|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı:2001/33
Karar
Sayısı:2002/56
Karar Günü:19.6.2002
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Fazilet Partisi) TBMM Grubu Adına Parti Genel
Başkanı Mehmet Recai KUTAN
İPTAL DAVASININ KONUSU : 15.11.2000 günlü, 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’nun 1. ve
2. maddelerinin, 3. maddesinin (1), (3) ve (4) sayılı fıkraları ile (2)
sayılı fıkrasının birinci tümcesinin, geçici 1. maddesinin (1) sayılı
fıkrasının birinci ve üçüncü tümcelerinin, (2) sayılı fıkrasının birinci
tümcesinin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 7., 10., 35., 45., 47., 48.,
57., 125., 128., 165. ve 173. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüklerinin
durdurulması istemidir.
I - İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin yürürlüğün durdurulması istemini
de içeren gerekçe bölümü şöyledir:
“4603 SAYILI KANUNUN MAHİYETİ
4603 sayılı Kanun, bir “özelleştirme”
kanunudur. Ancak Kanun’un bir özelleştirme kanunu olduğu, özenle gizlenmeye
çalışılmıştır. Fakat bir bütün olarak incelendiği zaman, Kanun’un bir
özelleştirme Kanunu olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Zira;
1 - Birinci maddesinin birinci
bendinden de anlaşılacağı gibi “Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketinin (bankalar). ... hisselerin(in)
tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilere satışının
gerçekleştirilmesidir.”
2 - Aynı amaç, madde gerekçesinde,
“hisselerin % 100’üne kadarının özel sektöre satışının gerçekleştirilmesi”
olarak belirtilmiştir.
3 - Birinci maddenin 2. bendine göre
“Bankalar, anonim şirket statüsündedir.”
4 - Birinci maddenin 3. bendine göre
“Bankaların ... devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin diğer
esaslar, ana sözleşmelerinde gösterilir.”
5 - İkinci maddenin 2. bendine göre
“... hisse satış işlemleri bu Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren üç
yıl içinde tamamlanır.”
6 - Üçüncü maddenin 3. fıkrasına göre
“Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bnkası teşkilatı, bu
Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte hiçbir hukuki merasime tabi olmaksızın
anonim şirket olarak ticaret siciline re’sen
tescil olunur.”
7 - Kanun’un yürürlük maddesi olan 4.
maddesine göre “...bankalar hakkında sermayelerindeki kamu payı % 50’nin
altına düşünceye kadar uygulanmak üzere...” ifadeleri de 4603 sayılı
Kanun’un bir özelleştirme kanunu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
4603 SAYILI KANUNUN ANAYASA’YA
AYKIRILIK DURUMU
4603 sayılı Kanun, 25.11.2000 tarih ve
24241 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak söz
konusu Kanun, bir bütün olarak Anayasa’nın “Başlangıç” kısmının 4. ve 5.
fıkraları ile 2.. 5.. 7., 10.. 35.. 47.. 125.. 128. ve 165. maddelerine
aykırıdır. Şöyle ki :
A) Kanun’un Yürütme (5.) Maddesi Dışındaki
Bütün Maddeleri Anayasa’ya Aykırıdır :
4603 sayılı Kanun, üç kamu bankasının özelleştirilmesini
yani satılmasını amaçlamaktadır.
Özelleştirme (satış) ile ilgili esas
usulleri belirleme yetkisi de “yürütme”ye bırakılmıştır.
Özelleştirme ile ilgili temel esas ve
usullerin “yürütme organı”na bırakılması her şeyden önce Anayasa’nın 47.
maddesinin 3. fıkrasına aykırıdır. Çünkü anılan fıkraya göre :
“Devletin, kamu iktisadi
teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme
ve varlıkların özeleştirilmesine ilişki, esas ve usuller kanunla
gösterilir.”
Kanunla düzenlenmesi gereken bir
konunun yürütme organına bırakılması “yasama yetkisinin devri” anlamına
gelir ve Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düşer.
Bilindiği gibi Anayasa’nın 7. maddesine
göre :
“Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez.”
Öte yandan özelleştirilmesi (satılması)
amaçlanan üç bankanın, bankacılık sektörümüzdeki payı, 4603 sayılı Kanun’un
genel gerekçesinde belirtildiği gibi yaklaşık % 40’tır.
1999 yılı verilerine göre söz konusu
bankalardan :
a) Türkiye Cumhuriyeti Ziraat
Bankasının :
1) 1292 adet yurtiçi şubesi,
2) 13 adet yurtdışı şubesi,
3) 71 adet özel işlem merkezi,
4) 66 adet bürosu,
5) 8 adet (gümrük kapılarında) sanj bürosu,
6) 4 adet Kıbrıs şubesi,
7) l adet Kıbrıs bürosu,
8) 7 adet yurtdışı ortak bankası,
9) 2 adet yurtdışı temsilciliği,
10) 1280 adet ATM”si,
11) 37705 personeli,
b) Türkiye Halk Bankasının :
1) 806 adet yurtiçi şubesi,
2) 3 adet yurtdışı temsilciliği,
3) 6 adet fınans
şubesi,
4) 3 adet yurtdışı banka ortaklığı,
5) 14843 personeli,
c) Türkiye Emlak Bankasının :
1) 403 adet yurtiçi şubesi,
2) 2 adet yurtdışı şubesi,
3) 10.277 personeli,
bulunmaktadır.
Anayasa’mıza göre yürütme organına bu
kadar geniş kesim ve kişiyi ilgilendiren konularda kanun hükmünde
kararnamelerle dahi düzenleme yapma yetkisi verilemez. Sıradan kararnamelerle
veya “banka ana sözleşmeleri” ile düzenleme yapma yetkisi ise asla verilemez.
Verilirse Anayasa’ya aykırı olur. Tıpkı 4603 sayılı Kanun’da olduğu gibi. 4603
sayılı Kanun, yürütme organına serpiştirdiği geniş yetkilerle Anayasa’nın
özenle kurduğu kuvvetler dengesini -yasama organının aleyhine yürütme
organının lehine olmak üzere- zedelemiş, böylece Anayasa’nın “Başlangıç”
kısmının 4. fıkrasına aykırı düşmüştür.
4603 sayılı Kanun, ayrıca;
- 50.000’den fazla çalışanın iş
güvencesini tehdit ettiği için Anayasa’nın (2.) ve (5.) maddelerine,
- Geçici 1. maddesi ile eşitlik
ilkesini ihlâl ettiği için Anayasa’nın 10. maddesine,
- Üç bankanın işlemlerini, özel hukuk
alanına dahil edip idari yargı denetiminin dışına çıkardığı için
Anayasa’nın 125. maddesine.
- Kamu mülkiyet hakkını ihlal ettiği
için Anayasa’nın 35. maddesine,
- Üç kamu bankasını, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin denetiminin dışına çıkardığı için Anayasa’nın 165.
maddesine aykırı düşmüştür.
Kısaca 4603 sayılı Kanun, bir bütün
olarak Anayasa’ya aykırıdır, bütünüyle iptal edilmelidir.
B)Maddelerin Anayasa’ya Aykırılık Durumu
:
1) 1. Maddenin Anayasa’ya Aykırılık
Durumu :
a) 4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin
1. fıkrası, üç kamu bankasının: Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ile
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi’nin
özelleştirilmesini amaçlamaktadır.
Malumları olduğu üzere, “özelleştirme”
kavramı “devletleştirme” kavramının karşıtı olup Devletin, kamu iktisadi
teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme
ve varlıkların özel kişilere naklini ifade etmektedir. Buradaki “nakil” sözcüğü.
“menkul veya gayrimenkul malların mülkiyetinin devri” anlamına gelmektedir.
Bilindiği gibi mülkiyet hakkı temel
haklardan olup Anayasa’nın (m.35) koruması altındadır.
Anayasa’nın özel mülkiyet için
sağladığı güvence, hiç kuşkusuz, kamu mülkiyeti için de geçerlidir.
Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında
belirtildiği gibi:
“Kimi özelleştirme türlerinde kamu
mülkiyetine sınırlama getirildiği gibi kamu varlığının satışında da kamu
mülkiyeti sona ermektedir. Kamu varlığının azalması, elden çıkarılmasıyla
özelleştirilen alanda kamu mülkiyeti ortadan kalkmaktadır. Özel mülkiyet
için Anayasa’nın getirdiği koruma ve güvence kamu mülkiyeti için de geçerli
olduğundan, özel mülkiyet konusundaki özenin kamu mülkiyeti konusunda
öncelikle düşünüleceğinde duraksanamaz. Bu
nedenle, kamu mülkiyetinin sona erdirilmesine ilişkin esasların yasayla
düzenlenmesi, Anayasa’nın 35. maddesinin getirdiği bir zorunluluktur.
Kişisel mülkiyeti güvenceye bağlayan Anayasa’nın kamu mülkiyetini
güvencesiz bıraktığı düşünülemez.” (T. 7.7.1994, E.1994/49, K. 1994/45-2,
AMKD, S. 30, C. l, s. 265).
Buna rağmen 4603 sayılı Kanun’un 1.
maddesinin 1. fıkrası (hatta hiçbir hükmü), her biri bir kamu iktisadi
teşebbüsü olan üç bankanın mülkiyet haklarıyla ilgili olarak hiçbir güvence
öngörmemiştir. Bu durum, Anayasa’nın 35. maddesine açıkça aykırıdır.
Aslında 4603 sayılı Kanun, bir bütün
olarak, Anayasa’nın 35. maddesine aykırıdır.
Öte yandan yine Anayasa Mahkemesi’nin
bir kararında da belirtildiği gibi :
“Özelleştirmeyle KİT’lerin (üç kamu
bankasının) arazi, arsa, bina, makine gibi tüm varlığı satılabilecektir.
Türkiye’de kamu işletmelerinin bir çoğunun taşınmaz mal varlıkları çok
değerlidir. Bu nedenle yerli ve yabancı özel sektöre, çoğu kuruluş çekici
gelmektedir. Önemli olan KİT’lere ilişkin araç ve gereçlerle birlikte
taşınmaz malların da satılmasıdır. Bu yöntemle, Anayasa Mahkemesi’nin
Anayasa’ya aykırı bularak kapatmış olduğu yabancılara taşınmaz mal satışı
yolu, bu konuda dolaylı olarak yeniden açılmış olacaktır ki, bu da Anayasa
Mahkemesi kararlarını etkisiz kılma anlamına gelir. Bu kararlar ve
karşılıklılık ilkesi gözetilmeden yapılacak özelleştirme Anayasa’ya aykırı
olur.
Diğer yönden, bu yöntem stratejik
konumda olan bölgelerde de yabancıların taşınmaz mal edinmelerine olanak
sağlayacaktır. Türkiye’de yabancının toprak (arazi, arsa, bina) edinmesi
yalnızca bir mülkiyet sorunu olarak görülemez. Çünkü toprak devletin
vazgeçilmez temel öğesi, egemenliğin ve bağımsızlığın simgesidir. Bu
nedenle, Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana, kapitülasyonların
Osmanlı Devleti’ne verdiği zararları da gözeterek yabancıların taşınmaz
mal, özellikle arazi edinmelerine çok duyarlı yaklaşmıştır. Yabancıların
ülkede mülk edinmelerini olanaklar ölçüsünde sınırlayan Lozan Barış Andlaşması’yla yabancıların köyde taşınmaz edinmeleri
yasaklanmış bunu Tapu Yasası’ndaki sınırlama izlemiştir. Yabancı
tüzelkişilerin ülkede mülk edinemeyeceklerine ilişkin esasa kimi yasalarla
getirilen ayrıklıkların çok önemli ulusal yararlarımızla ilgili olduğu
açıktır.” (T.7.7.1994, E.l994/49, K.1994/45-2, AMKD, S.30, C.1, s. 271).
