← Resmî Gazete · 7 Ekim 2006 · Sayı 26312

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 42 Adet Karar

RG 07.10.2006 · 26312Kurum UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı

Metin

T.C. Resmî Gazete

7 Ekim 2006 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 26312

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2005/111

KARARNO: 2005/127

KARARTR : 26.12. 2005

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN,aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Onur ve Kıvanç Apartmanları Yönetimi

Vekili: Av. S. A.

Davalı : SSK Ankara Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü

OLAY: Davacı vekili, müvekkil apartman yönetimi hakkında, Sigorta İdaresince 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca toplam 36.174,71 YTL. idari para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 30.6.2005 gün ve E: 2005/718, K:2005/780 sayı ile, dava konusu idari para cezasının 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda tanımlanan kabahat kapsamında olduğu ve bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı öngörüldüğünden, Kanunun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlarda aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 4.8.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 5.10.2005 gün ve E:2005/111 D. İş sayı ile, 506 sayılı Yasanın 4958 sayılı Yasa ile değişik 140. maddesinde, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabileceği hükmü mevcut olup, buna göre itirazı inceleme görevinin idare mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine; daha önce İzmir 1. İdare Mahkemesince görevsizlik kararı verildiği anlaşıldığından oluşan görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlık yazısı ile dava dosyasının istenilmesi üzerine İzmir 1. İdare Mahkemesi Başkanlığının 16.12.2005 günlü ve E:2005/718 sayılı cevap yazısında: görevsizlik kararının davalı S.S.K. Başkanlığınca temyiz edilmesi üzerine Danıştay Başkanlığına gönderilmiş olması nedeniyle dosyanın gönderilemediği bildirilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, H. Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLANve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 26.12.2005 günlü toplantısında, Raportör- Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesinde “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler” denilmiş olup, buna göre yargı mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurabilmeleri için, görevli olduğu kanısına varılan yargı merciince daha önce verilmiş bulunan görevsizlik kararının kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği, yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği belirtilmektedir.

Olayda, Sulh Ceza Mahkemesinin başvurusuna konu olan İdare Mahkemesi kararının temyiz edilmiş olması nedeniyle henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.

Belirtilen durum karşısında, yargı mercilerince görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunulabilmesi için aranan “daha önce verilmiş bulunan görevsizlik kararının kesin veya kesinleşmiş olması” koşulu gerçekleşmediğinden, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine uygun bulunmayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmektedir.

SONUÇ:2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 26.12.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/3

KARARNO: 2006/15

KARARTR :.13.2.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Anayasa’nın 158. ve 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde sayılan yargı mercilerinden olmayan Valiliğin kararı nedeniyle görev uyuşmazlığı doğduğu ileri sürülerek yapılan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı: K.H.

Müdahil: Edirne Valiliği

Sanıklar: 1 - M. Ü.

2 - Ö. P.

OLAY:İşyerinde yapılan arama sonucunda bandrolsüz korsan film CD’lerinin ele geçirilmesi ve bu korsan CD’lerin (M.Ü.) ile (Ö.P.) tarafından satışa arzedildiğinin tespit edilmesi üzerine EDİRNE CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’nın 5.4.2004 gün ve 2004/490 no’lu iddianamesi ile, 3257 sayılı Sinema Video ve Müzik Eserleri Kanunu’nun 8. maddesinin delaletiyle 11/C. maddesine muhalefet suçunu işledikleri nedeniyle TCY 119/4,5 ve 36/1. md. uyarınca cezalandırılmaları talebiyle, sanıklar hakkında kamu dava açılmıştır.

EDİRNE 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 30.3.2005 gün ve E:2005/387 sayı ile, 2004/630 esas sayılı dosyada açılı bulunan kamu davasının, müsadere davasından ayrılmasına karar verilmesi üzerine esas defterinin yukarıdaki sırasına kaydı yapıldıktan sonra dosyanın incelenmesinden:

1 - Sanıklar hakkında 5224 sayılı Kanun’un 13/2-a. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere Mahkemenin görevsizliğine,

2 - Karar kesinleştiğinde, dosyanın yetkili ve görevli Edirne Valiliğine gönderilmesine,

karar vermiş; bu karar, Edirne Valiliğince yapılan itirazın EDİRNE 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’nin 4.7.2005 gün ve E:2005/139 Müt. sayılı kararıyla reddi suretiyle kesinleşmiştir.

EDİRNE VALİLİĞİ; 25.11.2005 gün ve K: 2005/546 sayı ile, 3257 (yeni 5224) sayılı Kanunda bandrol uygulamasından doğan bir müeyyide olmayıp, buna ilişkin hükümler içeren 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 81. maddesine göre adli makamlarca işlem yapılması gerektiği gerekçesiyle Valiliğin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne tevdiine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 13.2.2006 günlü toplantısında; Raportör- Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasa’ya uygun bulunmayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararının sonuç kısmında, “ 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un bütünü ile incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanun’un uygulanması yönünden, 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan‘ceza uyuşmazlıkları’ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebiyle başlayan yargılanması sonucunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda Askeri ve Adli Ceza Mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması; bunun dışında kalan tüm görev ve hüküm uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.” denilmekte olup, adli ceza mahkemesi ileidari mercii arasında görev uyuşmazlığı doğduğu öne sürüldüğüne göre, başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın uygulanması yönünden “hukuk uyuşmazlığı” kapsamında bulunduğuaçıktır.

Anayasa’nın 158. maddesinin birinci fıkrasında “Uyuşmazlık Mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir”. denilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişiHakkındaKanun’un 1.maddesinde “ Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.

Özel kanun uyarınca hakeme başvurulmasının zorunlu olduğu hallerde, eğer hakemlik görevi hakim tarafından yerine getirilmiş ise bu merci, davanın konusuna göre, yukarıdaki fıkrada yazılı adli veya idari yargı mercilerinden sayılır.” hükümleri yer almış;aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Anılan hükümlere göre, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bir görev ya da hüküm uyuşmazlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen karar veya kararların, adli, idari veya askeri yargı mercilerince ya da hakemliğin hakim tarafından yerine getirilmesinde olduğu gibi yargı merci sayılanlarca verilmiş bulunması gerekmektedir.

Öte yandan, 4.6.1930 tarihli ve 1684 sayılı Umumi Mahkemeler ve Karar Hakimleri ve Mustantiklerle Umumi ve Hususi Kaza Salahiyetini Haiz Makamlar Arasındaki İhtilafın Halli Hakkında Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasında “Umumi mahkemeler, karar hakimleri ve müstantiklerle idare heyetleri ve sair kaza salahiyetini haiz makamlar arasında vazife ve salahiyet sebebiyle hadis olacak ihtilafların halli, Temyiz Mahkemesi Ceza Heyeti Umumiyesine aittir” denilmekte olup; buna göre, cezalandırma yetkisinin kullanılması bakımından ceza mahkemeleri ile idare kurul veya komisyonları arasında doğan uyuşmazlıkların ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca çözümleneceği kuşkusuzdur.

Olayda, Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderilmesi üzerineEdirne Valiliği tarafından da görevsizlik kararı verilmiş olup, Edirne Valiliğince anılan kararların görev uyuşmazlığına konu edildiği anlaşılmaktadır.

Edirne Valiliği, Anayasa’nın 158. ve 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde belirtilen yargı mercilerinden olmadığından, ortada Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev alanına giren bir uyuşmazlık bulunduğundansözetmek olanaksızdır.

Bu durum karşısında, 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun olmayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmektedir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun olmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 13.2.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/18

KARARNO:2006/31

KARARTR : 6.3.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Mineral Metal Tic. Ltd. Şti.

Vekili: Av. N. D. M.

Davalı: SSK. Başkanlığı

OLAY: Müfettiş raporuna göre, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde belirtilen işyeri kayıtlarının Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen 15 günlük süre içinde ibraz edilmediği nedeniyle,aynı Yasa’nın 140/d. maddesine göre 5.864,40 YTL. idari para cezası verilmiş; yapılan itirazın Ünite İtiraz Komisyonunca reddedilmesi üzerine davacı Şirket vekilince, sözkonusu idari para cezasının iptali istemiyle, 1.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ; 8.7.2005 gün ve E:2005/1315, K:2005/1110 sayı ile, dava konusu idari para cezasının 5326 sayılı Kabahatler Kanununu’nda tanımlanan kabahat kapsamında olduğu ve bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı öngörüldüğünden, Kanunun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlarda aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı Şirket vekili, aynı istekle, 12.8.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 30.9.2005 gün ve E:2005/550 Müt. sayı ile, İdare Mahkemesinin görev nedeniyle ret kararının doğru görüldüğü; ancak, daha önceki Anayasa Mahkemesi içtihatlarına aykırı biçimde idari yaptırım kararlarına karşı başvurulacak yargı merciinin sulh ceza mahkemesi olduğuna dair 5326 sayılı Kabahatler Yasasının 27 maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa’nın 2,125,155. maddelerineaykırı olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle, 5326 sayılı Yasa’nın 27/1. maddesinde ifadesini bulan “Sulh Ceza Mahkemesine başvurulabilir” hükmünün Anayasa’nın 2,125 ve 155. maddelerine aykırı olduğundan iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına, Anayasa Mahkemesi bu konuda karar verinceye kadar itiraz davasının geri bırakılmasına karar vermiştir.

Davacı Şirket vekilince, her iki mahkemenin de davanın kendi görevleri dışında olduğuna dair kararlarıyla olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ileri sürülerek giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunulması üzerine, Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesi’ne ait dava dosyasında yer alan belgelerin onaylı örnekleri dizi pusulasına bağlanarak başvuru dilekçesi ekinde Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan6.3.2006 günlü toplantısında, Raportör- Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiğine ilişkin sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Anılan düzenlemeye göre, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığından sözedebilmek için: adli, idari veya askeri yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir.

Olayda, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararından sonra açılan davada, Sulh Ceza Mahkemesince, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27. maddesinin birinci fıkrasında yer alan sulh ceza mahkemesini görevli kılan kuralın iptali için Anayasa’nın 152. maddesine göre Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması yolunda bir karar verildiği, olumsuz görev uyuşmazlığına neden olacak şekilde verilmiş bir görevsizlik kararının bulunmadığı anlaşılmıştır.

Belirtilen durum karşısında, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN,aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.3.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/36

KARARNO:2006/40

KARARTR : 3.4.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:1-Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra H.U.M.K.’nun 27. maddesine göre dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağı;

2- İdari yargı yerinin görevsizlik kararı kesinleşmeden ve mahkemece re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığı ve yöntemine uymadığınedeniyle, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİgerektiği hk.

KARAR

Davacı:Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü

Vekili:Av. E. B.

