|
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/111
KARAR
NO: 2006/139
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Gümrük İdaresince el
konulup bir süre davalı İşletmenin ambarında muhafaza edilen eşyalar için
tahsil edilen ardiye ücretinin, şirket yetkilisinin beraat etmesi nedeniyle
iadesi üzerine tahsil tarihi ile iade tarihi arasında geçen süre için faiz
istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Velsan Elektronik San. ve
Tic. Ltd. Şti.
Vekilleri: Av. M.B.- Av. H.K.
Davalı: T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü
Vekili: Av. S.Ç.
O L A Y: Davacı şirket tarafından ithal edilen porselenlere Gümrük
İdaresince el konularak, davalı İşletmeye ait ambara gönderilmiş ve bu
ambarda 1.2.2002-14.3.2002 tarihleri arasında muhafaza edilmiştir. Davalı
İşletme kendi tarifesine göre davacı şirketten ardiye ücreti tahsil
etmiştir.
Daha sonra, davacı şirket
yetkilisi aleyhine kaçakçılık suçundan dolayı açılan kamu davasında, Ankara
1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.5.2003 gün ve E:2003/146; K:2003/247 sayılı
kararıyla, şirket yetkilisinin beraatine, el
konulan eşyaların iadesine karar verilmesi üzerine ithal konusu porselenler
davacı şirkete iade edilmiştir.
Bunun üzerine, davacı şirket,
27.8.2003 günlü dilekçe ile davalı İşletmeye başvurarak, Başbakanlık Gümrük
Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 11.4.2002 gün ve B.02.1. Güm.
0.06.00.08.224.38 sayılı yazısından söz ederek, şirketleri tarafından
ödenen 59.792.700.000.- liranın ödeme tarihlerinden itibaren işlemiş yasal
faizleri ile birlikte iadesini istemiştir.
Davalı İşletme, 23.10.2003
günlü yazısı ile, tahsil edilen ardiye ücretinden fazladan alınan
50.224.800.000.- liranın iadesinin uygun görüldüğünü davacı şirkete
bildirmiş ve bu tutarı ödemiştir.
Davacı şirket vekilince,
Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 10.4.2002 gün
ve 7618 sayılı yazısı ile ardiye ücretleri hakkındaki 8.7.1997 gün ve
1997/134 sayılı Genelge’ye göre, tahsil edilen ve bilahare iade edilen
paranın tahsil tarihlerinden itibaren ödeme tarihine kadar geçen süre
zarfında uğranılan faiz zararının tahsili amacıyla dava açmak zorunda
kalındığı belirtilerek, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak
kaydıyla 3.000.000.000.- lira tutarındaki faiz alacağının faizi ile
birlikte tahsili amacıyla 5.12.2003 gününde adli yargı yerinde dava
açılmıştır.
Davalı İşletme vekili, davacı
şirket tarafından, 4736 sayılı Kanun’la 31.12.2001 tarihinden itibaren
yürürlükten kaldırılan 30.1.1985 tarih ve 85/9053 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı’nın uygulanması hususu ile ilgili dava açıldığını, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin 23.12.2002 gün ve E:2002/48; K:2002/80 sayılı kararından bahisle,
davada idari yargının görevli olduğunu ileri sürerek görev itirazında
bulunmuştur.
ANKARA 2. ASLİYE TİCARET
MAHKEMESİ ; 5.5.2004 gün ve E:2003/749; K: 2004/286 sayı ile, davanın,
kaçak olmadığı anlaşıldığından iadesine karar verilen eşyalar dolayısıyla
geri ödenen ambar ücretiyle ilgili faiz alacağı istemine ilişkin olduğu,
davacı tarafından, ardiye ücretleri hakkındaki Başbakanlık Gümrük
Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 8.7.1997 gün ve 1997/134 sayılı
Genelgesi’ne dayanılarak istemde bulunulduğu, oysa, söz konusu Genelgenin
8.1.2002 tarih ve 4736 sayılı Kanun’la ortadan kaldırıldığı, dolayısıyla
ortada idarenin bir düzenleyici işleminin söz konusu olduğu, taraflar
arasında imzalanmış bir sözleşme mevcut olmayıp, uyuşmazlığın özünün genel
düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge hükümlerinin istem tarihi
itibariyle davacıya uygulanmasının gerekip gerekmediğine, uygulanacak ise
ne şekilde uygulanması gerektiğine ilişkin bulunduğu, ilgilinin kararname
hükümlerinden yararlanma isteğinin idarece reddinin ancak idari bir davanın
konusunu oluşturabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Görevsizlik kararının davacı
şirket vekili tarafından temyizi üzerine YARGITAY ONBİRİNCİ HUKUK DAİRESİ;
12.5.2005 gün ve E: 2004/8473; K: 2005/4999 sayı ile, davanın, davacının
ithal ettiği eşyaya Gümrük İdaresince kaçakçılık ihbarı üzerine el
konularak davalıya ait gümrük ambarına alınması, daha sonra davacı şirket
yetkilisinin açılan ceza davasında beraat etmesi nedeniyle davalı İşletmece
tahsil edilen ardiye ücretinin Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 1997/134
sayılı Genelge’si hükümleri uyarınca davacıya iadesinin ardından tahsil ile
iade tarihleri arasındaki bir tür munzam zarar kapsamındaki faiz zararının
davalıdan tahsili istemine ilişkin olduğu, davalı İşletmenin yukarıda
açıklanan el koyma ve ambar tevdi tasarruflarına herhangi bir dahli bulunmadığı, kaçak zannı ile Gümrük İdaresince el
konulan eşyaların Gümrük İdaresine ait ambarlarda yer olmaması nedeniyle
davalı İşletmeye ait ambara tevdi edildiği, davalının kendi tarifelerine
göre davacıdan ardiye ücreti tahsil ettiği, Ceza Mahkemesinin beraat kararı
üzerine de davacıya iade ettiği, bu nedenle, gelişen ilişkinin davalı
İşletme yönünden konu kuruluşun sıfatı ile kamu otoritesine ve yetkisine
dayalı re’sen ve tek yanlı bir idari iş ve eylem
olmadığı, davanın tamamen özel hukuk alanında kalan ardiye hizmet
ilişkisinden doğan zararın giderilmesine ilişkin bulunduğu, böyle bir
uyuşmazlığa Gümrük İdaresince çıkarılan Genelge hükümlerinin uygulanacak
olmasının, idari dava niteliği kazandıramayacağı, esasen dava konusu
alacağın gerekçede belirtildiği gibi 4736 sayılı Kanun’un uygulanması ile
de ilgisinin bulunmadığı, davanın esasına girilerek karar verilmesi
gerekirken yargı yolu yönünden görevsizlik kararı verilmesinin doğru
görülmediği, kararın davacı yararına bozulmasının icap ettiği gerekçesiyle
söz konusu mahkeme kararını bozmuştur.
ANKARA 2. ASLİYE TİCARET
MAHKEMESİ; 23.11.2005 gün ve E:2005/327 sayı ile, davalı İşletme vekilinin
önceki kararda direnilmesi istemine rağmen,
Yargıtay’ın bozma kararına uyulmasına karar vermiştir.
Davalı İşletme vekilinin olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 7.12.2005 günlü dilekçesi üzerine,
dava dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davacı
şirket tarafından ithal edilen eşyanın, kaçak zannıyla el konulup davalı
idareye ait gümrük ambarında muhafazası nedeniyle şirketçe ödenen ardiye
ücretinin, şirket yetkilisi aleyhine açılan ceza davasının beraatle sonuçlanması üzerine iadesi sırasında, paranın
tahsili ile iadesi tarihleri arasını kapsayan döneme ilişkin faiz zararının
ödenmesi istemiyle T.C.Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne
karşı açılan ve Ankara Asliye 2.Ticaret Mahkemesi’nin 2005/327 esasına
kayıtlı bulunan davada, davalı T.C.D.D Genel Müdürlüğü’nce, davanın görüm
ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev
itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılmasının istenildiği, Anayasa'nın 125 inci maddesinde, idarenin kendi
eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun
belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu
maddenin (1/b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı
davalarının, görüm ve çözümü idari yargının görev alanına giren idari dava
türleri arasında sayıldığı, öte yandan, 7.2.1985 günlü ve 18659 sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 85/9053 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı’nın 1. maddesinde, T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel
Müdürlüğü ile diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarına ait depo ve sundurmalarda
bulunan ve kaçak zannı ile el konulduğu halde, daha sonra yetkili
mahkemelerce kaçak olmadığına ve sahiplerine iadesine karar verilenler için
el konulduğu tarih ile mahkeme kararının kesinleştiği tarih arasında
tahakkuk eden her türlü eşya ve vasıtaya ait ardiye ücretinin alınmayacağı
kurala bağlanmış, 8.7.1997 günlü ve 1997/134 sayılı Gümrükler Genel Müdürlüğü
Genelgesi’nin 1.maddesinde de aynı kurala yer verilerek, kaçak zannı ile el
konulup Gümrük ve Tekel İdarelerine ait ambarlarda yer olmaması nedeniyle
Denizcilik Bankası, TCDD İşletmeleri, özel sundurmalara teslim edilen eşya
ve vasıtalardan kesin olarak kaçak olmama nedeniyle sahibine iadesine veya
müsaderesine karar verilmesi halinde, olaya kaçakçılık nedeniyle el
konulduğu tarih ile kesinleşmiş kararın ilgiliye veya vekiline tebliğ
edildiği tarihe kadar tahakkuk edecek ardiye ücretinin Bakanlıkça ödeneceği,
diğer durumlarda ilgilisince ödeneceğinin belirtildiği, bakılan davada;
davacı şirketçe ithal edilen eşyanın kaçakçılık ihbarı üzerine el konularak
davalı idareye ait gümrük ambarlarına alınması üzerine, davalı idare
tarafından ardiye ücretinin davacıdan tahsil edildiği, bilahare şirket
yetkilisi hakkında açılan ceza davasının beraatle
sonuçlanması nedeniyle Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 8.7.1997 günlü ve
1997/134 sayılı Genelge’si uyarınca söz konusu ücretin davacı şirkete iade
edildiği, bu kez davacı şirketçe ödenen ücretin tahsil tarihi ile iade
tarihleri arasında geçen süreye ilişkin faiz zararının tazmini istemiyle
işbu davanın açıldığının anlaşıldığı, uyuşmazlığın, gümrük idaresinin,
kaçak zannıyla T.C.D.D ambarında muhafaza altına aldığı ve gözetim ve
denetimi altında bulunan eşyadan dolayı tahakkuk eden ve idarece yürürlüğe
konulan düzenleyici bir işleme dayanarak davacıya iade ettiği ardiye
ücretinin, idare tasarrufunda kaldığı süre için faiz isteminden
kaynaklandığı, bu durumda, depolama ücretinin söz konusu Bakanlar Kurulu
Kararı ve 1997/134 sayılı Genelge uyarınca ilgilisine iadesine karar
verildiği, dolayısıyla meydana geldiği ileri sürülen maddi kayıpların
doğrudan tek taraflı idari işlemin uygulanmasıyla ilgili olduğu, ardiye
sözleşmesinden kaynaklanmayan ve ondan ayrılabilir nitelikte bulunan faiz
zararının tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünün, idari
işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı
davalarına bakmakla görevli olan idari yargı yerlerine ait bulunduğu, her
ne kadar, ardiye ücreti, T.C.D.D tarafından tahsil edilmiş ve bu kurum
tarafından iade edilmişse de, bu işlemlerin Gümrük ve Tekel Bakanlığı’nın
işlemleri ile gümrük mevzuatına dayanılarak yapılmış bulunması karşısında
Ankara Asliye 2.Ticaret Mahkemesi’nin davalı Genel Müdürlüğün yerinde
bulunan görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiği,
bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi uyarınca olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılması ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
Başkanlıkça 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı
düşüncesi istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI
; Davanın, Gümrük İdaresi tarafından kaçak zannı ile el konulan emtianın
davalı idarenin ambarında muhafazası nedeniyle davacı şirket tarafından
ödenen ardiye ücretinin şirket yetkilisinin ceza davasında beraat etmesiyle
iadesi üzerine, ödendiği tarihle iadesi tarihi arasındaki döneme ilişkin
faiz alacağı isteminden ibaret olduğu, Ankara Asliye 2. Ticaret
Mahkemesi’nin 2005/327 esasına kayıtlı bulunan davacı Velsan
Elektrik Sanayii ve Ticaret Limited
Şirketi tarafından davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne karşı açılan
davada 3.000.000.000 TL faiz alacağının tahsilinin talep edildiği, davalı
süresinde yargı yolu itirazında bulunarak davanın idari yargı yerinde
görülmesi gerektiğini iddia ettiği, Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesi
tarafından 05.05.2004 tarih ve 2003/749-2004/286 sayılı kararla, davalı
tarafça 08.07.1997 günlü 1997/l34 sayılı Gümrükler Genel Müdürlüğü
Genelgesine dayanıldığı, anılan Genelgenin 1. maddesinde, kaçak zannı ile
el konulup Gümrük ve Tekel İdaresine ait ambarlarda yer olmaması nedeniyle
Denizcilik Bankası, TCDD İşletmeleri, Özel Sundurmalara teslim edilen eşya
ve vasıtalardan kesin olarak kaçak olmama nedeniyle el konulduğu tarih ile
kesinleşmiş kararın ilgiliye veya vekiline tebliğ edildiği tarihe kadar
tahakkuk edecek ardiye ücretinin Bakanlık tarafından ödeneceği, diğer
durumlarda ilgilisince ödeneceği belirtilmiş olmakla; ortada idarenin
düzenleyici bir işleminin söz konusu olduğu, taraflar arasında imzalanmış
bir sözleşme mevcut olmayıp uyuşmazlığın özünün düzenleyici işlem
niteliğindeki genelge hükümlerinin istem tarihi itibariyle davacıya
uygulanıp uygulanmayacağı noktalarında toplandığı, ilgilinin kararname
hükümlerinden yararlanma isteğinin reddinin idari bir davanın konusunu
oluşturabileceği gerekçesiyle yargı yolu yönünden görevsizlik kararı
verildiği, davacının temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından,
12.05.2005 tarihli kararla, adli mahkeme görevli olduğundan karar
bozulmakla, mahkeme tarafından bozma ilamına uyulduğu, davalının 26.4.2006
tarihli dilekçesiyle olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma isteminde bulunduğu,
uyuşmazlığın, davacının ithal ettiği eşyaya Gümrük İdaresi tarafından kaçak
ihbarı üzerine el konularak davalı TC. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel
Müdürlüğü’ne ait ambara konulduğu, davacı şirket yetkilisinin ceza
davasında beraat etmesi nedeniyle davalı İşletme tarafından tahsil edilen
ardiye ücretinin Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 1997/134 sayılı Genelge’si
hükümleri uyarınca davacıya iade edildiği tarihle ödendiği tarih arasındaki
bir tür munzam zarar kapsamındaki faiz alacağının davalıdan tahsili istemine
ilişkin olduğu, davalı ile davacı arasındaki ilişkinin özel hukuk anlamında
ardiye hizmet ilişkisi olup, bu ilişkiden doğan zararın giderilmesinin
istendiği, kaçak zannı ile Gümrük İdaresi tarafından el konulan eşyaların
Gümrük ve Tekel İdarelerine ait ambarlarda yer olmadığından davalı
İşletmeye ait ambara bırakıldığı ve davalının kendi tarifelerine göre
davacı şirketten ardiye ücreti tahsil ettiği, aralarındaki ilişkinin kamu
otoritesine ve yetkisine dayalı tek yanlı ve resen bir idari iş ve eylem
olmadığının açık bulunduğu, bu nedenlerle, açılan davanın görüm ve
çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcılığı’nın
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Yasa’nın
10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun reddine karar verilmesi
gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; davalı
İşletme vekilince anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev
itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen usul ve yönteme
uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin
davada adli yargının görevli olduğu, Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosyanın incelenmesinden,
davacı şirket tarafından ithal edilen porselenlerin, Gümrük İdaresince el
konularak, davalı İşletmeye ait ambara gönderildiği ve bu ambarda
1.2.2002-14.3.2002 tarihleri arasında muhafaza edildiği, davalı İşletmenin
kendi tarifesine göre davacı şirketten ardiye ücreti tahsil ettiği, daha
sonra, davacı şirket yetkilisi aleyhine kaçakçılık suçundan dolayı açılan
kamu davasında, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 13.5.2003 gün ve
E:2003/146;K:2003/247 sayılı kararıyla, şirket yetkilisinin beraatine, el konulan eşyaların iadesine karar
verilmesi üzerine ithal konusu porselenlerin iade edildiği, davacı
şirketin, 27.8.2003 günlü dilekçe ile davalı İşletmeye başvurarak,
Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 11.4.2002
tarih B.02.1. Güm. 0.06.00.08.224.38 sayılı yazısından söz ederek,
şirketleri tarafından ödenen 59.792.700.000.- liranın ödeme tarihlerinden
itibaren işlemiş yasal faizleri ile birlikte iadesini istediği, davalı
İşletmenin, 23.10.2003 günlü yazısı ile, tahsil edilen ardiye ücretinden
fazladan alınan 50.224.800.000.- liranın iadesinin uygun görüldüğünü davacı
şirkete bildirdiği ve bu tutarı ödediği, bunun üzerine, tahsil edilen ve
bilahare iade edilen paranın tahsil tarihlerinden itibaren ödeme tarihine
kadar geçen süre zarfında uğranılan faiz zararının tahsili amacıyla dava
açmak zorunda kalındığı belirtilerek, fazlaya dair talep ve dava hakları
saklı kalmak kaydıyla 3.000.000.000.- lira tutarındaki faiz alacağının
faizi ile birlikte tahsili amacıyla davacı şirket vekili tarafından adli
yargı yerinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Buna göre, davalı İşletmenin
ithal konusu porselenlere el koyma konusunda herhangi bir dahlinin bulunmadığı, olayla ilgisinin, Gümrük
İdaresince el konulan porselenleri bir süreliğine ambarında muhafazası
sonucunda davacı şirketten ardiye ücreti tahsil etmesinden kaynaklandığı,
bu haliyle davanın, özel hukuk alanında kalan ardiye hizmet ilişkisinden
doğan zararın giderilmesine ilişkin bulunduğu açıktır.
Davacı şirket, ardiye ücretinin
faizi ile birlikte iadesi istemiyle davalı İşletmeye hitaben verdiği
dilekçesinde ve dava dilekçesinde, Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı
Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün yazısından ve bu yazıda sözü edilen 1997/134
sayılı Genelge’den söz etmiş; davalı İşletme ise, 30.1.1985 gün ve 85/9053
sayılı Kararname’nin uygulanması ile ilgili olarak dava açıldığını, 4736
sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılan bu Kararnamenin idare hukukunu
ilgilendiren genel düzenleyici işlem niteliğinde olduğunu, bu nedenle,
davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli bulunduğunu ileri sürmüş
ise de, bu durum, davacı şirket ile davalı İşletme arasındaki özel hukuk
ilişkisinden kaynaklanan zararın giderilmesine ilişkin bulunan davaya idari
dava niteliği kazandırmayacağından, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm
ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay
Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ
YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığı’nın
BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 2.10.2006 gününde Üye Z.Nurhan YÜCEL’in
KARŞIOYU ve OYÇOKLUĞU İLE, KESİN OLARAK karar verildi.
ESAS
NO: 2006/111
KARAR
NO: 2006/139
KARŞI
OY
Dava, Gümrük İdaresi tarafından
el konulan ithal konusu porselenlerin bir süre davalı İşletmenin ambarında
muhafaza edilmesi nedeniyle davacı şirketten tahsil edilen ardiye
ücretinin, şirket yetkilisinin kaçakçılık suçundan dolayı açılan kamu
davasında beraat etmesi sonucu iadesi üzerine, tahsil tarihi ile iade
tarihi arasında geçen süre için faiz istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 125. maddesinde,
idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu
belirtilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin
1.fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan
tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Davalı İşletmenin, davacı
şirketten tahsil ettiği ardiye ücretini, Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı
Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 1997/134 sayılı Genelge’si ile 30.1.1985 gün
ve 85/9053 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda yer alan düzenleme uyarınca
iade ettiği göz önünde bulundurulduğunda, davacı şirket tarafından
uğranıldığı ileri sürülen zararın, idarenin tek taraflı idari işlemlerinin
uygulanmasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle,
uyuşmazlığın çözümünün, 2577 sayılı Kanun’un 2.maddesinin 1.fıkrasının (b)
bendi uyarınca idari yargının görevinde bulunduğu görüşü ile karara
katılmıyorum.
Üye
Z.Nurhan
YÜCEL
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/112
KARAR
NO: 2006/140
KARAR
TR : 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 2981 ve 3290 sayılı
Kanunlar uyarınca davacı adına tescil edilen taşınmazın, yeni düzenleme
sonucunda metre karesinin indirilmesi nedeniyle takdir edilen miktarın
düşüklüğü gerekçe gösterilerek uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini
istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı : Y.K.
Vekili : Av. C.S
Davalı : Bağcılar Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. A.E.
O L A Y: İstanbul ili Bağcılar İlçesi,İnönü Mahallesi,16 pafta,
1700 kadastral parselde 2981/3290 sayılı yasalara
göre yapılan imar uygulaması sonucu 244 DT 1b pafta; 170.00m2 alanlı 519
ada, 2 parsel, 210.00m2 alanlı 519 ada 3 parseller ile 223.00m2 alanlı 520
ada, 1 parselin oluştuğu ve 520 ada, 1 parselin davacı adına tescil
edildiği, kadastral parsel hissedarlarından
birinin düzeltme istemi üzerine, 16.8.1995 günlü, 5092 sayılı Belediye
Encümeni Kararı ile 519 ada, 2 parsel ile 519 ada, 3 parsel davacıya
verilmiş, daha önce 519 ada, 3 parselin sahiplerinden satış vekaleti almış
olan bir kişinin düzeltme istemi üzerine de 5.6.1996 günlü, 2893 sayılı
Belediye Encümeni Kararı ile 170 m2 alanlı 519 ada 2 parselin davacı adına
tescil edilecek şekilde düzenleme yapılmasına ve 780.000.- liranın bankaya
bloke edilmesine karar verilmiştir.