“Bu özelleştirme sonucu sektörün bir
kısmı ya da tamamı yabancıların da eline geçebilecektir. Ülkemizde sermaye birikiminin düzeyi
düşünülürse, özelleştirmenin yabancılaştırma olasılığının yüksekliği daha
anlaşılır olacaktır.” (A.g.k., s. 271).
“Kalkınmayı hızlandırmak için elbette
dış borçlanma, yabancı sermaye, yabancı ortaklıklardan yararlanmak gerekir.
Ancak, özelleştirme yoluyla giderek yabancıların nüfuzuna yol açılması,
ülke bağımsızlığı yönünden kabul edilemez. Bu gerçek, özelleştirme
politikası uygulayan gelişmiş kimi ülkeleri bile önlem alma zorunda
bırakmıştır. Örneğin, yabancılara satılabilecek pay oranı Fransa’da %20,
Belçika’da %20-25, İngiltere’de ise % 10 ile sınırlandırılmıştır. Türk
Ulusu’nun çıkarlarının, ülke bağımsızlığının ve güvenliğinin gözetilmesi
özelleştirmenin yabancılaştırmaya dönüşmemesi yönünden getirilecek
kuralların önemi büyüktür. Uygulamaların karşılıklılık ilkesi gözetilerek
yapılması gerekir.” (Any. M.K., T. 7.7.1994,
E.l994/49, K.l994/45-2, AMKD, ss. 269-270).
4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 1.
fıkrası (aslında Kanun’un hiçbir maddesi) üç kamu bankasının hisselerinin
yabancılara satılıp satılamayacağı, satılacaksa ne nispette satılacağı,
satışlarda karşılıklılık ilkesinin gözetilip gözetilmeyeceği hiçbir hüküm içermemektedir.
Bu nedenlerle, dava konusu Yasanın l.
maddesinin l. fıkrası herhangi bir sınır getirmeden üç kamu bankasının
müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimlerinin yabancılara
satılmasına olanak sağlayan niteliğiyle Anayasa’nın Başlangıç’ının beşinci paragrafındaki
“Türk Milli Menfaatlerimin korunması ve 5. maddesindeki devletin. “Türk Milletinin
Bağımsızlığını” ve “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğu”nu sağlama
ilkelerine aykırıdır.
b) 4603 sayılı Kanun’un 1. Maddesinin
2. Fıkrası, Anayasa’nın 125/1. Maddesine Aykırıdır :
4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 2.
fıkrası aynen şöyledir :
“Bankalar, anonim şirket
statüsündedirler. Bu kanunda yer alan hükümler dışında 4389 sayılı Bankalar
Kanunu ile genel hükümlere tabidirler.”
Bu hükmün, aynı (4603 sayılı) Kanun’un 3.
maddesinin 3. bendi ile birlikte değerlendirilmesi gerekir.
3. maddenin 3. fıkrası ile Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası, 4603 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile birlikte
otomatik olarak, re’sen kamu hukuku tüzel kişisi
olmaktan çıkıp özel hukuk tüzel kişisi statüsüne girmektedir.
Bilindiği gibi özel hukuk tüzel
kişisinin işlemlerinin yargısal denetimi ile kamu hukuku tüzel kişisinin
işlemlerinin yargısal denetimi birbirinden çok farklı kural ve usullere
tabidir.
Ayrıca özel hukukta, kural olarak,
sadece taraflar dava açabilirken kamu hukukunda menfaati ihlal edilen
herkes iptal davası açabilir. Başka bir deyişle özel hukukta, taraflar
ihtilafa düşmedikçe, kural olarak, yargı yoluna başvurmak mümkün değildir.
Oysa Anayasa’nın 125/1. Maddesine göre:
“İdarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”
Öte yandan idari davalar, özel hukuk
davalarına nispetle açılması çok kolay, masrafı ise -davacı bakımından- çok
düşük olan davalardır. Bu da Hukuk Devleti olmanın tabii bir gereği ve
sonucudur.
Kısaca kamu hukuku tüzel kişisi olan
kurumların, mahiyet ve görevlerinde hiçbir değişiklik olmadığı halde,
sadece yasal bir düzenleme ile özel hukuk alanına kaydırılması bir takım
“idari işlemlerin” yargısal denetimin dışında kalması sonucunu
doğuracaktır. Böyle bir sonucun ise Anayasa’nın 125/1. maddesine aykırı
olacağı gayet açıktır.
c) 4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin
3. Fıkrası Anayasa’nın 47/111. Maddesine Aykırıdır :
Anılan fıkra hükmüne göre :
“Bankaların ... devir, birleşme, fesih
ve tasfiyelerine ilişkin diğer esaslar, ana sözleşmelerinde gösterilir.”
Halbuki Anayasa’nın 47. maddesinin 3.
fıkrasına göre .
Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin
ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine
ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir”
Anayasa Mahkemesi’nin kararları da hep
aynı yönde olmuştur.
“Kamu iktisadi teşebbüsleri yasayla
kurulduğu için kapatılmaları da ancak yasayla olur. Bu yetki de
TBMM’nindir. Bu yetkinin yürütme organına verilmesi yetki devri anlamına
gelir.” (TJ.7.1994, E.1994/49, K J 994/4 5-2; AMKD, S. 30, C /, s. 266).
d) 4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin
4. Fıkrası Anayasa’nın 165. Maddesine Aykırıdır.
Anılan (4.) fıkraya göre;
“Bankaların yıllık faaliyetleri 4389
sayılı Bankalar Kanunu ‘nün 13 üncü maddesinin 2 numaralı fıkrasında
belirtilen bağımsız denetim kuruluşlarınca incelenerek rapora bağlanır. Bu
raporlar bankaların genel kurullarına sunulur.”
Görüldüğü gibi 4603 sayılı Kanun, bu
hükmü ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sözkonusu
üç kamu bankası üzerindeki denetim yetkisini kaldırmaktadır. Halbuki
Anayasa’nın 165. maddesine göre:
“Sermayesinin yarısından fazlası
doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve
ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce denetlenmesi esasları
Kanunla düzenlenir.”
Kanunun, Anayasa’nın 165. maddesine
aykırı olduğu gayet açıktır. Bu münasebetle dava konusu hükmün iptali
gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi, benzeri
konularda hep iptal kararı vermiştir.
“Anayasa’nın 165. maddesinde,
“Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolarlı olarak
Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet
Meclisince denetlenmesi esasları kanunla düzenlenir” denilmektedir. Bu
kural, 1961 Anayasası’nın 127. maddesinin son fıkrasındaki “Kamu iktisadi
teşebbüslerinin Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi kanunla
düzenlenir.” biçimindeki hükümden değişiktir. Anayasa’nın 165. maddesinde,
1961 Anayasası’nın ilgili maddesinde olduğu gibi “Kamu iktisadi
teşebbüslerinin” denilerek kapsam genişletilmiştir. Kaldı ki, kamu iktisadi
teşebbüslerinin denetimiyle ilgili kuralın, 1961 Anayasasından farklı
olarak ayrı bir maddede yer alması, yeni Anayasa’nın konuya gösterdiği
özeni yansıtmaktadır. Anayasa’nın 165. maddesi, ayrık bir kural getirmeden
“Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak
Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının “ Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce
denetlenmesi gerektiğini açık bir biçimde hükme başlamıştır. Yasaya
bırakılan, denetleme esaslarının düzenlenmesidir. Yasayla düzenleme
yapılırken, kimi kuruluşların denetim dışında tutulması, Anayasa’nın
kapsamını belirleyen buyurucu kuralına aykırılık oluşturur” (Any. Mah.K. T.28.01.1988,
E.1987/12, K.1988/3; AMKD, S.24, s.59)
e) 4603 sayılı Kanun’un 1. Maddesinin 5.
Fıkrası Anayasa’nın Hem Ruhuna, Hem de 47/111 ve 35. Maddelerine Aykırıdır:
Anılan fıkra aynen şöyledir:
“233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname,
3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet
Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu, 6245 sayılı Harcırah Kanunu ve 237 sayılı Taşıt Kanunu ile
bunların ek ve değişikliklerine ilişkin hükümler ile 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının üzenlenmesine ve
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanunun 13 üncü maddesi ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 277 nci maddesi bankalar hakkında uygulanmaz.”
Görüldüğü gibi 4603 sayılı Kanunun bu
hükmü Anayasa’nın hem ruhuna hem de 47/111. ve 35. maddelerine aykırıdır.
Çünkü:
- Anayasa’nın 47/111. Hükmüne göre
özelleştirmenin “esas ve usulleri kanunla düzenlenir”
Halbuki dava konusu Kanun (fıkra),
özelleştirmeyle ilgili mevcut düzenlemelerden hiçbirinin üç kamu bankasının
özelleştirilmesinde uygulanmayacağını hükme bağlamaktadır.
Halbuki Anayasa Mahkemesi’ne göre;
“Uygulanacak özelleştirme (satış,
kiralama, işletme hakkı devri gibi) yöntemlerine uygun ilkeler ayrı ayrı belirtilmelidir. Örneğin satış yönteminde
uygulanacak esaslar, kamu varlığının değerini belirleme biçimi, ihale yöntemleri
gibi ilkelerin açıkça yazılması gelişigüzel uygulamaları ve kötüye kullanmaları
en aza indirecek sağlıklı, hukuksal düzenlemelerdir.” (Any.Mah.K., T.7.7.1994; E.1994/49, K.1994/45-2, AMKD, S.30,
C.l, s.268)
4603 sayılı Kanunu çıkarmanın temel
sebeplerinden biri, 1. maddenin 5. fıkrasıdır. Zira bu (5.) fıkra
yürürlükte olduğu sürece idare, üç kamu bankasının hisselerinin
satılmasında hiçbir engel ile karşılaşmayacak, söz konusu hisseleri.
Anayasa’nın 35. maddesine rağmen, dilediği kişilere dilediği fiyattan
satabilecektir.
Gerçekten iptali istenen Yasanın
TBMM’yi ve Anayasa Mahkemesi denetimini aşmaya yönelik olduğu açıktır. Aksi
halde böyle bir kanuna hiç ihtiyaç yoktur. Çünkü kamu kurum ve
kuruluşlarının mülkiyetinde bulunan “taşınmazların satışı için ayrı bir
yasaya gerek yoktur; çünkü her yıl Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre
çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının taşınmazları zaten satılmaktadır.
Kısaca:
“Kamu varlıklarının satılmasında
düzenleme yetkisi yasama organınındır. Bu yetki, yasama organının kamu
mülkiyetinin koruyucusu olmasının da doğal sonucudur. Kamu varlısının
satışında, kamu mülkiyeti sona erdiğinden bu satışların esas ve yöntemlerine
ilişkin bir düzenlemenin yasayla yapılması zorundadır.” (Any.Mah.kararı, T.12.12.1996,
E.1996/64, K.1996/47; AMKD, S.34, C.l, s.105)
2) 2. Maddenin Anayasa’ya Aykırılık
Durumu:
4603 sayılı Kanun’un 2. maddesi
Anayasa’nın 41/111. ve 7. maddelerine aykırıdır. Çünkü 4603 sayılı Kanun
bir “özelleştirme kanunu”dur.
Kanunda kullanılan “yeniden
yapılandırma” ifadeleri TBMM’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin denetimini aşmaya
yöneliktir. Bu (2.) maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinden
anlaşılacağı gibi;
“Yeniden yapılandırma ve hisse satış
işlemleri bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde
tamamlanacaktır.”
Bu tespitlerden sonra hemen ifade
edelim ki 2. maddenin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlar Kurulunca
belirlenir” ifadesi Anayasa’nın 47. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırıdır.