Davalı:Bartın Valiliği

OLAY:Bartın İli, Amasra İlçesinde faaliyet gösteren TTK Amasra Taşkömürü İşletmesinin lavvar tesisinden çıkan atık suları arıtma yapmadan denize deşarj ederek denizi kirlettiği nedeniyle, Bartın Valiliğince, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8/b. maddesine dayanılarak 21. maddesi uyarınca, adıgeçen İşletmeye 8.114,28 YTL. idari para cezası verilmiş; 21.6.2005 tarih ve 758 sayılı yazı ile tebliği üzerine davacı Kurum vekilince, söz konusu idari para cezasına ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ; 30.6.2005 gün ve E:2005/658, K:2005/649 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren Kabahatler Kanunu’nun 2.,3.,27. ve Geçici 2. maddelerine göre, kabahat tanımı kapsamına giren idari para cezalarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra açılan davalarda sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı Kurum vekili, idari para cezasının kaldırılması istemiyle, 11.7.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

AMASRA SULH CEZA MAHKEMESİ; 17.8.2005 gün ve E:2005/164, K.2005/192 sayı ile, itiraza konu idari para cezasının 2872 sayılı Yasa’nın 21. maddesine istinaden verildiği, aynı Yasa’nın 25. maddesine göre idari cezalara karşı cezanın tebliğ tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği ve 27. maddesinde ise, bu kanunda yazılı fiiller hakkında verilecek idari nitelikte cezaların bu fiiller için diğer kanunlarda yazılı cezaların uygulanmasına engel olmayacağının düzenlendiği, bu durumda 2872 sayılı Yasa’nın 25. maddesi uyarınca itirazı incelemeye yetkili ve görevli yerin Zonguldak İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine; dava dosyasının, kararın kesinleşmesinden sonra yetkili ve görevli Zonguldak İdare Mahkemesine gönderilmek üzere Cumhuriyet Savcılığına tevdiine karar vermiş; bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Dosyanın gönderildiği Zonguldak İdare Mahkemesi’nce, 30.9.2005 gün ve E:2005/956, K:2005/905 sayı ile, adli yargı yerince görevsizlik kararı verilmesi durumunda HUMK. 27. madde uyarınca mahkeme tarafından dava dosyasının ancak adli yargı düzeni içerisinde yer alan mahkemelere gönderilebileceği, idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın idari yargı merciine gönderilmesinin mevzuatta öngörülmediği, öte yandan aynı davada Mahkemelerince 30.6.2005 gün ve E:2005/658, K:2005/649 sayı ile görevsizlik kararı verilmiş olması nedeniyle son görevsizlik kararını veren adli yargı yerince 2247 sayılı Yasa’da öngörülen usulün izlenmesi gerekeceğinden bahisle, 2577 sayılı İ.Y.U.K. hükümlerine uygun olarak açılmayan dava dosyasının esas kaydının kapatılarak Mahkemesine iadesine karar verilmiştir.

Amasra Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliğinin 17.10.2005 günlü yazısı ile idari yargı dosyasının istenilmesi üzerine Zonguldak İdare Mahkemesi Başkanlığınca, 31.10.2005 günlü yazı ile, temyiz edilmesi nedeniyle Danıştay’a gönderilen dava dosyasının henüz dönmediği bildirilmiştir.

Amasra Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliğince uyuşmazlığın halli için dosyanın re’sen Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi üzerine Başkanlık yazısı ile anılan İdare Mahkemesi kararının kesinleşme durumu sorulmuş olup, Zonguldak İdare Mahkemesi Başkanlığınca verilen 13.3.2006 günlü cevap yazısında, temyiz süreci sonuçlanmayan kararın kesinleşmediği belirtilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,Cafer ŞAT’ın Başkanlığında , Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL, H. Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 3.4.2006 günlü toplantısında; Raportör- Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan ve yönteme uymayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

1-Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararının sonuç kısmında, “ 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un bütünü ile incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanun’un uygulanması yönünden, 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan‘ceza uyuşmazlıkları’ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebiyle başlayan yargılanması sonucunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda Askeri ve Adli Ceza Mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması; bunun dışında kalan tüm görev ve hüküm uyuşmazlıklarının ‘ hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.” denilmekte olup, adli ceza mahkemesi ile idare mahkemesi arasında görev uyuşmazlığı doğduğu öne sürüldüğüne göre, başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın uygulanması yönünden “hukuk uyuşmazlığı” kapsamında bulunduğu açıktır.

Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin H.M.U.K’nun 27. maddesiyle İ.Y.U.K.’nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda , görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. Şöyle ki; işbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda; dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemedeaçılmış sayılmaktadır. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise; görevli olduğu işaret edilen yargı yerinde, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.

Olay kısmında belirtildiği üzere, adli yargı yerince görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının idari yargı yerine gönderilmesi üzerine, bu yargı yerince, İ.Y.U.K.’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usule uygun şekilde Mahkemelerinde açılmış bir dava bulunmadığı nedeniyle adli yargı yerine ait dava dosyasının Mahkemesine iade edilmiş olması, yukarıda yapılan tespite uygun düşmektedir.

2-2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının itiraz edilmeyerek kesinleşmesine karşılık, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının temyiz edilmiş olması nedeniyle, ortada idari yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen kararların kesin veya kesinleşmiş olması koşulu gerçekleşmemiştir.

Diğer taraftan, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunması halinde, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesine göre bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebileceğinden, yargı yerlerince anılan 14. madde kapsamında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulabilmesine olanak bulunmadığını da belirtmek gerekir.

Belirtilen nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayanve yöntemine uygun bulunmayan başvurunun anılan Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE,3.4.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/70

KARARNO: 2006/48

KARARTR : 3.4.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı: A. D.

Vekili: Av. S. K.

Davalı: TURBAN Turizm A.Ş.

OLAY: TURBAN A.Ş.’de kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken, bu kuruluşun 12.1.1995 tarih ve 1995/8 sayılı ÖzelleştirmeYüksek Kurulu kararıyla özelleştirme kapsamına alınması üzerine 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesine göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığına naklen atanması nedeniyle 25.1.1996 tarihinde Şirketle ilişiği kesilen davacı, Şirkette çalıştığı sürelere ilişkin kıdem tazminatı ve ücretli izin haklarından doğan alacağının tahsili istemiyle, adli yargı yerinde davaaçmıştır.

ANKARA 9.İŞ MAHKEMESİ, E:2002/505 sayı ile, davada görevli yargı yerinin İdare Mahkemeleri olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin 2002/20243 sayılı ilamı ile onanmıştır. (İdari yargı yerinde açılan davaya ait dilekçeden saptanan bilgidir.)

Davacı vekili aynı istekle, 4.2.2003 günündeidari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 25.5.2004 gün ve E:2003/185, K:2004/778 sayı ile,1475 sayılı İş Kanunu’nun uygulanmasından kaynaklanan davanın görüm ve çözümünün Mahkemelerinin görevinde bulunmayıp, 5221 sayılı İş Mahkemeleri Yasası uyarıncaAdli Yargı mercilerinin görev alanında olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekili, karar kesinleşmeden bir dilekçe ile görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini talep etmiş, başka bir dilekçe ile de Mahkeme kararını Danıştay nezdinde temyiz etmiştir.

DANIŞTAY 11. DAİRESİ; 8.3.2005 gün ve E:2005/367, K:2005/1059 sayı ile, tek hakimle verilen karara yönelik temyiz istemini görev yönünden reddederek, dosyanın 2577 sayılı Yasa’nın 45/1 ve 47. maddeleri hükümleri uyarınca, itirazen incelenerek karar verilmek üzere mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki Ankara Bölge İdare Mahkemesine iletilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

Mahkemece dosya Bölge İdare Mahkemesine gönderilmiştir.

ANKARA BÖLGE İDARE MAHKEMESİ; 30.11.2005gün ve E:2005/2427, K:2005/4844 sayı ile, görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesinin gerektiğinden bahisle, Mahkemesine iadesine karar vermiştir.

Mahkeme Başkanlığınca uyuşmazlığın giderilmesi için;8.2.2006 tarihli yazıya,idare mahkemesi dosyası eklenerek,Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmuştur

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Cafer ŞAT’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL,H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 3.4.2006 günlü toplantısında; Raportör Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Anılan düzenlemeye göre, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için: adli, idari veya askeri yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir.

Olayda, idare mahkemesi tek hakiminin görevsizlik kararına davacı vekilince yapılan itirazın Bölge İdare Mahkemesince karara bağlanmamış olması nedeniyle ortada idari yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen “kararların kesin veya kesinleşmiş olması” koşulu gerçekleşmemiştir.

Öte yandan, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörüldüğü şekilde görevsizlik kararlarının kesinleşmesi üzerine olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için, ilgililerin, anılan Yasa’nın 15. maddesine göre son görevsizlik kararını veren mahkemeye verecekleri başvuru dilekçesine uyuşmazlığa konu edilen kararların kesinleşme durumunu gösteren onaylı örneklerinin eklenmesi veya ilk görevsizlik kararını veren Ankara 9. İş Mahkemesi’ne ait dava dosyasının da temin edilmesi gerekmekte iken, sözkonusu dilekçeye ilgili karar örnekleri eklenmediğigibi sadece idari yargı dosyasının gönderildiğisaptanmıştır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 3.4.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/71

KARARNO: 2006/49

KARARTR : 3.4.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı: SOM-KAN Tesisat Sanayi ve Tic.Ltd.Şti.

Vekili :Av.İ. E.

Davalı: SSK. Başkanlığı

OLAY: Müfettiş raporuna göre, kayıt ve belgelerin yasal sürede ibraz edilmemesi nedeniyle 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmiş; yapılan itirazın Ünite İtiraz Komisyonunca reddine karar verilmesi üzerine davacı tarafından, yapılan itirazın reddine ilişkin Komisyon kararının iptali istemiyle, 4.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

BURSA 1. İDARE MAHKEMESİ; 25.7.2005 gün ve E:2005/958, K:2005/1005 sayı ile, dava konusu idari para cezasının 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda tanımlanan kabahat kapsamında olduğu ve bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı öngörüldüğünden, Kanunun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlarda aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 24.8.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BALIKESİR 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 11.10.2005 gün ve E:2005/14, K:2005/17 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Yasasının Meclis Adalet Komisyonu Raporundaki tasarı genel gerekçesi ve Anayasa Mahkemesinin 506 sayılı Yasanın 140/4. maddesinin iptali hakkındaki 8.10.2002 gün ve 2001/225 esas 2002/88 karar sayılı kararı birlikte değerlendirildiğinde genel olarak 5326 sayılı Yasada, yasa koyucunun amacının kazuistik yöntemlerle düzenlenmiş olan idari nitelikteki ceza yaptırımlarını ve kabahat fiillerini sistematikleştirmek ve tanımlamak olduğu, Yasanın 3. maddesinin de aynı amaçla konulduğunun anlaşıldığı; aksi takdirde, çok sayıda özel yasada idari nitelikte ceza yaptırımlarına tabi tutulan eylemlerle ilgili itiraz başvurularını bir adli yargı mahkemesi olan Sulh Ceza Mahkemesinin çözümlemesinin gerekeceği, bunun da Kabahatler Yasasının amacına uygun olmadığı; idari yargının görev alanını daraltacağı ve kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal edeceğinin açık olduğu; yine itiraza konu olan idari para cezasının Balıkesir İl Sigorta Müdürlüğü tarafından adli görevle ilgili olmaksızın, tamamen idari görevi nedeniyle kamu gücü kullanılarak ve kamu hukuku alanına giren bir eylemden dolayı tutanağa bağlanmış bir ceza olduğu, yapılan işlemin tamamen idari nitelikte olduğu; özel nitelikte olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 140 maddesinin idari nitelikteki cezanın itiraz merciinin İdare Mahkemesi olduğunu açıkca hükme bağladığı; bu nedenlerle başvurunun çözüm yerinin İdari Yargı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddine, görev uyuşmazlığı kesinleştiğinde, doğabilecek görev uyuşmazlığının halliiçin dosyanın karar kesinleştiğinde, 2247 sayılı Yasa’nın 15/a maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere Bursa 1.İdare Mahkemesine gönderilmesine, ayrıca karara karşı itirazda bulunulabileceğine karar vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Mahkeme kararındaki hüküm doğrultusunda dosya idare mahkemesine gönderilmiştir.

