kararını bozmuş, ancak, İdare Mahkemesi ilk
kararında ısrar ettiğinden, davalının iş akdi yeniden fesh edilmiştir.
İdare Mahkemesinin ısrar kararının temyizi üzerine Danıştay İdari Dava
Daireleri Genel Kurulu yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar
verdiğinden, davalı yeniden göreve başlatılmıştır. Bilahare, Danıştay İdari
Dava Daireleri Genel Kurulu’nun, İdare Mahkemesinin ısrar kararını onaması
üzerine, davacının 16.3.2004 günlü işlemi ile, Danıştay İdari Dava
Daireleri Genel Kurulu’nun kararı ve Genel Müdürlüğün Olur’larına istinaden
2.3.2004 tarihinde 55 yaş nedeni ile iş akdinin feshedildiği, dışarıda
kalınan sürelerden 1998 yılına ait kıdem tazminatı, ihbar ve izin
alacakları düşüldükten sonra 23.125.779.069.-TL borcunun bulunduğu,
davalıya bildirilmiştir.
Davacı vekilince, davalıdan olan 23.125.779.069.-TL
alacağın davalıya tebligat yapılan 16.3.2004 tarihinden itibaren işleyecek
yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava
açılmıştır.
KARŞIYAKA 2. İŞ MAHKEMESİ; 14.3.2006 gün ve
E:2005/1018; K:2006/44 sayı ile, davacı vekili
dilekçesiyle; davalının müvekkili şirkette kapsam dışı personel olarak
çalışırken 03.07.1998 tarihinde iş akdinin fesih edilmesi üzerine kıdem,
ihbar tazminatı, yıllık izin , akdi ve ilave ikramiye olmak üzere ödeme
yapıldığını, davalının idari yargıda açtığı davayı kazanması neticesinde iş
başı yaptırıldığını, boşta kalan süreye yönelik mahsup işlemi sonucu bakiye
alacak için ihtarname tebliğine rağmen 23.125.779.069.- TL nin
ödenmediğini, bu miktarın faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş
ise de ; davalı kapsam dışı personel statüsünde olup, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin 22.01.1996 tarih, 1995/1 Esas ve 1996/1 Karar sayılı ilke
kararı uyarınca; uyuşmazlığın çözüm merciinin idari yargı olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK
DAİRESİ’nin 1.5.2006 gün ve E:2006/13440; K:2006/11991 sayılı kararıyla
onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, aynı istemle, idari yargı
yerinde dava açmıştır.
İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 20.7.2006 gün ve
E:2006/1410 sayı ile, TÜPRAŞ İzmir Rafineri
Müdürlüğü vekili tarafından, davacı idarede kapsam dışı personel statüsünde
servis şefi olarak görev yapmakta iken 27.6.1998 tarihli işlem ile iş akdi
fesh edilen ve bu işleme karşı açtığı dava, İzmir 4. İdare Mahkemesi'nin Danıştay'ca onanan 14.3.2001
tarih ve E:2001/121, K:2001/162 sayılı kararı ile reddedilen Doğan Keltek'e
açıkta geçen sürelere ilişkin olarak davacı idare tarafından yapılan
parasal ödemeler toplamı olan 23.125,77.-YTL tazminatın 16.3.2004
tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar
verilmesi istemiyle Doğan Keltek'e karşı dava
açıldığı, dosyasının incelenmesinden, bu davanın daha önce Karşıyaka 2. İş
Mahkemesi'nde açıldığı ve bu Mahkemenin Yargıtay'ca onanan 14.3.2006 tarih
ve E:2005/1018 K:2006/44 sayılı kararıyla, davanın idare mahkemesinin
görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine, aynı
davanın Mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı, olayda, davacı idare
tarafından, kapsam dışı personel statüsünde çalışmakta iken 55 yaşını
doldurmuş olması ve emekliliğe hak kazanmış olması nedeniyle sözleşmesi
fesh edilen Doğan Keltek'e açıkta geçen sürelere ilişkin olarak yapılan
parasal ödemelerin tazmini istemiyle dava açılmış olup, bu nitelikteki
dava, 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi hükümleri uyarınca idare
mahkemelerinin görevlerine giren davalar arasında olmadığı gibi, kurumların
personeline yaptığı fazla ve yersiz ödemelerin tazmini istemiyle
personeline karşı açılan davaların genel hükümler uyarınca adli yargı yerlerinde
görülmesi gerektiği, bu nedenle,
Mahkemelerinin görevine girmeyen davaya ilişkin dosyanın, davanın daha önce
adli yargı yerince verilmiş görev ret kararı üzerine açılmış olduğu dikkate
alınarak, görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderilmesinin icap ettiği gerekçesiyle 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 19.
maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dava dosyasının
Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine, bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi'nce
bir karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşılmakla, adli ve idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı TÜPRAŞ İzmir Rafineri Müdürlüğü’nde
kapsam dışı personel olarak çalışan davalının iş akdinin feshedilmesi
sonucunda davalıdan olan 23.125.779.069.-TL alacağın, tebligat yapılan
16.3.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili
istemiyle açılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davalı Doğan Keltek’in,
davacı Müdürlükte kapsam dışı personel olarak çalıştığı ve bu konuda
taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı anlaşılmakta olup; Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan,22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ilke kararı ile,
özelleştirme kapsamında bulunan ya da bulunmayan Kamu İktisadi Teşebbüslerinde
sözleşmeli ya da kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile
ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların idari yargı yerinde çözümleneceği
belirtilmiştir.
Ancak, anılan İlke Kararında sözü edilen
anlaşmazlıklar ile, sözleşmeli ya da kapsam dışı personel tarafından idare
aleyhine açılabilecek olan ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun
2/1. maddesinde sayılan iptal, tam yargı veya idari sözleşmelerden doğan
idari davaların anlaşılması gerekmekte olup, kişiler aleyhine açılan
davaların idari yargı yerinde görülüp çözümlenmesine hukuken olanak
bulunmadığından, adli yargı yerinde TÜPRAŞ Türkiye Petrol Rafinerileri
Anonim Şirketi İzmir Rafineri Müdürlüğü vekilince eski personelleri olan
şahıs aleyhine açılmış bulunan davanın ilke kararında belirtilen
anlaşmazlıklar kapsamında görülemeyeceği açıktır.
Bu durumda, olayda, idarece kamu gücüne dayalı
olarak ve idari usul ve esaslara göre re'sen ve tek yanlı biçimde tesis
edilmiş bir işlem veya eylemden dolayı, hak ve menfaati ihlâl edilenler
tarafından idare aleyhine açılmış bir dava bulunmadığından, uyuşmazlığın,
salt personel ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin idare hukuku
kurallarına tabi olduğundan hareketle, idari yargı yerinde çözümleneceği
sonucuna ulaşmak imkansızdır.
Buna göre, davacı alacağının tahsili için şahıs
aleyhine açılan davanın, idari yargı yetkisine giren bir idari dava
niteliğinde olmadığından, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve
çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, TÜPRAŞ Türkiye Petrol
Rafinerileri Anonim Şirketi İzmir Rafineri Müdürlüğü’nün açtığı davada;
İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile İş Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Karşıyaka 2. İş Mahkemesi’nce verilen 14.3.2006 gün ve E:2005/1018;
K:2006/44 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/303
KARAR NO:
2007/41
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu
uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
R.K.
Vekili:
Av. A.L.
Davalı:
Honaz Kaymakamlığı
O L A Y : Honaz Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 22.12.2005 gün
ve 4 sayılı işlemi ile, 3285 sayılı
Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47. maddesine(4648 sayılı Kanun’un 4.
maddesi (f) bendi) göre davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, para cezası verilmesine ilişkin söz
konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
DENİZLİ İDARE MAHKEMESİ; 8.3.2006 gün ve E:2006/416,
K:2006/545 sayı ile, davacıya menşe
şahadetnamesiz ve veteriner sağlık raporsuz hayvan sevk etmekten dolayı
4648 sayılı Yasa’nın 4/f maddesi uyarınca para cezası verilmesine ilişkin
Honaz Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 22.12.2005 günlü ve 4 sayılı
kararının iptalinin istenildiği, 31.03.2005 gün ve 25772 mükerrer sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanarak, 5328 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (k)
bendi uyarınca 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 2,3,16,22,27 ve geçici 2.
maddelerinden söz ederek, 5326 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.06.2005
tarihinden sonra idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine dair
idari yaptırım kararlarına karşı açılacak davaların görüm ve çözüm
görevinin yasa koyucu tarafından sulh ceza mahkemesine verildiği sonucuna
ulaşıldığı, olayda; 4648 sayılı Yasa’nın 4/f maddesi (3285 sayılı Hayvan
Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47/f maddesi ) uyarınca verilen idari para
cezasına ilişkin idari yaptırım kararına karşı açılan iş bu davada, 5326
sayılı Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden itibaren
Mahkemeleri görevsiz olduğundan ve bakılmakta olan davanın da bu tarihten
sonra açılması nedeniyle uyuşmazlığın görüm ve çözümünde sulh ceza
mahkemesinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, söz konusu para
cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
HONAZ SULH CEZA MAHKEMESİ; 18.7.2006 gün ve
E:2006/81 D.İş, K:2006/81 D.İş sayı ile, Denizli İdare Mahkemesi’nin
08.03.2006 tarih ve 2006/416 E, 2006/545 K sayılı görevsizlik kararından
söz ederek, bu kararın 24.03.2006 tarihinde kesinleştiği, davacı hakkında,
Honaz Kaymakamlığı İlçe Tarım Müdürlüğü’nün 22.12.2005 tarihli tutanağına
istinaden, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47. maddesinde
değişiklik yapılmasına ilişkin 4648 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (f) bendi
gereğince, menşe şahadetnamesizve
veteriner sağlık raporsuz hayvan sevk etmekten dolayı 22.12.2005 tarih ve
sayı: 4, 000307 numaralı idari para cezası verildiği, 3285 sayılı Hayvan
Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 24.04.2003 tarih ve 4854 sayılı Yasa ile
eklenen ikinci fıkrasına göre, bu Kanunda yazılı olan idari para cezalarına
karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebileceğinin açıkça belirtildiği, Anayasa
Mahkemesi’nin 01.03.2006 tarih ve 2006/35 sayılı kararı ile 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna karar
verdiği, herne kadar, iptalhükmünün,kararınResmiGazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş ise de; itiraza konu idari para cezasını, idarenin, kamu gücünü
kullanarak tertip ettiği, bu nedenle, bu cezai işlemin idari bir yaptırım
olduğu, idari para cezalarının idare tarafından ve adli bir makam olmadan
verilip, kamusal faaliyetlerin yerine getirilmesi amacını sağlamaya yönelik
bulunduğu ve yasada açıkça öngörülen ihlaller hakkında idare tarafından uygulanan
para cezaları türünden olduğu, bu nedenle, idari organlarca verilen bu
çeşit para cezalarına itirazın idare mahkemesine yapılması gerektiği, bu
yönde Anayasa Mahkemesi’nin 08.10.2002 gün ve 225/88 sayılı kararı ile
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 01.07.2004 gün ve 12/33 sayılı ve 06.12.2004 gün
ve 94/89 sayılı kararlarında da, idari para cezalarında denetimin, yani,
itiraz başvurularına konu olan idari para cezası kararlarına karşı inceleme
görevinin, idari yargı mercilerine aitolduğunun açıkça belirtildiği, ayrıca,
idariparacezalarının denetimindesulhyargıcının incelemesi yalnızca
idari işlemin yasaya uygun yapılıp yapılmadığı ile sınırlı olup, sulh ceza
mahkemesi yargıcının yasaya aykırılığı saptaması durumunda idari merciin
yerine geçerek idari para cezasını belirleme yetkisi bulunmadığı, aynı
konuda ve aynı olaya ilişkin olarak hayvanların sahibi İbrahim Demir hakkında düzenlenen idari para cezasına
karşı yapılan itiraz üzerine itiraz dosyasında da Mahkemelerince
görevsizlik kararı verildiğinin ve Mahkemelerinin 2006/38 D.İş Esas sayılı
dosyasının olumsuz görev uyuşmazlığının halli için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek,
Mahkemeleri ile Denizli İdare Mahkemesi arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, Sulh Ceza Mahkemesine verdiği
dilekçe ile, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…” açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu para cezasına
ilişkin görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu
ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli
olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı
bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı
yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde yer alan,
“Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli,
idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın
taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri
sürülebilir” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik
kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu
kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak;
hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeki “Adli,
idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş
görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan
veya incelemekte olanbir yargı
mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına
varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı
yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı
yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne başvurma olanağına sahiptir. Şukadar ki ,başvuru kararının, görev konusunda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin incelenmesinin
ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz
görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş
olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme
nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile,
daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen
yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma
olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik
kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin
belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle, Honaz Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen
yapılan başvuru, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamaktadır.
Ancak, adli ve idari yargı yerleri arasında olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve idari yargı dosyalarının, davacı
vekilinin görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesi istemine ilişkin dilekçesi ile birlikte son
görevsizlik kararını veren Sulh Ceza Mahkemesince Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3285 sayılı Kanun’un 47. maddesine(4648
sayılı Kanun’un 4. maddesi (f) bendi) göre Kaymakamlık tarafından verilen
para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
8.5.1986 tarih ve 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve
Zabıtası Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı,
hayvanlardan ve hayvan maddelerinden insan ve hayvanlara geçebilen
hastalıklardan korunulmasını ve bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele edilmesini
sağlamaktır” denilmiş; 19.4.2001
tarih ve 4648 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile değişik 47. maddesinde,
verilecek idari para cezaları düzenlenmiş; 56. maddesinin 4854 sayılı
Kanun’un 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında, bu Kanunda yazılı
olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri tarafından
verileceği, verilen idarî para cezalarına dair kararların ilgililere
11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ
edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün
içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, idarece
verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen
kararın kesin olduğu, itirazın, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde
inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılacağı, bu Kanuna göre
verilen idarî para cezalarının 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı
belirtilmiştir.
3285 sayılı Yasa’nın 56. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde" (1)
Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
3285 sayılı Yasa’nın 47. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 7. idare
Mahkemesi’nce verilen 11.7.2006 gün ve E:2006/1671, K:2006/1754 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/304
KARAR NO:
2007/42
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET :2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca verilen
idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
F.A.
Vekili: Av. Ç.S.
Davalı:
Antalya Valiliği
O L A Y : Antalya Valiliği Çevre İl Müdürlüğü’nün 10.6.2003 gün ve 0084 sayılı işlemi ile, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddesine aykırılıktan
dolayı aynı Kanunun 20/a ve 20/son maddeleri uyarınca davacı adına
idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, para cezası verilmesine ilişkin
işlemin iptali istemiyle 1.7.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 10.11.2005 gün ve
E:2005/1552; K:2005/1672 sayı ile, uyuşmazlık
hakkında görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği,
kabahatler ve kabahatlere uygulanacak yaptırımların, 765 sayılı eski Ceza
Kanunu’ndan farklı bir anlayışla 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu’nda düzenleme
dışı bırakıldığı ve yeni Türk Ceza Kanunu ile eş zamanlı olarak yeni bir
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe konulduğu, ancak, özel hükümlerinde eski
Ceza Kanunu’nda sayılan kabahatler büyük oranda korunmuş olmakla birlikte
yürürlüğe giren bu Kabahatler Kanunu’nun 765 sayılı Yasa’da yer alan
hükümlerden farklı olarak yeni bir amaç ve kapsam taşıdığı, Kabahatler Kanunu’nun 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici
3. maddeleri ile Kanunun gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu raporundan
söz ederek, aksi yöndeki bir düşüncenin, Kabahatler Kanunu’nu sadece
Kanunun "Çeşitli Kabahatler" başlıklı ikinci kısmında yer alan ve
büyük oranda eski Ceza Kanunu’nda sayılan kabahatlerden oluşan toplam 12
çeşit kabahatle sınırlı olduğu sonucunu doğuracağı,bunun, Kanunun genel hükümlerinde yer
alan maddelerle getirilen sistematiğine uygun düşmeyeceği ve özellikle
Kanunun yukarıda yer verilen 3. maddesinin birinci fıkrasını, geçici 2. ve
3. maddelerini, uygulama alanı olmayan gereksiz maddeler durumuna
düşüreceğinin açık olduğu, Yasa koyucunun bu tür bir sonucu öngördüğünün
söylenemeyeceği, bu durumda, Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para
cezalarına karşı açılan davaların, kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve
idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak
idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı
yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığından, 2872 sayılı Çevre
Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı açılan davada
görevli yargı yerinin adli yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, söz konusu para cezasına
karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 3. SULH CEZA MAHKEMESİ;
8.8.2006 gün ve D.İş E: 2006/12; Değişik İş K: 2006/105 sayı ile,
başvuran hakkında, Antalya Çevre İl Müdürlüğü
tarafından dosya kapsamındaki idari para cezasının düzenlendiği, bu
düzenleme üzerine başvuran tarafından Mahkemelerine bir dilekçe ile başvurularak
hakkındaki idari para cezasının iptalini istediği, Anayasa Mahkemesi’nin 01.03.2006 tarih ve 2005/108
Esas, 2006/35 Karar sayılı kararı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin
iptal edildiği, bu kararın, 22.07.2006 tarih ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlandığı, bu iptal kararı ile idari para cezalarına karşı başvuru yolu
konusunda 1 Haziran 2005 tarihi öncesindeki uygulamaya büyük oranda geri
dönüldüğü, buna göre, idari para cezasının
kaynağı olan yasada kişiler hakkında idare tarafından verilen idari para
cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri olarak
belirlenmemiş ise; idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal
denetimini yapmakla görevli mahkemelerin (Anayasamızın ilgili hükümleri ve
İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola
çıkılarak) idare mahkemeleri olduğu sonucuna ulaşılabileceği, itiraz eden hakkında düzenlenen idari para cezasının
dayanağı olan 2872 sayılı Çevre Kanunu hükümlerine göre, idare tarafından
verilen idari para cezalarına karşı itiraz merciinin özel olarak açık
biçimde sulh ceza mahkemesi olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa
Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi de dikkate alınarak
ve Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan ve yargılamanın
her aşamasında dikkate alınabileceğinden, resen görev yönü ile itiraz
dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucunda itiraz eden
hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel yasada Mahkemeleri
özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı değerlendirme ve
sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu, başvuru konusu idari
yaptırım kararının sulh ceza mahkemesince incelenebilecek kararlardan
olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
“2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden
2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının
‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması
idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar
hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve
idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2872 sayılı Kanun’un 8. maddesine
aykırılıktan dolayı 20. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
9.8.1983 gün ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Amaç”
başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı
olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri
doğrultusunda korunmasını sağlamaktır” denilmiş; “Kirletme
yasağı” başlığını taşıyan 8. maddesinde, her türlü atık ve artığı,
çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen
standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı
ortama vermenin, depolamanın, taşımanın, uzaklaştırmanın ve benzeri
faaliyetlerde bulunmanın yasak olduğu, kirlenme ihtimalinin bulunduğu
durumlarda ilgililerin kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği
hallerde kirletenin, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek
veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü oldukları
belirtilmiş; 20. maddesinde, idari nitelikteki cezalar sayılmış; işlemin
tesis edildiği anda, anılan Yasanın 25. maddesinin birinci fıkrasında,
idari cezalara karşı 7 gün içerisinde idare mahkemesine itiraz
edilebileceği yolunda düzenleme mevcut iken, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, Mahkememizce;
Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesindeki, “Bu
Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanır” yolundaki hüküm de dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun
belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı, Yasa’nın
yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davaların görüm ve çözümünde, adli
yargı yerleri görevli kılınmış; bilahare, anılan Yasanın 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiştir. Ancak daha sonra, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun
26.4.2006 günlü, 5491 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen 25.
maddesinde, “Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımların uygulanmasını
gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir
tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu
ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu
merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir.
İdarî yaptırım kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye
tebliğ edilir.
İdarî yaptırım kararlarına karşı tebliğ tarihinden
itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Dava açmış
olmak idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz.
İdarî para cezalarının tahsil usûlü hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri
uygulanır.
Ceza vermeye yetkili kurum ve merciler tarafından
tahsil edilen idarî para cezaları, Maliye Bakanlığından izin alınarak Bakanlıkça
bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında tahsil edilir.
Bu Kanuna göre verilecek idarî
para cezalarında ihlalin tespiti ve cezanın kesilmesi usûlleri ile ceza
uygulamasında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı ve kontrolüne
ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça
çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmiştir.
Buna göre, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda belirtilen
idari yaptırım kapsamındakiidari
para cezalarına karşı açılacak davalarda idare mahkemesigenel görevli kılınmış, ancakidarî para cezalarının tahsil usûlü
hakkında Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni
bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı,
bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari
para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 13.5.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre,
görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi
karşısında, 2872 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre verilen idari para
cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin
görevli olduğu kuşkusuzdur
Kaldı ki, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 31. maddesinde
"(1)Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya
mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller
hakkında, uygulanır" denilmiş olup, 2872 sayılı Yasa’da bu cezalara
karşı idare mahkemesinde dava açılabileceğinin belirtilmesi karşısında, idari
para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin
görevli olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Antalya 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 10.11.2005 gün ve E:2005/1552; K:2005/1672 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
SASNO: 2006/307
KARAR NO:
2007/18
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa'nın 14 ve 19. maddelerinde
öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı: A.A.
Vekili: Av. O.Ö.
Davalı:
1-OGD İnş. Pet. Tur. San. Ve Tic. A.Ş.
2- Tapu Ve Kadastro
Genel Müdürlüğü
OL A Y: Davacı vekili,Ankara – Çankaya- 4. Bölge Küçükesat
Mahallesi İmarın 2546 Ada 33 parselinde kain, Kavaklıdere – Kenedy Cad. (
Eski Boylu Sokak) No:89 Çankaya/ANKARA adresinde bulunan, Tapu kayıtlarına
göre 8 daireli ve 1957 yılı yapımı uzun süreden beri enkaz halinde bulunan
yapının yıkıldığını; tapudaki 8 bağımsız bölümün 5 adedinin kaydının
müvekkili Ahmet Aydeniz’e, 3 adedinin kaydının da OGD İnş.
Petrol-Turizm-Sanayi ve Tic. A.Ş adına bulunduğunu;enkaz yıkılıp, binanın varlığı ortadan
kalktığı cihetle arsa haline dönüşen fiili durumun, tapu kayıtlarına da
cins tashihi yapılarak, yansıtılması (kayıtların düzeltilmesi), kayıtlarla
fiili durumun birbirini teyit eder vaziyete getirilmesinin icap
ettiğini;Tapu Müdürlüğünün
tatbikatta, hissedarların tümünün asaleten veya vekaleten müracaatı ile
cins tashihi talebinde bulunmalarının gerekliliğine işaret ettiğini, oysa
ki, diğer hissedar OGD A.Ş.’nin cins tashihi taleplerine katılmak
istemediğini; bu sebeple de, iş bu davanın açılarak, cins tashihine hükmen
karar verilmesi talep zaruretinin hasıl olduğunu ifade ederek;a- Ankara Çankaya 4. Bölge Kavaklıdere
Mahallesi İmarın 2546 Ada 33 parselinde kain ana gayrimenkulün yıkıldığının
ve halen gayrimenkulün arsa haline dönüştüğü, b-Tapunun hali hazır
kayıtlarındaki kat irtifakı hisseleri dikkate alınarak, arsaya dönüşen
gayrimenkuldeki tarafların müşterek mülkiyet hisselerinin rakamsal olarak
belirlenmesi, c- Belirlenen hisseler nispetinde tarafların söz konusu 33
parselde hissedar olduklarını gösterecek şekilde cins tashihi yapılması ve
tapu kayıtlarındaki 33 parselin arsa olarak tescili istemiyle, “OGD İnş.
Pet. Tur. San. Ve Tic. A.Ş.’ne”karşı,9.4.2004gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;26.5.2004 gün ve
E:2004/189, K:2004/247 sayı ile, Davacı vekilinin iddialarına yer
verildikten sonra; Davalı vekilinin mahkemeye verdiği
cevap dilekçesinde;üzerinde kat mülkiyeti tesis edilmiş, kat
mülkiyeti yasası hükümlerine tabi taşınmazın bu durumunun bertaraf edilerek
müşterekmülkiyete konu bir taşınmaz
haline dönüştürülmesini sağlamak amacı ile usul ve yasaya aykırı iş ve
işlemlerle kat mülkiyeti kurulu binayı yıkmak sureti ile taşınmazın cins
tashihini yaptırılıp, taşınmazda meydana gelecek ortaklığın giderilmesi
amacı ile açılması planlanan izaleyi şuy’u davasına zemin hazırlamak amacı
ile ikame olunan davanın reddine karar vermek gerektiğini savunduğu;
davanın,tespit istemine ilişkin
bulunduğu; dosyanın tetkikinde, davaya konu edilen Çankaya 4. Bölge,
Küçükesat Mahallesi, imarın 2546 ada 33 parselindeki taşınmazın
yıkıldığının anlaşıldığı, davacının dava dilekçesinde; tapuya cins
tashihinin yapılmasını istemiş ise de, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunun 47
ve 48. maddeleri gereğince kat mülkiyeti kurulmuş olan binanın tamamen
harap olması halinde varsa yönetici, yoksa kat maliklerinden herhangibirisinin tapu sicil müdürlüğüne
bildirmesi ile kat mülkiyetini sona erdirdiğinin tapu kayıtlarına
işlenebileceği anlaşıldığından, bu konunun idari işlem olduğundan davacının
davasının reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış ve
açılan davanın idari işlem olması nedeniyle davacının davasının reddine
karar vermiş; kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin
22.9.2004 gün ve E/K:2004;9082/9605 sayılı kararıyla istem reddedilerek
karar onanmış ve kesinleşmiştir.
Bunun
üzerine davacı vekilince; Yargıtay’ın onama ilamı çerçevesinde bu defa
Ankara Çankaya 4. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne dilekçeyle müracaat
edilerek; Kat Mülkiyetinin (Kat irtifakının) sona erdirilmesini gerektiren
işlemin yapılması,Kat mülkiyetini
(Kat irtifakını) gösteren sahifelerin kapatılarak, kat irtifakı hisseleri
dikkate alınmak suretiyle, taşınmazda paylı mülkiyet oluşturulması ve
gayrimenkulün cinsinin de arsa olarak düzeltilmesinin talep edildiğini,
İdarenin taleplerini reddettiğini, İdarenin ret kararının KMK’nun 47 ve
48/ll maddelerine aykırı olduğunu ifade ederek; 1)Ankara Çankaya 4. Bölge
Tapu Sicil Müdürlüğünün 05.11.2004 tarih 13744 yevmiye sayılı ret kararının
iptali, 2)Ankara Çankaya
Küçükesat Mh. İmarın 2546 Ada (33) parselindeki yapının tümüyle harap olup
yıkılması suretiyle taşınmazın
fiilen arsa haline dönüştüğü dikkate alınarak, Kat Mülkiyeti Kanunun 47 ve
48/llmaddeleri gereğince: a-Kat
Mülkiyetinin sona erdiği, b-Kat mülkiyeti kütüğündeki sayfaların
kapatılması, c-Gayrimenkulün kat mülkiyeti kurulmadan önceki Genel Kütük
kaydı ile bağlantı yapılmak suretiyle, Arsa Payları oranında ortak mülkiyet
esaslarına göre Genel Kütüğe kayıt ve tescilinin arsa olarak yapılması
istemiyle, bu kez “Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü”aleyhine, 17.11.2004 gününde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ; 6.4.2006 gün ve
E:2004/3158 sayı ile, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun Ek. 1. maddesinde
“ Bu kanunun uygulamasından doğacak her türlü anlaşmazlık Sulh
Mahkemelerinde çözümlenir.” hükmünün yer aldığı, 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde de idari dava türlerinin, idari
işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile
hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerden doğan
uyuşmazlıklar hariç kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan
her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak belirlendiği, ayrıca 4721 sayılı Türk
Medeni Kanununun 1013. maddesinde de ilgililerin yazılı muvafakatları
dışında tapu sicilinde yapılacak değişikliklerin mahkemenin bu konuda bir
karar vermesine bağlı olduğu kuralına yer verildiği; dosyanın
incelenmesinden, Ankara Çankaya 4. Bölge Küçükesat Mahallesi imarın 2546
Ada 33 parselinde kâin, Kavaklıdere – Kenedy Cad. (Eski Boylu Sokak)
No:89/Çankaya adresinde bulunan, tapu kayıtlarına göre 8 daireli bağımsız
bölümün 5’inin davacı adına, diğer 3 bağımsız bölümün de OGD İnşaat Petrol,
Turizm Sanayi ve Tic. A.Ş adına kayıtlı bulunan yapının yıkıldığı,
davacının binanın ortadan kalkması nedeniyle cins tashihi yapılarak
kayıtlara yansıtılması istemiyle Tapu Müdürlüğüne başvurduğu, tapu
müdürlüğünce talebin hissedarların tümünün talepte bulunmaları gerektiği
gerekçesiyle reddedilmesi ve diğer hissedarın da cins tashihi talebine rıza
göstermemesi üzerine, diğer hissedar aleyhine; gayrimenkulün yıkıldığı ve
gayrimenkulün arsa haline dönüştüğüne, arsaya dönüşen gayrimenkuldeki
müşterek mülkiyet hisselerinin rakamsal olarak belirlenmesi ve belirlenen
hisseler nispetinde tarafların söz konusu 33 parselde hissedar olduklarını
gösterecek şekilde cins tashihi yapılmasına ve tapu kayıtlarında
gayrimenkulün arsa olarak tesciline karar verilmesi istemiyle Ankara 3.
Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde dava açtığı, Asliye Hukuk Mahkemesince de
26.05.2004 günlü ve E:2004/189, K:2004/247 sayılı kararla “davacı dava
dilekçesinde tapuya cins tashihinin yapılmasını istemiş ise de, 634 sayılı
Kat Mülkiyeti Kanununun 47. ve 48. maddeleri gereğince kat mülkiyeti
kurulmuş olan binanın tamamen harap olması halinde varsa yönetici, yoksa
kat maliklerinden herhangi birisinin tapu sicil müdürlüğüne bildirmesi ile
kat mülkiyetinin sona erdiğinin tapu kayıtlarına işlenebileceği
anlaşıldığından ortada idari bir işlem olduğu” gerekçesiyle davanın reddine
karar verdiği, bu kararın da temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Hukuk
Dairesinin 22.09.2004 günlü ve E:2004/9082, K:2004/9605 sayılı kararıyla
onanarak kesinleşmesi üzerine davacının, Ankara Çankaya 4. Bölge Tapu Sicil
Müdürlüğüne, kat mülkiyetinin sona erdirilmesini gerektiren işlemin
yapılması, kat mülkiyetini gösteren sahifelerin kapatılarak, kat irtifakı
hisseleri dikkate alınmak suretiyle paylı mülkiyet oluşturulması ve
cinsinin de arsa olarak düzeltilmesi istemiyle 15.10.2004 günlü
dilekçesiyle başvurduğu, talebinin Tapu Müdürlüğünce Medeni Kanunun 688.
maddesi, Kat Mülkiyeti Kanununun 46. maddesi ve Tapu Sicil Tüzüğünün78.
maddesi gereğince 05.11.2004 günlü ve 13744 sayılı işlemle reddedilmesi
üzerine söz konusu Tapu Müdürlüğünün ret işleminin iptali ve taşınmazın
fiilen arsa haline dönüştüğü dikkate alınarak Kat Mülkiyeti Kanununun 47 ve
48/2 maddeleri uyarınca Kat Mülkiyetinin sona erdiğine, kat mülkiyeti
kütüğündeki sayfaların kapatılmasına ve arsa payları oranında ortak
mülkiyet esaslarına göre kayıt ve tescilin arsa olarak yapılmasına karar
verilmesi istemiyle Mahkemelerinin 2004/3158 esasında dava açıldığınınanlaşıldığı, her ne kadar Ankara 3.