47. maddenin üçüncü fıkrasından açıkça anlaşılacağı gibi özelleştirmede
esas ve usuller kanunla belirlenir. Kanun çıkarma yetkisi ise TBMM’ne
aittir. Bu yetki devredilemez. Devredilmesi, tıpkı burada olduğu gibi, Anayasa’nın
7. maddesine aykırı düşer. Çünkü;
“Hiçbir devlet organı, Anayasa’dan
aldığı yetkiyi, başka bir organa devredemez.” (Any.Mah.K., T.12.12.1996, E.1996/64, K.1996/47; AMKD, S.34,
C.l, s.105)
2. maddenin ikinci fıkrasında açıkça
Anayasa’ya aykırıdır. Çünkü bu fıkra Anayasa’ya açıkça aykırı olan
işlemlerin yapılmasını öngörmektedir. Bu yüzden kendisi de Anayasa’ya aykırı
düşmektedir.
Mesela, ikinci fıkranın birinci
cümlesine göre;
“Yeniden yapılandırma işlemlerinin
tamamlanmasını müteakiben bankaların hisse satış işlemleri 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde
sonuçlandırılır.”
Kimler tarafından “sonuçlandırılır”?
Kanun, bu hususu meskut geçmektedir. Aynı (2.) fıkranın
ikinci ve üçüncü cümlelerine göre ise;
Yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri bu
Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde tamamlanır. Bakanlar
Kurulu bu süreyi birde faya mahsus olmak üzere yarısı kadar uzatabilir.”
Üç kamu bankasının hisselerinin hangi
esas ve usullere göre satılacağını belirleyen bir kanun hükmü yoktur. Bu
durumda (üç yıllık süre içinde) yapılacak olan satışlar Anayasa’ya aykırı
düşer.
Bakanlar Kurulu’nun üç yıllık satış
süresini yarısı kadar uzatması da Anayasa’ya aykırı olur.
Kısaca, 4603 sayılı Kanun’un 2.
maddesi, tıpkı 1. maddesi gibi bir bütün olarak Anayasa’ya aykırıdır.
Anılan (2.) maddenin son iki cümlesi ise Anayasa’ya daha da aykırıdır. Söz
konusu cümleler aynen şöyledir:
“Özel hukuk hükümlerine göre
çalıştırılacak personelin kadro sayısı ve unvanları ile ücret ve sair mali
hakları bankaların şenel kurullarınca tespit olunur. Yeniden yapılandırma
sürecinde bankalarca özel hukuk hükümlerine göre yeni istihdam edilecek
personele ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulu’nca belirlenir.”
Bilindiği gibi 4603 sayılı Kanuna konu
olan üç kamu bankası birer kamu iktisadi teşebbüsüdür. Bu bankaların
çalışanları da “Kamu personeli”dir.
Kamu personelinin hakları, Anayasa’nın
128. maddesine göre kanunla düzenlenir.
Başka bir ifadeyle kamu çalışanlarının
bir takım haklarının bazı genel kurullarca veya Bakanlar Kurulunca
belirlenmesi Anayasa’ya aykırı düşer.
3) 3. Maddenin Anayasa’ya Aykırılık
Durumu:
4603 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 2.
fıkrasının ilk cümlesinde yer alan “... yönetim kurullarınca...” ifadesi
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına aykırıdır. Çünkü Anayasa’nın
128. maddesinin ikinci fıkrasına göre. kamu çalışanlarının ücret vs durumu “kanunla
düzenlenir.”
4) Geçici 1. Maddenin Anayasa’ya
Aykırılık Durumu:
4603 sayılı Kanun’un Geçici 1.
maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi ile 2. fıkrasının ilk cümlesi
Anayasa’ya açıkça aykırıdır.
a) Geçici 1. maddenin ilk cümlesi,
Anayasa’nın 47. maddesinin üçüncü fıkrasına açıkça aykırıdır. Çünkü
Bankaların ana sözleşmeleri, 4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 3. fıkrasına
göre söz konusu bankaların “... devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine
ilişkin esasları” belirleyip gösterecektir.
Daha önce belirtildiği gibi Anayasa’nın
47. maddesine göre bu esasları belirleme yetkisi TBMM’ne aittir. TBMM, bu
yetkisini kanun yapma yoluyla kullanabilir.
Geçici 1. maddenin ilk cümlesi,
bankaların “... devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin esasları”
düzenleyip onaylama yetkisini, bankaların genel kurullarına vermektedir.
Bir cümle ile; öngörülen düzenleme
Anayasa’nın 47. maddesinin 3. fıkrasına açıkça aykırıdır, iptali gerekir.
b) Geçici 1. maddenin ikinci fıkrasının
ilk cümlesi Anayasa’nın 10. maddesinde ifadesini bulan “eşitlik ilkesine”
aykırıdır. Çünkü söz konusu cümle, emekliliğe hak kazanmış veya 2002 yılı
sonuna kadar kazanacak olanlardan belirli süre içinde emekliliklerini
istemeleri halinde sadece 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununa göre emekliliği kazanmış olanlar için emekli ikramiyelerinin %30
farklarıyla ödeneceğini öngörmüştür. Başka bir ifadeyle, örneğin Sosyal
Sigortalar Kanunu’na göre emekliliği hak etmiş olanlar, şartları aynı
olmasına rağmen aynı haktan (ikramiyesini 530 fazlasıyla alma hakkından)
istifade edemeyeceklerdir.
Böyle bir uygulamanın ise Anayasa’nın
10. maddesine aykırı olduğu gayet açıktır.
5) 4. Maddenin Anayasa’ya Aykırılık
Durumu:
4603 sayılı Kanun’un 4. maddesi “yürürlük”
maddesidir. Buna rağmen, içinde Anayasa’ya aykırı hüküm taşımaktadır. Şöyle
ki:
Anılan (4.) maddede yer alan;
“... bankalar hakkında sermayelerindeki
kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar uygulanmak üzere” ifadesi
Anayasa’ya aykırıdır.
Çünkü, bu maddenin uygulanmasını işaret
ettiği bütün hükümler Anayasa’ya aykırıdır.
6) 5. Maddenin Durumu:
4603 sayılı Kanun’un 5. maddesi
“yürütme maddesi”dir. Bu maddenin Anayasa’ya aykırı bir durumu yoktur.
Ancak, diğer maddelerin iptal edilmesi halinde, bu (5.) maddenin de, uygulanma
imkanı kalmayacağı için iptali gerekir.
III. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA SEBEPLERİ
1) 15.11.2000 tarih ve 4603 sayılı
Kanun Anayasa’ya açıkça aykırıdır.
2) Bir hukuk devletinde Anayasa’ya
açıkça aykırı olan bir kanunun yürürlüğünü sürdürmesi düşünülemez.
3) 4603 sayılı Kanun hakkında yürürlüğü
durdurma kararı verilmediği taktirde “Sosyal Hukuk Devleti” bakımından
telafisi imkansız birçok zararların meydana geleceği gayet açıktır.
4) 4603 sayılı Kanun hakkında yürürlüğü
durdurma kararı verildiği zaman hukuk sistemimizde herhangi bir boşluk
meydana gelmeyecektir.
5) Eğer 4603 sayılı Kanun hakkında
yürürlüğü durdurma kararı verilmeyip de bilahare iptal kararı verilecek
olursa bu iptal kararı büyük ölçüde etkisiz kalacaktır.
SONUÇ : Yukarıdan beri izah edilen
sebeplerden dolayı Anayasa’nın Başlangıç kısmının 4. ve 5. fıkraları ile
2., 5., 7.. 10.. 35., 47., 125.. 128. ve 165. maddelerine açıkça aykırı
olan 15.11.2000 tarih ve 4603 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası,
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi
Hakkında Kanun” için acilen yürürlüğü durdurma ve iptal karan verilmesini
arz ederim. 23.01.2001”
“EK GEREKÇE
I- 4603 Sayılı Kanun’un 2. Maddesinin
Anayasaya Aykırılık Durumu:
Üç fıkradan oluşan 2. maddenin özünü;
üç kamu bankasının, Ziraat Bankası ve Halk Bankası ile Emlak Bankası”nın,
üç yıl içinde satılması oluşturmaktadır Bu haliyle 2. madde.
- Bir bütün olarak. Anayasa’nın 45.,
57. ve 173. maddelerine,
- Fıkraları itibariyle de
Anayasa’nın 35., 47. ve 128. maddelerine, aykırıdır. Şöyle ki;
A) 2. Madde, Bir Bütün Olarak
Anayasa’nın 45., 57. ve 173. Maddelerine Aykırıdır:
4603 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle
satılmaları hedeflenen üç banka, bankacılık faaliyetlerinden çok daha
önemli olarak Anayasa’nın 45., 57. ve 173. maddelerine göre kamu hizmeti
gören kuruluşlardır.
Bilindiği gibi Anayasa’nın 45. maddesi,
Devlete,
Tarım ve hayvancılık sektörünün
desteklenmesi ve Bu sektörlerde çalışanların korunması, görevlerini
yüklemiştir.
Devlet de bu görevlerini, yıllardan
beri Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası aracılığı ile yerine getirmektedir.
Hiçbir alternatif geliştirmeden Ziraat
Bankası’nın satılması Anayasa’nın 45. maddesine aykırı düşer.
Öte yandan, Anayasa’nın 57. maddesi,
“konut hakkı”nı düzenlemektedir. Anayasa’nın 57. maddesinden çıkan manaya
göre;
- Konut edinmek, vatandaşlar için bir
hak,
- Vatandaşların konut edinmeleri için
gerekli tedbirleri olmak ise Devlet için bir görevdir.
Bu “görev”, 57. maddenin gerekçesinde
çok geniş kapsamlı bir “ödev” olarak ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi de bir kararında
aynen şöyle demiştir:
“Gerekçesiyle birlikte
değerlendirildiğinde maddenin asıl amacının,”Konut hakkı”nı düzenlemek
olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, Anayasa burada kişilerin konut hakkını
kullanabilmelerini sağlamakta görevlendirdiği Devletin, bu görevini
şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarım gözeten bir planlama
çerçevesinde yerine getirilmesini istemektedir.” (Anayasa Mah.Kararı, 7.11.12.1986. E. 1985/11. K. 1986/29, AMKD,
s.454)
Devlet konut edindirme konusundaki
Anayasal görevini yıllardan beri Emlak Bankası vasıtasıyla yerine getirmeye
çalışmıştır.
Şimdi ise hiçbir alternatif
öngörülmeden Emlak Bankası’nın satılması Anayasa’nın 57. maddesine aykırı
düşer.
Dava konusu 2. madde, bir bütün olarak,
Anayasa’nın 173. maddesine de aykırıdır.
Anayasa’mızın 173. maddesine göre;
“Devlet, esnaf ve sanatkarı koruyucu ve
destekleyici tedbirleri alır.” 173. maddenin gerekçesinde de aynen şöyle
denilmektedir:
“Esnaf ve sanatkarlar hem sayıları
itibariyle hem de toplumda işgal ettikleri yer itibariyle Devlet tarafından
korunması gerekli olan bir grubu oluşturmaktadırlar.
Ülkemizdeki ekonomik gelişmenin
mahiyeti, esnaf ve sanatkarların sosyal ve ekonomik durumunu başka
ülkelerde olduğundan daha önemli bir noktaya getirmiş bulunmaktadır.
Esnaf ve sanatkarlar kendi bedeni
çalışma ve yaratıcılığını bağımsız bir işyerinde değerlendiren, bazan az sayıda olmakla beraber yanında işçi de çalıştıran
şahıslardır.
Esnaf ve sanatkarların yanında çalışan
işçi sayısı her bir işyeri itibariyle azdır, ne var ki bunların sayısı
düşünülünce yanlarında çalışanların sayısının fazlalığı ortaya çıkar.