Bursa 1.İdare Mahkemesi 25.1.2006 gün ve E.2005/958 sayı ile; 2247 sayılı Yasa’nın 15. maddesinden bahisle, ilk yargı merci olan Mahkemelerince ve taraflardan birinin başvurusu alınmaksızın dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi olanağı bulunmadığı gerekçesiyle,dosyanın Balıkesir 2.Sulh Ceza Mahkemesineiadesine karar vermiş, olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle dosya, anılan Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmiştir.

Öte yandan, Bursa 1.İdare Mahkemesinin 28.9.2005 günlü, E.2005/958, K.2005/1005 sayılı yazısından;uyuşmazlığa konu edilen kararın temyiz edildiğianlaşılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Cafer ŞAT’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL,H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 3.4.2006 günlü toplantısında; Raportör Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1 - 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2 - 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “ Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının itiraz edilmeyerek kesinleşmesine karşılık, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının temyiz edilmiş olması nedeniyle, ortada idari yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen kararların kesin veya kesinleşmiş olması koşulu gerçekleşmemiştir.

Diğer taraftan, Sulh Ceza Mahkemesi tarafından, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte bununla yetinilmemiş, doğabilecek görev uyuşmazlığının halliiçin dosyanın, karar kesinleştiğinde 2247 sayılı Yasa’nın 15/a. maddesi gereğince Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmek üzere ilk görevsizlik kararını veren Bursa 1.İdare Mahkemesine gönderilmesine de karar verilmiştir.

Bu durumda, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yönteme uymayan başvurunun, aynı Yasa’nın27. maddesinin “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder” hükmü uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayanve yönteme uymayan BAŞVURUNUN aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 3.4.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/77

KARARNO: 2006/54

KARARTR : 3.4.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk

KARAR

Davacı: Kristal Kola ve Meşr. San. Tic. A.Ş.

Vekili: Av.V. S.

Davalı: Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

OLAY: 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Kanun’un 17. ve 25/8. maddesi uyarınca davacı şirkete 44.975,00 YTL idari parave durdurma cezası verilmiş;davacı Şirket vekilince, idari para cezasının iptali istemiyle 13.6.2005 tarihindeidari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ: 23.9.2005 gün veE:2005/1109, K:2005/1213 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanununun, 2. maddesinde,Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idarî yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağının belirtildiği, 3. maddesinde, Kabahatler Kanununun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü, aynı Kanunun yaptırım türleri başlıklı 16. maddesinde,Kabahatler karşılığında uygulanacak olan idarî yaptırımların, idarî para cezası ve idarî tedbirlerden ibaret olduğu belirtilerek,İdarî tedbirlerin de, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hüküm altına alındığı,yine Aynı Kanunun geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idarî yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.” ve geçici 3. maddesinde de, “Daha önce verilmiş olan idarî para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabilir.” hükmünün getirildiği, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun ”Başvuru Yolu” başlıklı 27. maddesine göre, idarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, yukarıda yer verilen Kabahatler Kanunu hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, keza Kanunun geçici 2 ve geçici 3. maddelerinde getirilen düzenleme ile de Kanunun yürürlük tarihi olan 01.06.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari para cezalarına ilişkin davalarda artık 5326 sayılı Kabahatler Kanununun uygulanmasının gerektiği, bu durumda, 4857 sayılı Kanununun 108. maddesinde itiraz mercii olarak idare mahkemesinin görevli olduğu hükmü yer almış ise de, dava tarihi itibariyle artık Kabahatler Kanunu kapsamında olan dava konusu idari para cezasının görüm ve çözümünün yukarıda yer verilen hükümler uyarınca adli yargı mercilerinin görev alanında bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararıvermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili aynı istekle 20.5.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 23.12.2005 gün ve 2005/797 Müt. sayı ile, idari yaptırıma tabi eylem ve davranışların kabahatdeyimi içinde olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, buna görede Kabahatler Kanunu’nun her tür işleme karşı Sulh Ceza Mahkemesine itiraz edileceği hükmünün genel bir kural olmadığının açıkça anlaşıldığı ve bu hususta idari yargının görevli olduğunun açıkça belirlendiği, daha önce yürürlüğe giren kanunlarla ilgili açıkça yetki düzenlemelerinin kaldırıldığına ilişkin bir düzenleme de getirilmemesi karşısında, özel düzenlemeler dışındaki idari para cezaları yönünden 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’na göre mahkemelerinin görevliolmadığı gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine,idare mahkemesince de görevsizlik kararı verildiğinden, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’negönderilmesine yasa yolları açık olmak üzerekarar verilmiştir.

Davacı Şirket vekilince, Mahkemenin görev yönünden ret kararının kaldırılması istemiyle 1.2.2006 tarihli dilekçe ile, Ankara Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına sunulmak üzere1.Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliğine başvurulmuştur.

ANKARA 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 6.2.2006gün ve Müt.2005/797 sayı ile; iki ayrı yargı yerince verilen kararlardan dolayı ilamın temyiz edilebileceği, itiraza tabi olmadığı anlaşıldığından davacı Şirketvekilinin itirazının reddine karar vermiştir.

Dava dosyası, anılan Mahkemenin 9.3.2006 sayılı yazısı ekinde Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

UyuşmazlıkMahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Cafer ŞAT’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL, H. Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 3.4.2006 günlü toplantısında; Raportör- Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’ya uygun bulunmayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 27. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir

Dosya üzerindeyapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonundasanığınmahkumiyetineyadaberaatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmediği ve görevli merciin belirtilmesiiçin dosyanınre’sen Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine yasa yolları açık olmak üzere karar verildiği, görevsizlik kararının kaldırılması için davacı vekilince yapılan itiraz başvurusunun ise, muhatap Ağır Ceza Mahkemesine intikalettirilmeksizin reddedildiği; dolayısıyla adli yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen “kararların kesin veya kesinleşmiş olması” koşulunun gerçekleşmediği anlaşılmıştır.

Bu durumda, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan ve yönteme uymayan başvurunun, aynı Yasa’nın27. maddesinin “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder” hükmü uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayanve yönteme uymayan BAŞVURUNUN aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 3.4.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/39

KARARNO:2006/83

KARARTR :5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı:Av. M. Y.

Davalı:Kocasinan Kaymakamlığı

OLAY: Trafik kontrolünde alkollü olduğu tespit edilen davacının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5 maddesi gereğince sürücü belgesi geçici olarak geri alınmış ve Kayseri Kocasinan Jandarma Trafik Tim Komutanlığı’nın 9.7.2004 gün ve 065437 sayılı trafik ceza tutanağı ile idari para cezası kesilmiştir.

Davacı, trafik ceza tutanağının iptali ve ehliyetinin iadesi istemiyle 12.7.2004 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ 3.SULH CEZA MAHKEMESİ;13.6.2005 gün ve D. İş E:2005/74;D.İş K:2005/74 sayı ile, trafik ceza tutanağına itiraz edilmiş ise de; verilen cezanın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine ilişkin 9.9.2004 gün ve İ:2004/54;K:2004/102 sayılı kararının, YARGITAY YEDİNCİ CEZA DAİRESİ’nin 3.3.2005 gün ve E:2005/165; K:2005/1366 sayı ile, alkollü araç kullanmaktan Serhat Sağlam hakkında Kocasinan İlçe Jandarma Trafik Tim Komutanlığının 9.7.2004 gün ve 065437 sayılı trafik ceza tutanağı ile uygulanan 340.900.000 Türk Lirası idari para cezasına vaki itirazın reddine ilişkin, Kayseri Sulh Ceza Mahkemesinin 9.9.2004 gün ve 2004/54-102 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığından verilen 22.12.2004 gün ve 53847 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyasının Cumhuriyet Başsavcılığının 31.12.2004 gün ve Y.E. 2004-240335 sayılı ihbarnamesi ile daireye verildiği, mezkûr ihbarnamede; 12.3.2000 gün ve 23991 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4550 sayılı Kanunun 3. maddesi ile eklenen 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 13. maddesi uyarınca, alkollü araç kullanmak suçunu bir ve ikinci defa işleyen sürücülerin belgelerinin geçici olarak geri alınması işlemlerine trafik görevlileri yetkili kılınmakla, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın, Uyuşmazlık Mahkemesinin 6.12.1999 gün ve 44/45 sayılı kararında belirtildiği üzere, idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gözetilmeksizin, görevsizlik kararı verilmesi yerine yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmeyerek CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumunun yazılı emre atfen ihbar olunduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emre dayanan ihbarname münderecatının yerinde görüldüğü gerekçesiyle bozulması üzerine, bozma kararına uymak suretiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Kayseri İdare Mahkemesi’ne göndermiştir.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 23.9.2005 gün ve E:2005/2267;K:2005/1096 sayı ile, Mahkemelerinde açılmayan ve bu haliyle incelenmesi mümkün olmayan davanın esas kaydının kapatılmasına, dava dosyasının Kayseri 3.Sulh Ceza Mahkemesi’ne geri gönderilmesine karar vermiştir.

Davacı vekilince, Kayseri Kocasinan Jandarma Trafik Tim Komutanlığı’nın 9.7.2004 gün ve 065437 sayılı trafik ceza tutanağının iptali istemiyle 19.10.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 27.10.2005 gün ve E:2005/2693;K:2005/1274 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2,16,27,28,29,30,31 ve geçici 2. maddelerinden söz ederek, sözü edilen Yasa hükümleri uyarınca kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü eylemlerin kabahat olarak tanımlandığı, kabahatlere karşılık olarak uygulanacak idari yaptırımların ise idari para cezası ve idari tedbirler olduğu, idari yaptırımlara karşı sulh ceza mahkemelerine başvurulabileceğinin kurala bağlandığı, Kanun hükümlerinin, Kanunun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden önce idare mahkemelerinde iptal davasına konu edilen idari yaptırımlar hakkında uygulanmayacağı düzenleme altına alınmış olmakla, yasa koyucunun açık iradesinin, herhangi bir kabahate karşılık olarak uygulanan idari yaptırıma (olayda trafik para cezasına) karşı sulh ceza mahkemelerinde dava açılması şeklinde tezahür ettiği, bu durumda, uyuşmazlık 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Kabahatler Kanunu hükümleri çerçevesinde verilmiş olan idari para cezasından kaynaklanmakta olduğundan, sözü edilen Kanunun 27.maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca işbu davanın görüm ve çözümünün Mahkemelerinin görevinde olmayıp, uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkemenin, değinilen mevzuat uyarınca"Sulh Ceza Mahkemesi" olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.6.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiği yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

İdare Mahkemesi’nce, davacı vekilinin istemi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilen idari yargı dosyası içerisinde Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararı bulunmakta ise de; bu kararın kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamadığından, Başkanlığımızın 9.3.2006 gün ve E:2006/39 sayılı yazısı ile, Kayseri 3.Sulh Ceza Mahkemesi’nden, 13.6.2005 gün ve E:2005/74;K:2005/74 D.İş sayılı görevsizlik kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneği istenilmiş; bunun üzerine anılan Mahkemece, 29.3.2006 gün ve 2006/74 D.İş sayılı yazı ile, davacıya ait dava dosyasının tasdikli fotokopisi ile Mahkemelerince verilen kesin karar örneğinin gönderildiği bildirilmiştir.