Davacı vekili, müvekkilinin
sahip olduğu 520 ada, 1 parsel sayılı taşınmazına kamulaştırma yapmaksızın
el atıldığından bahisle fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak
kaydıyla 6.000,00YTL.nin yasal faiziyle birlikte
davalı idareden tahsili istemiyle 12.12.2005 günlü dilekçe ile adli yargı
yerinde dava açmıştır.
Davalı vekilince, birinci
savunma dilekçelerinde, davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği
ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.
BAĞCILAR 2. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ; 8.3.2006 günlü celsesinde E:2005/565 davalı İdare vekilinin
göreve ilişkin itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İdare vekilince, süresi
içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle
başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası, Danıştay
Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2981
sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı
İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında Kanunun, 3290 sayılı Kanunun 4. maddesi ile değişik 10. maddesinin
( C ) bendinden bahisle; uyuşmazlığın, eski 16 pafta, 1700 sayılı kadastral parselde 2981 ve 3290 sayılı yasalara göre
yapılan imar uygulaması sonucu davacı adına tescil edilen 223 m2 yüzölçümlü
520 ada, 1 sayılı parsel ile imar uygulamasıyla ilgili diğer kişilerin
düzeltme istemleri üzerine en son 5.6.1996 günlü, 2893 sayılı Belediye
Encümeni kararı ile davacıya verilen 170 m2 yüzölçümlü 519 ada, 2 sayılı
parselin alan farkına ilişkin olarak takdir edilen miktarın düşüklüğünden
kaynaklanmakta olduğu, dolayısıyla davanın konusunun, idarece kamu gücü kullanılarak
tek yanlı biçimde tesis edilen uygulama işlemlerinden kaynaklanan zararın
tazminine ilişkin bulunduğu, bunun ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanununun 2. maddesinin 1/b bendinde yer alan "idari eylem ve
işlemlerden dolayı hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" niteliğini taşımakta
olduğu, bu durumda, Bağcılar Belediye Encümeni kararı ile daha önce davacı
adına tescil edilmiş olan arsanın değiştirilerek, bunun yerine verilen
arsanın miktar itibarıyla farkından doğduğu ileri sürülen zararın tazminine
yönelik davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği
gerekçesiyle 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiş ve görev konusunun incelenmesini
Uyuşmazlık Mahkemesi'nden istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı
Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı
düşüncesi istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI;
2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı
İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir maddesinin Değiştirilmesi
Hakkında Kanunun 10. maddesinin (c) bendinden bahisle, Anayasa’nın125/son
madde ve fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel
olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri
arasında sayıldığı, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri
ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 5.
maddesinin ( b ) bendinde ise, vergi mahkemelerinin görevine giren
davalarla ilk derece Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki tam yargı
davalarını idare mahkemelerinin çözümleyeceğinin belirtildiği, Bağcılar
Belediye Başkanlığı’nın 16.08.1995 gün ve 5092 sayılı Encümen Kararında;
Bağcılar 16 pafta, 2981 ve 3290 sayılı yasalara istinaden ifraz ve tapuya
tescil işlemlerinin Bakırköy Belediyesince yapılmış olduğu, 16 pafta, 1700
parselin hissedarlarından Kamuran Karacadağ ile Nefise Karacadağ
müracaatlarında, 7 ve 9 numaralı özel parseli satın aldıklarını ifraz
sonucunda kendisine başka parsel verildiğini belirttikleri ve düzeltme
talebinde bulunmaları üzerine de, daha önce 170 m2 miktarındaki 244 DT 1b
pafta, 519 ada, 2 parsel Nefize Karadağ ve Kamuran Karacadağ, 210 m2
miktarındaki 519 ada, 3 parsel veraseten iştirak
halinde Ali Babacan, Remziye Hançer, Beyamil Babacan, Zenciye Babacan, Resmiye Dural, 223
ada, 1 parselin Yahya Kütükçüoğlugil adlarına
tescil edilmişken, hisseli parselin ilk maliklerinden olan ve verasetten
iştirak halinde 55/320 hissesinin sahipleri Ali Babacan, Resmiye Hançer,
İsmail Babacan, Zenciye Babacan, Resmiye Durak’ın 55/320 hissesinin 2942
sayılı kanununun 32. maddesine istinaden yola terkin edilmesi, 223 m2 lik miktarındaki 520 ada, 1 parselin hissesi Kamuran Karacadağ, hissesi
Nefise Karacadağ, 170 m2 miktarındaki 519 ada, 2
parsel ve 210 m2 miktadındaki 519 ada, 3 parsel
Yahya Kütükçüoğlugil adına tescil edilmesi
gerektiğine karar verilmiş ve tapuda tescilinin sağlandığı, 05.06.1996
tarih ve 2893 sayılı Encümen Kararında da; 519 ada, 3 parsel Ali Babacan ve
hissedarlarına, 519 ada, 2 parsel de Yahya Kütükçüoğlugil
adına tescil edilecek biçimde düzenleme yapıldığı, eksik aldıkları alanlar
için de adlarına çıkan bedellerin bankaya bloke edildiğinin anlaşıldığı, bu
düzeltmeler sonucunda; 16 pafta, 1700 parsel sayılı kadastral
parselde 2981 ve 3290 sayılı Kanunlar uyarınca davacı adına tescil edilen
223 m2 lik taşınmazın yeni düzenleme sonucunda
170 m2 ye indirilmesi nedeniyle takdir edilen miktarın düşüklüğü gerekçe
gösterilerek uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini istemiyle açılan
davada, gayrımenkulün aynına yönelik olmayıp,
idarenin kamu gücünü kullanarak tek taraflı olarak düzenlediği işleme
dayanması nedeniyle davanın görüm ve çözümü idari yargı yerine ait
bulunduğu gerekçesiyle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10.
maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Bağcılar 2. Asliye
Hukuk Mahkemesinin 2005/565 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına
karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler:
M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I- İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev
itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu,
bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen yönteme uygun
biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II- ESASIN İNCELENMESİ
:Raportör–Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcılığının
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin
düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun yazılı düşünceler
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2981 ve 3290 sayılı
Kanunlar uyarınca davacı adına tescil edilen 223 m2 lik
taşınmazın, yeni düzenleme sonucunda 170 m2 ye indirilmesi nedeniyle takdir
edilen miktarın düşüklüğü gerekçe gösterilerek uğranıldığı ileri sürülen
zararın tazmini istemiyle açılmıştır.
2981 sayılı İmar ve Gecekondu
Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar
Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, imar ve gecekondu
mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar
hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat,
tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer
hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce
yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak
suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek
arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasada öngörülen usul
ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak
sağlamıştır.
Bu doğrultuda yapılan ıslah
imar planlaması çerçevesinde, Yasada öngörülen usul ve koşullara uygunluğu
saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak idarece arsa veya hisse
tahsis edilmekte ve tapu verilmektedir.
Ayrıca, 2981 sayılı Yasanın
3290 sayılı Yasa ile değişik 10. maddesinin (c) bendinde, "İmar
mevzuatına aykırı bina yapılmış, hisseli arsa ve araziler veya özel
parselasyona dayalı arazilerde, imar adası veya parseli olabilecek
büyüklükteki alanlarda, binalı veya binasız arsa ve arazileri
birbirleriyle, yol fazlalarıyla veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki
yerlerle birleştirmeye bunları yeniden ada ve parsellere ayırmaya, yapılara yeniden doğan imar ada veya parseli
içinde kalanları yapı sahiplerine, yapı olmayanları diğer hisse sahiplerine
müstakil veya hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre vermeye, bunlar
adına tescil ettirmeye ve tescil işlemi dışında kalanların hisselerini 2942
sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edilecek bedeli peşin ödenmek veya
parsel sahipleri aleyhine kanuni ipotek tesis edilerek, tapu sicilinden
terkin ettirmeye belediye veya valilikler resen yetkilidir.." hükmü
yer almıştır.
Olayda uyuşmazlığın, eski 16
pafta, 1700 sayılı kadastral parselde 2981 ve
3290 sayılı yasalara göre yapılan imar uygulaması sonucu, davacı adına
tescil edilen 223 m2 yüzölçümlü 520 ada, 1 sayılı parsel ile imar uygulamasıyla
ilgili diğer kişilerin düzeltme istemleri üzerine en son 5.6.1996 günlü,
2893 sayılı Belediye Encümeni kararı ile davacıya verilen 170 m2 yüzölçümlü
519 ada, 2 sayılı parselin alan farkına ilişkin olarak takdir edilen
miktarın düşüklüğünden kaynaklandığı; bunun ise kamu gücüne dayalı, resen
ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari işlem niteliğini taşıdığı
kuşkusuzdur.
Her ne kadar, davacı vekili
tarafından kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmaz bedelinin ödenmesi
istemiyle dava açılmış ise de; olayda, davalı idarenin kanuna aykırı olarak
ferdin taşınmazını elinden alması ya da kanunla
getirilen sınırlamalar dışında malikin tasarrufunu engellemesi söz konusu
olmadığına göre, kamulaştırmasız el atmanın varlığından söz edilemeyeceği
gibi, ortada mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiilden doğan
zararların tazmini kapsamında bir dava da bulunmamaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari
dava türleri arasında sayılmıştır.
Bu durumda, 2981 sayılı Kanun
gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemine ilişkin Belediye
Encümeni kararından doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari
yargı görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Danıştay
Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Bağcılar Belediye Başkanlığı
vekilinin görev itirazının, Bağcılar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine
ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ
YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığınca yapılan
BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bağcılar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8.3.2006 gün
ve E:2005/565 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/127
KARAR
NO: 2006/141
KARAR
TR : 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: TİSAŞ Trabzon Silah Sanayi A.Ş.
Vekilleri: Av.İ.N., Av.V.K.
Davalı: Çankaya Belediye Başkanlığı
O L A Y: Tandoğan, Mebusevleri,
Dögol Caddesi, 13/1 numarada, İmarın 4262 ada 43
parseli üzerinde, Yapı Kullanma İzni bulunan binanın mahallen yapılan
kontrolünde; onaylı mimari projesine aykırı olarak 1 no.lu
dairenin önünde bulunan terasın kapatıldığının saptandığı nedeniyle,
Çankaya Belediye Encümeninin 21.7.2005 tarih ve C:2005/2583.15 sayılı kararıyla,
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. ve 42. maddeleri uyarınca, yıkım ve
2.500,00 YTL para cezası verilmiş; davacı şirket vekilleri tarafından, söz
konusu para cezasına karşı, 17.8.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda
bulunulmuştur.
ANKARA 4.SULH CEZA MAHKEMESİ;
17.10.2005 gün ve E:2005/916 Müt. sayı ile,
Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi
uyarınca verilen para cezalarına karşı, sulh ceza mahkemesine itiraz
edilebileceği yolundaki hükmün iptal edildiği, itiraza konu kararın idari
işlem niteliği taşıdığı, uyuşmazlığın çözümünde mahkemelerinin görevli
olmadığı idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; yapılan itiraz Ankara 6.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 14.12.2005 gün ve
E:2005/326 D.İş. sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı tarafından, bu kez, söz
konusu para cezasının iptali istemiyle, 6.1.2006 gününde idari yargı
yerinde dava açılmıştır.
ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 10.4.2006 gün ve E:2006/60 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden kanunun
karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların
idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin
ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri
arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu
Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden önce çıkan Kanunlarda yer
alan idari para cezaları da bu Kanun kapsamına alındığından, çıkan
ihtilaflarda da davaya bakma görevinin sulh ceza mahkemelerine verildiği,
ancak daha önce bu yargı yerince görevsizlik kararı verildiğinden görevli
yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…." açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare mahkemesi tek hakimince,
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari
yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine,
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 42. maddesine göre belediye encümeni tarafından verilen para
cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
3.5.1985 tarih ve 3194 sayılı
İmar Kanunu’nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde "Bu Kanun,
yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve
çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir"
denilmiş; 42. maddesinin birinci fıkrasında, ruhsat alınmadan veya ruhsat
veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı
sahibine, fenni mesule ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon
ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana para cezası verileceği
kurala bağlanmış; anılan Yasa maddesinin itiraz merci olarak sulh ceza
mahkemesini belirleyen beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin 15/5/1997 tarihli
ve E:1996/72, K:1997/51 sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, yasama
organınca bu konuda düzenleme yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesinin iptal
kararını dikkate alan Uyuşmazlık Mahkemesi, 3194 sayılı Yasa’nın 42.
maddesine göre verilen idari para cezalarına karşı açılan davaları, göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve
çeşitli kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle
geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5.
maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı
Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin
hükümler saklıdır." denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında
bulunan vergi cezaları, Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında
bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni
yasadaki görev kuralının, değişikliğin
yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre, Kabahatler
Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın
amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen
alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat
tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19.
maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.
Olayda, yukarıda belirtilen
koşulların oluştuğu anlaşıldığından, dava konusu imar para cezasına karşı
yapılacak itiraza bakma görevi, sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal kararının
ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini
öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş; aynı
maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de
hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 17.8.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, idare
mahkemesi tek hakiminin başvurusunun kabulü ile sulh ceza mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 11.İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 17.10.2005 gün ve E:2005/916 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde, OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/128
KARAR
NO: 2006/142
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: DTV Haber ve Görsel Yayıncılık A.Ş.(Kanal D)
Vekili: Av. A.Ç.
Davalı : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
O L A Y: Davacı Şirkete ait Kanal D logosuyla yayın yapan
televizyon kanalında yayımlanan "Çırak" isimli programda "Metrocity" isimli alışveriş merkezinin örtülü
reklamının yapıldığı ve bunun 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle,
Reklâm Kurulunca davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri
uyarınca 100.024,40.-YTL. idari para ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık
Makamının 16.8.2005 tarih ve 174 sayılı onayıyla uygun bulunan ve 12.9.2005
tarih ve 23689 sayılı yazı ile tebliğ edilen bu cezalara, 3.10.2005 gününde
adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.
ANKARA 9. SULH CEZA MAHKEMESİ;
7.10.2005 gün ve E:2005/533 Müt. sayı ile,
davacının; verilen idari para cezasının ve ayrıca yayının durdurulmasına
dair kararın iptalini talep ettiği, dava konusu edilen kararın
incelenmesinden, 4077 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde, ceza hükümlerine
karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili idare
mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, ayrıca yayının
durdurulması kararının idari işlem niteliğinde bulunduğu mahkemelerinin
itirazla ilgili karar verme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle itirazın
görev yönünden reddine karar vermiş; yapılan itiraz Ankara 8.Ağır Ceza
Mahkemesi’nin 9.11.2005 gün ve E:2005/332 D.İş. sayılı kararıyla
reddedildiğinden karar kesinleşmiştir.
Davacı Şirket vekili, aynı
istekle 21.11.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 10.İDARE MAHKEMESİ;
25.11.2005 gün ve E:2005/2430, K:2005/1930 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden kanunun
karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların
idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin
ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri
arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, anılan
Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren Yasa’da sayılan
idari yaptırımlara karşı 19. maddede belirtilen istisnalar haricinde sulh
ceza mahkemelerinde dava açılabileceği; buna göre, 4077 sayılı Yasa
hükümleri uyarınca, 21.11.2005 tarihinde idari yaptırım niteliğindeki para
cezasına karşı açılan davada, sulh ceza mahkemesinin görevli kılındığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 27.
maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev
uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce biçim ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.
2247 sayılı Yasanın 14.
maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekmekte ve bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk alanında ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Dava dosyası üzerinde 2247
sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davacı Şirket
vekilince, her iki yargı yerinde de, "idari para ve durdurma
cezası"na itiraz edilmiş ise de; İdare Mahkemesince, davacı tarafın
isteğinin yalnızca, "idari para cezası"na ilişkin olduğu şeklinde
davanın konusu saptanmış ve hüküm kurulmuştur. Davacı vekilince bu konuda,
her hangi bir itiraz ileri sürülmemiş, aksine; olumsuz görev uyuşmazlığının
halli için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi amacıyla Ankara
10.İdare Mahkemesi’ne verilen 20.2.2006 tarihli dilekçede "idari para
cezasına itiraz" ettikleri belirtilmiştir. Bu nedenle; 2247 sayılı
Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulların, olayda idari para cezası
yönünden her iki yargı yerinde açılmış olan davalar bakımından
gerçekleştiği göz önüne alınarak, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247
sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun
olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi
bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II- ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4077 sayılı Yasa’nın 16.
maddesine aykırılık nedeniyle aynı Yasa’nın değişik 25/8. maddesi uyarınca
verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un "Amaç" başlıklı 1. maddesinde
"Bu Kanunun amacı, kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve
güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici,
zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı
önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini
özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü
örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir"
denilmiş; 6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanunla değişik 25. maddesinin
sekizinci fıkrasında, 16. maddeye aykırı hareket edenler hakkında durdurma
ve/veya düzeltme ve/veya 3.500.000.000. lira para cezası uygulanacağı,
Reklam Kurulunca ihlâlin niteliğine göre bu cezaların birlikte veya ayrı ayrı verilebileceği, 16. maddeye aykırılığın ülke
düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile
gerçekleşmesi halinde para cezasının on katı uygulanacağı kurala bağlanmış;
aynı Kanunla değişik 26. maddesinin ikinci fıkrasında, bu Kanunda
düzenlenen her türlü para cezasının idari nitelikte olduğu ve bu cezalara
karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Tasarısı
Gerekçesinde, özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin
düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza
yaptırımı öngören ve bir sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve
hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel
kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanmasının sağlanacağı
belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer
alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından Reklam Kurulu tarafından
verilen dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma
görevi sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine
karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükte bulunduğundan, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 3.10.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 7.10.2005 gün ve E:
2005/533 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/129
KARAR
NO: 2006/143
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2918 sayılı Yasa’ya göre
trafik para cezasından doğan kamu alacağının tahsili için, 6183 sayılı
Yasa’ya göre düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın,
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Lafarge Aslan Çimento A.Ş.
Vekili: S.Y.F
Davalı: Sahil Vergi Dairesi Müdürlüğü
O L A Y:Davacı şirket vekili, 31 TF 596 plaka sayılı araca kesilen
trafik para cezası ve gecikme zammının tahsili için gönderilen
2005/000023282 takip numaralı ödeme emrinin iptali istemiyle 7.11.2005
tarihinde , idari yargı yerinde dava açmıştır.
ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 28.11.2005 gün ve E:2005/2286, K:2005/1849 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden
kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari
para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise,
mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler
olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer
alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin
kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın
tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu
Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para
cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, 7.11.2005
günü kayıtlara giren dilekçeyle açılan davaya bakma görevinin de, Sulh Ceza
Mahkemesi’ne ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,
itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı aynı istekle 19.12.2005
tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
HATAY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ;
9.2.2006 gün ve E:2006/43 Müt. sayı ile, 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 55. maddesinde;
Amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri
veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu ile ödeme emri düzenleneceği
hükmünün yer aldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.
maddesinin 1/a. bendinde yapılan tanımlama ile; idari işlemler hakkında
yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan
davaların iptal davası olduğu; aynı maddenin 2. fıkrasında idari yargı
yetkisinin idari eylem ve işlemin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı
olduğunun hüküm altına alındığı, bu itibarla; ödeme emrinin 5326 sayılı
yasa kapsamında değerlendirilecek idari yaptırım kararı ve dolayısı ile
davaya konu itirazın idari yaptırım kararına itiraz niteliğinde olmadığı,
idari yargıda çözümlenmesi gereken idari işlemin iptali niteliğinde bir
dava olduğu sonucuna varıldığından mahkemenin görevsizliğine görev
konusunda çıkan uyuşmazlığın giderilmesi için karar kesinleştiğinde
dosyanın resen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
l- İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince
adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir
görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı
inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar
bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili
makamlarca ileri sürülebilir." hükmüne göre, idare mahkemesinin
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik
kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev
uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesindeki "Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin kesin
veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince,
öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar
2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı göz önüne alındığında, Hatay 2.Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247
sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık
Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme
kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin
kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör- Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’ nun davada idari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ
Dava, trafik para cezasından
doğan amme alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali
isteminden ibarettir.
Uyuşmazlık, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre düzenlenen ödeme emrine
karşı açılan davaya ilişkin bulunmakla birlikte, amme alacağının doğmasına
neden olan trafik para cezası yönünden Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı
Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler
dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan
davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında
görmüş; ancak 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri
üzerindeki etkisinin incelenmesi neticesinde, trafik para cezasına karşı
yapılacak itiraza bakma görevinin sulh ceza mahkemelerine ait bulunduğu
yolunda kararlar vermiştir.
Bu kısa açıklamadan sonra,
inceleme konusu ödeme emrine gelince:
2918 sayılı Yasa’nın 3493
sayılı Yasa ile değişik 115. maddesinin birinci fıkrasında, "Ödeme
derhal yapılmadığı takdirde para cezalarının, tutanağın tebliğ tarihinden
itibaren bir ay içinde ödenmesi gerekir. Bir ay içinde ödenmeyen cezalar
için her ay %5 faiz uygulanır. Aylık faizin hesaplanmasında ay kesirleri
tam ay olarak dikkate alınır. Bu suretle bulunacak tutar cezanın iki katını
geçemez." hükmüne yer verilmiş ve aynı
maddenin ikinci fıkrasında, süresinde ödenmeyen para cezaları için 6183
sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin
uygulanacağına işaret edilmiştir.
