|
Danıştay Dokuzuncu Daire
Başkanlığından:
EsasNo: 2005/2301
Karar
No: 2006/4414
Kanun Yararına Temyiz Eden: Danıştay Başsavcılığı
Karşı Taraf:Tespa Elektrik
Elektronik Cihazları İmalat Bakım ve Ticaret A.Ş.
Vekilleri:Av. Ömer Yıldırım - Av. Erdem Kurt
Mürselpaşa Bulvarı 1265 Sok. No:10/15-1635230 - İZMİR
İstemin Özeti:1995/ Kasım dönemi için re'sen salınan katma değer vergisi ile kesilen kaçakçılık
ve özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istemiyle açılan davayı;
dosyanın incelenmesinden, anılan yılda davacı şirkete fatura düzenleyen Sertaç Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti'ne ait faturaların gerçek bir mal ve hizmet satımı
karşılığında tanzim edilmediğinin ve katma değer vergilerinin hazineye
intikal ettirilmediğinin saptanması üzerine ödenmeyen vergilerden davacı
şirket 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca müteselsilen sorumlu tutularak adına dava konusu cezalı
tarhiyatın yapıldığının anlaşıldığı, davacı
şirket adına fatura düzenleyen Sertaç Tekstil
Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti. hakkında
düzenlenen vergi tekniği raporunda, davacı şirket ile ilgili bir saptama
yer almadığından ve olayda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 11.maddesinde
belirtilen anlamdaki ilişkinin varlığı hukuken itibar edilebilecek şekilde
ortaya konulamadığından, yapılan cezalı tarhiyatta
ve kesilen özel usulsüzlük cezasında isabet görülmediği gerekçesiyle kabul
eden İzmir 2. Vergi Mahkemesi'nin 13.1.2003 tarih ve E:2001/32, K:2003/13
sayılı kararını onayan İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 2.6.2004 tarih ve
E:2003/1023, K:2004/1378 sayılı kararının düzeltilmesi istemini kabul
ederek kararın kaçakçılık cezalı katma değer vergisine ilişkin hüküm fıkrasını;
davacı şirketin indirim konusu yaptığı faturayı düzenlenen Sertaç Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.nin komisyon karşılığında
sahte fatura düzenlediğinin hakkında tanzim edilen vergi tekniği raporu ile
saptandığı, davacı şirketin anılan şirketten mal alımına ilişkin olarak
çek, senet, banka dekontu gibi herhangi bir belge sunamadığı, içeriği
bakımdan yanıltıcı olduğu anlaşılan faturayı alarak kaydeden davacı
şirketin, faturasını aldığı şirket ile işbirliği içinde olmadığının kabul
edilemeyeceği, bu durumda olayda 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 11.
maddesinde belirtilen müteselsil sorumluluk koşulu gerçekleştiğinden,
salınan katma değer vergisi ve kesilen kaçakçılık cezasında isabetsizlik
görülmediği gerekçesiyle bozan, özel usulsüzlük cezasına ilişkin hüküm
fıkrası hakkında ise, bu cezanın 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu kapsamına
girdiğinden bahisle karar verilmesine yer olmadığından hükmeden İzmir Bölge
İdare Mahkemesi'nin 30.12.2004 tarih ve E:2004/1593, K:2004/2270 sayılı
kararının; kaçakçılık cezalı katma değer vergisine ilişkin kısmının kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay Başsavcılığı'nın Kanun Yararına Bozma İstemi : Davacı
şirket adına Sertaç Anonim Şirketinden alınan
faturanın sahte olduğundan bahisle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 11 inci
maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca müteselsil sorumluluk esasından
hareketle 1995/11. dönemi için tarh edilen katma değer vergisi ile kesilen
kaçakçılık ve özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması istemiyle açılan
davayı kabul eden İzmir 2.Vergi Mahkemesinin 13.1.2003 tarih ve E:2001/32,
K:2003/13 sayılı kararını onayan İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 2.6.2004
tarih ve E:2003/1023, K:2004/1378 sayılı kararının düzeltilmesi istemini
kabul ederek kaçakçılık cezalı katma değer vergisini onayan, özel
usulsüzlük cezası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeden İzmir
Bölge İdare Mahkemesi'nin 30.12.2004 tarih ve E:2004/1593, K:2004/2270
sayılı kararının cezalı tarhiyata ilişkin