Sözü edilen dosyanın incelenmesinden, Sulh Ceza Mahkemesi’nce, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda Yargıtay’ın bozma kararına uyulmak suretiyle görevsizlik kararı verilerek dosya idare mahkemesine gönderilmiş ise de; dosyanın gönderildiği Kayseri İdare Mahkemesi’nce dosyanın geri gönderilmesi üzerine, 21.3.2006 gün ve D.İş E:2005/74;D.İş K:2005/74 sayılı kararla, işin esası incelenmek suretiyle davacının itirazının reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.

Buna göre, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kesinleşmediği, kesin olduğundan söz edilen kararın, Mahkemece esasa ilişkin olarak 21.3.2006 tarihinde verilen karar olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının temyiz edilmeyerek kesinleşmesine karşılık, Sulh Ceza Mahkemesi’nce görevsizlik kararı kesinleşmeden davaya bakılarak esastan karar verilmiş olup, ortada adli yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen “adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilen kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararları olması”koşulu gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 5.6.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/50

KARARNO:2006/85

KARARTR : 5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk,

KARAR

Davacı: Eren Mensucat Tic. ve San. A.Ş.

Vekili: Av. U. Ç.

Davalı : SSK.Başkanlığı

OLAY: 506 sayılı Yasa’nın 9. maddesinde belirtilen yükümlülüğün(sigortalı işe giriş bildirgesinin, işe başlatılmadan önce verilmemesi) yerine getirilmediği nedeniyle, anılan Yasa’nın 140. maddesi uyarınca,14.3.2005 gün, 8409 sayılı işlemle (dört sigortalı için) 1.954,80 YTL idari para cezası verilmiş; Ünite İtiraz Komisyonunca 25.4.2005 gün, 13903 sayılı işlemleidari para cezasınayönelik itirazın reddine karar verilmiş, diğer taraftan; aynı Yasa maddelerine istinaden, 14.3.2005 gün, 8408 sayılı işlemle (üç sigortalı için) 1.466,10 YTL idari para cezası verilmiş, Ünite İtiraz Komisyonunca 30.5.2005 gün, 19057 sayılı işlemleidari para cezasınayönelik itirazın reddine karar verilmiştir.

Davacı Şirket vekili tarafından, 1.954,80 YTL idari para cezasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle, 28.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

MANİSA İDAREMAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 7.7.2005 gün ve E:2005/796, K:2005/803 sayı ile, idari para cezasının 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda tanımlanan kabahat kapsamında olduğu ve bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı öngörüldüğünden, Kanunun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlarda aynı Kanun’un 27. maddesi uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;itiraz edilmediğinden karar kesinleşmiştir.

Davacı Şirket vekili bu defa; 1.466,10 YTL idari para cezasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle,4.8.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

UŞAK 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 21.10.2005 gün ve E:2005/358 D.İş sayı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 140 maddesinde, idari nitelikteki cezanın itiraz merciinin İdare Mahkemesi olduğununhükme bağlandığı; 5326 sayılı Kabahatler Kanununda, diğer kanunlardaki özel düzenlemelerin saklı olduğunun belirtildiği,bu nedenlerle başvurunun çözüm yerinin İdari Yargı olduğu gerekçesiyle,Mahkemenin görevsizliğine; karar kesinleştikten sonra ve itiraz edenin müracaatı halinde,idare mahkemesi ile mahkemeleri arasında görev uyuşmazlığı doğduğundan,görevli mahkemenin belirlenmesiiçin dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderileceğinin tebliğine karar vermiş, bu kararitiraz edilmeyerekkesinleşmiştir.

Davacı Şirket vekilince, 31.10.2005 günlü dilekçe ile, doğduğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, adli yargı dosyası Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiş olup, Başkanlık yazısı ile idari yargı dosyasının gönderilmesi istenilmiş, Mahkemesince dosya gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.6.2006 günlü toplantısında; Raportör Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, idari yargı yerinde, dört sigortalının işe giriş bildirgesinin verilmemesine ilişkin olarak,14.3.2005 günlü8409 sayılı işlemleverilen, 1.954,80 YTL idari para cezasına yapılanitirazın, Ünite İtiraz Komisyonunun25.4.2005 gün ve 13903 sayılıkararıyla reddedilmesi üzerine oluşanişlemin iptali istemiyle dava açılmasına karşılık;adli yargı yerindefarklı üç sigortalı ile ilgili olarak, 14.3.2005 gün ve 8408 sayılı işlemle verilen 1.466,10 YTL idari para cezasına yapılan itirazın da, Ünite İtiraz Komisyonunun 30.5.2005 gün, 19057 sayılı kararıylareddedilmesiyle oluşan işlemin itiraz yoluyla iptali istenilmiş, Mahkemelerce uyuşmazlık incelenerek, görevsizlik kararları verilmiştir.

Buna göre, idari ve adli yargı yerlerinde görev uyuşmazlığına konu edilen işlemler farklı olduğundan, davanın konusunun aynı olması koşulunun varlığından söz etmek olanaksızdır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 5.6.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2004/15

KARARNO:2006/104

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Hüküm uyuşmazlığının giderilmesiniisteyen idarenin, tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası suretiyle aleyhine takibi yenileyinceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması gerektiği hk.

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen: T.C. Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı

adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü

Vekili: Av. Y.B.

Karşı Taraf: Özdemir Demir Tic. ve San. A.Ş.

Vekili: Av.M. Y.

İSTEM ; Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına İstanbul Muhakemat Müdürlüğü vekilince, 14.8.2002 tarihinde İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi’nde kayda giren 7.8.2002 günlü dilekçe ile, Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından teminat mektuplarının iadesiistemiyle açılan davada, İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi’nin 18.3.1997 gün ve E:1994/1154; K:1997/206 sayılı kararıyla istemin kabulüne karar verildiği, bu kararın kesinleştiği; aynı konuda, aynı taraflar arasında açılan davanın, İstanbul 2. Vergi Mahkemesi’nin 18.5.1998 gün ve E: 1998/260; K:1998/664 sayılı kararıyla reddedildiği ve bu kararın da kesinleştiği; kararlardaki uyuşmazlık nedeniyle hakkın yerine getirilemediği; bu nedenle İstanbul 2. Vergi Mahkemesi ile İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi kararları arasında doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesine ve öncelikle yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuştur.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ AŞAMASI :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 7.2.2005 günlü görüşme ve ara karar tutanağı ile;

Mutemet sıfatıyla gerçekleştirilen ithalat kapsamında Gümrük İdaresine verilen banka teminat mektupları ile ilgili olarak doğan uyuşmazlık yönünden;

1- İstanbul 2. Vergi Mahkemesi ile İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi kararları arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından, hüküm uyuşmazlığı bulunduğuna;

2 - 2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesi hükümleri uyarınca,

a) Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait dilekçe ve eklerinin, kesin olarak belirlenen 30 gün içinde yanıt verilmek üzere Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi A.Ş’ne bildirilmesine, anılan şirketçe verilen yanıtın karşı tarafa tebliği suretiyle dosyanın tekemmülünün sağlanmasına,

b) Yürütmenin durdurulması isteminin koşulları oluşmadığından reddine,

c) Usulü işlemler tamamlandıktan ve esas hakkındaki rapor yazıldıktan sonra Başkanlıkça belirlenecek günde işin esasının görüşülmesine,

karar verilmiştir.

Bu ara kararı uyarınca, Başkanlıkça, Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi vekiline hitaben yazılan 22.2.2005 günlü yazı ile, sözü edilen başvuruya ait dilekçe ve eklerinin, bildirim tarihinden itibaren kesin olarak belirlenen 30 gün içinde cevap verilmek üzere şirkete tebliği, bu süre içinde yanıt verilmediği takdirde yanıt vermekten vazgeçilmiş sayılacağı, şirketçe verilen yanıtın karşı tarafa tebliği suretiyle dosyanın tekemmülünün sağlanacağı hususları duyurulmuştur.

Bunun üzerine şirket vekilince gönderilen 7.3.2005 günlü yazıda, şirket ile ilişkisinin çok uzun süre önce kesildiği, şirketin fiilen sona erdiği bildirilmiştir.

Bu kez Başkanlıkça, Maliye Bakanlığı İstanbul Muhakemat Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 18.3.2005 günlü yazı ile, dosyanın tekemmül ettirilebilmesi için, Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi veya varsa vekiline tebligatı olanaklı kılacak açık adresin saptanarak Mahkemeye bildirilmesi istenilmiştir.

İstanbul Muhakemat Müdürlüğü’nce cevaben gönderilen 22.4.2005 gün ve 10249 sayılı yazı ekinde yer alan İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’nun 14.4.2005 gün ve 44019 sayılı yazısında, şirketin 10.7.1998 tarihinde tasfiyesine ve tasfiye memurluğuna Yusuf Arslan’ın seçilmesine karar verildiği 17.7.1998 tarihinde tescil 22.7.1998 tarih 4588 sayılı, tasfiyesinin sona erdiği ise 29.12.1999 tarihinde tescil 4.1.2000 tarih 4954 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiğinden, Memurluklarındaki kaydının kapatıldığı bildirilmiştir.

Bu arada İstanbul Muhakemat Müdürlüğü’nün 12.9.2005 gün ve 20920 sayılı yazısı ekinde yer alan Haydarpaşa Gümrük Müdürünce imzalı 5.8.2005 gün ve 78417 sayılı yazıda, Egebank Elmadağ Şubesi’nce verilen 8.4.1987 gün ve 1636 sayılı teminat mektubunun nakde çevrildiği, Yapı Kredi Bankası Anonim Şirketi şubelerinden verilen teminat mektuplarının henüz nakde çevrilmediği, diğer taraftan Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi’nin tasfiyesi ile ilgili herhangi bir bilginin ihtilaf dosyasında yer almadığı belirtilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

UyuşmazlıkMahkemesiHukukBölümü’nün,Ahmet AKYALÇIN’ınBaşkanlığında,Üyeler:

M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 10.7.2006 günlü toplantısında; Raportör Hakim Nurdane TOPUZ’un dosyanın işlemden kaldırılması gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı AhmetBEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun dosyanın işlemden kaldırılması gerektiği yolunda yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinde, 1 inci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edileceği, ilgili kişi veya makamın Uyuşmazlık Mahkemesine başvurarak hüküm uyuşmazlığının giderilmesini isteyebileceği, bu halde olumsuz görev uyuşmazlığının çıkarılması ile ilgili 15 ve 16 ncı maddelerdeki usul kurallarının uygulanacağı, 25. maddesinde, hukuk alanındaki hüküm uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesinin, Danıştay Yargılama usulünün bu kanuna aykırı olmayan hükümlerini uygulamak suretiyle anlaşmazlığın esasını da karara bağlayacağı belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinde, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünün, bu Kanunda gösterilen usullere tabi olduğu belirtilmiş, 26. maddesinde de, dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verileceği, dosyaların işlemden kaldırılmasına dair kararların diğer tarafa tebliğ edileceği kuralına yer verilmiştir.

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “Anonim Şirket” başlığını taşıyan dördüncü faslında yer alan 301. maddesinde, şirketin ticaret siciline tescil ile hükmi şahsiyet kazanacağı; 449. maddesinde de, tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret ünvanının sicilden terkininin tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunacağı, işbu talep üzerine terkin keyfiyetinin tescil ve ilan olunacağı belirtilmiştir.

Bu hukuki durum karşısında; feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin, medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağından, münfesih tüzel kişiliğin gerek yargı mercilerinde, gerekse diğer resmi merciler önünde temsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir. Dolayısıyla, tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinmek suretiyle hukuk alemindeki varlığı sona eren(münfesih) şirketin, yargılamanın hiçbir aşamasında taraf olma ehliyeti de bulunmamaktadır.