Asliye Hukuk Mahkemesince 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 47. ve 48.
maddeleri gereğince kat mülkiyeti kurulmuş olan binanın tamamen harap
olması halinde varsa yönetici, yoksa kat maliklerinin herhangi birisinin
tapu sicil müdürlüğüne bildirmesi halinde de kat mülkiyetinin sona
erdiğinin tapu kayıtlarına işlenebileceği ve bu nedenle de ortada idari bir
işlem olduğundan davanın reddine karar verilmiş ise de, 634 sayılı Kanun ek
1. maddesinde bu kanun uygulamasından doğacak her türlü anlaşmazlığın Sulh
Mahkemelerinde çözümleneceğinin öngörülmesi karşısında, bu uyuşmazlığın da
Kat Mülkiyeti Kanununun uygulanmasından ve kat mülkiyetinin sona ermesi
halinde taşınmazın vasfının ne olacağından kaynaklanması nedeniyle konunun
çözümlenmesinin adli yargının görevine girdiğininaçık olduğu; ayrıca,2577 sayılı Yasa da idari yargıda tescil
davasına yer verilmemiş olması ve Türk Medeni Kanununda da tapu kayıtları
üzerinde tescil terkin ve tashih işlemlerine ilişkin davaların görüm ve
çözümünün adli yargının görevine girmesi nedeniyle de taşınmazın vasfının
arsa olarak ve ortak mülkiyet esaslarına göre tescilinin de adli yargının
görev alanında bulunduğu, bu durumda 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan ve
4721 sayılı Türk Medeni kaynaklanan bu uyuşmazlığın görümü ve çözümünün
adli yargının görevine girdiğinden bahisle, 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesine göre görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin işin
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayanbaşvurunun reddi gerektiği yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkinyazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde, “Adli, idari, askeri yargı
mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine
kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir
yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu
kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne yer verilmiştir.
Anılan hüküm ile, yargı mercilerinin Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne re’sen başvurabilmelerine olanak tanınmış olup, böylece 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesine göre doğabilecek olumsuz görev uyuşmazlığının
giderilmesi bakımından daha ekonomik bir yöntem öngörülmüştür.
Buna göre,19.maddekapsamındakibirbaşvurudada,14. maddede öngörülen “... tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan dava...” koşulunun aranacağı doğaldır.
Olayda, davanın konusu ve sebebi esas itibariyle
aynı ise de, adli yargı yerinde açılan davada husumetin “OGD İnş. Pet. Tur.
San. Ve Tic. A.Ş.”ne yönelik bulunmasına karşılık, idari yargı yerinde
açılan davada husumet “Tapu Ve Kadastro Genel Müdürlüğü”ne yöneltilmiş
olduğundan; davadaöncelikle,
tarafların (davalı yönünden) aynı olması koşulu gerçekleşmemiştir.
Belirtilen duruma göre, 2247 sayılı Yasa’nın 14 ve
19. maddelerinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27.
maddesinde yer alan“ Uyuşmazlık
Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin
istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan ve süresi
içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” kuralı uyarınca reddi
gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. ve 19. maddelerinde
öngörülen koşulları taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 5.2.2007
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/311
KARAR NO:
2007/19
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Hemzemin geçitte
trenin çarptığı kamyonu kullanan kişinin ölümü nedeniyle, yakınlarınınuğradığı zararın idarece tazmini
istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar:Kendi adına asaleten, çocukları A., Y.K.
ve H.N.
Güneş
adına velayeten A.G.
Vekili:Av. L.D.
Davalı:TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili:Av. A.B.
O L A Y:
12.11.2004 tarihinde, 81712 nolu trenin Halkalı – Ispartakule arasında
seyri sırasında, KLM. 37+762’de bulunan sesli flaşörlü hemzemin geçitte, Şükür
GÜNEŞ isimli kişinin yönetimindeki 34 BP 3942 plakalı araca çarpması sonucu
meydana gelen kazada, davacıların eşi ve babaları olan adı geçen kişi
hayatını kaybetmiştir.
Bunun üzerine davacılar vekilince; hemzemin
geçitteki sesli ve ışıklı işaret levhasının arızalı olması ve trafiğin
kontrolünü sağlayacak, bariyer bulunmaması, dolayısıyla ölüm olayının
meydana gelmesinde davalı idareninbaşlıca kusurlu olduğu ileri sürülerek; ölenin eşi ve çocuklarının
destekten yoksun kalmaları nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak
kaydıyla, toplam 180.000 YTL maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden
itibaren işleyecek en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar
verilmesi istemiyle 25.5.2005 günlü dilekçe ile adli yargı yerinde dava
açılmıştır.
Davalı İdare vekilince, birinci savunma
dilekçesinde davada idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev
itirazında bulunulmuş; bilahare Mahkemeye verilen 15.9.2005 günlü dilekçe
ile davacılar aleyhine karşı dava açılmıştır.
BÜYÜKÇEKMECE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 6.12.2005
gün ve E:2005/453 sayı ile, davalı vekilinin görev itirazını reddederek
görevlilik kararı vermiştir.
Davalı İdare vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması yolundaki 19.12.2005 günü kayda giren dilekçesi üzerine, dava
dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Hemzemin geçitte trenin
kamyona çarpması sonucu ölen Şükür Güneş’in eşi ve çocukları olan davacılar
tarafından maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle T.C.D.D.
İşletmesi Genel Müdürlüğüne karşı Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin
E:2005/453 sayısında açılan davada, davalı T.C.D.D. İşletmesi Genel
Müdürlüğünce davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği
ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenilmiş olmasıyla gereğinin
düşünüldüğü, Anayasanın 125 inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve
işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577
sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinde idari dava
türlerinin sayıldığı, bu maddenin (1-b) bendinde de, idari eylem ve
işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı
davalarının, görüm ve çözümü idari yargının görev alanına giren idari dava
türleri arasında gösterildiği, T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü, bir kamu
kuruluşu olup, kamu hizmeti olduğu tartışmasız bulunan demiryolu
taşımacılığı işini tekel halinde yürüttüğü, kamu hizmetini yürütmekle
yükümlü kılınan kamu kuruluşunun, kamu hizmetini yürütürken kişilere
verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin, yöntemine ve
hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, kamu yararına uygun
şekilde işletilip işletilmediği, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin
sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının tayin ve tespitinin
idari yargı yerlerine ait olduğu, uyuşmazlığın,davalı T.C.D.D. İşletmesi Genel
Müdürlüğünün görevli olduğu kamu hizmetinin yürütülmesi esnasında meydana
gelen olay sonucu duyulan elem ve üzüntü nedeniyle manevi tazminat istemine
ilişkin bulunduğu; bu durumda, T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine
açılan davanın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara
uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan
idari yargı yerlerine ait bulunduğundan, Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk
Mahkemesinin, anılan Genel Müdürlüğün görev
itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiği, bu nedenle,
2247 sayılı Yasa'nın 10 uncu maddesi uyarınca
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne
gönderilmesine karar vermiştir.
Başkanlıkça 2247 sayılı Yasa’nın 13.
maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davacı Alev Güneş
ve arkadaşları tarafından davalı T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü
aleyhine Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat
davasında, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2247 sayılı Kanunun 10. maddesi
gereğince olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması nedeniyle gönderilen
2005/453 esas sayılı dosyanın incelendiği; İstanbul İli Büyükçekmece İlçesi
Başakşehir-Altınşehir karayolu mevkiindeki hemzemin geçitte, Davalı Kuruma
at yolcu treniyle davacıların murisi olan Şükrü Güneş’in kullandığı
kamyonun çarpışması sonucu meydana gelen ölümlü kaza nedeniyle maddi ve
manevi tazminat ödenmesi talebiyle Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesine
davanın açıldığı, davalı idare tarafından görev itirazında bulunulması
üzerine Büyükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin red kararı verdiği ve
Danıştay Başsavcılığı tarafından olumlu görev uyuşmazlığının çıkarıldığının
anlaşıldığı, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten,
tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğunun tartışmasız bulunduğu, 233
sayılı KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun
olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla,
işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi
kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine
engel teşkil etmediği, Anayasa'nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin
kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun
kurala bağlandığı; 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 2 /l -b
maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar
tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında
sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile
kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması nedeniyle
ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 2. maddesinde; Karayolları Trafik
Kanunu'nun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise; "Demiryolu
geçidinin (hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede
kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçitlerdir, Kamu hizmeti taşıtı Kamu
hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün taşıtlardır. Taşıt:
Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu"
tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil edilmediğinin
anlaşıldığı, keza, anılan Yasa'nın 85, 90 ve 106.
maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi
tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar
Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca
uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir
ise de; anılan Yasa'da gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı olduğunu
belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmediği ve gerekse trenin bu Yasa
kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karsısında, bu
iddiayı kabule olanak bulunmadığı, TCDD Ana Statüsü’ne, Yüksek
Planlama Kurulu'nun 27.04.1992 gün ve 92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek
2. maddede, "Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile
yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol sayılacağı, trafik düzeninin
gerektirdiği hallerde söz konusu yollara ait geçitler ile görüşe engel
teşkil eden tesislerin kaldırılacağı, demiryolu üzerinde seyreden araçların
karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğünün
bulunduğunun belirtildiği, hemzemin
geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın,
idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm
ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının
başvurusunun kabulü gerektiğinin düşünüldüğü, nitekim, Uyuşmazlık
Mahkemesinin 10.03.2003 gün, 2002/93 ve 2003/2 sayılı kararında da;
hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan
zararın idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan
davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi yolunda hüküm kurulduğu, açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının 2247
sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile
Büyükçekmece 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 6.12.2005 tarihli görevlilik
kararının kaldırılması gerektiği belirtilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007
günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
davalı İdare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca
10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının
görevli olduğu yolundaki yazılıve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, hemzemin geçitte trenin çarptığı kamyonu
kullanan kişinin hayatını kaybetmesi üzerine, eşi ve çocuklarının uğradığı
zararların davalı TCDD İşletmesinden tahsiline hükmedilmesi istemiyle
açılmıştır.
28.10.1984tarihve18559sayılıResmiGazetedeyayımlanan,TürkiyeCumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi
Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsü’nün “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi
“ Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz
konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı
altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve
faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık
ve iştirakleri ile bunlar arasındakiilişkileri ve ilgili diğerhususlarıdüzenlemektir...”
hükmünü taşımakta;“Hukuki
Bünye”başlıklı 3. maddesinde, bu
Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete
ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu
sermayesiyle sınırlı bir “ Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğunave 233 sayılı KHK. ile bu Ana Statü
hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna
işaretedilmekte; 4.maddesinde,
sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel”
kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi
konularında 233 sayılı KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere yer
verilmektedir.
Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu
hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu
tartışmasızdır. 233 sayılıKHK. ve
Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık
ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin
iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış
olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil
etmemektedir.
Dava dilekçesinin incelenmesinden; davacı
vekilince, hemzemin geçitteki sesli ve ışıklı işaret levhasının arızalı
olduğu, trafiğin kontrolünü sağlayacak bariyer bulunmadığı veolayda davalı işletmenin kusur ve sorumluluğunun
bulunduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın tazmini istemine
ilişkin davanın; zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki aksaklıklardan
doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre sorumlu olduğu
nedenine dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin
kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüolduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı
hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava
türleri arasında sayılmıştır.
Buna göre ve idare personelinin dikkatsizlik ve
tedbirsizliği sonucu oluşan kişisel kusura değil de, zararın kamu
hizmetinin yürütülmesi sırasında doğduğu nedeniyle idarenin hizmet kusuruna
dayanılmış olması karşısında, tekelniteliğindekamuhizmetiyürütenTCDD İşletmesinin bu
hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan
dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp
yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu
bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların
saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı
Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve
çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.
Buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun
demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda
oluştuğu nedeniyle ortada bir trafik olayı bulunduğu düşüncesinden
hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85., 90. ve
106. maddelerihükümleriuyarınca,işleteninhukukisorumluluğukapsamındaçözümlenmesi gerekeceği ileri sürülebilir
ise de; anılan Yasa’da gerek hemzemin geçidin karayolunun uzantısı olduğunu
belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemesi ve gerekse trenin bu Yasa
kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu
iddiayı kabule olanak bulunmamaktadır.
Nitekim TCDD Ana Statüsü’ne, Yüksek Planlama
Kurulunun 27.4.1992 tarih ve 92/T. 29 sayılı kararıyla ilâve edilen Ek 2.
maddede, “ Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı
kesişmelerde demiryolu ana yol sayılır.
Bu kesişmelerde yapılan yeni yolun bağlı olduğu
kurum veya kuruluş, alt ve üst geçit yapmak ve diğer emniyet tedbirlerini
almakla yükümlüdür.
Demiryolu trafik düzeninin gerektirdiği hallerde
sözkonusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesisler kime
ait olursa olsun kaldırtılır.
Demiryolu üstünde seyreden araçların karayolu, köy
yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğü vardır.”denilmek
suretiyle, demiryolunun farklı bir hukuki statüye tabi bulunduğu
açıklanmaktadır.
Belirtilen nedenlerle, hemzemin geçitte trenin
kamyona çarpması sonucunda doğan zararın TCDD İşletmesince tazminine
yönelik olarak açılan davanın, idarenin hizmet kusuru esasına göre görüm ve
çözümünde idari yargı yeri görevli olduğundan, Danıştay Başsavcısı’nın
başvurusunun kabulü ile TCDD İşletmesi vekilinin görev itirazının Büyükçekmece
1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararın kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Büyükcekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 6.12.2005 gün ve
E:2005/453 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/312
KARAR NO:
2007/20
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2813 ve 406 sayılı Kanunlara dayanarak
çıkarılan Yönetmelik uyarınca verilen idari para cezasınıntahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin
iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı:
Ekontur Ekonomi Tur. Nak. Dış Tic. A.Ş.
Vekili:
Av. E.Ö.
Davalılar:
1-Hitit Vergi Dairesi Başkanlığı
2-Telekomünikasyon Kurumu
Vekili:
Av. C.K.
O L A Y:
Davacı şirketin iki adet sabit merkez telsizi için, 4502 sayılı Kanunla
değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak çıkarılan, “10 KHz-60 GHz Frekans
Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan
Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm
Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” uyarınca kesilen idari para
cezasınıntahsili amacıyla
düzenlenen, 2.12.2005 gün ve 8974 sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle,
7.12.2005 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.
Davalı İdarelerden Telekomünikasyon Kurumu
vekilince, birinci savunma dilekçesinde davada adli yargının görevli olduğu
ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 2.2.2006 gün
ve E:2005/2503 sayı ile Ekontur Ekonomi Turizm Nakliyat Dış Tic. A.Ş.
vekili Av. Eser Öcal tarafından idari para cezasına ilişkin 02.12.2005
tarih ve 120210000008974 sayılı ödeme emrinin iptali talebiyle açılan
davada, davalılardan Telekomünikasyon Kurumu’nca ileri sürülen görev
itirazı hakkında gereğinin görüşüldüğü; 2576 sayılı Bölge İdare
Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri
hakkında Kanun’un, İdare Mahkemelerinin Görevlerinin sayıldığı 5.
maddesinde “iptal davalarını” çözümlemek hükmüne yer verildiği, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesinde ise; idari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılan iptal davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı,
dava dosyasının incelenmesinden; davalı Türk Telekomünikasyon Kurumu
tarafından tesis olunan idari para cezasının tahsiline yönelik dava konusu
ödeme emri işlemi, kamu hukuku kuralları çerçevesinde tesis edilen tek
yanlı, doğrudan uygulanabilir nitelikte bir idari işlem olması nedeniyle
yukarıda yer verilen Kanun hükümleri uyarınca bahse konu işlemin iptali
istemiyle açılan iş bu “iptal davasının” idari yargı yerlerinin yetki ve
görev alanına girdiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davalı idarenin
görev itirazının reddine ve Mahkemelerinin görevliliğine karar
vermiştir.
Davalı Telekomünikasyon Kurumu vekilinin olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 3.3.2006 günlü dilekçesi üzerine,
dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci
maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı,
çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan
idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun
yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine
ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli kabahatler
tanımlanmıştır.”denilerek Kanunun
amaç ve kapsamının belirlendiği; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43.
maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler
sayılarak, bu eylemlere yaptırımlarınöngörüldüğü; anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden,
kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan
idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret
bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili
kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtildiği; buna karşılık, 19.
maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir
süre için;
a)Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten
veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili
kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı
tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirildiği; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle
eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek
suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezalarının,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakıldığı; Kabahatler Kanunu’nun
“Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri
diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu
Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı
bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden
itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin
öngörüldüğü; buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara
uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh
ceza mahkemesiningenel görevli
kılındığı; Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev
konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir
yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağının,
bilinen bir genel hukuk ilkesi olduğu, böylece, davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı
halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceğinin açık olduğu;
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe
girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari
yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha
önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması
halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27
nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek
geçiş dönemine ilişkin uygulamanın açıklandığı; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44.
maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceğinin belirtildiği; bu
açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari
yaptırımın, dayanağı olanyasanın
amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen
alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat
tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19.
maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olmasının gerektiği,
incelenen olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından
dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevinin
Sulh Ceza Mahkemesine ait bulunduğu, öte yandan, Kabahatler Kanunu’nun
Geçici 2. maddesine göre, bu Kanun’un yürürlüğü girdiği 01.06.2005 tarihi
itibariyle idare mahkemesinde açılmış bir dava olmadığından, görev
uyuşmazlığına konu edilen bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı
yeriningörevli bulunduğu
gerekçesiyle, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup,
2247 sayılı Yasanın 10. ve 13. maddelerine göre görev konusunun
incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.
Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3.
fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 5326 sayılı Kabahatler
Kanununun 17. maddesinin 3. bendinde, idari para cezasının Devlet
Hazinesine ödeneceği, 4. bendinde, idari para cezasının 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği,
27. maddesinde de, idari para cezasına karşı Sulh Ceza Mahkemesine
başvurulabileceği hükmüne yer verildiği, anılan yasa hükümleri ile idari
para cezalarının tahakkuku sırasında yapılacak başvuruları incelemede Sulh
Ceza Mahkemeleri görevli kılınmış ise de, tahsil aşamasında 6183 sayılı
Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı
açılacak davalara bakacak mahkeme yönünden özel bir hüküm getirilmediği;
5326 sayılı Kanunun 17/4 maddesi ile göndermede bulunan 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 54. maddesinde, ödeme müddeti
içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince cebren tahsil
olunacağının hükme bağlandığı, 55. maddesinde de, amme alacağını vadesinde
ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde
bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağının belirtildiği,
58. maddesinde ise, ödeme emrine itiraz hususunun düzenlendiği; dosyanın
incelenmesinden, davacı şirkete 23.09.2005 tarihli yazı ile tebliğ edilen
idari para cezasına karşı Ankara 2. İdare Mahkemesinde açılan davanın
30.11.2005 günlü, E:2005/2092, K:2005/1662 sayılı kararla görev yönünden
reddedildiği, söz konusu para cezasının vadesinde tahsil edilemediğinden
bahisle 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca dava konusu 02.12.2005 tarihli
ödeme emrinin düzenlendiği, davanın da bu işleme karşı açıldığının
anlaşıldığı; sözü edilen Yasal düzenlemelere göre, tahsil dairesince tek
yanlı olarak düzenlenen ve ödemede bulunulmaması halinde cebren tahsili
gereken kamu alacağına ilişkin olan ödeme emrinin, idari bir işlem olması
karşısında, bu işleme karşı açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 2/1-a maddesinde sayılan idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davası kapsamında görüm ve çözümünün de idari yargı yerlerinin görevli
bulundukları; öte yandan 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun, bu kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki
kabahatler hakkında da uygulanacağı kuralına yer veren 3. maddesinin,
Anayasa Mahkemesinin 22.07.2006 tarihli, 26236 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 01.03.2006 günlü, E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edildiğinden,
aynı Yasanın 27. maddesi vasıtasıyla ceza hukuku alanına giren suç olma
özelliği olmayan eylem nedeniyle verilen idari para cezası ve mülkiyetin
kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı Sulh Ceza
Mahkemesinde dava açılması hususu hukuken ortadan kalkmış olmakla, idari
para cezalarının tahakkukuna ilişkin olarak çıkan uyuşmazlıklarda da, idari
yargı yerlerinin görevli bulunduğu, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 13.
maddesine uyarınca yapılan başvurunun kabulüne hukuki olanak bulunmadığı
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007
günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Başvuru yazısı ve dava dosyası
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarenin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme
uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeidari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaidari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı şirket adına, 4502 sayılı Kanunla
değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak çıkarılan, “10 KHz-60 GHz Frekans
Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik
Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve
Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” uyarınca kesilen idari para cezasının
tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
Söz konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu
Yönetmeliğin amacının, elektromanyetik alan oluşturan sabit
telekomünikasyan cihazlarını kuruluş yeri, montajı ve denetlenmesine ait
hususları, elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma
durumunda; çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek muhtemel olumsuz
etkileri giderebilmek amacıyla kabul edilen elektromanyetik alan şiddeti
limit değerlerini, ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları ve ölçüm
sonuçları elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan
sabit telekominikasyon cihazlarının limit değerlere uygun hale
getirilmesine ilişkin, usul ve esasları ve bunlara uyulmaması halinde
işleticiler/ işletmecilere uygulanacak müeyyideleri belirlemektir,
denilmiş;Yasal Dayanak başlıklı 3.
maddesinde,4502 sayılı Kanunla değişik
2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun
ilgili maddelerine dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiş; 15.2.2002 tarih
ve 24672 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle değişik 9.
maddesinde ise; “ Bu Yönetmelik kapsamında kurulacak sabit
telekomünikasyon cihazları için EK-B’de yer alan sabit telekomünikasyon
cihazı müracaat değerlendirme formu ile müracaat edilir. Cihazın işletmeye
alınmasını müteakip, yapılacak ölçüm sonuçlarını gösteren Ek-A’da yer alan
ölçüm değerleri formunun doldurularak en geç 30 gün içinde, Kuruma
gönderilmesi zorunludur. Aksi takdirde cihaz ruhsat ücretinin 50 katı ceza
uygulanır."kuralına yer verilmiştir.
Yönetmeliğin dayanağını oluşturanKanunlardan, 4502 sayılı Kanunla değişik
2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun Telekomünikasyon Kurumunun Görevleri
başlıklı7. maddesinin ikinci
fıkrasının (j) bendinde, “ (Ek: 27/1/2000 - 4502/16 md.) Telsiz
haberleşmesi ve telekominikasyon hizmetleri ve altyapının işletimi ile
ilgili olarak görev alanına giren konularda yönetmelik çıkartmak veya diğer
idari işlemleri yapmak, işletmeciler, aboneler, kullanıcılar ve Türk
Telekominikasyon sektörünü etkileyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin
ilgili mevzuata uymasını denetlemek, bu hususta ilgili makamları harekete geçirmek
ve gereken hallerde kanunlarda öngörülen yatırımları uygulamak.” Kurumun
görevlerinden biri olarak sayılmıştır.
Diğer Kanun olan, 406 sayılı Telgraf Ve Telefon
Kanunu’nun2. maddesinin(f) ve (g) fıkralarında; “f) (Değişik :
12/5/2001 - 4673/2 md.) Kurum; Türk Telekom dahil işletmecilerle imzaladığı
sözleşmelerin ve verdiği genel izin ve telekominikasyon ruhsatlarının
şartlarına uyulmasının sağlanması için gereken tedbirleri almaya,
faaliyetlerin mevzuat ile görev ve imtiyaz sözleşmesi, telekominikasyon ruhsatı
veya genel izin şartlarına uygun yürütülmesini izleme ve denetlemeye,
aykırılık halinde ilgili işletmecinin bir önceki takvim yılındaki cirosunun
%3'üne kadar idari para cezası uygulamaya, milli güvenlik, kamu düzeni veya
kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amaçlarıyla gerekli tedbirleri
almaya, gerektiğinde tesisleri tazminat karşılığında devralmaya ya da ağır
kusur halinde imtiyaz sözleşmesini, telekominikasyon ruhsatını ya da genel
izni iptal etmeye yetkilidir.
(Ek paragraf: 16/6/2004-5189/1 md.) Bu
Kanuna ve 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununa göre Kurum
tarafından verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tâbi olup,
Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca tahsil olunur.
g)Yukarıdaki hükümlerin, cezaların ve 4 üncü
maddede belirtilen ilkelerin uygulanma esaslarını göstermek üzere
yönetmelikler çıkarılır.”; Kanun’un 28.maddesinde ise, “İşbu fasıldaki efal ve harekatı memnuadan mütevellit
bilumum zarar ve ziyanı fail ve müsebbipleri tazmin ile mükelleftir.
(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı
olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir.
Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve
7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara
karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine
getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz,
zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa
sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları
21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.
Bu düzenlemelere göre;idari para cezasına gerekçe olarak, 10
KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından
Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi,
Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin
gösterildiği;Yönetmeliğin
dayanağını ise 2813 ve406 sayılı
Yasaların oluşturduğu; 406 sayılı Yasanın 2. maddesinde Telekomünikasyon
Kurumununidari para cezası
uygulamaya yetkili olduğu, 28. maddesinde ise, bu Kanunda yazılı olan idarî
para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verileceği, bu
cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili
idare mahkemesine itiraz edilebileceği; 406ve 2813 sayılı Kanunlara göre Kurum tarafından verilen idarî para
cezalarının, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine tâbi olduğu ve Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca
tahsil olunacağıbelirtilmiştir.
Olayda, idari para cezasının vadesinde tahsil
edilemediğinden bahisle 6183 sayılı Yasa hükümleri uyarınca dava konusu
ödeme emrinin düzenlendiği, davanın da bu işleme karşı açıldığı
anlaşılmaktadır.
21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, “Devlete, vilâyet hususi
idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve
takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli,
gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten,
haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve âmme hizmetleri
tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip
masrafları hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır.” denilmiş; 3. maddesinde,
para cezaları teriminin: amme, tazminat, inzibati mahiyette olsun olmasın
bütün para cezalarını ifade ettiği; İkinci Kısım- Birinci Bölümünde yer
alan 54. maddede ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının tahsil
dairesince cebren tahsil olunacağı; 55. maddede, âmme alacağını vadesinde
ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde
bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” ile tebliğ olunacağı;58. maddede ödeme emrine itiraz hususu düzenlenmiş
ve diğer maddelerde ise takip esasları belirtilmiştir.
Böylece, tahsil dairesince tek yanlı olarak
düzenlenen ve ödemede bulunulmaması halinde cebren tahsili gereken kamu
alacağına ilişkin ödeme emrinin, idari nitelikte bir işlem olduğu
kuşkusuzdur.
Öte yandan, Anayasanın 125. maddesinde yer alan “İdarenin
her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” kuralı uyarınca,
idari işlem niteliğinde olan ödeme emrine karşı açılan davanın, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde
sayılan, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davası kapsamında görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısınca yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısının BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/313
KARAR NO:
2007/43
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun
48/5.maddesine aykırılık nedeniyle verilen para cezasına karşı yapılan
itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
Ş.A.
Vekili:
Av. G.G.
Davalı:
İçişleri Bakanlığı-Bolu Valiliği
O L A Y:
Davacı vekili müvekkiline, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5.
maddesine aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca 379,00 YTL para cezası
verilmesine ilişkin 14.6.2005 tarihinde düzenlenen, DR/656270 no.lu trafik
ceza tutanağının iptali istemiyle, 17.6.2005 gününde idari yargı yerinde
dava açmıştır.
SAKARYA 1.İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 29.12.2005gün ve E:2005/2993, K:2005/3599 sayı ile,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden
kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların
idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirleri
ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; 19. maddesinde, saklı tutulan idari
yaptırımların sayıldığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan
27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği
veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, Kanunun Geçici 2.
maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare
mahkemelerinde davaaçılarak iptali
istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3.
maddesinde de daha önce verilmiş idaripara cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış
olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine
göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabileceği belirtildiğine göre,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden
itibaren idari para cezalarının idare mahkemelerinin görev alanından
çıkarıldığı; bu tarih itibariyle Mahkemelerinde açılmış bir dava
bulunmadığı,bu durumda verilen
trafik para cezasına ilişkin davanın çözümünde 5326 sayılı Yasa uyarınca
sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı
vermiş, bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, aynı istekle 8.3.2006 gününde adli
yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BOLU SULH CEZA MAHKEMESİ;11.5.2006 gün ve
E:2006/124, K:2006/136 sayı ile,2918 sayılı Kanunun 112. maddesindeki hafif para ve hapis
cezalarında sulh ceza mahkemelerinin görevli kılındığı, idari para cezası
kapsamındaki itirazın Mahkemelerinin görevine girmediği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş, bu karara yapılan itiraz, Bolu Ağır Ceza
Mahkemesinin 1.6.2006gün ve
2006/457 Müt. Sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL,Abdullah
ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 2.4.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun
bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden
2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’
ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,
askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu
görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, idari yargı dava dosyasının Başkanlık
yazısıylaMahkemesinden getirtildiği
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündeadli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla
SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 48.
maddesinin beşinci fıkrasına aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca
düzenlenen para cezasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle
açılmıştır.
13.10.1983 tarih ve
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde,
”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik
düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak
önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Alkollü içki, uyuşturucu veya keyif
verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı”nı düzenleyen 48.
maddesinin değişik beşinci fıkrasında, yönetmelik ile belirtilen
miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin
suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci
defasında sürücü belgelerinin altı ay süreyle geri alınacağı ve haklarında
379.00 YTL para cezası uygulanacağı, ikinci defasında sürücü belgelerinin
iki yıl süreyle geri alınacağı ve haklarında 475.00 YTL para cezası
uygulanacağı ve bu sürücülerin Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık
ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü
davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulacakları, eğitimi başarıyla
tamamlayanların belgelerinin süresi sonunda iade edileceği, üç veya üçten
fazlasında ise, sürücü belgelerinin beş yıl süreyle geri alınacağı ve altı
aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 760.90 YTL hafif
para cezası uygulanacağı, ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri
uzmanı muayenesine tabi tutulacağı, bu değerlendirme ve muayene sonrasında
uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgelerinin iade
edileceğiöngörülmüştür.
