|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı:
2003/87
Karar Sayısı:
2005/110
Karar Günü:
28.12.2005
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Ali TOPUZ,
Kemal ANADOL ve 112 Milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 1.8.2003 günlü, 4971 sayılı Bazı Kanunlarda ve
Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un;
A) 1. maddesiyle 24.11.1994 günlü, 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 3. maddesinin ikinci
fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklenen “… ve idarenin hak, alacak ve
borçları hakkında karar vermek …” ibaresinin,
B) 6. Maddesiyle değiştirilen 4046 sayılı Kanun’un
22. maddesinin;
1-
İkinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü tümcelerinin,
2-
Altıncı fıkrasının birinci tümcesinin “… ikinci fıkra uyarınca atandıkları
tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak üzere üç yıl süre ile …” bölümünün,
C) Geçici 1. maddesinin,
D) Geçici 2. maddesinin birinci tümcesinin,
Anayasa’nın Başlangıcı ile 2., 6., 7., 8., 10.,
11., 36. ve 128. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüklerinin
durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren
9.10.2003 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü aynen şöyledir:
“III.
ANAYASA’YA AYKIRILIK İDDİALARININ GEREKÇESİ
1) 4971 sayılı Kanunun Birinci Maddesinin
Birinci Fıkrasının 4046 sayılı Kanunun 3 üncü Maddesinin İkinci Fıkrasının
(ı) Bendinin Sonuna Eklediği “ve İdarenin hak, alacak ve borçları hakkında
karar vermek” İbaresinin Anayasa’ya Aykırılığı
Özelleştirme Yüksek Kurulunun
görevlerini belirleyen 4046 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (ı) bendine
eklenen ibare ile, Özelleştirme Yüksek Kuruluna, İdarenin hak, alacak ve
borçları hakkında karar verme görevi verilmiştir.
Hükümet, kanun tasarısında; yaşanan
ekonomik kriz nedeniyle, alacaklıların ihtiyati tedbir kararı aldıklarını,
alacakların tahsilinin güçleştiğini, alacakların tahsilini hızlandırmak
amacıyla Özelleştirme Yüksek Kuruluna İdarenin hak, alacak ve borçlarına
ilişkin karar alma yetkisi verildiğini ileri sürmüştür.
Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevleri
arasına bu hükmün ilavesiyle Kurula özelleştirme ihaleleri sonrasında,
ihale şartlarını değiştirme yetkisi verilmiş olmaktadır.
Kurumun hak, alacak ve borçları
hakkında karar vermek; kesinleşmiş ihalelerle ilgili uyuşmazlıklar ortaya
çıktığında, uygulanan ihale usul ve esasları dışındaki süreçleri devreye
sokarak kararlar alabilme ve belirli süreçlerin sonunda uyuşmazlıklar
çözülemediğinde, tarafların yargı yoluna başvurmasını engelleme anlamına
gelmektedir.
Kurula tanınan bu yetki, özelleştirme
ihalelerinde daha da önem kazanan rekabet ortamını tamamen ortadan
kaldırıcı nitelikte bir yetkidir. Kurulun vereceği kararlarla ilgili farklı
beklentilerin, istekliler arasında haksız rekabet oluşturacağı şüphesizdir.
Kurula tanınan bu yetkinin sınırları
belirsizdir. Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında belirtildiği gibi,
yürütme organına; asli, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz ve
takdir yetkisinin çok geniş olarak kullanılmasına yol açabilecek düzenleme
yetkisi verilemez. Bunun nedeni, böyle bir yetkilendirmenin yürütmeye
yasama yetkisinin devredilmesi anlamına gelmesi ve böyle bir yetki devrine
Anayasa’nın 7 inci maddesinin imkan tanımamasıdır.
Yürütmeye devredilen yetkinin
Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için yasada temel esaslar belirlenerek bir
çerçeve çizilmesi, yürütme organına da bunun içinde kalan konuların
düzenlenmesinin bırakılması gerekmektedir. Yürütmenin düzenleme yetkisi
sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Yetki devrinin yasayla
yapılmış olması da yasayla düzenleme anlamına gelmez.
Anayasa’nın 8 inci maddesinde, yürütme
yetkisi ve görevi, Anayasa ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine
getirilir biçiminde tanımlanan “idarenin kanuniliği” ilkesi de, bir konuda
yapılacak düzenlemenin, yasama yetkisinin devrine yol açmayacak
belirginlikte olmasını gerektirir.
Oysa, dava konusu 4971 sayılı Kanunun 1
inci maddesinin 4046 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (ı)
bendinin sonuna eklediği ibareyle; hak, alacak ve borçlarla ilgili hangi konularda
ne tür kararlar alınacağına dair örneğin, idarenin yararına olmak üzere
gibi hiçbir ölçüt ve koşul getirilmemiştir.
Bu durumda, Özelleştirme Yüksek Kurulu;
borç, alacak ve haklar konusunda herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın
karar verebilecektir. İdareye tanınan bu geniş yetkinin açık bir yetki
devri oluşturduğunda duraksamaya yer yoktur.
Anayasa’nın Başlangıç’ının dördüncü
paragrafında, “kuvvetler ayrımı”nın devlet organları arasında üstünlük
sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetkilerinin kullanılmasından
ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve
üstünlüğün ancak Anayasa ve yasalarda bulunduğu; 2 nci
maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu; 6 ncı maddesinde, kayıtsız şartsız milletin olan
egemenlik hakkının, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili kılınan
organlar eliyle kullanılacağı; 7 nci maddesinde,
yasama yetkisinin, Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinde
olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceği; 8 inci maddesinde, yürütme
yetkisinin ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa
ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği; 9 uncu
maddesinde de, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce
kullanılacağı kurala bağlanmıştır.
Böylece egemenliğin kullanılmasında
yetkili organlar belirlenmiş ve “kuvvetler ayrımı” Anayasa’nın temel
ilkelerinden biri olarak kabul edilmiştir. Özelleştirme Yüksek Kuruluna tanınan
bu yetki, Anayasa’nın kuvvetler ayrımı ilkesine de aykırıdır.
Özelleştirme Yüksek Kurulunun
kullanılacağı bu yetki; yasamanın yürütmeye verdiği sınırlayıcı,
tamamlayıcı ve bağımlı bir yetki olmadığı gibi hak arama özgürlüğünü de
ortadan kısıtlayıcı nitelikte bir yetkidir.
Anayasa’nın 36 ncı
maddesine göre; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahiptir.
Hak arama özgürlüğünün en önemli
öğesini oluşturan “iddia” ve “savunma” haklarını kısıtlayacak, bu hakların
eksiksiz kullanılmasını engelleyecek hükümler Anayasa’ya aykırıdır. Hak
arama özgürlüğü kişiler için olduğu kadar kamu tüzel kişileri için de söz
konusudur. Kurula tanınan bu yetkinin, kişilerin olduğu kadar kurumun hak
arama özgürlüğünü de kısıtladığı çok açıktır.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk
kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı
denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda
olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan
devlettir.
Anayasa’ya aykırı bir hükmün
Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleriyle bağdaşması da düşünülemez. Bu yüzden söz konusu düzenleme
Anayasa’nın 11 inci maddesine de aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 4971
sayılı Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasının 4046 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklediği “İdarenin hak,
alacak ve borçları hakkında karar vermek” ibaresi, Anayasa’nın
Başlangıç’ının dördüncü paragrafındaki kuvvetler ayrımı ilkesine; 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 6 ncı maddesindeki, egemenlik hakkının, Anayasa’nın
koyduğu esaslara göre yetkili kılınan organlar eliyle kullanılacağı
kuralına; 7 nci maddesindeki, yasama yetkisinin,
Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğu, bu yetkinin
devredilemeyeceği kuralına; 8 inci maddesindeki, idarenin kanuniliği
ilkesine; 11 inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
ilkesine ve 36 ncı maddesindeki hak arama
hürriyetine aykırı olup, iptali gerekir.