İstanbul Muhakemat Müdürlüğü’nün 22.4.2005 gün ve 10249 sayılı yazısı ekinde yer alan İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu’nun 14.4.2005 gün ve 44019 sayılı yazısından, hüküm uyuşmazlığına konu İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi’nin 18.3.1997 gün ve E:1994/1154; K:1997/206 sayılı kararıyla İstanbul 2. Vergi Mahkemesi’nin 18.5.1998 gün ve E: 1998/260; K:1998/664 sayılı kararında davacı konumunda bulunan Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi’nin tasfiyesinin sona erdiği ve Ticaret Sicili Memurluğundaki kaydının kapatıldığı anlaşılmıştır.

Bu durumda, hüküm uyuşmazlığının giderilmesini isteyen davalı idarenin, tüzel kişiliği sona eren Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi’nin ihyası suretiyle bu şirket aleyhine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca takibi yenileyinceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve kararın bir örneğinin davalı idareye tebliği gerekmiştir.

SONUÇ: Hüküm uyuşmazlığının giderilmesini isteyen davalı idarenin, tüzel kişiliği sona eren Özdemir Demir Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin ihyası suretiyle bu şirket aleyhine 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca takibi yenileyinceye kadar DOSYANIN İŞLEMDEN KALDIRILMASINA ve kararın bir örneğinin davalı idareye tebliğine, 10.7.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAKkarar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2005/17

KARARNO:2006/105

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden, BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

Hüküm Uyuşmazlığının

Giderilmesini İsteyen: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon

İdaresiGenel Müdürlüğü

Vekili: Av.A. K.

Karşı Taraf: Dicle Üniversitesi Rektörlüğü

Vekilleri: Av.M.T.Y. - Av.M.S. F.

OLAY:Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nce 1.1.1996-30.11.1996 tarihleri arasındaki 11 aylık dönem için Dicle Üniversitesi Rektörlüğü adına 32.400.000.000.-TL atık su bedeli tahakkuk ettirilmiştir.

Adı geçen Rektörlük tarafından atık su bedeline karşı açılan davanın Vergi Mahkemesince süre aşımı nedeniyle reddi üzerine, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü 32.400.000.000.-TL’nın faizi ile birlikte toplam 179.172.000.000.-TL’nın tahsili amacıyla Diyarbakır 1.İcra Müdürlüğü’nün E:1999/1216 sayılı dosyasında icra takibinde bulunmuş; ancak Rektörlüğün itirazı üzerine takip durmuştur.

Bunun üzerine, Genel Müdürlük vekilince, Rektörlüğün itirazının kaldırılmasına, 179.172.000.000.-TL’nın takip tarihinden itibaren işleyecek kanuni temerrüt faizi ile ve asgari %40 icra inkar tazminatı ile birlikte ödemeye mahkum edilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açılmıştır.

DİYARBAKIR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ(HAKEM SIFATI İLE); 28.3.2002 gün ve E:2002/8; K:2002/157 sayı ile, taraflar arasında takibe konu Diyarbakır 1. İcra Müdürlüğü’nün 1999/1216 sayılı dosyasının incelenmesinden, DİSKİ Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından borçlu Dicle Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine 32.400.000.000.-TL asıl alacak, işlemiş faiz olarak toplam 179.172.000.000.-TL alacağın masraf ve faizleri ile birlikte tahsili için 31.8.1999 tarihinde ilamsız takibe başlandığı, borçluya ödeme emri tebliğ edildiği ve borçlu tarafından 21.9.1999 tarihinde borca itiraz üzerine takibin durduğunun anlaşıldığı, tarafların ibraz ettikleri belgeler, mahallinde yapılan keşif, bilirkişi tarafından düzenlenen rapor ile tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucu, bilirkişiler tarafından düzenlenen 10.5.2000 günlü rapordaki tespitlere yer vererek, hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenen 25.6.2001 günlü raporda, 2560 sayılı Yasa hükümlerine göre kurulan DİSKİ’nin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek amacıyla su satışı ile birlikte atık suları kanalizasyon veya foseptik çukurları vasıtasıyla zararsız hale getirmek ve bu konuda atık su bedeli tayin etme görev ve yetkisinin olduğu, idarenin hizmeti yerine getirmemiş olmasının atık su bedelini ödemekten kaçınması gerekçesi olamayacağına dair Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları karsısında 2560 sayılı Yasa ve bu yasaya istinaden çıkarılan Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre DİSKİ tarafından tahakkuk ettirilen ve icra takibi konusu olan atık su bedelinin davalı Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nce ödenmesi gerektiği hususu belirtilmiş olup, bilirkişiler tarafından düzenlenen rapora göre davanın kabulü ile borçlu idarenin itirazının kaldırılmasına karar verilmesinin icap ettiği gerekçesiyle davanın kabulü ile borçlu idarenin Diyarbakır 1.İcra Müdürlüğü’nün 1999/1216 takip sayılı dosyasındaki itirazının kaldırılmasına ve takibin devamına, %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar vermiş; bu karar, karara yapılan itirazın, DİYARBAKIR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nin(HAKEM SIFATI İLE); 20.6.2002 gün ve E:2002/8; K:2002/157 sayılı ek kararıyla reddi üzerine kesinleşmiştir.

Daha sonra, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nce 2003 yılı Mart dönemine ilişkin 2.856.480.000.-TL tutarındaki su ve atıksu ihbarnamesinin Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’ne tebliği üzerine Rektörlük tarafından ihbarnamenin atık suya ilişkin kısmının iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açılmıştır.

DİYARBAKIR VERGİ MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 24.9.2003 gün ve E:2003/227; K:2003/779 sayı ile, davalı idarenin görev itirazına ilişkin olarak; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na 3914 sayılı Kanun’un 1 inci maddesiyle eklenen mükerrer 44 üncü maddede; belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar çevre temizlik vergisine tabi tutulmuş olup, aynı Kanun maddesinin 12 nci fıkrasında "Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır. Ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir." hükmüne yer verildiği, dava konusu olayda, davacı kurumdan ödenmesi istenilen atık su ücreti (bedeli) yukarıda belirtilen 2464 sayılı Kanun’a 3914 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen mükerrer 44.madde uyarınca 01.01.1994 tarihinden itibaren çevre temizlik vergisi kapsamına alındığından ve atık su bedelinin tahsiline ilişkin uygulamanın davalı idarenin kendi Kanunundaki hükümlere göre yapılması bu bedelin hukuki varlığını değiştirmediğinden belediyeye ait bir vergiye karşı açılan iş bu davanın vergi mahkemesinde görüleceğinin açık olduğu, bu itibarla, davalı idarenin görev itirazının yerinde görülmediği, uyuşmazlığın esasına gelince; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na 27.7.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen "Çevre Temizlik Vergisi" başlıklı mükerrer 44.maddesinin 1.fıkrasında belediye sınırları ve mücavir alan içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu açıklandıktan sonra, aynı maddenin devamında belediyelerin, atık su ile ilgili olarak katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alacakları, atık su ile ilgili temizlik vergisinin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılacağı ve bu bedel ile birlikte tahsil edileceği, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerce ise atık su bedelinin tahsiline ilişkin uygulamanın kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacağı belirtilmiş; maddenin 7.fıkrasında zikredilen çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı 31.12.1993 günü Resmi Gazete’de yayımlanmış ve bu kararın 8.maddesinde 1.1.1994 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği açıklanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren çevre temizlik vergisi uygulamasına başlanmış, böylece 1994 yılı başından itibaren gerek katı atık gerekse atık su için belediyelerce istenen meblağları kanun koyucunun çevre temizlik vergisi adı altında vergi olarak nitelendirdiği, yine aynı Yasa maddesinin 2. fıkrasında Genel ve Katma Bütçeli İdarelere ait münhasıran bunların hizmetlerinde kullanılan binaların ve bunların müştemilatının bu verginin kapsamında olmadığının açıklandığı, dava dosyasının incelenmesinden, davacı kurumun 99124 sayılı su aboneliğine ilişkin 2003 yılı Mart dönemi için 2.856.480.000.lira atık su bedeli tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, Katma Bütçeye tabi davacı Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nün atık su bedelinden muaf olduğu tartışmasız olup, bu durumda davacı kurumdan atık su bedeli istenmesine ilişkin davalı idare işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı idarece davalı kurum adına tahakkuk ettirilen 2003/Mart dönemi atık su bedelinin iptaline karar vermiş; bu karar, karara yapılan itirazın, DİYARBAKIR BÖLGE İDARE MAHKEMESİ’nin 3.6.2004 gün ve E:2004/2;K:2004/118 sayılı kararıyla reddi üzerine kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ’NDEN İSTEK:

Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekili, 1.1.1996-30.11.1996 tarihleri için Dicle Üniversitesi Rektörlüğü adına hesaplanan atık su ile ilgili olarak Asliye Hukuk Mahkemesince verilen karar ile, 2003 yılı Mart dönemine ilişkin atık su nedeniyle Rektörlük adına düzenlenip tebliğ edilen ihbarnameye karşı açılan davada verilen Vergi Mahkemesi kararı arasında 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörüldüğü şekilde hüküm uyuşmazlığı doğduğunu ileri sürerek giderilmesi istemiyle, 19.10.2004 günlü dilekçe ile, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuştur.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa'nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Diyarbakır Dicle Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine, 01.01.1996-30.11.1996 tarihleri arasındaki dönem için davalı DİSKİ tarafından tüm kampüs sahasının atık su bedeline ilişkin olarak tahakkuk ettirilen 32.400.000 TL. asıl alacak ve işlenen faiz ile birlikte toplam 179.172.000.000 TLnın tahsili için Diyarbakır 1.İcra Müdürlüğü'nün 1996/1216 esas sayılı takip dosyası ile icra takibinde bulunulduğu, Dicle Üniversitesi Rektörlüğü'nün ödeme emrine itirazı nedeniyle takibin durdurulması üzerine davalı DİSKİ Genel Müdürlüğü’nce, Diyarbakır 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne itirazın iptali için dava açıldığı, yargılama sonunda 28.03.2002 tarih 2002/8 esas ve 2002/157 sayılı kararıyla davanın kabulü ile borçlu idarenin Diyarbakır 1.İcra Müdürlüğü'nün 1999/1216 esas sayılı takip dosyasındaki itirazının kaldırılmasına ve takibin devamına karar verildiği, hakem kararı sıfatıyla verilen bu karara yapılan itirazın reddi üzerine kararın kesinleştiği, Dicle Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (DİSKİ) aleyhine Diyarbakır Vergi Mahkemesi’ne, 2003 yılı Mart dönemi için DİSKİ tarafından düzenlenen 2.856.480.000 TL. tutarındaki atık su bedeli tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açıldığı, yargılama sonunda 24.09.2003 gün 2003/227 esas ve 2003/779 sayılı kararı ile; katma bütçeye tabi davacı Dicle Üniversitesi Rektörlüğü'nün, atık su bedelinden muaf olduğunun tartışmasız olduğu, bu durumda, davacı kurumdan atık su bedeli istenmesine ilişkin davalı idare işleminde hukuka uyarlık bulunmadığından davanın kabulüne ve atık su ücretine ilişkin ödeme emrinin iptaline hükmedildiği, itiraz üzerine de Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi’nce itirazın reddedilmesi sonucu kararın kesinleştiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24.maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen Diyarbakır 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne açılıp karara bağlanan davanın konusunun, 01.01.1996-30.11.1996 dönemine ilişkin atık su bedelinin tahsili amacıyla Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün 1999/1216 esas sayılı dosyada takibe konulan alacağa yapılan itirazın kaldırılmasına ilişkin olmasına karşın, Diyarbakır Vergi Mahkemesinin 2003/227 esas ve 2003/779 sayılı kararın konusunun ise, Mart/2003 dönemine ait atık su bedeline dair ödeme emrinin iptaline ilişkin olduğunun anlaşıldığı, adli ve idari yargıda açılan davaların taraflarının aynı olmasına karşın, aynı konu ve sebebe dayalı olmadığı ve bu kararlar arasında dayanaklarının ve istemlerinin farklı olması nedeniyle aykırılık bulunmadığı gibi, hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesinde belirtilen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerekeceği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI;Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından, Dicle Üniversitesi’nin tüm kampüs sahası için 1.1.1996-30.11.1996 dönemine ilişkin atık su bedeli borcu olarak tahakkuk ettirdiği 32.400.000.-TL asıl alacak ve 146.772.000.000.-TL işlemiş faiziyle birlikte toplam 179.172.000.000.-TL'nın tahsili için Diyarbakır 1.İcra Müdürlüğü'nün 1996/1216 esas sayılı takip dosyası ile yapılan icra takibinin, Dicle Üniversitesi’nin ödeme emrine itirazı nedeniyle durdurulması üzerine, DİSKİ Genel Müdürlüğü’nün Diyarbakır 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nde itirazın iptali için açtığı davanın kabulü ile borçlu idarenin Diyarbakır 1.İcra Müdürlüğü’nün 1999/1216 sayılı takip dosyasındaki itirazının kaldırılması ve takibin devamı yönünde verilen ve Diyarbakır 1.Hukuk Mahkemesi’nin itirazın reddi yolundaki 20.6.2002 günlü, E:2002/8; K:2002/157 sayılı kararı üzerine kesinleşen Diyarbakır 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 28.3.2002 günlü, E:2002/8; K:2002/17 sayılı kararı ile Dicle Üniversitesi tarafından, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin, anılan Üniversitenin Eğitim Fakültesi adına Mart 2003 dönemine ilişkin olarak düzenlendiği 2.856.480.000.-TL tutarındaki su ve atık su ihbarnamesinin, atık su bedeline ilişkin kısmının kaldırılması istemiyle açılan davanın kabulü ile 2003 Mart dönemi atık su bedelinin iptali yolunda verilen ve Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi’nin 3.6.2004 günlü, E:2004/2; K:2004/118 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen Diyarbakır Vergi Mahkemesi’nin 24.9.2003 günlü, E:2003/227; K:2003/779 sayılı kararı arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenildiği, yukarıda açıklandığı üzere, hüküm uyuşmazlığına konu edilen Diyarbakır 1.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen karar, 1.1.1996-30.11.1996 dönemine ilişkin atık su bedelinin tahsili için Diyarbakır İcra Müdürlüğü’nün E:1999/1216 sayısında takibe konulan alacağa yapılan itirazın kaldırılmasına ilişkin olmasına karşın, Diyarbakır Vergi Mahkemesi kararı, Mart/2003 dönemi için tahakkuk ettirilen atık su bedeline ilişkin ihbarnamenin iptaline ilişkin olduğu, bu durumda, sözü edilen adli ve idari yargı mercileri tarafından verilip kesinleşen kararların tarafları aynı olmasına karşın, aynı konu ve sebebe dayalı olmadığı ve bu kararlar arasında dayanaklarının ve istemlerinin farklı olması nedeniyle çelişki bulunmadığı gibi, hakkın yerine getirilmesi de olanaksızlık görülmediğinden, hüküm uyuşmazlığının varlığından söz etmenin mümkün olmadığı, bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığı doğmadığından, istemin reddi gerekeceği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 10.7.2006 günlü toplantısında; Raportör Hakim Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Danıştay Başsavcısı’nın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Aralarında hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen kararların incelenmesinden:

Hükümlerin, adli ve idari yargı yerlerince verildiği ve kesinleşmiş bulunduğu; kararlarda davaların esasının hükme bağlandığı tespit edilmiştir.

Olayda, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nce 1.1.1996-30.11.1996 tarihleri arasındaki 11 aylık dönem için Dicle Üniversitesi Rektörlüğü adına 32.400.000.000.-TL atık su bedeli tahakkuk ettirildiği, Rektörlük tarafından atık su bedeline karşı açılan davanın Vergi Mahkemesince süre aşımı nedeniyle reddi üzerine, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nce 32.400.000.000.-TL’nın faizi ile birlikte toplam 179.172.000.000.-TL’nın tahsili amacıyla Diyarbakır 1.İcra Müdürlüğü’nün E:1999/1216 sayılı dosyasında icra takibinde bulunulduğu; ancak, Rektörlüğün itirazı üzerine takibin durduğu, bunun üzerine, Genel Müdürlük vekilince, Rektörlüğün itirazının kaldırılması ve 179.172.000.000.-TL’nın takip tarihinden itibaren işleyecek kanuni temerrüt faizi ile ve asgari %40 icra inkar tazminatı ile birlikte ödemeye mahkum edilmesi istemiyle adli yargı yerinde açılan davanın, Asliye Hukuk Mahkemesince(Hakem Sıfatı ile) kabul edildiği, daha sonra, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nce, 2003 yılı Mart dönemine ilişkin su ve atıksu ihbarnamesinin tebliği üzerine Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nce ihbarnamenin atık suya ilişkin kısmının iptali istemiyle idari yargı yerinde açılan davanın Vergi Mahkemesince kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Diyarbakır Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından 1.1.1996-30.11.1996 tarihleri için hesaplanan atık su bedelinin tahsili amacıyla Dicle Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine yürütülen icra takibine yapılan itiraz nedeniyle takibin durması üzerine itirazın kaldırılması istemiyle adli yargıda açılan davada verilen kararın konusu ile 2003 yılı Mart dönemi için hesaplanan atık su bedeli nedeniyle Rektörlüğe tebliğ edilen ihbarnameye karşı idari yargıda açılan davada verilen kararın konusu aynı olmadığı gibi, adli ve idari yargı yerlerinde açılan davaların sebepleri de farklıdır.

Belirtilen duruma göre, olayda, “konu ve dava sebebinin aynı olması” koşullarının gerçekleşmemesi karşısında, uyuşmazlığa konu edilen adli ve idari yargı kararları arasında hakkın yerine getirilmesini imkânsız kılan bir çelişkinin varlığından söz etmek olanaksızdır.

Açıklanan nedenlerle, hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden, başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden, BAŞVURUNUN REDDİNE, 10.7.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/104

KARARNO:2006/116

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk,

KARAR

Davacı: Kendi adına asaleten R. Ç. velayeten S. Ç.

Vekili: Av. A. D.

Davalılar: 1)TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. M. F.

2) KaraoğullarıKereste San. ve Tic. adına M. A. A.

3) K. A.

4) M. A. Ç.

OLAY:Eskişehir’den demiryolu ile getirilen Karaoğulları Ticaret’e ait alçı torbalarının 27.7.2000 tarihinde Kütahya Garı’nda vagondan boşaltılması sırasında, Karaoğulları Ticaret’le sözlü olarak nakliye anlaşması yapanlardan Mehmet Çatal, traktörün römorkuna vagondan yükleme yaparken, yük vagonunun kapısının kapanması sonucu hayatını kaybetmiştir.

● Davacı vekilince, Mehmet Çatal’ın Karaoğulları Kereste ve Ticaret’e ait yükün vagondan indirilmesi sırasında meydana gelen iş kazası sonucu öldüğü, bu nedenle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 500.000.000.-TL maddi, 1.000.000.000.-TL manevi tazminatın olay tarihi olan 27.7.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istemiyle 25.1.2002 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

● Davalı Devlet Demiryolları vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davanın nakliye sözleşmesine dayandığı, bu nedenle, davaya asliye hukuk mahkemesinde bakılması gerektiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

● KÜTAHYA İŞ MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ ; 28.7.2005 gün ve E:2002/27; K:2005/462 sayı ile, davaya bakmaya asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

● Bunun üzerine Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davada davalı Devlet Demiryolları vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davada idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

● KÜTAHYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 21.2.2006 gün ve E:2005/281 sayılı ek karar ile, davalı TCDD vekilinin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

● Davalı Devlet Demiryolları vekilinin, 16.2.2006 günlü celsede görev itirazlarının zımnen reddedildiğini ileri sürerek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 20.2.2006 günlü dilekçesi üzerine, davacı vekilince cevaben verilen dilekçede, davanın iş mahkemesinde görülmesi sırasında davalı TCDD vekilince verilen 5.3.2002 günlü dilekçe ile davanın asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğinin ileri sürüldüğü, yargı yolu itirazında bulunulmadığı, dolayısıyla, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yapılan yargı yolu itirazının süresinde olmadığı belirtilmiştir.