Uyuşmazlık Mahkemesi,2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi
kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik
zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu
uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili
davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça
belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara
hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir
atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre
idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560
sayılı Yasa’nın 31. maddesinde"
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre,Kabahatler Kanunu’nun; İdarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği
durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının5326 sayılıKanun’un 16. maddesindebelirtilen idari yaptırım türlerinden
biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına
itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır.Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560
sayılı Kanunla değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, İdarî yaptırım
kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda
aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin
belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari
para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanun’un 27.
maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Bolu Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 11.5.2006 gün ve E:2006/124, K:2006/136 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 2.4.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/314
KARAR NO:
2007/44
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Ordu Hemşiresi (sivil memur) olan davacının,
657Sayılı Yasanın 64.maddesi uyarınca
intibakınınyapılaraktarafına kademe ilerlemesi uygulanması
istemiyle açılan davanın GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı:
N.K.
Davalı:
İçişleri Bakanlığı
O L A Y:
Van 100 Yataklı Asker Hastanesi Baştabipliği emrinde,Ordu Hemşiresi (sivil memur) olarak görev
yapan davacının;Ocak 1998- Eylül
2000 tarihleri arasında Van ilinde görev yapmasından dolayı, 657 sayılı
Yasa’nın 64. maddesi uyarınca intibakının yeniden yapılarak, tarafına
kademe ilerlemesi verilmesi ve özlük haklarının buna göre düzenlenmesi
talebiyle yaptığı başvuru;“davacınınatamasının,
mecburi olarak değil, eş durumundan dolayı, kendi isteği ileyöreye atandığı gerekçesiyle
reddedilmiştir.
Davacı istemininreddine ilişkin,Jandarma
Genel Komutanlığı’nın 3.5.2005 gün ve 146644 sayılı işleminin iptali
istemiyle,askeri idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ;
9.2.2006 gün ve E:2005/843, K:2005/193 sayı ile, 1602 sayılı AYİM Kanununun
20 nci maddesinde; “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına;
askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve
diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı
aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı
Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri
memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman Jandarma çavuş, erbaş
ve erler ile sivil memurlardır.” hükmünün yer aldığı; Davacının sivil memur
olarak yasaya göre asker kişi kapsamında bulunduğu, Davalı idarenin bu
konuda da itirazının bulunmadığı; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 64
ncü maddesinin, “72 nci madde gereğince belirli bir süre görev yapmak üzere
mecburi olarak sürekli görevle atanan Devlet memurlarından kalkınmada 1
inci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara (Erzurum ve Artvin İl’leri
dahil) bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle başarılı geçirilen her iki
yılın karşılığında aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak
üzere ayrıca bir kademe ilerlemesi daha verilir. Yıllık izinde geçirilen
süreler fiilen çalışılmış sayılır. İki yıldan az süreler dikkate alınmaz.”
hükmünü haiz olduğu; 1602 Sayılı AYİM Kanunu’nun 20 nci maddesine göre, bir
davanın AYİM’de görülebilmesi için davacının “asker kişi olması” ve
“uyuşmazlık konusu idari işlem veya eylemin askeri hizmete ilişkin
olması”nıngerektiği; Davacının,
kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerde görev yapması nedeniyle
kendisine kademe verilmemesi işleminde, askeri hizmete ilişkin şartının
bulunmadığı; burada hakkında işlem tesis edilenin kişiliği önemli olmayıp,
işlemin niteliğinin önemli olduğu; İdarenin işlemi tesis ederken kişinin
asker kişi olup olmadığını göz önünde tutup tutmadığının bir kıstas olarak
ele alınabileceği, İdari işlem tesis edilirken kanunda sayılan askeri
kişilerden herhangi biri göz önünde tutulmuş, kişinin askeri yeterlilik ve
yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan
kaynaklanan hak ve ödevleri; askerlik hizmetinin amacı, nedeni, görev
yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gelenekler göz önünde tutarak
değerlendirilmiş ise, bu idari işlemin askeri nitelikli bir işlem olduğu;
idari işlemin yargısal denetiminde “askerlik mesleğinin ve askeri hizmetin
gereklerini bilmenin önem taşımadığı hallerde “işlem askeri makamlarca
tesis edilmiş olsa bile davanın genel idari yargı yerinde çözümleneceği;
belirtilen yörede görev yapan bütün memurlara uygulanan dava konusu
işlemde, tartışılacak hususun askeri hizmete ilişkinlik vasfı
bulunmadığından, davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle
davanın görev yönünden reddine karar vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, bu kezaynı istemle, 8.3.2006 tarihinde genel idari yargı yerinde dava
açmıştır.
VAN İDARE MAHKEMESİ; 27.3.2006 gün ve E:2006/1384,
K:2006/726 sayı ile, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde; Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa
bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve
eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapacağı,askerlik yükümlülüğünden doğan
uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı, bu
Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksadın;Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli
bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri
öğrenci, uzman çavuş, uzman Jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil
memurlar olduğunun belirtilmiş bulunduğu; dosyanın incelenmesinden
davacının Van 100 yataklıAsker
Hastanesi Baştabipliği emrinde ordu hemşiresi (sivil memur) olarak görev
yaptığı, Ocak 1998- Eylül 2000 tarihleri arasında Van ilinde görev
yapmasından dolayı, 657 sayılı Yasa’nın 64. maddesi uyarınca intibakının
yeniden yapılarak, tarafına kademe ilerlemesi verilmesi ve özlük haklarının
buna göre düzenlenmesi talebiyle idareye yaptığı başvurunun, dava konusu
işlemle reddi üzerine Mahkemelerinde dava açıldığı anlaşılmakta ise de,
yukarıda belirtilen yasa hükmüne göre davacı asker kişi sayılacağından,
bakılan davanın görüm ve çözümünde, yukarıda anılan Yasanın 20. maddesi
uyarınca Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu sonuç ve
kanaatine varıldığı gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiş; bu karar,
temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK ,
Serap AKSOYLU, Esen EROL,Abdullah
ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 2.4.2007 günlü
toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, askeri ve genel
idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idare mahkemesineait dosyanın 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacınınistemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderildiği; usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından,görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündegenel
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Sıddık SOYSAL’ın, davadagenel idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Van 100 Yataklı Asker Hastanesi Baştabipliği
emrinde,Ordu Hemşiresi (sivil
memur) olarak görev yapan davacının, Van ilinde görev yapmasından dolayı,
657 sayılı Yasa’nın 64. maddesi uyarınca intibakının yeniden yapılarak,
tarafına kademe ilerlemesi verilmesi ve özlük haklarının buna göre
düzenlenmesi talebiyle idareye yaptığı başvurunun reddine ilişkin,Jandarma Genel Komutanlığı işleminin
iptali istemiyleaçılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu,
ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi
olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı
Yasanın 25.12.1981 tarihve 2568
sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel
işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması”
koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Anılan Yasa’nın değişik 21. maddesinin birinci
fıkrasında “20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil,
konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle
menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari
işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı
davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde
çözümlenir ve karara bağlanır.” denilmiş; aynı Yasa’nın“Birinci Dairenin görevleri” başlıklı
değişik 22. maddesinde, atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe
ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin
iptal ve tam yargı davalarının Birinci Dairece çözümleneceğine işaret
edilmiştir.
Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin
belirlenmesi yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının
saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel
işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre
kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir.
Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler:
yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve
davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve
ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin
özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak değerlendirilmesi
sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeriolmayan bir makam tarafından kurulmuş
olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı
davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde
sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker
kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete
ilişkin olup olmadığına gelince:
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Kademelerde
İlerleme Şartları” başlıklı 64. maddesinde; Devlet
memurunun kademede ilerlemesi için gereken şartların; bulunduğu kademede en
az bir yıl çalışmış olması, o yıl içinde olumlu
sicil almış bulunması, bulunduğu derecede ilerliyebileceği bir
kademenin bulunması olarak sayılmış, maddenin son fıkrasında
“ Ancak,72 nci madde gereğince belirli bir süre görev yapmak üzere
mecburi olarak sürekli görevle atanan Devlet Memurlarından kalkınmada 1
inci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara (Erzurum ve Artvin İl'leri
dahil) bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle başarılı geçirilen her iki
yılın karşılığında aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak
üzere ayrıca bir kademe ilerlemesi daha verilir. Yıllık izinde geçirilen
süreler fiilen çalışılmış sayılır. İki yıldan az süreler dikkate alınmaz.”
denilmiştir.
Aynı Yasa’nın.“Yer Değiştirme Suretiyle Atanma”
başlığını taşıyan 72. maddesinde de; “Kurumlarda
yer değiştirme suretiyle atanmalar; hizmetlerin gereklerine, özelliklerine,
Türkiye'nin ekonomik, sosyal, kültürel ve ulaşım şartları yönünden
benzerlik ve yakınlık gösteren iller gruplandırılarak tespit edilen bölgeler
arasında adil ve dengeli bir sistem içinde yapılır.
(Değişik fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.;
İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı
Kararı ile; Yeniden düzenlenen fıkra: 18/05/1994 - KHK/ 527/5 md.) Yeniden veya yer değiştirme suretiyle yapılacak
atamalarda; aile birimini muhafaza etmek bakımından kurumlar arasında
gerekli koordinasyon sağlanarak memur olan diğer eşin de isteği halinde
ataması, atamaya tabi tutulan memurun atandığı yere 74 ve 76 ncı maddelerde
belirtilen esaslar çerçevesinde yapılır. Yer değiştirme suretiyle atanmaya
tabi memurun atandığı yerde eşinin atanacağı teşkilatın bulunmaması ya da
teşkilatı olmakla birlikte niteliğine uygun münhal bir görev bulunmaması ve
ilgilinin de talebi halinde, bu personele eşinin görev süresi ile sınırlı
olmak üzere aşağıdaki şartlarda izin verilebilir.
(Ek fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal:
Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı
ile; Yeniden düzenlenen fıkra: 18/05/1994 - KHK/ 527/5 md.) Bu suretle izin verilenlere, aylık ve diğer
ödemelerine karşılık olarak, aylık (taban ve kıdem aylığı dahil), ek
gösterge, zam ve tazminatlarının kanuni kesintiler düşüldükten sonraki net
miktarının, eşleri;
a) Olağanüstü Hal Bölgesine dahil
illerle bu illere mücavir olarak belirlenen illerde görevli olanlara %60'ı,
b) Kalkınmada 1 inci derecede
öncelikli yörelerde görevli olanlara %50'si,
c) Kalkınmada 2 nci derecede
öncelikli yörelerde görevli olanlara %25'i, kurumlarınca kadro tasarrufundan
ödenir.
Eşleri diğer yörelerde görevli
olanlar ise ücretsiz izinli sayılır.
(Ek fıkra: 09/04/1990 - KHK - 418/5 md.; İptal:
Anayasa Mahkemesi'nin 05/02/1992 tarih ve E.1990/22, K.1992/6 Sayılı Kararı
ile; yeniden düzenleme: 18/05/1994-KHK/ 527/5 md.)Yukarıda sayılanların kadroları
eşlerinin görevlendirme süresiyle sınırlı olarak saklı tutulur. Ancak, bu
süre memuriyet boyunca 4 yılı hiç bir surette geçemez. Bunların kademe
ilerlemesi; emeklilik ve diğer bütün hakları ve yükümlülükleri devam eder.
Ancak ücretsiz izin verilenlerin bu sürelerinin emeklilikten sayılabilmesi
için kesenek ve kurum karşılıklarının her ay kendileri tarafından T.C.
Emekli Sandığına yatırılması gerekir.
(Değişik fıkra: 29/11/1984 - KHK - 243/13 md.)Memurların
atanamayacakları yerler ve bu yerlerdeki görevler ile kurumların özellik
arz eden görevlerine atanabilmeleri için hangi kademelerde ne kadar hizmet
etmeleri gerektiği ve yer değiştirme ile ilgili atama esasları Devlet
Personel Başkanlığınca hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir. Kurumlar
atamaya tabi olacak personeli için bu yönetmelik esaslarına göre Devlet
Personel Başkanlığının görüşünü almak suretiyle bir personel ve atama planı
hazırlar.” hükmüne yer verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu olayda Davacının, kalkınmada birinci
derecede öncelikli yörede görev yaptığı iddiasıyla, kendisine kademe
verilmesiniistediğiancak,kademe ilerlemesi yapılıp yapılmayacağı hususunun “askeri hizmete
ilişkin” bir yanının bulunmadığı kuşkusuzdur. Çözümlenecek olan
anlaşmazlık, intibakının yapılmadığını ileri süren sivil memurun aynı
yöndeki isteğinden ve onun çözümü ile varılacak sonuçtan farklı değildir.
Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasa’nın 157.
ve 1602 sayılı Yasanın 20. maddelerinde öngörülen “asker kişiyi
ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulları birlikte
gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünde genel idari yargı yeri
görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Van İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Van İdare Mahkemesi’nce verilen 27.3.2006 gün ve E:2006/1384, K:2006/726 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 2.4.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/315
KARAR NO:
2007/45
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Emekli Hakim Albay olup,Avukatlık yapan davacı tarafından; Askeri
Mahkemede vekalet görevi yaparken uğradığı muamelelerden dolayı, Tümgeneral
G.M. hakkında soruşturma emri verilmemesi, şahsı hakkında hazırlanan
Genelkurmay Başkanlığı yazısına dayanak olan andıç ve ekindeki soruşturma
evrakının, 4982 sayılı yasa uyarınca tarafına tebliğ edilmemesi ve
soruşturma emri verip vermeme yazısının, yetkisiz Adli Müşavir tarafından
imzalanması işlemlerinin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
G. A.Y
Davalı
: Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y:
Emekli Hakim Albay olup,halen
Avukatlık yapan davacı; bir dava sebebiyle, Ege Ordu Komutanlığı Askeri
Mahkemesinde vekalet görevi yaparken uğradığı muamelelerden dolayı, Ordu
Kurmay Başkanı Tümgeneral Galip MENDİ hakkında Genelkurmay Başkanlığı
Askeri Mahkemesinde şahsi dava açtığını, ancak yeni Ceza Muhakemeleri
Kanununun şahsi dava yolunu kaldırdığı gerekçesiyle dava dilekçesinin
soruşturma emri hususunda Genelkurmay Başkanlığına gönderildiğini;
Genelkurmay Başkanlığının 17.11.2005 tarihli yazısıyla verilen cevapta,
aynı tarihli bir andıça atıfla soruşturma emri verilmesine gerek
olmadığının bildirildiğini, bunun üzerine kararın gözden geçirilerek
yetkili amir tarafından cevap verilmesi ve andıçın 4982 sayılı Kanun
çerçevesinde kendisine tebliğini istediğini, Genelkurmay Başkanlığının
09.12.2005 tarih ve 9008245 sayılı Adli Müşavir imzalı yazısı ile olumsuz
cevap verildiğini, soruşturma emrine gerek olup olmadığı konusunda idari
tahkikat yapılmadığının kendisinin beyanlarına ve aleyhine konuşulan
toplantıya katılanların ifadelerine başvurulmamasından anlaşıldığını,
Genelkurmay Başkanı yerine Adli Müşavir tarafından imzalanan işlemin yetki
yönünden hukuka aykırı olduğunu iddia ederek; Tümgeneral Galip MENDİ
hakkında soruşturma emri verilmemesi, andıçın kendisine tebliğ edilmemesi
ve yapılan bildirinin yetkisiz Adli Müşavir tarafından imzalanması
işlemlerinin iptali istemiyle askeri idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ;
29.12.2005 gün ve E:2005/1376, K:2005/1432 sayı ile, dava dosyası
incelendiğinde; davacının 28.09.2005 tarihli dilekçesinin Genel Kurmay
Başkanlığı Askeri Mahkemesinin 06.10.2005 gün ve As. Mah:2005/584 sayılı
yazısı ile Genelkurmay Başkanlığına gönderilmesi üzerine hazırlanan
17.11.2005 tarihli andıça atıfla, Genel Kurmay Başkanlığının 17.11.2005
tarih ve AD.MÜŞ:7502-892-05 sayılı yazısıyla 353 Sayılı Kanunun 8, 15 ve 95 nci maddeleri
kapsamında yapılan inceleme neticesinde soruşturma emri verilmesine gerek
görülmediğinin bildirildiği, davacının tarihsiz dilekçe ile kararın yeniden
gözden geçirilmesini, yetkili Genelkurmay Başkanı tarafından cevap
verilmesini ve andıçın 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde
kendisine tebliğini talep ettiği, bu dilekçeye cevaben Genel Kurmay
Başkanlığının 09 Aralık 2005 tarih ve AD.MÜŞ:7502-892-05 sayılı yazısıyla
GKY:75-1(B) Genelkurmay Karargahı İmza Yetkileri Yönergesine göre yetkili
Adli Müşavir tarafından imzalanan yazının mevzuata uygun olduğu, incelenen
konunun ceza hukuku alanına ilişkin olduğu, 4982 Sayılı Kanunun 25 ve 26
ncı maddeleri göre hazırlık işlemi olan andıçın bilgi edinme hakkı
kapsamında bulunmadığı şeklinde cevap verildiği, davacının bunun üzerine
soruşturma emri verilmemesi, andıç ve ekindeki soruşturma evraklarının 4982
sayılı kanun uyarınca tebliğ edilmemesi ve soruşturma emri verilmesine
gerek olmadığına dair yazının yetkisiz Adli Müşavir tarafından imzalanması
işlemlerinin iptali için bu davayı açtığı, ilk inceleme safhasında dava
konusunun yargı denetimi dışında olması ve istemin idari davaya konu
edilmesinin mümkün olması sebepleriyle davanın reddine karar verilmesinin
talep edildiğinin görüldüğü; bilindiği üzere, idari yargıda görev konusu
kamu düzenine ilişkin olup davanın her safhasında talep üzerine veya resen
dikkate alınması gerektiğinden öncelikle bu hususun incelenmesininyapıldığı; Anayasanın 157 nci maddesinde;
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş
olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem
ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son
derece mahkemesi olduğu, ancak askeri yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda
ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, 1602
sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde de aynı
hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi
için dava konusu idari işlemin “Asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri
hizmete ilişkin” olması şartlarının birlikte bulunmasının gerektiği;yine 1602 sayılı Kanunun 20 nci
maddesinde: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten
ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş,
uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi
sayıldıkları; buna göre, bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde
bakılabilmesi için: 1) İdari işlemin bir asker kişi göz önünde tutularak
tesis edilmesi veya idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş olması, yahut
uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden doğmuş bulunması, 2) Dava konusu
idari işlem ve eylemin askeri hizmete ilişkin bulunması, şartlarının
birlikte gerçekleşmesi nin zorunlu olduğu; Davacının avukat unvanına sahip,
emekli bir subay olduğu bilinmekle beraber, söz konusu işlemlerin;
davacının asker kişi sıfatı göz önüne alınarak tesis edilmediği gibi, muhatabın
sivil/asker olup olmamasının bir önem arzetmediği;davacının, dava konusu işlemler
bakımından tesadüfen ve arızi olarak asker kişi vasfını taşıdığı, aksi
takdirde askerlik yapmış her şahıs hakkında askeri makamlarca alelıtlak
tesis olunan bütün idari işlemlerin yargısal denetiminde AYİM’nin görevli
olduğunu kabul etmek gerektiği dikkate alındığında, 1602 Sayılı Kanunun 20
nci maddesinde öngörülen “asker kişiyi ilgilendirme” şartının bulunmadığı,
dolayısıyla davada AYİM’nin görevli olmadığı sonucuna varıldığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar kesinleşmiştir.
Davacı, aynı istemle bu kez, 13.2.2006 gününde
genel idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ; 30.6.2006 gün ve
E:2006/480 sayı ile,Anayasa’nın
157. ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20.
maddelerinden söz edildikten ve dava dosyasının özeti yapıldıktan
sonra;bakılan davanın, Tümgeneral
Galip Mendi hakkında soruşturma izni verilmemesi, buna ilişkin andıç ve
eklerinin 4982 sayılı Kanun kapsamında tebliğ edilmemesi ve soruşturma emri
verilmesine gerek olmadığına ilişkin yazının yetkili makamlarca
imzalanmamasına ilişkin işlemlere yönelik olarak açılması nedeniyle,
davacının asker kişi olup olmadığının görevli yargı yerinin belirlenmesi
konusunda belirleyici bir unsur olmadığı; davacının, hakkında soruşturma
emri verilmesini istediği Tümgeneral Galip Mendi’nin asker kişi olması,
4982 sayılı Kanun kapsamında tarafına tebliğ edilmesini istediği bilgi ve
belgelerin bu kişiye ve askeri hizmete ilişkin bilgi ve belgeler olması ve
soruşturma emri verilmesine gerek olmadığına ilişkin işlemin yetkisiz
askeri makamlarca tesis edildiğinin ileri sürülmesi karşısında, dava konusu
işlemlerin “asker kişiyi ilgilendirdiği” ve “askeri hizmete ilişkin olduğu”
sonucuna varıldığı ve bakılan bu davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce
görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı;açıklanan nedenlerle görevli yargı
yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL,Abdullah
ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 2.4.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; İdare Mahkemesince 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari
yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümündegenel
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davadagenel idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Emekli Hakim Albay olup,halen Avukatlık yapan davacının; Genel
Kurmay Başkanlığıncatesis edilen ve
iptali istenilen 09/12/2005 gün ve AD-MÜŞ : 7502-892-05 O. Ö. 9008245
sayılı yazısında belirtilen; a) Tümgeneral Galip MENDİ hakkında soruşturma
emri verilmemesi işleminin, b)Şahsı hakkında hazırlanan Genelkurmay
Başkanlığının 17/11/2005 gün ve AD-MÜŞ: 7502-892-05 sayılı yazısına dayanak
olan andıçın ve ekindeki soruşturma evraklarının, 4982 sayılı yasa uyarınca
tarafına tebliğ edilmemesi işleminin ve c)Soruşturma emri verip vermeme
yazısının, yetkisiz Adli Müşavir tarafından imzalanması işleminin iptali
istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların yargı denetimi yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğuna;
ancak, askerlik yükümlüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi
olması koşulunun aranmayacağına işaret edilmiş, 1602 sayılı Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Kanunu’nun değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında da
aynı hükme yer verilmiştir.
Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir
davaya bakabilmesi için; dava konusu yönetsel işlem veya eylemin “asker
kişiyi ilgilendirmesi” ve“askeri
hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden
“ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin
konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri
usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri
hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri
hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik
ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak
değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan
bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati
ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde
görülmesi gerekmektedir.
Bakılan davada, davacının hukuka aykırılık
nedeniyle menfaatinin ihlal edilip edilmediğinin saptanması yanında,
Tümgeneral Galip Mendi hakkında soruşturma izni verilmemesi, buna ilişkin
andıç ve eklerinin 4982 sayılı Kanun kapsamında tebliğ edilmemesi ve
soruşturma emri verilmesine gerek olmadığına ilişkin yazının yetkisiz
askeri makamlarca imzalanmasına ilişkin işlemlerin,askeri hizmetin işleyişi ile askeri
güvenlikkurallarıyla örtüşüp
örtüşmediğive askeri gereklilik
taşıyıp taşımadığınında
irdeleneceği; hakkında soruşturma emri verilmesi istenilen Tümgeneral Galip
Mendi’nin asker kişi olması ve idari işlemin asker kişiye yönelmesi
karşısında, dava konusu işlemlerin “asker kişiyi ilgilendirdiği” ve “askeri
hizmete ilişkin olduğu”; davacınınavukat ünvanına sahip emekli subay olmasının, olayın oluşumuna göre
bakılan davada görevli yargı yerinin belirlenmesinde belirleyici unsur olamayacağı
nedenleriyle görülmekte olan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nce
görülüp çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle,
Ankara 12. İdare Mahkemesinin başvurusununkabulü ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesiningörevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesi’nce verilen 29.12.2005 gün ve E:2005/1376, K:2005/1432 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 2.4.2007 gününde Üye Levent ÖZÇELİK’inKARŞI OYU VE OYÇOKLUĞUİLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
KARŞI OY
Anayasanın 157nci
maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini
yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden
doğanuyuşmazlıklarda ilgilin asker
kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, keza 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdareMahkemesi Kanununun 20
nci madde 1nci fıkrasında da aynı hükmün yer aldığı ve Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi İçin dava konusu idari işlem veya
eylemin "Asker kişiyi ilgilendirmesi" ve "askeri hizmete
ilişkin" olması şartlarının birlikte bulunmasının gerektiğinin ifade
edildiği, yine 1602 sayılı Kanunun 20 nci madde 2 nci fıkrasında; Bu
Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde
görevde bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur,
astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler
ile sivil memurların sayıldıkları görülmekte olup, buna göre bir davaya
Askeri Yüksek idare Mahkemesinde bakılabilmesi için: 1) İdari işlemin bir
asker kişinin göz önünde tutularak tesis edilmesi veya idari eylemin bir
asker kişiye yönelmiş olması veya uyuşmazlığın askerlik yükümlülüğünden
doğmuş bulunması, 2) Dava konusu idari işlemin ya da eylemin askeri hizmete
ilişkin bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmesizorunlu bulunmaktadır.
İdari işlemin "askeri
hizmete ilişkin bulunması”, işlemin kanun ve diğer yasal düzenlemelerin
Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi
amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari
işlemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet
sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay
alarak tanımlamak olanaklıdır.
Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi, mülki idareden çok farklı özellikleri olan askeri idareyle
alakalı idari davalarda, yargısal denetimin ihtisas mahkemesinde yapılması
ihtiyacı ile kurulmuştur. Bu itibarla bir idari davada Askeri Yüksek idare
Mahkemesinin görevli olmasını gerektiren husus asker kişiler İçin özel bir
mahkemeye ihtiyaç duyulması değil, Silahlı Kuvvetlerin farklı hiyerarşik
düzene sahip kendisine özgü yapısı, umumi hukuk kurallarından farklı
özellikleri esas alan uygulamaları ve gelenekleri olması nedeni ile
farklılık arz eden askerlikle ilgili idari işlem ve eylemlerin, yargı
denetiminde ihtisas sahibi bir yargı merciine ihtiyaç duyulmasıdır. Bu
kapsamda Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğunun kabulü için
dava konusu edilen işlem ve eylemlerin genel idari yargının görevli sayılmasını
engelleyecek derecede ihtisasa konu olması ve dava konusu işlem ya da
eylemi yapan kişinin askeri kişi olması veya davacının asker kişi olması
gerekmektedir.
İdari eylemin "asker
kişiyi ilgilendirmesi", açılan bir iptal davasında Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin davaya bakabilmesinin diğer koşuludur.
1602 sayılı Yasanın
yukarıda da ifade edilen 20 nci maddesinde; Türk Silâhlı Kuvvetlerinde
görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay
askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sicil
memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Açıklamalar çerçevesinde
yapılan değerlendirmede;
Dava konusu olayda
menfaati ihlâl edilen Davacı avukat unvanına sahip emekli bir subay ise
de;söz konusu işlemler davacının
asker kişi sıfatı göz önüne alınarak tesis edilmemiş ve işlemlerin
tesisinde muhatabın sivil / asker statüsünde olması esas alınmamıştır. Bu
itibarla dava konusu işlem bakımından 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde
öngörülen "asker kişiyi ilgilendirme" şartının bulunmadığı,
dolayısıyla davada Askeri Yüksek idare Mahkemesinin görevli olmadığı ve
davanın çözümünde de Genel İdari Yargının görevli olduğu
değerlendirilmesiyle; Ankara 12 nci İdare Mahkemesinin başvurusunun reddi
gerektiği sonucuna ulaştığımdan, sayın çoğunluğun kararına iştirak
edemedim.
ÜYE
Levent
ÖZÇELİK
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/317
KARAR NO:
2007/22
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
N.M.U.
Davalı:
Datça Belediye Başkanlığı
O L A Y: Datça Belediye Encümeni’nin 27.10.2004 gün ve 277 sayılı
kararı ile, izinsiz ve ruhsatsız olarak yapılan kaçak uygulamalar nedeniyle
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesine göre yıkım ve 42. maddesine göre
idari para cezası verilmiştir.
Davacı, söz konusu işlemin iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
MUĞLA İDARE MAHKEMESİ ; 6.10.2005 gün ve E: 2005/1941;
K:2005/1422 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 5.
maddesinin 1. bendinde, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı,
ancak aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep sonuç
ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava
açılabileceğinin belirtildiği, 2. bendinde, birden fazla şahsın müşterek
dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde
iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı
olması gerektiğinin kurala bağlandığı, dava dilekçesinin incelenmesinden,
3194 sayılı Yasa’nın 32. maddesi uyarınca verilen yıkım cezasına karşı
idari yargıda, 42. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı adli
yargıda dava açılması gerekirken, birlikte dava açıldığının anlaşıldığı
gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca bu
kararın bildirim tarihinden itibaren (30) gün içinde aynı Kanunun 5.
maddesine uygun biçimde düzenlenecek iki örnek dilekçe ile her işlem için
ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine, dilekçe ve eklerinin
davacıya geri gönderilmesine karar vermiştir.
Davacı, bunun üzerine, idari para cezasına karşı
adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
DATÇA SULH CEZA MAHKEMESİ; 20.7.2006
gün ve E:2006/10 D.İş; K:2006/57 D.İş sayı ile, itiraz edenin
dilekçesinde özetle, Datça Karaincir Tatil Köyü’nde 10 daireli yazlık
binada 50 m2’lik bir dairenin sahibi bulunduğunu, bu dairenin zemin katta
ve balkonun yer seviyesinde olduğunu, davalı idarenin zemin üzerindeki bu balkonun
genişletildiği iddiasıyla 27.10.2004 tarih ve 277 sayılı kararla para
cezası kestiğini ve yanının eski haline getirilmesini istediğini, yapılan
işlemin yasal dayanağı bulunmadığından Muğla İdare Mahkemesi’nde yıkım
kararının iptali ile kesilen para cezasının kaldırılması için dava
açtığını, Muğla İdare Mahkemesi, idari para cezasına karşı adli yargıda
dava açmasının icap ettiği gerekçesiyle davayı reddettiğinden,
Mahkemelerine başvuruda bulunduklarını, Datça Belediye Başkanlığı
tarafından 27.10.2004 tarih ve 277 sayılı kararla verilen idari para
cezasının kaldırılmasını talep ve dava ettiği, her ne kadar, ceza ihbarnamesinde, verilen cezaya karşı
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi gereğince cezanın tebliğinden
itibaren 15 gün içinde suçun işlendiği taşınmazın bulunduğu yer sulh ceza
mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmiş ise de; mahkemelerin görev ve
yetkileri kanunla düzenlenmekte olup, itiraz konusuna ilişkin olarak
1.2.2001 tarihinde, 24305 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa
Mahkemesi’nin 15.5.1997 gün ve 1996/72 Esas, 1997/51 Karar sayılı kararında
açıkça belirttiği üzere, itiraza konu işlem idari bir işlem olup, idari
işlemlere karşı yapılacak olan itirazların idari yargı mercilerince
incelenip karara bağlanmasının icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Davacı, adli ve idari yargı kararları arasında
olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu uyuşmazlığın
giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı, görevsizlik kararı
olmayıp, 3194 sayılı Yasa’nın 32. maddesi uyarınca verilen yıkım cezasına
karşı idari yargıda, 42. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı
adli yargıda dava açılması gerekirken, birlikte dava açıldığının
anlaşıldığı gerekçesiyle 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1/d bendi
uyarınca bu kararın bildirim tarihinden itibaren (30) gün içinde aynı
Kanunun 5. maddesine uygun biçimde düzenlenecek iki örnek dilekçe ile her
işlem için ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddine ilişkindir.
Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari
yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi
uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulu taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/321
KARAR NO:
2007/47
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Kadastro yenileme
çalışmaları sonucu ihdas edilen parselin (parsel numarasının) iptali
istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı : KargıcakÖğretmenlerSitesiMalikleriniTemsilen veKendiAdına
Asaleten N.C.A
Vekili:
Av. Z.K. (Y.)
Davalı:
Alanya Tapu ve Kadastro Müdürlüğü
O L A Y:
Davacı, Antalya İli, Alanya İlçesi, Kargıcak Beldesi, Yatsısay Mevkii 34/2
pafta, 1257 ve 1258 parsellerde toplam 17730 m2 arsaları üzerinde yenileme
kadastrosu yapıldığını ve bunun sonucunda:
1)Taşınmazların değerlerinin raicin çok üzerinde
takdir edilerek harç ödenmesinin istendiğini, bu hesaplamanın gerçeklere
uygun olmadığını, bu nedenle, hesaplanan harcın düzeltilmesine,
2) Taşınmazın bulunduğu aynı yerde, 1257 ve 1258
parsellerden kamuya bedelsiz olarak terk edilen yeşil alana(çocuk parkı)da
yeni kadastro planında 400 m² civarında arsanın 233 numaralı parsel olarak
ayrıldığının görüldüğü, böyle bir parsel olmadığı, varsa bu yerin ya 1257
ve 1258 parsel maliklerine tapu kaydı tescili yapılması, yada kamu yararına
amacına uygun olarak çocuk parkıyapılması için bırakılmasına,
3) Kadastro planında, 1257 parseldeki taşınmazda üç
adet blokun aynı yönde asıl projeye uygun olmayan balkon çıkmalarının
gösterildiği, bu tür çıkmaların başka binalarda da olduğu, onların da aynı
şekilde gösterilmesi ya da bu iki blok balkon çıkmalarının düzeltilmesine,
4) Kadastro planında, komşu, yeni 191 ada, 1 parsel
çapında, sınırın D400 karayolundan çekme mesafesine (yaklaşma sınırına)
uyulmadığının görüldüğü,
bu nedenlerle, bu hataların imar mevzuatına uygun
olarak yeni kadastro ve imar planında düzeltilmesine karar verilmesi
istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ALANYA KADASTRO MAHKEMESİ; 7.3.2003 gün
ve E:2002/120, K:2003/50 sayı ile, Kadastro
Mahkemesinin 3402 sayılı Yasa gereği taşınmazların sadece aynına yönelik
davalara bakmakla görevli olduğu, oysa, bu davada davacı tarafça yenileme
harcının düzeltilmesi ve idarenin eylemlerine yönelik iptalin dava konusu
edildiği, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından harca yönelik dava
yönünden görevli ve yetkili mahkemenin Antalya
Vergi Mahkemesi, diğer taleplere ilişkin davada ise
görevli ve yetkili mahkemenin Antalya İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle
harca yönelik dava ve diğer hususlarda açılan dava yönünden görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, kadastro
yenileme çalışmalarında yapılan 400 m2 miktarındaki 233 ada 1 parsel sayılı
taşınmazın parsel numarasının iptali ile kamu yararına çocuk parkı olarak
bırakılmasına, 1257 sayılı parseldeki balkon çıkmalarının projesine uygun
olarak düzeltilmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
ANTALYA İDARE MAHKEMESİ; 7.1.2004 gün ve
E:2003/1385; K:2004/14 sayı ile, Antalya İli, Alanya İlçesi, Kargıcak
Beldesinde yapılan kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233
ada 1 sayılı parselin(parsel numarasının) iptali, kamu yararına çocuk parkı
olarakbırakılmasınınve1257 sayılıparseldeki balkon
çıkmalarının projesine uygun olarak düzeltilmesinin istenildiği, davanın, 233 ada 1 sayılı parselin(parsel numarasının)
iptaliistemine yönelik kısmının
incelenmesinden; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 24. maddesinde,
"Genel Mahkemelere ait olup da bu Kanunun uygulanması ile ilgili dava
ve işlere belirlenen usul ve esaslara göre bakmak üzere her kadastro
bölgesinde tek hakimli ve Asliye Mahkemesi sıfatını haiz yeter sayıda
kadastro mahkemesi kurulacağı, 25. maddesinde de, Kadastro Mahkemesinin
taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı aynı haklara, tapuya tescil veya şerh
edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü
uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara
ve özel kanunlarınca kendisine verilen işlere bakacağı hükmünün yer aldığı,
bu düzenlemelere göre, kadastro çalışmaları, sınır ve ölçü uyuşmazlıkları
işlemlerine karşı açılacak davalarda kanun koyucunun adli yargı yerlerini
görevli kıldığı, olayda da; uyuşmazlık
konusu taşınmazın kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen bir
taşınmaz olması, bu nedenle davanın taşınmazın aynına yönelik ve yukarıda
metni yazılı 3402 sayılı Yasa’nın 25.maddesi kapsamında bir uyuşmazlığa
ilişkin olması karşısında, Mahkemelerinin bu davaya bakmakla görevli
olmadığı, adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı,
davanın, 233 ada 1 sayılı parselin kamu yararına çocuk parkı olarak
bırakılmasına ve 1257 sayılı parseldeki balkon çıkmalarının projesine uygun
olarak düzeltilmesi istemine ilişkin kısmına gelince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2.
maddesinde idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırları
düzenlenmiş olup, birinci fıkrasında, idari dava türlerinin, idari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler
tarafından açılacak iptal davaları ile idari eylem ve işlemlerden dolayı
hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları ve idari
sözleşmelerden doğan ihtilaflara ilişkin davalar olmak üzere 3 grupta
toplandığı, ikinci fıkrasında ise, idari yargı yetkisinin idari eylem ve
işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı bulunduğu, idari
mahkemelerin idari eylem ve işlem niteliğinde yargı kararı veremeyeceklerinin kurala bağlandığı, anılan Yasanın 14/3-d ve 15/1-b maddeleri uyarınca idari
davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlemin mevcut
olmaması halinde davanın reddine karar
verileceğinin düzenlenmiş bulunduğu, bu durumda, davacının bu istemlerinin
idariişlemniteliğindeyargıkararıverilmesi istemi
niteliğinde olması, Yasa hükümlerine göre ise, idari mahkemelerin idari eylem
ve işlem niteliğinde yargı kararı vermelerinin mümkün bulunmaması
karşısında, davanın bu kısmının incelenme olanağı bulunmadığı
gerekçesiyle davanın kısmen 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-a maddesi uyarınca görev yönünden reddine,
kısmen 15/1-b maddesi uyarınca incelenmeksizin reddine karar vermiş;
kararın, davanın görev yönünden reddine ilişkin kısmı, DANIŞTAY ALTINCI
DAİRESİ’nin 30.5.2006 gün ve E:2004/2341, K:2006/2848 sayılı kararıyla
onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı
yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde davanın,
kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233
ada 1 parselin (parsel numarasının) iptali istemine yönelik kısmı
yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Antalya İli, Alanya İlçesi, Kargıcak
Beldesinde yapılan kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233 ada 1 parselin (parsel numarasının) iptali
istemiyle açılmıştır.
23.6.1983 gün ve 2859
sayılı Tapulama ve Kadastro Paftalarının Yenilenmesi Hakkında Kanun’un
“Yenileme” başlığını taşıyan 1. maddesinde, “Teknik nedenlerle yetersiz
kalan, uygulama niteliğini kaybeden veya eksikliği görülen ve en az bir
mevki veya ada biriminde zemindeki sınırları gerçeğe uygun şekilde
göstermediği tespit edilen tapulama ve kadastro paftaları bu Kanun
hükümlerine göre Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün teklifi ve ilgili
bakanın onayı ile yenilenir. Buna göre tapu sicilinde gerekli düzeltmeler
yapılır” denilmiş; “İtiraz ve davalar” başlığını taşıyan 5. maddesinde,
“Yenileme tespitlerine yapılacak itirazlar ve komisyon kararlarına karşı
açılacak davalar 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 766 sayılı
Tapulama Kanununun ilgili hükümlerine göre sonuçlandırılır. Ancak, tapulama
mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde, tapulama komisyon kararlarına karşı
açılacak davalar, o mahallin asliye hukuk mahkemelerince, 766 sayılı
Tapulama Kanunu hükümleri uyarınca çözümlenir” hükmü yer almıştır.
15 Aralık 1934 tarih ve
2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu ile 28 Haziran 1966 tarih ve
766 sayılı Tapulama Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 21.6.1987 gün ve 3402
sayılı Kadastro Kanunu’nun 24. maddesinde, genel
mahkemelere ait olup da bu Kanunun uygulanması ile ilgili dava ve işlere
belirlenen usul ve esaslara göre bakmak üzere her kadastro bölgesinde tek
hakimli ve Asliye Mahkemesi sıfatını haiz yeter sayıda kadastro
mahkemesinin kurulacağı, 25. maddesinde ise, kadastro mahkemesinin;
taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh
edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve
ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri
davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakacağı
belirtilmiştir.
Buna göre, kadastro
yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen uyuşmazlık konusu parselin (parsel
numarasının) iptali istemiyle açılan işbu davanın görüm ve çözümünde,
yukarıda yer alan hükümler uyarınca adli yargının görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Kadastro Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Alanya Kadastro
Mahkemesi’nce verilen 7.3.2003 gün ve E:2002/120, K:2003/50 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ kadastro yenileme çalışmaları sonucu ihdas edilen 233 ada 1 parselin (parsel numarasının) iptali
istemine yönelik kısmının KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO: 2006/325
KARAR NO:
2007/51
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2918
sayılı Yasa uyarınca, kamu idaresine ait motorlu aracın, karayolunda seyir halinde
iken neden olduğu zararların tazmini istemiyle açılan davanın, işletenin
hukuki sorumluluğu çerçevesinde özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar
: E.A. - Z.A.
Vekili:
Av. U.Ö.
Davalı: Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı
Vekili: Av. V.C.A.
O L A Y: Davacı vekili, davalı idareye verdiği
28.11.2005 günlü dilekçesinde, Emine Aktan’ın 18.9.2005 tarihinde saat
15.00 civarında içinde bulunduğu Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait 16 YA
689 plakalı ön kapısı açık vaziyette hareket halinde olan otobüsten ineceği
sırada otobüsün ani fren yapması sonucu açık olan ön kapıdan düştüğünü, bu
düşme sonucu müvekkilinde bazı hasarlar meydana geldiğini ileri sürerek
Emine Aktan’ın kendisi için 75.000.-YTL maddi ve 65.000.-YTL manevi, eşi
için 10.000.-YTL manevi tazminat verilmesini istemiştir.
Davalı idare, 15.12.2005 gün ve 37619
sayılı işlemi ile, Emine Aktan'ın 18.09.2005 tarihli olayda, İnegöl Çarşısı
önündeki yolcu durağında indirme-bindirme işlemi yürüten araçta, kurallara
aykırı hareket etmek suretiyle ön kapıdan inmek istemesi sonucu otobüse
binen yolcuların kargaşaya yol açtığını ve neticesinde yaralanma meydana
geldiğini, öncelikle,
2918 sayılı Trafik Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğinde tanzim olunan hükümler
uyarınca, yolcuların da uymakla yükümlü olduğu hususların, yükümlülüklerin
derc edildiğini, Emine Aktan’ın bu kurallara aykırı hareket ettiğini,
kendilerine kusur izafe edilmesinin yasal olmadığını, uğranılan maddi kayıp ve tedavi masraflarının aracın
sigortalı olduğu İhlas Sigorta'dan da talep edebileceğini, izah
edilen hususlar dahilinde talebin yerine getirilmesinin yasal düzenlemeler
nedeniyle mümkün olmadığını, davacı vekiline bildirmiştir.
Bunun üzerine, davacı vekili, kazada
tam hizmet kusuru olduğunu ileri sürdüğü davalı idare aleyhine, fazlaya
ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, olay tarihinden itibaren yasal faizi
ile birlikte Emine Aktan’ın kendisi için 40.000.-YTL maddi ve 20.000.-YTL
manevi, eşi için 15.000.-YTL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle
20.12.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davalı idare
vekilince, birinci savunma dilekçesinde, olayın Borçlar Kanunu ve 2918
sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na dayalı haksız fiil, görevli yargı
merciinin de adli yargı olduğu, bu nedenle, hizmet kusuruna dayalı olarak
ikame olunan tazminat talepli tam yargı davasının görülmesinin yasal olarak
mümkün bulunmadığı ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
Davacı vekili, olayda hizmetin kötü
işlediğini, ayrıca hizmetin işleyişinde hata ve aksaklık olduğunun da
tartışmasız bulunduğunu, bu nedenle, davanın idari yargıda görülmesi
gerektiğini, kamuya tahsis edilmiş otobüste otobüs şoförünün ağır ihmal ve
kusuru ile müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, bu haksız fiil olarak
nitelendirilse dahi görüleceği yargı yerinin idari yargı olduğunu, kamu
hizmetini alan müvekkilinin bu hizmet sırasında hizmet veren kurum
tarafından ve bu kurumun dikkatsizliği nedeni ile zarara uğradığını, bu
nedenle, görev itirazının yerinde olmadığını ileri sürmüştür.
BURSA 3. İDARE MAHKEMESİ; 16.05.2006 gün ve
E:2005/2198 sayı ile, Emine Aktan ve Zihni Aktan vekili tarafından,
davacılardan Emine Aktan'ın 18.9.2005 tarihinde saat 15.00 sıralarında
Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait 16 YA 689 plakalı otobüste yolculuğu
sırasında inmek için yaptığı ikaz üzerine şoförün yaptığı ani fren sonucu
açık olan ön kapıdan yuvarlanarak aşağıya düşmesi nedeniyle uğranıldığı öne
sürülen zararlar karşılığı davacılardan Emine Aktan için 40.000,00.-YTL
maddi ve 20.000,00.-YTL manevi, eşi ve diğer davacı Zihni Aktan için de
15.000,00.-YTL manevi tazminata olay tarihinden itibaren işletilecek yasal
faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle Bursa Büyükşehir Belediye
Başkanlığı’na karşı açılan davada, davalı idarece savunma dilekçesinde,
18.9.2005 tarihinde meydana gelen olayın Borçlar Kanunu ve Karayolları
Trafik Kanunu’na dayalı haksız fiil olduğu ve hizmet kusuruna dayalı olarak
açılan bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli bulunduğu
ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğununanlaşıldığı, Anayasa'nın 125. maddesinin
son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle
yükümlü olduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları
ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri
arasında sayıldığı, öte yandan, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi
Kanunu’nun 7/p maddesinde, "Büyükşehir içindeki toplu taşıma
hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak,
işletmek veya işlettirmek, Büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde
taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat
vermek" Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları
arasında sayıldığı, olayda, davacılardan Emine Aktan'ın 18.9.2005 tarihinde
saat 15.00 sıralarında Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait 16 YA 689 plakalı
otobüste yolculuğu sırasında inmek için yaptığı ikaz üzerine şoförün
yaptığı ani fren sonucu açık olan ön kapıdan yuvarlanarak aşağıya düşmesi
nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararların tazmini istemiyle görülmekte
olan davanın açıldığının anlaşıldığı, ileri sürülen nedenlere göre
uyuşmazlığın çözümü kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak
yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin
sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirdiği, bu hususların
saptanmasının ise idare hukuku ilkelerine göre
yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan
tam yargı davasının görüm ve çözümünde
idari yargı yerlerinin görevli olduğu, ayrıca,
Anayasa’nın 129. maddesinin 5. bendinde yer alan "Memurlar ve diğer
kamu görevlililerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan
tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği
şekil ve şartlara uygun olarak,
ancak idare aleyhine açılabilir." kuralı ve kamu
görevlilerinin görevlerini yerine getirirken mevzuatın, üstlenilen ödevin
ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendilerine
izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve
olanaklarından yararlanarak onları kullanarak hareket ettikleri, bu nedenle
de idaresiyle bütünleştiği, idaresinden ayrılmasını önleyen ve engelleyen
görev kusurlarının, sonuç olarak hizmetin yürütülmesi sırasında ortaya
çıktığından, idare yönünden de "hizmet kusuru" nu oluşturduğu
dikkate alındığında, zararı doğurduğu belirtilen olayın, kamu görevlisi
olan otobüs şoförünün kişisel kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmamasının da,
Bursa Büyükşehir Belediyesi aleyhine idari yargı yerinde tam yargı davası
açılmasına engel oluşturmayacağı, diğer
taraftan, davanın belediye aleyhine işletenin sorumluluğu nedeniyle değil,
hizmet kusuruna dayalı olarak açıldığının da dosyanın incelenmesinden
anlaşıldığı, bu durumda, davacılardan
Emine Aktan'ın 18.9.2005 tarihinde saat 15.00 sıralarında Bursa Büyükşehir
Belediyesi’ne ait 16 YA 689 plakalı otobüste yolculuğu sırasında inmek için
yaptığı ikaz üzerine şoförün yaptığı ani fren sonucu açık olan ön kapıdan
yuvarlanarak aşağıya düşmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların
hizmet kusurundan dolayı kusur ve sorumluluk oranına göre idarece
giderilmesi istemiyle Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan
davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp
yürütülmediğinin, zararın doğumunda hizmet kusuru veya başka nedenle
idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının idare hukuku ilkelerine göre
saptanması gerekeceğinden, 2577 sayılı Yasa'nın 2/1-b maddesinde sayılan
tam yargı davası kapsamında bulunan davanın görüm ve çözümünde idari yargı
yerlerinin, dolayısıyla Mahkemelerinin görevli bulunduğu sonucuna
varıldığı, davanın görüm ve çözümünde
idari yargının görevli olması nedeniyle davalı idarenin görev itirazının
reddine, uyuşmazlığı çözmeye Mahkemelerinin görevli olduğuna karar
vermiştir.
Davalı
idare vekilinin, haksız fiile ilişkin bütün davaların adli yargıda görüldüğünü,
trafik kazalarının da haksız fiil kapsamında yer aldığını ileri
sürerekolumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması yolundaki 7.6.2006 günlü dilekçesi üzerine, dava dosyası
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI :
Davacı Emine Aktan ve Zihni Aktan
vekili tarafından, davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine
Bursa 3. İdare Mahkemesi’nde açılan 2005/2198 Esas sayılı tazminat
davasında, davalı Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın adli yargı
yerinin görevli olduğu iddiasıyla görev itirazında bulunduğu, bu itirazının
reddedilmesi üzerine davalı idarenin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması
talebi nedeniyle dosyanın Başsavcılıklarına gönderildiğinin anlaşıldığı, davacılardan Emine
Aktan'ın olay günü bindiği belediye otobüsünden inmek için yaptığı ikaz
üzerine belediye otobüs şoförünün yaptığı ani fren sonucu açık olan ön
kapıdan yuvarlanarak aşağıya düşmesi nedeniyle uğradığı maddi ve manevi
zararın tazminini, eşi olan diğer davacı Zihni Aktan’ın ise, eşinin
uğradığı zarar nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunduğu, 5126 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7/f
maddesinde "Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve
uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu
sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis
ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini,
zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde,
sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek
ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere
verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek" ve
7/p maddesinde, "Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini
yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya
işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis
araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek" Büyükşehir
Belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayıldığı, olayda, zarar görenin yolcu olması, davalı idarenin ise
taşıyıcı sıfatının olması karşısında taraflar arasındaki ilişkinin taşıma
sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu, idarenin karlılık ve
verimlilik ilkeleri doğrultusunda ticari alanda yürüttüğü taşımacılık
faaliyetinin de özel hukuk hükümlerine tabi olduğunun açık bulunduğu,
belirtilen bu durum karşısında, idarece yürütülen faaliyetin ve taraflar
arasındaki hukuki ilişkinin niteliği göz önüne alındığında, olayda idari
bir eylem ya da işlemden doğmuş bir zararın söz konusu olmadığı, yolcunun
uğradığı zarardan dolayı taşıyıcının tazmin yükümlülüğünün saptanmasına
ilişkin bulunan davanın özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli
yargı görevli olduğundan, Bursa 3. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının
kaldırılmasının icap ettiği gerekçesiyle 2247
sayılı Kanun’un 10 ve 13. maddeleri gereğince olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasına karar vermiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13.
maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI :
Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ait olup
seyir halindeyken duran otobüsün açık olan ön kapısından düşen yolcunun
kafa travması geçirmesi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle
Bursa 3. İdare Mahkemesi’nde açılan davada, davalının görev itirazının
reddi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmış olmakla dosyanın incelendiği, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi
Kanunu’nun 7/p maddesinde, "Büyükşehir içindeki toplu taşıma
hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak,
işletmek veya işlettirmek, Büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde
taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek"
Büyükşehir Belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayıldığı,
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun "işletilen ve araç
işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu"
başlıklı 85. maddesinin değişik birinci fıkrasında, "Bir motorlu
aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin
zarara uğramasına sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya
işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi
halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan
zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar" hükmüne, değişik
beşinci fıkrasında, "işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi,
aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına yardımcıkişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur"
hükmüne, 90. maddesinde, "Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile
manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin
hükümleri uygulanır" hükmüne, "Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait
Araçlar "başlıklı 106. maddesinde de, Genel bütçeye dahil dairelerle
katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi
teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları
zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin
hükümleri uygulanır" hükmüne yer verildiği, bu hükümlere göre, 106. maddede sayılan kamu kurum ve
kuruluşlarının, sahip oldukları araçların sebep olduğu zararlardan dolayı
idare hukuku kurallarına değil, bu Yasada düzenlenen "işleten ve araç
işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu" çerçevesinde
Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerine tabi kılındığı, bu
suretle 2918 sayılı Yasa ile, bu Yasada tanımlanan araçların
işletilmesinden doğan zararların tazmini konusunda araç sahibinin özel yada
kamu tüzel kişisi olması bakımından bir farklılık gözetilmeyerek kamu kurum
ve kuruluşlarının da özel hukuk tüzel kişileri gibi aynı esaslara göre
sorumlu olduklarının kabul edildiği, hal
böyle olmakla, belediyeye ait otobüsün trafik kural ve gereklerine tabi
olarak seyir halinde iken durduğu sırada neden olduğu zararların tazmini
istemiyle açılan davanın, işletenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde özel
hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna
varıldığı, bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesi uyarınca
yapılan başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı idare vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarıldığı anlaşıldığından
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Emine Aktan’ın içinde bulunduğu
Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne aitön kapısı açık vaziyette hareket halinde olan otobüsten ineceği
sırada otobüsün ani fren yapması sonucu açık olan ön kapıdan düşmesi sonucu
bazı hasarlar meydana geldiği ileri sürülerek Emine Aktan’ın kendisi ve eşi
için maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7.
maddesinin (f) bendinde, “büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya
yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve
koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her
türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve
tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile
karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park
yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek;
kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün
işleri yürütmek”, (p) bendinde ise, “büyükşehir içindeki toplu taşıma
hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak,
işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde
taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek”
büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında
sayılmıştır.
Öte yandan, 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun, trafik kazalarına ilişkin yedinci kısmını izleyen hukuki
sorumluluk ve sigorta hakkındaki sekizinci kısmının, “İşleten ve araç
işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu” başlıklı
85. maddesinin, değişik birinci fıkrası, “Bir motorlu aracın işletilmesi
bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına
sebep olursa motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında
veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu
aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan
müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” ve değişik beşinci fıkrası,
“işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya
aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru
gibi sorumludur” hükümlerini taşımakta; bu bölümün sonunda yer alan, 90.
maddesinde, “Maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında
Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır” denilmekte;
aynı kısmın “Özel Durumlar” başlıklı üçüncü bölümünde Devlete ve kamu
kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106. maddesinde
ise, “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel
idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu
kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu
Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır” hükmüne
yer verilmektedir.
Anılan hükümlerin incelenmesinden, 106. maddede
sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının, sahip oldukları motorlu araçların
sebep olduğu zararlardan dolayı idare hukuku kurallarına değil, bu Yasada
düzenlenen “ işleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin
hukuki sorumluluğu” çerçevesinde Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin
hükümlerine tabi kılındığı; bu suretle 2918 sayılı Yasa’da, motorlu aracın
işletilmesinden doğan zararların tazmini konusunda, motorlu aracın sahibinin
özel ya da kamu tüzel kişisi olması bakımından bir farklılık gözetilmeyerek
işaret edilen kamu kurum ve kuruluşlarının da özel hukuk tüzel kişileri
gibi aynı esaslara göre sorumlu olduklarının kabul edildiği
anlaşılmaktadır.
2918 sayılı Yasa’nın anılan açık hükümleri
karşısında, kamu idaresine ait motorlu aracın, trafik kural ve gereklerine
tabi olarak karayolunda seyir halinde iken neden olduğu zararların tazmini
istemiyle açılan davanın, işletenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde özel
hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun
kabulü ile İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2247 sayılı
Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Bursa 3. İdare
Mahkemesi’nce verilen 16.05.2006 gün ve E:2005/2198 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2006/27
KARARNO: 2006/27
KARARTR : 6.11.2006
(Ceza Bölümü)
ÖZET:Sağlık kurulunca suç gününde askerliğe
elverişli olmadığına karar verilen sanık hakkında 3
sayılı Yasa kapsamında
bulunmayan suçu nedeniyle
açılan kamu davasının ADL YARGI yerinde
görülmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
D.D.
O L A Y:Erzurum/Aşkale 4. Zrh. Tug. Top. Tb.
Kh. ve Hiz. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık Top. Er Durmuş
Düzenli’nin, 9. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, firar suçu
nedeniyle tutuklanarak kapatıldığı Erzurum Askeri Ceza ve Tutukevinde
11.3.2004 günü, cezaevi idaresine karşı ayaklanma eylemi nedeniyle açılan
kamu davasının yanısıra ayrıca aynı Mahkemece 10 gün hücre hapis cezası ile
cezalandırıldığı, bu cezanın infaz edildiği 11.3.2004-21.3.2004 tarihleri
arasında çeşitli zamanlarda, nöbetçilerin de rahatça duyabileceği şekilde,
diğer tutuklular ve hükümlüler ile kendi aralarında konuşarak, Askeri Ceza
ve Tutukevi Müdürü, Askeri Savcı, askeri savcının Muhafız Takım Komutanı,
İnfaz Astsubayı ve Gardiyan Kısım Komutan Yardımcısının namus, şeref ve
haysiyetine ağır bir şekilde sözlü saldırıda bulunduğu, böylece üste
hakaret suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza
Kanunu’nun 85/1., Türk Ceza Kanunu’nun 80. maddeleri uyarınca
cezalandırılması istemiyle 9. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın
21.5.2004 gün ve E:2004/507, K:2004/415 sayılı iddianamesiyle kamu davası
açılmıştır.
9. KOLORDU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 26.12.2005 gün ve E:2005/862, K:2005/644
sayıyla; dosya içinde mevcut sağlık kurulu raporuna göre, sanığın suç
tarihinde askerliğe elverişli olmadığı anlaşıldığından, yüklenen eylemin
görevli memura hakaret suçunu oluşturacağı, bu durumda sanığı yargılama
görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Erzurum 2.
Asliye CezaMahkemesi’ne
gönderilmiştir.
ERZURUM 2.
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 2.3.2006gün
ve E:2006/114, K:2006/90 sayıyla; sanığın, 353 sayılı Yasa’nın 10. maddesi
(F) bendinde belirtildiği şekilde suç tarihinde asker kişi olduğu ve Askeri
Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan “üste hakaret” suçunu işlediği ileri
sürüldüğünden, 353 sayılı Yasa’nın 9, 10/F ve 17. maddeleri uyarınca sanığı
yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava
dosyası, kendisine gelmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca,
Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in
katılımlarıyla yapılan 06.11.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Namık ÖZTÜRK’ün, davanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, dosya içinde bulunan
Erzurum 600 Yataklı Mareşal Çakmak Asker Hastanesi Sağlık Kurulu’nun
3.5.2004 gün ve 999 sayılı Raporuyla, sanığın 4.1.2003 tarihinden itibaren
askerliğe elverişli olmadığına dair karar alındığı ve 4.5.2004 tarihinde de
terhis edildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, Sağlık Kurulu Raporunun kapsam ve
hukuki sonuçlarına göre, sanığın suç tarihinde "asker kişi"
sıfatı kendiliğinden kalkmış sayılacağından, 353 sayılı Yasa'nın 9. maddesi
anlamında "asker kişi" olarak kabul edilmesi mümkün
bulunmamaktadır.
Görevsizlik kararı veren adli yargı yerince,
sanığın, 353 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin (F) bendi uyarınca suç
tarihinde asker kişi olduğu gerekçesine yer verilmiştir. (F) bendindeaskeri yargı organlarınca tutuklanmış
veya hapsedilmiş veya askeri makamlarca muhafaza altına alınmış veya
gözaltı edilmiş kişilerin asker kişi oldukları düzenlenmiş iken, 5.7.2006
gün ve 26219 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp, üç ay sonra yürürlüğe giren
5530 sayılı Yasa’nın 62. maddesi ile, 353 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin
(F) bendinin yürürlükten kaldırılmış olması karşısında, sanığın asker kişi
olarak kabulünün mümkün olamayacağı anlaşılmıştır.
Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı
Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma
koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde“Askeri mahkemeler, asker olmayan
kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.
A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63,
64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;
B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet
yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda,
yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere
fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine
ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide
başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254,
255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü
maddelerinde gösterilen suçları;
C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri
trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi
emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa
ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu
görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı
suçlar;”
D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E.
1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)
E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde
yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri
mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı
Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince
yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren
suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma
Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin 5530
sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değiştirilen (G) bendinde,1632 sayılı Askeri
Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 75, 78, 80, 81, 93, 94, 95, 100,
101, 102, 124, 125 ve 127nci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların; (H)
bendinde, ilan olunan harekât bölgesinde, birinci derece askeri yasak
bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargâhlarda,
askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve
mahaller içinde askerlere karşı işlenen 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun 86, 106, 108, 113, 125 ve 265inci maddelerinde yazılı
suçlara ait davaların ve aynı maddeye eklenen (I) bendinde de, nöbet,
devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım
görevi yapan askerlere karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen (H)
bendinde yazılı suçlara ait davaların, savaş halinde askeri mahkemenin
görevleri arasında olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, olayda, 5530 sayılı Yasa ile
değişik 353 sayılı Yasa’da belirtilen koşulların bulunmaması nedeniyle
davanın adli yargı yerinde görülmesi veErzurum 2. AsliyeCeza
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli
olduğuna, bu nedenle Erzurum 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2.3.2006 gün ve
E:2006/114, K:2006/90 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
06.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2006/29
KARARNO: 2006/29
KARARTR : 6.11.2006
(Ceza Bölümü)
K A R A R
ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen eylemin “kasten yaralama” suçunu
oluşturması ve bu suçun daaskeri
suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanma-yı
gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ
YARGIyerinde görülmesinin gerektiği
hk.