Esnaf ve sanatkarlar: işçiler, memurlar
çiftçiler ve sanayiciler bakımından bir temas ve odak noktası niteliğinde
olan ve topluma devamlı hizmet veren toplumsal katman olarak genelde bir
demokrasinin iskeletini oluştururlar. Geneldeki bu yargı, Türkiye’deki
gerçekler karşısında, esnaf ve sanatkarın demokrasi geleneği ve
demokrasinin yaşaması için onların taşıdığı önemi artırmaktadır.
Dar çerçevedeki sermayesini bedeni
çalışmasına ekleyerek mahalli geleneklere göre geliri tacir sayılmasını
gerektirmeyen esnaf ve küçük sanatkarın .korunması için, her şeyden önce
teşkilatlanmalarının tamamlanması gerekir. İkinci ise, bunların sosyal
güvenlik haklarından tam olarak yararlanmalarının sağlanması icab eder. Bu konuda, 507 sayılı Esnaf ve Küçük
Sanatkarlar Kanunu teşkilatlanmayı sağlamışsa da, 1479 sayılı Bağ-Kur
Kanununa göre, sayıları 2.500.000 olarak tahmin edilen esnaf ve sanatkarın
ancak 1.250.000’inin Bağ-Kur’a kayıtlı olmaları gibi bir gediğin giderilmesi
ihtiyacı, esnaf ve sanatkarın korunmasının Anayasa güvencesine kavuşturulmasındaki
gereği ortaya koymaktadır.
Esnaf ve sanatkarlar, sadece statik bir
grup değildir. Bunlar bir taraftan tacir olmaya yönelirler, diğer taraftan Sanayie yardımcıdırlar, bir başka açıdan da esnaf ve
sanatkarlar ülkemizdeki şehirleşme sürecinin öncüleri durumundadırlar.
Şehirleşme vakıasının birinci planda gelen meselelerden birini oluşturduğu
ülkemizde esnaf ve sanatkarın desteklenmesi bu sürecin sağlıklı gelişmesine
de hizmet edecektir.
Konut hakkının ve çevre sorunlarının
ver aldığı bir anayasada küçük işyerlerinin işven sahibinin esnaf veya
sanatkar veya tacir olmasına bakılmaksızın sosyal huzura kavuşturulmak
istenen bu Anayasada esnaf ve sanatkarların korunması ve bu korumanın
güvenceye bağlanması adeta bir zorunluluktur.
Esnaf ve sanatkarların korunması
müşahhas olmalı, desteklenmeleri, işyeri temini, kredi sağlanması, sosyal
güvenlik hakları aile fertlerinin kolaylıklardan yararlanmaları, aralarında
kurulacak sandık ve bankaların özendirilmesi, bu amaca yönelmiş olan Halk
Bankası gibi Devlet bankalarının hizmetlerinden birinci derecede ve
öncelikle yararlanmaları, kültürel ihtiyaçları ile yerleşim konut, intibak
gibi sorunlarının çözümlenmesinde yardım görmeleri gibi hedefler Anayasa
ile güvence altına alınmak istenmiştir.”
Bu kısma son verirken şu hususu da
belirtelim ki Halk Bankası, Yüce Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda,
esnaf ve sanatkarı desteklemek için 1933 yılında kurulmuş en sağlam
kurumlarımızdan biridir.
Devlet, bu kurum (Halk Bankası)
sayesinde, yıllardan bu yana Anayasal bir görevi, esnaf ve sanatkarı
destekleme ödevini yerine getirmeye gayret etmiştir.
Şimdi Anayasa’nın 173. maddesi
yürürlükte iken, hiçbir alternatif geliştirmeden Halk Bankası’nın
özelleştirilmesi (satılması) Anayasa’ya aykırı düşer.
B) 4603 Sayılı Kanun’un 2. Maddesinin
Fıkraları da Anayasa’ya Aykırıdır:
a) 2. Maddenin Birinci Fıkrası
Anayasa’nın 41/111. Maddesine Aykırıdır.
Anılan (l.) fıkra aynen şöyledir:
“Bankaların (bağlı ortaklık ve
iştiraklerindeki payları dahil) etkin, verimli ve özerk bir şekilde
çalışmalarının sağlanması amacıyla yeniden yapılandırılmalarına ilişkin
usul ve esaslar, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret
Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci
maddesinin (b) fıkrası uyarınca ve mevcut yönetim düzenlemeleri dikkate
alınarak, Bakanlar Kurulunca belirlenir.”
Hemen anlaşılacağı gibi bu (1.)
fıkranın görünüşteki amacı, söz konusu üç bankanın etkin ve verimli
çalışmasını sağlamaktır. Ancak bu amaç gerçekçi değildir.
Gerçek amaç;
- Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetiminden, Sayıştay denetiminden ve
- Anayasa Mahkemesi denetiminden,
kurtulmaktır. Fıkradaki “...yeniden yapılandırma ...” ifadesi bu maksatla
kullanılmıştır.
Zira hukuk sistemimizde bu bankaların
verimli ve etkin çalışmalarını engelleyici hiçbir hüküm yoktur.
Buna karşılık verimli ve etkin
çalıştırılmalarını öngören birçok hüküm vardır.
Nitekim Ziraat Bankası Ana Statüsü’nün
4. maddesi aynen şöyledir:
“Bankanın Amaç ve Faaliyet Konuları:
Madde 4- Esas olarak tarım kesimine finansal destek sağlamak ve diğer her türlü bankacılık
işlemlerini yapmak amacıyla teşkil olunan T.C. Ziraat Bankası’nın faaliyet
konuları aşağıda gösterilmiştir.
1 - Tarımsal ürünlerin (bitkisel, hayvansal üretim,
ormancılık ve su ürünleri dahil) üretilmesine, işlenmesine,
değerlendirilmesine, pazarlanmasına, tarıma dayalı sanayi ile tarıma girdi
sağlayan tarımsal sanayiye dönük her türlü girişimlerin kalkınma planı
ilkelerine göre üretimde bulunması, oluşması ve gelişmesi ile ilgili finansman
desteği sağlamak, kaynak yaratmak ve gerekli kredileri düzenlemek ve
korumak, kurulmuş ve kurulacak ortaklıklara ve yapılmış ve yapılacak
teşebbüslere gereği halinde katılmak,
2 - Ekonomik gereklere uygun olarak verimlilik ve
karlılık ilkeleri doğrultusunda, ulusal ekonomi ile uyum içinde sermaye
birikimine yardım etmek ve bu suretle daha fazla yatırım kaynağı yaratmak
üzere tarım sektörünün kalkınma bankacılığı görevini de üstlenmek.
3 - Banka kaynaklarının kalkınma planı ve yıllık
programlarının hedeflerine uygun olarak kullanılmasını ve selektif kredi politikasının etkin bir şekilde
uygulanmasını sağlamak amacıyla sektör bankası olarak çalışmak,
4 - Halkın geçici ihtiyaçlarını karşılamak amacı
ile, alınan menkul rehni karşılığında tesbit edilecek kredi hadleri ile borçlunun şahsen sorumlu
olmayıp, sorumluluğunun merhunla sınırlı olacağı,
Bankalar Kanununda belirtilen “Hesap Durumu Belgesi” aranmayacak krediler açmak.
5 - Her türlü kredi, bankacılık, sigorta acenteliği
ve borsa işlemlerini yapmak,
6 - Eğitimle ilgili her türlü inceleme, araştırma
ve geliştirme çalışmaları yapmak, yaptırmak ve faaliyetleri
gerçekleştirecek kuruluşları kurmak ve gerekli yardımı sağlamak, istihdamı
geliştirme çalışmaları kapsamında düzenlenen beceri kazandırma
programlarının uygulanmasını sağlar.
Kurulmuş ve kurulacak küçük ve orta büyüklükteki
özel kuruluşlara idari ve teknik alanlarda rehberlik yapar.
Banka bu amaç ve faaliyetlerini doğrudan bağlı
ortaklıkları, iştirakleri, banka şubeleri ve diğer birimleri eli ile yerine
getirir.
Banka’nın amaç ve faaliyet konuları Yüksek Planlama
Kurulu kararı ile değiştirilebilir.”
Sonra, 4603 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci
fıkrasında sözü edilen “... esas ve usuller”den
maksat, açıktır ki özelleştirmeye ilişkin “esas ve usuller”dir.
Bu esas ve usulleri, dava konusu fıkraya göre
“Bakanlar Kurulu” belirleyecektir.
Bu hüküm Anayasa’nın 47. maddesinin üçüncü
fıkrasına aykırıdır. Çünkü Anayasa’nın 47. maddesinin üçüncü fıkrasına
göre;
“Devletin kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer
kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine
ilişkin esas ve usuller Kanunla gösterilir,”, yani Bakanlar kurulu
kararıyla belirlenemez, belirlenirse Anayasa’ya aykırı düşer, tıpkı burada
olduğu gibi.
b) 2. Maddenin ikinci Fıkrası, Anayasa’nın 35.,
45., 57. ve 173. Maddelerine Aykırıdır:
Söz konusu (2.) fıkra şöyledir:
“2. Yeniden yapılandırma işlemlerinin
tamamlanmasını müteakiben bankaların hisse satış işlemleri 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde
sonuçlandırılır. Yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri bu Kanunun
yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde tamamlanır. Bakanlar Kurulu bu
süreyi bir defaya mahsus olmak üzere yarısı kadar uzatabilir.”
Görüldüğü gibi bu (2.) fıkra 4603 sayılı Kanun’un
asıl amacını ortaya koymaktadır. Üç kamu bankası, Kanun’un yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde satılacaktır. Satılacak olan menkul
ve gayrimenkullerin toplam tutarı katrilyonlarla
ifade edilmektedir. Türkiye’de bu kadar büyük bir alım gücü yoktur.
Bu durumda söz konusu kamu bankaları ya çok düşük fiyatlarla yani sözde satışlarla “belirli”
kimselere devredilecektir ki bu tür devirlerin Anayasa’nın 35. maddesine,
mülkiyet ilkesine aykırı düşeceği açıktır veya yabancılara satılacaktır ki
bu defa da Anayasa’nın ruhuna hakim olan bağımsızlık ilkesine aykırı
düşecektir.
Ayrıca bu satışlar, yukarıda 2. maddenin bütünü
için yapılan açıklama esnasında belirtildiği gibi Anayasa’nın 45., 57. ve
173. maddelerine aykırı olacaktır.
Kısaca, maddenin bütünü için belirtilen Anayasa’ya
(45., 57., ve 173. maddelere) aykırılık sebepleri bu (2.) fıkra için de
-aynen- geçerlidir.
c) 2. Maddenin Üçüncü (son) Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılık Durumu:
2. maddenin son fıkrasının ilk cümlesi ile üçüncü
ve dördüncü cümleleri hariç, diğer bütün hükümleri Anayasa’ya aykırıdır.
Ancak, 4603 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 2.
maddesinin birinci ve ikinci fıkraları iptal edilince, ikinci maddenin
üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ile üçüncü ve dördüncü cümleleri için uygulama
alanı kalmayacaktır. Bu yüzden 2. maddenin üçüncü (son) fıkrasının ilk cümlesi
ile, 3. ve 4. cümlelerinin de, 2949 sayılı Kanun’un 29. maddesi uyarınca
iptali gerekecektir.
2. maddenin üçüncü fıkrasındaki hükümleri bir bütün
halinde (topluca) görebilmek için söz konusu fıkrayı buraya aktarmak
faydalı olacaktır.