2) 4971 Sayılı Kanunun 6 ncı Maddesinin Değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci Maddesinin İkinci Fıkrasının Birinci ve İkinci
Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı
Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının
üçüncü cümlesinde, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) Sayılı
Cetvele tabi personelle ilgili özel bir düzenleme yer aldığından, birinci
ve ikinci cümlelerdeki düzenleme esas olarak 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin eki (II) Sayılı Cetvele tabi personeli ilgilendirmektedir. Bu
düzenleme çerçevesinde, önceki kurumunda kazanılmış hak aylık derecesi 3 üncü
derecenin 1 inci kademesi olan bir II nci Müdür
veya Şef, 3 üncü dereceli, unvansız, düz bir memur kadrosuna
atanabilecektir
Birinci ve ikinci cümlelerde yer alan
hükümlerle Devlet Personel Başkanlığına, personelin nakledileceği
kadroların tespiti konusunda kapsamı, sınırları, koşulları belirlenmeden,
mutlak bir yetki verilmektedir.
Kanunla getirilen tek koşul, teklif
edilen kadronun kazanılmış hak aylık derecesinden aşağı olmaması,
koşuludur. Oysa, ataması yapılacak memurun statüsü ve görev unvanı,
kazanılmış hak aylığı kadar önemlidir.
Söz konusu düzenlemeyle personelin
nakledileceği kadronun saptanmasında, Devlet Personel Başkanlığına, yasama
organınca kullanılması gereken bir yetki verilmiştir. Oysa Anayasa’nın 128
inci maddesinin ikinci fıkrasında, memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri,
aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir, hükmü yer
almaktadır.
Anayasa’nın Başlangıcının dördüncü
paragrafında, “kuvvetler ayrımı”nın devlet organları arasında üstünlük
sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetkilerinin kullanılmasından
ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve
üstünlüğün ancak Anayasa ve yasalarda bulunduğu; 6 ncı
maddesinde, kayıtsız şartsız milletin olan egemenlik hakkının, Anayasa’nın
koyduğu esaslara göre yetkili kılınan organlar eliyle kullanılacağı; 7 nci maddesinde, yasama yetkisinin, Türk Milleti adına
Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceği; 8
inci maddesinde, yürütme yetkisinin ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar
Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine
getirileceği yazılıdır.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk
kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı
denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda
olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan
devlettir.
Yasama organı, kanunla düzenleme
yaparken, Anayasa’nın 11 inci maddesi gereğince, Anayasa’nın diğer
hükümlerine de uygun hareket etmek zorundadır.
Sonuç olarak, yukarıda belirtilen
nedenlerle, 4971 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin
değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi; Anayasa’nın
Başlangıç’ının dördüncü paragrafındaki kuvvetler ayrımı ilkesine; 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 6 ncı maddesindeki, egemenlik hakkının, Anayasa’nın
koyduğu esaslara göre yetkili kılınan organlar eliyle kullanılacağı
kuralına; 7 nci maddesindeki, yasama yetkisinin,
Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğu, bu yetkinin
devredilemeyeceği kuralına; 8 inci maddesindeki, idarenin kanuniliği
ilkesine; 11 inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
ilkesine ve yasa ile düzenlenmesi gereken fakat yasa ile düzenlenmemiş bir
konuda Devlet Personel Başkanlığına mutlak bir belirleme yetkisi verdiği
için, Anayasa’nın 128 inci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
3) 4971 Sayılı Kanunun 6 ncı Maddesinin Değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci Maddesinin İkinci Fıkrasının Üçüncü Cümlesinin
Anayasa’ya Aykırılığı
4971 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ile 4046 sayılı Kanunun 22 inci maddesinde
değişiklik yapılmış olup, yeni düzenleme: “Bu personelden 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki (I) Sayılı Cetveldeki kadrolarda istihdam
edilmekte olanlar ile burada sayılan unvanlarla çalışan diğer statülerdeki
personelin atama teklifleri araştırmacı unvanlı kadrolara yapılır,”
şeklindedir.
Bu düzenlemeye göre, 399 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair
Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki (I) Sayılı Cetvelde yer alan, Genel Müdür;
Genel Müdür Yardımcısı; Teftiş Kurulu Başkanı; Kurul Başkanı; Daire
Başkanı; Müessese Müdürü; Bölge Müdürü; Fabrika Müdürü; İşletme Müdürü;
Şube Müdürü; Müfettiş; Müfettiş Yardımcısı; Bölge Müdür Yardımcısı ve Şube
Müdür Yardımcılarının atama teklifleri “Araştırmacı” unvanlı kadrolara
yapılacaktır.
Kanun değişikliğinden önceki düzenleme;
“Bu bilgilerin Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesinden itibaren en
geç kırkbeş gün içinde bu Başkanlığın teklifi
üzerine ilgili personel, kamu kurum ve kuruluşlarında durumlarına uygun boş
kadro ve pozisyonlara atanırlar,” şeklinde idi.
Görüldüğü üzere Kanunun eski hali,
personelin durumlarına uygun kadrolara atanmasını gerekli kılarken, yeni
düzenleme, farklı düzeydeki görevlilerin tümünün araştırmacı kadrosuna
atanmasını öngörmektedir.
4971 sayılı Kanunun yayımı tarihinden
itibaren aynı kurumda aynı unvanla çalışan personelden, ataması 4971 sayılı
Kanundan önce yapılanların, unvan ve statülerine uygun kadrolarda
görevlendirilmesi yasal bir zorunluluk idi. Oysa, ataması 4971 sayılı
Kanundan sonra yapılanlar, unvan ve statülerini kaybederek
görevlendirileceklerdir.
399 sayılı KHK Eki (I) Sayılı Cetvelde
yer alan personelin görev unvanları ile araştırmacı kadro görev unvanı
arasında hiçbir benzerlik olmadığı gibi, bu kadrolarla araştırmacı kadrosu
arasında ek gösterge ve tazminat oranları bakımından da büyük farklılıklar
vardır.
657 sayılı Kanunda araştırmacı unvanlı
kadroyla ilgili net bir tanımlama olmamasına karşın, araştırmacı
kadrosunun; müsteşar, müsteşar yardımcısı, genel müdür, genel müdür
yardımcısı, daire başkanı, bölge müdürü, bölge müdür yardımcısı, şube
müdürü, şef gibi hiyerarşik kademe ve birimlerle
ilgisinin olmadığı ve müfettişlik mesleği gibi bir kariyer meslek olmadığı
konusunda hiçbir şüphe yoktur.
3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve
Görev Esasları Hakkında Kanunda gösterilen hiyerarşik
kademe ve birimler arasında araştırmacı unvanı yoktur. Öte yandan, 657
sayılı Kanunun Ek Göstergeleri düzenleyen 43 üncü maddesinde 1 inci
derecedeki müfettişlerin ek göstergesi 3600 olarak belirlenmiştir. Yine
aynı maddede 1 inci derecedeki Banka Şube Müdürlerinin ek göstergesi 3000
olarak, Daire Başkanlarının ek göstergesi 3600 olarak belirlenmiştir. Buna
karşılık, 1 inci derecede araştırmacı kadrosunda görev yapanların ek
göstergesi, Genel İdari Hizmetler sınıfında olup da cetvelde sayılanların
dışında kalanlar gibi olup, 2200’dür.
Benzer şekilde, 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki (I) Sayılı Cetveldeki kadrolarda istihdam
edilmekte olan personelin özel hizmet tazminatları ile araştırmacı
kadrosunda görev yapanların özel hizmet tazminatları arasında da
farklılıklar vardır. Örneğin, Daire Başkanının Özel Hizmet Tazminatı oranı
% 200 iken, Araştırmacının Özel Hizmet Tazminatı oranı % 60 dır.