kısmının; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı şirket tarafından
kanun yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi:
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu'nun 51 inci maddesinde,bölge idare mahkemesi kararlarından
niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin
kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden,
davacı şirket tarafından Sertaç A.Ş isimli
firmadan 29.11.1995 tarih ve 3038 numaralı fatura ile 2500 adet kazak satın
alındığı ve satın alınan bu emtiaların ihraç edildiği, fatura içeriği katma
değer vergisinin indirim konusu yapıldığı, adı geçen firmanın sahte belge
düzenlediğinin saptandığından bahisle indirim konusu yapılan katma değer
vergisinin dayanağı olan faturanın da sahte olduğu dolayısıyla 213 sayılı
Vergi Usul Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince
alıcıların bu belge içeriği verginin ödenmesinden satıcılar ile birlikte
sorumlu tutulması gerekeceğine ilişkin inceleme raporuna dayanılarak davacı
şirket adına cezalı tarhiyatın yapıldığı ve özel
usulsüzlük cezasının kesildiği, açılan davada ileri sürülen iddialar
yerinde görülerek İzmir 2. Vergi Mahkemesince davanın kabulüne, tarhiyatın ve cezaların terkinine karar verildiği,
kanun yararına bozulması istenilen Bölge İdare Mahkemesi kararıyla da
Mahkeme kararının bozularak davanın cezalı tarhiyata
ilişkin kısmının reddedildiği anlaşılmaktadır.
213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 11inci maddesine 3239 sayılı Kanunun 2 nci
maddesiyle eklenen üçüncü fıkrasında, mal alım ve satımı ve hizmet ifası
dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda
olanların, bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde verginin
ödenmesinden alım satıma taraf olanlar ile hizmetten yararlananların,
aralarında zımnen dahi olsa irtibat olduğu tespit olunanların müteselsilen sorumlu tutulacakları öngörülmüştür.
Bu maddenin gerekçesinde de,
kesilen vergiler ile tahsil edilen katma değer vergilerinin mutlaka vergi
dairesine yatırılmasının amaçlandığı belirtilmiş olup, vergiyi kestiği veya
tahsil ettiği halde vergi dairesine yatırmayanları zorlamak ve bu
görevlerini yerine getirmelerini sağlamak için alım satıma taraf olanlar ve
hizmetten yararlananlar müteselsilen sorumlu
tutularak gerçek yükümlünün bu görevini yapmasını ve özellikle paravan
şirket kurulmasını önlemek maksadıyla bu hükmün 11inci maddeye eklendiği
vurgulanmıştır.
Bu durumda, 213 sayılı Kanunun
11inci maddesinin katma değer vergisi için de geçerli olduğu kuşkusuz olup,
Yüksek Dairenizin kararlarında da vurgulandığı üzere bu maddede öngörülen
müteselsil sorumluluğun katma değer vergisi ihtilaflarına uygulanabilmesi
için gerçek mal alım satımı olmadan, komisyon karşılığında fatura temin
edildiğinin, yahut kişi ve kuruluşlar arasında vergiyi ziyaa
uğratma yönünden bir irtibat bulunduğunun idarece tespit edilmesi veya hükme
esas alınabilecek kuvvette bir izlenim edinilmesi şarttır.Aksi halde
Yasaların kendilerine yüklediği ödevleri eksiksiz yerine getiren iyiniyetli yükümlülerin, vergiyi ödeyip ödemediklerini
izlemesi ve onları bu yönde zorlaması olanaksız olan diğer kişilerin tutum
ve davranışlarından sorumlu tutulması gibi hukukun temel ilkeleri ile
bağdaşmayan, açıkca bu ilkeye aykırılık oluşturan
bir sonuç ortaya çıkar.
Olayda ise uyuşmazlık konusu
cezalı tarhiyatın dayanağı olan inceleme
raporunda davacı şirket ile mal satın aldığı şirket arasında bir irtibat
bulunduğu kanıtlanamadığından, davacı şirketin 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre verginin ödenmesinden
sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle hukuka
aykırı olduğu sonucuna ulaşılan İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 30.12.2004
tarih ve E:2004/1593, K:2004/2270 sayılı kararının cezalı tarhiyata ilişkin kısmının, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
Konuyu temyizen
Yüksek Dairenizin takdir ve kararına saygı ile sunarım.
Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu Karacık'ın Düşüncesi: 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 11. maddesinin 3 fıkrasında yer alan müteselsil sorumluluğun
katma değer vergisi ihtilaflarına uygulanabilmesi için, gerçek mal alım
satımı olmadan, komisyon karşılığında fatura temin edildiğinin veya kişi ve
kuruluşlar arasında vergiyi ziyaa uğratma
yönünden bir irtibat bulunduğunun idarece tespit edilmesi veya hükme esas
alınabilecek kuvvette bir izlenim edinilmesi şart olup, olayda, inceleme
elemanınca davacı şirket ile adına fatura düzenleyen Sertaç
Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti arasında
herhangi bir irtibat bulunduğu hususu tespit edilemediğinden, davacı
şirketin ödemeyen vergilerden müteselsilen
sorumlu tutularak adına cezalı tarhiyat
yapılmasında isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle Danıştay
Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin kabulü gerekeceği
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu
Dairesince İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 30.12.2004 tarih ve E:2004/1593,
K:2004/2270 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun
yararına temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği
görüşüldü:
İstem; davacı şirket adına
1995/Kasım dönemine ilişkin olarak re'sen salınan
katma değer vergisi ile kesilen kaçakçılık ve özel usulsüzlük cezalarının
kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden İzmir 2. Vergi
Mahkemesi'nin 13.1.2003 tarih ve E:2001/32, K:2003/13 sayılı kararının
bozulmasına ilişkin İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nin 30.12.2004 tarih ve
E:2004/1593, K:2004/2270 sayılı kararının kanun yararına bozulmasına
ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinden, Sertaç Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.nin davacı şirkete
29.11.1995 tarih ve 3038 numaralı faturayı düzenlediği, davacı şirket
tarafından, fatura muhteviyatı malın ihraç edildiği ve katma değer
vergisinin indirim konusu yapıldığı, ihracatın gerçekleştiği hususunda
ihtilaf bulunmadığı, ancak, sözkonusu faturayı
düzenleyen şirket hakkında düzenlenen vergi tekniği raporu ile bu şirkete
ait faturaların gerçek bir mal ve hizmet satımı karşılığında tanzim
edilmediğinin ve katma değer vergilerinin hazineye intikal
ettirilmediğinden söz edilerek davacı şirket 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca müteselsilen
sorumlu tutularak adına dava konusu cezalı tarhiyatın
yapıldığı anlaşılmıştır.
213 sayılı Vergi Usul
Kanunu'nun 11. maddesinde; yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi
kesmeye mecbur olanların, verginin tam olarak kesilip ödemesinden ve
bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumlu oldukları, aynı
maddenin olay tarihinde yürürlükte olan ve bu maddeye 3239 sayılı Kanunun
2. maddesiyle eklenen 3. fıkrasında ise, mal alım ve satım ve hizmet ifası
dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda
olanların, bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde verginin
ödenmesinden alım satıma taraf olanlar ile hizmetten yararlananların,
aralarında zımnen dahi olsa irtibat olduğu tespit olunanların müteselsilen sorumlu tutulacakları hükme bağlanmıştır.
Maddenin gerekçesinde, kesilen
vergiler ile tahsil edilen katma değer vergilerinin mutlaka vergi dairesine
yatırılmasının amaçlandığı belirtilmiş olup, vergiyi kestiği veya tahsil
ettiği halde vergi dairesine yatırmayanları zorlamak ve bu görevlerini
yerine getirmelerini sağlamak için alım satıma taraf olanlar ve hizmetten
yararlananlar müteselsilen sorumlu tutularak
gerçek yükümlünün bu görevini yapmasını ve özellikle paravan şirket
kurulmasını önlemek maksadıyla sözkonusu hükmün
11. maddeye eklendiği vurgulanmıştır.
Bu durumda, 213 sayılı Kanunun
11. maddesinin katma değer vergisi için de geçerli olduğu hususu
kuşkusuzdur. Ancak bu maddedeki müteselsil sorumluluğun katma değer vergisi
ihtilaflarına uygulanabilmesi için, gerçek mal alım satımı olmadan,
komisyon karşılığında fatura temin edildiğinin, yahut kişi ve kuruluşlar
arasında vergiyi ziyaa uğratma yönünden bir
irtibat bulunduğunun idarece tespit edilmesi veya hükme esas alınabilecek
kuvvette bir izlenim edinilmesi zorunludur.