Söz konusu (3.) fıkra aynen şöyledir:
“3. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
mevcut personeli hakkında aylık, özlük ve emeklilikleri yönünden tabi
oldukları mevzuatın uygulanmasına devam olunur. Bunlardan uygun görülenler
istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere özel hukuk
hükümlerine göre çalıştırılabilir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanunu ile ilgileri devam eden personelin özel hukuk hükümlerine
göre çalışacakları süreler kazanılmış hak aylıklarında değerlendirilir ve
emeklilik işlemlerinde söz konusu Kanunun ek 48 inci maddesinin (b) fıkrası
ile ek 68 inci maddesi hükümleri uygulanır. Bu kadro ve pozisyonlar
emeklilik, istifa, ölüm ve sair nedenlerle boşaldıkları takdirde hiçbir
işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Özel hukuk hükümlerine göre
çalıştırılacak personelin kadro sayısı ve unvanları ile ücret ve sair mali
hakları bankaların genel kurullarınca tespit olunur. Yeniden yapılandırma
sürecinde bankalarca özel hukuk hükümlerine göre yeni istihdam edilecek
personele ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenir.”
Üçüncü fıkranın ikinci cümlesinden açıkça
anlaşılacağı gibi;
“Bunlardan uygun görülenler” “özel hukuk” hükümlerine
göre çalıştırılabileceklerdir.
Cümledeki “uygun görülenler” ifadesi keyfiliğe yol açabilecek
bir ifade olup Anayasa’nın
- 2. maddesinde ifadesini bulan “Hukuk Devleti İlkesi”
ile
- 10. maddesindeki “eşitlik ilkesine”, aykırı
düşer.
Konunun daha bir açıkla ortaya konulabilmesi için şu
sorunun sorulması gerekmektedir: “Uygun görülenler” kimler hangi ölçülere
göre belirleyecektir? Şüphesiz ki “uygun görülenleri” belirli kişiler tarafından,
liyakata ve kanunun koyduğu ölçütlere göre değil,
kendi tercihlerine (örneğin akrabalık ve ahbaplık derecelerine, torpil ve
rüşvete...) göre belirlenecektir.
“Hukuk Devleti”, böylesine keyfiliğe yol açabilecek
olan düzenlemelere izin veremez.
Sonra bu “uygun görülen” kimseler, işe girdikleri
zamanki “kamu hukuku”na göre değil, “özel hukuk hükümlerine göre”
çalışabileceklerdir. Yani “canın isterse!..” demeye getiriliyor.
Bir “Hukuk Devleti” vatandaşlarına karşı böyle bir
davranış içine giremez. Girerse
“Hukuk Devleti ilkesine” aykırı davranmış olur.
Dava konusu 3. fıkranın beşinci cümlesi, yani
“Özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılacak
personelin kadro sayısı ve unvanları ile ücret ve sair mali hakları
bankaların genel kurullarınca tespit olunur.”
Hükmü Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasına
aykırıdır. Çünkü Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasından açıkça
anlaşılacağı gibi “kamu iktisadi teşebbüsleri”nin çalışanları kamu
görevlisi kategorisine girmektedir.
“Üç banka”nın birer kamu iktisadi teşebbüsü olduğu
hususunda hiçbir kuşkuya yer yoktur.
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında ise
kamu çalışanlarının özlük ve her türlü haklarının kanunla düzenleneceği
hüküm altına alınmıştır.
Bu durumda birer kamu iktisadi kurumu olan üç
bankadaki personelin özlük haklarının (unvanları ile ücret ve mali
haklarının) bankaların genel kurullarınca tespit edilmesi Anayasa’nın
128/II. Maddesine aykırı düşer.
Aynı aykırılık, dava konusu (3.) fıkranın son
cümlesi, yani;
“Yeniden yapılandırma sürecinde bankalarca özel
hukuk hükümlerine göre yeni istihdam edilecek personele ilişkin usul ve
esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenir” hükmü için de geçerlidir. Başka bir
deyişle bu cümledeki
“... Bakanlar Kurulunca belirlenir.”
hükmü Anayasa’nın 128. maddesinin 2. fıkrasına
aykırıdır.
II- 4603 sayılı Kanun’un 3. Maddesinin Anayasa’ya
Aykırılık Durumu:
3. madde dört fıkradan oluşmaktadır. Dört fıkranın
dördü de Anayasa’ya aykırı hükümler taşımaktadır. Şöyle ki:
a) Birinci fıkranın Anayasa’ya aykırılık durumu:
Birinci fıkra şöyledir:
“MADDE 3.- 1. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte Hazineden olan birikmiş görev zararı alacakları yeniden
yapılandırma programında belirtilen esas ve süreler dahilinde itfa olunur.
Çeşitli kanun ve kararnamelerle bankalara verilmiş olan görevler program
dönemi sonunda yürürlükten kalkar. Devlet yeniden yapılandırma döneminde
bankalara bedelini önceden ödemeden görev veremez. “
Hemen ilk bakışta fark edileceği gibi bu fıkranın
üç cümlesi açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Şöyle ki:
1) Birinci cümlede yer alan “... yeniden
yapılandırma programında belirtilen esas ve süreler dahilinde...” hükmü
Anayasa’nın 47. maddesinin 2. fıkrasına aykırıdır. Çünkü 4603 sayılı
Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre “Bankaların... Hazineden
olan birikmiş görev zararı alacakları” “yeniden yapılandırma programında
belirtilen esas ve süreler dahilinde itfa olunacaktır.”
“Yeniden yapılandırma” denilen şey, aslında,
Bankaların satılmaları ile ilgili programdır; bu üç bankanın satılma
esaslarını düzenleyen Bakanlar Kurulu kararıdır.
Halbuki Anayasa’nın 47/2. maddesine göre
“özelleştirme ile ilgili usul ve esaslar” Bakanlar Kurulu kararıyla
düzenlenemez. Düzenlenirse Anayasa’ya aykırı olur; aynen burada olduğu
gibi.
Kısaca, 3. maddenin 1. fıkrasının ilk cümlesi
“yetki” yönünden Anayasa’ya aykırıdır.
2) 3. maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesi de
Anayasa’ya aykırıdır. Aykırılık, Anayasa’nın 47/2. ve 7. maddelerinedir.
Cümlede,
“Çeşitli kanun ve kararnamelerle bankalara verilmiş
olan görevler program dönemi sonunda yürürlükten kalkar.” deniliyor.
Her şeyden önce, sık sık
vurgulandığı gibi Bakanlar Kurulu’nun görünüşte “yeniden yapılandırma”
gerçekte ise “özelleştirme” yani üç kamu bankasının satılması konusunda
böyle bir “program” yapma yetkisi yoktur.
İkinci olarak, “çeşitli kanunlarla bankalara
verilmiş olan görevler, (Bakanlar Kurulu veya herhangi bir makam tarafından
hazırlanmış) programlarla sona erdirilemez. Çünkü
“Kanunla verilen bir görev”,
-yine bir kanunla veya,
- Kanuna denk bir kuralla (Kanun Hükmünde Kararname
ile) veya
- Anayasa ile sona erdirilebilir. Aksi halde “yasama
yetkisi” devredilmiş olur. Böyle bir “devir”de Anayasa’nın 7. maddesine
aykırı düşer.
3) 3. maddenin 1. fıkrasının son cümlesinde yer
alan “...yeniden yapılandırma dönemi...” kavramı Anayasal dayanaktan yoksun
olduğu için, bu kavramı bünyesinde taşıyan cümle de Anayasal dayanaktan
yoksun ve Anayasa’ya (m.47/2’ye) aykırıdır.
b)3. maddenin 2.
fıkrasının Anayasa’ya aykırılık durumu:
İkinci fıkranın ilk cümlesi Anayasa’nın 128/2.
maddesine aykırıdır.
İkinci fıkranın ilk cümlesi aynen şöyledir:
“Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte
çalışmakta olan personeline en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge
dahil) brüt tutarının %180’ini geçmemek üzere
görev ve unvanlarına göre yönetim kurullarınca belirlenecek miktarda
bankacılık tazminatı ödenir.”
Görüldüğü gibi üç bankanın çalışanlarına ödenecek
olan bankacılık tazminatlarının miktarları, (bu bankaların) yönetim
kurullarınca belirlenecektir. Halbuki Anayasa (m. 128/2), bu belirlemenin kanunla
yapılmasını öngörmektedir
Kısaca, söz konusu birinci cümle Anayasa’ya
(m.128/2) aykırıdır.
Birinci cümlenin iptali üzerine, uygulanma imkanı
kalmayan diğer iki cümlenin de 2949 sayılı Kanun’un 29. maddesi uyarınca
iptali gerekir.
c) 3. maddenin 3. fıkrasının Anayasa’ya aykırılık
durumu:
4603 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 3. fıkrası da,
Anayasa’ya aykırı hükümler taşımaktadır. Şöyle ki: 3. fıkranın ilk
cümlesine göre:
“Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası teşkilatı, bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte hiçbir hukuki merasime tabi olmaksızın
anonim şirket olarak ticaret siciline re’sen
tescil” edilecektir.
Bu hüküm, Ziraat Bankası’nın işlemlerini yargısal
denetimin dışına çıkaracağı için Anayasa’nın hem 125/1. maddesine hem de
“Hukuk Devleti ilkesine” aykırıdır. Çünkü Ziraat Bankası, anonim şirket
olarak ticaret siciline tescil edilmekle, işlemleri özel hukuk hükümlerine,
Ticaret Kanunu kurallarına tabi olacaktır.
Özel hukuk hükümlerine tabi olan kuruluşların yargısal
denetimi adli yargıda yapılır. Ancak Ziraat Bankası’nın faaliyetlerine
karşı adli yargıya gidilemez. Zira Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
halihazırda, mahiyeti itibariyle bir kamu kuruluşudur. Ancak bu kamu kuruluşunun
işlemlerine karşı idari yargıya da gidilemeyecektir. Çünkü bu kuruluş, özel
hukuk kurallarına göre çalışmaktadır.
Kısaca, T.C. Ziraat Bankası’nın “mahiyetini
değiştirmeden” “statüsünü değiştirmek”, bu Banka’nın işlemlerini yargı
denetiminden kaçırmak anlamına gelir ve Anayasa’nın hem 125/1. maddesine
hem de 2. maddesindeki “Hukuk Devleti ilkesine” aykırı düşer.
2) Aynı aykırılık, 3. maddenin 3. fıkrasının 2.
cümlesi için de geçerlidir.
Söz konusu (2.) cümle aynen şöyledir:
“Bankanın mevcut sağlık yardım sandığı da bu
Kanunla tüzel kişilik kazanır. Burada, gayet tabii olarak şu sorular ortaya
çıkmaktadır:
Her şeyden önce bu “tüzel kişilik” hangi hukuk
dalına tabi olacak; özel hukuka mı, kamu hukukuna mı?
Sonra bu “tüzel kişinin”, yani “Sağlık Yardım
Sandığı”nın faaliyetlerine karşı hangi yargı yoluna gidilecektir? Adli
yargıya mı, idari yargıya mı ?
3) 3. maddenin 3. fıkrasının 3. cümlesi de Anayasa
aykırıdır.
Anılan (3.) cümleye göre: “Sandığın organları,
kaynakları ile çalışma usul ve esaslarını düzenleyen ana statüsü Banka
yönetim kurulunun onayı ile yürürlüğe girecektir.
4603 sayılı Kanunla “tüzelkişilik kazanan Sağlık
Yardım Sandığı’nın ana statüsünün, Banka yönetim kurulunun onayı ile
yürürlüğe girmesi “kişilik kavramı” ile bağdaşmaz, dolayısıyla Anayasa’nın
48/1. maddesine aykırı düşer. Çünkü:
- Sandık, tüzelkişilik kazandığına göre T.C. Ziraat
Bankası’ndan bağımsız hale gelmiş, Banka’nın dışında ayrı bir kişiliğe
kavuşmuştur.
T.C. Ziraat Bankası, Sandık için bir “hiyerarşik üst” olmaktan çıkmıştır.
Tüzel kişiliğe kavuşan Sandık, Banka’nın vesayetine
konulmuş da değildir.