Bu farklılıklar nedeniyle, 4971 sayılı
Kanunla değiştirilen söz konusu 22 nci maddenin
beşinci ve altıncı fıkrasında yapılan düzenlemeyle araştırmacı kadrosuna
atananların eski görev aylıkları ile yeni görev aylıkları arasındaki fark
kapanana kadar aradaki farkın, tazminat olarak ödenmesi, ancak fark
ödemesine ilişkin tazminat ödemesinin 3 yıl ile sınırlandırılması hükme
bağlanmıştır.
Anayasa’nın 128 inci maddesi uyarınca,
memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işleri kanunla düzenlenir.
Yasama organı, kanunla düzenleme
yaparken, Anayasa’nın 11 inci maddesi gereğince, Anayasa’nın diğer hükümlerine
de uygun hareket etmek zorundadır.
Her şeyden önce yasa ile yapılan
düzenlemelerde, Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine, hukuk devleti
ilkesine uygun hareket edilmesi ve ilgililerin kazanılmış haklarına
dokunulmaması gerekir. Kazanılmış hakların korunması, hukuk devleti
ilkesinin gereğidir. Hukuk devletinde bütün devlet faaliyetlerinin hukuk
kurallarına uygun olması önemli ve temel bir ilkedir.
Anayasa’da yer alan hukuk devleti
ilkesi, Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti; yönetilenlere
hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine dayanan devlet
düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve istikrarın korunması da
kazanılmış hakların korunması ilkesine bağlılık ile mümkündür.
Kazanılmış haklar, hukuk devleti kavramının
temelini oluşturan en önemli unsurdur. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı
nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar Anayasa’nın 2 nci
maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.”
hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi, toplumsal kararlılığı ve hukuksal
güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul
edilemez.
Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer
alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık
olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk
ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan devlettir.
Anayasa’nın 10 uncu maddesinde
öngörülen kanun önündeki eşitlik ilkesi, yasama ve yürütmenin yetkilerini
kullanırken uymak zorunda oldukları Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin en
önde gelenlerindendir. Yasama ve yürütme, idare edilenler yönünden, hak
yaratırken ve külfet getirirken, bu ilkeye uygun davranmakla yükümlüdürler.
Anayasa’nın 10 uncu maddesi “Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar” şeklindeki amir hükmü ile bu hususu net olarak ifade
etmektedir.
Anayasa’nın kanun önünde eşitlik
ilkesine göre, kanunların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî
düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmeyecek ve bu
nedenlerle eşitsizliğe yol açılmayacaktır. Birbirlerinin aynı durumunda
olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılması engellenmektedir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi
zedelenmez.
4971 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi ile,
hukukî statüleri kanunla oluşturulan ve bu statü kurallarına güvenerek
geleceklerini tasarlayan kamu görevlilerinin kazanılmış hakları ve hukuk
devletinin sağlamak istediği huzurlu ve istikrarlı bir ortamın sonucu
olarak ortaya çıkan “Devlete güven” ilkesi zedelenmiştir. Örneğin, kamu
bankalarında çalışan personel, 4971 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden
önce, kamu bankalarının yeniden yapılandırılarak özelleştirilmesini öngören
4603 Kanun gereği, özel hukuk hükümlerine göre çalışmayı kabul edip bankada
kalma veya bunu kabul etmeyip başka bir kuruma nakledilme konusunda
kararını verirken mevcut yasal düzenlemeleri dikkate almıştır. Başka bir
deyişle 4046 sayılı Yasa’nın 22 nci maddesi
gereği “durumuna uygun boş kadro ve pozisyonlara atanacağı” beklentisiyle
karar vermiştir.
Yani, bu personel karar verirken
yasalara ve hukuka güvenmiştir. Yürürlükteki bir kanuna göre gelecek
hakkındaki kararını veren ve hak sahibi olan kişiler, haklarını ilerde
çıkacak bir kanunla kaybedecekleri kuşkusu içinde yaşarlarsa ne hukuksal
güvenceden, ne de hukuka ve devlete güvenden söz edilemez. Oysa Anayasa
Mahkemesi’nin kararlarında da belirtildiği gibi, hukuk devletinin en önemli
unsurlarından biri de “güvenilir” olmasıdır.
Bu personelden müfettiş sıfatını
taşıyanların mağduriyeti; kanun önünde eşitlik, hukuk devleti ilkesine
uygunluk ve kazanılmış hakların korunması ilkeleri bakımından daha da
belirgindir.
Bilindiği gibi müfettişlik mesleği,
gerekli öğrenim şartını taşıyan ve mesleğe müfettiş yardımcılığı sınavı ile
girebilen kimselerin, uzun bir yetiştirme döneminden sonra yeterlik sınavı
ile kazanabildikleri kariyer bir meslektir. Bizim idari sistemimizde,
müfettişlerin isteği dışında idari görevlere atanamayacakları
yönetmeliklerle güvence altına alınmıştır. Bu konuyla ilgili çok sayıda
yargı kararı, yönetmelik ve genelge vardır.
4971 sayılı Kanunun yürürlüğe
girmesiyle birlikte, ataması yapılmış olan müfettişlerin kazanılmış hakları
korunurken, atama işlemleri tamamlanmayan müfettişler, kazanılmış hakları
dikkate alınmadan, görev yetki ve sorumluluğu açıkça belli olmayan
araştırmacı unvanlı pasif görevlere atanacaklardır. Daha açıkçası, bir
şekilde atama işlemini tamamlattıranlar hiçbir kayba uğramazken, iyi
niyetle kanunların uygulanmasını bekleyenler zarara uğratılmıştır.
4971 sayılı Kanun yürürlüğe girdiğinde,
aynı durumda olan müfettişlerden bir bölümünün ataması yapılmış, bir
bölümünün ataması yapılmamıştır. Ataması yapılmayanlar, söz konusu kanuna
göre hiçbir kusurları olmadığı halde pasif görevlere atanacaklardır. Bu
durum; Anayasa’nın 10 uncu maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik
ilkesine ve 2 inci maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine açıkça
aykırıdır.
Kanun önünde eşitlik ilkesine ve
kazanılmış hakların korunmaması nedeniyle hukuk devleti ilkesine aykırılık,
müfettişler dışındaki diğer üst düzey kamu görevlileri için de söz
konusudur. Bu görevlilerin çoğu, özverili çalışmaları ve belli mesleki
kariyerleri nedeniyle bu kadrolara atanmışlardır. Bunların birikimlerinin,
çalışma ve çabalarının ürünü olan unvanları, bir kalemde ellerinden
alınmakta; gelecekteki yükselme şansları yok edilmektedir.
Özelleştirilen kurumlarda görev
yapanlara böyle bir fatura çıkarılması, Anayasa’nın sosyal hukuk devleti
niteliği ile bağdaşmaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; 4971
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin değiştirdiği 4046
sayılı Kanunun 22 nci maddesinin ikinci
fıkrasının üçüncü cümlesi, Anayasa’nın 10 uncu maddesindeki kanun önünde
eşitlik ilkesine, 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine ve Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü
ve bağlayıcılığı ilkesine aykırı olup, iptali gerekir.
4) 4971 Sayılı Kanunun 6 ncı Maddesinin Değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci Maddesinin Altıncı Fıkrasının Birinci Cümlesindeki;
“ikinci fıkra uyarınca atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak
üzere üç yıl süre ile” ibaresinin Anayasa’ya Aykırılığı
4971 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin altıncı fıkrasının birinci cümlesindeki
“ikinci fıkra uyarınca atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak
üzere üç yıl süre ile” ibaresiyle, başka kamu kurumlarına nakledilen
personelin eski kadrolarına ait haklarının üç yıl süre ile sınırlı olmak
üzere saklı tutulması öngörülmektedir.
4971 sayılı Kanun ile değişiklik
yapılmadan önce yürürlükte olan hükümlere göre, bu personelin hakları
şahıslarına bağlı olarak atandıkları görevlerde kaldıkları sürece saklı
tutulmakta idi.