Olayda, 31 TF 596 plaka sayılı
araca kesilen trafik para cezasına karşı davacı tarafından, bir dava
açılmadığı ve para cezasının 115. maddede öngörülen sürede ödenmemesi
karşısında idarece, 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre dava konusu ödeme
emrinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.
21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 1. maddesinde,
"Devlete, vilâyet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim,
harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para
cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları ve aynı
idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan
ve âmme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile;
bunların takip masrafları hakkında bu Kanun hükümleri uygulanır."
denilmiş; 3. maddesinde, para cezaları teriminin: amme, tazminat, inzibati
mahiyette olsun olmasın bütün para cezalarını ifade ettiği; İkinci Kısım-
Birinci Bölümünde yer alan 54. maddede ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme
alacağının tahsil dairesince cebren tahsil olunacağı; 55. mad-dede, âmme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün
içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir
"ödeme emri" ile tebliğ olunacağı; 58. maddede ödeme emrine
itiraz hususu düzenlenmiş ve diğer maddelerde ise takip esasları
belirtilmiştir.
Böylece, tahsil dairesince tek
yanlı olarak düzenlenen ve ödemede bulunulmaması halinde cebren tahsili
gereken kamu alacağına ilişkin ödeme emrinin, idari nitelikte bir işlem
olduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan, Anayasanın 125.
maddesinde yer alan "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı
yargı yolu açıktır." kuralı uyarınca, idari işlem niteliğinde olan
ödeme emrine karşı açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde sayılan, idari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka
aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan
iptal davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kamu
alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan
davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli olduğundan, Hatay 2.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen
başvurusunun kabulü ile Adana 2. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle
Hatay 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında görülen başvurusunun KABULÜ İLE, Adana 2. İdare Mahkemesi Tek
Hakimi’nin 28.11.2005 gün ve E:2005/2286, K:2005/1849 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/133
KARAR
NO: 2006/144
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 2872 Sayılı Yasa’nın 8.
maddesinin birinci fıkrasının ihlali nedeniyle kesilen para cezasının
iptali istemiyle açılan davanın, Yasa’nın 25.maddenin ikinci fıkrası
uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Taşucu Belediye Başkanlığı
Vekili: Av. H.R.E.
Davalı: Silifke Kaymakamlığı
O L A Y: 2872 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesine aykırı olarak,
toplanan çöplerin çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve dolaylı biçimde
alıcı ortama verildiği, depolandığı ve taşındığından bahisle 21.10.2005
tarih ve 2005/1 sayılı Karar ile davacı adına 429,00YTL para cezası
kesilmiştir.
Davacı vekili tarafından, söz
konusu para cezasına karşı, 8.11.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda
bulunulmuştur.
SİLİFKE SULH CEZA MAHKEMESİ;
8.11.2005 gün ve E:2005/472 D.İş sayı ile, 2872 sayılı Çevre Kanununa
muhalefet nedeniyle verilen idari cezalara karşı aynı yasanın 25/1 maddesi
gereğince 7 gün içerisinde İdare Mahkemesine itiraz edilebileceğine dair
özel düzenlemenin bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili tarafından, bu
kez, söz konusu para cezasının iptali istemiyle, 29.11.2005 gününde idari
yargı yerinde dava açılmıştır.
MERSİN İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 28.2.2006 gün ve E:2005/2742 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden kanunun
karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para
cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise,
mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler
olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer
alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin
kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın
tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu
Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden önce çıkan Kanunlarda yer
alan idari para cezaları da bu Kanun kapsamına alındığından, çıkan
ihtilaflarda da davaya bakma görevinin sulh ceza mahkemelerine verildiği,
ancak daha önce bu yargı yerince görevsizlik kararı verildiğinden görevli
yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
l- İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare mahkemesi tek hakimince,
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari
yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine, oybirliği
ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü ve Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun davada idari yargının görevli olduğu
yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2872 sayılı Çevre
Kanunu’nun 8/1. maddesine göre Kaymakamlık tarafından verilen para
cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun
"Amaç" başlıklı 1. maddesinde "Bu Kanunun amacı, bütün
canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve
sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını
sağlamaktır." denilmiş; 8.maddesinin birinci fıkrasında, her türlü
atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde
belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı
biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri
faaliyetlerde bulunmanın yasak olduğu kurala bağlanmış; işlemin tesis
edildiği anda, anılan Yasa’nın 25.maddesinin birinci fıkrasında, idari
cezalara karşı 7 gün içerisinde İdare Mahkemesine itiraz edilebileceği
yolunda düzenleme mevcut iken, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, Mahkememizce; Kabahatler
Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesindeki,
"Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanır." yolundaki hüküm de dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun
belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı, Yasa’nın
yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davaların görüm ve çözümünde, adli
yargı yerleri görevli kılınmış; bilahare, anılan Yasa’nın 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiştir. Ancak daha sonra, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun
13.5.2006 günlü, 5491 sayılı Yasanın 17. maddesiyle değiştirilen 25.
maddesinde, "Bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımların uygulanmasını
gerektiren fiillerle ilgili olarak yetkili denetleme elemanlarınca bir
tutanak tanzim edilir. Bu tutanak denetleme elemanlarının bağlı bulunduğu
ve idarî yaptırım kararını vermeye yetkili mercie intikal ettirilir. Bu
merci, tutanağı değerlendirerek gerekli idarî yaptırım kararını verir.
İdarî yaptırım kararı, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre idarî yaptırım kararını veren merci tarafından ilgiliye
tebliğ edilir.
İdarî yaptırım kararlarına
karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava
açılabilir. Dava açmış olmak idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz.
İdarî para cezalarının tahsil
usûlü hakkında 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri
uygulanır.
Ceza vermeye yetkili kurum ve
merciler tarafından tahsil edilen idarî para cezaları, Maliye Bakanlığından
izin alınarak Bakanlıkça bastırılan ve dağıtılan makbuz karşılığında tahsil
edilir.
Bu
Kanuna göre verilecek idarî para cezalarında ihlalin tespiti ve cezanın
kesilmesi usûlleri ile ceza uygulamasında kullanılacak makbuzların şekli, dağıtımı
ve kontrolüne ilişkin usûl ve esaslar Maliye Bakanlığının görüşü alınarak
Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." denilmiştir.
Buna göre, 2872 sayılı Çevre
Kanunu’nda belirtilen idari yaptırım kapsamındaki idari para cezalarına
karşı açılacak davalarda idare mahkemesi genel görevli kılınmış, ancak
idarî para cezalarının tahsil usûlü hakkında Kabahatler Kanunu hükümlerinin
uygulanacağı belirtilmiştir.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Olayda, yukarıda belirtilen
koşulların oluştuğu anlaşıldığından, dava konusu çevre para cezasına karşı
açılacak davaya bakma görevi, idare mahkemesine ait bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, idare
mahkemesi tek hakiminin başvurusunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ
YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mersin İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin
28.2.2006 gün ve E:2005/2742 sayılı BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 2.10.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/135
KARAR
NO: 2006/145
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Sanal Mağazacılık ve Bilgisayar Hizmetleri Paz. Tic.
Ltd. Şti.
Vekili: Av. Can Ali Dirican
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge
Müdürlüğü
O L A Y: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İstanbul Bölge
Müdürlüğü’nün 22.9.2005 gün ve 40241 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş
Kanunu’nun 92. maddesine aykırı olarak iş müfettişinin davetine uymayarak,
teftiş için istediği evrak ve belgeleri ibraz etmeyip, teftişin
sonuçlanmasını engellemekten dolayı aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak
107. maddesine göre davacı şirket adına idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket vekili, söz
konusu para cezasına karşı 14.10.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
FATİH 2. SULH CEZA MAHKEMESİ;
14.10.2005 gün ve Müteferrik K:2005/869 sayı ile, dava açıldıktan sonra
yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesi uyarınca bölge
çalışma müdürlüklerince verilen idari para cezalarına karşı itirazların
yetkili idare mahkemelerine yapılacağı gerekçesiyle kesin olarak
görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı şirket vekili, bu kez,
para cezasının kaldırılması istemiyle 7.11.2005 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ;
28.11.2005 gün ve E: 2005/2741; K: 2005/2062 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 2., 3., 16., geçici 2., geçici 3. ve 27.
maddelerinden söz ederek, yukarıda yer verilen Kabahatler Kanunu hükümleri
incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde
bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen
bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık Kabahatler Kanunu
hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, keza Kanunun geçici
2 ve geçici 3. maddelerinde getirilen düzenleme ile de Kanunun yürürlük
tarihi olan 1.6.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari para cezalarına
ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağının açıkça hüküm altına
alındığı, Kanunun gerekçesine ve TBMM Adalet Komisyonu raporuna
değinilerek, bütün bu açıklamalar ile Kabahatler Kanunu’nun sistematiği ve
gerekçesi dikkate alındığında 1.6.2005 tarihinden itibaren açılacak bütün
idari para cezası davalarında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun uygulanması
gerekeceği, bu durumda, dava tarihi itibariyle Kabahatler Kanunu kapsamında
olan uyuşmazlık konusu idari para cezasının görüm ve çözümünün yukarıda yer
verilen hükümler uyarınca adli yargı mercilerinin görev alanında bulunduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
92, 107 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 92.
maddesinin ikinci fıkrasında, teftiş ve denetleme sırasında işverenler,
işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişilerin izleme, denetleme ve
teftişle görevli iş müfettişleri tarafından çağrıldıkları zaman gelmek,
ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve
vermek ve birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmak için kendilerine her
çeşit kolaylığı göstermek ve bu yoldaki emir ve isteklerini
geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlü oldukları ifade edilmiş, 107.
maddesinde, bu Kanunun; 92 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren veya işveren
vekiline beş milyar lira para cezası verileceği kurala bağlanmış; aynı
Kanunun 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en
geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya
kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş;
11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1.
maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan
vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır." denilmek
suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatler
Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre, Kabahatler
Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın
amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen
alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat
tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19.
maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesi
gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre tanımak
amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı
ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin
ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal kararının ortaya
çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle
görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş; aynı maddenin son
fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen
yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 14.10.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 14.10.2005 gün ve
Müteferrik K:2005/869 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/136
KARAR
NO: 2006/146
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Doğacan Kargo Taşımacılık
Proje İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3.maddesine aykırı olarak işyeri
açılışını yasal süresi içerisinde bildirmediğinden bahisle Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 22.8.2005 gün ve 22507
sayılı işlemi ile aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 98. maddesine
göre davacı şirket adına idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket, söz konusu para
cezasına karşı 4.10.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ ;
25.11.2005 gün ve E:2005/26 İtiraz; K:2005/26 İtiraz sayı ile, idari para
cezasına ilişkin kararın 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesi delaleti
ile 98. maddesine göre düzenlendiği, aynı Kanunun 108. maddesinde, "bu
maddeye göre verilen cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç 7 gün
içinde yetkili idare mahkemesine başvurulabilir." hükmünün yer aldığı,
bu hükmün halen yürürlükte olduğu ve sırf iptali istenen karar konusu
işlere münhasır usulü düzenlediği, dolayısıyla özel hükmün uygulanması gerektiğinin
anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı şirket, bu kez, idari
para cezası kararının iptali istemiyle 28.12.2005 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA 1. İDARE MAHKEMESİ; 19.1.2006
gün ve E:2005/2576; K:2006/2 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
1., 2., 16., 19., ek 1., 3., 27., geçici 2 ve 3. maddelerinden bahisle, bu
açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler
Kanunu’nun 1. maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik
bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde
belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici
istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu
öngörülen idari yaptırımlardan olması gerektiği, dosyanın incelenmesinden,
davacı şirket adına işyeri açılışını süresinde bildirmediği nedeniyle 4857
sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesi uyarınca idari para cezası verildiği, bu
cezaya karşı yapılan itirazın Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 25.11.2005
gün ve E:2005/26; K:2005/26 sayılı kararıyla görev yönünden reddi üzerine
28.12.2005 tarihinde kayda giren dilekçe ile söz konusu cezanın iptali
istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı, incelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından dava konusu idari para
cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevinin sulh ceza mahkemesine ait
bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla
yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
3, 98 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 3.
maddesinde, bu Kanunun kapsamına giren nitelikte bir işyerini kuran, her ne
suretle olursa olsun devralan, çalışma konusunu kısmen veya tamamen
değiştiren veya herhangi bir sebeple faaliyetine son veren ve işyerini
kapatan işverenin, işyerinin unvan ve adresini, çalıştırılan işçi sayısını,
çalışma konusunu, işin başlama veya bitme gününü, kendi adını ve soyadını
yahut unvanını, adresini, varsa işveren vekili veya vekillerinin adı,
soyadı ve adreslerini bir ay içinde bölge müdürlüğüne bildirmek zorunda
olduğu belirtilmiş; 98. maddesinde, bu Kanunun 3 üncü maddesindeki işyeri
bildirme yükümlülüğüne aykırı davranan işveren veya işveren vekiline
çalıştırılan her işçi için elli milyon lira para cezası verileceği kurala
bağlanmış; aynı Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer
alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek
nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın
53. maddesi gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre
tanımak amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak
altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 4.10.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 25.11.2005 gün ve
E:2005/26 İtiraz, K:2005/26 İtiraz sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/137
KARAR
NO: 2006/147
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27.maddesi
uyarınca REDDİ gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Mensel J.V. A.Ş.
Vekilleri: Av. S.Ö. - Av. S.D.İ.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y: İş müfettişi tarafından düzenlenen 31.8.2005 gün ve 079
sayılı raporda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesine aykırı olarak
yapılmak istenen teftişle ilgili belirtilen gün ve saatte yapılan davete
icabet etmeyip, işyeri ile ilgili kayıt ve belgeleri ibraz etmeyerek,
teftişin sonuçlandırılmasına engel olunduğundan bahisle aynı Kanunun 108.
maddesine dayanılarak 107. maddesine göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 21.9.2005 gün ve 25335 sayılı işlemi
ile davacı şirket adına 7.144,60 YTL idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket vekili, söz
konusu para cezasına karşı 14.10.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
ANKARA 4. SULH CEZA MAHKEMESİ ;
24.10.2005 gün ve Müt. Karar No: 2005/1219 sayı
ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün
21.9.2005 tarih ve 25335 sayılı yazıları ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
108. maddesine dayanılarak aynı Kanunun 107. maddesine göre idari para
cezası tahakkuk ettirildiğinin anlaşıldığı, idare tarafından para cezası
4857 sayılı İş Kanunu’na göre tahakkuk ettirilmiş olup, anılan Kanunun 108.
maddesinde, cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün
içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilerek
itiraz merciinin açıkça gösterildiği, tahakkuk ettirilen idari para
cezasının idarenin kamu gücünü kullanarak aldığı bir işlem olduğu, bu
bakımdan idari para cezası niteliğini taşıyan cezaların idari yargı denetimi
dışında tutulmasının idarenin yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda
gerçekleşmemesi sonucunu doğuracağı, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda, kabahat deyiminden, kanunun karşılığında
idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olduğu belirtilmiş ise de,
verilen para cezasının idarece kamu gücü kullanarak tesis edildiği, 4857
sayılı Kanun’un 108. maddesinde yetkili mahkemenin açıkça idare mahkemesi
olduğunun belirtildiği, yetkiyi belirleyen maddenin iptal edilmeyip, halen
yürürlükte olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili, iş
müfettişi tarafından düzenlenen 24.8.2005 gün ve 2005/90 sayılı raporda,
4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesine aykırı olarak, yapılmak istenen
teftişle ilgili belirtilen gün ve saatte yapılan davete icabet etmeyip,
işyeri ile ilgili kayıt ve belgeleri ibraz etmeyerek teftişin
sonuçlandırılmasına engel olunduğundan bahisle aynı Kanunun 108. maddesine
dayanılarak 107. maddesine göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara
Bölge Müdürlüğü’nün 21.9.2005 gün ve 25332 sayılı işlemi ile 7.144,60 YTL
idari para cezası verilmesi üzerine bu işlemin iptali istemiyle 17.11.2005
tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
Davacı şirket vekili, Mahkemeye
verdiği 27.1.2006 tarihli dilekçesinde ise, dava dilekçesinde sehven 25332
sayılı idari işlemin iptaline karar verilmesi talebinde bulunulduğu, dava
konusu yapılan ve iptali talep edilenin 21.9.2005 gün ve 253352 sayılı
idari işlem olduğunun kabulü ile bu idari işlem ile ilgili olarak karar
verilmesini istemiştir.
ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ ;
20.1.2006 gün ve E: 2005/2180 sayı ile, davacı şirket vekili tarafından,
4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine dayanılarak aynı Kanunun 107.
maddesinin ( a ) bendi uyarınca 7.144,60 YTL idari para cezası verilmesine
ilişkin 21.9.2005 gün ve 25332 sayılı işlemin iptali istemiyle Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na karşı dava açıldığı, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2., 3., 16. ve 27.
maddelerinden bahisle, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca 1.6.2005
tarihinden itibaren 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari
tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari
yaptırımlara karşı itiraz merciinin, Yasanın 19. maddesinde sayılan
istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri olduğu, dava dosyasının
incelenmesinden, davacı şirket hakkında, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108.
maddesine dayanılarak aynı Kanunun 107. maddesinin ( a ) bendi uyarınca
idari para cezası verilmesine ilişkin 21.9.2005 gün ve 25332 sayılı işleme
karşı Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2005/1219 Müt.
sayılı dosyasında açılan davanın, anılan Mahkemenin 24.10.2005 tarihli
kararı ile, idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle görev yönünden
reddedildiği ve bu kararın 10.11.2005 günü tebliği üzerine, söz konusu para
cezasının iptali istemiyle 17.11.2005 tarihinde Mahkemeleri kaydına geçen
dilekçe ile bakılan davanın açıldığı, 21.11.2005 günlü ara kararına cevaben
anılan Mahkemece gönderilen 12.12.2005 günlü yazıdan, söz konusu
görevsizlik kararının 22.11.2005 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı,
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un
19. maddesinden söz ederek, davacı şirkete 4857 sayılı Kanun’a aykırı
davrandığından bahisle idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali
istemiyle 17.11.2005 tarihinde açılan bu davada, 5326 sayılı Yasa hükümleri
uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu sonucuna varıldığından,
Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı
Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde,
"Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler." hükmüne yer verilmiş; aynı Yasa’nın 27.
maddesinde, "Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev
uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler;
yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri
reddeder." denilmiştir.
Anılan Yasa hükmüne göre, bir
yargı yerinin re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
başvuruda bulunabilmesi için: Tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
daha önce diğer yargı yerlerinden birisi tarafından görevsizlik kararı
verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunması ve bunun üzerine kendine gelen
davayı inceleyen yargı yerinin de davada görevsizlik kararı veren yargı
yerinin görevli olduğu kanısına varması gerekmektedir.
Başkanlıkça Ankara 4. Sulh Ceza
Mahkemesi’nden getirtilen dosyanın incelenmesinden, iş müfettişi tarafından
düzenlenen 31.8.2005 gün ve 079 sayılı raporda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
92. maddesine aykırı olarak yapılmak istenen teftişle ilgili belirtilen gün
ve saatte yapılan davete icabet etmeyip, işyeri ile ilgili kayıt ve
belgeleri ibraz etmeyerek, teftişin sonuçlandırılmasına engel olunduğundan
bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 107. maddesine göre Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 21.9.2005 gün ve
25335 sayılı işlemi ile davacı şirket adına kesilen 7.144,60 YTL idari para
cezasının itiraz konusu yapıldığı görülmüştür.
Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin
dosyasının incelenmesinden ise, davacı şirket tarafından, iş müfettişi
tarafından düzenlenen 24.8.2005 gün ve 2005/90 sayılı raporda, 4857 sayılı
İş Kanunu’nun 92. maddesine aykırı olarak yapılmak istenen teftişle ilgili belirtilen
gün ve saatte yapılan davete icabet etmeyip, işyeri ile ilgili kayıt ve
belgeleri ibraz etmeyerek teftişin sonuçlandırılmasına engel olunduğundan
bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 107. maddesine göre Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 21.9.2005 gün ve
25332 sayılı işlemi ile 7.144,60 YTL idari para cezası verilmesi üzerine bu
işlemin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar, davacı şirket
vekilince, Ankara 11. İdare Mahkemesi’ne verilen 27.1.2006 tarihli
dilekçede, dava dilekçesinde sehven 25332 sayılı idari işlemin iptaline
karar verilmesi talebinde bulunulduğu, dava konusu yapılan ve iptali talep
olunan idari işlemin 21.9.2005 gün ve 253352 sayılı işlem olduğunun kabulü
ile bu idari işlem ile ilgili olarak karar verilmesi istenilmiş ise de,
anılan Mahkemece 21.9.2005 gün ve 25332 sayılı işlemin dava konusu
edildiğinin kabulü suretiyle karar verilmiştir.
Bu durumda, her iki yargı
yerinde görülen davaların konuları farklı olduğundan, 2247 sayılı Yasa’nın
19. maddesinde öngörülen koşul gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun aynı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın
19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca REDDİNE, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/138
KARAR
NO: 2006/148
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Adese Alış Veriş Merkezleri Tic. A.Ş.
