|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı: 2004/63
Karar Sayısı: 2006/94
Karar
Günü: 27/9/2006
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Karşıyaka
Ağır Ceza Mahkemesi (E.2004/63; E.2004/64)
İTİRAZLARIN
KONUSU: 1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
3038 sayılı Yasa ile değiştirilen 432. maddesinde yer alan “…429. maddede
yazılı halde bir aydan bir seneye kadar,…” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I - OLAY
“Reşit
mağdureyi zorla kaçırmak, alıkoymak” suçundan
açılan kamu davalarında itiraz konusu ibare hakkında Cumhuriyet
Başsavcılığının Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptal
için başvurmuştur.
II - İTİRAZLARIN GEREKÇESİ
Başvuru kararlarının gerekçe
bölümü şöyledir:
“…sanık
hakkında TCK’nun
429/1. maddesinin uygulanması gerekeceği, dosyada bulunan kanıtlar mağdurenin anlatımı göz önüne alındığında, mağdurenin her hangi bir şehvet içeren eylem
gerçekleştirilmeksizin evi yakınına getirilerek serbest bırakıldığı, bu
nedenle sanık hakkında TCK’nun 432. maddesinde
düzenlenen indirim hükmünün uygulanmasının mümkün olduğu,
Sanık
hakkında uygulanması olası görülen TCK’nun 432.
maddesinin kaçırma ve alıkoyma suçları açısından isteyerek vazgeçmeyi (Faal
nedameti) düzenleyen yasal bir indirim hükmü içerdiği,
Yasa’nın
bu hükmünün ‘Yukarıdaki maddelerde yazılı cürümlerden birinin faili,
kaçırdığı ve alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehveti harekette bulunmaksızın
kendiliğinden kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade eder veya ailesi
tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere getirip serbest
bırakırsa 429’uncu maddede yazılı halde bir aydan bir seneye kadar,
430’uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar, 431’inci maddede
yazılı halde bir seneden beş seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.’
şeklinde iken,
Anayasa
Mahkemesinin 12.04.2003 günlü Resmi Gazetede yayınlanan ve yürürlüğü
Anayasanın 153 ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkındaki Yasanın 53. maddesinin 4. ve 5. fıkraları gereğince
yayından itibaren 1 yıl sonraya ertelenmiş olması nedeniyle 12.04.2004 günü
yürürlüğe giren. 26.11.2002 gün ve 2001/79 esas 2002/194 karar sayılı
kararı ile maddede yer alan ‘... 430. maddede yazılı halde altı aydan üç
seneye kadar...’ bölümü iptal edilmiştir.
Yasa
koyucunun Anayasa Mahkemesince verilen 1 yıllık süre içerisinde yeni bir
düzenleme yapmamış olması nedeniyle, TCK’nun 432.
maddesinde öngörülen indirim nedeni aynı yasanın 429 ve 431. maddelerinde
düzenlenen suçlar açısından uygulanmakta, 430. maddede düzenlenen ve
özellikle 430. maddenin 1. fıkrasındaki suçun koruduğu hukuki yarar ile 429
ve 431 maddelerde düzenlenen suçların koruduğu hukuki yarar aynı olduğu
halde uygulanamamaktadır. Bu durumun Anayasanın 2. ve 10. maddelerde
düzenlenen sosyal hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturduğu
açıktır. Şöyleki;
Yasa
koyucunun, hangi eylemlerin suç sayılacağı ve bu suçlara hangi miktarda
ceza verilebileceği ve hangi önlemlerin nasıl uygulanacağını belirleme
konusunda bir yetkisi ve takdir hakkı bulunmakta ise de, Anayasanın 10.
maddesi gereğince bu takdir hakkının ‘yasa önünde eşitlik ilkesine’ aykırı
olarak kullanılmaması gerekir. 10. maddede hukuksal bir eşitlik
amaçlandığına, TCK’nun 429. maddesinin 1 ve 2
fıkralarında reşit olanlar ve evli olanların, 430. maddenin 1 fıkrasında
reşit olmayanların cebir, şiddet, tehdit veya hile ile kaçırılma ve
alıkonulma eylemleri yaptırıma bağlandığına ve 431. madde, 430. maddeye
gönderme yaparak bir suç düzenlemesi yapmış olduğuna göre, tüm bu suçların
hukuki konusunun aynı olduğu ve bu hükümler ile kişi özgürlüğü yanında
genel ahlakın ve aile düzeninin korunmasının amaçlandığı açıktır. Bu
durumda yasa koyucunun bu suçlardan bir bölümü için aynı hukuki durumu
‘yani isteyerek vazgeçmeyi’ indirim nedeni olarak kabul etmesi, diğer
suçlar için ise kabul etmemesi 10. maddede öngörülen eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturur. TCK’nun 432. maddesinin aynı
hukuki konuyu düzenleyen ve koruyan 429. maddesi açısından indirim nedeni
uygulanmasını kabul etmesi ancak aynı nedenin TCK’nun
430/1. maddesi açısından indirim nedeni olarak düzenlenmemiş olması yasa
önünde eşitlik ilkesine aykırıdır.