Yasaların kendilerine yüklediği
ödevleri eksiksiz yerine getiren iyiniyetli
yükümlünün diğer tarafın vergi ödeyip ödemediğini takip ve kontrol etmesi
ve bu konuda yaptırım uygulaması olanaksız olduğundan, bu kişilerin
hareketlerinden sorumlu tutulması hukukun temel ilkelerine aykırı düşer.
Sözkonusu
olayda, inceleme elemanınca yapılan tespitler davacı şirket ile mal aldığı
şirket arasında bir irtibat bulunduğunu kanıtlamadığından, davacı şirketin
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 11/3. maddesine göre verginin ödenmesinden
sorumlu tutularak adına cezalı tarhiyat
yapılmasında isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle Danıştay
Başsavcısı tarafından yapılan temyiz isteminin kabulü ve İzmir Bölge İdare
Mahkemesi'nin 30.12.2004 tarih ve E:2004/1593, K:2004/2270 sayılı kararının
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51.maddesi uyarınca kanun
yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına,
kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmesine ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına 15.11.2006 tarihinde
oybirliği ile karar verildi.
______________
Danıştay
Dokuzuncu Daire Başkanlığından:
EsasNo:
2004/3936
Karar
No: 2006/4415
Kanun
Yararına Temyiz Eden :
Danıştay Başsavcılığı
Davacı:TETAŞ Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt
A. Ş.
Vekili:Av. Seda Alagün
İnönü
Bulvarı No:27 KLMN Blok K:5 - Bahçelievler/ANKARA
Davalı:Yeni Vergi Dairesi Müdürlüğü - ANKARA
İstemin
Özeti:Ankara 7.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14.3.2003 tarih ve E:2002/801, K:2002/125
sayılı kararıyla hükmedilen ilam harcının vadesinden sonra ödendiğinden
bahisle davacı Kurum'dan tahsil edilen gecikme zammının yasal faizi ile
birlikte iadesi istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden, davacı
Kurumun Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce hükmedilen ilam harcını
yasal süresinde ödememesi üzerine anılan Mahkemece 31.5.2002 tarih ve
2002/57 sayılı harç tahsil müzekkeresi düzenlenerek harcın tahsili için
davalı idareye gönderildiği, davalı idarece gerekli ilan işleminden sonra
15.8.2002 tarihinde toplu tahakkuk ettirildiği, tahakkuk tarihinden
itibaren bir aylık ödeme süresi içerisinde ödenmeyen harç için 6183 sayılı
Kanun hükümlerine göre cebri tahsil takip işlemlerine başlanılacağının bir
yazı ile davacı Kuruma bildirilmesi üzerine davacı Kurumun 3.10.2002
tarihinde ilam harcını gecikme zammı ile birlikte ödediğinin anlaşıldığı,
bu durumda yasal süresinde ilgili Mahkemeye, daha sonra da tahakkuku yapan
davalı idareye vadelerinde ödenmeyen ilam harcı için tahsil edilen gecikme
zammında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle reddeden Ankara 1. Vergi
Mahkemesi'nin 20.2.2003 tarih ve E:2002/924, K:2003/123 sayılı kararını;
davacı Kuruma borcu ile ilgili olarak usule uygun bir tebligat yapılmadan,
harcın tahsili sırasında davacı Kurumdan gecikme zammı tahsilinde isabet
bulunmadığı gerekçesiyle bozan Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin 18.9.2003
tarih ve E:2003/2409, K:2003/2865 sayılı kararının düzeltilmesi isteminin,
kararının verildiği tarihten itibaren iki aylık süre içinde ödenmeyen ilam
harcı için tahsil edilen gecikme zammının yasal olduğu gerekçesiyle
kabulüne ve Ankara 1. Vergi Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararının
onanmasına ilişkin Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin 3.3.2004 tarih ve
E:2004/488, K:2004/609 sayılı kararının, davacı Kurum tarafından kanun
yararına bozulması istenilmektedir.