Vekilleri: Av. C.C.- Av. Y.A.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41. maddesine aykırı olarak
işyerinde çalışan işçilerin fazla çalışma ücretlerini ödemediğinden bahisle
aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 102. maddesine göre Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 19.9.2005 gün ve 24937
sayılı işlemi ile davacı şirket adına idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket vekili, söz
konusu para cezasına karşı 4.10.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ
; 6.12.2005 gün ve 2005/757 Müt. sayı ile, 5326
sayılı Kabahatler Yasası’nın genel bir Yasa olduğu, 3. maddesi, bu Yasanın
genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağını
belirtmiş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel yasaların
öncelikli olduğu, 4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesi, idari para cezalarının
eylemin gerçekleştiği yer Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge
müdürlüğünce verileceği ve cezalara karşı 7 gün içerisinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebileceği kuralını getirdiği, 4857 sayılı Yasa’nın
108. maddesinin yürürlükten kaldırıldığını gösteren kural da bulunmadığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı şirket, bu kez, idari
para cezasının iptali istemiyle 21.12.2005 tarihinde idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 10.3.2006 gün ve E:2005/2560 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe
giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2., 3., 16. ve 27. maddelerinden
bahisle, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca 1.6.2005 tarihinden
itibaren 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari
tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari
yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar
haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava
açılması gerektiği, dava dosyasının incelenmesinden, davacı şirket hakkında
4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine dayanılarak aynı Kanun’un 102.
maddesinin ( c ) bendi uyarınca idari para cezası verilmesine ilişkin
19.9.2005 gün ve 24937 sayılı işleme karşı Ankara 11. Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 2005/757 Müt. sayılı dosyasında
açılan davanın, anılan Mahkemenin 6.12.2005 tarihli kararı ile, idari
yargının görevine girdiği gerekçesiyle görev yönünden reddedildiği ve bu
kararın 21.12.2005 günü tebliği üzerine söz konusu para cezasının iptali
istemiyle Mahkemelerine gönderilmek üzere 21.12.2005 tarihinde Konya İdare
Mahkemesi’nde kayda geçen dilekçe ile bakılan davanın açıldığı, 30.12.2005
günlü ara kararına cevaben Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nce gönderilen
16.2.2006 günlü yazıdan, söz konusu görevsizlik kararının 29.12.2005
tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin
Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinden söz ederek, davacı
şirkete 4857 sayılı Kanun’a aykırı davrandığından bahisle idari para cezası
verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 21.12.2005 tarihinde açılan bu
davanın görüm ve çözümünde, 5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca sulh ceza
mahkemesinin görevli olduğu sonucuna varıldığından, 2247 sayılı Kanun’un
19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…"açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesi Tek Hakimince
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari
yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
41, 102 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 41.
maddesinde, fazla çalışma ücreti düzenlenmiş; 102. maddesinde, bu Kanunun
41 inci maddesinde belirtilen fazla çalışmalara ilişkin ücreti ödemeyen,
işçiye hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında kullandırmayan, fazla
saatlerde yapılacak çalışmalar için işçinin onayını almayan işveren veya
işveren vekiline, bu durumda olan her işçi için yüz milyon lira para cezası
verileceği kurala bağlanmış; aynı Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara
karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek
nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın
53. maddesi gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre
tanımak amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel ilkelerine
göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 4.10.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare
Mahkemesi Tek Hakiminin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 11. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 6.12.2005 gün ve E:2005/757 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/139
KARAR
NO: 2006/149
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Ata Mob. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.
Vekili: Av. T.D.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92. maddesine aykırı olarak
kayıt ve belge ibraz edilmediğinden bahisle davalı idarenin 20.7.2005 gün
ve 18875 sayılı işlemi ile aynı Kanunun 107. maddesi uyarınca davacı şirket
adına idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket, söz konusu para
cezasına karşı 9.8.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 4. SULH CEZA MAHKEMESİ ; 14.9.2005 gün ve Müt. Karar No: 2005/882 sayı ile, 4857 sayılı İş
Kanunu’nun 108/2 maddesinde açıkça bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç 7 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceğinin belirtildiği, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nda yazılı
kabahat olarak vasıflandırılan eylemlere idarenin verdiği cezalara karşı
sulh ceza mahkemesine itiraz yolunun açık bulunduğu, bu haliyle itiraza
yetkili merciin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı şirket, bu kez, idari
para cezası kesilmesine ilişkin işlemin iptali ve ödenmiş para cezalarının
yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle 15.11.2005 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ ;
7.2.2006 gün ve E:2005/2237; K: 2006/144 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 3., 16., 27., geçici 2 ve 3. maddelerinden bahisle,
dosyanın incelenmesinden, davalı idarece, 25.6.2005 tarih ve 24 sayılı
yazıyla, hizmet akdi feshedilen Derya Aydın ve Tekin Yıldız adlı
çalışanların şikayetlerini araştırmak üzere defter ve belgelerin ibraz
edilmesi için yapılan çağrıya uyulmadığından bahisle davacı şirket hakkında
idari para cezası kesilmesi sonrasında, itirazen
Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’ne açılan davada 14.9.2005 tarih ve 2005/882 Müt. sayılı karar ile, uyuşmazlığın idari yargının
görev alanına girdiğinden bahisle görev ret kararı verildiği, kararın 19.10.2005
tarihinde kesinleşmesi üzerine anılan idari para cezasının iptali istemiyle
Mahkemelerinde bu davanın açıldığının anlaşıldığı, olayda, kayıt ve belge
ibraz etmeme fiilinin kabahat tanımı içinde yer aldığı, anılan Kanunun 3.
maddesinde, bu kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler
hakkında da uygulanacağı, Kanun’un genel hükümleri kısmında yer alan 27.
maddesinde, idari para cezasına karşı sulh ceza mahkemesine
başvurulacağının açıkça belirtildiği, bu hükümler dikkate alındığında dava
konusu uyuşmazlığın çözümünün, adli yargının görev alanına girdiği,
nitekim, benzer bir uyuşmazlık hakkında Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 21.11.2005
gün ve E:2005/77; K:2005/103 sayılı kararının da aynı doğrultuda olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla
yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren Mahkemece, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
92, 107 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 92.
maddesinin ikinci fıkrasında, teftiş ve denetleme sırasında işverenler,
işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişilerin izleme, denetleme ve
teftişle görevli iş müfettişleri tarafından çağrıldıkları zaman gelmek,
ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve
vermek ve birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmak için kendilerine her
çeşit kolaylığı göstermek ve bu yoldaki emir ve isteklerini
geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlü oldukları ifade edilmiş, 107.
maddesinde, bu Kanunun; 92 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren veya işveren
vekiline beş milyar lira para cezası verileceği kurala bağlanmış; aynı
Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en
geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden
yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca
hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla,
belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında
da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya
kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş;
11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1.
maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan
vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır." denilmek
suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatler
Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesi
gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre tanımak
amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı
ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin
ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal kararının ortaya
çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle
görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş; aynı maddenin son
fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen
yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 9.8.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 14.9.2005 gün ve Müt.K:2005/882 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/140
KARAR
NO: 2006/150
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: C.G.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. maddesine aykırı olarak
işyeri 1.4.2005 tarihinde işe başlamasına rağmen 1 ay içerisinde bölge
müdürlüğüne bildirilmediğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine
dayanılarak 98. maddesine göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Kocaeli
Bölge Müdürlüğü’nün 25.7.2005 gün ve 6236 sayılı işlemi ile davacı adına
idari para cezası kesilmiştir.
Davacı, söz konusu para
cezasına karşı 12.8.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
DÜZCE 1. SULH CEZA MAHKEMESİ ;
17.8.2005 gün ve 2005/606 D.İş sayı ile, itiraz edenin itiraz dilekçesinde,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Kocaeli Bölge Müdürlüğü’nce sigortasız
işçi çalıştırmaktan dolayı verilen idari para cezasının kanuna aykırı
olduğunun ileri sürüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca
kaldırılmasının talep edildiği, Kabahatler Kanunu’nda sayılan eylemlerden
dolayı Mahkemelerine itiraz edilebileceği, Anayasa Mahkemesi’nin ilgili
maddeyi iptali üzerine, idarenin eylem ve işlemlerine karşı idare
mahkemesine itiraz edilmesinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Söz konusu kararda, itiraz
edenin talebi halinde dosyanın yetkili idare mahkemesine gönderileceği
belirtildiğinden, davacı 21.9.2005 günlü dilekçesi ile Düzce 1. Sulh Ceza
Mahkemesi’nden dosyanın idare mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir.
Bunun üzerine anılan Sulh Ceza
Mahkemesi tarafından dosya Sakarya İdare Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
Sakarya 1. İdare Mahkemesi Tek Hakimi, davayı yetki yönünden reddederek dava
dosyasının yetkili Kocaeli İdare Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiştir.
KOCAELİ İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 16.3.2006 gün ve E:2006/1080 sayı ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
108. maddesi ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 3., 16., 27., geçici
2. ve 3. maddelerinden ve ek 1. maddesinden söz ederek, Vergi Usul
Kanunu’nda vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümlerin dışındaki diğer
kanunlarda öngörülen tüm idari para cezaları hakkında bu Kanunun genel
hükümleri kısmında yer alan başvuru yolunun ve 27. maddesinin uygulanacağı,
dava dosyasının incelenmesinden, davalı idarece yapılan inceleme sonucunda
işyeri açılış bildirgesini süresi içinde vermediği belirlenen davacıya,
4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. ve 108. maddeleri uyarınca para cezası verilmesine
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Kocaeli Bölge Müdürlüğü’nün
25.7.2005 gün ve 6236 sayılı işleminin tesis edildiği, söz konusu para
cezasının kaldırılması istemiyle yapılan itiraz üzerine Düzce 1. Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 17.8.2005 gün ve 2005/606 D.İş sayılı kararıyla idare
mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği ve bu
kararın kesinleşmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, 4857
sayılı Yasa hükümlerine aykırı hareket edilmesinin kabahat olduğu,
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, ayrık olarak sadece Ek 1.
maddeyle Vergi Usul Kanunu’nda yer alan vergi mahkemelerinin görevlerine
ilişkin hükümlerin saklı tutulduğu, aynı Kanunun genel hükümler kısmında
yer alan 27. maddesinde, idari para cezasına karşı sulh ceza mahkemesine
başvurulacağının açıkça belirtildiği ve bu Yasanın 4857 sayılı Yasa’dan
sonraki tarihte yürürlüğe girdiği dikkate alındığında dava konusu uyuşmazlığın
çözümünün sulh ceza mahkemesinin görevinde olduğu, idari yargının görev
alanına girmediği sonucuna varıldığı, bu nedenle, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine, bu konuda anılan Mahkemece karar verilinceye kadar
yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler:
M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olayda, adli yargı yerince
yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilerek dava dosyası görevli
olduğundan bahisle davacının istemi üzerine idari yargı yerine gönderilmiş
ve bu yargı yerince, kendisine gelen adli yargı yerine ait dava dosyası
üzerinde inceleme yapılarak 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına karar verilmiş olup, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen şekilde
usulüne uygun olarak idari yargı yerine açılmış bir dava bulunduğundan söz
etmek olanaksızdır.
Durum böyle olmakla birlikte,
kamu düzenine ilişkin bulunan usul eksikliğinin tespiti ve düzeltilebilmesi
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında kaldığından, Uyuşmazlık
Mahkemesi’nin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının varlığı kabul
edilerek çözüme kavuşturulması, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına
uygun düşecektir.
Bu nedenle, İdare Mahkemesi Tek
Hakimince 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre yapılan başvurunun
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
3, 98 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 3.
maddesinde, bu Kanunun kapsamına giren nitelikte bir işyerini kuran, her ne
suretle olursa olsun devralan, çalışma konusunu kısmen veya tamamen
değiştiren veya herhangi bir sebeple faaliyetine son veren ve işyerini
kapatan işverenin, işyerinin unvan ve adresini, çalıştırılan işçi sayısını,
çalışma konusunu, işin başlama veya bitme gününü, kendi adını ve soyadını
yahut unvanını, adresini, varsa işveren vekili veya vekillerinin adı,
soyadı ve adreslerini bir ay içinde bölge müdürlüğüne bildirmek zorunda
olduğu belirtilmiş; 98. maddesinde, bu Kanunun 3 üncü maddesindeki işyeri
bildirme yükümlülüğüne aykırı davranan işveren veya işveren vekiline
çalıştırılan her işçi için elli milyon lira para cezası verileceği kurala
bağlanmış; aynı Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden
yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca
hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla,
belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında
da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya
kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş;
11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1.
maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan
vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır." denilmek
suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatler
Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz
hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni
yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak
davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce verilmiş
olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası
açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesi
gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre tanımak
amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı
ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe girişinin
ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal kararının ortaya
çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle
görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş; aynı maddenin son
fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen
yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,
gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal hükmünün,
karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna göre, Anayasa
Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği 22.1.2007 gününde
yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle görev kuralı
yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen altı aylık
süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde 22.1.2007
tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel ilkelerine göre
saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen
altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması
halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren görevli olacağı tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 12.8.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare
Mahkemesi Tek Hakiminin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ
YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kocaeli İdare Mahkemesi Tek Hakiminin
BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Düzce 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 17.8.2005
gün ve 2005/606 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/141
KARAR
NO: 2006/151
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Yavuz Gıda İhtiyaç Maddeleri Su Ürünleri Tur. İnş. Paz. İth. İhr. San. ve Tic. A.Ş.
Vekilleri: Av. N.B.- Av. S.B.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge
Müdürlüğü tarafından 28.12.2005 gün ve 22273 sayılı işlemle, 4857 sayılı İş
Kanunu’nun 92. maddesi uyarınca istenilen kayıt ve belgeleri müfettişe
ibraz etmemekten dolayı aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 107.
maddesine göre davacı şirket adına idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket vekili, söz
konusu idari para cezasına karşı 18.1.2006 tarihinde adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ
; 18.1.2006 gün ve Müteferrik E:2006/14; Müteferrik K:2006/14 sayı ile,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğü’nün, 4857
sayılı İş Kanunu’nun 98. maddeden 107. maddeye kadar olan düzenleme
çerçevesinde idari para cezasını 108. madde gereğince uyguladığı ve bu
maddede idari para cezasını kimlerin vereceği ve buna karşı itiraza ilişkin
düzenleme mevcut olup, kanuni süresi içinde idare mahkemelerinin görevli
gösterildiği, İş Kanunu’ndan sonra yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 27,28,29. maddelerinin, idari para cezalarına tebliğinden
itibaren 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine ve bu mahkemenin itiraz
üzerine verdiği karara 7 gün içinde ağır ceza mahkemesine itiraz yolunu
düzenlediği, genel yetki ve görev kurallarının açık hüküm getirmedikçe özel
yetki ve görevi kaldırmayacağı, dava konusu olan idari para cezası hakkında
İş Kanunu’nun 108. maddesinin itiraz mercii olarak idare mahkemesini
görevli kıldığı ve bu Kanunda başka bir değişikliğin de söz konusu
olmadığı, Kabahatler Yasası’nın yeni düzenlemelerle kabahate çevrilen hafif
hapis ve hafif para cezalarını kapsadığı, daha önceden idari para cezası
olarak öngörülen İş Kanunu gibi düzenlemeleri kapsamadığı, bu nedenle, 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun 28. maddesi gereğince Mahkemelerinin görevsiz
olduğu, idari yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek
kararlardan olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,
karara yapılan itirazın reddi üzerine kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili, bu kez,
idari para cezası kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 13.2.2006
tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 1. İDARE MAHKEMESİ ;
23.2.2006 gün ve E: 2006/369; K:2006/223 sayı ile; uyuşmazlık hakkında
görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, Kabahatler Kanunu’nun
2., 3., 16., 27., geçici 2., geçici 3. maddeleri ile Kanunun gerekçesinden
ve TBMM Adalet Komisyonu Raporundan söz ederek, Kabahatler Kanunu’nun
yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı
açılan davaların, Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım
olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri
gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev
alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;
bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
92, 107 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 92.
maddesinin ikinci fıkrasında, teftiş ve denetleme sırasında işverenler,
işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişilerin izleme, denetleme ve
teftişle görevli iş müfettişleri tarafından çağrıldıkları zaman gelmek,
ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve
vermek ve birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmak için kendilerine her
çeşit kolaylığı göstermek ve bu yoldaki emir ve isteklerini
geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlü oldukları ifade edilmiş, 107.
maddesinde, bu Kanunun; 92 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren veya işveren
vekiline beş milyar lira para cezası verileceği kurala bağlanmış; aynı
Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en
geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre, Kabahatler
Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın
amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen
alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat
tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19.
maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesi
gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre tanımak
amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı
ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 18.1.2006
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Antalya 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 18.1.2006 gün ve
Müteferrik E:2006/14, Müteferrik K:2006/14 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/142
KARAR
NO: 2006/152
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: T.Halk Bankası A.Ş.
Vekili: Av.A.Y.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Samsun Bölge
Müdürlüğü )
O L A Y: Müfettiş raporu ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30.
maddesinde belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmediği (çalıştırılması
gereken 1 özürlü işçi kontenjanı açığı bulunduğu) nedeniyle anılan Yasa’nın
108. maddesine dayanılarak 101. maddesine göre 19.174,77 YTL idari para
cezası kesilmiş; davacı şirket vekili, 12.9.2005 tarih, 11692 sayılı
işlemle bildirilen para cezasına karşı, 27.9.2005 gününde sulh ceza
mahkemesinde itirazda bulunmuştur.
ORDU 1. SULH CEZA MAHKEMESİ;
10.11.2005 gün ve E:2005/122, K:2005/118 D.İş. sayı ile, 4857 sayılı İş
Kanununun 108/2. maddesi uyarınca bu cezalara karşı yetkili idare
mahkemesine itiraz edilmesinin gerektiği gerekçesiyle kesin olarak
görevsizlik kararı vermiş; bu karara yapılan itiraz, Ordu Ağır Ceza
Mahkemesi’nin 6.12.2005 gün ve E/K:2005/753 sayılı kararıyla kesin olarak
reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, aynı istekle,
21.12.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
SAMSUN İDARE MAHKEMESİ; 1.3.2006
gün ve E:2006/623, K.2005/349 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahat deyiminden,
kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı, 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde;
kabahatler karşılığında uygulanacak olan yaptırımların, idari para cezası
ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin, mülkiyetin kamuya
geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu, 19.
maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir
süre için bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin
kapatılması, ruhsat veya ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava
nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik
yapılıncaya kadar saklı olduğu, 27. maddesinde; idari yaptırım kararı ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği,
belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca, 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326
sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari
yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı Sulh Ceza
Mahkemeleri nezdinde dava açılmasının
gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça
belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
30, 101 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 30.maddesinde,
işverenin; işyerinin kapasitesine göre belirlenecek oranlarda özürlü ve
eski hükümlü ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun ek 1 inci
maddesinin (B) fıkrası uyarınca istihdamı zorunlu olan terör mağduru işçiyi
meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlü
olduğu; 101. maddesinde, bu Kanunun 30 uncu maddesindeki hükümlere aykırı
hareket eden işveren veya işveren vekiline para cezası verileceği kurala
bağlanmış; aynı Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde, "kabahat"
deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü
haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında
uygulanacak olan idari yaptırımların "idari para cezası" ve
"idari tedbirler"den ibaret bulunduğu;
"idari tedbirler"in de mülkiyetin
kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu
belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. " denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre, Kabahatler
Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın
amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen
alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat
tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19.
maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı
bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa Mahkemesinin
kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında,
" Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükte bulunduğundan, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 27.9.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza
mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ordu 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 10.11.2005 gün ve E:2005/122,
K:2005/118 D.İş. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/143
KARAR
NO: 2006/153
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: T.Halk Bankası A.Ş.
Vekili: Av.A.Y.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Samsun Bölge
Müdürlüğü )
O L A Y: Müfettiş raporu ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 30.
maddesinde belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmediği (çalıştırılması
gereken 1 eski hükümlü işçi kontenjanı açığı bulunduğu) nedeniyle anılan
Yasa’nın 108. maddesine dayanılarak 101. maddesine göre 12.212,64 YTL idari
para cezası kesilmiş; davacı şirket vekili, 12.9.2005 tarih, 11698 sayılı
işlemle bildirilen para cezasına karşı, 27.9.2005 gününde sulh ceza
mahkemesinde itirazda bulunmuştur.
ORDU 1. SULH CEZA MAHKEMESİ;
10.11.2005 gün ve E:2005/121, K:2005/117 D.İş.sayı ile, 4857 sayılı İş
Kanununun 108/2. maddesi uyarınca bu cezalara karşı yetkili idare
mahkemesine itiraz edilmesinin gerektiği gerekçesiyle kesin olarak
görevsizlik kararı vermiş; bu karara yapılan itiraz, Ordu Ağır Ceza
Mahkemesi’nin kararıyla kesin olarak reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
Davacı vekili, aynı istekle,
21.12.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
SAMSUN İDARE MAHKEMESİ;
1.3.2006 gün ve E:2006/624, K.2005/350 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahat
deyiminden, kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü
haksızlığın anlaşılacağı, 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin
diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde;
kabahatler karşılığında uygulanacak olan yaptırımların, idari para cezası
ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin, mülkiyetin kamuya
geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu, 19.
maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir
süre için bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin
kapatılması, ruhsat veya ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava
nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik
yapılıncaya kadar saklı olduğu, 27. maddesinde; idari yaptırım kararı ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği,
belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca, 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326
sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari
yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı Sulh Ceza
Mahkemeleri nezdinde dava açılmasının
gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça
belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
30, 101 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş;
30.maddesinde, işverenin; işyerinin kapasitesine göre belirlenecek
oranlarda özürlü ve eski hükümlü ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun
ek 1 inci maddesinin (B) fıkrası uyarınca istihdamı zorunlu olan terör
mağduru işçiyi meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde
çalıştırmakla yükümlü olduğu; 101. maddesinde, bu Kanunun 30 uncu
maddesindeki hükümlere aykırı hareket eden işveren veya işveren vekiline
para cezası verileceği kurala bağlanmış; aynı Kanun’un 108. maddesinde, bu
cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili
idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması,
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. " denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükte bulunduğundan, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 27.9.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza
mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ordu 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 10.11.2005 gün ve
E:2005/121 K:2005/117 D.İş. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
02.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/157
KARAR
NO: 2006/154
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 506 Sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca kesilen idari para cezasına ilişkin işlemin iptali
istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Salı Pazarı Per. Mağ. Ltd. Şti.