Davacı:
K.H.
Mağdur:
B.T.
Sanık:
E.K.
O L A Y: Dicle Öz. G/K. Komutanlığı emrinde
görevli sanık J. Er Ertuğrul Kılıç’ın, 1.6.2001 günü, aynı Komutanlık
sorumluluk sahası içerisinde bulunan 2 nolu kulede 09-12 saatleri arasında
tüfekli nöbetçi olarak görevli bulunan mağdur J. Er Bilal Taylan’ın yanına
giderek, kulenin yanında bulunan su deposuna bakacağını söylediği sırada
mağdurun, psikolojik sorunları olduğunu bildiği sanıktan firar edebileceği
düşüncesiyle şüphelenmesi ve nöbet yerinden uzaklaşmasını istemesi üzerine,
aralarında çıkan tartışma sonucunda, mağdur Bilal Taylan’ın burnuna
yumrukla vurduğu, böylece amire fiilen taarruz suçunu işlediği ileri
sürülerek eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1 maddesi uyarıncacezalandırılması istemiyle 7. Kolordu
Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 13.6.2001 gün ve E:2001/2184, K:2001/520
sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 2.10.2003
gün ve E:2003/239, K:2003/971 sayıyla; yargılama aşamasında, sanığın
“mağdurun öncelikle kendisinin boğazını sıktığı” yönündeki ifadesinin aksi
kanıtlanamadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi ışığında önce
mağdurun yersiz müdahale ve icapsız fiillerde bulunduğunun kabul edilerek,
mağdurun Askeri Ceza Kanunu’nun 106. maddesindeki korumadan
yararlandırılmaması yoluna gidildiği, böylece eylemin aynı rütbedeki erler
arasında meydana geldiği, eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 456/4. maddesinde
düzenlenen suça uyduğu, sanığın yargılama sırasındaterhis edildiği açıklanarak, yargılama
görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Dicle Asliye
Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
DİCLE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 7.9.2005 gün ve
E:2005/34, K:2005/90 sayıyla; olay günü, mağdurun nöbetçi olması nedeniyle
yüklenen eylemin amire karşı yapılmış sayılması gerektiği, Askeri Ceza
Kanunu’nun 92. maddesi uyarınca sanığın ifadesinde belirttiği hususun Türk
Ceza Kanunu’nun 51. maddesine göre indirim nedeni olarak düzenlendiği,
böylece yüklenen eylemin Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1. maddesindeki suçu
oluşturduğu açıklanarak, yargılamagörevinin askeriyargıyerineaitolduğugerekçesiyle, 7 gün içinde itiraz yolu
açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, karar tebliğ edilerek,
Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 10.7.2006
gün ve E:2006/13, K:2006/15 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde
belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın
Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklikler giderilip
karar kesinleştirilerek dava dosyası, Dicle CumhuriyetBaşsavcılığı’nca, Mahkememize
gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in
katılımlarıyla yapılan 06.11.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde askeri yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Namık ÖZTÜRK’ün, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev
alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun
askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında
kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer”
denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış
olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45
sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet
Kanunu'nun 76. maddesinde, "Nöbet; askerlikteki müşterek hizmetlerin
yapılmasını ve devamını sağlamak maksadı ile bu hizmetlerin belli bir sıra
ve süre ile subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, erbaş ve erler
ile Silahlı Kuvvetler Teşkilatı içinde vazifeli olan bilumum sivil şahıslar
tarafından yapılmasıdır.
Nöbetçi: nöbet hizmetinin yapılması için
görevlendirilen şahıstır” şeklinde tarif edilmiş, 77. maddesinde de,
"Kıtalarda, karargahlarda ve askeri kurumlarda nöbet hizmetine tabi
tutulacak personelin kimler olacağı, nöbet hizmetlerinin yapılış tarzı ile
şekli ve nöbetçilere aitvazifelertalimatnameiletayinvetesbit olunur."denilmiştir.
1632 sayılı AskeriCezaKanunu'nun,
"Nöbetçi, karakol, devriyenintarifi"başlığıaltındadüzenlenen 15. maddesinde;
"1-Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve
seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut maksatlariyle silahlı olarak
bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir.
2- Karakol hazarda veseferde aynı maksatlarla konulan ve
biramir emrinde bulunan
silahlı bir kısım askerdir.
3-Devriye hazarda ve seferde aynı maksatlarla
muayyen bir mıntıkada seyyar olarak vazife yapan bir veya daha ziyade
silahlı askerdir." denilmekte, benzer düzenleme İç Hizmet Kanunu'nun
78. maddesindede yer almaktadır.
Aynı Kanun'un 106. maddesinde "Askeri
karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemiyen veya
bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amire
karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır."denilmekte olup, her iki madde birlikte
değerlendirildiğinde 15. maddede yazılı olan nöbetçilerin belli suçlar
karşısında amir sayılacakları, daha açık bir anlatımla, maddede yazılı
suçları işleyenlerin, bu suçları amire karşı işlemiş kabul edilerek ast
gibi cezalandırılacakları; 12. maddesinde de “Bu kanunun tatbikatında
(Hizmet) tabirinden maksat gerek malûm ve muayyen olan ve gerek bir amir
tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması
halidir” denilerek yasanın uygulanmasında hizmetin gerek malum ve muayyen
olan ve gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun
tarafından yapılması hali olduğu belirtilmiştir.
Öteyandan,İçHizmetYönetmeliği'nin "Askerlikte Nöbet Hizmetleri"başlığı altında düzenlenen 382 ve devamı
maddelerinde nöbet hizmetleriyle ilgili hükümler düzenlenmiştir.
Yönetmeliğin 395. maddesinde, "Kıt'alarda her Kuvvetin özelliğine
uygun olarak nöbet hizmetleri yürütülür. Bu yönetmeliğin dışında kalan veya
ayrıca özellik arzeden nöbet hizmetleri ihtiyaca göre komutanlıklarca; bu
yönetmelik esasları gözönünde tutularak hazırlanıp uygulanır."
denilmektedir.
Açıklanan yasa hükümleri ile buna bağlı olarak İç
Hizmet Kanunu ve Yönetmeliği gibi mevzuat hükümleri gözetilerek amir olma
durumunun tespit edilmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinde, dosya içinde mevcut Merkez
Jandarma Karakol Komutan-lığının 1.6.2001 tarihli nöbet çizelgesinden,
09.00-12.00 saatleri arasında yakınan Bilal Taylan’ın 2 nolu kule devriye
nöbetçisi olarak görevlendirildiği anlaşılmıştır.
Ancak, olay sırasında, sanığın “mağdurun önce
kendisinin boğazını sıktığı” yönündeki ifadesinin aksinin askeri ve adli
yargı yerlerince kanıtlanamadığının belirtilmesi karşısında, mağdurun
yersiz müdahale ve icapsız fiillerde bulunduğu kabul edilerek, Askeri Ceza
Kanunu’nun 106. maddesindeki korumadan yararlanmasının mümkün olmadığı, bu
durumda, eylemin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kuşkusuzdur.
Sanığın
yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden
anlaşılmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı
bulunmaması, sanığın terhis edilmesiyle askerimahkemedeyargılanmasınıgerektiren
ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa
ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde
görülmesi veDicle Asliye Ceza
Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Dicle
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.9.2005 gün ve E:2005/34, K:2005/90 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2006/30
KARARNO: 2006/30
KARARTR : 6.11.2006
(Ceza Bölümü)
ÖZET: Mülki (idari)görevlerine girmesi nedeniyle, jandarma personeli olan asker kişi
sanık hakkında açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin
gerektiğihk.
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
V.K.
O L A Y: Datça İlçe Jandarma Komutanlığı
emrinde görevli sanık J.Ulş.Er Volkan Kalaycı’nın, 21.8.2004 günü, aynı
Komutanlık emrinde görevli Uzm.J.Çvş. Satılmış Çakmak komutasında,
idaresindeki 748164 plaka sayılı askeri araç ile 14.00-18.00 saatleri
arasında devriye görevine çıktıkları sırada, aracı Satılmış Çakmak’ın belirttiği
istikametin aksine ve hızlı kullandığı, araç komutanının emirlerine riayet
etmediği gibi “arabayı uçuruma sürerim” diyerek tehdit ettiği, böylece,
emre itaatsizlikte ısrar etmek ve üst“ü tehdit suçlarını işlediği ileri
sürülerek, eylemine uyan Askeri CezaKanunu’nun 87/1, 82/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle
Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 9.11.2004 gün ve
E:2004/3023, K:2004/788 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
GÜNEY DENİZ
SAHA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ :15.6.2005 gün ve E:2005/524, K:2005/210
sayıyla; yüklenen üst’ü tehdit suçundan sanığın beraetine, diğer suç
açısından ise, jandarmanın mülki görevleri sırasında işlendiği, ayrıca
yargılama sırasında sanığın terhis edildiği nedeniyle yargılama görevinin
adli yargı yerine aitolduğugerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş,
temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Datça Asliye CezaMahkemesi’ne gönderilmiştir.
DATÇA ASLİYE
CEZA MAHKEMESİ : 11.11.2005 gün ve E:2005/276, K:2005/236 sayıyla; asker
kişi sanığı, asker kişiye karşı, askerlik hizmet ve görevleri nedeniyle
işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, Mahkememize
gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 6.3.2006 gün ve
E:2006/2, K:2006/2 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen
koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine
gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklikler giderilip karar
kesinleştirilerek dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün,
Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN,
Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in katılımlarıyla
yapılan 06.11.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME: Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Namık ÖZTÜRK’ün, davanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise öğretide ve uygulamada:
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Ancak, sanık Jandarma Personeli olduğuna göre,
Jandarmanın hangi nitelikteki görevler ile görevlendirildiğine ilişkin
yasal düzenlemenin göz önünde tutulması, suça konu olayın meydana geldiği
sırada yerine getirilmekte olan görevin, Yasa'da belirtilen görevlerden
hangisine uygun olduğunun incelenmesi, görevli yargı yerinin buna göre
belirlenmesi gerekmektedir.
2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev Ve Yetkileri
Kanunu’nun 7. maddesinde, Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak
görevleri:
a)Mülki görevleri;
Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak,korumakvekollamak, kaçakçılığı
men, takip
ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için
gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve
tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak,
b)Adli görevleri;
İşlenmiş suçlarlailgili olarakkanunlardabelirtilen işlemleriyapmak vebunlarailişkinadli
hizmetleri yerine getirmek,
c)Askeri görevleri;
Askeri kanun venizamlarıngereğigörevlerleGenelkurmayBaşkanlığı'ncaverilen görevleri
yapmak,
d)Diğer görevleri;
Yukarıda belirtilen görevlerdışındakalanvediğerkanunvenizamhükümlerinin icrasıile
bunlara dayalı emir ve kararlarla Jandarmaya
verilen görevleri yapmak, şeklinde sayılmıştır.
Jandarma Teşkilatı Görev Ve Yetkileri
Yönetmeliğinin, “Mülki Görevlerin Esasları” başlığı altında düzenlenen 45.
maddesinde, “Jandarma:
a.Halkın can, ırz ve malını korur.
b.Suç işlenmesini önlemek ve kamu düzenini sağlamak
için gerekli önlemleri alır
c.Asayişi ve gerek kamunun, gerekse kişilerin
güvenliğini ve konut dokunulmazlığını korur.
d…….
e.Kamunun huzur ve sükununu bozan; kanunlara,
nizamlara ve kamu düzenine aykırı bütün eylemlerin işlenmesine; yasa ve
nizamlar gereğince engel olur.
………” denildikten sonra “Mülki Görevlerin Yürütülüş
Esasları” başlığı altında düzenlenen 46. maddesinde, “Jandarma mülki
görevlerini esas olarak;
a……
b.Önleyici kolluk görevini, kendi görev bölgesinde
düzenli devriyeler gezdirerek aksaksız yürütmek
c.Hizmet sırasında dikkatli ve uyanık bulunarak
herhangi bir suçun işlenip, işlenmediğini araştırmak, Devlete, kamu veya
kişilere, mal ve eşyalara yönelik tehlike, sabotaj, kaza vb. durumlarda
gecikmeksizin yardım etmek; kanuni gereğini yerine getirmek” şeklinde
sayılmaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, dosya içinde mevcut
önleyici kolluk devriyesi hizmet kağıdına göre, sanığın olay günü, olay
sırasında önleyici kolluk devriyesi olup “yol emniyet ve kontrol
devriyesi”nde görevli olduğu, bu görevin de Jandarmanın askerlik görevi ile
ilgili olmayıp mülki görevi ile ilgili olduğu anlaşılmıştır.
2803 sayılı Kanun’un 15 ve Yönetmeliğin 186.
maddelerine göre jandarma personelinin ancak askeri hizmete ilişkin
eylemlerinden dolayı askeri yargıya tabi bulundukları kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, asker kişi sanığın mülki
görevleri sırasında işlediği ileri sürülen suç nedeniyle hakkında açılan
kamu davasının adli yargı yerinde görülmesi ve Datça Asliye Ceza
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Datça
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11.11.2005 gün ve E:2005/276, K:2005/236 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2006/31
KARARNO: 2006/31
KARARTR : 11.12.2006
(Ceza Bölümü)
ÖZET:
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107.
maddesi 15. fıkrası uyarınca, denetim süresinde hapis cezasını gerek-tiren
kasıtlı bir suç işleyen hükümlü hakkındaki şartla salıverilme kararının
geri alınmasında, hükmü veren ilk derece mahkemesinin görevli olduğu hk.
K A R A R
Davacı:
K.H.
Hükümlü:
M.Y.
O L A Y :
Antalya 3. P.Er Eğt. Tug. Avcı Tb.
3. Bl. Komutanlığı emrinde görevli P. Er Muharrem Yavuz’un, cezaevi
idaresine karşı ayaklanmaya teşvik ve azmettirmek ve fiilen ayaklanmaya
katılmak suçu nedeniyle yapılan yargılaması sonucunda 58. Er Eğitim Tümen
Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce 25.12.1996 gün ve E:1996/84, K:1996/811
sayı ile yedi yıl altı ay hapis ile, görevli memura hakaret, saldırgan sarhoşluk
suçları nedeniyle Koyulhisar Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılaması
sonucunda 16.12.1998 gün ve E:1998/6, K:1998/65 sayı ile verilen iki ay
altı gün hapis, 1.672.000.TL ağır para, iki ay hafif hapis cezaları, Dağ
Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce 5.3.1999
gün ve 1996/84, K:1999/14 sayı ile içtima edilerek yedi yıl sekiz ay altı
gün hapis, 1.672.000.TL ağır para, iki ay hafif hapis cezası ile
cezalandırılmasına karar verilmiş, kesinleşen bu hükmün, Hafik Kapalı Cezaevinde
infazı sırasında, askeri yargı yerince verilen yedi yıl altı ay hapis
cezası dışında kalan cezalarının 4616 sayılı Yasa kapsamında kaldığı,
askeri yargı yerince verilen cezasının 647 sayılı Yasa hükümleri uyarınca
hesap edilerek şartla salıverilmesine karar verilmesi için Hafik Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca gönderilen yazı üzerine, Sivas 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce,
25.12.2000 gün ve 2000/285 Müt. sayı ile, 647 sayılı Yasa'nın 19 ve ek-2.
maddeleri uyarınca, bihakkın tahliye tarihi 21.6.2005 olan sanığın
25.12.2000 gününden geçerli olmak üzere şartla salıverilmesine karar
verilmiştir.
Hükümlü Muharrem Yavuz’un, bihakkın tahliye tarihi
olan 21.6.2005 gününden önce denemesüresiiçinde,16.7.2001 günü
hırsızlık suçunuişlemesinedeniyle Koyulhisar Asliye Ceza
Mahkemesi'nce 29.3.2002 gün ve E:2001/76, K:2002/17 sayı ile, üç yıl bir
gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi ve hükmün de
21.12.2004 günü kesinleşmesi üzerine, Koyulhisar Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca, sanık hakkındaki 25.12.2000günlü, 2000/285 Müt.sayılışartlasalıverilmekararınıngerialınmasıSivas 2. AğırCeza Mahkemesi'nden istenilmiştir.
SİVAS 2. AĞIRCEZA MAHKEMESİ: 7.4.2005günve2005/51Müt.sayıyla; 825 sayılı
Kanun'un 5. maddesi uyarınca, hükümlü hakkında mahkumiyet kararını vermiş
bulunan askeri mahkemece şartla salıverilme kararının geri alınmasına karar
verilmesi gerektiği açıklanarak, “mahkememizin yetkisizliğine” şeklinde
karar vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Dağ Komando
Okulu ve Eğitim MerkeziKomutanlığı
Askeri Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
DAĞ
KOMANDO OKULU VE EĞİTİM MERKEZİ KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ 29.4.2005 gün
ve E:2005/803, K:2005/154 sayıyla; Uyuşmazlık Mahkemesi'nin yerleşmiş
içtihatları dikkate alındığında şartla salıverilme kararının geri
alınmasına karar verme görevinin şartla salıverilme kararını veren
mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz
edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Dağ Komando Okulu ve Eğitim
Merkezi Komutanlığı Askeri Savcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın,
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Her ne kadar adli yargı yerince
hükümde "mahkemenin görevsizliğine" denmemiş ise de; karar
gerekçesinde adli mahkemenin görevli olmayıp, askeri mahkemenin görevli
olduğu açıkça belirtildiğinden, "mahkemenin yetkisizliğine"
şeklinde verilen karar görevsizlik kararı olarak kabul edilmiştir. Yapılan
incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir
eksiklik görülmediği, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14.
maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu
anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin askeri
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıTezer Türkay GÜVEN’in, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev
alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Şartla salıverilme, 1.3.1926 tarih ve 765 sayılı
Türk Ceza Yasası'nın 16 ile 17. maddelerinde ve daha sonra da 13.7.1965
tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Yasa'nın 19. maddesinde
yeniden düzenlenmiş ve şartla salıverilme kararının geri alınması ise, Türk
Ceza Yasası'nın 17. maddesinin 3506 sayılı Yasa ile değişik 1. fıkrasının
1. cümlesinde "şartla salıverilmiş olan hükümlü geri kalan süre içinde
işlediği kasıtlı bir cürümden dolayı şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya
mahkum olur veya mecbur olduğu şartları yerine getirmez ise, şartla
salıverilme kararı geri alınır." hükmü ile düzenlenmiş iken,
13.11.2004 gün ve 25642 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp 1 Haziran 2005
günü yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama
Şekli Hakkında Kanun’un 12. maddesi ile825 sayılı Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanun
ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu bütün ek ve değişiklikleri ile birlikte,
29.12.2004 gün ve 25685 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıp 1 Haziran 2005
günü yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanun’un 122. maddesi ile de 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında
Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.
Şartla salıverilme öğretide, mahkum edildiğihürriyeti bağlayıcı cezalardan Yasa'nın
gösterdiği bir kısmını iyi hal ile kurallara tam uyarak geçirmiş bulunan
mahkumun, konulmuş olan şartlara her bakımdan uymaması durumunda geri
alınması koşuluylamahkumiyet
süresini tamamıyla bitirmeden mercii'nce alınacak bir kararla salıverilmesi
olarak tanımlanmaktadır.
Şu halde, şartla salıverilme; ceza hükmünü ve
ilgilinin hükümlü sıfatını ortadan kaldırmayıp, ceza süresinin sonuna kadar
şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olacak şekilde yeniden kasten
suç işlememek ve mecbur olduğu şartları yerine getirmek koşullarıyla
tanınan bu haktan yararlanan hükümlü hakkındaki cezanın infaz şekillerinden
biridir.
Şartla salıverilme 5275 sayılı Yasa’nın “Koşullu
salıverilme” başlığı altında düzenlenen 107. maddesi ile yeniden
düzenlenmiştir. Maddenin 11. fıkrasında, “Bir hükümlünün koşullu
salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan
gerekçeli rapor, hükmü veren mahkemeye; hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa
o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemeye verilir. Mahkeme,bu raporu uygun bulursa hükümlünün
koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir. Mahkeme, raporu uygun
bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı
itiraz yoluna gidilebilir”, 12. fıkrasında, “Koşullu salıverilen
hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç
işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen,
uymamakta ısrar etmesi halinde koşullu salıverilme kararı geri alınır”
denilmektedir.
Aynı Yasa’nın15. fıkrasında ise“Koşullu
salıverilme kararının geri alınmasına;
a)Hükümlü geri kalan süre içinde işlediği kasıtlı
bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkum edilirse, hükmü veren ilk derece
mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi tarafından,
b)Hükümlünün bağlı tutulduğu yükümlülükleri yerine
getirmemesi halinde koşullu salıverilme kararına esas teşkil eden hükmü
veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi veya koşullu
salıverilme kararını vermiş olan mahkeme tarafından,
Dosya üzerinden karar verilir. Bu kararlara karşı
itiraz yolu açıktır” hükmü yer almaktadır.
Açıklanan nedenlerle, cezaevi idaresine karşı
ayaklanmaya teşvik ve azmettirmek ve fiilen ayaklanmaya katılmak suçu
nedeniyle 58. Er Eğitim Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin kararıyla
yedi yıl altı ayhapis cezasına
mahkum olan hükümlü Muharrem Yavuz’un, deneme süresi içinde hırsızlık suçu
nedeniyle hapis cezasına mahkum edildiği anlaşıldığından, koşullu
salıverilme kararının hükmü veren ilk derece mahkemesi tarafından geri
alınması, bu nedenle Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri
Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kaldırılmasıgerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Dağ
Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı AskeriMahkemesi’nin 29.4.2005 gün ve
E:2005/803, K:2005/154 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2006/33
KARARNO: 2006/33
KARARTR : 11.12.2006
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET:Asker kişi sanığın, Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde
düzenlenen suçu nedeniyle açılan kamu davasının,askeri mahkemede
yargılanmayı gerektiren ilgi kesilmiş olsa dahi ASKERİ YARGI yerinde
görülmesinin gerektiğihk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
T.K.
O L A Y: Çanakkale İl Merkez Jandarma
Komutanlığı emrinde görevli J. Er sanık Tekin Keyvan’ın, 2.7.2001 tarihinde
valizlikte yapılan aramada, istihkakı dışında valizinden beş adet yazlık
kamuflaj eğitim elbise pantolonu, üç adet eğitim elbisesi üstü, bir adet
turizm jandarma pantolonu, bir adet gömleği, bir adet şapkası, iki adet
bot, dolabında yapılan aramada da bir takım yazlık kamuflaj elbisesi, bir
takım turizm yazlık elbisesi ve bir takım manevra kemeri bulunduğu,
4.7.2001 tarihinde memleketinde yakınlarının evlerinde yapılan aramalarda
ise birçok askeri giyim eşyası, matara, asker çantası ve örme bel kemeri
gibi askeri malzemelerin bulunduğu, ele geçirilen bu malzemelerin sanığın
istihkakının olmayıp az kullanılmış ve halen kullanılabilecek durumda
olduklarının anlaşıldığı, böylece, sanığın teselsülen askeri eşyayı çalmak suçunu
işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1, Türk
Ceza Kanunu’nun 80. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 2.
Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 15.10.2001 gün ve E:2001/1763,
K:2001/915 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
2.Kolordu
Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem nedeniyle
cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi
üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi’nce, sanığın birliğindeki dolabı
vevalizlikte yapılan aramalarda ele
geçirilen askeri malzemeler ile memleketindeki yakınlarının evlerinde
yapılan aramalarda ele geçirilen askeri malzemelerin, birlik zimmetinde
olup olmadığı, birlik zimmetinde yer alıyorsa, suç tarihi itibarı ile
belirtilen malzemelere ilişkin bir eksiklik bulunup bulunmadığının
araştırılmamış olması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
2. KOLORDU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:30.12.2005 gün ve E:2005/1282, K:2005/1269
sayıyla;sanığa yüklenen eylemin askeri eşyayı gizlemek suçu kapsamında
kaldığı, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmesiyle Askeri Ceza
Kanunu’nun 192. maddesi uyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar
kesinleşerek, dava dosyası, Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
ÇANAKKALE 1.
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ:6.7.2006 gün ve E:2006/321,K:2006/367 sayıyla; Askeri
Ceza Kanunu’nun 192. maddesinde askeri eşyayı gizlemek suçunun sivil
kişiler tarafından işlendiği takdirde yargılama görevinin adli yargı yerine
ait olduğu belirtilmiş, olayda ise başlangıçta asker kişi olan sanığın
yargılama aşamasında terhis edildiği anlaşıldığından bu maddenin uygulama
yeri bulunmadığı, bu nedenle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek
kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nca,
Mahkememizegönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın,
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin askeri
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıTezer Türkay GÜVEN’in, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev
alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.
Dosyada mevcut, Çanakkale İl Merkez Jandarma
Komutanlığı’nın Ekim 2005 tarihli yazısından, suça konu malzemelerin,
birlik zimmetinde bulunduğu ancak saymanlıkça yapılmakta olan kayıt silme,
sarf işlemleri nedeniyle her yıl kayıtlarda değişiklik olması, aynı cins
malzemelerin her yıl yenilerinin verilmesi ve suç tarihinde birlik mal
sorumlusu olan personelin değişmiş olması nedeniyle suç tarihi itibariyle
belirtilen malzemelere ilişkin bir eksiklik bulunup bulunmadığının tesbit
edilemediğinin bildirildiği, aynı Komutanlığın 2.12.2005 günlü yazısından,
suça konu malzemelerden bir kısmının istihkak olarak verilen terhisinde
geri alınan malzemelerden olup, bir kısmının ise görevin özelliğine göre
verilen malzemeler olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında,
görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince sanığa yüklenen eylemin
askeri eşyayı gizlemek suçunu oluşturduğu ancak sanığın yargılama
aşamasında terhis edilmesiyleAskeri
Ceza Kanunu'nun 192. maddesi uyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine
ait olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, tüm dosya içeriğinden sanığın
eylemi Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde düzenlenen suçlar kapsamında
bulunduğundan ve 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri mahke-melerde
yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen suçlara ait
davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak suçun askeri
bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda, askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri
mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut
olaydasanığa yüklenen eylemin
askeri suç olduğu anlaşıldığından 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca
davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve 2. Kolordu Komutanlığı Askeri
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin
görevli olduğuna, bu nedenle 2. Kolordu Komutanlığı AskeriMahkemesi’nin 30.12.2005 gün ve
E:2005/1282, K:2005/1269 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2006/34
KARARNO: 2006/34
KARARTR : 11.12.2006
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen
koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yöntemine
uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
E.S.
O L A Y: Halen Söke/Aydın 11. P. Tug. 4. P.
Tb. 11. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli P. Er Erhan Saz’ın, 6.6.2004
tarihine kadar Askerlik Şubesine müracaatla askere sevkini sağlatması
gerekirken kanunen geçerli bir mazereti olmaksızın askere sevkini
sağlatmadığı, böylece, 6.6.2004-20.7.2005 günleri arasında temadi edenbakaya suçunu işlediği ileri sürülerek
eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 63/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması
istemiyle Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 30.3.2006 gün ve
E:2006/447, K:2006/236 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
Ege Ordusu
Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem nedeniylecezalandırılmasına karar vermiş, karar
henüz kesinleşmemiştir.
EGE ORDUSU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 11.10.2006 gün 2006/113 Evraksayıyla; sanık hakkında, verilen
mahkumiyet kararı tebliğ edilemediği için henüz kesinleşmediğinden hükme
esas kanun maddesinin 5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 13.
maddesi gereğince askeri yargı yerinin görevi dışına çıktığı açıklanarak,
5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 6ncı ek geçici maddesiuyarınca yargılama görevinin adli yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen
karar kesinleşerek, dava dosyası, Bitlis Asliye Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
BİTLİS
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 13.11.2006gün ve E:2006/227, K:2006/284 sayıyla; askeri yargı yerince verilen
kararın sanığa tebliğ edildiği, sanık tarafından yasal süre içinde temyiz
edilmediği, böylece ilgili kararın sanık tarafından temyiz edilmeyerek
2.10.2006 günü kesinleştiği halde görevsizlik kararı verildiği, 5530 sayılı
Yasa ile değişik 353 sayılı Kanun’un ek geçici 6/2 maddesi uyarınca ancak
kesinleşmeyen dava dosyaları hakkında görevsizlik kararı verilebileceği
belirtildiğinden yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Bitlis Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G.
Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Tezer
Türkay GÜVEN’in, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosyanın incelenmesinden, adli
yargı yerince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen görevsizlik
kararının, sanık Erhan Saz’atebliğ
edilmediği anlaşılmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı
merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır”
düzenlemesi yer almıştır.
Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14.
maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel
Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da
belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik
kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, sanık Erhan Saz’a
tebliğ edilmeyen görevsizlik kararının kesinleşmesinden söz edilmesine
olanak yoktur.
Açıklanan nedenlerle, Bitlis Asliye Ceza
Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle,
2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar
oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde
belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 11.12.2006 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2006/35
KARARNO: 2006/35
KARARTR : 11.12.2006
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin, müştereken suç
işlemeleri halinde, eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç
ise tüm sanıkların ADLİ yargı
yerinde yargılanmalarının gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:K.H.
Sanıklar:1-S.K.
2-A.Y.
3-A.H.
4-İ.G.
5-K.Ö.
6-M.B.
7-M.E.
8-C.V.
9-K.B.
10-F.Ç.
11-D.D.
12-M.K.
13-A.Y.
14-P.A.K.
O L A Y: Değişik Komutanlıklar emrinde görevli
sanıkların çeşitli suçlar nedeniyle tutuklu ya da hükümlü olarak Erzurum 1.