Sandık, tüzelkişilik kazanmakla, Anayasa’nın 48/1. maddesindeki
“Herkes” kavramına dahil olmuştur. Anılan (48/1.) maddeye göre;
“Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.”
Bu serbesti ve hürriyetler kısıtlanamaz,
engellenemez, başkalarının (somut olayımızda Banka yönetim kurulunun) irade
ve onayına bağlanamaz.
4) 3. maddenin 4. fıkrasının (son fıkranın)
Anayasa’ya aykırılık durumu:
Söz konusu (4.) fıkra hükmü, üç banka için tanıdığı
çok geniş istisnalarla, Anayasa’nın 10. maddesine; eşitlik ilkesine
aykırıdır.
III- Geçici 1. Maddenin Anayasa’ya Aykırılık
Durumu:
4603 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi de
Anayasa’ya aykırı hükümler taşımaktadır. Şöyle ki:
a) Geçici 1. maddenin 1. fıkrasının Anayasa’ya
aykırılık durumu:
1) Geçici 1. maddenin ilk cümlesi, Anayasa’nın 47.
maddesinin üçüncü fıkrasına açıkça aykırıdır. Çünkü Bankaların ana
sözleşmeleri, 4603 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 3. fıkrasına göre söz konusu
bankaların “...devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin esasları” belirleyip
gösterecektir.
Konuyu daha açık bir şekilde görebilmek için
bankaların ana sözleşmelerinin hangi unsurları içermesi gerektiğini
belirten 1. maddenin 3. fıkrasını buraya aktarmak faydalı olacaktır.
Anılan fıkra (m. 1/3) aynen şöyledir:
“Bankaların çalışma konuları ve amaçları, merkezleri,
sermaye miktarları, hisseleri, genel kurulları, yönetim ve denetim
organları, hesapları ve kârlarının dağıtımı ile faaliyetlerine, devir,
birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin diğer esaslar, ana sözleşmelerinde
gösterilir.”
Bu unsurları bünyesinde taşıyan ana sözleşmelerini,
geçici 1. maddenin 1. fıkrasının ilk cümlesine göre “Bankaların genel
kurulları onaylayıp yürürlüğe koyacaklardır.”
Halbuki Anayasa’nın, 47. maddesinin, 4446 sayılı
Kanunla eklenen son fıkrasına göre:
“Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ... tarafından
yürütülen ... hizmetlerden hangilerinin ... devredilebileceği kanunla
belirlenir.”
Anayasa’nın bu açık hükmüne rağmen 4603 sayılı
Kanun, “kanun” ile belirlenmesi gereken konuları bankaların ana
sözleşmesine bırakıyor, ana sözleşmenin onaylanmasına da bankaların genel
kurullarını yetkili kılıyor.
Daha açık bir deyişle, geçici 1. maddenin ilk cümlesi,
- Kanunun yerine bankaların ana sözleşmelerini,
- TBMM Genel Kurulu’nun yerine de bankaların genel
kurullarını, koymuştur.
2)Geçici 1. maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesinin
durumu:
Bu cümlenin, yani “Mevcut yönetim kurulu üyelerinin
görevleri genel kurullarca yenileri seçilinceye kadar devam eder.” hükmünün,
Anayasa’ya aykırı bir yönü yoktur. Ancak Kanun’un diğer hükümleri “iptal edilince
bu cümlenin uygulanma olanağı kalmayacaktır. Bu yüzden söz konusu cümlenin
dahi 2949 sayılı Kanun’un 29. maddesi uyarınca iptali gerekir.
3) Geçici 1. maddenin 1. fıkrasının 3. cümlesi de
Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasına aykırıdır.
“Bankaların tüm diğer personeli bu Kanunla bulundukları
kadro ve pozisyonlara atanmış sayılır.”
Halbuki Anayasa’nın 128. maddesinin 1. fıkrasına
göre;
Atama, Devletin asli ve sürekli hizmetleri için söz
konusudur. Oysa bankalarda asli ve sürekli devlet hizmeti sayılmayan işler
de vardır. Bu tür işlerde çalışan kimselerin kanunla, memurlar gibi atanmış
sayılması Anayasa’ya aykırı düşer. Atama, memur statüsündeki personel için
söz konusudur. Oysa bankalardaki çalışanların ekseriyeti memur statüsünde
değildir. Memur statüsünde olmayan kimselerin, memuriyet dışı kadro ve
pozisyonlara kanunla, memur gibi atanmaları Anayasa’ya (m. 128/1) aykırı
düşer.
Atama, bir şart işleme dayanılarak yapılır.
Devletimizin uygulaması ve Anayasa Mahkemesi kararları (örneğin; T.
22.12.1988, E.1988/5, K.1988/55, AMKD, S.24, s.495-498) hep bu yönde
olmuştur.
Atamanın bir “şart işlem” ile değil de, devlet
geleneklerine ve Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı olarak doğrudan
doğruya kanunla yapılması Anayasa’ya aykırı düşer.
b) Geçici 1. maddenin 2. fıkrasının Anayasa’ya
aykırılık durumu:
Geçici 1. maddenin 2. fıkrası iki cümleden
oluşmaktadır:
1) Birinci cümle, Anayasa’nın 10. maddesinde ifadesini
bulan “eşitlik ilkesine” aykırıdır. Çünkü söz konusu cümle, emekliliğe hak
kazanmış veya 2002 yılı sonuna kadar kazanacak olanlardan belirli süre
içinde emekliliklerini istemeleri halinde sadece 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’na göre emekliliği kazanmış olanlar için emekli
ikramiyelerinin %30 farklarıyla ödeneceğini öngörmüştür. Başka bir
ifadeyle, örneğin, Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre emekliliği hak etmiş
olanlar, şartları aynı olmasına rağmen aynı haktan (ikramiyesini %30
fazlasıyla alma hakkından) istifade edemeyeceklerdir.
Böyle bir uygulamanın ise Anayasa’nın 10. maddesine
aykırı olduğu gayet açıktır.
2)İkinci cümlenin durumu:
İkinci cümlenin Anayasa’ya aykırı bir durumu
yoktur. Ancak fıkranın ilk cümlesi iptal edilince, bu cümlenin uygulanma
alanı kalmayacaktır. Bu yüzden söz konusu cümlenin dahi, 2949 sayılı Kanun’un
29. maddesi uyarınca iptali gerekir.
d) Geçici 1. maddenin 3. fıkrasının durumu:
Bu fıkranın Anayasa’ya aykırı bir yönü yoktur.
Ancak (4603 Sayılı) Kanun’un diğer hükümlerinin iptali halinde, (yani üç
kamu bankasının satışının daha doğrusu içlerinin boşaltmasının önlenmesi,
talan edilmelerine engel olunması durumunda) bu (3.) fıkranın uygulanma
alanı kalmayacaktır.
Bu sebeple söz konusu (3.) fıkranın da, 2949 sayılı
Kanun’un 29. maddesi uyarınca iptali gerekecektir.
IV - 4. Maddenin Durumu:
4603 sayılı Kanun’un 4. maddesi “yürütme”
maddesidir. Bu maddenin Anayasa’ya aykırı olan bir yönü yoktur. Ancak diğer
maddelerin iptali halinde, uygulanma imkanı kalmayacağı için 4. maddenin de
2949 sayılı Kanun’un 29. maddesince iptali gerekecektir.
SONUÇ : Gerek yukarıdan beri izah edilen
sebeplerden dolayı, gerekse 23.01.2001 tarihli dilekçemizde belirtilen gerekçeler
sebebiyle, Anayasa’nın birçok hükmüne açıkça aykırı olup uygulanması
halinde Türkiye için telafisi imkansız zararlar doğuracağı kesin bulunan 15.11.2000
tarih ve 4603 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk
Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun”un
bütünü için acilen yürürlüğü durdurma ve iptal kararı verilmesini arz
ederim”
II - İPTALİ
İSTENEN YASA KURALLARI
15.11.2000 günlü, 4603 sayılı Yasa’nın iptali
istenen bölümleri de içeren maddeleri şöyledir:
1 - “MADDE 1.- 1. Bu Kanunun amacı, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası,
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim
Şirketinin (bankalar) çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin
gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını
sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ile hisse satışlarına ilişkin
düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine
tabî gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesidir.
2. Bankalar, anonim şirket
statüsündedirler. Bu Kanunda yer alan hükümler dışında 4389 sayılı Bankalar
Kanunu ile genel hükümlere tabidirler.
3. Bankaların çalışma konuları ve
amaçları, merkezleri, sermaye miktarları, hisseleri, genel kurulları,
yönetim ve denetim organları, hesapları ve kârlarının dağıtımı ile
faaliyetlerine, devir, birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin diğer
esaslar, ana sözleşmelerinde gösterilir.
4. Bankaların yıllık faaliyetleri 4389
sayılı Bankalar Kanununun 13 üncü maddesinin 2 numaralı fıkrasında
belirtilen bağımsız denetim kuruluşlarınca incelenerek rapora bağlanır. Bu
raporlar bankaların genel kurullarına sunulur.
5.
233 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname, 399 sayılı Kamu İktisadî Teşebbüsleri Personel Rejiminin
Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin
Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, 3346 sayılı Kamu
İktisadî Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince
Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu, 6245 sayılı Harcırah Kanunu ve 237 sayılı Taşıt Kanunu ile bunların
ek ve değişikliklerine ilişkin hükümler ile 4046 sayılı Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 13 üncü maddesi ve 6762
sayılı Türk Ticaret Kanununun 277 nci maddesi
bankalar hakkında uygulanmaz.”
2 - “MADDE 2.- l. Bankaların (bağlı
ortaklık ve iştiraklerindeki payları dahil) etkin, verimli ve özerk bir
şekilde çalışmalarının sağlanması amacıyla yeniden yapılandırılmalarına
ilişkin usul ve esaslar, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı ile Dış Ticaret
Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 2 nci
maddesinin (b) fıkrası uyarınca ve mevcut yönetim düzenlemeleri dikkate
alınarak, Bakanlar Kurulunca belirlenir.
2. Yeniden yapılandırma işlemlerinin
tamamlanmasını müteakiben bankaların hisse satış işlemleri 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri çerçevesinde
sonuçlandırılır. Yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemleri bu Kanunun
yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde tamamlanır. Bakanlar Kurulu bu
süreyi bir defaya mahsus olmak üzere yarısı kadar uzatabilir.
3. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte mevcut personeli hakkında aylık ve özlük ve emeklilikleri
yönünden tabi oldukları mevzuatın uygulanmasına devam olunur. Bunlardan
uygun görülenler istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere
özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılabilir. 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu ile ilgileri devam eden personelin özel
hukuk hükümlerine göre çalışacakları süreler kazanılmış hak aylıklarında
değerlendirilir ve emeklilik işlemlerinde söz konusu Kanunun ek 48 inci
maddesinin (b) fıkrası ile ek 68 inci maddesi hükümleri uygulanır. Bu kadro
ve pozisyonlar emeklilik, istifa, ölüm ve sair nedenlerle boşaldıkları
takdirde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Özel hukuk
hükümlerine göre çalıştırılacak personelin kadro sayısı ve unvanları ile
ücret ve sair malî hakları bankaların genel kurullarınca tespit olunur.
Yeniden yapılandırma sürecinde bankalarca özel hukuk hükümlerine göre yeni
istihdam edilecek personele ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca
belirlenir.”
3 - “MADDE 3.- 1. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Hazineden
olan birikmiş görev zararı alacakları yeniden yapılandırma programında
belirtilen esas ve süreler dahilinde itfa olunur. Çeşitli kanun ve
kararnamelerle bankalara verilmiş olan görevler program dönemi sonunda
yürürlükten kalkar. Devlet yeniden yapılandırma döneminde bankalara
bedelini önceden ödemeden görev veremez.