Bu
hükmün Anayasanın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ilkesine aykırı
olduğu da açıktır. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen 26.11.2002 gün
2001/79 esas 2002/194 karar sayılı kararında belirtilmiş olduğu gibi ceza
yasaları Anayasanın konu ile ilgili kuralları başta olmak üzere, ceza
hukukunun genel ilkelerine. Ülkenin genel durumuna, sosyal ve ekonomik
hayatın gereksinimlerine göre saptanacak ceza politikasına göre
düzenlenmelidir. Yasa koyucunun, ceza politikasını belirlerken Anayasanın
2. maddesinde nitelikleri, 5. maddesinde temel amaç ve görevleri belirtilen
hukuk devleti ilkesini, bu maddelerde yer alan adalet ilkesine uygunluğu
gözetmesi gerekir. Ceza önleminin amacı toplumsal barışı sağlamak olduğuna
göre Devlet, kimi suçların niteliği, işleme biçimi ve kamu düzeni için
yarattığı tehlikeyi gözeterek değişik cezalar uygulayabilir ve
uygulamalıdır. Ancak, yasaların kamu düzeninin kurulması ve korunması, kamu
yaranın sağlanması amacına yönelik olması, genel objektif ve adil kurallar
içermesi ve hakkaniyet ölçütlerine uygun olması da hukuk devleti olmanın
bir gereğidir.
Bu
ilkeler ışığında değerlendirme yapıldığında. TCK’nun
432. maddesine göre reşit olmayan mağduru rızası ile kaçıran ya da alıkoyan veya yaşı 12- 18 yaş grubunda olan bir
mağduru cebir, tehdit veya hile ile kaçıran ve alıkoyan sanık onu 432.
madde de öngörülen koşullarda iade etse bile TCK’nun
430/2. maddesinde düzenlenen durumda 6 aydan 3 yıla kadar hapis, 430/1.
madde de öngörülen durumda ise 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis
cezası ile cezalandırılacak, oysa TCK’nun 429/1.
maddesinde düzenlenen 18 yaşını tamamlamış ve reşit olan bir mağduru,
429/2. maddede düzenlenen evli bir kadını cebir, şiddet, tehdit ve hile ile
kaçıran kişi iade ettiğinde ise, bir aydan bir yıla kadar ceza alacak, daha
az bir ceza alması bir yana cezanın türü de sanık lehine değişecektir. Bu
durum. Anayasanın 41. maddesinde öngörülen ailenin korunması ve 58. maddede
düzenlenen gençlerin korunması konusunda önlem alınması ile ilgili emredici
hükümlerle aykırılık oluşturduğu gibi, hukuka ve cezalandırma ilkelerine
aykırı düşmekte, 432. maddenin konuluş amacı ile çelişmekte ve haklı bir neden
yokken suç ile ceza arasında var olması gereken adil denge bozulmaktadır.
Bu dengeyi bozan düzenlemeler yasa koyucunun takdir yetkisi içerisinde
kabul edilemez ve Anayasanın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti
ilkesine de aykırılık oluşturur.
Bu
nedenlerle. Anayasanın 432. maddesinde yer alan ‘… 429’uncu maddede yazılı
halde bir aydan bir seneye kadar ...’ bölüm, Anayasanın 2 ve 10.
maddelerine aykırı görüldüğünden Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 152.
maddesinin mahkememize vermiş olduğu yetkiye dayalı olarak iptali konusunda
Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, dosyanın onaylı bir örneğinin Anayasa
Mahkemesine gönderilmesine ve Anayasanın 152/3. maddesi gereğince dosyanın
Anayasa Mahkemesinden ulaşmasından başlayarak 5 aylık süre içerisinde Anayasa
Mahkemesi kararının beklenilmesine,
…
oy
birliği ile karar verildi…”
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
itiraz konusu ibareyi de içeren 432. maddesi şöyledir:
“Yukarıki maddelerde yazılı cürümlerden birinin
faili, kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiç bir şehevî hakarette
bulunmaksızın kendiliğinden kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade eder
veyahut ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere
getirip serbest bırakırsa 429 uncu
maddede yazılı halde bir aydan bir seneye kadar, (...) 431 inci maddede
yazılı halde bir seneden beş seneye kadar hapis cezasile
cezalandırılır.”
B - Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında, Anayasanın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve
Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımlarıyla 21.07.2004
gününde yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyalarda eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V -
BİRLEŞTİRME KARARI
1/3/1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 3038
sayılı Yasa ile değiştirilen 432. maddesinde yer alan “…429 uncu maddede
yazılı halde bir aydan bir seneye kadar,…” ibaresinin iptali istemiyle
yapılan itiraz başvurusuna ilişkin 2004/64 esas sayılı davanın, aralarında
hukuki irtibat nedeniyle 2004/63 esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2004/63 esas sayılı dosya
üzerinden yürütülmesine 21.7.2004 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir.
VI - ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Suçun işlendiği tarihten sonra 5237 sayılı yeni Türk
Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeniyle, iptali istenen kuralın lehe
olup olmadığının saptanması için eski ve yeni Ceza Yasalarının ilgili
kurallarının karşılaştırılması gerekmiştir.
765 sayılı Yasa’nın iptali istenen ibarenin de yer
aldığı 432. maddesinde, failin kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiç bir
şehevî hakarette bulunmaksızın kendiliğinden kaçırıldığı eve veya ailesinin
evine iade eder veyahut ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli
diğer bir yere getirip serbest bırakırsa, bir aydan bir seneye kadar hapis cezası öngörülmektedir.
5237 sayılı Yasanın 109. maddesine göre kaçırma ya da alıkoyma eylemini gerçekleştiren fail, bu eylemi
cebir ve tehdit yoluyla gerçekleştirdiğinde iki yıldan yedi yıla kadar
hapis cezasıyla cezalandırılır. Eylemin cinsel amaçlı olarak
gerçekleştirilmesi durumunda ceza yarı oranında arttırıldığından,
uygulanacak cezanın alt sınırı üç yıla çıkmaktadır. 5237 sayılı Yasa’nın
etkin pişmanlığı düzenleyen 110. maddesine göre cezanın üçte ikisine kadarı
indirileceğinden, aynı eyleme uygulanacak ceza miktarının alt sınırı bir yıldır. Öte yandan 5237 sayılı
Yasa’nın 110. maddesine göre indirimden faydalanmak için mağdurun, suç
nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce serbest bırakılması gerekir. Her
iki yasadaki bu kuralların karşılaştırılmasından 765 sayılı Yasa’nın 432.
maddesinin sanık lehine olduğu sonucuna varılmıştır.
Başvuru kararında, TCK’nin 432. maddesine göre reşit
olmayan mağduru rızası ile kaçıran ya da alıkoyan
veya yaşı 12- 18 yaş grubunda olan bir mağduru cebir, tehdit veya hile ile
kaçıran ve alıkoyan sanığın onu 432. maddede öngörülen koşullarda iade etse
bile TCK’nin 430/2. maddesinde düzenlenen durumda 6 aydan 3 yıla kadar
hapis, 430/1. maddede öngörülen durumda ise 5 yıldan 10 yıla kadar
ağır hapis cezası ile cezalandırılacağı, oysa TCK’nin 429/1. maddesinde
düzenlenen 18 yaşını tamamlamış ve reşit olan bir mağduru, 429/2. maddede
düzenlenen evli bir kadını cebir, şiddet, tehdit ve hile ile kaçıran
kişinin, iade ettiğinde ise bir aydan bir yıla kadar ceza alacağı, daha az
ceza alması bir yana cezanın türünün de sanık lehine değişeceği, böylece
Anayasanın 41. maddesinde öngörülen ailenin korunması ve 58. maddesinde
düzenlenen gençlerin korunması konusunda önlem alınması ile ilgili emredici
hükümlere aykırılık oluşacağı, bunun da hukuka ve cezalandırma ilkelerine
aykırı düşeceği, 432. maddenin konuluş amacı ile çelişeceği ve haklı bir
neden yokken suç ile ceza arasında var olması gereken adil dengenin
bozulacağı, bu dengeyi bozan düzenlemelerin yasa koyucunun takdir yetkisi
içerisinde kabul edilemeyeceği ve Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen
hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturacağı ileri sürülmüştür.