4971 sayılı Kanunun bu düzenlemesine
göre, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (1) sayılı cetvelde
belirtilen personelin, eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge, zam, özel
hizmet tazminatı, makam tazminatı, temsil tazminatı ve görev tazminatı gibi
hakları atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak üzere üç yıl
süre ile şahıslarına bağlı olarak saklı tutulacak; üç yıl sonra ise,
araştırmacı kadrosunun hakları geçerli olacaktır.
Anayasa’da yer alan hukuk devleti
ilkesi, Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti;
yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine
dayanan devlet düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve
istikrarın korunması da kazanılmış hakların korunması ilkesine bağlılık ile
mümkündür.
Kazanılmış haklar hukuk devleti
kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlarındandır. Kazanılmış
hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar
Anayasa’nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye
Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı
gibi, toplumsal kararlılığı hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır,
belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer
alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık
olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu temel hukuk
ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan devlettir.
4971 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin altıncı fıkrasının birinci cümlesindeki
“ikinci fıkra uyarınca atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak
üzere üç yıl süre ile” ibaresi; kazanılmış hakların korunmasına süre
sınırlaması getirdiğinden, Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Anayasa’nın herhangi bir
hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasa’nın bağlayıcılığı ilkesini ifade
eden Anayasa’nın 11 inci maddesi ile bağdaşmayacağı da açıktır. Yukarıda
açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine aykırı olan söz
konusu ibarenin iptali gerekir.
5) 4971 Sayılı Kanunun “Geçici Madde
1”inin Anayasa’ya Aykırılığı
Geçici 1 inci madde hükmü uyarınca; bu
Kanunun yürürlük tarihinden önce 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesine göre Devlet Personel Başkanlığınca atama teklifi yapılmış olmakla
birlikte kurum ve kuruluşlarca tekemmül ettirilemeyen atama işlemleri
hakkında 4046 sayılı Kanunun bu Kanunla değiştirilen 22 nci
maddesi hükümleri uygulanacaktır.
Bir başka ifadeyle, 4971 sayılı Kanunun
yürürlüğe girmesinden önce atama teklifi yapılmış olanlardan işlemleri
henüz tamamlanmayanlar da, durumlarına uygun kadrolara değil, araştırmacı
unvanlı kadrolara atanacaklardır.
4971 sayılı Kanunla değiştirilmeden
önce 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi uyarınca
kurumlar, en geç kırkbeş gün içerisinde Devlet
Personel Başkanlığının teklifi üzerine ilgili personeli, kamu kurum ve
kuruluşlarında durumlarına uygun boş kadro ve pozisyonlara atamakla yükümlü
idi. Uygulamada Devlet Personel Başkanlığının atama teklifini yaptığı,
ancak bazı kurumların azami süre içinde bazı atama işlemini tamamlama
yükümlülüğünü yerine getirmediği bilinmektedir. Bu konu, hem basında yer
almış hem de yasanın parlamentoda görüşülmesi sırasında dile getirilmiştir.
Bir haktan yararlanmış olma, kazanılmış
hakkın ortaya çıkması için önemlidir. Danıştay’a göre, elde edilmiş bir
hakkın bulunduğunun kabul edilebilmesi için, objektif bir hukuksal kuralın
kişi hakkında uygulanması veya kendiliğinden uygulanacak hale gelmesi
gerekmektedir
4971 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte atama işlemleri tamamlanmayanlar bakımından farklı statüler olduğu
görülecektir. Henüz hiç atama teklifi yapılmayanlar, atama teklifi yapılan
ancak süresi içinde atama işlemleri tamamlanmayanlar, atama teklifi yapılan
ve süresi geçtiği halde, ataması yapılmayanlar
vardır. Bu farklı statüler içinde, durumlarına uygun kadrolara atama
teklifi yapılan kişilerin bir bölümünün bu kadrolara atanmaları
kendiliğinden uygulanacak hale geldiği halde, kurumların iyi niyetli
olmayan ve yasaya aykırı uygulamaları nedeniyle atamaları
gerçekleşmemiştir.
Yasal düzenleme yapılırken bütün bu
farklı statüler dikkate alınmamıştır. Dikkate alınmadığı için de, bu
statüler arasında kazanılmış haklar bakımından farklılıklar olup olmadığı
değerlendirilmemiştir.
Anayasa’da yer alan hukuk devleti
ilkesi, Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti;
yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine
dayanan devlet düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve
istikrarın korunması da kazanılmış hakların korunması ilkesine bağlılık ile
mümkündür.
Kazanılmış haklar hukuk devleti
kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlarındandır. Kazanılmış
hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar
Anayasa’nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye
Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı
gibi toplumsal kararlılığı hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik
ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Anayasa’nın kanun önünde eşitlik
ilkesine göre, kanunların uygulanmasında birbirlerinin aynı durumunda
olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılması olanaksızdır. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi
zedelenmez.
4971 sayılı Kanun yürürlüğe girdiğinde,
aynı durumda olan kamu görevlilerinden bir bölümünün ataması yapılmış, bir
bölümünün ataması yapılmamıştır. Ataması yapılmayanlar, hiçbir kusurları
olmadığı halde, pasif görevlere atanacaklardır. Bu durum; Anayasa’nın 10
uncu maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesine ve 2 nci maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesine açıkça
aykırıdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; 4971
sayılı Bazı Kanunlarda ve Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanunun Geçici 1 inci Maddesi Anayasa’nın 10 uncu maddesindeki kanun önünde
eşitlik ilkesine, 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine ve Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü
ve bağlayıcılığı ilkesine aykırı olup, iptali gerekir.
6) 4971 Sayılı Kanunun “Geçici Madde
2”sinin Birinci Cümlesinin Anayasa’ya Aykırılığı
“Geçici Madde 2” ile getirilen düzenlemeye göre: “Bu
Kanunun yayımı tarihinden önce 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Kanunun 22
nci maddesi gereğince şahsa bağlı hakları saklı
tutulan ve halen bu haktan yararlanan personelin şahsa bağlı hakları bu
Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç yıl sonra sona erer.”
“Geçici Madde 2” ile 4971 sayılı Kanunun yürürlüğe
girmesinden önce eski hükümlere göre başka kurumlara nakli yapılan ve eski
kadrolarına ait şahsa bağlı hakları saklı tutulan personelin bu haktan
yararlanmasına da kanunun yayımı tarihinden itibaren üç yıllık bir süre
getirilmiştir.
4971 sayılı Kanunun “Geçici Madde
2”sinin birinci cümlesi ile getirilen düzenleme, geriye yönelik atama
işlemlerini kapsamaktadır. Eski kadrolarına ait kazanılmış haklarını
atandıkları yeni görevde kaldıkları sürece almaya olanak veren eski
hükümlere göre atama işlemleri tamamlanmış personeli de üç yıllık süre
sınırlamasına tabi tutmak, kazanılmış hakların korunması, kanunların geriye
yürümezliği ve dolayısıyla Anayasa’nın hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz.
Hukukun temelinde “kanunların geriye
yürümemesi” ilkesi vardır. Her olay, hangi kanun zamanında cereyan etmişse
o zamanki hükümlere tâbi olacaktır. Bu, hukukun temel ilkelerinden biridir.
Kanunların geriye yürümezliği ilkesi, hukuk istikrarı ve kazanılmış
hakların korunması amacını güden bir ilkedir. Kanunların geriye
yürüyememesi, geriye dönük sonuç doğurmaması hukuk devletinin gereği
bulunan kazanılmış haklara saygıyı sağlamaktadır.
Anayasa’da yer alan hukuk devleti
ilkesi, Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti;
yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk sistemine
dayanan devlet düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu düzeninin ve
istikrarın korunması da kazanılmış hakların korunması ilkesine bağlılık ile
mümkündür.