2. Bankaların bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte çalışmakta olan personeline en yüksek Devlet memuru
aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarının % 180’ini geçmemek
üzere görev ve unvanlarına göre yönetim kurullarınca belirlenecek miktarda
bankacılık tazminatı ödenir.
3. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası
teşkilâtı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte hiçbir hukukî merasime
tabi olmaksızın anonim şirket olarak ticaret siciline re’sen
tescil olunur. Bankanın mevcut sağlık yardım sandığı da bu Kanunla tüzel
kişilik kazanır. Sandığın organları, kaynakları ile çalışma usul ve
esaslarını düzenleyen ana statüsü Banka yönetim kurulunun onayı ile
yürürlüğe girer.
4. Bu Kanun çerçevesinde yapılacak
işlemler ve bu işlemlere ilişkin olarak düzenlenecek kağıtlar, her türlü
vergi, resim ve harçtan müstesnadır. Ticaret siciline tescil ve Sermaye
Piyasası Kurulu kayıt işlemlerinden ücret alınmaz. Bankalar hakkında 4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 29 uncu maddesi, 3572 sayılı
İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun 3 üncü maddesi ve 2464 sayılı
Belediye Gelirleri Kanununun 81 inci maddesi hükümleri uygulanmaz.”
4 - GEÇİCİ MADDE 1.- 1. Bankaların ana
sözleşmeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde
yapılacak ilk genel kurullarının onayı ile yürürlüğe girer. ..... Mevcut
yönetim kurulu üyelerinin görevleri genel kurullarca yenileri seçilinceye
kadar devam eder. Bankaların tüm diğer personeli bu Kanunla bulundukları
kadro ve pozisyonlara atanmış sayılır.
2. Bankaların bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte çalışan personelinden 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa göre emeklilik hakkını kazanmış
olanlara Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay, bu hakkı 2002
yılı sonuna kadar kazanacak olanlara da kazandıkları tarihten itibaren üç
ay içinde emeklilik başvurusunda bulunmaları halinde emekli ikramiyeleri %
30 fazlasıyla ödenir.
3. Bankaların mevcut
personeli, yeniden yapılandırma süresince istekleri halinde 4046 sayılı
Kanun’un 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilir.
Bu halde sözkonusu Kanuna göre yapılması gereken
ödemeler ilgili bankalarca karşılanır.”
III - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia
AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN’ın katılımlarıyla 15.3.2001 gününde yapılan
ilk inceleme toplantısında, “Dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına” oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV - ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A - Dava Konusu Kuralların Anlam
ve Kapsamı
Dava konusu kuralların yer aldığı 4603 sayılı
Yasa’nın gerekçesinde, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk
Bankası ve Türkiye Emlak Bankası’nın, Türk bankacılık sisteminin yaklaşık %
40’ını teşkil ettiği, bu nedenle adı geçen bankaların performansının tüm
bankacılık sistemi üzerinde belirleyici olduğu, bu bankaların mali
yapılarındaki değişimlerin sektöre de yansıdığı, son yıllarda bankacılık
sektöründe meydana gelen olumsuz gelişmelerin sistemde kırılganlık yarattığı,
sektörün yeniden yapılandırılmasının bir gereklilik olarak ortaya çıktığı,
bu bağlamda, kamu bankalarının sektördeki yeri ve önemi dikkate
alındığında, söz konusu bankaların içinde bulunmadığı bir yeniden
yapılandırma programının amacına ulaşamayacağı, kamu bankalarının yeniden
yapılandırılması suretiyle gerek idari gerekse mali yapılarının
kuvvetlendirilmesinin öngörüldüğü, bu sayede tüm sektörün rehabilitasyonunun
mümkün olabileceği, Avrupa Birliğiyle gerçekleşecek üyelik öncesinde
sistemin bütünüyle kuvvetlendirilmesinin ve ulusal rekabet gücünün
artışının sağlanacağı belirtilmiştir.
Bu amaç
doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi’nin, 4603 sayılı
Yasa’nın 1. maddesiyle çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin
gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını
sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları, hisse satışlarına ilişkin
düzenlemelerin ve hisselerin tamamının özel hukuk hükümlerine tabi gerçek
ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesi öngörülmüş, 233 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye göre iktisadi
devlet teşekkülü statüsünde
bulunan bankalar bu statüden çıkarılarak, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile
genel hükümlere tabi anonim şirket statüsüne geçirilmişlerdir. Aynı madde
ile, çalışma konuları ve amaçları, merkezleri, sermaye miktarları,
hisseleri, genel kurulları, yönetim ve denetim organları, hesapları ve
kârlarının dağıtımı ile faaliyetlerine, devir, birleşme, fesih ve
tasfiyelerine ilişkin diğer esasların ana sözleşmelerinde gösterileceği belirtildikten
sonra, 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile 3346, 2886, 6245
ve 237 sayılı Yasalarla 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının
Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinin ve 6762 sayılı Türk Ticaret
Kanunu’nun anonim şirket kuruluşuna ait 277. maddesinin bu bankalar
hakkında uygulanmayacağı öngörülmüştür.
Yasa’nın 2. maddesiyle, bankaların etkin, verimli
ve özerk bir şekilde çalışmalarının sağlanması amacıyla yeniden
yapılandırılmalarına ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi Bakanlar
Kurulu’na bırakılmış, yeniden yapılandırma işlemlerinin tamamlanmasını
müteakiben hisse satış işlemlerinin 4046 sayılı Yasa hükümleri çerçevesinde
sonuçlandırılacağı, yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemlerinin 4603
sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde tamamlanacağı,
Bakanlar Kurulu’nun bu süreyi bir defaya mahsus olmak üzere yarısı kadar
uzatabileceği belirtilmiştir.
Statü
değişikliği nedeniyle bankaların personeli ile ilgili düzenlemeler de
yapılmış, 4603 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte mevcut personel
hakkında aylık, özlük ve emeklilikleri yönünden tabi oldukları mevzuatın
uygulanmasına devam olunacağı belirtilerek, tüm personel bu Yasa ile
bulundukları kadro ve pozisyonlara atanmış sayılmıştır. Personelden uygun
görülenlerin istekleri halinde, emeklilik statüleri devam etmek üzere özel
hukuk hükümlerine göre çalıştırılabilecekleri, 5434 sayılı Yasa’ya göre
emeklilik hakkını kazanmış olanlara belli bir süre içinde başvurmaları
halinde teşvikli emekli ikramiyesi ödenmesi ve personele en yüksek devlet
memuru aylığının (ek gösterge dahil) brüt tutarının % 180’ini geçmemek üzere görev unvanlarına göre yönetim
kurullarınca belirlenecek miktarda bankacılık tazminatı ödenmesi
öngörülmüştür. Ayrıca personelin atandığı kadro ve pozisyonların emeklilik,
istifa, ölüm ve sair nedenlerle boşalması halinde hiçbir işleme gerek
kalmaksızın iptal edilmiş sayılacağı belirtilmiş, yeniden yapılandırılma
süreci içinde bankalarca özel hukuk hükümlerine göre yeni istihdam edilecek
personele ilişkin usul ve esasların belirlenmesi yetkisi de Bakanlar
Kurulu’na bırakılmıştır. 4603 sayılı Yasa ile getirilen bazı düzenlemeler,
iptal davası açıldıktan sonra, 20.6.2001 günlü, 4684 sayılı Yasa ile
yeniden değiştirilmiştir.
B - Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, 4603 sayılı Yasa kapsamındaki
bankaların bankacılık sistemi içindeki payının yaklaşık % 40 oranında
olduğu, tüm yurt sathına yayılmış şube, personel ve iştiraklerinin
bulunduğu, Yasa’nın asıl amacının bu bankaların özelleştirilmesi olduğu,
özelleştirmede mülkiyet hakkının da devredileceği, Yasa’nın mülkiyet hakkı
ile ilgili hiç bir güvence öngörmediği, mülkiyetin taşınmaz malları da
içerdiği, bu bankaların özelleştirilmesi sonucunda bankacılık sektörünün
önemli bir kısmının yabancıların eline geçeceği,
yabancıların nüfuzuna yol açılmasının ülke bağımsızlığı yönünden kabul
edilemeyeceği, 4603 sayılı Yasa’nın, kapsamındaki bankaların hisselerinin
yabancılara satılıp satılmayacağını, satılacak ise oranının düzenlenmediği,
sınır getirilmediği, öte yandan, tarım ve hayvancılık sektörünün
desteklenmesi ve bu sektörde çalışanların korunması, vatandaşların konut
edinmeleri için gerekli tedbirlerin alınması ve esnaf ve sanatkarı koruyucu
tedbirlerin alınmasının Devlet’e Anayasa ile verilmiş görevler olduğu, Devlet’in
bu görevleri kamu bankalarını da kullanarak yerine getirdiği, bu bankaların
hiç bir alternatif öngörülmeden özelleştirilmesinin Devlet’in Anayasa ile
verilen görevlerini yerine getirmesini engelleyeceği, daha önce iktisadi
devlet teşekkülü olan bankaların 4603 sayılı Yasa ile kamu hukuku
tüzelkişisi olmaktan çıkıp, anonim şirket statüsünde özel hukuk tüzelkişisi
haline getirildiği, özel hukuk tüzel kişisinin işlemlerinin yargısal
denetimi ile kamu hukuku tüzelkişisinin yargısal denetiminin birbirinden
farklı olduğu, mahiyet ve görevlerinde hiçbir değişiklik olmayan kamu
bankalarının özel hukuk alanına kaydırılması ile bir takım idari işlemlerin
yargısal denetimin kapsamı dışında kalacağı, bankaların “devir, birleşme,
fesih ve tasfiye”ye ilişkin esasların ana sözleşmelerinde gösterilmesinin, bunun
banka genel kurullarının onayı ile yürürlüğe girmesinin, yeniden
yapılandırılma ile ilgili usul ve esasların Bakanlar Kurulun’ca
belirlenmesinin Anayasa’nın, değişik 47. maddesindeki kanunla düzenleme olarak
nitelendirilemeyeceği, bankalardaçalışanların kamu
personeli olduğu, kamu personelinin haklarının kanunla düzenlenmesi
gerektiği, ikinci maddenin (3) sayılı fıkrasının ikinci tümcesindeki “uygun
görülenler” ibaresinin keyfiliğe ve eşitsizliğe yol açabileceği, ek mali
fayda sağlayarak getirilen emeklilik sisteminin eşitsizlik yaratacağı bu
nedenle de söz konusu düzenlemelerin Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 35., 45.,
47., 57., 128. ve 173. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür
4603 sayılı Yasa’nın kapsamında bulunan Türkiye
Emlak Bankası Anonim Şirketi’ne ilişkin kurallar dava açıldıktan sonra
yürürlüğe giren 20.6.2001 günlü, 4684 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle eklenen
geçici 3. madde ile yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye dayanılarak,
Banka’nın bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme yetkisi sona
erdirilmiş ve tüm aktifleriyle birlikte T.C. Ziraat Bankası ile Türkiye
Halk Bankası’na devredilmiştir. Yasa’nın dava konusu kuralları ile ilgili
olarak bu Banka yönünden konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine
yer olmadığı; ayrıca, dava konusu Yasa’nın 1. maddesinin (4) sayılı
fıkrası, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 20.6.2001 günlü, 4684 sayılı
Yasa’nın 1. maddesinin (A) bendiyle, (5) sayılı fıkrasında yer alan “...
3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet
Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun, ...” ibaresi aynı
Yasa’nın 1. maddesinin (A) bendiyle fıkra metninden çıkarıldığından, 3.
maddesinin (1) sayılı fıkrası aynı Yasa’nın 1. maddesinin (B) bendiyle
değiştirildiğinden, bu düzenlemelerle ilgili olarak konusu kalmayan
istemler hakkında da karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi
gerektiği sonucuna varılmıştır.