Danıştay Başsavcılığı'nın Kanun Yararına Bozma İstemi: Ankara
7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.3.2003 tarih ve E:2002/801, K:2002/125
sayılı kararıyla hükmedilen ilam harcının, vadesinden sonra ödendiğinden
bahisle davacı Kurumdan tahsil edilen gecikme zammının, faizi ile birlikte
iadesi istemiyle açılan davayı reddeden Ankara 1.Vergi Mahkemesinin
20.2.2003 tarih ve E:2002/924, K:2003/123 sayılı kararının onanmasına
ilişkin Ankara Bölge İdare Mahkemesince verilen 3.3.2004 tarih ve
E:2004/488, K:2004/609 sayılı kararın; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek
davacı Kurum tarafından kanun yararına bozulması istemi üzerine konu
incelendi.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararlarından
niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin
kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden,
Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14.3.2002 tarih ve 2002/125
sayılı kararla davacı Kurum aleyhine ilam harcına hükmedildiği, harcın 2
aylık süre içinde ödenmemesi üzerine adı geçen Mahkemece 31.5.2002 tarih ve
2002/57 sayılı harç tahsil müzekkeresi düzenlenerek ilgili vergi dairesi
müdürlüğüne gönderildiği, vergi dairesince 6.8.2002 tarihinden itibaren 10
gün süre ile ilan edilerek 15.8.2002 tarihinde ilam harcının tahakkuk ettirildiği
ve süre verilmeksizin harcın ödenmesi istemini içeren tarihsiz bir yazının
davacı Kuruma 23.9.2002 tarihinde tebliği üzerine 3.10.2002 tarihinde de
ilam harcı ile birlikte gecikme zammı tahsil edildiği, tahsil edilen bu
zammın yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle davacı Kurum tarafından
açılan davanın Ankara 1. Vergi Mahkemesince yukarıda sözü edilen kararla,
yasal süresinde ilgili Mahkemeye, daha sonrada tahakkuku yapan davalı vergi
dairesine vadelerinde ödenmeyen ilam harcı için tahsil edilen gecikme
zammında yasalara aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar
verildiği ve bu kararın, Ankara Bölge İdare Mahkemesince kanun yararına
bozulması istenilen söz konusu kararla onandığı anlaşılmaktadır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 37 nci maddesinde,
amme alacaklarının hususi kanunlarında belli edilen zamanlarda ödeneceği,
hususi kanunlarında ödeme zamanı tesbit edilmemiş
amme alacaklarının Maliye Bakanlığınca belirlenecek usule göre yapılacak
olan tebliğden itibaren bir ay içinde ödeneceği, bu ödeme müddetinin son
gününün amme alacağının vadesi günü olduğu, 55 inci maddesinde ise amme
alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal
bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir "ödeme emri" ile tebliğ
olunacağı belirtilmiş, aynı Kanunun 51 inci maddesinde de amme alacağının
müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay
için gecikme zammı uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu maddelere göre amme
alacağının vadesinde ödenmemesinin bir yaptırımı olan gecikme zammının
uygulanabilmesi için alacağın doğmasının yanı sıra vadesinin mükellef
tarafından bilinmesi ve vade sonunda da alacağın ödenmemiş olması gerektiği
sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan, 492 sayılı Harçlar
Kanununun "nispi harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 28/a
maddesinde, karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin, geri kalanının
ise kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde ödeneceği, karar ve ilam
harcı ödenmedikçe ilgiliye ilamın verilmeyeceği, 37 nci
maddesinde, bu Kanunda ödeme zamanı gösterilen harçlardan süresinde
ödenmeyenlerin ilgili mahkeme ve daireler tarafından sürenin sonundan
itibaren onbeş gün içinde bir yazı ile o yerin
vergi dairesine bildirileceği ve harçların vergi dairesince tahsil
olunacağı belirtilmiştir. Gerçi 492 sayılı Kanunun 28/a maddesinde ilam
harcının ödenmesi için 2 aylık süre öngörülmüş ise de, bu hüküm mahkeme
kararının tebliğinden önce harcın tahsilini sağlamaya yönelik olup, ilam
harcının vadesini belirleyen bir nitelik taşımamaktadır.
Bu durumda , 492 sayılı Kanunun
28/a maddesinde öngörülen 2 aylık süre içinde ödenmeyen nispi ilam
harcının, 6183 sayılı Kanunun genel hükümleri çerçevesinde tahsili yoluna
gidileceğinden, Kanunun 37. maddesine göre vergi dairelerince öncelikle mükelleflere
bir bildirim yapılarak borçlarını ödemeleri için bir aylık süre verilmesi
suretiyle alacağın vadesinin belirlenmesi ve bu süre içinde amme alacağının
ödenmemesi halinde de gecikme zammı uygulanması gerekmektedir.