Sınıf AskeriCezaevinde bulundukları
11.3.2004 günü, saat 12.00’da yemek dağıtımına başlandığı sırada, başta
Fırat Çelik, Cemil Variş, Muhammet Kardaş ve Durmuş Düzenli olmak üzere tüm
sanıkların birkaç gündür yemeğin en son kendilerine getirildiği,
kendilerine doğru dürüst yemek kalmadığı bahanesiyle cezaevi personeliyle
tartışmaya ve bağırıp çağırmaya başladıkları, müteakiben son günlerdeki
telefon görüşmelerine kelepçeli olarak götürülmeleri uygulamasından şikayet
ettikleri, ortamın bir anda gerginleştiği, sanıkların ağız birliği ederek
bu şartlarda yemeği kabul etmediklerini ve yemek almayacaklarını beyan
ettikleri, sanık Fırat Çelik’in Bçvş. Mehmet Tuncel’e hitaben “bu bir
isyandır” şeklinde konuştuğu, bu arada Cemil Variş’in Fırat Çelik’e
“isyanın cezası nedir, bunu yaparsak ne kadar ceza yeriz ki” dediği, tüm
sanıkların gürültü patırtı çıkarmaya başladıkları, ortamın gerginleştiğini
fark eden Mehmet Tuncel’in yanındaki görevliler ile birlikte dışarı
çıktığı, gardiyanın da dışarı çıkarak cezaevi kapısını sürgüleyerek
kapattığı, bu sırada 2 nolu tutuklu koğuşunda bulunan Barış isimli
tutuklunun bağırması üzerine Barış’ın gardiyanlar tarafından dövüldüğü
düşüncesine kapılarak sanıkların bağırıp çağırmaya ve kapıyı tekmelemeye
başladıkları, kapının açılmasını istedikleri, tüm ısrarlara rağmen kapının
açılmaması üzerine, başta Cemil Variş olmak üzere tüm sanıkların kapının
arkasına gazinoda bulunan yemek masası ve sandalyelerini yığmaya başlayarak
barikat yaptıkları, sanıklardan Pehlivan Ali Karaoğlu’nun duvarda asılı
bulunan aynayı yere çarparak kırdığı, bu şekilde başlayan eylemler üzerine
tüm sanıkların galeyana geldikleri ve bağırıp çağırmaya devam ettikleri,
sanıklardan Durmuş Düzenli’nin orada bulunan süpürgenin tahta sapıyla
floresan lambaları kırmaya başladığı, Muhammet Kardaş ile birlikte yemek
masasının metal ayaklarını kırdığı, Durmuş Düzenli, Muhammet Kardaş ve
Fırat Çelik’in pencere camlarınıve
pencerenin pimapen direği ile hemen dışındaki demirden yapılmış parmaklığı
kırdıkları ve yerinden söktükleri, Durmuş Düzenli’nin televizyonun
kablosunu kopartarak kablonun açıkta kalan telini demir kapıya bağladığı ve
diğer ucundaki fişi prizin yakınında bulunan televizyonun ayağına hazır
vaziyette takıp bıraktığı, bir müddet sonra olay yerine gelen Muhafız Takım
Komutanı Mu.Ütğm.Fuat Ödemiş’in müteaaddit defalar yapılanın suç olduğu ve
eyleme son verilmesi yönündeki ikazlarına karşılık, sanıkların sinkaflı
küfürlerle karşılık vererek savcı ile görüşmek istediklerini ve savcı
gelene kadar eylemlerini sürdüreceklerini beyan ettikleri, Fırat Çelik’in
diğer koğuşlara da bağırarak eyleme katılmaları için kışkırtarak tahrik
ettiği, Fuat Ödemiş’in yaralanan varsa kapıyı açıp dışarı vermeleri
yönündeki ikazına karşılık “buradan onun da, bizim de ölümüz çıkar”
şeklinde karşı koydukları, bu sıradaMuhafız Takımı personelinin gerek emniyeti sağlamak ve gerekse emir
verilmesi halinde gazinoya zor kullanarak girmek maksadıyla olay mahallinde
yerlerini aldıkları, eylemin ikindi saatlerine kadar bu şekilde devam
ettiği, eylem süresince sanıkların dışarıda bekleyen ve ikazlarda bulunan
personele küfürlerle karşılık verip mukavemet ederek içeri girilmesine
cebir ve şiddet kullanmak ve tehdit etmek suretiyle engel oldukları,
böylece, cezaevi idaresine karşı ayaklanma suçunu işledikleri ileri
sürülerek, sanıklardan Fırat Çelik, Cemil Variş, Durmuş Düzenli, Muhammet
Kardaş ile Pehlivan Ali Karaoğlu’nun Türk Ceza Kanunu’nun 304. maddesinin
1. bendinin 1, 2, 4. fıkraları ile2. bendi, diğer sanıkların ise aynı Kanunun 304. maddesinin 1.
bendinin 1, 2 ve 4. fıkraları uyarıncacezalandırılmalarıistemiyle
9. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 30.3.2004 gün ve E:2004/481,
K:2004/324 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
9. KOLORDU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 10.5.2005 gün ve E:2005/110, K:2005/135
sayıyla; sanıklar Durmuş Düzenli ile Melih Erat’ın haklarında düzenlenen
sağlık kurulu raporuna göre suç tarihinden önce askerliğe elverişli
olmadıkları, sanık Muhammet Kardaş’ın suç tarihinden önce terhis edildiği,
sanıklar Pehlivan Ali Karaoğlu, Sattam Kılıç, Kadir Beşirik, Abdülkadir
Yılman ve Kadir Beşirik’in yargılama aşamasında terhis edildikleri,
yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması nedeniyle
353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi hükmü uyarınca yargılama görevinin adli
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın
sanıklardan Abdülkadir Yılman tarafındantemyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi, unsurları ve
cezası tümüyle Türk Ceza Kanununda gösterilen, askeri bir suç olmayıp,
askeri bir suça da bağlı bulunmayan, yargılama sürdürülürken bir kısım
sanıkların terhis edilmeleri veya askerliğe elverişsiz hale gelmeleri
nedeniyle asker kişi statüsünde olmayan kişilerle, asker kişiler tarafından
iştirak halinde işlendiği iddia ve dava konusu edilen suçtan dolayı görevsizlik
kararı verilmesinde Yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle hükmün
onanmasına karar vermiş, kesinleşen davadosyası, Erzurum 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
ERZURUM 2.
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 24.1.2006 gün ve E:2006/2, K:2006/11 sayıyla;
sanıklara yüklenen eylemin Askeri Ceza Kanunu’nun 100. maddesinde
düzenlenen askeri isyan suçunu oluşturduğu, yargılama görevinin askeri
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz
edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Erzurum Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ, M.Sadık LİMAN’ın,
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcıTezer Türkay GÜVEN’in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev
alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, dosya içinde bulunan 600
Yataklı Mareşal Çakmak Asker Hastanesi Sağlık Kurulu’nun 3.5.2004 ve
24.5.2004 günlü 957 ve 1089 sayılı raporlarıyla sanıklardan Durmuş
Düzenli’nin 4.1.2003, sanık Melih Erat’ın 18.2.2004tarihinden itibaren askerliğe elverişli
olmadıklarına dair karar alındığı anlaşılmaktadır. Sağlık Kurulu
Raporlarının kapsam ve hukuki sonuçlarına göre, sanıkların suç tarihinde “asker
kişi” olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında,
adli yargı yerince, sanıklara yüklenen eylemin, askeri isyan suçunu
oluşturduğugerekçesine yer verilmiş
ise de, iddianame içeriğine göre ve askeri yargı yerince belirlendiği
üzere, sanıklara yüklenen eylem, asker ve sivil kişi sanıkların iştirak
halinde unsurları ve cezaları ile Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan
cezaevi idaresine karşı ayaklanma suçundan ibarettir.
Bu durumda, 353 sayılı Yasa’nın "Müşterek
Suçlar" başlığı altında düzenlenen 12. maddesi uyarınca değerlendirme
yapılmalıdır. Maddede,"askeri
mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun
müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç
ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza
Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir"
denmek suretiyle askeri olan suçlar ile askeri olmayan suçlara göre görevli
yargı yeri belirlenmektedir.
Açıklanan nedenlerle, sanıklara yüklenen eylem
"askeri suç" kapsamında bulunmadığından 353 sayılı Yasa'nın 12.
maddesi hükmü uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Erzurum 2.
Asliye Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 2.
Asliye CezaMahkemesi’nin
24.1.2006gün ve E:2006/2, K:2006/11
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/1
KARARNO: 2007/1
KARARTR : 5.2.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14. maddesinde belirtilen koşullar
oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27.maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanıklar:
1-M.B.
2-M.G.
O L A Y: Kırklareli/Pınarhisar 55. Mknz. P.
Tug. 2. Mknz. P. Tb. 2. Mknz. P. Bl. Komutanlığıemrindegörevlisanıklar P. Er Mahumt
Bakadur ile P. Onb. Murat Görenç’in, 21.12.2004 günü saat 24:00-02:00
saatleri arasında 9 nolu Kule nöbetçisi oldukları sırada, aralarında çıkan
tartışma sonucunda önce birbirlerine yumrukla vurdukları, daha sonra sanık
P. Er Mahumt Bakadur’un yanında bulunan kasaturayı kınından çıkartıp keskin
kısmı ile diğer sanığın yüzüne vurduğu, böylece, sanık P. Onb. Murat
Görenç’in astı durumundaki diğer sanığa yumrukla vurmak suretiyle asta
müessir fiil suçunu, sanık P. Er Mahumt Bakadur’un üstü olan diğer sanığa
yumruk ve kasaturanın keskin tarafı ile yüzüne vurmak suretiyle silahlı
üste fiilen taarruz suçlarını işledikleri ileri sürülerek, sanık P. Er
Mahumt Bakadur’un eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 91/2, 92/1 maddesi
delaletiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 51/2,3., sanık P. Onb. Murat Görenç’in
eylemine uyan aynı Kanun’un 117/1, Türk Ceza Kanunu’nun 51/2,3. maddeleri
uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 3. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı
Askeri Savcılığı’nın 20.5.2005 gün ve E:2005/198, K:2005/278 sayılı
iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
3. MEKANİZE
PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:21.6.2006 gün ve E:2006/300, K:2006/322
sayıyla; sanıklardan Mahumt Bakadur’un suç tarihinde ve halen askerliğe
elverişli olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle suç tarihinde asker kişi
sıfatını taşımadığı, yüklenen eylemlerin, asker kişinin asker kişiye karşı
işleyebileceği suçlardan olduğu, bu durumda yüklenen eylemlerin Türk Ceza
Kanunu’nda düzenlenen adiyen müessir fiil suçunu oluşturabileceği, bu suçun
da askeri suç olmayıp, askeri bir suça da bağlı bulunmadığı açıklanarak yargılama
görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, PınarhisarAsliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
PINARHİSAR
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 3.11.2006gün ve E:2006/169, K:2006/198 sayıyla;
herne kadar sanık Mahumt Bakadur hakkında suç tarihinde ve halen askerliğe
elverişli değildir raporu verilmiş ise de, yüklenen eylemin sanığın asker
olduğu sırada, asker kişiye karşı ve askeri mahalde işlendiği, bu nedenle
yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememizegönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Nuri YILMAZ, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G.
Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Ercan
ÇOBAN’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosyanın
incelenmesinden, adli yargı yerince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu
verilen görevsizlik kararında, karara karşı itiraz yolunun açık
bulunduğununbelirtildiği ve kararın
sanıklara tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.
5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında, “Kararlarda,
başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”
denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı
merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır”
düzenlemesi yer almıştır.
Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14.
maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında
ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve
E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu
değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları
kuşkusuzdur. Böylece, sanıklara başvurabilecekleri kanun yolu, mercii ve
şekli gösterilmeyen, itiraz yolunun açık olduğu bildirilen ve tebliğ
edilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu
nedenle, sanıklara, yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat
yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, dava dosyası kesinleştikten sonra
dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Pınarhisar Asliye Ceza
Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle,
2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar
oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde
belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/3
KARARNO: 2007/3
KARARTR : 5.2.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Asker kişi sanıklarayüklenen “uyuşturucu madde satın almak, uyuşturucu maddenin
tedarik edilmesine aracı olmak, uyuşturucu madde kullanmak” suçlarının
askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede
yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu
davasının ADLİ YARGIyerinde
görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Sanıklar:
1-F.İ.
2-Ö.K.
3-S.S.
4-H.İ.T.
O L A Y: Ulaşlı Ordonat Cephane ve Depo
Komutanlığı emrinde görevli sanıklar Dz. Er Ferhat İnce, Dz. Er Özgür Köse,
Dz. Er Serkan Soysal ve Dz. Er Halil İbrahim Tosun’un, 7.2.2004 günü,
sanıklardan Özgür Köse’nin çarşı iznine çıkan sanık Ferhat İnce’den para
vererek dışarıdan içmek için esrar tedarik etmesini istemesi üzerine,
Ferhat İnce’nin dışarıdan temin ettiği toz esrarı, Komutanlık binası içinde
bulunan yazlık çay bahçesinde toplanarak beraberce içtikleri, böylece,
uyuşturucu madde satın almak, uyuşturucu maddenin tedarik edilmesine aracı
olmak, uyuşturucu madde kullanmak suçlarını işledikleri ileri sürülerek,
sanıklardan Ferhat İnce ile Özgür Köse’nineylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 403/5, 404/2., sanıklar Serkan
Soysal ile Halil İbrahim Tosun’un eylemlerine uyan aynı Kanun’un404/2. maddeleri uyarıncacezalandırılmaları istemiyle Donanma
Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 11.2.2004 gün ve E:2004/349, K:2004/98
sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
DONANMA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 18.3.2004 gün
ve E:2004/297, K:2004/73 sayıyla; yargılama aşamasında, sanıklar Halil
İbrahim Tosun ile Serkan Soysal’ın terhis edildikleri, 353 sayılı Kanun’un
12. maddesi uyarınca müştereken işledikleri eylemler nedeniyle, sanıkları
birlikte yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava
dosyası, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
KOCAELİ 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ : 17.4.2006 gün ve
E:2006/118, K:2006/87 sayıyla; 353 sayılı Kanun’un 17. maddesi uyarınca,
askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi daha önce
işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini
değiştirmeyeceği, Serkan Soysal ile Halil İbrahim Tosun dışındaki
sanıkların halen asker kişi sıfatlarının sürdüğü nedenleriyle sanıkları
yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, itiraz
yolu açık olmak üzere görevsizlik kararı vermiştir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi için Mahkememize
gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 10.7.2006 gün ve
E:2006/14, K:2006/16 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen
koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine
gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklikler giderilip karar
kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle, Yargıtay
CumhuriyetBaşsavcılığı’nca,
Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Nuri YILMAZ, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun,
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin adli
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Erkan ÇOBAN’ın,
davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı
ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış
olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45
sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Üsküdar ve Beykoz Askerlik Şubesi Başkanlıklarınca
dosyaya intikal ettirilen terhis belgelerinden, sanık Ferhat İnce’nin
8.12.2004, sanık Özgür Köse’nin 12.7.2005 tarihinde terhis edildikleri
anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, yüklenen
suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanıkların
terhis edilmeleriyle askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin
de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile
değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi
veKocaeli 1. Ağır Ceza
Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Kocaeli 1.
Ağır CezaMahkemesi’nin
17.4.2006gün ve E:2006/118,
K:2006/87 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/4
KARARNO: 2007/4
KARARTR : 5.2.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14.maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın
27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar
verilmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Yakınan:
M.S.Y.
Sanık:
C.Ş.
O L A Y: Milli Savunma Bakanlığı Kalite
Yönetim Bölge Başkanlığı (Sirkeci/İstanbul) 4 nolu Muayene Komisyonu
Başkanı olan sanık Dz. Alb. Cumhur Şanlıgençler’in, 2003-3 Mart 2005
tarihleri arasında, ihale kazanmış firmaların mal teslim ve muayene
işlemlerini firma temsilcisi olarak takip eden, yakınan Mehmet Selim Yetiş
üzerinde baskı kurarak laptop bilgisayar ve 17 milyar TL.sı talep ederek bu
taleplerini sıklıkla yenileyerek ve baskılarını artırarak yakınanı
muayenelerden geçemeyeceği endişesine kaptırarak kredi kartına 2 Milyar
TL.sı yatırtarak, daha sonra da gerek yüz yüze görüşmelerde gerekse telefon
görüşmelerinde, yaptığı ve yapacağı muayeneler karşılığında önce beş bin
dolar, daha sonra da beş milyar TL.sı isteyerek ve mal muayenelerinden
geçemeyeceğinden bahisle yakınanda korku ve endişe yaratarak kendisine 5
milyar TL.sı ödemeyi kabul ettirdiği, böylece irtikap suçunu işlediği ileri
sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 209/1, 219/ son, Askeri Ceza
Kanunu’nun 30/B maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Kuzey Deniz
Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 26.4.2005 gün ve E: 2005/248,
K:2005/191 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
KUZEY DENİZ
SAHA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 29.12.2005 gün ve E:2005/837, K:2005/623
sayıyla; sanığa yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı
bulunmaması ve yargılama aşamasındaemekliye ayrılmış olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmayı
gerektiren ilginin kesildiği, yargılama görevinin adli yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın sanık tarafından
temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 2. Dairesi’nce yasaya uygun
bulunan hükmün onanmasına karar verilmiş, böylece kesinleşen dava dosyası,
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
İSTANBUL 1. AĞIR CEZA
MAHKEMESİ: 2.10.2006 gün ve E:2006/182, K:2006/209 sayıyla; asker kişi
sanığı, askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işlediği ileri
sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Nuri YILMAZ, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G.
Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Ercan
ÇOBAN’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosyanın incelenmesinden, adli yargı yerine dosya
üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen görevsizlik kararının, sanık
Cumhur Şanlıgençler’e tebliğ edilmediği, kararın 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında belirtilen hususları
içermediği anlaşılmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi
2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve
şekilleri belirtilir” denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı
dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu
bakımından hüküm sayılır” düzenlemesi yer almıştır.
Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14.
maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında
ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve
E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu
değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları
kuşkusuzdur. Böylece, sanığa başvurabileceği kanun yolu, mercii ve şekli
gösterilmeyen ve tebliğ edilmeyen kararın kesinleşmesinden söz edilmesine
olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa, yukarıda açıklanan haklarını belirtir nitelikte
tebligat yapılarak temyiz süresinin beklenmesi, dava dosyası kesinleştikten
sonra dosyanın Mahkememize gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. Ağır Ceza
Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle,
2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar
oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde
belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.02.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/8
KARARNO: 2007/8
KARARTR : 5.3.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen “görevli memura mukavemet”
suçunun askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri
mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle,
açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Yakınan: M.Y.
Sanıklar: 1-O.B.B.
2-M.K.B.
O L A Y: Doğubayazıt 1. Mknz. P. Tug. 2. Mknz.
P. Tb. 4. Mknz.P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık Mustafa Kemal
Bircan’ın, izinde bulunduğu 28.7.2004 günü, diğer sivil kişi sanık Okhan Barış
Bircan ile birlikte gittikleri düğünde, almış oldukları alkolün etkisiyle
sevk ve idarelerinde bulunan aracı kalabalığın üzerine sürdükleri, kuru
sıkı silah ile havaya ateş ederek halkta paniğe sebebiyetverdikleri, şikayetüzerineolayyerinegelen yakınan J. IV. Kad. Uz. Çvş. Mehmet
Yılmaz ve komutasındaki jandarma ekibinin aldığı bilgi nedeniyle sanıkların
evine giderek sanıkları karakola davet ettikleri, ancak sanıkların davete
uymayarak sözlü ve fiziki mukavemette bulundukları, yakınana “seninle
görüşeceğiz, bunun hesabını sorarız” diyerek tehdit ettikleri, yakınanın
fiziki mukavemet sonucu beş gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralandığı,
böylece, sanıkların görevli memura mukavemet ve mütecaviz sarhoşluk
suçlarını işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 258/1, 572/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları
istemiyle Ulukışla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 16.8.2004 gün ve E:2004/196,
K:2004/118 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
ULUKIŞLA
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 3.11.2004 gün ve E:2004/181,K:2004/143 sayıyla;
öncelikle mütecaviz sarhoşluk suçundan açılan kamu davasının tefrikine,
sanıklardan Mustafa Kemal Bircan asker kişi olduğundan yüklenen eylemin
“üste fiilen taarruz etmek” suçunu oluşturduğu, diğer sivil kişi sanığın da
bu suça katıldığı açıklanarak, sanıklardan Mustafa Kemal Bircan’ın 1632
sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 91. maddesi, diğer sanık Okhan Barış
Bircan’ın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 258/1. maddesi uyarınca
yargılanmalarının askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 12.
Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesine gönderilmiştir.
12. MEKANİZE PİYADE TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ
MAHKEMESİ: 22.11.2005 gün ve E:2005/759, K:2005/717 sayıyla; olayın oluş
şekli ve gelişiminden sanığın üste fiilen taarruz kastının olmadığı,
karakola gitmemek için sözlü ve fiili mukavemette bulundukları, eylemlerin
Türk Ceza Kanunu’nun 258/1. maddesinde düzenlendiği, sanık Mustafa Kemal
Bircan’ın da yargılama aşamasında terhis edildiği, 353 sayılı Yasa’nın 9 ve
17. maddeleri uyarınca sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek
kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı
Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Nuri
NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli
ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Birol DİNLER’in,
davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı
ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren
ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin
bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir suç olmaması,
askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona
ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının
açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında
görevsizlik kararı veren adli yargı yerince asker kişi sanığa yüklenen
eylemin üste fiilen taarruz suçunu oluşturduğu gerekçesine yer verilmiş ise
de, olay sırasında sanıkların Jandarma personeli olan yakınana, adli görevi
sırasında, karakola gitmemek için mukavemet ettikleri, yüklenen eylemin
görevli memura mukavemet suçundan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Bu suçun da
askeri suç olmadığı kuşkusuzdur.
Sanıklardan
Mustafa Kemal Bircan’ın olay sırasında asker kişi olup, yargılama aşamasındaterhis edildiğidosyadaki bilgi ve belgelerden
anlaşılmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı
bulunmaması, asker kişi sanık Mustafa Kemal Bircan’ın yargılama aşamasında
terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de
kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik
17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi veUlukışla Asliye Ceza Mahkemesi'nin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Ulukışla
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 3.11.2004 gün ve E:2004/181, K:2004/143 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/9
KARARNO: 2007/9
KARARTR : 5.3.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Sağlık Kurulunca suç gününde askerliğe elverişli olmadığına
karar verilen sanık hakkında 353 sayılı Yasa kapsamında bulunmayan suçu
nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği
hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Sanık:
A.A.
O L A Y: Kars/Akyaka İlçe Jandarma Komutanlığı
emrinde görevli sanık J. Er Ayhan Aydemir’in, bir gün önce kimseden izin
almadan bölük binasının dış kısmında eşofmanlı vaziyette koştuğu sırada,
durumu öğrenen bölük nöbetçi astsubayı olarak görevli Uzm. J. Çvş. Emrah
Coşkun tarafından koğuşa gitmesi konusunda defalarca uyarıldığı ve
kendisine bu konuda emir verildiği halde, içeri girmeyeceğini, moralinin
bozuk olduğunu söylediği ve içeri girmediği, daha sonra yemekhanede
otururken tekrar çağırıldığı halde gitmediği ve yanına gelen Emrah Çoşkun’a
küfür edip yakasından tutarak iteklediği olayı ile ilgili olarak 7.1.2001
günü saat 10.00 sıralarında Uzm. J. Çvş. Emrah Çoşkun tarafından tutulan
tutanağı öğrenen sanığın koğuşta bulunan G-3 Piyade Tüfeğini ve hücum
yeleğini alarak uzman çavuşların bulunduğu odaya gittiği ve elindeki tüfeği
odada bulunanlara doğrultarak “çık lan dışarı, sen kim oluyorsun da bana
tutanak tutuyorsun, seni öldüreceğim” şeklinde sözler sarfettiği, böylece
üstü silahla tehdit etmek suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan
Askeri Ceza Kanunu’nun82/2. maddesi
uyarınca cezalandırılması istemiyle 9. Piyade Tümen Komutanlığı Askeri
Savcılığı’nın 16.2.2001 gün ve E:2001/53, K:2001/57 sayılı iddianamesiyle
kamu davası açılmıştır.
9. Piyade
TümenKomutanlığı Askeri
Mahkemesi’nce, suç tarihinde sanığın askerliğe elverişsiz olduğu
anlaşıldığından eylemin görevli memuru tehdit suçunu oluşturduğu
gerekçesiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/2, 273, 59/2. maddeleri
uyarınca sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş, kararın sanık
tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 4. Dairesi, Askeri Ceza
Kanunu’nun Ek-6 maddesinde, “……askerlik görevlerine ilişkin işleri yapmaya
veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranlar……” denilmek
suretiyle askerlere karşı işlenen şiddet ve tehdit eylemlerinin bu madde
kapsamında değerlendirilebilmesinin “askerlik görevlerine ilişkin işleri
yapmaya ve yapmamaya zorlamak” amacıyla hareket edilmiş olma şartına
bağlanmış olduğu dikkate alındığında sanığa yüklenen eylemin bu madde
kapsamında askeri suç olmadığı, dolayısıyla askeri mahkemede yargılanmasını
gerektiren ilginin kesilmesi sebebiyle yargılama görevinin adliye
mahkemelerine ait olduğu gerekçesiylehükmün bozulmasına karar vermiştir.
9. PİYADE
TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 27.1.2004 gün ve E:2004/226, K:2004/28
sayıyla; bozma ilamında belirtilen hususları tekrar ederek yargılama
görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası,Akyaka Asliye Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
AKYAKA
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 2.5.2006gün
ve E:2006/116, K:2006/111 sayıyla; 353 sayılı Yasa’nın 11. ve benzer
düzenlemenin yer aldığı 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun Ek-6. maddeleri
uyarınca sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Kesinleşen ve Mahkememize gönderilen dava
dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 6.11.2006 gün ve E:2006/26, K:2006/26
sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından,
aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun
reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez
dosyadaki eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı
kesinleştirilerek dava dosyası, aynı Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Nuri
NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Birol DİNLER’indavanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, askeri yargı yerinin ve
Askeri Yargıtay 4. Dairesi’nin kararlarında, sanığın 9.7.1998 tarihinden
itibaren askerliğe elverişli olmadığının belirlendiğinin açıkça yazılı
olması ve verilen kararlara bahsedilen sağlık kurulu raporunun esas
alınması karşısında, bahsedilen sağlık kurulu raporu dosya içinde
bulunamamışsa da, askeri yargı yerlerince kararlarda açıkça bu rapordan
bahsedildiğinden sanığın suç tarihi itibariyle askerliğe elverişli olmadığı
kabul edilmiştir.
Bu durumda, Sağlık Kurulu Raporunun kapsam ve hukuki
sonuçlarına göre, sanığın suç tarihinde "asker kişi" sıfatı
kendiliğinden kalkmış sayılacağından, 353 sayılı Yasa'nın 9. maddesi
anlamında "asker kişi" olarak kabul edilmesi mümkün
bulunmamaktadır.
Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı
Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma
koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde“Askeri mahkemeler, asker olmayan
kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.
A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63,
64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;
B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet
yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda,
yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere
fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine
ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide
başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254,
255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü
maddelerinde gösterilen suçları;
C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri
trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi
emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa
ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu
görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı
suçlar;”
D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E.
1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)
E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde
yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri
mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı
Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince
yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren
suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma
Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin 5530
sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değiştirilen (G) bendinde,1632 sayılı Askeri
Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 75, 78, 80, 81, 93, 94, 95, 100,
101, 102, 124, 125 ve 127nci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların; (H)
bendinde, ilan olunan harekât bölgesinde, birinci derece askeri yasak
bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargâhlarda,
askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller
içinde askerlere karşı işlenen 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununun 86, 106, 108, 113, 125 ve 265inci maddelerinde yazılı suçlara ait
davaların ve aynı maddeye eklenen (I) bendinde de, nöbet, devriye, karakol,
inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan
askerlere karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen (H) bendinde yazılı
suçlara ait davaların, savaş halinde askeri mahkemenin görevleri arasında
olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan
nedenlerle, olayda, 5530 sayılı Yasa ile değişik 353 sayılı Yasa’da
belirtilen koşulların bulunmaması nedeniyle davanın adli yargı yerinde
görülmesi veAkyaka Asliye Ceza
Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Akyaka
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2.5.2006 gün ve E:2006/116,K:2006/111 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/13
KARARNO: 2007/13
KARARTR : 2.4.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen “dolandırıcılık” suçunun askeri suç olmaması, askeri suça
bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin
kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde
görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
M.K.
O L A Y: Batman J. Komd. Özl. Hrk. Tb. 2. (B)
Bölük Komutanlığı emrinde görevli sanık J. Uzm.Onb.MehmetKöse’nin,3.5.2001 günü,aynıKomutanlıkemrindegörevli J. Uzm. Onb. Menderes Vurgun’un
dolabında bulunan cüzdanından Yapı Kredi Bankasına ait visa kredi kartını
alarak 216.000.000. T.L. tutarında harcama yaptığı, J. Uzm. Çvş. Mehmet
Bayram’ın dolabında bulunan cüzdanından 50 Alman Markı para ile aynı
bankaya ait kredi kartını alarak, hesabından 340.000.000. T.L. tutarında
para çektiği, böylece, üstünün parasını ve eşyasını çalmak, arkadaşının
parasını ve eşyasını çalmak suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine
uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 132.(iki kez) maddesi uyarınca cezalandırılması
istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 18.5.2001 gün ve
E:2001/1895, K:2001/422 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
7. Kolordu
Komutanlığı Askeri Mahkemesi, yüklenen eylemler nedeniyle sanığın
cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi
üzerine, Askeri Yargıtay 2. Dairesi hükmün usul yönünden bozulmasına karar
vermiştir.
7. KOLORDU KOMUTANLIĞI
ASKERİ MAHKEMESİ: 3.8.2004 gün ve E:2004/218, K:2004/614 sayıyla;
1-Sanık
Mehmet Köse’nin, 50 Alman Markı çaldığından bahisle açılan kamu davası
nedeniyle beraatine,
2-J. Uzm.
Çvş. Mehmet Bayram’a ait kredi kartını çalıp para çekmek ve J. Uzm. Onb.
Menderes Vurgun’un kredi kartını çalmak suretiyle üstünün ve arkadaşının
eşyasını ve parasını çalmak suçları nedeniyle cezalandırılmasına,
3-Menderes
Vurgun’un kredi kartını kullanarak alışveriş yaptığından bahisle
cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, eylemin dolandırıcılık
suçunu oluşturduğu, bu suçun askeri suç olmadığı, sanığın yargılama
aşamasında terhis edildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın
sanık tarafından temyiz edilmesiüzerine,Askeri Yargıtay 2.
Dairesi’nce, hükmün onanmasına karar verilmiş, dava dosyası, Batman Asliye
Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
Batman
Asliye Ceza Mahkemesi, yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 504/3. maddesinde
düzenlenen suçu oluşturduğu, delillerin takdiri ve karar vermek görevinin
yüksek görevli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, dava dosyası, Batman Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
BATMAN AĞIR
CEZA MAHKEMESİ: 29.12.2005gün ve
E:2005/116, K:2005/362 sayıyla; asker kişi sanığı, asker kişiye karşı
işlediği ileri sürülen suç nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası,
kendisine gelmekle,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.
Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce 2.10.2006 gün ve E:2006/23, K:2006/23 sayılı kararı ile, 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve
14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar
verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki
eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı
kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Hasan DENGİZ’in,
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde,
sanığa yüklenen dolandırıcılık suçu nedeniyle olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Nalan CANBAY’ındavanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında,
adli yargı yerince, sanığa yüklenen eylemin, asker kişiye karşı işlendiği
gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın yargılama aşamasında terhis
edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle, yüklenen suçun askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması,
sanığın terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren
ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa
ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde
görülmesi veBatman AğırCezaMahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Batman
Ağır CezaMahkemesi’nin
29.12.2005gün ve E:2005/116,
K:2005/362 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.04.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/14
KARARNO: 2007/14
KARARTR : 2.4.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET:Asker kişi sanığın, Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1.maddesinde
düzenlenensuçu nedeniyle açılan
kamu davasının, askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilgi kesilmiş
olsa dahi ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
U.D.
O L A Y: Diyarbakır/Lice 2. İç Güv. Tug. Mu.
Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık Mu. Er Umut Demir’in, 30.5.2001 günü
saat 04.30 sıralarında, aynı Komutanlık emrinde görevli koğuş nöbetçisi Mu.