● Mahkemece, dava dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davacının eşi Mehmet Çatal'ın, Karaoğulları Kereste ve Ticaret’e ait yükün DDY Kütahya İstasyonu’nda vagondan indirilmesi sırasında meydana gelen kaza sonucu vefat etmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü ile muhtelif şahıslara karşı açılan ve Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/281 esasına kayıtlı bulunan davada, davalı TCDD Genel Müdürlüğü’nce davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, davalı TCDD Genel Müdürlüğü vekilince ilk oturum tarihi olan 23.11.2005 tarihinden önce 21.11.2005 tarihli dilekçe ile 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 10. maddesi uyarınca süresi içinde görev itirazında bulunulduğu, görev itirazının 16.2.2006 tarihli oturuma bağlı olarak alınan 21.2.2006 tarihli ek kararla reddedildiği, 20.2.2006 tarihli dilekçe ile görev uyuşmazlığı çıkarılmasının talep edildiği dikkate alındığında, yargı yerince görevlilik kararı verildiği ve görev itirazına ilişkin başvuruların süresinde yapılmış olduğu kabul edilerek işin esasına geçildiği, Anayasa’nın 125 inci maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu maddenin (1-b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, görüm ve çözümü idari yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında gösterildiği, T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün, bir kamu kuruluşu olup, kamu hizmeti olduğu tartışmasız bulunan demiryolu taşımacılığı işini tekel halinde yürüttüğü, uyuşmazlığın, davalı idarelerden T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü’nün yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi yapılmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın kısmen anılan idareden de tazmini istemine ilişkin bulunduğu, bu durumda, T.C.D.D İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargı yerlerine ait bulunduğundan, Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, anılan Genel Müdürlüğün görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiği, bu nedenle, 2247 sayılı Yasa'nın 10 uncu maddesi uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Eskişehir İlinden Kütahya İline demiryolu ile getirilen Karaoğulları Şirketine ait alçı torbalarının 27.07.2000 tarihinde Kütahya Garı’nda vagondan boşaltılması sırasında, Karaoğulları Ticaret’le sözlü olarak nakliye anlaşması yapanlardan Mehmet Çatal’ın, traktörün römorkuna vagondan yükleme yaparken, yük vagonunun kapısının kapanması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 500.000.000.TL maddi ve 1.000.000.000.TL manevi tazminat ödenmesi talebiyle Kütahya İş Mahkemesine davanın açıldığı, davalı idare tarafından davanın nakliye sözleşmesine dayandığı, bu nedenle davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görev itirazında bulunulduğu, talep haklı görülerek mahkemece görevsizlik kararı verilerek dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi üzerine bu kez de, davanın idari yargı yerinde bakılması gerektiğinden bahisle olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığının anlaşıldığı, 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığının anlaşıldığı, TCDD işletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğunun tartışmasız bulunduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı, uyuşmazlığın çözümü için; İşletmenin yürüttüğü faaliyetin ve İşletme ile taşıma işini yaptıran Karaoğulları Ticaret arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinin incelenmesi gerektiği, TCDD Ana Statüsü’nde, demiryollarını işletmek ve demiryolu taşımacılığını yapmanın işletmenin faaliyetleri arasında yer aldığı, Türk Ticaret Kanunu’nun 12. maddesinde, kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya taşımak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına işaret edildiği; 762. maddesinde, taşıyıcının ücret mukabilinde yolcu ve eşya taşıma işlerini üzerine alan kimse olduğunun belirtildiği, anılan yasal düzenlemelerden, yük taşıma işinin, ücret karşılığında yapılan ticari bir faaliyet niteliği taşıdığı ve bu işi yapanın da tacir olduğunun anlaşıldığı, kamu hizmetinden kişilerin genel düzenlemeler çerçevesinde ne şekilde yararlanacaklarının, yararlanma biçimlerinin belirlenmesinin ya da değiştirilmesinin idare hukuku kurallarına göre saptanmakta olduğu, demiryolları taşımacılık hizmetini tekel olarak yürüten davalı idarenin, hizmetinden yararlanan kişi ile girdiği taşımacılık ilişkisinin, bununla sınırlı olarak özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğu, Karaoğulları Ticaret’in taşıtan, davalı işletmenin ise taşıyıcı sıfatını taşıması karşısında, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taşıma sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu; taşıma işini yaptıran Karaoğulları Ticaret ile taşıma sırasında ölen Mehmet Çatal arasındaki ilişkinin de sözlü olarak yapılan nakliye sözleşmesine dayandığı, olayda idari bir eylem veya işlemden doğmuş herhangi bir zarar söz konusu olmayıp, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesi sonucu 3. kişi konumundaki Mehmet Çatal’ın ölmesinden dolayı taşıyıcının tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcılığı’nın 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun reddine kararverilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 10.7.2006 günlü toplantısında; Raportör Hakim Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısı’nın idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı AhmetBEŞİNCİ’nin başvurunun reddi gerektiği, Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun davada idari yargının görevli olduğu yolundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinde, görev uyuşmazlığı çıkarmanın; adli, idari ve askeri bir yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı veya Başkanunsözcüsü tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesi olduğu, yetkili Başsavcı veya Başkanunsözcüsünün Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmalarının gerektiği belirtilmiştir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Olayda, davalı Devlet Demiryolları vekilince, davacı vekili tarafından 25.1.2002 tarihinde İş Mahkemesi’nde açılan dava nedeniyle Mahkeme’ye verilen 5.3.2002 günlü birinci savunma dilekçesiyle, davanın nakliye sözleşmesine dayandığı, bu nedenle, davaya asliye hukuk mahkemesinde bakılması gerektiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş; İş Mahkemesi Hakimliğince davaya bakmaya asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davada, 21.11.2005 günlü birinci savunma dilekçesiyle, bu kez, davada idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

Bu durumda, davalı TCDD vekili tarafından, İş Mahkemesinin birinci oturumunda, adli yargı içinde yer alan asliye hukukmahkemesinin görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş olması nedeniyle, daha sonra Asliye Hukuk Mahkemesinde davanın görüm ve çözümünde idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek yapılan görev itirazının süresinde olduğunun kabulü mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 10.7.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2005/83

KARARNO: 2005/120

KARARTR : 26.12.2005

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : İdari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesine göre düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın, anılan Yasa maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARA R

Davacı: S.S. Yalova Berfu Konut Yapı Kooperatifi

Vekili: Av. Ü. E.

Davalı: SSK Başkanlığı

O L A Y: Yalova Sigorta İl Müdürlüğü’nce kayıt ibraz edilmemesi nedeniyle davacı kooperatif adına idari para cezası kesilmiş; bu borcun ödenmemesi üzerine idari para cezası ile birlikte hesaplanan gecikme zammının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmiştir.

Davacı kooperatif vekili, ödeme emrinin iptali istemiyle 31.3.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

YALOVA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ(İŞ MAHKEMESİ SIFATIYLA); 24.3.2005 gün ve E:2004/614; K:2005/123 sayı ile, dava konusu edilen borcun idari para cezası kökenli olduğu ve idari para cezalarına karşı 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi gereğince idare mahkemesine müracaat edilmesinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı kooperatif, aynı istekle bu kez, 29.4.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

BURSA 3. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 6.10.2005 gün ve E:2005/1113 sayı ile, bu davanın, Yalova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1.4.2005 tarihinde kesinleşen 24.3.2005 gün ve E:2004/614; K: 2005/123 sayılı, idare mahkemesinin görevli olduğu yolundaki görevsizlik kararı üzerine 29.4.2005 gününde mahkemelerinde açıldığının anlaşıldığı, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesinden söz ederek, bu davaya konu ödeme emri işleminin 6183 sayılı Kanun ile 506 sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca tesis edildiği ve 80. maddede özel yasa kuralı ile bu uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde iş mahkemelerinin görevli kılındığıgerekçesiyle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 26.12.2005 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı kooperatif adına 506 sayılı Kanun’un 140. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun para cezalarına ilişkin 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler" yolundaki üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.2002 gün ve E:2001/225; K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu kararın yayımlandığı 26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir yıllık süre içinde Yasama Organı’nca çıkarılan 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa'nın 51. maddesi ile, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesi yeniden düzenlenmiş olup, dördüncü fıkrasında " İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir" denilmiştir.

Ödeme emrinin düzenlendiğitarihteyürürlükte olan anılan Yasa'nın 80. maddesinin 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa ile değişik beşinci fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğeralacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı öngörülmüş ve ödenmeyen Kurum alacaklarına uygulanacak gecikme zammı gösterilmiş; yedinci fıkrasında ise, "Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir" hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenlemelere göre,idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihindenitibaren onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare mahkemelerinin görevli oldukları; kurum alacaklarının tahsilinde ise 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakma görevinin 80. maddenin yedinci fıkrasında açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine ait olduğukuşkusuzdur.

Olayda, Yalova Sigorta İl Müdürlüğü’nce verilen idari para cezasına karşı açılmış bir dava bulunmayıp, bu para cezasının ödenmemesi nedeniyle Kurum alacağına dönüşmesi üzerine gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı dava açıldığı anlaşılmıştır.

Bu durumda, idari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesi uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce (İş Mahkemesi sıfatıyla) verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 3. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Yalova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 24.3.2005 gün ve E:2004/614; K:2005/123 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 26.12.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/2

KARARNO: 2006/25

KARARTR : 6.3.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasının iptali istemiyle 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden önce idari yargı yerinde açılan davanın, 5326 sayılı Yasa’nın Geçici 2. maddesi uyarınca İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: Kaya İnşaat Dayanıklı Tüketim Malları Ticaret Ltd. Şti. Yetkilisiİ. K.

Vekili: Av. Z. Y.

Davalı: SSK Bilecik İl Müdürlüğü

OLAY: Davacı vekili; 506 sayılı Yasanın 140. maddesinin (d) fıkrası uyarınca tahakkuk ettirilen ve 31.12.2003 tarih ve 31606 sayılı Ödeme Emri ile bildirilen 1.123.200.000.- TL asıl tutarlı, 3.705.953.794.- TL gecikme zammı olmak üzere toplam 4.829.153.794.- TL idari para cezasının kaldırılması için 16.1.2003 tarihinde itirazda bulunmuş, itirazın 9.2.2004 tarih, 03615 sayılı işlemle reddi ve 16.2.2004 tarihinde tebliği üzerine; söz konusu idari para cezasının iptali istemiyle 16.4.2004 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ESKİŞEHİR İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ: 10.5.2004 gün, E:2004/585, K:2004/595,sayı ile; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 80. maddesinin 5. fıkrasında kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı, Kurumun söz konusu Kanunun uygulanmasında Maliye Bakanlığı, diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanacağı, aynı maddenin 7. fıkrasında da, kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde alacaklı sigorta müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesinin yetkili olduğunun hükme bağlandığından bahisle, dava konusu 6183 sayılı Kanun uyarınca SSK Başkanlığı Bilecik Sigorta İl Müdürlüğünce düzenlenen 31.12.2003 günlü, 31606 sayılı ödeme emrinin yukarıda adı geçen 506 sayılı Kanunun 80. maddenin 5. fıkrasının verdiği yetkiye istinaden düzenlendiğinden ve yine anılan maddenin 7. fıkrası uyarınca 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde iş mahkemesinin yetkili olduğu hükme bağlandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara yapılan itiraz Eskişehir Bölge İdare Mahkemesinin 26.10.2004 gün, E:2004/446, K:2004/605 sayılı kararıyla reddedilerek karar onanmış, Karar düzeltme talebi de aynı Mahkemenin 15.2.2005 gün, E:2005/12, K:2005/13 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istekle 21.3.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

BİLECİK ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ; 13.9.2005 gün ve E:2005/92, K:2005/351 sayı ile, Davacı şirket tarafından Eskişehir İdare Mahkemesine sunulan dilekçede, “İdari para cezasının iptalinin” talep edildiği, buna karşılık, bahsi geçen Mahkemenin söz konusu talebi ödeme emrinin iptali olarak yorumladığı, davanın dayanağını teşkil eden 31.12.2003 tarih ve 31606 sayılı ödeme emrinin, kayıtların süresinde verilmemesinedeni ile tanzim olunduğu, davacı vekilinin de kesilen idari para cezasına ilişkin olarak düzenlenen “ödeme emrinin” iptali yerine İdari para cezasının iptalini talep ettiği, Davacı şirket adına, primlerin ödenmemesi nedeni ile SSK Kanununun 80. maddesine dayanılarak kesilen para cezası ile ilgili olarak ise, davacı şirketin söz konusu para cezasının ilişkin bulunduğu “Ödeme emrinin iptali “ istemi ile Mahkemelerinin 2004/480 esas sayılı dava dosyasıyla ayrı bir dava açtığı, İş bu davanın dayanağını ise, SSK İl Müdürlüğü tarafından kayıt ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi nedeni ile tahakkuk ettirilen idari para cezasının oluşturduğu, nitekim, söz konusu müdürlüğün bu hususu borçlu şirkete yazılı olarak bildirdiği, tüm bunlara karşılık, Bölge İdare Mahkemesinin, SSK Kanununun 80. maddesine dayanılarak dava açıldığı kanaatiyle görevsizlik kararı verdiği, İş bu dava açısından iptali talep olunan takibe ilişkin borcun ise, aynı kanunun 140.ncı maddesinin uygulanmasından kaynaklandığı, kurumca verilecek idari para cezalarının hangi hallere mütedair olduğunun da belirtilen madde kapsamında açıklandığı, şu hale göre, SSK Kanununun 140. maddesi gereğince davalı kurumca kesilen idare para cezasının 80. madde olarak kabul edilip (öyle ki, madde başlığı” primlerin ödenmesi” şeklinde olup, SSK İl Müdürlüğünce kesilen idari para cezasının dayandığı sebeple ilgili değildir.) görevsizlik kararı verilmesinde isabet bulunmadığı, Zira, 506 sayılı SSK kanununun 29.07.2003 tarih, 4958 sayılı kanunla değişik 140.ncı maddesinin son fıkrasında “…Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde İdare Mahkemesine Başvurabilirler.” hükmünün kabul edildiği, esasen davacı vekilinin de, ödeme emrinin iptali yerine idari para cezasının kaldırılmasını amaçladıklarını, 13.09.2005 tarihli duruşma sırasında Mahkemelerine bildirdiği, bu durumda mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine, İdare mahkemesi ile Mahkemeleri arasında ortaya çıkan görev uyuşmazlığının giderilmesinin temin amacıyladosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’IN Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN VE Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6/3/2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME :

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Bilecik Asliye Hukuk (İş) Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Taşkın Çelik’in davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadakı belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Beşinci ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya Özdemir’in davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamalarıda dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı vekili tarafından 506 sayılı Yasa’nın 140/d maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

Davacı tarafından söz konusu cezaya ilişkin düzenlenen ödeme emrine karşı dava açılmadığı, gerek İdare Mahkemesi, gerekse de Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinde açıkça ifade edildiğinden; davanın konusunun; ödeme emri ile öğrenilen, Asıl Tutar olan 1.123.200.000.-TL idari para cezasının iptaline ilişkin olduğu, ayrıca gecikme zammının inceleme konusu dışında olduğu açıktır.