Olayda yukarıda belirtilen usule
uygun biçimde bir aylık ödeme süresi verilmeden davacı Kurumdan tahsil
edildiği anlaşılan ilam harcının, vadesinde ödenmediğinden söz
edilemeyeceğinden, ilam harcına gecikme zammı uygulanmasında ve gecikme
zammının iadesi istemini reddeden Mahkeme kararının onanmasına ilişkin
Bölge İdare Mahkemesi kararında kanuna aykırılık açıktır.
Belirtilen nedenlerle hukuka
aykırı olduğu sonucuna ulaşılan Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 3.3.2004
tarih ve E:2004/488 K:2004/609 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir.
Konuyu temyizen
Yüksek Dairenizin takdir ve kararına saygı ile sunarım.
Tetkik Hakimi Güneş Kurtoğlu Karacık'ın Düşüncesi: 6183 sayılı Kanunun 51. maddesinin,
ödeme zamanına ilişkin 37. maddesi ile birlikte incelenmesinden; amme
alacağına gecikme zammının uygulanabilmesinin, harç alacağının doğmuş
olması, vadesi ile miktarının mükellef tarafından bilinmesi ve vadenin
sonunda da ödenmemesine bağlı olduğu sonucuna varıldığından, vadesi ve
miktarı mükellef tarafından bilinmeyen ilam harcı için, bir aylık süre
verilmeden gecikme zammı hesaplanmasında isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle Danıştay
Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteminin kabulü gerekeceği
düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu
Dairesince Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin 3.3.2004 tarih ve E:2004/488,
K:2004/609 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun yararına
temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği görüşüldü:
İstem; davacı Kurumdan tahsil
edilen gecikme zammının faizi ile birlikte iadesi istemiyle açılan davayı
reddeden Ankara 1. Vergi Mahkemesi'nin 20.2.2003 tarih ve E:2002/924,
K:2003/123 sayılı kararının onanmasına ilişkin Ankara Bölge İdare
Mahkemesi'nin 3.3.2004 tarih ve E.2004/488, K:2004/609 sayılı kararının
kanun yararına bozulmasına ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinden, Aktaş Elektrik A. Ş. tarafından Ankara 7. Asliye
Ticaret Mahkemesi nezdinde davacı Kurum'a karşı
açılan davanın, 14.3.2002 tarihinde davacı Kurum aleyhine sonuçlandığı ve
2002/125 sayılı kararla davacı Kurum'dan 45.266.753.370 TL ilam harcının
alınmasına hükmedildiği, harcın iki aylık süre içinde ödenmemesi üzerine
Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 31.5.2002 tarih ve 2002/57 sayılı
harç tahsil müzekkeresi düzenlenerek davalı idareye gönderildiği, davalı
idarece 6.8.2002 tarihinden itibaren on gün süre ile ilan edilerek
15.8.2002 tarihinde ilam harcının tahakkuk ettirildiği , harcın ödenmesi
istemini içeren tarihsiz bir yazının davacı Kurum'a 23.9.2002 tarihinde
tebliği üzerine 3.10.2002 tarihinde de ilam harcı ile birlikte gecikme
zammının tahsil edildiği, tahsil edilen bu gecikme zammına karşı davacı
Kurum tarafından; ''kendilerine herhangi bir tebligat yapılarak
ödeyecekleri harç miktarı bildirilmeden, bu harca dayanılarak gecikme zammı
hesaplanamayacağı, ilam harcının hesaplandığı Mahkeme kararının 14.10.2002
tarihinde tebliğ edildiği, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesinde yer
alan -kararın verilmesinden itibaren- ifadesinin, gerekçeli kararın
taraflara tebliği biçiminde anlaşılmasının gerektiği" iddialarıyla
açılan davanın Ankara 1. Vergi Mahkemesi'nce reddedildiği, bu kararın kanun
yararına bozulması istenilen Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin yukarıda
tarih ve sayıları belirtilen kararı ile onandığı anlaşılmıştır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının
Tahsil Usulü Hakkında Kanunun "Ödeme Zamanı ve Önce Ödeme"
başlıklı 37. maddesinde; amme alacaklarının hususi kanunlarında belli edilen
zamanlarda ödeneceği, hususi kanunlarında ödeme zamanı tespit edilmemiş
amme alacaklarının Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak
olan tebliğden itibaren bir ay içinde ödeneceği, bu ödeme müddetinin son
gününün amme alacağının vadesi günü olduğu, aynı Kanunun ''Ödeme Emri''
başlıklı 55. maddesinde; amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün
içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir
ödeme emri ile tebliğ olunacağı, "Gecikme Zammı, Nispet ve Hesabı"
başlıklı 51. maddesinde de; amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen
kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren her ay için gecikme zammı tatbik
olunacağı hükme bağlanmıştır.