Vekili: Av.T. Ç.
Davalı: Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Balıkesir Sigorta
İl Müdürlüğü
O L A Y: 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 9. ve 79.
maddelerinde öngörülen; sigortalı işe giriş bildirgesini ve aylık prim ve
hizmet belgelerini kuruma vermediği, gerekçesiyle davacı şirkete, aynı
Yasanın 140. maddesi uyarınca 7.952.400.000.-TL idari para cezası kesilmiş,
yapılan itirazın Ünite İtiraz Komisyonu’nun 11.7.2005 günlü, 134 no.lu kararıyla, 5.773,95YTL kısmının reddedilmesi
üzerine, söz konusu para cezasının iptali istemiyle, davacı şirket vekili
tarafından idari yargı yerinde dava açılmıştır.
BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ ;
21.9.2005 gün, E:2005/1213, K:2005/954 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden kanunun
karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların
idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin
ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri
arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde sulh
ceza mahkemesine başvurabileceği öngörülmüş olup Kanun’un geçici 2.
maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare
mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3. maddesinde de, daha önce verilmiş
idari para cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış
olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza
mahkemesine başvuruda bulunulabileceği belirtildiğine göre; 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari
para cezalarına bakma görevinin idare mahkemelerinin görev alanından
çıkarıldığı, bu durumda verilen idari para cezasına ilişkin davada 5326
sayılı Yasa uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili aynı istekle,
10.11.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BALIKESİR 2. SULH CEZA
MAHKEMESİ; 19.12.2005 gün ve E:2005/54, K:2005/51 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Yasasının Meclis Adalet Komisyonu Raporundaki tasarı genel
gerekçesi ve Anayasa Mahkemesinin 506 sayılı Yasanın 140/4. maddesinin
iptali hakkındaki 8.10.2002 gün ve 2001/225 esas 2002/88 karar sayılı
kararı birlikte değerlendirildiğinde genel olarak 5326 sayılı Yasada, yasa
koyucunun amacının kazuistik yöntemlerle
düzenlenmiş olan idari nitelikteki ceza yaptırımlarını ve kabahat
fiillerini sistematikleştirmek ve tanımlamak olduğu, Yasanın 3. maddesinin
de aynı amaçla konulduğunun anlaşıldığı; aksi takdirde, çok sayıda özel
yasada idari nitelikte ceza yaptırımlarına tabi tutulan eylemlerle ilgili itiraz
başvurularını bir adli yargı mahkemesi olan Sulh Ceza Mahkemesinin
çözümlemesi gerekir ki bunun da Kabahatler Yasasının amacına uygun
olmadığı; idari yargının görev alanını daraltacağı ve kuvvetler ayrılığı
ilkesini ihlal edeceğinin açık olduğu; yine itiraza konu olan idari para
cezası Balıkesir Sigorta İl Müdürlüğü tarafından adli görevle ilgili
olmaksızın, tamamen idari görevi nedeniyle kamu gücü kullanılarak ve kamu
hukuku alanına giren bir eylemden dolayı tutanağa bağlanmış bir ceza olup,
yapılan işlemin tamamen idari nitelikte olduğu; özel nitelikte olan 506
sayılı Yasanın 140/5. maddesinin idari nitelikteki cezanın itiraz merciinin
İdare Mahkemesi olduğunu açıkça hükme bağladığı; bu nedenlerle başvurunun
çözüm yerinin İdari Yargı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle başvurunun
görev yönünden reddine, İdare Mahkemesince verilen karar kesinleştiğinden
görev uyuşmazlığının halli için karar kesinleştiğinde dosyanın Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderilmek üzere Bursa 2.İdare Mahkemesine gönderilmesine karar
vermiş; dosyanın bu şekilde idare mahkemesine gönderilip idare mahkemesince
iade edilmesi üzerine dosya Mahkememize gönderilmiş, ayrıca bu karar,
temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanununbütünüyleincelenipdeğerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza
uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi
davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça belirtilmiştir.Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince
adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir
görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı
inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar
bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili
makamlarca ileri sürülebilir." hükmüne göre, idare mahkemesinin
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik
kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev
uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesindeki " Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin
kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince,
öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, hernekadar
2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı göz önüne alınarak, Balıkesir 2. Sulh Ceza
Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247
sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık
Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme
kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin
kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 506 sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
17.7.1964 tarih ve 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile
değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde
öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre
belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bent’ler halinde kurala
bağlanmıştır. Aynı maddenin olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan
dördüncü fıkrasında, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine
tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine
başvurabilecekleri öngörülmüştür.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar
ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,
27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması
halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra, 506 sayılı Yasa’nın
140. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı
Yasa’nın 5. maddesinde; "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle
tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine
itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde
başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kararı kesinleşir.
Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan
ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 2.000 Yeni Türk Lirası
dahil idarî para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine
verilen kararlar kesindir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve
tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi
hükmüne göre tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı
yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin
ödeme, idarî para cezasına karşı kanun yoluna başvurma hakkını
etkilemez." denilmiştir.
15.2.2006 tarihinde yürürlüğe
giren bu düzenlemeye göre, kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabileceklerdir.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz
hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni
yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak
davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde,
mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz
mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz
mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik
kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya
bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, dava
konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni
düzenleme 15.2.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza
mahkemesinin başvurusunun 19. madde kapsamında incelenerek reddi ile ayrıca
verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ
YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Balıkesir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile
aynı Mahkemece ayrıca verilen 19.12.2005 gün ve E:2005/54, K:2005/51 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/158
KARAR
NO: 2006/155
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 506 Sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen
ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Piripak Endüstriyel Temizlik
Org. Paz. San. Tic. A.Ş.
Vekili: Av. M.B.B.
Davalı: Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
O L A Y: Bursa Sigorta İl Müdürlüğü’nce davacı şirket adına idari
para cezası kesilmiş; bu borcun ödenmemesi üzerine idari para cezası ile
birlikte hesaplanan gecikme zammının tahsili amacıyla 506 sayılı Yasanın
80. maddesi uyarınca ödeme emri düzenlenmiştir.
Davacı şirket vekili, müvekkilinin
böyle bir borcunun olmadığı ve bunun ortadan kaldırılması istemiyle
9.5.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BURSA 3.İŞ MAHKEMESİ;
30.12.2005 gün ve E:2005/658; K:2005/1583 sayı ile, dava konusu edilen
borcun idari para cezasına ilişkin olduğu ve idari para cezalarına karşı
506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi gereğince idare mahkemelerinde dava
açılabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili, ödeme
emrinin iptali istemiyle bu kez, 8.2.2006 gününde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 3.3.2006 gün ve E:2006/439 sayı ile, bu davanın, Bursa 3. İş
Mahkemesi’nin idare mahkemesinin görevli olduğu yolundaki görevsizlik
kararı üzerine mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesinden söz ederek, davaya konu ödeme emri
işleminin 506 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca tesis edildiği ve bu
yasa kuralı ile uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde iş mahkemeleri görevli
kılındığından, mahkemelerinin görevsiz olduğu gerekçesiyle; görevli yargı
yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin
davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare
Mahkemesi Tek Hakimi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen yönteme
uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi
bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı şirket adına, 506
sayılı Kanun uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla
düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu'nun para cezalarına ilişkin 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer
alan "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler." yolundaki üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin
8.10.2002 gün ve E:2001/225; K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu
kararın yayımlandığı 26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir
yıllık süre içinde Yasama Organı’nca çıkarılan 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı
Yasa'nın 51. maddesi ile, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesi yeniden
düzenlenmiş olup, dördüncü fıkrasında "İdari para cezaları ilgiliye
tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde
Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca
itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren
altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması
cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları,
bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile
birlikte tahsil edilir" denilmiştir.
Ödeme emrinin düzenlendiği
tarihte yürürlükte olan anılan Yasa'nın 80. maddesinin 29.7.2003 gün ve
4958 sayılı Yasa ile değişik beşinci fıkrasında, Kurumun süresi içinde
ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer
maddelerinin uygulanacağı öngörülmüş ve ödenmeyen Kurum alacaklarına uygulanacak
gecikme zammı gösterilmiş; yedinci fıkrasında ise, "Kurum
alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun
uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta
Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir." hükmüne yer
verilmiştir.
Öte yandan; 506 Sayılı Kanun’un
140.maddesinin dördüncü fıkrası 15.2.2006 tarih, 5454 sayılı Kanun’un
5.maddesiyle değiştirilmiş; idari para cezalarına karşı idare mahkemesine
başvurulacağı hükmü kaldırılarak yerine, onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği hükmü
getirilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, idari
para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ
tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma
ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz
edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare
mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare
mahkemelerinin görevli oldukları(15.2.2006 tarihinden itibaren onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvuru ile
anılan mahkemeler görevli kılınmıştır); kurum alacaklarının tahsilinde ise
6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine
karşı açılacak davalara bakma görevinin 80. maddenin yedinci fıkrasında
açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine
ait olduğu kuşkusuzdur.
Olayda, Bursa Sigorta
Müdürlüğü’nce verilen idari para cezasının ödenmemesi nedeniyle Kurum alacağına
dönüşmesi üzerine, gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için
düzenlenen ödeme emrine karşı dava açıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, idari para
cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine
karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesi
uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare
Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan başvurunun kabulü ile İş Mahkemesi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Bursa 2. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Bursa 3. İş Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün ve E:2005/658, K:2005/1583
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde, OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/159
KARAR
NO: 2006/156
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 506 Sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen
ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE
çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Piripak Endüstriyel Temizlik
Org. Paz. San. Tic. A.Ş.
Vekili: Av. M.B.B.
Davalı: Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
O L A Y: Bursa Sigorta İl Müdürlüğü’nce davacı şirket adına idari
para cezası kesilmiş; bu borcun ödenmemesi üzerine idari para cezası ile
birlikte hesaplanan gecikme zammının tahsili amacıyla 506 sayılı Yasanın
80. maddesi uyarınca ödeme emri düzenlenmiştir.
Davacı şirket vekili,
müvekkilinin böyle bir borcunun olmadığı ve bunun ortadan kaldırılması
istemiyle 9.5.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BURSA 3. İŞ MAHKEMESİ;
30.12.2005 gün ve E:2005/657, K:2005/1582 sayı ile, dava konusu edilen
borcun idari para cezasına ilişkin olduğu ve idari para cezalarına karşı
506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi gereğince idare mahkemelerinde dava
açılabileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili, ödeme
emrinin iptali istemiyle bu kez, 8.2.2006 gününde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
BURSA 2. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 3.3.2006 gün ve E:2006/440 sayı ile, bu davanın, Bursa 3. İş
Mahkemesi’nin idare mahkemesinin görevli olduğu yolundaki görevsizlik
kararı üzerine mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesinden söz ederek, davaya konu ödeme emri
işleminin 506 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca tesis edildiği ve bu
yasa kuralı ile uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde iş mahkemeleri görevli
kılındığından, mahkemelerinin görevsiz olduğu gerekçesiyle; görevli yargı
yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin
davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare
Mahkemesi Tek Hakimi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen yönteme
uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi
bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı şirket adına, 506
sayılı Kanun uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla
düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu'nun para cezalarına ilişkin 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer
alan "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler." yolundaki üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin
8.10.2002 gün ve E:2001/225; K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu
kararın yayımlandığı 26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir
yıllık süre içinde Yasama Organı’nca çıkarılan 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı
Yasa'nın 51. maddesi ile, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesi yeniden
düzenlenmiş olup, dördüncü fıkrasında " İdari para cezaları ilgiliye
tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde
Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca
itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren
altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması
cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları,
bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile
birlikte tahsil edilir" denilmiştir.
Ödeme emrinin düzenlendiği
tarihte yürürlükte olan anılan Yasa'nın 80. maddesinin 29.7.2003 gün ve
4958 sayılı Yasa ile değişik beşinci fıkrasında, Kurumun süresi içinde
ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer
maddelerinin uygulanacağı öngörülmüş ve ödenmeyen Kurum alacaklarına
uygulanacak gecikme zammı gösterilmiş; yedinci fıkrasında ise, "Kurum
alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun
uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta
Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir." hükmüne yer
verilmiştir.
Öte yandan; 506 Sayılı Kanun’un
140.maddesinin dördüncü fıkrası 15.2.2006 tarih, 5454 sayılı Kanun’un 5.
maddesiyle değiştirilmiş; idari para cezalarına karşı idare mahkemesine
başvurulacağı hükmü kaldırılarak yerine, onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği hükmü
getirilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, idari
para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ
tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma
ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz
edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare
mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare
mahkemelerinin görevli oldukları(15.2.2006 tarihinden itibaren onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvuru ile
anılan mahkemeler görevli kılınmıştır); kurum alacaklarının tahsilinde ise
6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine
karşı açılacak davalara bakma görevinin 80. maddenin yedinci fıkrasında
açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine
ait olduğu kuşkusuzdur.
Olayda, Bursa Sigorta Müdürlüğü’nce
verilen idari para cezasının ödenmemesi nedeniyle Kurum alacağına dönüşmesi
üzerine, gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için düzenlenen ödeme
emrine karşı dava açıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, idari para
cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine
karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesi
uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare
Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan başvurunun kabulü ile İş Mahkemesi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Bursa 2. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Bursa 3. İş Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün ve E:2005/657, K:2005/1582
sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde, OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/161
KARAR
NO: 2006/157
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: BY Tur. Sey. Yat. San. Tic.
Ltd. Şti.
Vekili: Av. C.Z.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Antalya Bölge
Müdürlüğü )
O L A Y: Müfettiş raporu ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92.
maddesinde belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmediği (işyeri ile ilgili
kayıt ve belgeleri müfettişe ibraz etmemek) nedeniyle anılan Yasa’nın 108. maddesine
dayanılarak 107/a maddesine göre 7.144,00 YTL idari para cezası verilmiş;
davacı şirket vekili, 13.10.2005 tarih, 17162 sayılı işlemle bildirilen
para cezasının iptali istemiyle 1.11.2005 gününde, adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
ANTALYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ;
8.12.2005 gün ve E:2005/1597, K:2005/2715 sayı ile, 5326 sayılı Yasa ile
ilişkide olduğu yasalar arasındaki hukuki durumlar irdelendikten sonra,
Kabahatler Kanununun öncelikle idare hukuku alanındaki bir düzenleme
olmayıp tamamen ceza hukuku alanında yapılan reform hareketleri
çerçevesinde çıkarılmış bir yasa olduğu, Yasaya bu mantıkla yaklaşılması
gerektiği, Mahkemelerine göre yasanın amacının Ceza Hukuku alanı ile ilgili
dağınıklığı düzenlemek olduğu, yoksa Anayasa Mahkemesinin İdari Para
Cezaları ile ilgili son zamanlarda verdiği yargı yolu Uyuşmazlığına ilişkin
kararların ve 1 Haziran 2005 tarihinden sonra yukarıda birkaç örneği
verilen ve ısrarla İdari Yargının görevlendirildiği Yasalara rağmen,
yıllardır süre gelen idari işlemlerden kaynaklı tüm para cezalarına itiraz
mercii olarak bir ceza mahkemesi olan Sulh Ceza mahkemelerinin görevli
kılınamayacağı, aksi durumda, Kabahatler Kanunu’nun 2-3 maddesini bu denli
ve İdari Yargı alanını da kapsayacak biçimde, geniş yorumlama yoluna
gidilmesi halinde, 1 Haziran’dan sonra yani Kabahatler Kanunundan sonra
yasalaşıp yürürlüğe giren 5403 sayılı yasanın 22. maddesindeki açık
düzenlemeye rağmen, Adli Yargının görevli denilebileceği, ya da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulunun
500.000 YTL tutarının altındaki cezalarına da itiraz mercii olarak Sulh
Ceza Mahkemelerinin öngörülmesinin olasılık dahilinde bulunduğu, her şeyden
önemlisi, bir İdari Para Cezasının genellikle İdarenin yaptığı bir işlem ya da bazen aldığı bir karardan kaynaklı olabildiği,
idarenin yaptığı işlemin Hukuka uygunluğunu denetlemenin halen İdari
Yargının görevinde bulunduğu, ancak bu işlemden sonra ve bu işleme dayalı
olarak verilen bir İdari Para Cezası olduğu takdirde, bunun yargısal
denetiminin Adli Yargı’da olacağı, bu durumun ise, ciddi bir kaosa yol
açacağı, zira Adli Yargı’da İdari Para Cezasının itirazına yönelik yapılan
inceleme sırasında, cezaya dayanak olan işlemin Hukuka uygunluğunu
denetlemenin de çoğunlukla gerekeceği, bu durumda işlemin Hukuka uygunluğu
yönünden denetim yapmak açısından İdari Yargı’ya cezanın doğruluğu
açısından ise, Adli Yargı’ya başvurmak gereceği gibi fiilen kişilerin en
kısa sürede, Yargısal Denetimi sağlama haklarının ihlaline yol açabilecek
ve belki de AİHS. 6. Maddesi kapsamında uzun süren yargılama süreçlerine
neden olabilecek uygulamaların başlatılma olasılığı ile karşı karşıya
kalınabileceği, bu olasılığın ise çok yüksek olduğu, sonuçta; Kanun
koyucunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2 ve 3. maddesi ile
düzenlemeye çalıştığı alanın öncesinde bile İdari Yargının görevinde olan
bir hususun Adli Yargının görevi içerisine sokulamayacağı, Anayasa
Mahkememizin Anayasamız çerçevesinde, İdari Para Cezalarının yargı yolunu
düzenleyen bazı yasa hükümlerini, Kabahatler Kanunu yok iken dahi,
Anayasaya aykırı bulması, İdarenin tüm eylem ve işlemlerinin, İdari
Yargının denetimine tabi olması yönündeki Anayasal ilkenin sonucu olduğu,
Yasa koyucunun da aksi yönünde bir iradesinin bulunmadığı, bu iradesini
5326 S. Yasadan sonra yasalaşan yasalarda belirttiği, gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, aynı istekle,
19.1.2006 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ;
30.1.2006 gün ve E:2006/169, K.2006/132 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahat
deyiminden, kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü
haksızlığın anlaşılacağı, 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin
diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde;
kabahatler karşılığında uygulanacak olan yaptırımların, idari para cezası
ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin, mülkiyetin kamuya
geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu, 19.
maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir
süre için bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin
kapatılması, ruhsat veya ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava
nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik
yapılıncaya kadar saklı olduğu, 27. maddesinde; idari yaptırım kararı ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği,
belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca, 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326
sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari
yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı Sulh Ceza
Mahkemeleri nezdinde dava açılmasının
gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru
konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
mahkemece, adli yargı dosyasının Başkanlık yazısı üzerine Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
92, 107 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 92.
maddesinin ikinci fıkrasında, teftiş ve denetleme sırasında işverenler,
işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişilerin izleme, denetleme ve
teftişle görevli iş müfettişleri tarafından çağrıldıkları zaman gelmek,
ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve
vermek ve birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmak için kendilerine her
çeşit kolaylığı göstermek ve bu yoldaki emir ve isteklerini
geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlü oldukları ifade edilmiş, 107/a
maddesinde, bu Kanunun; 92 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren veya işveren
vekiline beş milyar lira para cezası verileceği kurala bağlanmış; aynı
Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en
geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara
ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden
itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce verilmiş
olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası
açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme yapılmaması
nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükte bulunduğundan, 5326 sayılı Yasa’nın
yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 1.11.2005 gününde açılan
davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza
mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 8.12.2005 gün ve E:2005/1597,
K:2005/2715 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/163
KARAR
NO: 2006/158
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 506 Sayılı Yasanın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Eska Elkt.
Müh. San. Ve Tic. Ltd. Şti.