Kazanılmış haklar hukuk devleti
kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlarındandır. Kazanılmış
hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar
Anayasa’nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye
Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı
gibi toplumsal kararlılığı hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik
ortamına neden olur ve kabul edilemez. Anayasa’nın herhangi bir hükmüne
aykırı bir düzenlemenin Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerini
ifade eden Anayasa’nın 11 inci maddesi ile bağdaşması da beklenemez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; 4971
sayılı Kanunun “Geçici Madde 2”sinin birinci cümlesi, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine ve Anayasa’nın
11 inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkelerine
açıkça aykırı olup, iptali gerekir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
Anayasa’ya açıkça aykırı olan, 4971
sayılı Kanun’un:
Birinci maddesinin birinci fıkrasının
4046 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendinin sonuna
eklediği “ve İdarenin hak, alacak ve borçları hakkında karar vermek”
ibaresinin, 6 ncı maddesinin değiştirdiği 4046
sayılı Kanunun 22 nci maddesinin ikinci
fıkrasının birinci ve ikinci cümlesinin, 6 ncı
maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinin, 6 ncı
maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin altıncı fıkrasının birinci cümlesindeki; “ikinci fıkra uyarınca
atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak üzere üç yıl süre ile”
ibaresinin, “Geçici Madde 1”inin, “Geçici Madde 2”sinin birinci cümlesinin
uygulanmasından, sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararlar doğacaktır.
Bu tür durum ve zararların önlenebilmesi için, söz konusu hükümlerin
yürürlüğünün durdurulması gerekmektedir.
V.
SONUÇ VE İSTEM
01.08.2003 tarihli ve 4971 sayılı Bazı
Kanunlarda ve Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun:
1-
(a) Birinci maddesinin birinci fıkrasının 4046 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklediği “ve İdarenin hak,
alacak ve borçları hakkında karar vermek” ibaresinin Anayasa’nın;
Başlangıcının dördüncü paragrafı ile 2, 6, 7, 8, 11 ve 36 ncı maddelerine,
(b) 6 ncı
maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin birinci ve ikinci cümlesinin, Anayasa’nın; Başlangıcının
dördüncü paragrafı ile 2, 6, 7, 8, 11, ve 128 inci maddelerine,
(c) 6 ncı
maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü cümlesinin, Anayasa’nın 2, 10 ve 11
inci maddelerine,
(d) 6 ncı
maddesinin değiştirdiği 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin altıncı fıkrasının birinci cümlesindeki, “ikinci fıkra uyarınca
atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak üzere üç yıl süre ile”
ibaresinin Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine,
(e)“Geçici Madde 1”inin, Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine,
(f) “Geçici Madde 2”sinin ilk
cümlesinin, Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine, aykırı oldukları için
iptallerine,
2- İptal davası sonuçlanıncaya kadar
bunların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin
talebimizi saygı ile arz ederiz. 09.10.2003”
II- İPTALİ İSTENİLEN YASA KURALLARI
1.8.2003 günlü, 4971 sayılı Yasa’nın iptali
istenilen kural ve bölümleri içeren maddeleri şöyledir:
1- “MADDE
1.- 24.11.1994 tarihli ve 4046
sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3 üncü
maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde, ikinci fıkrasının (d)
bendinde yer alan “Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından
gerçekleştirilen nihaî devir işlemlerini onaylamak” ibaresi “yapılan
ihaleler sonucunda ihale komisyonlarınca verilen nihaî kararları
onaylamak,” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkranın (ı) bendinin sonuna “ve İdarenin hak, alacak ve borçları
hakkında karar vermek,” ibaresi eklenmiştir.
Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği
dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul,
üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır.
Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi
Başkanlığınca yürütülür.”
2- “MADDE 6.-
4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
Madde 22.- Kuruluşların, özelleştirilmeleri sonucu
sermayelerindeki kamu payının % 50’nin altına düşmesi veya bunların
müessese, işletme ve işletme birimlerinin; satılması veya devredilmesi
halinde satış veya devre ilişkin sözleşmenin imzalanmasından, bunların
küçültülmesi, faaliyetlerinin durdurulması, kapatılması veya tasfiye
edilmesi sonucu istihdam yapısının değişmesi veya kuruluşların ihtiyaç
fazlası personel belirlemeleri halinde bunlarla ilgili işlemlerin
sonuçlanmasından itibaren onbeş gün içerisinde,
bu kuruluşlarda çalışan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi personel
ile sözleşmeli personel (kapsamdışı personel
dahil) diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere İdare tarafından
Devlet Personel Başkanlığına bildirilir.
Nakle
tâbi personelin, geçici 9 uncu madde dikkate alınmak suretiyle 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununa göre kazanılmış hak aylık derecesinden aşağı olmamak
kaydıyla, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bulunan kurum ve
kuruluşların boş kadrolarından Devlet Personel Başkanlığınca tespit edilen
kadroya, anılan Başkanlık tarafından kırkbeş gün
içerisinde ataması teklif edilir. 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
kapsamı dışındaki kurum ve kuruluşların (özelleştirme kapsam ve/veya
programındaki kuruluşlar hariç) mevcut boş kadro veya pozisyonlarına da
ihtiyaçlar doğrultusunda atama teklifi yapılabilir. Bu personelden 399
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı cetveldeki kadrolarda
istihdam edilmekte olanlar ile burada sayılan unvanlarla çalışan diğer
statülerdeki personelin atama teklifleri araştırmacı unvanlı kadrolara
yapılır. Devlet Personel
Başkanlığı tarafından gönderilen atama teklif yazısının atamayı yapacak
kamu kurum veya kuruluşuna intikalinden itibaren otuz gün içerisinde bu
kurum veya kuruluş tarafından atama işlemlerinin yapılması zorunludur.
Kuruluşun satılması veya devredilmesi halinde bu
kuruluşta çalışan nakle tâbi personelin ataması yukarıdaki hükümlere göre
yapıldıktan sonra atama emri, ilgili personele atamayı yapan kurum veya
kuruluş tarafından, istihdam fazlası personel için yapılacak atama emri ise
kuruluşu tarafından 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ
edilir. Personelin işe başlama sürelerine ve işe başlamama halinde
yapılacak işlemlere ilişkin olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 62
ve 63 üncü maddeleri hükümlerinin uygulanmasından atamayı yapan kamu kurum
ve kuruluşu sorumludur. Kurum ve kuruluşlar atama ve göreve başlatma
işlemlerinin sonucunu en geç onbeş gün içerisinde
Devlet Personel Başkanlığına bildirirler. Yeni kurumunda görevine başlayan
personel istekleri halinde, boş kadro bulunması ve ilgili mevzuatına uygun
olması şartıyla eski kadro veya pozisyonuna uygun kadrolara kurumlarınca
atanabilirler. Askerlik görevlerini yapmakta olanlar için yukarıdaki
süreler terhislerini takip eden aybaşından itibaren başlar. İstihdam
fazlası personel bildiren kuruluşlar aynı unvan, pozisyon ve görevler için
hiçbir şekilde yeni personel alamazlar ve bu kuruluşlardaki memur,
sözleşmeli personel, kapsamiçi ve kapsamdışı personel statüleri arasında geçiş yapılamaz. Bu madde gereğince diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına yapılacak nakil sebebiyle boşalan kadro ve pozisyonlar,
boşaldıkları tarihten itibaren herhangi bir işleme gerek kalmaksızın iptal
edilmiş sayılır.