Kaçırma ve alıkoymaya ilişkin
fiiller 765 sayılı Türk Ceza Yasası’nın “Adabı Umumiye ve Nizamı Aile
Aleyhinde Cürümler” başlıklı sekizinci babının “Kız ve Kadın ve Erkek
Kaçırmak” başlıklı ikinci faslında 429. ila 434. maddeleri arasında
düzenlenmiştir.
Türk Ceza Yasası’nın 432.
maddesinde, “Yukarıdaki maddelerde yazılı cürümlerden birinin faili,
kaçırdığı veya alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın
kendiliğinden, kaçırıldığı eve veya ailesinin evine iade eder veyahut
ailesi tarafından alınması mümkün olan emniyetli diğer bir yere getirip
serbest bırakırsa 429 uncu maddede yazılı halde bir aydan bir seneye
kadar, 430 uncu maddede yazılı halde altı aydan üç seneye kadar, 431
inci maddede yazılı halde bir seneden beş seneye kadar hapis cezası ile
cezalandırılır” denilmektedir. Bu kuralla göndermede bulunulan 429.
madde ile reşit olan ya da reşit kılınan
kadınların kaçırılması veya alıkonulması eylemleri yaptırıma bağlanmıştır.
Bu maddenin birinci fıkrasında reşit olan ya da
reşit kılınan bir kadının cebir, şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet
veya evlenme maksadıyla kaçırılması ya da alıkonması eylemi cezai yaptırım altına alınmış, ikinci
fıkrasında ise kaçırılan kadının evli olması ağırlaştırıcı neden olarak
kabul edilmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nun 432.
maddesinde kaçırma ve alıkoyma suçlarında gönüllü vazgeçme hali
düzenlenmektedir. Buna göre, kaçırma ve alıkoyma suçunun faili, kaçırdığı
veya alıkoyduğu kimseyi hiçbir şehevi harekette bulunmaksızın kendiliğinden
kaçırdığı eve veya ailesinin evine iade eder veyahut ailesi tarafından
alınması olanaklı olan güvenli diğer bir yere getirip serbest bırakırsa, bu
madde ile yollamada bulunulan ve esas maddelerde yer alanlardan daha az
ceza tayin edilecektir.
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına
dayanan, varlık nedenini bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendirmekte
gören, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan
devlettir.
Yasa koyucu, Anayasa’nın 2. ve
5. maddelerinde öngörüldüğü üzere Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükleri koruma yükümü
çerçevesinde temel hak ihlallerini yaptırım altına almak zorunda
olduğu gibi, toplumsal ve siyasal yapıyı korumak amacıyla da bazı temel hak
ve özgürlükleri sınırlamak suretiyle suç yaratabilir. Yasa koyucu bu
çerçevede suç yaratırken koruma yükümünün gerekleriyle bağlı olduğu gibi,
yaratılan suçla kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin sınırlandırıldığı
durumda 13. maddedeki kayıtlarla bağlıdır. Yaratılan suçlara uygulanacak
ceza miktarı da Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere,
ceza hukukunun ana ilkeleri ile ülkenin genel durumu, sosyal ve ekonomik
hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre
belirlenir. Bu nedenle Yasa koyucunun ceza politikasının, öncelikle
Anayasa’nın 2. maddesinde nitelikleri, 5. maddesinde de temel amaç ve
görevleri belirtilen hukuk devleti ilkesine ve anılan maddelerde yer alan
adalet ilkesine ve 38. maddedeki güvencelere uygun olması gerekir. Bu
doğrultuda ceza önlemiyle toplumsal barışı amaçlayan Anayasa, suçların
niteliği, işlenme biçimi ve kamu düzeni için yarattığı tehlikeyi gözeterek
ne miktar ceza verileceğinin ve hangi ceza tedbirlerinin ne yolda
uygulanacağının saptanmasını yasa koyucuya bırakmıştır.
Yasaların kamu düzeninin
kurulması ve korunması, kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması,
genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi
hukuk devleti olmanın gereğidir.