Davalı: Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
O L A Y: 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde
öngörülen; aylık sigorta primleri bildirgelerini süresinde kuruma vermediği
gerekçesiyle davacı Şirkete aynı Yasanın 140. maddesi uyarınca 16.6.2003
tarihli, 82170 sayılı işlemle toplam 612.000.000 TL idari para cezası
kesilmiş, yapılan itirazın 27.6.2003 tarihli ve 77 sayılı işlem ile
komisyonca reddedilerek, kararın davacı şirkete gönderilmesi üzerine,
davacı şirket; söz konusu para cezasına karşı 24.7.2003 gününde adli yargı
yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 10. SULH CEZA MAHKEMESİ;
9.9.2003 gün ve E:2003/433 Müt. sayı ile, 506
sayılı Yasa’nın 140. maddesinde, idari para cezalarına karşı idare
mahkemelerine başvurulabileceği kuralının getirildiği, gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş, bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı Şirket vekili, para cezasına
ilişkin işlemin iptali istemiyle, 15.10.2003 tarihinde idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 20.3.2006 gün, E:2004/149 sayı ile; 506 Sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun 140. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu kanun uyarınca verilen
idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ
tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma
ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz
edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare
mahkemesine başvurabilecekleri" kuralına yer verildiği, söz konusu
kanun hükmünün, 15.2.2006 gün ve 26081 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve
bu tarih itibariyle yürürlüğe girmiş olan, "5454 Sayılı Emekli
Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur’dan Aylık veya Gelir Almakta
Olanlara Ek Ödeme Yapılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kur’dan
Aylık veya Gelir Almakta Olanlara Ödenen Gelir ve Aylıklarda 2006 Yılında
Yapılacak Artışlar ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun" un 5. maddesi ile değiştirilerek, "İdari para cezalarının
ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde
Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı,
Kurumca itirazı reddedilenlerin, kararın kendilerine tebliğ tarihinden
itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza
mahkemesine başvurabilecekleri, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması
halinde idari para cezası kararı kesinleşeceği" kuralının getirilmiş
bulunduğu; görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev
konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı, bu nedenle, yeni bir
yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağının,
bilinen bir genel hukuk ilkesi olduğu, buna göre, davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz
hale gelen mahkemenin görevsizlik kararı vermesinin gerekeceği, bu durumda,
5454 Sayılı Kanun değişik 140. maddesi ile 506 Sayılı Kanun uyarınca
verilen idari para cezalarına karşı Sulh Ceza Mahkemelerinde dava açılması
hususu öngörülmüş bulunduğundan, 506 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca
verilen idari para cezasına karşı Mahkemelerinde açılmış olan bu dava
bakımından, 5454 Sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 15.2.2006 tarihi
itibariyle Mahkemelerinin görevi sona erdiğinin anlaşılmasıyla, davanın
görev yönünden reddinin gerektiği, açıklanan nedenlerle görevli yargı
yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine
ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından,
bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı
başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
İdare mahkemesi tek hakimince,
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari
yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 506 sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
17.7.1964 tarih ve 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile
değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde
öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre
belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bent’ler halinde kurala
bağlanmıştır. Aynı maddenin olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan
dördüncü fıkrasında, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine
tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine
başvurabilecekleri öngörülmüştür.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri
üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen
idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,
27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması
halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra, 506 sayılı Yasa’nın
140. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı
Yasa’nın 5. maddesinde; "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle
tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine
itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde
başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kararı kesinleşir.
Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan
ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 2.000 Yeni Türk Lirası
dahil idarî para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine
verilen kararlar kesindir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve
tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi
hükmüne göre tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı yoluna
başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin
ödeme, idarî para cezasına karşı kanun yoluna başvurma hakkını
etkilemez." denilmiştir.
15.2.2006 tarihinde yürürlüğe
giren bu düzenlemeye göre, kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabileceklerdir.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz
hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni
yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak
davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde,
mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz
mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz
mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik
kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya
bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, dava
konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni
düzenleme 15.2.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, idare
mahkemesi tek hakiminin başvurusunun kabulü ile sulh ceza mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 9.İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 9.9.2003 gün ve E:2003/433 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde, OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/170
KARAR
NO: 2006/159
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 506 Sayılı Yasanın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Bingöl İl Özel İdaresi
Vekili: Av. B.A.
Davalı: Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
Vekili : Av.Y.Ç.
O L A Y: İşyerine ait yasal kayıtlar denetime sunulmadığı gibi
herhangi bir istemde de bulunulmadığının tespit edildiğinden bahisle 506
sayılı Kanun’un 140. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmesine ilişkin
Bingöl Sigorta İl Müdürlüğü’nün 27.7.2005 gün ve 6749 sayılı işleminin
iptali istemiyle davacı tarafından idari yargı yerinde dava açılmıştır.
ELAZIĞ İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 19.1.2006 gün ve E:2006/48; K:2006/16 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 27. ve 2. maddelerinden söz ederek, 506 sayılı Yasa
uyarınca verilmiş olan idari para cezasına itiraza bakma görevinin 5326
sayılı Kanun’un 27. maddesinin 1. fıkrası uyarınca sulh ceza mahkemesine ait
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, aynı istemle
adli yargı yerinde dava açmıştır.
BİNGÖL SULH CEZA MAHKEMESİ ;
17.4.2006 gün ve 2006/269 Müteferrik sayı ile, dava konusunun, Bingöl
Sigorta İl Müdürlüğü’nce, müfettiş raporlarına dayanılarak itiraz eden
kurum hakkında, iş yerine ait defter ve belgelerin süresi içerisinde ibraz
edilmemesinden dolayı verilen idari para cezasının iptali istemine ilişkin
olduğu, dolayısıyla, ortada Sigorta İl Müdürlüğü tarafından yapılmış olan
bir idari işlemin söz konusu olduğu ve idari işlemlerin hukuka uygun olup
olmadıklarının denetlenmesi görevinin münhasıran idare mahkemelerine ait
bulunduğu, bu nedenle, itiraz edenin öncelikle Elazığ İdare Mahkemesi’ne
idari işlemin iptali için dava açtığı, ancak, İdare Mahkemesince, konunun
5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu
nedenle, sulh ceza mahkemelerinin görevine girdiği yorum yoluyla
belirtilerek görevsizlik kararı verildiği, Elazığ İdare Mahkemesi kararının
usul ve yasaya uygun olmadığı, zira; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
genel bir Kanun olduğu, kapsamındaki suçların 32 ve devamı maddelerinde
açıkça belirtildiği, her ne kadar Elazığ İdare Mahkemesi’nin kendisine gerekçe
yaptığı 2. ve 3. maddelerde kabahatin tanımı ve bu kanunun genel
hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı
belirtilmiş ise de, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun özel bir kanun
olduğu, 140. maddesinde "... kararın tebliğinden itibaren 60 gün
içerisinde idare mahkemesine başvurulabilir" hükmünü içermesi
nedeniyle görev konusunda ayrıca ve açıkça bir düzenleme getirdiği, bu
durumda, Kabahatler Kanunu gibi genel bir Kanunun 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu gibi özel Kanunun göreve ilişkin özel hükmünü ilga
ettiğinden bahsetmenin ne kanuna ne de usule uygun bulunduğu, çünkü, genel
kanunlar ile özel kanunlar çatışmasında özel kanunun önceliği olduğu ve
genel kanunun özel kanunu başlı başına ortadan kaldıramayacağı, bu durumun
hukukun genel ilkesi olduğu, bu nedenle, hem ortada idari bir işlemin
mevcut oluşu hem de 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesinde
itiraz edilecek mahkeme olarak idare mahkemesinin ayrıca ve açıkça
görevlendirilmesi ve belirtilmesi nedeniyle Mahkemelerinin görevli
olmadığı, nitekim, Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin son uygulamaları ile
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 tarihinde Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini
iptal etmesi karşısında, Mahkemelerinin görevsiz olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vererek, kararın kesinleşmesini müteakip Elazığ İdare
Mahkemesi ile Mahkemeleri arasında çıkmış olan olumsuz görev uyuşmazlığının
çözülmesi için dosyanın doğrudan doğruya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderilmesine karar vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince
adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir
görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen
adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili
makamlarca ileri sürülebilir." hükmüne göre, idare mahkemesinin
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik
kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı
doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesindeki "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin
veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince,
öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247
sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Bingöl Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne
gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava
ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun
olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Dava, 506 sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
17.7.1964 tarih ve 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile
değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde
öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre
belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bentler halinde kurala
bağlanmıştır. Aynı maddenin olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan
dördüncü fıkrasında, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine
tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine
başvurabilecekleri öngörülmüştür.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri
üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen
idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,
27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması
halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra, 506 sayılı Yasa’nın
140. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı
Yasa’nın 5. maddesinde; "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle
tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine
itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde
başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kararı kesinleşir.
Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan
ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 2.000 Yeni Türk Lirası
dahil idarî para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine
verilen kararlar kesindir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve
tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi
hükmüne göre tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı
yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin
ödeme, idarî para cezasına karşı kanun yoluna başvurma hakkını
etkilemez." denilmiştir.
15.2.2006 tarihinde yürürlüğe
giren bu düzenlemeye göre, kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabileceklerdir.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz
hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni
yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak
davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde,
mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz
mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz
mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik
kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya
bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, dava
konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni
düzenleme 15.2.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca
verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Bingöl Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen
17.4.2006 gün ve E:2006/269 Müteferrik sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/175
KARAR
NO: 2006/160
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Seren Seramik San. ve Tic. A.Ş.
Vekili: Av. Y.Y.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (Eskişehir Bölge Müdürlüğü)
O L A Y: Müfettiş raporu ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 92.
maddesinde belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmediği (kayıt ve belgeleri
ibraz etmeyerek denetime engel olunduğu) nedeniyle anılan Yasa’nın 108.
maddesine dayanılarak 107/a maddesine göre 7.144,60 YTL idari para cezası
verilmiş; davacı şirket vekili, 27.10.2005 tarih, 11853 sayılı işlemle
bildirilen para cezasının iptali istemiyle 14.11.2005 gününde, adli yargı
yerinde itirazda bulunmuştur.
ESKİŞEHİR 1. SULH CEZA
MAHKEMESİ; 28.12.2005 gün ve E:2005/871Müt. sayı ile, 4857 sayılı İş
Kanununun 108. maddesine göre bu cezalara karşı yetkili idare mahkemesine
itiraz edilmesinin gerektiği, bu düzenlemenin mahkemelerini bağladığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı vekili, aynı istekle,
6.1.2006 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ESKİŞEHİR İDARE MAHKEMESİ;
20.1.2006 gün ve E:2006/51, K.2006/12 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahat
deyiminden, kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü
haksızlığın anlaşılacağı, 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin
diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde;
kabahatler karşılığında uygulanacak olan yaptırımların, idari para cezası
ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin, mülkiyetin kamuya
geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu, 19.
maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir
süre için bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin
kapatılması, ruhsat veya ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava
nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik
yapılıncaya kadar saklı olduğu, 27. maddesinde; idari yaptırım kararı ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği,
belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca, 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326
sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari
yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı Sulh Ceza
Mahkemeleri nezdinde dava açılmasının
gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler:
M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça belirtilmiştir.
Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece, adli yargı dosyasının Başkanlık yazısı üzerine
ilgili mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
92, 107 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 92.
maddesinin ikinci fıkrasında, teftiş ve denetleme sırasında işverenler,
işçiler ve bu işle ilgili görülen başka kişilerin izleme, denetleme ve
teftişle görevli iş müfettişleri tarafından çağrıldıkları zaman gelmek,
ifade ve bilgi vermek, gerekli olan belge ve delilleri getirip göstermek ve
vermek ve birinci fıkrada yazılı görevlerini yapmak için kendilerine her
çeşit kolaylığı göstermek ve bu yoldaki emir ve isteklerini
geciktirmeksizin yerine getirmekle yükümlü oldukları ifade edilmiş, 107/a
maddesinde, bu Kanunun; 92 nci maddesinin ikinci
fıkrasındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen işveren veya işveren
vekiline beş milyar lira para cezası verileceği kurala bağlanmış; aynı
Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en
geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler
olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası
açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın "Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, "Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükte bulunduğundan, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 14.11.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza
mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Eskişehir 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 28.12.2005 gün ve E:2005/871 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/179
KARAR
NO: 2006/161
KARAR
TR: 02.10.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27.maddesi
uyarınca REDDİ gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: H.Ç.
Davalı: Çevre ve Orman Bakanlığı
O L A Y: Kırklareli Orman İşletme Şefliği’nce Hasan Çetin ve Fatih
Küçük adına tanzim edilen 23.11.2004 gün ve 015/41 sayılı suç tutanağı
gereğince 6831 sayılı Orman Yasası’nın 16. maddesine muhalefet nedeniyle
aynı Yasanın 92. maddesine istinaden davacı adına 6.425 YTL tutarında idari
para cezası kesilmiştir.
Davacı, söz konusu para
cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
KIRKLARELİ SULH CEZA MAHKEMESİ;
14.2.2005 gün ve Müt. No:2005/67 sayı ile, her ne
kadar itiraz eden Hasan Çetin 11.2.2005 tarihli dilekçesi ile 6831 sayılı
Yasa’nın 16. maddesi delaletiyle 92. maddesi gereğince Orman İdaresi
tarafından verilen para cezasına itiraz etmiş ise de; verilen cezanın idari
mahiyette olduğu, orman alanında izinsiz ocak açmak eyleminde kullanılan
kepçenin müsaderesi hakkında Mahkemelerinin 2005/3 esas sayılı dava
dosyasında yargılamanın devam ettiği, bir başka deyişle, verilen para
cezası ile dosyanın irtibatının bulunmadığı, idari para cezasına itirazın
idare mahkemesine yapılması gerektiği ve Mahkemelerinin görev alanı dışında
kaldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.
Bu kez, davacı, idari para
cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
EDİRNE İDARE MAHKEMESİ;
26.1.2006 gün ve E:2006/163; K: 2006/63 sayı ile, 6831 sayılı Orman
Kanunu’nun değişik 83. ve 92. maddeleri ile 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinden söz
ederek, dava dosyasının incelenmesinden, davacının Kırklareli, Merkez,
Çayırlı Köyü sınırları içerisinde izinsiz olarak ocak açmak suretiyle orman
emvaline zarar verdiğinden bahisle 23.11.2004 tarihli tutanağın
düzenlendiği, bilahare bu eylem nedeniyle yukarıda anılan Yasa hükmü uyarınca
6.424 YTL idari para cezası ile cezalandırıldığı, davacı tarafından bu para
cezasına Kırklareli Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde
itirazda bulunulduğu, anılan Mahkemenin 14.2.2005 tarih ve Müt. No: 2005/67 sayılı kararı ile uyuşmazlığın idari
yargının görev alanına girdiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verildiği,
bu kez, davacı tarafından, Mahkemelerinin E:2005/1307 sayılı dosyasında
dava açıldığı, bu davada dilekçenin reddi üzerine işbu davanın açıldığının
anlaşıldığı, bakılan davada, davacının orman emvali sayılan yerlere ocak
açmak suretiyle zarar verdiği yolunda yerinde tutanak düzenlendiği, 6831
sayılı Yasa’nın 83. ve 92. maddeleri hükümleri uyarınca uyuşmazlığın adli
yargı yerlerinde çözümlenmesi gerektiğinin açık bulunduğu, bu nedenle,
davanın görev yönünden reddine, dosyanın esas kaydının kapatılmasına,
görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesi hükmü uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında; Raportör Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı
Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; adli yargı yerince
idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik
kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari
yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili
makamlarca ileri sürülebilir." hükmüne göre, adli yargı yerinin
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de görevsizlik
kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev
uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesindeki "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin
veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, idari yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, idari yargı yerince,
öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247
sayılı Yasa’da öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Edirne İdare Mahkemesi’nce 19. maddeye
göre başvuruda bulunulduğunun kabulü suretiyle inceleme yapılması
gerekmektedir. Buna göre:
2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde,
"Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye
başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı
veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile
görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve
elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin
erteler." hükmüne yer verilmiş; aynı Yasanın 27. maddesinde, "Uyuşmazlık
Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin
istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya
süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder." denilmiştir.
Anılan Yasa hükmüne göre, bir
yargı yerinin re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
başvuruda bulunabilmesi için; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
daha önce diğer yargı yerlerinden birisi tarafından görevsizlik kararı
verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş bulunması ve bunun üzerine kendine gelen
davayı inceleyen yargı yerinin de davada görevsizlik kararı veren yargı
yerinin görevli olduğu kanısına varması gerekmektedir.
İdare Mahkemesi dosyasından
Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediği
anlaşılamadığından, Başkanlığımızca, 28.7.2006 gün ve E:2006/179 sayılı
yazı ile, Kırklareli Sulh Ceza Mahkemesi’nden 14.2.2005 gün ve E: 2005/67 Müt. sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu
gösteren onaylı bir örneğinin gönderilmesinin istenilmesi üzerine adı geçen
Mahkemece gönderilen 4.8.2006 gün ve 2005/67 Müt.
sayılı yazıda, dosyanın 17.3.2005 tarihinde temyiz edildiği bildirilmiştir.
Bu durumda, İdare Mahkemesince görev uyuşmazlığına konu edilen Kırklareli
Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararı kesinleşmediğinden, 2247 sayılı
Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşul gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yöntemine
uymayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu
taşımayan ve yöntemine uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca REDDİNE, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/180
KARAR
NO: 2006/162
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET :Belediye encümenince 1608
sayılı Yasa’ya göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın,
aynı Yasa’nın 5. maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin
gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Özyapı İnş. San. Ve Tic. A.Ş.
Vekili : Av.A.T.
Davalı: Karamürsel Belediye Başkanlığı
O L A Y: Belediye Zabıta Talimatnamesine aykırı olarak, inşaat ve
moloz taşlarını uygunsuz yere dereye döktükleri gerekçesiyle, Belediye
Encümeninin 21.6.2005 gün ve 32 sayılı kararıyla, Şirkete 2.000,00 YTL.
para cezası verilmiş; davacı Şirket vekili, söz konusu encümen kararının
iptali istemiyle 28.8.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
KARAMÜRSEL SULH CEZA MAHKEMESİ
; 29.9.2005 gün ve E:2005/108, K:2005/149 D.İş. sayı ile, verilen idari
para cezasının 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına girmediği, idarenin
organları tarafından, idari usullere göre verilen cezalarda idare
mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı Şirket vekili, aynı
istekle, 25.10.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
KOCAELİ İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 14.2.2006 gün ve E:2005/1739, K:2006/97 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden
kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para
cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise,
mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler
olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer
alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin
kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın
tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu
Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para
cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, bu nedenle
1608 sayılı Yasa uyarınca verilen para cezasına karşı açılan davaya bakma
görevinin de Sulh Ceza Mahkemesi’ne ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
l- İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça
belirtilmiştir. Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı
başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacı şirket vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
anlaşılmaktadır. Başkanlıkça, adli yargı kararının kesinleşme durumunu
gösteren onaylı bir örneği ilgili mahkemesinden getirtilmiştir. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının
esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Belediye Zabıta
Talimatnamesine aykırı faaliyette bulunulduğu nedeniyle 1608 sayılı Yasa
uyarınca verilen para cezasına ilişkin encümen kararının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
Umuru Belediyeye Müteallik
Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih ve 486 Numaralı Kanunun
Bazı Maddelerini Muaddil 15.5.1930 tarih ve 1608
sayılı Kanunun, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanunla değişik 1. maddesi
"Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve
talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri
kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve
talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya yapmayanlara
elli liraya kadar hafif para cezası tertibine üç günden onbeş
güne kadar ticaret ve sanat icrasından men’e ve Türk Ceza Kanununun
536,538,557,559 ve 577. maddeleriyle 553.maddesinin birinci fıkrasında
yazılı cezaları tayine belediye encümenleri salahiyettardır.
Şubelere ayrılan belediyelerde bu cezaları encümen namına ve yerine şube
müdürleri tayin ederler."; 5.7.1934 tarih ve 2575 sayılı Yasa ile
değişik 5. maddesinin birinci fıkrasında "Ceza kararlarına tebliğ
tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde
sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz
şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza
ettirilir." denilmekte; 6. maddesinde de itiraz üzerine tetkikatın
evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza kararını iptal
ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz
varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde
neticelendirilmesinin mecburi olduğu, Hakimin izahat almak üzere lüzum
görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve 7. madde
ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz sonucunda
hakim tarafından verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz
edilemeyeceğine işaret edilmektedir.
Anılan Yasa ile, belediyeyi
ilgilendiren yasal düzenlemelerin emrettiği fiilleri yapmayanlara veya
yasakladığı fiilleri işleyenlere 1. maddede yazılı diğer cezaların yanı
sıra üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat
icrasından men cezası verilmesi konusunda belediye encümeni yetkili
kılınmış ve bu cezalara itiraz edilmesi üzerine uygulanacak usul ve esaslar
özel olarak düzenlenmiş olup, uyuşmazlığa konu edilen davada görevli yargı
yerinin belirlenebilmesi için söz konusu itiraz yolunun açıklanması gerekmektedir.
1924 tarih ve 486 sayılı
Yasa’da, belediye cezalarına karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı
kabul edilmiş iken, bu Yasanın 6. ve 7. maddelerini tadil eden 1927 tarih
ve 959 sayılı Yasa ile bu cezalara idare heyetleri önünde itiraz edilebilmesine
olanak tanımış iken, daha sonra yasa koyucu tarafından, idare heyetlerinin
kuruluş, nitelik ve görevleri bakımından uygun görülmeyen bu uygulamadan
vazgeçilerek, 1930 tarih ve 1608 sayılı Yasa ile, konuya daha uygun bir
çözüm şekli getirmek amacıyla, itirazların öncelikle bir "mahsus
hakim" tarafından, bulunmayan yerlerde ise, sulh hakimi tarafından
incelenebilmesini olanaklı kılan bir düzenleme yapılmıştır.
Bu açıklamalara göre, Yasa’da
sözü edilen "mahsus hakim" ibaresinden, sadece belediye işleriyle
ilgili cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel
hakimlerin amaçlandığı;ancak, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh
hakimliğine başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında, bu tür
cezalara karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin
görevine girdiği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, 1608
sayılı yasa’ya göre belediye encümenince verilen para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli olduğundan Sulh
Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Karamürsel Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 29.9.2005 gün ve
E:2005/108 D. İş, K:2006/149 D. İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/182
KARAR
NO: 2006/163
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: İ.D.