Bu maddenin birinci fıkrasına göre diğer kamu kurum
ve kuruluşlarına nakledilmek üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilen
personelin, eski kurumları ile ilişkilerinin kesilip yeni kurumlarında
göreve başlayacakları tarihe kadar geçecek nakil
sürecinde eski kadro veya pozisyonlarına ilişkin aylık ücret, varsa
ikramiye, ücrete bağlı diğer malî haklar, sosyal hak ve yardımlar
(harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı) Özelleştirme
Fonundan ödenir ve bunlardan T.C. Emekli Sandığına tâbi olanların bu süre
içinde Sandıkla olan ilgileri devam eder. Bu personelden nakil sürecinde
emekli olanlara T.C. Emekli Sandığınca ödenen emekli ikramiyeleri, makam,
görev ve temsil tazminatları ile ölüm yardımı ödenmesini takiben iki ay
içerisinde faturası karşılığında Hazine tarafından T.C. Emekli Sandığına
ödenir. Nakle tâbi personelin nakil sürecinde hak kazanması halinde alacağı
kıdem tazminatı özelleştirilen kuruluş tarafından ödenir. Ancak,
özelleştirilen kuruluşun işletme veya işletme birimi olması halinde bu
kuruluşta çalışan nakle tâbi personelin nakil sürecinde hak kazanacağı
kıdem tazminatı, işletme veya işletme biriminin bağlı olduğu kuruluş
tarafından ödenir.
Bu madde hükümlerine göre kamu kurum ve
kuruluşlarına nakledilen personele, atamayı yapacak kurum ve kuruluş
tarafından ikinci fıkra uyarınca atandıkları tarihteki eski kadro ve
pozisyonlarına ilişkin olarak almakta oldukları aylık, ek gösterge,
ikramiye, her türlü zam ve tazminatları (ek tazminat ve bankacılık
tazminatı dahil), makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı,
sözleşme ücreti, ücret (fazla mesai ücreti hariç), ek ücret, ek ödeme,
teşvik ödemesi, döner sermaye payı ve benzeri adlarla yapılan ödemelerin
toplam net tutarı; nakledildiği kurum ve kuruluştaki kadro veya
pozisyonlara ilişkin olarak yapılan her türlü ödemelerin ( fazla mesai
ücreti, fiilen yapılan ders karşılığı ödenen ek ders ücreti hariç) toplam
net tutarından fazla olması halinde, aradaki fark tutarı herhangi bir
kesintiye tâbi tutulmaksızın ve fark kapanıncaya kadar ayrıca tazminat
olarak ödenir. İsteğe bağlı olarak, atandıkları kurumdaki kadro unvanı veya
pozisyonlarında herhangi bir değişiklik olanlarla, başka kurumlara
geçenlere fark tazminatı ödenmesine son verilir. 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye ekli (1) sayılı cetvelde belirtilen personel hakkında da bu
fıkra hükümleri uygulanır.
Ancak bu madde gereğince nakledilen personelden (bu
Kanuna göre anonim şirket halinde birleştirilen kuruluşlardaki personel
dahil) 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (1) sayılı cetvelde
belirtilen personelin, eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge, zam, özel
hizmet tazminatı, makam tazminatı, temsil tazminatı, görev tazminatı bir
bütün olarak ve atandıkları kurumda ve aynı kadro unvanında kalmaları
kaydıyla atamayı yapacak kurum ve kuruluş tarafından ikinci fıkra uyarınca atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli
olmak üzere üç yıl süre ile saklı tutulur. İlgililerin eski kadrosu
için, yeni kadroya atandığı tarihten önce mevcut olup saklı haklar
kapsamında bulunan gösterge, puan, oran ve katsayı artışları şahsa bağlı
haklarda artış sayılır; ancak eski kadro için bu tarihten sonra ihdas
edilmiş hiçbir malî ve sosyal hak ve yardım ile sair ödemeler şahsa bağlı
hak kapsamında değerlendirilemez. Atanılan kadrodaki derece yükselmeleri
veya kademe ilerlemeleri, aylık gösterge ve ek gösterge dışındaki ödemeler
haricinde, şahsa bağlı olarak saklı tutulan hakların ödendiği eski kadronun
derecelerinin yükseltilmesi veya kademelerinin ilerletilmesi sonucunu
doğurmaz.”
3- “GEÇİCİ
MADDE 1.- Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesine göre Devlet Personel Başkanlığınca atama
teklifi yapılmış olmakla birlikte kurum ve kuruluşlarca tekemmül
ettirilemeyen atama işlemleri hakkında 4046 sayılı Kanunun bu Kanunla
değiştirilen 22 nci maddesi hükümleri uygulanır.”
4- “GEÇİCİ
MADDE 2.- Bu Kanunun yayımı tarihinden önce 24.11.1994 tarihli ve 4046
sayılı Kanunun 22 nci maddesi gereğince şahsa
bağlı hakları saklı tutulan ve halen bu haktan yararlanan personelin şahsa
bağlı hakları bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç yıl sonra sona erer.
Bu Kanunla değiştirilen 4046 sayılı Kanunun 22 nci
maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi hükmü, 3.4.1997 tarihli ve 4232
sayılı Kanunun yayımı tarihinden sonra nakledilen 399 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameye ekli (1) sayılı cetvelde yer alan personel hakkında da atama
tarihinden itibaren uygulanır.”
III- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia
AKBULUT, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve
Fazıl SAĞLAM’ın katılımlarıyla 15.10.2003 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV-
ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 4971 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle
4046 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendinin sonuna
eklenen “… ve idarenin hak, alacak ve borçları hakkında karar vermek …”
ibaresinin incelenmesi
Dava dilekçesinde, iptali istenilen ibarenin,
Özelleştirme Yüksek Kurulu’na özelleştirme ihaleleri sonrasında ihale
şartlarını değiştirme yetkisi vermesinin haksız rekabete neden olacağı ve
kesinleşmiş ihalelerle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda
tarafların yargı yoluna başvurmasını engelleyerek hak arama özgürlüğünü
kısıtlayacağı, ayrıca söz konusu yetkinin sınırlarının belirsiz olmasının
yasama yetkisinin devrine yol açacağı, bu nedenle Anayasa’nın Başlangıcı
ile 2., 6., 7., 8., 11. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 1. maddesiyle 4046 sayılı Yasa’nın 3.
maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklenen ibare ile
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın hak, alacak ve borçları hakkında karar
vermek Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun görevleri arasında sayılmıştır.
Maddenin gerekçesinde dolar üzerinden yapılan
sözleşmelerin alıcı taraflarınca Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle
açılan uyarlama davalarında mahkemelerce verilen ihtiyati tedbir kararları
nedeniyle tahsili güçleşen alacaklar gözetilerek Özelleştirme Yüksek
Kurulu’na söz konusu yetkinin verildiği belirtilmektedir.
Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez.”; 8. maddesinde de “yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı
ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak
kullanılır ve yerine getirilir.” denilmektedir. Buna göre, yasa
koyucunun temel ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki
vermemesi, sınırsız, belirsiz bir alanı, yönetimin düzenlemesine
bırakmaması gerekir. Yasa ile yetkilendirme Anayasa’nın öngördüğü biçimde
yasa ile düzenleme anlamına gelmez. Yasa koyucu, gerektiğinde sınırlarını
belirlemek koşuluyla bazı konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Bu
bağlamda, sık sık değişik önlemler alınmasına veya
bunların kaldırılmasına gerek görülenekonomik, teknik veya benzeri alanlarda temel kurallar saptandıktan
sonra ayrıntıların düzenlenmesinin idareye verilmesi, yasama yetkisinin
devri olarak nitelendirilemez.
Yasa’nın 1. maddesiyle 4046 sayılı Yasa’nın 3.
maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklenen ibare ile
yürüttüğü hizmetin ve görev alanının özelliği gözetilerekÖzelleştirme Yüksek Kurulu’na
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın hak, alacak ve borçları hakkında karar
verme yetkisi tanınmıştır. Ancak, bu yetkinin kullanılmasına esas alacak
ölçütler Yasa’da gösterilmemiş, sınırlar çizilmemiş, böylece yasama organı
tarafından belirlenmesi gereken hususlar idareye bırakılarak yasama
yetkisinin devrine yol açılmıştır
Açıklanan nedenlerle Kural, Anayasa’nın 7. ve 8.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
Anayasa’nın 7. ve 8. maddelerine aykırı bulunarak
iptal edilen Kuralın, ayrıca 2., 6., 11. ve 36. maddeleri yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
B- Yasa’nın Geçici 1. Maddesinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, özelleştirme uygulamaları
nedeniyle nakle tabi olan personelden, hakkında atama teklifinde bulunulmuş
olup da atama işlemi bu Yasa’nın yürürlük tarihinden önce tekemmül etmemiş
olan kişilere, bu Yasa’yla değişik hükümlerin uygulanmasının kazanılmış
hakların korunması ilkesine aykırı olduğu, aynı durumda olan kişilerin
Yasa’nın yürürlük tarihine bağlı olarak farklı hükümlere tabi
kılınmalarının eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı, bu nedenle kuralın
Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri
sürülmüştür.