İtiraz konusu kurala göre,
reşit olan veya reşit kılınan kadını kaçıran ya
da alıkoyan fail ile evli kadını kaçıran fail, onu iade ettiğinde,
eylemlerin kamu düzenini bozucu etkisi farklı olmasına rağmen, aynı ceza
ile cezalandırılmaktadır. Kamu düzenini ve aile düzenini ileri düzeyde
bozması nedeniyle evli kadının kaçırılmasını daha ağır bir yaptırıma tabi
tutan yasa koyucu, cezalandırmada güttüğü amaç ile ceza arasında gözettiği
orantıyı, faal nedamet durumunda ortadan kaldırarak orantısız bir sonuca
yol açmaktadır. Bu durum hukuka ve cezalandırma ilkelerine aykırı düşmekte
ve suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengeyi bozmaktadır. Bu
dengeyi bozan düzenlemeler yasa koyucunun takdir yetkisi içinde
görülemeyeceğinden hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur. Bu nedenle
kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural Anayasa’nın 2. maddesine
aykırılık nedeniyle iptal edildiğinden, ayrıca 10. madde yönünden
incelemeye gerek görülmemiştir.
Ali GÜZEL bu görüşe
katılmamıştır.
VII - SONUÇ
1.3.1926 günlü, 765 sayılı “Türk Ceza
Kanunu”nun 3038 sayılı Yasa ile değiştirilen 432. maddesinde yer alan “...
429 uncu maddede yazılı halde bir aydan bir seneye kadar, ...” ibaresinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Ali GÜZEL’in karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA, 27.9.2006 gününde karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
Cafer ŞAT
|
Üye
Ali GÜZEL
|
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
KARŞIOY YAZISI
1
- TCK’nun 429. maddesinin önceki şekillerinde
suçun mağduru kadının evli olup olmadığı ayırt edilmemiş iken; 1953
tarihli, 6123 sayılı Kanunla değişik şeklinde mağdur kadının evli olması,
cezayı arttırıcı sebep olarak kabul edilmiştir. Şehvet hissiyle veya
evlenme maksadıyla kaçırma veya alıkoyma suçunun her şeyden önce kişi
özgürlüğünü, vücut bütünlüğü dokunulmazlığını, maddî ve manevî varlığını
koruma hakkını ihlâl edici niteliğini göz ardı edip; evli kadının kocaya
aidiyetini esas alarak; hiç evlenmemiş veya boşanmış veya kocasının ölümü
sonucu dul kalmış (bu kadın, çocukları ile birlikte bir çekirdek aile oluşturuyor
olabilir.) kadının hak ve özgürlüklerinin, evli kadınınkinden daha az
değerli olduğunu benimseyen bir görüşten kaynaklanan bu düzenlemenin kabul
edilebilir olmadığını düşünmekteyim. Bu ayrımcı kabulün, suçtan pişmanlık
halinde verilecek cezayı belirleyen 432. maddede sürdürülmemiş olmasını da
Anayasa’ya aykırı görmemekteyim.
Bu
arada, kaçırma ve alıkoymaya nazaran daha vahim olan ırza geçme suçlarında 765 sayılı TCK’nun
evli olup olmama ayrımı yapmadığını hatırlatmak isterim. 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK da böyle bir ayrıma yer vermemiştir.
2
- Pişmanlık nedeniyle ceza indirimi; sanığı suçtan caydırmaya, suçun
muhtemel kötü sonuçlarını önlemeğe, pişmanlığı özendirmeye yönelik bir
araçtır. Bu indirimin miktarının belirlenmesi, suçun ceza artırımı veya
indirimi gerektiren işleniş şekillerine göre pişmanlık indirimlerinde
farklılık yaratılıp yaratılmaması, suçun daha vahim addedilen şekillerinde
pişmanlık indiriminin daha fazla teşvik edici kılınması; bir ceza
politikası olarak mütalâa edilebilir. Bu noktada yasama organının, takdir
yetkisini aştığını, adaletsiz ve ölçüsüz davrandığını kabul etmenin mümkün
olmadığını düşünmekteyim.
3
- Anayasa Mahkemesi; TCK’nun 432. maddesinin 430.
maddesindeki suçlarda faal nedamet nedeniyle yapılacak indirime ilişkin
kısmının iptaline dair 26.11.2002 gün ve E.2001/79, K.2002/194 sayılı
kararında 430. maddenin 1. ve 2. fıkralarındaki ceza farklılığının 432.
maddeye yansıtılmamış olmasını Anayasa’ya aykırılık gerekçesi olarak
değerlendirmemiş; 2. fıkradaki suçtan pişmanlık halinde, pişmanlık öncesi
ve sonrasındaki ceza miktarının aynı olduğunu gözeterek, bu fıkradaki suç
sanığının pişmanlık indiriminden yararlandırılmamasının Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal kararı vermiştir.
Açıklanan nedenlerle çoğunluğun
iptal yönündeki görüşüne karşıyım.
Ali GÜZEL
|