Yukarıda belirtilen 6183 sayılı
Kanunun 51. maddesi hükmünden gecikme zammının amme alacağının vadesinde
ödenmemesinin bir müeyyidesi olduğu, amme alacağına gecikme zammının
uygulanabilmesi için öncelikle alacağın doğması, vadesinin ve miktarının
mükellef tarafından bilinmesi ve vade sonunda alacağın ödenmemiş olması
gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda , vadenin başlangıcı , amme
alacağının geç ödenmesi halinde istenecek olan gecikme zammı yönünden önem
arz etmektedir.
Diğer taraftan , 492 sayılı
Harçlar Kanununun nisbi harçlarda ödeme zamanını
belirleyen 28/a maddesinde, karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin,
geri kalanının kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödeneceği karar
ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilamın verilemeyeceği, "süresinde
ödenmeyen harçlar" başlıklı 37. maddesinde de, bu Kanunda ödeme zamanı
gösterilen harçlardan süresinde ödenmeyenlerin, ilgili mahkeme ve daireler
tarafından sürenin sonundan itibaren onbeş gün
içinde bir yazı ile o yerin vergi dairesine bildirileceği ve harçların
vergi dairesince tahsil olunacağı belirtilmektedir. Yukarıda açıklanan 28/a
madde hükmündeki "karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilamın
verilmeyeceği" yolundaki ibare, kararın tebliğinden önce ilam harcının
tahsilini sağlamak amacıyla getirilmiş olup, ilam harcının vade
başlangıcını tesbit eden bir hüküm niteliğinde
değildir. Genelde uygulamada kısa kararın mahkemedeki duruşmada açıklanması
sırasında açıklanan kararın harcının ne kadar olduğu çoğu durumlarda henüz
hesaplanmamış olduğu için bilinmemekte, borçlu olunan bu meblağ ancak
gerekçeli kararın mahkemece hazırlanıp yazılması, kararın tebliğe
çıkarılacak hale gelmesi ile açıklığa kavuşmaktadır. Kararın hazırlanması,
tebliğe çıkarılacak hale gelmesi tarihlerinin tesbiti
tam olarak mümkün olamayacağı gibi bu tarihin, davanın tarafları olan
kişilerce de bilinmesi imkansız olduğundan, vade tarihinin başlangıcının
belirlenmesi gerekmektedir.
Bütün bu açıklamalar
karşısında, Mahkemelerce harç tahsil müzekkeresinin vergi dairesi
müdürlüğüne gönderilmesi üzerine 6183 sayılı Kanunun 37. maddesi uyarınca
idarece mükelleflere usulüne uygun bir tebligat yapılarak bir aylık ödeme
süresi verilmesi ve bu sürenin sonunda harcın ödenmemesi halinde gecikme
zammı uygulanması gerekmektedir.
Olayda ise, Ankara 7. Asliye
Ticaret Mahkemesi'nin gönderdiği harç tahsil müzekkeresi üzerine vergi
dairesi müdürlüğünce davacı Kurum'a bu borcu ile ilgili olarak bir tebligat
yapılıp, bir aylık ödeme süresi verilmeden ilam harcının tahsil edildiği
görülmüş olup, bu durumda, ortada vadesinde ödenmemiş bir amme alacağının
varlığından söz edilemeyeceğinden, ilam harcına gecikme zammı
uygulanmasında isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle Danıştay
Başsavcısı tarafından yapılan temyiz isteminin kabulü ve Ankara Bölge İdare
Mahkemesi'nin 3.3.2004 tarih ve E:2004/488, K:2004/609 sayılı kararının
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun
yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile
bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na
gönderilmesine ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına 15.11.2006 tarihinde
oybirliği ile karar verildi.
|