Yasa’nın geçici 1.maddesinde, bu Kanun’un yürürlük tarihinden önce 4046 sayılı
Yasa’nın 22. maddesine göre Devlet Personel Başkanlığı’nca atama teklifi
yapılmış olmakla birlikte kurum ve kuruluşlarca tekemmül ettirilemeyen
atama işlemleri hakkında 4046 sayılı Yasa’nın bu Yasa’yla değiştirilen 22.
maddesi hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup, bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların
üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun dauyması gereken temel hukuk ilkelerinin
bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel
ilkelerinden birisini oluşturmaktadır. Kazanılmış bir haktan söz
edilebilmesi için bir hakkın, yeni yasadan önce yürürlükte olan kurallara
göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekmektedir.
Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi
yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır. Bir
statüye bağlı olarak ileriye dönük, beklenen haklar ise bu nitelikte
değildir.
Özelleştirme uygulamaları sonucu nakle tabi olan
personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakillerinde üç aşamalı bir
süreç öngörülmüştür. Bu aşamalar; nakle tabi personelin Özelleştirme
İdaresi Başkanlığı tarafından Devlet PersonelBaşkanlığı’na bildirilmesi, bu bildirim
sonrasında Devlet Personel Başkanlığı’nca ilgilinin atanacağı kadronun
tespit edilerek kırkbeş gün içerisinde atama
teklifinde bulunulması ve atama teklif yazısının atamayı yapacak kamu kurum
veya kuruluşuna intikalinden itibaren otuz gün içerisinde de bu kurum veya
kuruluş tarafından atama işlemininyapılmasıdır.
Devlet Personel Başkanlığı’nca atama teklifi
yapılmış olmakla birlikte kurum ve kuruluşlarca tekemmül ettirilmemiş olan
atama işlemlerinin sonucuna bağlı olan haklar, kazanılmış hak niteliğini
taşımamaktadır. Bu nedenle, dava konusu geçici 1. madde kazanılmış hakları
ihlal etmediğinden hukuk devleti ilkesine de aykırılık oluşturmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen
eşitlik ilkesine göre, herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizinkanun önünde
eşittir. Hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
“Yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları
aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal
eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunanlar kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her
yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için
değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar
aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da
öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
4971 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte,
4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi uyarınca atama işlemleri tamamlanmış
kişilerle atama teklifi yapılıp da işlemleri sonuçlandırılmamış kişiler
aynı hukuksal konumda bulunmadıklarından eşitlik karşılaştırmasına esas
alınamazlar.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın
2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İstemin reddi gerekir.
Konunun Anayasa’nın 11. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
C- Yasa’nın 6. maddesiyle
değiştirilen 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasının birinci,
ikinci ve üçüncü tümceleri ile altıncı fıkrasının birinci tümcesinin“… ikinci fıkra uyarınca atandıkları
tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak üzere üç yıl süre ile …” bölümünün
incelenmesi
Yasa’nın 6. maddesiyle değiştirilen 4046 sayılı
Yasa’nın 22. maddesinin iptali istenilen kuralları, özelleştirme
uygulamaları sonucu nakle tabi olan personelin atanacakları kadroların
belirlenmesine ilişkin bulunmakta ve bu personelden 399 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin eki (1) sayılı cetvelde belirtilenlere şahsa bağlı
hak kapsamında yapılacak ödemelerin ilgililerin atandıkları tarihi izleyen
aybaşından itibaren üç yıl süre ile saklı tutulacağını öngörmektedir.
4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi, iptal davasının
açıldığı 9.10.2003 tarihinden sonra 21.7.2006 tarihinde yürürlüğe giren
5398 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda ve Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 8. maddesiyle
değiştirildiğinden, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer
olmadığına karar verilmesi gerekir.
D- Yasa’nın Geçici 2. Maddesinin
Birinci Tümcesinin İncelenmesi
Yasa’nın geçici 2. maddesinin birinci tümcesiyle,
bu Yasa’nın yayımından önce 24.11.1994 tarihli ve 4046 sayılı Yasa’nın 22.
maddesi gereğince şahsa bağlı hakları saklı tutulan ve halen bu haktan
yararlanan personelin şahsa bağlı haklarının, 4971 sayılı Yasa’nın yayımı
tarihinden itibaren üç yıl sonra sona ereceği hükme bağlanmıştır.
İptal davasının açıldığı tarihten sonra, 21.7.2006
tarihinde yürürlüğe giren 5398 sayılı Yasa’nın 29. maddesiyle 4046 sayılı
Yasa’ya eklenen geçici 22. maddede “1.8.2003 tarihli ve 4971 sayılı
Kanunungeçici 2 nci
maddesi uyarınca şahsa bağlı hakları 15.8.2003 tarihinden itibaren üç yıl
süreyle saklı tutulan personelin şahsa bağlı hakları 14.8.2006 tarihinde
sona erer.” denilmiştir. Böylece, 4971 sayılı Yasa’nın geçici 2. maddesinin
birinci tümcesi, 5398 sayılı Yasa’nın 29. maddesiyle 4046 sayılı Yasa’ya
eklenen geçici 22. madde ile yeniden düzenlenmek suretiyle yürürlükten
kaldırıldığından, bu tümceye ilişkin konusu kalmayan istem hakkında karar
verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
V- KARARIN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN
SORUNU
Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmiştir.
2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinde bu kural tekrarlanarak, Anayasa
Mahkemesi’nin, iptal halinde meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini
tehdit veya kamu yararını ihlâl edici mahiyette görmesi halinde yukarıdaki
fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmiştir.
4971 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle 4046 sayılı
Yasa’nın 3. maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklenen “… ve
idarenin hak, alacak ve borçları hakkında karar vermek …” ibaresinin iptaline karar verilmesinin doğuracağı hukuksal boşluk,
kamu yararını ihlâl edici nitelikte görüldüğünden gerekli düzenlemelerin
yapılması amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından
başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİ
1.8.2003 günlü, 4971 sayılı “Bazı Kanunlarda ve
Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un;
A- 1. maddesiyle 24.11.1994 günlü, 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 3. maddesinin ikinci
fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklenen “… ve idarenin hak, alacak ve
borçları hakkında karar vermek …” ibaresinin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE,
B- Geçici 1. maddesine yönelik iptal istemi,
29.12.2005 günlü, E:2005/87, K:2005/110 sayılı kararla reddedildiğinden, bu
maddeye ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
C- 1- 6. Maddesiyle değiştirilen 4046 sayılı
Kanun’un 22. maddesinin;
a- İkinci fıkrasının birinci, ikinci ve üçüncü
tümceleri,
b-
Altıncı fıkrasının birinci tümcesinde yer alan “… ikinci fıkra uyarınca
atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak üzere üç yıl süre ile
…” ibaresi,
2-Geçici 2.