Konusu kalmayan istemler dışında iptali istenen
kurallar, sözkonusu bankaların
özelleştirilmelerine ilişkin konuları bir bütünlük içinde düzenlediğinden Anayasa’ya
aykırılık incelemesi de bunların tümü yönünden yapılmıştır.
Anayasa’nın Başlangıç’ının beşinci paragrafında,
hiçbir faaliyetin “Türk milli menfaatlerinin” karşısında koruma
göremeyeceği, 5. maddesinde de “Türk Milletinin bağımsızlığını” ve
“kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu” sağlamanın, “kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri”
kaldırmanın Devletin temel amaç ve görevleri arasında olduğu
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 35. maddesinde ise, herkesin mülkiyet
ve miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla
kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum
yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı kişiye, başkasının
hakkına zarar vermemek, yasaların koyduğu sınırlamalara uymak toplum
yararına aykırı olmamak koşuluyla, sahibi olduğu şey üzerinde dilediği gibi
kullanma, ürünlerden yararlanma ve tasarruf olanağı verir.
Anayasa’nın 47. maddesine 4446 sayılı Yasa ile
eklenen üçüncü fıkrada da, “Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve
diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların
özelleştirilmesine ilişkin esas ve usullerin kanunla” düzenleneceği
belirtilmiştir. Bu maddede belirtilen “özelleştirme” ile Anayasa’nın 45.
maddesindeki tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların
korunması, 57. maddesindeki konut hakkı ile ilgili tedbirlerin alınması ve
173. maddesindeki esnaf ve sanatkarların korunması ile ilgili tedbirler
Devletin ekonomik alandaki tercihleri ve görevleri arasında bulunmaktadır.
Ayrıca, Anayasa’nın çeşitli maddelerinde yer alan bazı hükümler de,
Devletin ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek, tedbirler almak ve
gerektiğinde bu alana müdahale hususunda görevli kılındığını ortaya
koymaktadır. Bankaların, Devlet’in para, kredi ve sermaye politikalarının
oluşmasında ve saptanmış politikaların uygulanmasında önemli görevleri
bulunmaktadır. Para ikrazı işleriyle uğraşan, mevduat kabul eden, sermaye
teşekkülüne hizmet eden bankalar, ülke ekonomisinin en hassas kesimi olan
kredi piyasasında faaliyet gösteren kuruluşlardır. Devlet, bir yandan
tasarrufları korumak diğer yandan da bankalarda biriken tasarrufların milli
ekonominin gereklerine göre kullanılmalarını sağlamakla görevli olup, bu
görevini yerine getirebilmek için bankaları, para ve kredi piyasalarını
düzenleme ve denetleme gereksinimi duyar ya da
Merkez Bankası yanında kamu bankaları aracılığı ile sistemi yönlendirir.
Devletin ekonomik görevlerini ve amaçlarını gerçekleştirmek için, ulusal
ekonominin gereklerine uygun olarak kimi düzenlemeler getirmek, bunları
değiştirmek ve kaldırmak anayasal sınırlar içinde yasakoyucunun
yetkisindedir. Nitekim Anayasa’nın 47. maddesinin üçüncü fıkrasında yasakoyucunun kamu mülkiyetindeki varlıkların
özelleştirmesine ilişkin yükümlülükleri belirlenmiştir.
4603 sayılı Yasa ile T.C. Ziraat Bankası, Türkiye
Halk Bankası ve Türkiye Emlak Bankası kamu iktisadi teşebbüsü ve buna bağlı
olarak kamu tüzelkişiliği statüsünden çıkarılarak özel hukuk hükümlerine
tabi anonim şirket statüsüne geçirilmişlerdir. 4389 sayılı Bankalar Kanunu
ile genel hükümlere tabi olup çalışma konuları ve amaçları, merkezleri,
sermaye miktarları, hisseleri, genel kurulları, yönetim ve denetim
organları, hesapları ve kârlarının dağıtımı ile faaliyetleri, devir,
birleşme, fesih ve tasfiyelerine ilişkin diğer esaslar, ana sözleşmelerinde
gösterilen bankaların, ekonominin, çağdaş bankacılığın ve uluslararası
rekabetin gereklerine göre çalışmalarını ve özelleştirmeye hazırlanmalarını
sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaya tabi tutuldukları
anlaşılmaktadır. Bankaların hisse satışlarına ilişkin düzenlemeler ve
hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzel
kişilere satışının gerçekleştirilmesi ise Anayasa’nın 47. maddesine paralel
olarak çıkarılan 4046 sayılı Yasa hükümleri çerçevesinde sonuçlandırılacak,
değer tespiti, değer tespit ve ihale komisyonlarının oluşumu ve çalışma
şekilleri ile ihale usulleri bu Yasa’ya göre yapılacaktır. Düzenlemede,
4046 sayılı Yasa’ya bırakılan hisse satış işlemleri dışında, Bakanlar
Kurulu’na verilen yetki ise, özelleştirmeyle değil, 4059 sayılı Hazine
Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun’un 2. maddesi ve yönetim düzenlemeleri sınırları içinde belli bir
alanda yeniden yapılandırılmayla ilgili olup, yasama yetkisinin devri kapsamında
değerlendirilemez. Yasa’da yeniden yapılandırılmak suretiyle
özelleştirilmesi öngörülen bankaların hisse satışlarına sınır getirilmemesinin
tümünün yabancılara satılmasına olanak vereceği, bunun da Anayasa’nın
Başlangıç’ındaki “Türk Milletinin Bağımsızlığı” ilkesine aykırılık oluşturacağı
savının ise hisse satışlarının, ekonominin koşullarına, sermaye
hareketlerinin gereklerine ve Avrupa Birliği’yle gerçekleşecek üyelik
öncesinde sistemin güçlendirilmesine, ulusal ve uluslararası rekabet
gücünün sağlanmasına bağlı olarak belirleneceği gözetildiğinde anılan ilke
ile bağlantısı kurulamamıştır.
Anayasa’nın 128. maddesinde, Devlet’in, kamu
iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle
yürütüleceği, bu kapsama giren personelin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülüklerinin de Yasa’yla düzenleneceği
öngörülmüştür.
İptali istenen kuralların, 4389 sayılı Bankalar
Kanunu ile genel hükümlere tabi olan ve özel işletmecilik esaslarına göre
çalışan kamu bankalarının çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin
gereklerine göre çalışmalarını sağlamak amacıyla getirildiği
anlaşılmaktadır. Kamu tüzelkişiliği statüsünden çıkarılarak özel hukuk
hükümlerine bağlı tutulan bu bankaların hizmetinin “kamu hizmetleri”nden
sayılmasına ve çalışanlarının da Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında kamu
görevlisi olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
Ayrıca, Yasa’nın 2. maddesinin 3 sayılı fıkrasına göre,
özel hukuk hükümlerine bağlı olarak çalıştırılacak personelin kadro sayısı
ve unvanları ile diğer mali haklarının banka genel kurullarınca ve yeniden
yapılandırma sürecinde özel hukuk hükümlerine göre yeni istihdam edilecek personele
ilişkin usul ve esasların da Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek olmasının;
Geçici 1. maddesinin 2 sayılı fıkrasında belirtilen emeklilik haklarını
kazanmış personelin emeklilik başvurusunda bulunması için emekli
ikramiyesinin %30 fazlasıyla ödenerek teşvik edilmesinin, bu personelin
Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında bulunmadığı ve yeniden yapılandırma
sürecinde Yasa’nın gerekçesinde belirtilen amaçlar gözetildiğinde
Anayasa’ya aykırı bir yönü görülmemiştir.
Dava dilekçesinde 4603 sayılı Yasa’nın 3.
maddesinin (3) sayılı fıkrasındaki, sağlık yardım sandığının tüzel kişilik
kazanmasına rağmen, hangi hukuk dalına tabi olacağının fıkrada
belirtilmediği, sandığın tüzelkişilik kazanmasıyla birlikte, Banka ile
organik bağlantısının koparıldığı, özel teşebbüs haline geldiği, bu durumda
da sandığın ana statüsünün Banka yönetim kurulu onayı ile yürürlüğe
girmesinin Anayasa’nın 48. maddesindeki özel teşebbüs kurma serbestisine,
aynı maddenin (4) sayılı fıkrasıyla bazı iş ve işlemler için bankalara
tanınan istisnaların ise Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
T.C. Ziraat Bankası’nın sosyal yardım sandığı
yasayla kurulan bir sandık olup, bir başka yasa ile tüzelkişiliğinin devam
ettirilmesinin Anayasa’nın 48. maddesi ile ilgisi bulunmamaktadır. Dava
konusu Yasa kapsamındaki bankalar hakkında bazı yasa veya yasa hükümlerinin
uygulanmamasının mali tasarruf sağlanması ve işlemlerin hızlandırılması
amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Özel hukuk hükümlerine göre
faaliyet göstermek üzere yeniden yapılandırılan söz konusu bankalar, kamuya
uygulanan bazı yasaların kapsamından çıkarılmışlarsa da bu bankalar arasında
bir ayırım yapılmadığından, Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik
ilkesine de aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, T.C. Ziraat Bankası ile
Türkiye Halk Bankası’nın, kamu tüzelkişiliği statüsünden çıkarılıp özel
hukuk hükümlerine tabi anonim şirket statüsüne geçirilerek ekonominin
gereklerine uygun olarak yeniden yapılandırılması, personel statüsünün
değiştirilmesi ve hisse satış işlemlerinin 4046 sayılı Yasa hükümleri
çerçevesinde sonuçlandırılması ile ilgili düzenlemeler, Anayasa’nın
Başlangıç, 2., 5., 7., 10., 35., 47., 125., 128. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Konunun, Anayasa’nın 45., 48., 57. ve 173.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
V - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
15.11.2000 günlü, 4603 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun”un dava konusu kurallarının
yürürlüğünün durdurulması isteminin reddine 19.6.2002 gününde oybirliğiyle
karar verilmiştir.
VI - SONUÇ
15.11.2000 günlü, 4603 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak
Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun”un:
A) Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi’ne ilişkin
kuralları, 20.6.2001 günlü, 4684 sayılı, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle eklenen
geçici 3. maddesi uyarınca yeniden düzenlendiğinden, bu Banka yönünden
KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
B) 1. maddesinin;
1 - (1), (2) ve (3) sayılı fıkralarının Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
2 - (4) sayılı fıkrası, 20.6.2001 günlü, 4684
sayılı Yasa’nın 1. maddesinin (A) bendiyle değiştirildiğinden KONUSU
KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
3 - (5) sayılı fıkrasının;
a - 20.6.2001 günlü, 4684 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin
(A) bendiyle fıkra metninden çıkarılan “... 3346 sayılı Kamu İktisadi
Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin
Düzenlenmesi Hakkında Kanun, ...” ibaresiyle ilgili KONUSU KALMAYAN İSTEM
HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
b - Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE,
C) 2. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE,
D) 3. maddesinin;
1 - (1) sayılı fıkrası, 20.6.2001 günlü 4684 sayılı
Yasa’nın 1. maddesinin (B) bendiyle değiştirildiğinden KONUSU KALMAYAN
İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2 - (2) sayılı fıkrasının birinci tümcesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
3 - (3) ve (4) sayılı fıkralarının Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
E) Geçici 1. maddesinin;
1 - (1) sayılı fıkrasının birinci ve üçüncü
tümcelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
2 - (2)
sayılı fıkrasının birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE,
19.6.2002 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Mustafa BUMİN
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
|
Üye
Samia AKBULUT
|
|
Üye
Yalçın ACARGÜN
|
Üye
Sacit ADALI
|
Üye
Nurettin TURAN
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ertuğrul ERSOY
|
Üye
Tülay TUĞCU
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Enis TUNGA
|
|