Onb. Yüksel Özdoğan tarafından uyandırıldığı ve kendisine Muhabere Merkezi
Vardiya Nöbetçisi Mu. Uzm. Çvş. Ahmet Dal tarafından çağrıldığının
söylendiği, sanığın kalkmadığı ve gitmeyeceğini söylediği, bir süre sonra
Yüksel Özdoğan tarafından tekrar kaldırılmak istendiğinde “ben kalkmam,
beni kaldırmak senin görevin değil, sen kim oluyorsun, Ahmet Uzman da
kimmiş?” dediği, bunun üzerine, Yüksel Özdoğan’ın “sen bilirsin” diyerek
ayrıldığı sırada, arkasından bir yumruk vurmak suretiyle fiilen taarruzda
bulunduğu, böylece, üste fiilen taarruz suçunu işlediği ileri sürülerek,
sanığın eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 91/1. maddesi uyarınca
cezalandırılması istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın
27.6.2001 gün ve E:2001/2361, K:2001/542 sayılı iddianamesiyle kamu davası
açılmıştır.
7. Kolordu
Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem nedeniyle
cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi
üzerine, Askeri Yargıtay 1. Dairesi, hükmün usul yönünden bozulmasına karar
vermiştir.
7. KOLORDU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 2.3.2006 gün ve E:2006/105, K:2006/244
sayıyla; sanığın ifadesinde, olay anında uyku halinde olduğunu, bilinçsiz
olarak hareket ettiğini, kendisini kaldıranın üstü olduğunu anlayamadığını
beyan ettiği, beyanının tanık Adnan Dağlı tarafından da doğrulandığı, bu
nedenle sanığın yumruk vurduğu kişinin onbaşı rütbesinde bulunduğu ve
kendisinin üstü olduğunu bildiği, bunu bilerek ve isteyerek yaptığı
hususunun şüpheli kaldığı, şüpheden sanık yararlanır genel ilkesi gereği,
eylemin, üste yapılan bir eylem olarak kabul edilemeyeceği, Türk Ceza
Kanunu’nda düzenlenen etkili eylem kapsamında bulunduğu, bu suçun da askeri
suç olmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edilmekle askeri
mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği açıklanarak,
yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava
dosyası, Lice Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
LİCE ASLİYE
CEZA MAHKEMESİ: 5.9.2006gün ve
E:2006/46, K:2006/76 sayıyla; sanığın olayla ilgili verdiği ayrıntılı
ifadelerinden, eylemi şuurlu olarak kime karşı ne için yaptığını
anlayabilecek durumda iken gerçekleştirdiğinin anlaşıldığı, bu durumda
yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, kendisine
gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Nuri
NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün askeri
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Nalan CANBAY’ındavanın çözümünün askeri yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında,
görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince, sanığın yumruk vurduğu
kişinin onbaşı rütbesinde bulunduğu ve kendisinin üstü olduğunu bildiği
hususunun şüpheli kaldığı gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın Çorum
Asliye Ceza Mahkemesi’nce, talimatla alınan 16.4.2003 günlü ifadesinde,
savunmasını yazılı olarak yapacağını bildirerek verdiği savunma
dilekçesinde; olay saatinde koğuşta uyumakta iken, koğuş nöbetçisi Yüksel
Özdoğan’ın yanına geldiğini, “Umut kalk, Ahmet Uzm. Çvş. seni aşağıya
çağırıyor” dediğini, kendisinin ise, yat emrini veren Başçavuş Sezgin
Karabaş’ın haberi olmadan kalkamayacağını, adıgeçenin emrinin olması
halinde kalkabileceğini söylediğini, aksi halde koğuş sorumlusu amirinin
emirlerine riayet etmemiş olacağını düşündüğünü, ikinci kez yanına gelen
onbaşı Yüksel’in, Uzm. Çvş. Ahmet’e, kalkmayacağını bildirdiğinde,
adıgeçenin sinirlenip çabuk onu kaldır gelsin dediğini, kendisinin de
önceki sözlerini tekrar ettiğini, yarım saat sonra tekrar yanına gelen
onbaşı Yüksel’in, “kalk lan” diyerek bağırması üzerine, kalkarken elini
sağa sola salladığını, elini sallarken ki davranışının neOnb. Yüksel’e ne de Ahmet çavuşa yapılan
bir tutum olmadığınıbeyan etmesi
karşısında, olay sırasında sanığın, kendisiniuyandırmaya gelen mağdur kişinin üstü
olduğunu bildiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, sanığa yüklenen eylemin, Askeri Ceza
Kanunu’nun 91/1. maddesinde düzenlenen “üste fiilen taarruz” suçunu
oluşturduğu, bu suçun da askeri suç olduğu açıktır.
353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda,
askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri
mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut
olaydasanığa yüklenen eylemin
askeri suç olduğu anlaşıldığından 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca
davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve 7. Kolordu Komutanlığı Askeri
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle
7.Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 2.3.2006 gün ve E:2006/105,
K:2006/244 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,02.04.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/15
KARARNO: 2007/15
KARARTR : 2.4.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14.maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın
27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar
verilmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
E.S.
O L A Y: Halen Söke/Aydın 11. P. Tug. 4. P.
Tb. 11. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli P. Er Erhan Saz’ın, 6.6.2004
tarihine kadar Askerlik Şubesine müracaatla askere sevkini sağlatması
gerekirken kanunen geçerli bir mazereti olmaksızın askere sevkini
sağlatmadığı, böylece, 6.6.2004-20.7.2005 günleri arasında temadi edenbakaya suçunu işlediği ileri sürülerek
eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 63/1-a maddesi uyarınca
cezalandırılması istemiyle Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın
30.3.2006 gün ve E:2006/447, K:2006/236 sayılı iddianamesiyle açılan kamu
davasında, Ege Ordusu Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın yüklenen eylem
nedeniylecezalandırılmasına karar
vermiştir.
EGE ORDUSU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 11.10.2006 gün 2006/113 Evraksayıyla; sanık hakkında, verilen
mahkumiyet kararı tebliğ edilemediği için henüz kesinleşmediğinden hükme
esas kanun maddesinin 5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 13.
maddesi gereğince askeri yargı yerinin görevi dışına çıktığı açıklanarak,
5530 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanun’un 6ncı ek geçici maddesiuyarınca yargılama görevinin adli yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen
karar kesinleşerek, dava dosyası, Bitlis Asliye Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
BİTLİS
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 13.11.2006gün ve E:2006/227, K:2006/284 sayıyla; askeri yargı yerince verilen
kararın sanığa tebliğ edildiği, sanık tarafından yasal süre içinde temyiz
edilmediği, böylece ilgili kararın sanık tarafından temyiz edilmeyerek
2.10.2006 günü kesinleştiği halde görevsizlik kararı verildiği, 5530 sayılı
Yasa ile değişik 353 sayılı Kanun’un ek geçici 6/2 maddesi uyarınca ancak
kesinleşmeyen dava dosyaları hakkında görevsizlik kararı verilebileceği
belirtildiğinden yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, Bitlis Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.
Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce 11.12.2006 gün ve E:2006/34, K:2006/34 sayılı kararı ile,
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1
ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar
verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki
eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı
kesinleştirilerek dava dosyası, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığı’nca,
Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün,
Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN,
Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Nuri NECİPOĞLU’nun
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G.
Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Nalan
CANBAY’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama
Usulü Kanunu’na 5.7.2006 gün ve 26219 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan
5530 sayılı Yasa’nın 63. maddesi ile eklenen Ek Geçici 6. maddesi 3.
fıkrasında, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, askeri
mahkemelerce karar verilmiş ve henüz kesinleşmemiş olan dava dosyalarından
görevli yargı yeri değişenler hakkında, askeri savcının yazılı görüşü
alınmak suretiyle, mahkemesince duruşma yapılmaksızın görevsizlik kararı
verilir. Bu karara karşı, teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt’a
komutanı veya askeri kurum amiri, askeri savcı, sanık ve varsa müdafi bir
hafta içinde itiraz edebilir. İtirazlar en yakın askeri mahkemede
incelenir. Bu dosyalardan temyiz ve itiraz edilmek suretiyle Askeri
Yargıtay Başsavcılığında ve Askeri Yargıtay’da inceleme aşamasında olan
dosyalar mahkemesine iade edilir” denilmektedir.
Dosyanın
incelenmesinde, sanık Erhan Saz hakkında bakaya kalmak suçundan
yapılanyargılama sonucunda, Ege
Ordusu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, 28.8.2006 gün ve E:2006/745,
K:2006/443 sayı ile sanığın 2000 YTL. adli para cezası ile
cezalandırılmasına ilişkin karar verildiği, kararın sanığa tebliği için
8.9.2006 günlü yazı ile birliğine gönderildiği; dosya içinde mevcut,
tebliğin konusu, hangi makama ait olduğu, tarih ve sayısı, tebliğ tarihi,
tebliğ edildiği yer, tebliğ edenin kimliği ve tebellüğ edenin rütbesini,
adını ve soyadını, imzasını gösterir tebellüğ belgesinden sanığa tebligatın
yapıldığı, sanığa ait erteleme istemini içeren dilekçede, 30 Ekim 2006
tarihinde terhis olacağından dolayı ödemelerinin bu tarihten sonraya
ertelenmesinin istenildiği, ayrıca 8.9.2006 günlü Ege Ordu Komutanlığına
ait, hüküm tebliği konulu yazıdan kararın adli müşavire de tebliğ edildiği
anlaşılmıştır.
Herne kadar
25.9.2006 tarihli tebellüğ belgesinde, tebliğ edilen kararın tarihi ve
numarasında farklılık görülmüş ise de, 29.3.2007 tarihinde Söke 11. P. Tug.
Komutan Yardımcılığı ve Garnizon Komutanlığında görevli Garnizon Komutanı
İlker Koçak ile yapılan ve Mahkememizce tutanağa bağlanan telefon
görüşmesinden tebliğ edilen kararın sanığa ait Ege Ordusu Komutanlığı
Askeri Mahkemesi’nin 28.8.2006 gün, E:2006/745, K:2006/443 sayılı karar
olduğu, tebellüğ belgesindeki kararın tarih ve numarasının sehven yanlış
yazıldığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda,
sanık Erhan Saz hakkında verilen kararın 353 sayılı Yasa’nın 5530 sayılı
Yasa ile değişik 63. maddesine eklenen Ek Geçici 6. maddesi yürürlüğe
girmeden önce kesinleşmiş olduğunun kabulü gerekmiştir. Kesin hüküm bulunan
bir davada, askeri ve adli yargı yerlerince verilen görevsizlik
kararlarının hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde oldukları açıktır.
Açıklanan
nedenlerle, olayda, olumsuz görev uyuşmazlığı bulunmadığından, 2247
sayılıYasa'nın 1ve14.maddesindebelirtilenkoşullaroluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde
belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 02.04.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/17
KARARNO: 2007/17
KARARTR : 2.4.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET:2247sayılı Yasa'nın 1ve 14.maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın
27.maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE karar verilmesinin
gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
A.K.
O L A Y: Ortaköy/Gelibolu 18. Zrh. Tug. 2.
Mknz. P. Tb. 6. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er
Abdullah Koyuncu’nun, 31.1.2003 günü, firar etmek amacıyla yat yoklaması
alındıktan sonra üzerindeki askeri elbiseler ile tel örgülerden dışarıya
çıkarak kışlayı terk edip Kavak köyüne gittiği, daha sonra İstanbul’a
gitmek için geldiği yol kavşağında üzerindeki kamuflaj elbise ve bir çift
botu çıkartarak yol kenarındaki bir kulübenin arkasına bıraktığı, oradan
geçen bir arabaya binerek İstanbul’a gittiği, böylece askeri eşyayı kasten
terk etmek suçunu işlediği ileri sürülerek eylemine uyan Askeri Ceza
Kanunu’nun130/1. maddesi uyarınca
cezalandırılması istemiyle 2. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın
29.7.2003 gün ve E:2003/558, K:2003/658 sayılı iddianamesiyle kamu davası
açılmıştır.
2. KOLORDU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 31.5.2005 gün ve E:2005/190, K:2005/358
sayıyla; sanığın, Çanakkale Deniz Hastanesi’nden verilensağlık raporuna göre askerliğe elverişsiz
olduğu anlaşıldığından, yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 516.
maddesinde düzenlenen suçu oluşturabileceği, bu nedenle yargılama görevinin
adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz
edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası,GeliboluAsliye Ceza
Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
GELİBOLU
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 21.9.2006gün
ve E:2006/124, K:2006/283 sayıyla; yüklenen eylemin, Askeri Ceza Kanunu’nun
130. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu, bu suçun da askeri suç olduğu,
sanığın terhis edilmiş olmasının bu durumu değiştirmeyeceği, bu nedenle yargılama
görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle itiraz yolu açık
olmak üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, aynı Mahkemece,Mahkememizegönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Erdoğan GENEL, Nuri NECİPOĞLU’nun
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G.
Fatma BÜYÜKEREN’in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ayla SONGÖR ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Nalan
CANBAY’ın, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosyanın
incelenmesinde, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında, karara
karşı itiraz yolunun açık bulunduğununbelirtildiğigörülmektedir.
5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34. maddesi 2. fıkrasında, “Kararlarda,
başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir”
denilmiş, 223. maddesinin 10. fıkrasında, “Adli yargı dışındaki bir yargı
merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır”
düzenlemesi yer almıştır.
Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14.
maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri dışında
ayrıca, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve
E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu
değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları
kuşkusuzdur. Böylece, sanığa başvurabileceği kanun yolu, mercii ve şekli
gösterilmeyen, itiraz yolunun açık olduğu bildirilen kararın
kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, sanığa, yukarıda
açıklanan haklarını belirtir nitelikte tebligat yapılarak temyiz süresinin
beklenmesi, dava dosyası kesinleştikten sonra dosyanın Mahkememize
gönderilmesi gerekmektedir.
Açıklanan
nedenlerle, GeliboluAsliye Ceza
Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle,
2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar
oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun
bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde
belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca
yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE, 02.04.2007 günüOYBİRLİĞİİLEKESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/20
KARARNO: 2007/20
KARARTR : 7.5.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET : Sivil kişi sanıklar hakkında 353 sayılı Yasa kapsamında
bulunmayan suçları nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde
görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Yakınanlar:1-İ.H.
2-O.Z.
3-Ş.Ö.
Sanıklar:
1-A.D.
2-F.K.
O L A Y: Sivil kişi sanıklar Ali Demir ile
Fikret Kaya’nın, 1.6.2004 günü saat 02:00 sıralarında, alkollü vaziyette
Yerköy Kapalı Cezaevinin önündeki caddede yüksek sesle bağırarak
dolaştıkları sırada, Cezaevinin dış güvenlik nöbetini tutmakta olan yakınan
J.Erler Oktay Zenger ile Şevket Özay’ın, sanıkları cezaevinin yakınından
uzaklaşmaları ve sessiz olmaları yolunda ikaz etmesi üzerine, yakınanlara
sövdükleri, yakındaki polis noktasından gelip sanıkları uzaklaştıran polis
memurlarının gitmesinden sonra sanıkların tekrar gelerek her üç yakınana
sövdükleri, böylece, görevli memura müteselsilen hakaret ve saldırgan
sarhoşluk suçlarını işledikleri ileri sürülerek,eylemlerineuyanTürkCezaKanunu’nun 266/1, 80, 572/1. maddeleri
uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Yerköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
3.6.2004 gün ve E:2004/200, K:2004/122 sayılı iddianamesiyle kamu davası
açılmıştır.
YERKÖY
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ:3.2.2005 gün E:2004/157, K:2005/42 sayıyla;
sanıkların nöbet tutan jandarma erlerine hakaret ettikleri ileri
sürüldüğünden Askeri Ceza Kanunu’nun 106 ve Ek.6. maddeleri uyarınca
yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Jandarma
Genel Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
JANDARMA
GENEL KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 30.12.2005 gün ve E:2005/1063,
K:2005/561 sayıyla; sanıklara yüklenen eylemin, jandarma erlerine
jandarmanın mülki görevlerinden olan cezaevi dış nöbetini tuttukları sırada
işlendiği ileri sürüldüğüne göre, sanıkları yargılama görevinin adli yargı
yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz
edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Jandarma Genel Komutanlığı
Askeri Savcılığı’nca, Mahkememizegönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Hamdi Yaver AKTAN,
Mehmet YALÇIN, Nuri YILMAZ, Tamer KORKMAZ, Erdoğan GENEL, Hasan DENGİZ’in,
katılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli
ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Sevilay BATIR’ındavanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise öğretide ve uygulamada:
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Sanıkların sivil kişi olmaları nedeniyle, 353
sayılı Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde
yargılanma koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme
yapılması gerekmektedir.
353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde“Askeri mahkemeler, asker olmayan
kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.
A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63,
64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;
B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet
yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda,
yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere
fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine
ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide
başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254,
255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü
maddelerinde gösterilen suçları;
C) Nöbetçi,
devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım
görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici
ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay,
erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen
yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar;”
D) (İptâl:
Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E. 1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı
ile.)
E) Diğer
kanunlar ile askeri mahkemelerde yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek
asker olmayan kişilerin askeri mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş
iken;
Adı geçen madde, 5530 sayılı Yasa’nın 3. maddesi
ile değiştirilerek, maddede,uluslararası anlaşmalar gereğince yabancı asker kişilerin askeri
mahkemede yargılanmalarını gerektiren suçları hakkında soruşturma ve
kovuşturma yapılmasının Milli Savunma Bakanının iznine bağlı olacağı
düzenlenmiştir.
Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 14. maddesinin 5530
sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değiştirilen (G) bendinde,1632 sayılı Askeri
Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 75, 78, 80, 81, 93, 94, 95, 100,
101, 102, 124, 125 ve 127nci maddelerinde yazılı suçlara ait davaların; (H)
bendinde, ilan olunan harekât bölgesinde, birinci derece askeri yasak
bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargâhlarda,
askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve
mahaller içinde askerlere karşı işlenen 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun 86, 106, 108, 113, 125 ve 265inci maddelerinde yazılı
suçlara ait davaların ve aynı maddeye eklenen (I) bendinde de, nöbet,
devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım
görevi yapan askerlere karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen (H)
bendinde yazılı suçlara ait davaların, savaş halinde askeri mahkemenin
görevleri arasında olduğu belirtilmiştir.
Kaldı ki, olay sırasında, sanıkların, jandarma
personeli olan yakınanlara, mülki görevlerinden olan cezaevi dış koruma nöbeti
sırasında hakaret ettiklerigözetildiğinde , 353 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikten önceki
halde dahi, sanıkları yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, olayda, 5530 sayılı Yasa ile
değişik 353 sayılı Yasa’da belirtilen koşulların bulunmaması nedeniyle
davanın adli yargı yerinde görülmesi veYerköy AsliyeCeza
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Yerköy
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 3.2.2005gün ve E:2004/157, K:2005/42 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/21
KARARNO: 2007/21
KARARTR : 7.5.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin, müştereken suç
işlemeleri halinde, eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılıbir suç ise tüm sanıkların ASKERİ yargı yerinde
yargılanmalarının gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Sanık: Ö.S.
O L A Y:
Iğdır/Aralık 5.Hd. A. 2. Hd. Tb. Komutanlığı emrinde İkmal Astsubayı olarak
görevli sanık Per. Bçvş. Durak Üzer’in, Doğubayazıt İlçesi’nde tanıştığı
sivil kişi sanık Ömer Seferoğulları’nın kişi başına 100 dolar karşılığı
sınırdan göçmen geçirme teklifini kabul ederek, aynı Komutanlık emrinde
görevli olup 76 AC 469 plakalı BMC marka askeri aracın şöförlüğünü yapan
sanık P. Uzm. Çvş. Remzi Kuşçu’ya alacağı paranın yarısını teklif ettiği ve
Remzi Kuşçu’nun da teklifi kabul etmesi üzerine, 4.4.2004-10.6.2004
tarihleri arasında, 4 kez ikmal için Doğubayazıt İlçesi’ne gittikleri
tarihlerde görev dönüşü, sanık Ömer Seferoğulları’nın sınırda belirttiği
noktalardan göçmen grupları araca bindirerek jandarma noktasını geçirdikten
sonra Aralık İlçesi yakınlarında çeşitli yerlere bıraktıkları, böylece,
müteselsilen rüşvet almak, müteselsilen göçmen kaçakçılığı, müteselsilen
rüşvet vermek suçlarını işledikleri ileri sürülerek, sanıklar Durak Üzer
ile Remzi Kuşçu’nun Askeri Ceza Kanunu’nun 135. maddesi delaletiyle Türk
Ceza Kanunu’nun 212/2, son, 80, 201/a-2, 80., sanık Ömer Seferoğulları’nın
eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 213/1, 80, 201/a-2, 80. maddeleri
uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı
Askeri Savcılığı’nın 18.8.2004 gün ve E:2004/769, K:2004/472 sayılı
iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
12. MEKANİZE PİYADE TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ
: 8.12.2004 gün ve E:2004/1151, K:2004/716 sayıyla; asker kişi sanıkların
müteselsilen rüşvet almak suçu nedeniyle cezalandırılmalarına, asker ve
sivil kişi sanıkları müteselsilen göçmen kaçakçılığı suçu nedeniyle, suçun
askeri suç olmaması ve diğer sanıklarla iştirak halinde işlendiğinin
anlaşılması, sivil kişi sanığı da, müteselsilen rüşvet vermek suçu
nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin bulunmaması
nedeniyle yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, müteselsilen rüşvet vermek suçu nedeniyle verilen
görevsizlik kararı temyiz edilmediğinden kesinleşmiş,kararın sanıklar Durak Üzer ile Remzi
Kuşçu tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nce
mahkumiyet hükümlerinin usuli eksiklikler nedeniyle bozulmasına,
görevsizlik kararlarının onanmasına karar verilmiş, böylece kesinleşen dava
dosyası, Iğdır Ağır CezaMahkemesi’ne gönderilmiştir.
IĞDIR AĞIR CEZAMAHKEMESİ: 30.1.2007 günveE:2007/15, K:2007/94
sayıyla; öncelikle sanıklar hakkında göçmen kaçakçılığı suçu nedeniyle
açılan kamu davasını tefrik ederek, sanık Ömer Seferoğulları’na yüklenen
rüşvet verme suçu nedeniyle açılan kamu davasında, asker kişi sanıklar
Durak Üzer ile Remzi Kuşçu hakkında rüşvet alma suçu nedeniyle askeri yargı
yerinde yargılamanındevam ettiği,
tarafların müşterek iradesini birleştiren rüşvet anlaşmasında, rüşveti
verenle alanın cezaları ayrı maddelerde ve farklı oranlarda saptanmış olsa
bile, karşılıklı etkileşim ve azmettirme yönünden, eylemin 353 sayılı
Yasa’nın 12. maddesinde öngörüldüğü biçimde müştereken işlenmiş olduğunun
kabulü gerektiği, adil bir hüküm kurulabilmesi bakımından, rüşvet verdiği
iddia olunan sivil kişi ile rüşvet aldığı iddia olunan asker kişilerin
birlikte yargılanmalarının gerektiği açıklanarak, sanığı yargılama
görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Iğdır Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Hamdi Yaver AKTAN,
Mehmet YALÇIN, Nuri YILMAZ, Tamer KORKMAZ, Erdoğan GENEL, Hasan DENGİZ’in,
katılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün askeri
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Sevilay BATIR’ındavanın çözümünün askeri yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun
"Rüşvet" başlığını taşıyan 135. maddesinde; "Askeri
şahıslardan herhangi biri Türk Ceza Kanunu'nun üçüncü babının üçüncü
faslında yazılı suçlardan birini işlerse o fasıldaki cezalarla
cezalandırılır" hükmü yer almaktadır. Böylece, Türk Ceza Kanunu'nun
üçüncü babının üçüncü faslında düzenlenen "Rüşvet" suçu; 1632
sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 135. maddesindeki atıf suretiyle askeri suç
haline getirilmiştir.
13.11.2004 gün ve 25642 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanun’un, “Uyum Hükümleri” başlığı altında düzenlenen 3.
maddesinde, “(1)Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa
yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin
karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır.” (2)Mevzuatta, yürürlükten
kaldırılmış Türk Ceza Kanununun kitap, bab ve fasıllarına yapılmış olan
yollamalar, o kitap, bab ve fasıl içinde yer almış hükümlerin karşılığını
oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddelerine yapılmış sayılır”
denilmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun, “Kamu İdaresinin
Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında 252. maddede de
rüşvet suçu düzenlenmiş bulunmaktadır.
353 sayılı Yasa'nın "müşterek suçlar"
başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde; "Askeri mahkemelere ve
adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi
halinde eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı bir suç ise sanıkların
yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı
olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denilmek suretiyle,
askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından suçun
birlikte işlenmesi ve suçun Askeri Ceza Kanunu’nda yazılı suçlardan olması
halinde sanıkların birlikte askeri mahkemelerce yargılanacakları öngörülmüştür.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında;
görevsizlik kararı veren askeri mahkemece, sanığın sivil kişi olduğu,
yüklenen suçunTürkCezaKanunu’nda düzenlendiği ve sanığın askeri mahkemedeyargılanmasını gerektiren ilginin de
bulunmadığıbelirtilmiş ise de,
sanığa yüklenen eylemin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 135. maddesinin
atıf yaptığıTürk Ceza Kanununda
düzenlenen suçlardan olması nedeniyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar
kapsamında bulunduğu kuşkusuzdur.
765 sayılıTürk Ceza Kanunun 212. maddesinderüşvet alma suçu; 213. maddesinde de rüşvet verme suçu düzenlenmekte
iken, bu suç 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
ikinci kitabının Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler başlıklı
dördüncü kısmının Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı
Suçlar başlıklı birinci bölümünde yer alan 252. maddesinde yeniden
düzenlenmiş, üçüncü fıkrasında rüşvetin tanımı, “bir kamu görevlisinin,
görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için
kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” olarak
yapılmış olup, ikinci fıkrasında, rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya
varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli
mali müşavir olması halinde, birinci fıkraya göre verilecek cezanın üçte
birden yarısına kadar arttırılacağı öngörülmüştür.
Maddenin gerekçesinde de, “…
Rüşvet suçu, bir karşılaşma suçudur; bu nedenle çok
failli bir suçtur. Bir tarafta rüşvet veren, diğer tarafta ise rüşvet alan
kamu görevlisi yer almaktadır. Rüşvet veren ve alan, aynı amacın
gerçekleşmesini hedeflemektedirler. Bu itibarla, veren ve alanaçısından rüşvet suçu tek bir suçtur.
Sözkonusu suç, menfaatin temin edildiği anda tamamlanmış bulunmaktadır.
Menfaat temin edilinceye kadar suça iştirak mümkündür. Bu nedenle,
sözkonusu suç tanımı kapsamında “rüşvete aracılık eden” kavramına yer
verilmemiştir.
…” denilmiştir.
Açıklanan nedenlerle ve rüşvet suçunun, rüşvet
alanla veren arasında rüşvet hususunda müşterek iradelerini birleştiren bir
anlaşmanın yapılması ile işlenmiş sayılacağı ve bu anlaşmanın karşılıklı
etkileşim ve azmettirme ile oluştuğu gözetildiğinde, sanıklara yüklenen
eylemin 353. sayılı Yasa’nın 12. maddesinde öngörülen biçimde müştereken
işlenmiş olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davanın askeri yargı yerinde
görülmesive 12. Mekanize Piyade
Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin
görevli olduğuna, bu nedenle 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri
Mahkemesi’nin 8.12.2004 gün ve E:2004/1151, K:2004/716 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/22
KARARNO: 2007/22
KARARTR : 4.6.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin, müştereken suç
işlemeleri halinde, eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılıolmayan bir suç ise tüm sanıkların Adli yargı yerinde
yargılanmalarının gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Yakınan: M.K.
Sanıklar: 1-H.B.K.
2-H.A.
3-H.Y.
O L A Y:
Gazipaşa Mür. J. Komd. Tb. J. Komd. Bl. Komutanlığı emrinde Jandarma Bölük
Komutanı olarak görevli sanık J. Ütğm. Hüseyin Barış Kopan’ın, 19.6.2005
günü, sevk ve idaresindeki otomobili ile giderken önünde gitmekte olan
Emrah Polat’ın kullandığı aracı sollamaya başladığı sırada, Emrah Polat’ın
aracını sanığın aracının önüne doğru kırdığı, bunun üzerine sanığın yoluna
devam ederek Jandarma Misafirhanesinin önünde durdurduğu, araçtan inerek
arkasından gelmekte olan Emrah Polat’ın kullandığı aracı durdurduğu ve dikkatli
araç kullanmasını söyleyerek kendisinden ehliyet ve ruhsatını isteyip
kontrol ettiği sırada, Emrah Polat’ın aracında bulunan, yakınan Mahmut
Kısaarslan’ın sanığa kim olduğunu sorduğu ve kimlik göstermesini istemesi
üzerine kimliğini gösteren sanığa, “senin de ananın da jandarmanın da,
devletin de sinkaf ederim” diyerek küfür ettiği, sanığın aynı Komutanlık
emrinde görevli olup, olay sırasında Jandarma Misafirhanesinde görevli
bulunan sanıklar J. Er Hüseyin Asiler ile Hasan Yiğit’i çağırarak Mahmut
Kısaarslan’ı misafirhaneye götürmelerini söylediği, bunun üzerine, J. Er
sanıkların, Mahmut Kısaarslan’ı bir odaya alıp kapattıkları ve her üç
sanığın birlikte tekme ve yumrukla Mahmut Kısaarslan’ı darp ettikleri,
yaklaşık bir saat kadar Jandarma Misafirhanesinde tuttukları ve daha sonra
bıraktıkları, böylece, sanıkların kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden
yoksun kılma suçlarını işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-d, 109/2, 109/3(b-d). maddeleri
uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Gazipaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
7.3.2006 gün ve E:2006/78, K:2006/41 sayılı iddianamesiyle kamu davası
açılmıştır.
GAZİPAŞA ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 23.3.2006gün ve E:2006/89, K:2006/89 sayıyla;
asker kişi sanıkları, askeri mahalde işledikleri ileri sürülen suç
nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava
dosyası. Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
DAĞ KOMANDO OKULU VE EĞİTİM MERKEZ KOMUTANLIĞI
ASKERİ MAHKEMESİ : 12.12.2006 gün ve E:2006/1122, K:2006/912 sayıyla;
yüklenen eylemlerin askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı,
sanıklar Hüseyin Asiler ile Hasan Yiğit’in yargılama aşamasında terhis
edilmiş olmaları nedeniyle askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren
ilginin kesildiği, eylemlerin üç sanık tarafından müştereken işlendiği, 353
sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca sanıkları yargılama görevinin adli
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın
temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Dağ Komando Okulu ve
Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize
gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun,
katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli
ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Olayda, sanıklar Hüseyin Asiler ile Hasan Yiğit’in
yargılama aşamasında terhis edildikleri dosya içindeki bilgi ve belgelerden
anlaşılmıştır.
Anılan Yasa’nın “Müşterek Suçlar” başlığı altında
düzenlenen 12. maddesinde,"Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler
tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza
Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere;
eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye
mahkemelerine aittir" denilmek suretiyle askeri olan suçlar ile askeri
olmayan suçlara göre görevli yargı yeri belirlenmiştir.
Bu durumda, asker kişi sanık ile yargılama
aşamasında terhis edilmiş olan sanıkların, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş
bulunan suçtan dolayı 353 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca birlikte
yargılanmalarının mümkün olup olmayacağının incelenmesi gerekmiştir.