maddesinin birinci tümcesi,
hakkında 28.12.2005 günlü, E:2003/87, K:2005/110
sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, BU
KURALLARA İLİŞKİN YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE
YER OLMADIĞINA,
28.12.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VII- SONUÇ
A- 1.8.2003 günlü, 4971 sayılı “Bazı Kanunlarda ve
Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un:
1- 1. maddesiyle, 24.11.1994 günlü, 4046 sayılı
Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 3. maddesinin ikinci
fıkrasının (ı) bendinin sonuna eklenen “ve İdarenin hak, alacak ve borçları
hakkında karar vermek,” ibaresinin, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Geçici 1. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3- 6. maddesiyle değiştirilen 4046 sayılı Yasa’nın
22. maddesinin;
a- İkinci fıkrasının, birinci, ikinci ve üçüncü
tümceleri,
b- Altıncı fıkrasının birinci tümcesinin “...
ikinci fıkra uyarınca atandıkları tarihi izleyen aybaşından geçerli olmak
üzere üç yıl süre ile ...” bölümü,
3.7.2005 günlü, 5398 sayılı Özelleştirme
Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 8. maddesiyle değiştirildiğinden, bu
kurallara ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER
OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
4- Geçici 2. maddesinin birinci tümcesi, 5398
sayılı Yasa’nın 29. maddesiyle 4046 sayılı Yasa’ya eklenen geçici 22.
maddeyle yeniden düzenlenerek yürürlükten kaldırıldığından, bu tümceye
ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
OYBİRLİĞİYLE,
B- İptal edilen ibarenin doğuracağı hukuksal
boşlukkamu yararını ihlal edici
nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153.maddesininüçüncü fıkrasıyla2949sayılıYasa’nın53.maddesinindördüncüvebeşinci fıkraları gereğinceİPTALHÜKMÜNÜN,
KARARIN RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
28.12.2005 gününde karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU
|
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1- 24.11.1994 günlü, 4046 sayılı Özelleştirme
Uygulamaları Hakkında Kanun’un 4. maddesine göre, Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı Başbakan’a bağlı,kamu
tüzelkişiliğine sahip, özerk bütçeli bir kuruluş olup,görevleri incelendiğinde; bunların
Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca alınacak kararlar bakımından gerekli
hazırlık işlemlerinin yapılmasına ve alınan kararların uygulanmasına
yönelik bulunduğu anlaşılmaktadır. Aynı Kanun’un 3. maddesine göre de,
Özelleştirme Yüksek Kurulu, özelleştirme konusunda üst düzey politikaları
belirlemekte ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da bunları hayata
geçirmektedir.
4971 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 4046 sayılı
Kanun’un “Özelleştirme Yüksek Kurulunun Görevleri” başlıklı 3. maddesinin
(ı) bendinin sonuna eklenen ve iptal istemine konu olan “ve idarenin hak, alacak ve borçları
hakkında karar vermek” ibaresi ile, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun
özelleştirmeye ilişkin olarak sahip olduğu yetki ve görevler arasına bu
husus da ilave edilmiştir. Anılan düzenlemenin gerekçesinde “...dolar
üzerinden yapılan sözleşmelerle ilgili olarak, yaşanan ekonomik kriz
nedeniyle, alıcılar tarafından açılan uyarlama davaları halen devam etmekte
olup, alınan ihtiyati tedbir kararları nedeniyle alacakların tahsili
güçleşmiştir. Alacaklarıntahsilini
hızlandırmak amacıyla, aynı fıkranın (ı) bendinde değişiklik yapılarak
Özelleştirme Yüksek Kuruluna idarenin hak, alacak ve borçlarına ilişkin
karar alma yetkisi verilmektedir.” denilmektedir. 4046 sayılı Kanun’un 3.
maddesinde sayılan Özelleştirme YüksekKurulu’nun görevleri incelendiğinde; özelleştirme amacının gerçekleşmesine
yönelik olmak üzere bu Kurula verilen görevler ve tanınan yetkiler, zorunlu
olarak “İdarenin hak, alacak ve borçları hakkında karar verme”yi
de gerektirmektedir. Diğer bir deyişle, tüzelkişiliğe sahip bulunan
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın bütçesini belirleyen, gelir ve gider
programlarını onaylayan Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun, anılan Başkanlığın
hak, alacak ve borçları hakkında karar verme görev ve yetkisine de
sahipbulunması, işin tabiatına
uygundur. Uygulamada 233 sayılı Kanun’a tâbi K.İ.T’lerin
yönetim kurullarına bu konuda yetki verildiği, ayrıca Rekabet Kurulu’na
(4054 sayılı Kanun Md. 27/m) ve Tütün, Tütün Mamülleri
ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu’na (4733 sayılı Kanun Md.3/1)
“Kurumun alacak, hak ve borçları hakkında karar vermek” görev ve
yetkilerinin tanındığı görülmektedir. 4046 sayılı Kanun’un 1. maddesinde
belirtilen “Ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma
sağlama” amacına yönelik şekilde gerçekleştirilecek özelleştirmelerde, sözkonusu yetkinin de Özelleştirme Yüksek Kurulu’na
tanınmasında Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırılık olmayıp; yasamanın
takdir yetkisi çerçevesinde ve kamu yararına yönelik olduğu anlaşılan
kuralın iptaline ilişkin istemin reddi gerekmektedir.
2- Sözkonusu düzenleme
ile Özelleştirme Yüksek Kurulu’na keyfi uygulamalara yol açabilecek çok
geniş takdir yetkisi verildiği, çerçevesi belirlenmemiş, sınırsız
nitelikteki bu yetki kullanımının ise yasama yetkisinin devrianlamını taşıyacağı, dolayısıyla kuralın
Anayasa’nın 7. maddesine aykırı düştüğü iddiasına katılmaya da imkân
bulunmamaktadır. Özelleştirme uygulamaları, beraberinde bir çokekonomik, teknik ve hukuki sorunları
barındıran, pek çok aşamalardan ve değerlendirmelerden geçilmeyi
gerektiren hassas ve özenli bir prosedürü içermektedir. Değişen ekonomik
koşullar, ulusal ve uluslararası piyasa hareketleri gibi etmenler de
dikkate alındığında; değişkenlik gösteren bu unsurların tümünü hemen
karşılayacak yasal kuralların öngörülebilmesi olanak dışıdır. Dolayısıyla,
Özelleştirme İdaresi Başkanlığının hak, alacak ve borçları hakkında karar
vermek yetkisinin detaylandırılması, her somut sorun ve olaya tam anlamıyla
uyabilecek yasal kurallar konulabilmesi fiilen ve hukukenmümkün değildir. Özelleştirme
prosedürünün doğası gereği de, bu konudaki yetkinin, ekonominin kendi
dinamik işleyişi ve kurallarını doğal olarakdikkate almak durumunda olan Özelleştirme
Yüksek Kurulu’na bırakılmasından, yasama yetkisinin devri anlamı
çıkarılamaz. Sözkonusu yetkinin çerçevesi
yeterince açık olup; bu yetki, “hak, alacak ve borçlar” ile ilgili
yürürlükteki hukuk kurallarının (Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret
Kanunu vb.) idareye tanıdığı olanakların, kamu yararı gözetilerek ve hukuka
uygun şekilde, halin icabına göre kullanabileceğini ifade etmektedir. Bu
nedenle; hak, alacak ve borçları düzenleyen kanunların özel düzenlemeleri
mevcutken, ayrıca bu kuralların 4046 sayılı Kanun’a ithaline lüzum ve gerek
yoktur. Şu halde, ortada ne çerçevesi belirlenmemiş, sınırsız ve temel
ilkeleri konulmamış niteliktebir
yetki devri sözkonusudur, ne de idareye keyfi
uygulamalara yol açabilecek çok geniş bir takdir yetkisi verilmesi halinden
söz edilebilir. İptale konu kuralın, belirtilen yönü itibariyle de
Anayasa’ya aykırı düştüğü söylenemez.
Açıklanan nedenlerle, iptal istemine konu 4046
sayılı Kanun’un 3. maddesinin (ı) bendinin sonuna eklenen “...ve idarenin
hak, alacak ve borçları hakkında karar vermek” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığı kanaatine ulaştığımızdan; kuralın iptaline ilişkin çoğunluk
kararına katılamıyoruz.
|
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ
|
Üye
Sacit
ADALI
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|