Davalı: Cizre Kaymakamlığı (İlçe Tarım Müdürlüğü)
O L A Y: 3.3.2005 günlü Kaymakamlık oluru ile, menşe şahadetnamesiz
ve veteriner sağlık raporsuz hayvan maddesi sevk ettiği saptanan araç
sahibine, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47/f. maddesi
uyarınca 1.740,34 YTL. idari para cezası kesilmiş; davacı, söz konusu idari
para cezasının iptali istemiyle, 11.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
DİYARBAKIR 1. İDARE MAHKEMESİ
TEK HAKİMİ; 21.7.2005 gün ve E:2005/229, K.2005/1370 sayı ile, 1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde,
kabahat deyiminden, kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını
öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı, 3. maddesinde, bu Kanunun genel
hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan yaptırımların, idari
para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin,
mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler
olduğu, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen
belirli bir süre için bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin
kapatılması, ruhsat veya ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava
nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik
yapılıncaya kadar saklı olduğu, 27. maddesinde; idari yaptırım kararı ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği, Geçici
2. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle,
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmayacağı, Geçici 3. maddesinde de, daha önce verilmiş olan
idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış
olmakla birlikte dava açma süresinin geçirilmemiş olması halinde bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün
içinde 27. madde hükümlerine göre Sulh Ceza Mahkemesine başvuruda
bulunulabileceğinin kurala bağlandığı; anılan hükümlerin incelenmesinden
1.6.2005 tarihinden itibaren sulh ceza mahkemesine başvuru öngörülerek
idari para cezalarının idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı; bu
durumda davacıya verilen idari para cezasına ilişkin bulunan uyuşmazlığın çözümlenmesi
görevinin, yukarıda anılan 5326 sayılı Yasa uyarınca Sulh Ceza Mahkemesine
ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı, aynı istekle, 30.9.2005
gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
CİZRE SULH CEZA MAHKEMESİ;
30.9.2005 gün ve E:2005/298 Müt. sayı ile, özel
nitelikte olan 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununun idari
nitelikteki cezanın itiraz merciinin İdare Mahkemesi olduğunu açıkça hükme
bağladığı; bu nedenle Kabahatler Kanununun uygulanmayacağı ve başvurunun
çözüm yerinin İdari Yargı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza
mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması,
bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’
sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’
olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara
ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk
Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça belirtilmiştir.Bu
durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu ve adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır.
Başkanlıkça, idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir
örneği ilgili mahkemesinden getirtilmiştir. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık görülmediğinden görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3285 sayılı Hayvan
Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun 47/f. maddesine göre kaymakamlık tarafından
verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
8.5.1986 tarih ve 3285 sayılı
Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun "Amaç" başlıklı 1.
maddesinde " Bu Kanunun amacı, hayvanlardan ve hayvan maddelerinden
insan ve hayvanlara geçebilen hastalıklardan korunulmasını ve bulaşıcı hayvan hastalıkları ile mücadele
edilmesini sağlamaktır" denilmiş; 47. maddesinin (f) bendinde, menşe
şahadetnamesi veya veteriner sağlık raporu olmayan hayvan ve hayvan
maddelerini taşıyan nakil vasıtaları üç ay süre ile trafikten men edilerek
nakil vasıtalarının sahiplerine beş yüz milyon lira, İdari para cezası
verileceği, kurala bağlanmış; 56. maddesinin değişik ikinci fıkrasında, bu
Kanunda yazılı olan idari para cezalarının o yerin en büyük mülki amiri
tarafından verileceği ve bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç
yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden
itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce verilmiş
olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası
açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
Olayda, yukarıda belirtilen
koşulların oluştuğu anlaşıldığından hayvan sağlığı mevzuatından doğan dava
konusu para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı
hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden,
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme yapılmaması
nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükte bulunduğundan, 5326 sayılı Yasa’nın
yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 11.7.2005 gününde açılan
davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza
mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Cizre Sulh Ceza Mahkemesi’nin 30.9.2005 gün ve E:2005/298 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/189
KARAR
NO: 2006/164
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Tasfiye Halinde S.S. Yeşilada
Konut Yapı Kooperatifi
Davalı: Kestel Belediye Başkanlığı
O L A Y: Kestel Belediye Encümeni’nin
21.9.2005 gün ve 105 sayılı kararı ile 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi
uyarınca kesilen idari para cezasına karşı davacı kooperatif tarafından
adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.
ALANYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ;
18.11.2005 gün ve D.İş E: 2005/ 178; D.İş K: 2005/178 sayı ile, ihtilaf
konusu idari para cezasının İmar Kanunu’nun 42. maddesine dayandığının
anlaşıldığı, İmar Kanunu’nun 42. maddesinin 5. fıkrasında yer alan hükmün
Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildiği, bu nedenle İmar Kanunu’nun 42.
maddesine göre belediyeler veya mülki amirler tarafından verilen idari para
cezalarına karşı sulh ceza mahkemelerine itiraz edilemeyeceği, bir başka
ifadeyle, sulh ceza mahkemelerinin bu kanundan kaynaklanan itiraza bakma
görevinin Anayasa Mahkemesi kararı karşısında yasal dayanağının kalmadığı,
Anayasa’nın 125. maddesinden söz ederek, genel idare hukuku esaslarına göre
kural olarak idarenin eylem ve işlemlerine karşı idari yargı yoluna
gidilebileceği, sulh ceza mahkemelerine bu konuda verilen görevin istisnai
olduğu, kanunda açık hüküm bulunmasını gerektirdiği, sulh ceza mahkemesinin
İmar Kanunu’ndan kaynaklanan idari para cezalarına karşı yapılan itiraza
bakma görevinin dayanağı olan 5. fıkra hükmü de iptal edildiğine ve idari
işlemlere karşı yargı yolu (itiraz hakkı) da Anayasa’dan kaynaklandığına
göre, idare mahkemelerinin itiraza bakmasının icap ettiği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı kooperatif, bu kez, aynı
istemle 24.1.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANTALYA 1. İDARE MAHKEMESİ;
9.2.2006 gün ve E:2006/227; K;2006/136 sayı ile, uyuşmazlık hakkında
görevli yargı yerinin belirlenmesi için 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun irdelenmesi gerektiği, Kabahatler
Kanunu’nun 2., 3., 16., 27., geçici 2., geçici 3. maddeleri ile Kanunun
gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu raporundan söz ederek, bu durumda,
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari
para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu
ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak
idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı
yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 42. maddesine göre Belediye Encümeni tarafından verilen para
cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
3.5.1985 tarih ve 3194 sayılı
İmar Kanunu’nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde " Bu Kanun,
yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve
çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir"
denilmiş; 42. maddesinin birinci fıkrasında, ruhsat alınmadan veya ruhsat
veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı
sahibine, fenni mesule ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon
ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana para cezası verileceği
kurala bağlanmış; anılan Yasa maddesinin itiraz merci olarak sulh ceza
mahkemesini belirleyen beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin 15.5.1997
tarihli ve E:1996/72, K:1997/51 sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, yasama
organınca bu konuda düzenleme yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesinin iptal
kararını dikkate alan Uyuşmazlık Mahkemesi, 3194 sayılı Yasa’nın 42.
maddesine göre verilen idari para cezalarına karşı açılan davaları, göreve
ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle
geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5.
maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı
Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin
hükümler saklıdır." denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında
bulunan vergi cezaları, Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında
bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından, dava konusu imar para
cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi, sulh ceza mahkemesine ait
bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek
nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın
53. maddesi gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre
tanımak amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra açılan davanın
görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Alanya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 18.11.2005 gün ve D.İş
E:2005/178, D.İş K:2005/178 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/220
KARAR
NO: 2006/165
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 506 Sayılı Yasanın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Okçu Sağ. Hiz. İnş. Tur. Tic. Ltd. Şti.
Davalı: Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Ankara İl Müdürlüğü
O L A Y: 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda öngörülen; işyeri
defter ve belgelerinin süresi içinde gösterilmemesi, işyeri bildirgesini,
sigortalı işe giriş bildirgesini ve aylık sigorta primleri bildirgelerini
süresinde kuruma vermediği gerekçesiyle davacı Şirkete aynı Yasanın 79. ve
140. maddeleri uyarınca idari para cezası kesilmiş, yapılan itirazın
komisyonca reddedilerek, kararın davacı şirkete gönderilmesi üzerine,
davacı şirket; söz konusu para cezasına karşı 23.9.2005 gününde adli yargı
yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 9. SULH CEZA MAHKEMESİ;
7.10.2005 gün ve E:2005/889 Müt. sayı ile, 506
sayılı Yasa’nın 140. maddesinde, idari para cezalarına karşı idare
mahkemelerine başvurulabileceği kuralının getirildiği ve fiilin 5326 sayılı
yasa kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu
karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı Şirket , para cezasına
ilişkin işlemin iptali istemiyle, 18.11.2005 tarihinde idari yargı yerinde
dava açmıştır.
ANKARA 7. İDARE MAHKEMESİ;
30.11.2005 gün, E:2005/2587, K:2005/1553 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden kanunun
karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların
idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin
ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri
arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde sulh
ceza mahkemesine başvurabileceği öngörülmüş olup; Kanun’un geçici 2.
maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare
mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3. maddesinde de, daha önce verilmiş
idari para cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış
olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza
mahkemesine başvuruda bulunulabileceği belirtildiğine göre; 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari
para cezalarına bakma görevinin idare mahkemelerinin görev alanından
çıkarıldığı, bu durumda verilen idari para cezasına ilişkin olarak
18.11.2005 tarihinde açılan davada, 5326 sayılı Yasa uyarınca sulh ceza
mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu
karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1
sayılı İlke Kararında, "2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu
Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması
sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza
davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu
davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin
Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça
belirtilmiştir.Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı
başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği
kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını
veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır.
Başkanlıkça, adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir
örneği ilgili mahkemesinden getirtilmiştir. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık görülmediğinden uyuşmazlığın esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 506 sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
17.7.1964 tarih ve 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile
değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde
öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre
belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bent’ler halinde kurala
bağlanmıştır. Aynı maddenin olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan
dördüncü fıkrasında, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine
tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine
başvurabilecekleri öngörülmüştür.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri
üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen
idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,
27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması
halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra, 506 sayılı Yasa’nın
140. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı
Yasa’nın 5. maddesinde; "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle
tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine
itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde
başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kararı kesinleşir.
Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan
ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 2.000 Yeni Türk Lirası
dahil idarî para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine
verilen kararlar kesindir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve
tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi
hükmüne göre tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı
yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin
ödeme, idarî para cezasına karşı kanun yoluna başvurma hakkını
etkilemez." denilmiştir.
15.2.2006 tarihinde yürürlüğe
giren bu düzenlemeye göre, kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabileceklerdir.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz
hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni
yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak
davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde,
mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz
mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz
mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik
kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya
bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, dava
konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni
düzenleme 15.2.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 9. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 7.10.2005 gün ve E:2005/889 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/236
KARAR
NO: 2006/166
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27.maddesi
uyarınca REDDİ gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Enkaya İnşaat Nakliyat Turizm
Petrol Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili: Av. R.G.
Davalı: Antalya Valiliği
Vekili : Av.D.Ö.
O L A Y: Antalya Valiliği’nce düzenlenen 22.2.2006 gün ve 04-01-239
sayılı işlem ile davacı şirket adına 3213 sayılı Kanun’un 12. maddesi
gereğince 58.500 YTL tutarında idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket vekili
tarafından, söz konusu para cezasına karşı 14.3.2006 tarihinde adli yargı
yerinde itirazda bulunulmuştur.
ANTALYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ;
17.4.2006 gün ve D.İş No: 2006/456; D.İş Karar No: 2006/456 sayı ile,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108; K:2006/35 sayılı kararı
ile Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin iptal edildiği, bu iptal kararı
ile, idari para cezalarına karşı başvuru yolu konusunda 1.6.2005 tarihi
öncesindeki uygulamaya büyük oranda geri dönüldüğü, buna göre, idari para
cezasının kaynağı olan yasada kişiler hakkında idare tarafından verilen
idari para cezalarına karşı itiraz yolu açık biçimde sulh ceza mahkemeleri
olarak belirlenmemiş ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin hukuksal
denetimini yapmakla görevli mahkemelerin (Anayasanın ilgili hükümleri ve
İdare Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkındaki Kanun hükümlerinden yola
çıkılarak) idare mahkemeleri olduğu hukuksal sonucuna ulaşılabileceği,
itiraz eden hakkında düzenlenen idari para cezasının dayanağı olan 3213
sayılı Maden Kanunu hükümlerine göre, idare tarafından verilen idari para
cezalarına karşı itiraz yolunun özel olarak açık biçimde sulh ceza
mahkemeleri olarak gösterilmediğinin anlaşıldığı, Kabahatler Kanunu’nun 3.
maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı ile iptal edilmesi
de dikkate alınarak ve mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili
olduğundan ve yargılamanın her aşamasında verilebileceğinden, resen görev
yönü ile itiraz dosyasının ele alınıp incelendiği, yapılan inceleme sonucu
da itiraz eden hakkında uygulanan idari para cezasının dayanağı olan özel
yasada Mahkemeleri özel olarak görevlendirilmediğinden, yapılan itirazı
değerlendirme ve sonuçlandırma görevinin idare mahkemesine ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, Antalya İl Özel İdaresi
vekilince yapılan itirazın, Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.6.2006
gün ve Değişik İş No: 2006/809 sayılı kararı ile reddi üzerine
kesinleşmiştir.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin
görevsizlik kararına davacı şirket vekili tarafından yapılan itiraz üzerine
dosyanın gönderildiği Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Antalya 1. Sulh
Ceza Mahkemesi’ne hitaben yazılan 3.7.2006 gün ve 2006/386 Muh. sayılı yazıda, Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin
30.6.2006 gün ve 2006/456 D.İş sayılı yazı ve ekindeki dosya ile Antalya 1.
Sulh Ceza Mahkemesi’nin 17.4.2006 gün ve 2006/456-456 D.İş sayılı kararına Enkaya İnşaat Nakliyat Turizm Petrol Ürünleri Sanayi
Ticaret Limited Şirketi vekilinin itiraz
ettiğinden bahisle dosya Mahkemelerine gönderilmiş ise de, itiraz eden
vekilinin itiraz dilekçesinde imzası bulunmadığından, Mahkemelerince bir
karar verilmesine gerek görülmediği gibi, Antalya 1. Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 2006/456 D.İş sayılı kararı, daha önce Antalya İl Özel
İdaresi tarafından itiraz edilmesi üzeine Antalya
3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 22.6.2006 gün ve 2006/809 D.İş sayılı kararıyla
itirazın reddine karar verilerek kesinleşmiş bulunduğundan, yeniden
incelenmesi mümkün görülmemekle birlikte, daha önce itiraz eden Antalya İl
Özel İdaresi vekili aynı konuya ilişkin Antalya 1. İdare Mahkemesi’nin
görevsizlik kararı olduğunu bildirdiğinden, bu hususun araştırılarak
dosyanın gerektiğinde Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilebileceği
belirtilmiştir.
Bunun üzerine, Sulh Ceza
Mahkemesince, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 14. maddesi gereğince yargı yolu uyuşmazlığını çözmek
üzere dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, 2247 sayılı
Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki
raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..." açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre;
olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli,
idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve
sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın
taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise,
Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına
ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine
uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına
yer verilmektedir.
Antalya 1. Ağır Ceza
Mahkemesi’nce Antalya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne hitaben yazılan 3.7.2006
gün ve 2006/386 Muh. sayılı yazı üzerine Sulh
Ceza Mahkemesi’nce, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 14. maddesi gereğince yargı yolu uyuşmazlığını çözmek
üzere dosya Mahkememize gönderilmiş ise de; anılan 14. maddeye göre, hukuk
alanında doğan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemi, ancak
davanın taraflarınca ileri sürülebilir. Diğer bir ifadeyle, hukuk alanında
doğan bir olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için yasa koyucu
tarafından yargı merciine resen başvurma yetkisi tanınmamıştır.
Öte yandan; Antalya 1.Sulh Ceza
Mahkemesi’nin dosyayı Mahkememize göndermesine neden teşkil eden Antalya 1.
Ağır Ceza Mahkemesi yazısında sözü edilen Antalya İl Özel İdaresi’nin
itiraz dilekçesine bakıldığında, davacı tarafından aynı tutanağa dayanan
idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali için idari
yargıda açılan davada Antalya 1. İdare Mahkemesi’nin 18.5.2006 gün ve
E:2006/1589 ; K:2006/726 sayılı kararı ile görevsizlik kararı verildiğinden
bahsedildiği görülmüştür.
Başkanlıkça, Antalya 1. İdare
Mahkemesi’nden yukarıda sözü edilen dava dosyasının gönderilmesi
istenilmiş; Mahkemece, 14.8.2006 günlü yazı ile, ilgili kararın davacı
tarafından temyiz edilmiş olması nedeniyle gönderilemediği bildirilmiştir.
Bunun üzerine faks yoluyla
temin edilen Antalya 1. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen 18.5.2006
gün ve E:2006/1589; K: 2006/726 sayılı kararın incelenmesinden, kararın Estaş Maden Kum Nakliyat Sanayi Limited
Şirketi ünvanlı başka bir şirket hakkında
verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda, her iki yargı
yerinde davacılar (adli yargıda Enkaya İnşaat
Nakliyat Turizm Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited
Şirketi, idari yargıda Estaş Maden Kum Nakliyat
Sanayi Limited Şirketi) farklı olduğundan, davada
tarafların(davacı yönünden) aynı olması koşulu gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247
sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yöntemine
uymayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu
taşımayan ve yöntemine uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca REDDİNE, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/237
KARAR
NO: 2006/167
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Golafshan Dış Tic. Ltd. Şti.
Davalı: Eyüp Kaymakamlığı
O L A Y: 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine
Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 4.
maddesine aykırı olarak üretim izni almadan faaliyette bulunup çay
paketlemesi yaptığından bahisle aynı Kanunun 29. maddesinin (a) bendine
göre Eyüp Kaymakamlığı Tarım İlçe Müdürlüğü’nün 14.10.2005 gün ve 19/12
sayılı işlemi ile davacı şirket adına idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket, söz konusu
işlemin iptali istemiyle 13.12.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 26.12.2005 gün ve E: 2005/3426; K:2005/2630 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 2., 16., geçici 2., geçici 3. ve 27. maddelerinden
söz ederek, Kabahatler Kanunu’nun genel niteliği başlıklı 3. maddesinde
"bu kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanır." kuralının yer aldığı, Kabahatler Kanunu’nun genel
hükümlerinin ise, Kanunun 1. kısmının tamamını içerdiği ve ilk 31 maddeyi
kapsadığı, idari yaptırım niteliğindeki idari para cezasına karşı başvuru
noktasında sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğunu düzenleyen 27.
maddenin, Kabahatler Kanunu’nun genel hükümleri arasında yer aldığı, anılan
Yasanın 3. ve 27. maddelerinin bir arada değerlendirilmesinden de, yalnızca
bu kanunda öngörülen idari para cezalarına karşı değil, diğer kanunlarda
öngörülen ve ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde
bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen
bütün kanunlardaki idari para cezaları açısından da Kabahatler Kanunu’nun
uygulanacağı, bu durumun tabii neticesi olarak da, gerek Kabahatler
Yasası’nda ve gerekse diğer yasalarda düzenlenmiş bulunan idari para
cezalarına karşı açılacak davalarda sulh ceza mahkemelerinin görevli
olacağı sonucuna ulaşıldığı, Kanunun geçici 2. ve 3. maddelerinde getirilen
düzenleme ile de Kanunun yürürlük tarihi olan 1.6.2005 tarihinden sonra
açılacak tüm idari para cezalarına ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun
uygulanacağının açıkça hüküm altına alındığı, bu durumda, dava tarihi
itibariyle artık Kabahatler Kanunu kapsamında olan ve idari para cezası
verilmesine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün yukarıda yer verilen
hükümler uyarınca adli yargı mercilerinin görev alanında bulunduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı şirket, bu kez, aynı
istemle 27.2.2006 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.