Maddede yer alan “bir suçun müştereken işlenmesi
hali”, bir eylemin iştirak halinde aynı kasıt altında birlikte işlenmesi
durumunu ifade eder. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bağlantı kavramı”
başlıklı 8. maddesinde de “Bir kişi birkaç suçtan sanık olur veya bir suçta
ne sıfatla olursa olsun birkaç sanık bulunursa bağlılık var sayılır”
denilmiştir. Bu durumda,terhis olan
sanıklar ile halen asker kişi sıfatı devam eden sanığın, Jandarma Misafirhanesi
içinde bulunan odalardan birinde tuttukları yakınanı birlikte dövdükleri
olayda, 5271 sayılı Yasa’nın 8. maddesinde belirtilen“bağlılık” ile 353 sayılı Yasa’nın 12.
maddesinde belirtilen “bir eylemin aynı kasıt altında birlikte işlenmesi”
durumunun bulunmasıve sanıklara
yüklenen “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”suçuna ilişkin kanıtların birlikte
toplanıp, değerlendirilmesi hususu dikkate alındığında, sanıkların birlikte
aynı yargı yerinde yargılanmaları uygun görülmüştür.
Öte yandan, sanıklar hakkında, Türk Ceza Kanununda
düzenlenmiş bulunan suçların da “askeri suç” olmadığı, daha açık bir
ifadeyle Askeri Ceza Kanununda yazılı suçlardan bulunmadığı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, açılan kamu davasının adli
yargı yerinde görülmesi ve Gazipaşa Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik
kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Gazipaşa
Asliye Ceza Mahkemesi’nin 23.3.2006 gün ve E:2006/89, K:2006/89 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/23
KARARNO: 2007/23
KARARTR : 4.6.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET : Sivil kişi sanık hakkında 353 sayılı Yasa kapsamında
bulunmayan suçunedeniyle açılan kamu
davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
A.Ç.
O L A Y: Sivil kişi sanık Ahmet Çavuş’un,
askerlik yükümlülüğünden kurtulmak için, 7.10.1992 tarihli İstanbul Deniz Hastanesinden
verilmiş sahte sağlık kurulu raporu düzenleyerek Fatih Askerlik Şubesine
verdiği, raporun Kahta Askerlik Şubesi Başkanlığına gönderilmesinden sonra,
İstanbul Deniz Hastanesi Baştabipliği ile yapılan yazışmalar sonucunda
sahte olduğunun anlaşıldığı, böylece, sanığın resmi evrakta sahtekarlık
suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 342/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Adıyaman
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 23.7.1996gün ve E:1996/628, K:1996/77 sayılı iddianamesiyle kamu davası
açılmıştır.
ADIYAMAN
AĞIR CEZAMAHKEMESİ: 1.5.2003 gün ve
E:1996/136, K:2003/136 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin 1632 sayılı Askeri
Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenen askerlikten kurtulmak için hile
yapmak suçunu oluşturacağı, bu suçtan sanığı yargılama görevinin de askeri
yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz
edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 2. Ordu Komutanlığı Askeri
Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
2. Ordu
Komutanlığı Askeri Mahkemesi, suçun işlendiği yer itibariyle yetkisizlik
kararı vermiş, karar kesinleştikten sonra, dava dosyası Kuzey Deniz Saha
Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
KUZEY DENİZ
SAHA KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 29.11.2006 gün ve E:2006/98, K:2006/883
sayıyla; 353 sayılı Yasa’nın 5530 sayılı Yasa ile değiştirilmesi ve bu
değişiklik sonrası barış zamanında sivil kişilerin Askeri Ceza Kanununa
tabi suçlarında yargılamanın adliye mahkemelerince Askeri Ceza Kanunu
hükümleri uygulanmak suretiyle yapılacağının belirtilmesi karşısında,
yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava
dosyası, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun,
katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, adli
ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa’nın
asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını
belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.
353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde,“Askeri mahkemeler, asker olmayan
kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.
A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63,
64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;
B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet
yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda,
yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere
fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine
ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide
başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254,
255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü
maddelerinde gösterilen suçları;
C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri
trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi
emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa
ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu
görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı
suçlar;”
D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E.
1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)
E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde
yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri
mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı
Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince
yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren
suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma
Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi 5530
sayılı Yasa’nın 4. maddesi ile değiştirilerek, Askeri Ceza Kanunu’nun 55,
56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131.
maddelerinde yazılı suçların, askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi
olmayan sivil kişiler tarafından barış zamanında işlenmesi halinde, bu
kişilerin yargılanmalarının adli yargı mahkemeleri tarafından, Askeri Ceza
Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılacağı, belirtilmiştir.
353 sayılı Yasada yapılanbu değişiklikle, sivil kişilerin barış
zamanında, Askeri Ceza Kanunu’nunyukarıda belirtilen maddelerinde yazılı suçları işlemeleri halinde
adli yargı yerinde yargılanacakları kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, 5530 sayılı Yasa ile değişik
353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde
görülmesi veAdıyaman Ağır Ceza
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Adıyaman
Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1.5.2003 gün ve E:1996/136, K:2003/136 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/24
KARARNO: 2007/24
KARARTR : 4.6.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Asker kişi sanık hakkında, Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1.
maddesinde düzenlenensuçu
nedeniyle açılan kamu davasının,askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren
ilgi kesilmiş olsa dahi ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Müdahil: M.T
Sanık: L.A.
O L A Y :
Isparta 40. Hf. P. Er Eğt. A. Çvş. Tlg. Tb. Komutanlığı emrinde görevli
sanık P. Çvş. Levent Abiri’nin, 27.11.2000 günü, Takım’ın toplu olarak
bulunduğu sırada, sigara içenlerin sigaralarını söndürmelerini istediği,
verilen emri duymayan ancak erlerin topluca sigaralarını söndürdüklerini
gören aynı Komutanlık emrinde görevli müdahil P. Er Mutlu Tosyalıoğlu
sigarasını söndürmek üzere yere atmak üzereyken, müdahilin yanına gelerek
elindeki sigarayı alıp, müdahilin yüzüne, kulağına basmaya çalıştığı,
müdahilin elini tutarak mani olmak istemesine rağmen hareketlerine devam
ettiği, müdahilin, “rahatlayacaksan elime bas” demesi üzerine, cismen eza
verecek şekilde yanan sigarayı müdahil P. Er Mutlu Tosyalıoğlu’nun sağ
eline bastırarak söndürdüğü, böylece, asta müessir fiil suçunu işlediği
ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1. maddesi
uyarınca cezalandırılması istemiyle Dağ Komando Okulu Ve Eğitim Merkezi
Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 11.5.2001 gün ve E:2001/1272, K:2001/326
sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
DAĞ KOMANDO OKULU VE EĞİTİM MERKEZİ KOMUTANLIĞI
ASKERİ MAHKEMESİ : 24.12.2002 gün ve E:2002/120, K:2002/722 sayıyla; asker
kişi sanık hakkında Askeri Ceza Kanunu’nun 117/1. maddesi uyarınca
cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, toplanan delillere
göre eylemin Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen “tedbirsizlik veya
dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek” suçunu oluşturduğu
kanaatine varıldığı, yargılama aşamasında sanığın terhis edilmesiyle askeri
mahkemede yargılamayı gerektiren ilginin de kesildiği açıklanarak, yargılama
görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Isparta 1.
Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
ISPARTA 1. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ : 31.12.2004 gün
ve E:2003/143, K:2004/748 sayıyla; yargılama sırasında bilgisine başvurulan
uzman bilirkişi beyanına göre, müdahilin elinde bulunan lezyonun, mutlaka
uzun süre kuvvetsarf edilmek
suretiyle sıcak bir cisim temas ettirilmek ya da bastırmak yolu ile meydana
geldiği anlaşıldığından, eylemin sübutu halinde Askeri Ceza Kanunu’nun
117/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı açıklanarak, yargılama
görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, aynı
Mahkemece, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri NECİPOĞLU’nun,
katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği
ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün askeri
yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün askeri yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya
içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında,
görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince, eylemin tedbirsizlik veya
dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu
belirtilmiş ise de, iddianame içeriği, müdahilin tüm aşamalardaki
değişmeyen anlatımları ile dosyadaki diğer delillergözetildiğinde, sanığa yüklenen eylemin,
Askeri Ceza Kanunu’nun 117. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen asta
müessir fiil suçu olarak değerlendirilebileceği, bu suçun da“askeri suç” olduğu açıktır.
353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevinin değişmeyeceği, ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması durumunda,
askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle, askeri
mahkemenin görevinin sona ereceği düzenlenmiş bulunduğundan ve somut
olaydasanığa yüklenen eylemin
askeri suç olduğu, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca davanın askeri
yargı yerinde görülmesi ve Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı
Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Dağ
Komando Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 24.12.2002
gün ve E:2002/120, K:2002/722 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/25
KARARNO: 2007/25
KARARTR : 4.6.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Asker kişi sanığayüklenen “adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit,
hürriyetten mahrum etmek” suçlarının askeri suç olmaması, askeri suça
bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin
kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanık:
M.Ç.
O L A Y: Van/Erciş 10. Piyade Tugayı Tow Bölük
Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Mehmet Çiftçi’nin, 20.5.2001 günü
21.00-23.00 saatleri arasında, cephanelik 3 nolu kule nöbetçisi olarak
görevlendirildiği, nöbete silahsız ve mühimmatsız olarak gönderilen sanığın
yanında bir sopa götürdüğü, aynı yerde 23.00-01.00 saatleri arasında
nöbetçi olarak görevlendirilen P. Er Mustafa Gül’ün, nöbeti devralmak için
3 nolu kuleye geldiğinde, sanığın kendisine “ben burada sabit nöbetçi
kalacağım silahını bana ver ve git” dediği, Mustafa Gül’ün silahını
vermemesi üzerine, elindeki sopayla Mustafa’nın başına ve karnına 3-4 kez
vurduğu, elindeki silahı alarak havaya ateş edip “hücum yeleğini çıkar bana
ver” dediği, Mustafa’nın hücum yeleğini vermemesi üzerine, silahı
Mustafa’ya doğrultarak “seni vururum” dediği, aynı saatlerde 1 ve 2 nolu
kulelerde nöbet tutmakta olan P. Er Birol Atlıhan, P. Onb. Bilal Bilir veP. Er Turgay Esen’den hücum yeleği ve
dolu şarjörlerini isteyip, vermemeleri üzerine tehdit ettiği ve şarjörleri
aldığı, rastgele havaya ateş ettiği, bu sırada olay yerine gelen
hazırkıtanın kendisini iknaya ve elindeki silahı almaya çalıştığı, Shh. Er
Abdülkadir Tankçı, Kad. Bçvş. İbrahim Pınarbaşı ile Lv. Bçvş. Haşim
Şimşek’e “gelmeyin vururum” dediği, ayaklarının dibine ateş ettikten sonra
havaya ateş etmeyi sürdürdüğü ve tel örgülerden atlayarak kışla dışına
çıktığı, kamyoneti ile oradan geçmekte olan sivil kişi Mahmut Acar’ı
tehditle durdurarak kamyonete binip kışla nizamiye kapısına geldiği,
nizamiyede nöbet tutan Mu. Er Ali Akgül’ü tehditle nöbet yerinden
uzaklaştırdığı, havaya ateş ettiği, olay yerine gelen rütbeli şahıslardan
oluşan grubun “teslim ol,silahını bırak” çağrısı üzerine jeneratör binasına
girip burada görev yapan Hv. Svn. Er Mesut Uslu ile P. Er Cevdet Altay’a
“sizinle işim yok, sizinle sadece eve gideceğiz” dediği, tüfeğin namlusu
Mehmet Uslu’nun ensesinde olacak şekilde erler önde karargah binasının
önüne geldiği sırada erlere “yere yatın” dediği, havaya bir el ateş ettiği
ve olay yerine gelmesini istediği Kışla Komutanı tarafından ikna edildiği,
böylece, sanığın adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit,
hürriyetten mahrum etmek, müteselsilen silahla üste ve amire fiilen taarruz
ve taarruzateşebbüsetmek suçlarını işlediği ileri sürülerek,
P. Er Mustafa Gül’e karşı adiyen müessir fiilsuçundan eylemine uyan 765 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 456/4., P. Er Mustafa Gül, P. Onb. Bilal Bilir, P. Er
Turgay Esen, P. Er Birol Atlıhan ve sivil kişi Mahmut Acar’a karşı
müteselsilen silahlı şartlı tehdit suçundan eylemine uyan aynı
Kanun’un188/4, 80., Hv. Svn. Er
Mesut Uslu ile P. Er CevdetAltay’a
karşı hürriyetten mahrum etmek suçundan eylemine uyan aynı Kanun’un
179/1-3, 80.,Kad.Bçvş.İbrahimPınarbaşı,Lv.Bçvş.HaşimŞimşek’eveMu. ErAliAkgül’ekarşı müteselsilen
silahla üste ve amire fiilen taarruz ve taarruza teşebbüs etmek suçlarından
eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun91/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Jandarma Asayiş
Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 6.6.2001 gün ve E:2001/1130, K:2001/363
sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
JANDARMA
ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:9.3.2005 gün ve E:2005/28, K:2005/33
sayıyla; öncelikle sanığın Haşim Şimşek ile İbrahim Pınarbaşı’na karşı üste
fiilen taarruz ve Bilal Bilir’e karşı üstü tehdit suçlarına konu eylemleri
nedeniyle açılan kamu davasının tefrikine karar verilmiş, sanık hakkında
adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit, hürriyeti tahdit
suçları ile mağdur Ali Akgül’e karşı üste fiilen taarruz suçuna konu
eylemde mağdurun vücut bütünlüğüne yönelik olarak taarruz niteliğinde bir
eyleminin bulunmaması nedeniyle eylemin müteselsilen silahlı şartlı tehdit
suçu içerisinde değerlendirilmesi gereken silahlı şartlı tehdit suçunu
oluşturduğu, bu suçların askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı
bulunmadığı ve sanığın yargılama aşamasında terhis edilmesiyle askeri mahkemede
yargılanmayı gerektiren ilginin de kesildiği, bu nedenleyargılama görevinin adli yargı yerine ait
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar
kesinleşerek, dava dosyası, Erciş Asliye Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
Erciş Asliye
Ceza Mahkemesi, sanığa yüklenen tehdit ve hürriyeti tahdit suçları
nedeniyle sanığı yargılama görevinin ağır ceza mahkemesine ait olduğu
gerekçesiyle tüm suçlar açısından görevsizlik kararı vermiş, karar
kesinleşerek, dava dosyası, Erciş Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
ERCİŞ AĞIR
CEZA MAHKEMESİ: 2.2.2006gün ve E:2006/21, K:2006/21 sayıyla; üste
fiilen taarruz suçunun askeri bir suç olduğu, fiilin bir bütün olarak
değerlendirildiğinde diğer suçlamaların da buna bağlı olduğu ve birlikte görülmesinde
zaruret bulunduğu, üste fiilen taarruz suçunun müteselsilen silahlı şartlı
tehdit suçu içerisinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun
askeri yargı yerince gözetilmesinin gerektiği, bu nedenle yargılama
görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, itirazı kabil olmak
üzere görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle, Yargıtay
Cumhuriyet Baş-savcılığı’nca Mahkememizegönderilmiştir.
Mahkememize gönderilen dava dosyasında Uyuşmazlık
Mahkemesi’nce 11.12.2006 gün ve E:2006/32, K:2006/32 sayılı kararı ile,
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1
ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar
verilip, dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki
eksiklik giderilip, adli yargı yerince verilen görevsizlik kararı
kesinleştirilerek dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi
Ceza Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN,
Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, Nuri
NECİPOĞLU’nun, katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında, sanığa yüklenen adiyen müessir fiil,
müteselsilen silahlı şartlı tehdit, hürriyetten mahrum etmek ve Ali Akgül’e
karşı işlendiği ileri sürülen suç nedeniyle açılan kamu davaları yönünden,
Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Turgut SÖNMEZ’indavanın çözümünün adli yargı yerinin
görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45
sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet
Kanunu'nun 76. maddesinde, "Nöbet; askerlikteki müşterek hizmetlerin
yapılmasını ve devamını sağlamak maksadı ile bu hizmetlerin belli bir sıra
ve süre ile subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, erbaş ve erler
ile Silahlı Kuvvetler Teşkilatı içinde vazifeli olan bilumum sivil şahıslar
tarafından yapılmasıdır.
Nöbetçi: nöbet hizmetinin yapılması için
görevlendirilen şahıstır” şeklinde tarif edilmiş, 77. maddesinde de,
"Kıtalarda, karargahlarda ve askeri kurumlarda nöbet hizmetine tabi
tutulacak personelin kimler olacağı, nöbet hizmetlerinin yapılış tarzı ile
şekli ve nöbetçilere aitvazifelertalimatnameiletayinvetesbit olunur."denilmiştir.
1632 sayılı AskeriCezaKanunu'nun,
"Nöbetçi, karakol, devriyenintarifi"başlığıaltındadüzenlenen 15. maddesinde;
"1-Bu kanunun tatbikatında nöbetçi hazarda ve
seferde emniyet, muhafaza, disiplin, tarassut maksatlariyle silahlı olarak
bir yere konulan ve muayyen bir talimatı bulunan tek veya çift askerdir.
2- Karakol
hazarda veseferde aynı maksatlarla
konulan ve biramir emrinde bulunan
silahlı bir kısım askerdir.
3-Devriye
hazarda ve seferde aynı maksatlarla muayyen bir mıntakada seyyar olarak
vazife yapan bir veya daha ziyade silahlı askerdir." denilmekte,
benzer düzenleme İç Hizmet Kanunu'nun 78. maddesindede yer almaktadır.
Aynı Kanun'un 106. maddesinde "Askeri
karakola, nöbetçiye ve devriyeye hakaret eden veya bunları dinlemiyen veya
bunlara mukavemette bulunan yahut fiilen taarruz eden bu suçları amire
karşı yapmış sayılır ve öylece cezalandırılır."denilmekte olup, her iki madde birlikte
değerlendirildiğinde 15. maddede yazılı olan nöbetçilerin belli suçlar
karşısında amir sayılacakları, daha açık bir anlatımla, maddede yazılı
suçları işleyenlerin, bu suçları amire karşı işlemiş kabul edilerek ast gibi
cezalandırılacakları; 12. maddesinde de “Bu kanunun tatbikatında (Hizmet)
tabirinden maksat gerek malûm ve muayyen olan ve gerek bir amir tarafından
emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından yapılması halidir”
denilerek yasanın uygulanmasında hizmetin gerek malum ve muayyen olan ve
gerek bir amir tarafından emredilen bir askeri vazifenin madun tarafından
yapılması hali olduğu belirtilmiştir.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında,
görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, üste fiilen taarruz suçunun
askeri bir suç olduğu ve diğer suçlamaların da buna bağlı olduğu ve
birlikte görülmesinde zaruret bulunduğu, üste fiilen taarruz suçunun
müteselsilen silahlı şartlı tehdit suçu içerisinde değerlendirilip
değerlendirilmeyeceği hususunun askeri yargı yerince gözetilmesinin
gerektiği gerekçesine yer verilmiş ise de, sanık hakkında Kad. Bçvş.
İbrahim Pınarbaşı ve Lv. Bçvş. Haşim Şimşek’e karşı müteselsilen üste
fiilen taarruz suçu ile diğer suçlar arasında davaların birlikte
görülmesini zorunlu kılan bir bağlılığın bulunmadığı, sanığın mağdur Ali
Akgül’e karşı işlediği ileri sürülen tehdit suçunun ise, Askeri Ceza
Kanunu’nun 106. maddesinde öngörülen suçlar arasında yer almaması
karşısında, eylemin amire karşı işlenen suç olarak kabul edilemeyeceğisonucuna varılmıştır.
Öte yandan, sanığın, Mustafa Gül, Birol Atlıhan,
Turgay Esen, Mahmut Acar, Mesut Uslu ve Cevdet Altay’a karşı işlediği ileri
sürülen, adiyen müessir fiil, müteselsilen silahlı şartlı tehdit ile
hürriyetten mahrum etmek suçlarının, Askeri Ceza Kanununda düzenlenenaskeri suç kapsamında olmayıp, Türk Ceza
Kanununda düzenlenen suçlar kapsamında bulundukları kuşkusuzdur.
Sanığın yargılama aşamasında terhis
edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, yüklenen suçların askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı
bulunmaması, sanığın terhis edilmesiyle askerimahkemedeyargılanmasınıgerektiren
ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa
ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde
görülmesi veErciş Ağır Ceza
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Erciş Ağır
Ceza Mahkemesi’nin 2.2.2006 gün ve E:2006/21, K:2006/21 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/27
KARARNO: 2007/27
KARARTR : 2.7.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Asker kişi sanıklara yüklenen “üste fiilen taarruz” ve “asta
müessirfiil” suçlarının, Türk
Ceza Kanununda düzenlenen “kasten yaralama” suçu kapsamında kaldığı,bu suçun daaskeri suç olmaması, askeri suça bağlı
bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş
olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGIyerinde görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı:
K.H.
Sanıklar:
1- Y.A.
2- İ.G.
O L A Y:Erzurum/
Pasinler 7/2 Mknz. P. Tb. 5. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık
P. Çvş. Yusuf Arslan’ın, 1.9.2004 günü, hazır kıta çavuşu olarak görevli
olduğu sırada, aynı Komutanlık emrinde görevli sanık P. Onb. İkram Günde’yi
üzerini değiştirerek hazır kıtadaki görevinin başına geçmesi konusunda
uyardığı, uyarısının dinlenmemesi üzerine, P. Onb. İkram Günde’yi oturduğu
yerden iterek düşürdüğü, bu duruma sinirlenen İkram Günde’nin de yerden
kalkarak Yusuf Arslan’a yumrukla vurduğu, daha sonra her ikisinin de
birbirlerine vurması ile gelişen kavgada İkram Günde’nin yere düşerek
baygınlık geçirdiği, İkram Günde hakkında hayati tehlike geçirdiği
belirterek geçici doktor raporunun düzenlendiği, Yusuf Arslan’ın ise
herhangi bir rapor almadığı, böylece sanık Yusuf Arslan’ın, İkram Günde’ye
hayati tehlikeye maruz bırakacak şekilde itekleyip, yumrukla birkaç kez
vurarak yaralamak suretiyle asta müessir fiil suçunu, İkram Günde’nin ise
maruz kaldığı müessir fiilin meydana getirdiği ağır ve haksız tahrik
neticesi Yusuf Arslan’a yumrukla vurmak suretiyle üste fiilen taarruz
suçunu işlediği ileri sürülerek, sanık Yusuf Arslan’ın eylemine uyan Askeri
Ceza Kanunu’nun 117/1., sanık İkram Günde’nin eylemine uyan aynı Kanun’un
91/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları,cezalarından Türk Ceza
Kanunu’nun 51/son maddesi uyarınca indirim yapılmasına karar verilmesiistemiyle 9. Kolordu Komutanlığı Askeri
Savcılığı’nın 24.11.2004 gün ve E:2004/1220, K:2004/719 sayılı
iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
9. KOLORDU
KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 3.7.2006 gün ve E:2006/78, K:2006/420
sayıyla; sanık Yusuf Arslan’ın çavuşluğa nasıp emri tüm araştırmalara
rağmen bulunamadığından sanığınonbaşı rütbesinde kabul edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı, bu
durumda sanıklara yüklenen eylemin karşılıklı müessir fiil suçunu
oluşturduğu, 353 sayılıYasa’nın 17.
maddesi gereğince terhis edilmiş olan sanıkları yargılamagörevinin adli yargı yerine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar
kesinleşerek,dava
dosyası,PasinlerAsliye Ceza
Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
PASİNLER
ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 16.2.2007gün
ve E:2006/339, K:2007/25 sayıyla; sanık Yusuf Arslan’ın çavuş diploması
bulunduğu ve fiilen çavuş rütbesini kullandığı, bu nedenleyargılama görevinin askeri yargı yerine
ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz
edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, PasinlerCumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize
gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in,
katılımlarıyla yapılan 02.07.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Kamil SEVİMLİ’nin
davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı
ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri
mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen
suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık
hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona
erer” denilmekte iken, maddenin "... ve sanık hakkında kamu davası
açılmamış olması ..." tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve
23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74,
K:1998/45 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Buna göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı
gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu
mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak yüklenen suçun askeri bir
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin
görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu
davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında,
görevsizlik kararı verenadli yargı
yerince, sanıklardan Yusuf Arslan’ın çavuş rütbesinde olduğu kabul edilmiş
ise de, dosyanın incelenmesinde, dosyada bulunan “Çavuş Diploması” başlıklı
tarihsiz belgenin sınav kurulu başkanı, iki üye, talimgah komutanı ile
Pasinler Garnizon Komutanı tarafından onaylandığı; diplomanın içeriğinden,
adı geçenin 03.12.2003 tarihinde başlayıp 06.02.2004 tarihine kadar devam
eden 1983/4 üncü dönem Çavuş kursunu başarı ile bitirdiği ve kıtasında
göreceği intibak ve tamamlama eğitiminde de başarılı olduğu takdirde Çavuş
olmaya layık görüldüğü anlaşılmıştır.
Yapılan inceleme sonucu ilgilinin Çavuşluğa
nasbedildiğini gösterir bir belge ve kaydın bulunamadığı nedenleri ile suç
tarihinde sanığın, diğer sanıkla aynı rütbede olduğu kabul edilerek,
sanıklara yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunundadüzenlenen suçlar kapsamında kaldığısonucuna varılmıştır.
Sanıklarınyargılamaaşamasındaterhisedildikleridosyaiçindekibilgivebelgelerden anlaşılmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, yüklenen suçlarınaskeri
suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanıklarınterhis edilmesiyle askeri mahkemede
yargılanmalarını gerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353
sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca,
davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Pasinler Asliye Ceza Mahkemesi'nin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ:
Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin
görevli olduğuna, bu nedenle Pasinler Asliye CezaMahkemesi’nin 16.2.2007gün ve E:2006/339, K:2007/25 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.07.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESASNO : 2007/29
KARARNO: 2007/29
KARARTR : 2.7.2007
(Ceza Bölümü)
|
|
ÖZET: Sivil kişi sanık hakkında "bakaya kalmak" suçu
nedeniyle açılan kamu davasının, 353 sayılı Yasauyarınca ADLİ YARGI yerinde
görülmesinin gerektiği hk.
|
K A R A R
Davacı: K.H.
Sanık: C.K.
O L A Y :
HalenGenelkurmay Öz. Kuv. Des. Kt.
Mhf. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Celal Kalın’ın, adına
çıkarılan celp çağrı pusulasının 18.4.2005 tarihindekendisine tebliğ edildiği, 21.11.2005
günü askerlik şubesinde hazır bulunmasının istendiği, 23.11.2005 tarihinde
askerlik şubesine gelen sanığın bir gün yol süresi ile kıtasına sevk
edildiği, en geç 25.11.2005 gününe kadar acemibirliğine katılması gerekirken,makbul bir
mazereti olmaksızın 26.11.2005 tarihinde acemi birliğine katıldığı, böylece
sanığın 25.11.2005-26.11.2005 tarihleri arasındageç iltihak suretiyle bakaya kalmak
suçunu işlediği ileri sürülek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 63/1-A,
Ek-8.,5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75/1, 49/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması
istemiyle Genelkurmay Başkanlığı AskeriSavcılığı’nın 9.5.2006 gün ve E:2006/247, K:2006/159 sayılı
iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
GENELKURMAY
BAŞKANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 16.11.2006günveE:2006/337, K:2006/397 sayıyla; 353
sayılı Yasa’nın 5.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5530 sayılı Yasa ile
değişik 13. maddesi uyarınca, sanığa yüklenen eylem nedeniyle sanığı
yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Karşıyaka4. Asliye Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiştir.
KARŞIYAKA
4. ASLİYECEZA MAHKEMESİ: 5.1.2007
gün ve E:2006/750, K:2007/3 sayıyla; 5530 sayılı Kanun’un yürürlük
tarihinden önce işlenmiş olduğu ileri sürülen suç nedeniyle sanığı
yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava
dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca,
Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza
Bölümünün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi
Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Hasan DENGİZ’in,
katılımlarıyla yapılan 02.07.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin
işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında
Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmediği, askeri
ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasın incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma
BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu
yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR’ün adli yargı,Askeri YargıtayBaşsavcı Yardımcısı Kamil SEVİMLİ’nin
davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı
ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama
Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında
düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9.
maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker
kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya
askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler"
denilmektedir.
"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza
Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında
hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda kısmen
diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç
haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalaa edilmektedir.
Sanığın sivil kişi olması nedeniyle, 353 sayılı
Yasa’nın asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma
koşullarını belirleyen maddeleri yönünden değerlendirme yapılması
gerekmektedir.
353 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde,“Askeri mahkemeler, asker olmayan
kişilerin aşağıda yazılı suçlarına ilişkin davalarına bakarlar.
A) Askeri Ceza Kanununun 55, 56, 57, 58, 59, 63,
64, 81, 93, 94, 95, 100, 101 ve 102nci maddelerinde yazılı suçlar;
B) Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet
yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda,
yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere
fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine
ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide
başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254,
255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü
maddelerinde gösterilen suçları;
C) Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri
trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi
emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa
ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu
görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı
suçlar;”
D) (İptâl: Anayasa Mah. nin 14.2.1978 Tarihli ve E.
1977/130, K. 1978/13 sayılı kararı ile.)
E) Diğer kanunlar ile askeri mahkemelerde
yargılamaları öngörülen suçlar” denilerek asker olmayan kişilerin askeri
mahkemede yargılanma koşulları belirlenmiş iken, madde, 5530 sayılı
Yasa’nın 3. maddesi ile değiştirilerek, uluslararası anlaşmalar gereğince
yabancı asker kişilerin askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren
suçları hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Milli Savunma
Bakanının iznine bağlı olacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan, 353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi 5530
sayılı Yasa’nın 4. maddesi ile değiştirilerek, Askeri Ceza Kanunu’nun 55,
56, 57, 58, 59, 61, 63, 64, 75, 79, 80, 81, 93, 94, 95, 114 ve 131.
maddelerinde yazılı suçların, askeri mahkemelerin yargı yetkisine tabi
olmayan sivil kişiler tarafından barış zamanında işlenmesi halinde, bu
kişilerin yargılanmalarının adli yargı mahkemeleri tarafından, Askeri Ceza
Kanunu hükümleri uygulanmak suretiyle yapılacağı, belirtilmiştir.
353 sayılı Yasada yapılanbu değişiklikle, sivil kişilerin barış
zamanında, Askeri Ceza Kanunu’nunyukarıda belirtilen maddelerinde yazılı suçları işlemeleri halinde
adli yargı yerinde yargılanacakları kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, 5530 sayılı Yasa ile değişik
353 sayılı Yasa’nın 13. maddesi uyarınca davanın adli yargı yerinde görülmesi
veKarşıyaka 4. Asliye Ceza
Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanınçözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Karşıyaka
4. Asliye CezaMahkemesi’nin
5.1.2007gün ve E:2006/750, K:2007/3
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 02.07.2007 gününde OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
|