EYÜP 2. SULH CEZA MAHKEMESİ;
11.5.2006 gün ve Muh. No: 2006/98; Müt. No: 2006/1310 sayı ile, 5179 sayılı Kanun’un 29.
maddesi uyarınca verilen idari para cezalarına karşı aynı Kanunun 30.
maddesi uyarınca yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kuralının
getirildiği, kanunların uygulanması sırasında özel kanunların genel nitelikteki
yasalardan öncelikle uygulanacağı esasından hareketle genel nitelikteki
Kabahatler Yasası’nın 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından 1.3.2006
tarihinde iptal edildiği, iptal kararı yürürlüğe girmemiş olmakla birlikte
özel nitelikteki 5179 sayılı Yasa’nın uygulanmasında idare mahkemesinin
görevli olduğuna ilişkin düzenlemeyi iptal eden herhangi bir yasa
olmadığından halen yürürlükte olduğu kabul edilerek Mahkemelerinin
görevsizliğine, İdare Mahkemesinin de görevsizlik kararı bulunması
nedeniyle görev uyuşmazlığı oluştuğundan, dosyanın, karar kesinleştiğinde
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince
adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir
görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı
inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar
bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili
makamlarca ileri sürülebilir." hükmüne göre, idare mahkemesinin
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik
kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev
uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesindeki "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin
veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasakoyucu,
14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde
her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini
davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda
çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı
veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el
çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince,
öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247
sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Eyüp 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi’nin önüne
gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava
ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun
olacağından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5179 sayılı Yasa’nın 29.
maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
27.5.2004 tarih ve 5179 sayılı
Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un "Amaç"
başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, gıda güvenliğinin temini,
her türlü gıda maddesinin ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin
teknik ve hijyenik şekilde üretim, işleme, muhafaza, depolama, pazarlama ve
halkın gereği gibi beslenmesini sağlamak, üretici ve tüketici
menfaatleriyle halk sağlığını korumak üzere gıda maddelerinin üretiminde kullanılan
her türlü ham, yarı mamul ve mamul gıda maddeleri ile gıda işlemeye
yardımcı maddeler ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin
güvenliğine ilişkin özelliklerinin tespit edilmesi, gıda maddeleri üreten
ve satan işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartlarının belirlenmesi,
gıda maddeleri ile ilgili hizmetler ile denetimine dair usul ve esasları
belirlemektir" denilmiş; 29. maddesinin (a) bendinde, 4 üncü maddede
belirtilen izin ve tescil işlemlerini yaptırmadan üretime geçen ve/veya bu
ürünleri mübadele konusu yapan gerçek veya tüzel kişilerin; üretimden men
edileceği, üretilen ürünlere el konulacağı ve birmilyar
lira idarî para cezası ile cezalandırılacağı, bu işletmelerin, tescil ve
izin işlemleri yapıldıktan sonra üretim yapmalarına izin verileceği, üretim
izni alınmamış gıda ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemeleri satan
veya miadı dolmuş gıda maddelerini satan işyerlerindeki ürünlere el
konulacağı ve bu ürünleri satan işyerlerinin birmilyar
lira idarî para cezası ile cezalandırılacağı, 4 üncü maddede belirtilen
izin ve tescil işlemlerini yaptıran; ancak, asgarî teknik ve hijyenik
şartlarını muhafaza etmeden üretim yapan işyerlerinin, durumlarını
düzeltinceye kadar faaliyetten men edileceği, üretilen ürünlere el
konulacağı ve birmilyar lira idarî para cezası
ile cezalandırılacağı, bu işletmelere, mevcut durumlarını düzelttikten
sonra üretim yapma izni verileceği, ilgili mercilerce verilen otuz günlük
süre içerisinde, eksikliklerini gidermeyen işyerlerinin çalışmaya esas olan
izinlerinin iptal edileceği kurala bağlanmış; 30. maddesinde, bu Kanunda
yazılı olan idarî para cezalarının, o yerin en büyük mülki amiri tarafından
verileceği, verilen idarî para cezalarına dair kararların ilgililere
11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ
edileceği, bu cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini
durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın,
zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak, en kısa
sürede sonuçlandırılacağı, bu Kanuna göre verilen idarî para cezalarının
21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara
ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun
değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle
geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5.
maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı
Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin
hükümler saklıdır." denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında
bulunan vergi cezaları, Kabahatlar Kanunu’nun
kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren engeç onbeş
gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından 5179 sayılı Kanun uyarınca
verilen dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma
görevi sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek
nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın
53. maddesi gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre
tanımak amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı
tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 13.12.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza
Mahkemesi’nin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca
verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Eyüp 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen
11.5.2006 gün ve Muh.No:2006/98 Müt.No:2006/1310 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/239
KARAR
NO: 2006/168
KARAR
TR: 02.10. 2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 506 Sayılı Yasanın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Yeditepe Eğitim Hizmetleri A.Ş.
Davalı: Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı
Vekili : Av. E.K.
O L A Y: Konya Sigorta Müdürlüğü’nün 13.8.2004 gün ve 093394 sayılı
yazısı ile, sigortalı işe giriş bildirgesinin 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca bir gün öncesinden Kurumlarına verilmemesi
nedeniyle aynı Kanunun 140. maddesi uyarınca davacı şirket adına idari para
cezası kesilmiştir.
Davacı şirket tarafından idari
para cezasına yapılan itiraz reddedilmiştir.
Davacı şirket, söz konusu para
cezasına karşı 31.1.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
KONYA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ ;
7.2.2005 gün ve E: 2005/146 Müt.; K.2005/140 Müt. sayı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun
140. maddesi uyarınca itiraza bakıp karar verme yetki ve görevinin
mahkemelerine ait olmayıp idare mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Bunun üzerine, davacı şirket,
idari para cezasının kaldırılması istemiyle 16.3.2005 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
KONYA 1. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ ; 13.6.2006 gün ve E: 2005/266 sayı ile, 2576 sayılı Kanun’un 5.
maddesi ile 506 sayılı Yasa’nın 15.2.2006 gün ve 26081 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan 5454 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değişik 140.
maddesinin 4. fıkrasındansöz
ederek, bakılan davada, davacı tarafından, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun 9. maddesine aykırı olarak Yusuf Ateş adlı çalışanına ait işe
giriş bildirgesinin zamanında verilmediğinden bahisle 506 sayılı Yasa’nın
140. maddesi uyarınca idari para cezası uygulandığı ve bu para cezasının
iptali istemiyle Konya 1. Sulh Ceza Mahkemesi nezdinde
yapılan itirazın 7.2.2005 tarih ve K: 2005/140 Müt.
sayılı görevsizlik kararı üzerine işbu davanın Mahkemeleri nezdinde açıldığının anlaşıldığı, görev ve yetkiye
ilişkin usul kurallarında yapılan yasal değişiklikler ( yasada aksine bir
hüküm bulunmadıkça) yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren
uygulanacaklarından, 506 sayılı Yasa uyarınca uygulanan idari para cezasına
ilişkin olarak açılan işbu davanın görüm ve çözümünün anılan yasanın 140.
maddesinin 4. fıkrasının 15.2.2006 gün ve 26081 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan 5454 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile değişik hükmü gereğince
Mahkemelerinin görev alanına girmeyip, sulh ceza mahkemelerinin görev
alanına girdiği, bu nedenle, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin
belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, dosyanın anılan
Mahkemeye gönderilmesine, işin incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi’nce
görev konusunda karar verilinceye kadar ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…"açıkça belirtilmiştir. Bu durum göz
önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
İdare Mahkemesi Tek Hakimince,
2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari
yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Dava, 506 sayılı Yasa’nın 140.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
17.7.1964 tarih ve 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile
değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde
öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre
belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bentler halinde kurala
bağlanmıştır. Aynı maddenin olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan
dördüncü fıkrasında, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine
tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine
başvurabilecekleri öngörülmüştür.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri
üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen
idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,
27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması
halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin
olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza
mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev
uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra, 506 sayılı Yasa’nın
140. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı
Yasa’nın 5. maddesinde; "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle
tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine
itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde
başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kararı kesinleşir.
Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan
ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 2.000 Yeni Türk Lirası
dahil idarî para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine
verilen kararlar kesindir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve
tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi
hükmüne göre tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı
yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş
gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin
ödeme, idarî para cezasına karşı kanun yoluna başvurma hakkını
etkilemez." denilmiştir.
15.2.2006 tarihinde yürürlüğe
giren bu düzenlemeye göre, kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün
içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabileceklerdir.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı
halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz
mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz
mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik
kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya
bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, dava
konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni
düzenleme 15.2.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare
Mahkemesi Tek Hakiminin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Konya 1. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Konya 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 7.2.2005 gün ve E:2005/146 Müt., K:2005/140 Müt. sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/240
KARAR
NO: 2006/169
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Altınışık Motorlu Araçlar
Makine İnşaat İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili: Av. B.G.
Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Vekili : Av.E.D.
O L A Y: İş müfettişi tarafından düzenlenen raporda 4857 sayılı İş
Kanunu’nun 86,81 ve 78. maddelerine muhalefet edildiğinin tespit
edildiğinden bahisle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün
29.7.2005 gün ve 20113 sayılı işlemi ile anılan Kanunun 108. maddesine
dayanılarak 105. maddesine göre davacı şirket adına idari para cezası
kesilmiştir.
Davacı şirket vekili, söz
konusu idari para cezasına karşı 26.8.2005 gününde adli yargı yerinde
itirazda bulunmuştur.
ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ
; 30.9.2005 gün ve 2005/564 Müt. sayı ile, idari
para cezasının hukuka uygun olması nedeniyle davacının başvurusunun reddine
karar vermiştir.
Davacı şirket vekili tarafından
bu karara itiraz edilmesi üzerine, ANKARA 8. AĞIR CEZA MAHKEMESİ;
11.11.2005 gün ve E:2005/365 D.İş sayı ile, para cezasının 4857 sayılı İş
Yasası’nın 105. maddesi uyarınca belirlendiği, aynı Yasanın 108. maddedeki
düzenleme karşısında, itirazı inceleme yetkisi idare mahkemesine ait olduğu
halde, Sulh Ceza Mahkemesince itirazın görev yönünden reddi yerine işin
esasına girilerek karar verilmesi yasaya aykırı olduğundan, itirazın bu
nedenle kabulüne karar verilmesinin uygun bulunduğu gerekçesiyle Sulh Ceza
Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermiştir.
Bunun üzerine davacı şirket
vekili, idari para cezası uygulamasına ilişkin kararın iptali istemiyle
27.3.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 12. İDARE MAHKEMESİ,
9.6.2006 gün ve E: 2006/805 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2., 3.,16. ve 27. maddelerinden bahisle,
belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326
sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari
yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın
19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılması gerektiği, dosyanın
incelenmesinden, davacının, Ankara Yıldız, Hilal Mahallesi, 6. cadde, 27640
ada, 17 sayılı parselde kurulu Altınışık Site
inşaatı işyerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden yapılan teftiş sonucunda
tespit edilen eksiklikler nedeniyle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108.
maddesine dayanılarak aynı Kanunun 105. maddesi uyarınca 8.859,26 YTL idari
para cezası verilmesine ilişkin 29.7.2005 tarih ve 5 sayılı işleme karşı
Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2005/564 Müt.
sayılı dosyasında açtığı davanın, anılan Mahkemenin 30.9.2005 günlü kararı
ile uyuşmazlığın esası incelenerek reddedildiği, bu karara karşı yapılan
itiraz üzerine, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11.11.2005 tarih ve E:
2005/365 D.İş sayılı kararı ile, idari para cezalarına karşı açılan davanın
idare mahkemesinin görevinde olduğu gerekçesiyle itiraz kabul edilerek adı
geçen mahkeme kararının kaldırıldığı ve bu kararın kesinleşmesi üzerine,
para cezasının iptali istemiyle Mahkemelerinin kayıtlarına 27.3.2006
tarihinde giren dilekçe ile dava açılması yoluna gidildiğinin anlaşıldığı,
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un
19. maddesinden söz ederek, bu durumda; davacı şirkete 4857 sayılı Kanun’a
aykırı davrandığından bahisle 8.859,26 YTL idari para cezası verilmesine
ilişkin işlemin iptali istemiyle 27.3.2006 tarihinde Mahkemelerinin kaydına
giren dilekçe ile açılan bu davanın görüm ve çözümünde, yukarıda anılan
5326 sayılı Yasa hükümleri uyarınca sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu
sonucuna varıldığından, Mahkemelerinin görevsizliğine, 2247 sayılı Kanun’un
19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine ve dosya incelemesinin bu konuda
Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilinceye kadar ertelenmesine karar
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 2.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği..."açıkça belirtilmiştir. Bu durum
göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev
uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun "İtiraz Yolu" başlığını taşıyan 29. maddesinde,
mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza
mahkemesine itiraz edilebileceği, bu itirazın, kararın tebliği tarihten
itibaren en geç yedi gün içinde yapılacağı, mahkemenin, her bir itirazla
ilgili olarak "itirazın kabulüne" veya "itirazın
reddine" karar vereceği belirtilmiş; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun "Olağan Kanun Yolları" başlığını taşıyan ikinci
kısmının "İtiraz" yolunun düzenlendiği birinci bölümünde yer alan
267. maddesinde, hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme
kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebileceği, 271. maddesinde de,
itirazın yerinde görülmesi halinde merciin, aynı zamanda itiraz konusu
hakkında da karar vereceği, bu itiraz üzerine verilen kararların kesin
olduğu kurala bağlanmıştır.
Olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; Ağır Ceza Mahkemesi,
Sulh Ceza Mahkemesi kararını, itirazı inceleme yetkisinin idare mahkemesine
ait olduğu gerekçesiyle kaldırmış olup, yukarıda sözü edilen düzenleme
uyarınca kesin olduğu sonucuna varılan bu karar üzerine kendine gelen
davayı inceleyen İdare Mahkemesince, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde
öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un,
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
78, 81, 86,105 ve 108. maddelerine göre verilen idari para cezasının
kaldırılması istemiyle açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı
İş Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, "Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine
dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına
ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir" denilmiş; 78.
maddesinde, sağlık ve güvenlik tüzük ve yönetmeliklerinden söz edilmiş; 81.
maddesinin 1. fıkrasında, devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran
işverenlerin, Sosyal Sigortalar Kurumunca sağlanan tedavi hizmetleri
dışında kalan, işçilerin sağlık durumunun ve alınması gereken iş sağlığı ve
güvenliği önlemlerinin sağlanması, ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu
sağlık hizmetlerini yürütmek üzere işyerindeki işçi sayısına ve işin
tehlike derecesine göre bir veya daha fazla işyeri hekimi çalıştırmak ve
bir işyeri sağlık birimi oluşturmakla yükümlü oldukları belirtilmiş; 86.
maddesinin 1. fıkrasında, ağır ve tehlikeli işlerde çalışacak işçilerin işe
girişinde veya işin devamı süresince en az yılda bir, bedence bu işlere
elverişli ve dayanıklı oldukları işyeri hekimi, işçi sağlığı dispanserleri,
bunların bulunmadığı yerlerde sırası ile en yakın Sosyal Sigortalar Kurumu,
sağlık ocağı, hükümet veya belediye hekimleri tarafından verilmiş muayene
raporları olmadıkça, bu gibilerin işe alınmalarının veya işte
çalıştırılmalarının yasak olduğu kurala bağlanmış; 105. maddesinde, iş
sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlere aykırılık halinde verilecek para
cezaları düzenlenmiş; aynı Kanun’un 108. maddesinde, bu cezalara karşı
tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine
itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı andaki
kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş
ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz
hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni
yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak
davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin
varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan
yasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması
gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından iş mevzuatına dayanan dava
konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza
mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi,
Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli karar 22.7.2006 günlü, 26236 sayılı
Resmî Gazete’de yayımlanmış ise de, bu maddenin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek
nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Yasa’nın
53. maddesi gereğince, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre
tanımak amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin Kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde 22.1.2007
tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel ilkelerine göre
saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce
verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme
yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 26.8.2005
gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare
Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi kararını
görevsizlik nedeniyle kaldıran Ağır Ceza Mahkemesi kararının kaldırılması
gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu
nedenle Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 12.
Sulh Ceza Mahkemesi kararını görevsizlik nedeniyle kaldıran Ankara 8. Ağır
Ceza Mahkemesi’nin 11.11.2005 gün ve E:2005/365 D.İş sayılı KARARININ
KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS
NO: 2006/242
KARAR
NO: 2006/170
KARAR
TR: 2/10/2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K
A R A R
Davacı: Diamanştayn Y.D. Halefi R.D.Hagertyu Mamulleri San. Tic. Adına R.D.
Davalı: Sarıyer Kaymakamlığı.
O L A Y: İlçe Tarım Müdürlüğü elemanlarınca yapılan denetim
sonunda, sorumlu yönetici istihdam edilmediği gerekçesiyle, 9.11.2005
tarih, 2912 sayılı işlemle davacı şirket adına, 5179 sayılı Gıdaların
Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 29.maddesinin (c) bendi uyarınca
1.112,00 YTL idari para cezası kesilmiştir
Davacı tarafından, idari para
cezasına ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava
açılmıştır.
İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ TEK
HAKİMİ; 12.12.2005 gün ve E.2005/2932, K:2005/2530 sayı ile, 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre "kabahat" deyiminden
kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari
para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise,
mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler
olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer
alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin
kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın
tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş
gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu
Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para
cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, dava konusu
para cezasına bakma görevinin de, Sulh Ceza Mahkemesi’ne ait olduğu
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek
kesinleşmiştir
Davacı vekili, aynı istekle
6.1.2006 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
SARIYER SULH CEZA MAHKEMESİ;
29.5.2006 gün ve E:2006/41, K:2006/1243 sayı ile, 5179 sayılı Yasa’nın 30.
maddesi uyarınca itiraz merciinin idare mahkemesi olduğu, cezanın 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’ndan kaynaklanmadığı gerekçesiyle mahkemenin
görevsizliğine ve yargı yerleri arasındaki görev uyuşmazlığının çözümü için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,
Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.10.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde
2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel
Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında,
"2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması
yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine
hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan
görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği…."açıkça belirtilmiştir.Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Olay kısmında belirtildiği üzere,
tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli
yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir
görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı
inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar
bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, "Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin
tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri
ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.
Bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca
ileri sürülebilir." hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş
görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı
verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı
doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi
istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesindeki " Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin
kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı
incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada
görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli
bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar
vermesine değin erteler." hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya
bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait
olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.
Yasa koyucu, 14. maddeye göre
hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı
merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın
taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme
ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren
yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, adli yargı yerince,
öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar
verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar 2247
sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı göz önüne alınarak, Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne
gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava
ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından,
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 5179 sayılı Yasa’nın 29. maddesine
göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.
27.5.2004 tarih ve 5179 sayılı
Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde
Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un "Amaç"
başlıklı 1. maddesinde "Bu Kanunun amacı, gıda güvenliğinin temini,
her türlü gıda maddesinin ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin
teknik ve hijyenik şekilde üretim, işleme, muhafaza, depolama, pazarlama ve
halkın gereği gibi beslenmesini sağlamak, üretici ve tüketici
menfaatleriyle halk sağlığını korumak üzere gıda maddelerinin üretiminde
kullanılan her türlü ham, yarı mamul ve mamul gıda maddeleri ile gıda
işlemeye yardımcı maddeler ve gıda ile temasta bulunan madde ve
malzemelerin güvenliğine ilişkin özelliklerinin tespit edilmesi, gıda
maddeleri üreten ve satan işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik
şartlarının belirlenmesi, gıda maddeleri ile ilgili hizmetler ile
denetimine dair usul ve esasları belirlemektir" denilmiş; 29.
maddesinin (c) bendinde, sorumlu yönetici istihdam etmeyen işyerlerine
idarî para cezası verileceği kurala bağlanmış; 30. maddesinde, bu cezalara
karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer
kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak
itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
gerekmiştir.
Kabahatler Kanunu Gerekçesinde,
özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir
sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek
ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek
amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler
hakkında da uygulanmasının sağlanacağı belirtilmiştir.
30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde "Bu Kanunda; toplum düzenini,
genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;
a) Kabahatlere ilişkin genel
ilkeler,
b) Kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,
c) Kabahatler dolayısıyla karar
alma süreci,
d) İdari yaptırıma ilişkin
kararlara karşı kanun yolu,
e) İdari yaptırım kararlarının
yerine getirilmesine ilişkin esaslar,
belirlenmiş ve çeşitli
kabahatler tanımlanmıştır." denilerek Kanunun amaç ve kapsamı
belirlenmiş; ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza
Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere
yaptırımlar öngörülmüştür.
Anılan Kanun’un 2. maddesinde,
"kabahat" deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde,
kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların "idari
para cezası" ve "idari tedbirler"den
ibaret bulunduğu; "idari tedbirler"in
de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 19. maddesinde,
diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;
a) Bir meslek ve sanatın yerine
getirilmemesi,
b) İşyerinin kapatılması,
c) Ruhsat veya ehliyetin geri
alınması
d) Kara, deniz veya hava nakil
aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,
gibi yaptırımlara ilişkin
hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler
yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar
getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen
Ek 1. maddede, "4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda
yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır."
denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları,
Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.
Kabahatler Kanunu’nun
"Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır."
denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin
(1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh
ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.
Buna göre, Kabahatler
Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara
karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesi genel görevli kılınmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine
ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak
doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının,
geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Böylece, davanın açıldığı
andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale
gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre
görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği;
ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden
sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş
hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği
açıktır.
Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde, "Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle
idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz."; Geçici 3. maddesinde de "Daha önce
verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal
davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş
olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde
hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir." denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005
tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1
Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Bu açıklamalara göre,
Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın dayanağı olan
yasanın amacının gözetilerek, Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde
belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan
kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması,
19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1)
numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.
İncelenen olayda, yukarıda
belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından 5179 sayılı Kanun uyarınca
verilen dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma
görevi sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.
Her ne kadar, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesi, Anayasa
Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal
edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanmış ise de, iptal edilen kuralın doğuracağı hukuksal boşluk kamu
yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları gereğince, iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa’nın " Anayasa
Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarında, " Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
İptal kararının yürürlüğe
girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisi iptal
kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun tasarı veya
teklifini öncelikle görüşüp karara bağlar." hükümlerine yer verilmiş;
aynı maddenin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî
Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." hükmü yer almıştır.
Anılan hükümlere göre sözü
edilen Anayasa Mahkemesi kararının hukuki sonuçları incelendiğinde: İptal
hükmünün, karar 22.7.2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olduğuna
göre, Anayasa Mahkemesi’nce belirlenen altı aylık sürenin sona ereceği
22.1.2007 gününde yürürlüğe gireceği açık olup, ancak bu tarih itibariyle
görev kuralı yürürlükten kalkacağından, yasama organınca kendisine verilen
altı aylık süre içinde herhangi bir düzenleme yapılmadığı takdirde
22.1.2007 tarihinden itibaren görevli yargı yerinin hukukun genel
ilkelerine göre saptanabileceği; fakat, yasama organı tarafından, Anayasa
Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda
yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni
düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı tartışmasızdır.
Belirtilen durum karşısında;
yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda henüz yasal düzenleme
yapılmaması nedeniyle anılan madde hükmü yürürlükten kalkmadığından, 5326
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 9.11.2005
tarihli işlemin iptali istemiyle gününde açılan davanın görüm ve çözümünde
adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sulh ceza
mahkemesinin başvurusunun 19. madde kapsamında incelenerek reddi ile ayrıca
verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ
YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sarıyer Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247
sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı
Mahkemece ayrıca verilen 29.5.2006 gün ve E:2006/41, K:2006/1243 sayılı
GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 2.10.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
|