17.7.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun “Kanunun amacı” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında “iş kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık, analık, malüllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanır” denilmiş;29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı kanun ile değişik 140. maddesinin (d) bendinde; Defter ve belgeleri ibraz etme yükümlülüğünü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde hiçbir sebep olmaksızın yerine getirmeyenlere;

1-Bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü iseler asgari ücretin oniki katı tutarında,

2-Diğer defterleri tutmakla yükümlü iseler aylık asgari ücretin altı katı tutarında,

3- Defter tutmakla yükümlü değil iseler aylık asgari ücretin üç katı tutarında,

Defter ve belgelerinin tümünü bu bentte belirtilen süre içinde ibraz etmekle birlikte, yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara uygun olarak düzenlemeyenlere, her bir geçersizlik hali için, ibraz edilmemesi üzerine uygulanan miktarları aşmamak kaydıyla aylık asgari ücretin yarısı tutarında, İdari para cezası verileceği kurala bağlanmış, aynı Yasa maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler." yolundaki üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.2002 gün ve E:2001/225; K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu kararın yayımlandığı 26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir yıllık süre içinde Yasama Organı’nca çıkarılan 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa'nın 51. maddesi ile, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesi yeniden düzenlenmiş olup, dördüncü fıkrasında " İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir" denilmiştir.

Bu düzenlemelere göre, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare mahkemelerinin görevli oldukları; kurum alacaklarının tahsilinde ise 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakma görevinin 80. maddenin yedinci fıkrasında açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur.

Öte yandan 30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Böylece, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre; 5326 Sayılı Yasanın yürürlük maddesi dikkate alındığında 16.4.2004 tarihinde açılan davada, anılan yasa hükümlerinin uygulama olanağı bulunmamaktadır.

İncelenen olayda; 506 Sayılı Yasanın 140. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı, yine aynı maddede yer alan “… kurumca itirazı reddedilenler,… idare mahkemesine başvurabilirler…” hükmü gereği, açılacak davalara bakma görevi, idare mahkemesine ait bulunmaktadır.

Belirtilen durum karşısında, işlemin; 5326 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden önce 9.2.2004 günlü, 3615 Sayılı yazı ile, 16.2.2004 tarihinde tebliğ olması ve 16.4.2004 tarihinde dava açılması karşısında; uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun kabulü ile idare mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bilecik Asliye Hukuk ( İş ) Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Eskişehir İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin 10.5.2004 günlü ve E:2004/585, k:2004/595 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 6.3.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/7

KARARNO: 2006/27

KARARTR : 6.3.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:2918 sayılı Yasa’nın 48/5. maddesinin ihlali nedeniyle, sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümlerine göre İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: G. S.

Davalı: Ankara Valiliği

OLAY: Davacı 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/5. maddesine aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca sürücü belgesinin geri alınmasına ve 475.00.- YTL idaripara cezası verilmesine ilişkin 9.7.2005 tarihli, 307158 nolu Trafik Ceza Tutanağı ile aynı tarihli, 26326 nolu sürücü Belgesi Geri Alma tutanağının iptalleri istemiyle 20.7.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 26.8.2005 gün ve E:2005/1446, K:2005/1106 sayı ile; toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde; Kanunun, “karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık” “kabahat” olarak tanımlandığı, 3. maddesinde bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, aynı Kanun’un “Başvuru Yolu” başlıklı 27. maddesinde; idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliğ veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeşgün içinde Sulh Ceza Mahkemesine başvurabileceği belirtildiği, “Saklı tutulan hükümler” başlıklı 19. maddesinde; diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için; bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin kapatılması, ruhsat ve ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyir seferden alıkonulması gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı olduğunun belirtildiği, sözü edilen 5326 sayılı Kanunun, 1.6.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca, 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasada sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde Sulh Ceza Mahkemeleri nezdinde dava açılabilmekte olduğu, buna göre davacının 09.07.2005 günü alkollü araç kullandığının tespit edilmesi üzerine, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 48/5 maddesini ihlal ettiğinden bahisle sürücü belgesinin geri alınmasına ve idari para cezası verilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle mahkemelerinde dava açılmış ise de, yukarıda anılan Yasa hükümleri uyarınca idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli kılınması karşısında söz konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı sonucuna varıldığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 19. maddesinde, ruhsat veya ehliyete el konulmasına ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı olduğu belirtilmiş ise de; davacının belirli bir süre ile ehliyetineel konulmasına ilişkin işlemin dayanağı olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda bu işlemlere karşı açılacak davalarda idare mahkemelerinin görevli olduğu yolunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, anılan Kanun hükümlerinin ihlali nedeniyle uygulanan bir idari yaptırım olan ehliyete el konulmasına karşı açılan davanın da, 5326 sayılı Kanunun 19. maddesi kapsamında değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, bu itibarla uyuşmazlığın anılan kısmı bakımından da Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı bu kez, vekili vasıtasıyla, aynı istekle 21.10.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 9. SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.11.2005 günlü, 2005/1033 Müt Sayı ile, 2918 Sayılı Yasa uyarınca uyuşmazlığın bu konuda ihtisas mahkemesi niteliğindeki trafik ile ilgili fiilleri yargılayan Nöbetçi Trafik Mahkemelerinin görevine girdiğinden bahisle, Mahkemelerinin görevsizliğine ve dosyanın davaya bakmakla yetkili ve görevli Nöbetçi Trafik Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş ve dosya Trafik Mahkemesine gönderilmiştir.

ANKARA TRAFİK İŞLERİNE YETKİLİ 8. SULH CEZA MAHKEMESİ; 6.12.2005 günlü ve D.İş 2005/2737, K.2005/2504 sayı ile; para cezası ile ilgili 9.7.2005 tarih, DT-307158 seri sayılı tutanağın iptaline kesin olarak karar vermiş; 12.12.2005 günlü, aynı sayı ile;

a)- Para cezasının iptali ile ilgili itiraz yerinde olduğundan kabulü ile ceza tutanağının iptaline 06.12.2005 tarih ve 2005/2504 müteferrik sayılı kararla karar verildiği,

b)- Ehliyetinin geri alınması ile ilgili itirazın ise mahkemelerinin görevine girmediği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 4001 sayılı kanunla değişik 5. maddesinde her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağının belirtildiği, olayda alkollü araç kullanan muterizin ehliyetinin geri alındığı ve ayrıca trafik para cezası kesildiğinin anlaşıldığı; iki işlem ve tek dilekçede dava açılamayacağı, Sürücü Belgesi geri alınması işlemine karşı İdari Yargıda itiraz edilmesi gerektiği, İdari Para cezasına karşı ise Kabahatler kanunu uyarınca Adli Yargıda itiraz etmesinin gerektiği, gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine, dosyanın adli ve idari yargı arasındaki görev uyuşmazlığının çözümü için Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.3.2006 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları ile sürücü belgesinin geri alınması yönünden konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “ Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, hernekadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Ankara Trafik İşlerine Yetkili 8.Sulh Ceza Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada idari yargının görevli olduğu yolundakiyazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasanın 48/5. maddesinin 2. kez ihlali nedeniyle trafik zabıtasınca davacının sürücü belgesinin 2 yıl süreyle geri alınmasına ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, ”Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; “Alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı”nı düzenleyen 48. maddesinin değişik beşinci fıkrasında, yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgelerinin altı ay süreyle geri alınacağı ve haklarında 379.00.- YTL para cezası uygulanacağı, ikinci defasında sürücü belgelerinin iki yıl süreyle geri alınacağı ve haklarında 475.00.- YTL para cezası uygulanacağı ve bu sürücülerin Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulacakları, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgelerinin süresi sonunda iade edileceği, üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgelerinin beş yıl süreyle geri alınacağı ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 760.90.- YTL hafif para cezası uygulanacağı, ayrıca, psiko- teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulacağı, bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgelerinin iade edileceğiöngörülmüştür.

Diğer taraftan 2918 Sayılı Yasanın Beşinci kısmında Sürücü Belgeleri ve Sürücüler başlığı altındaki 36. maddede, motorlu araçların sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesinin yasak olduğu, 38. ve 39. maddelerde sürücü belgesi sınıfları ve belgelere ait esasların belirlendiği, İçişleri Bakanlığınca, trafik güvenliği nedeniyle gerekli görüldüğünde değiştirilmesinin zorunlu olduğu, zorunluluğa uymayan sürücülerin araç kullanmaktan men edileceği, bunun usul ve esaslarının Bakanlıkça çıkarılacak Yönetmelikte belirleneceği; 40. maddede, dış ülkelerden alınmış olan sürücü belgelerinin kanunlar, ikili veya çok taraflı anlaşma hükümlerine istinaden işleme tabi tutulacağı; 41. maddede sürücü adaylarında aranacak şartlar, 42. maddede sınavlar ve belgelerin verilme esasları devam maddelerinde de kurallara uymayanlara verilecek cezalar, uygulanacak tedbirler, sürücü belgelerinin hangi koşullarda geri alanacağı hususları ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar şeklinde belirlenmiştir. Yasanın Adli kovuşturma ve Cezaların Uygulaması başlıklı Dokuzuncu Kısıma dahil 112. maddenin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı hükmüne yer verilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geri alınması trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuştur.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkingörev hükümleriüzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.

Kabahatler Kanunu Tasarısı Gerekçesinde, özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanmasının sağlanacağıbelirtilmiştir.

30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;

a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,

b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,

c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,

d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,

e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,

belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.”denilerek Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiş;ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlar öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a)Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b)İşyerinin kapatılması,

c)Ruhsat veya ehliyetin geri alınması

d)Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatlar Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda Kanun’un 19. maddesinde sayılan yaptırımlar saklı tutulmak kaydıyla, sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Böylece,davanınaçıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Kabahatler Kanunu’nunGeçici 2. maddesinde,“Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın,dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1.maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.

İncelenen olayda; sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin işlemlerin ayrıntılı idari kurallarla düzenlendiği, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 Sayılı Kanun’un 19. maddesinde de ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı hususu da dikkate alındığında; sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasına ilişkin davaya bakma görevi idare mahkemesine ait olmaktadır.

Açıklanan nedenlerle sulh ceza Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile idare mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara Trafik İşlerine Yetkili 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 5. İdare Mahkemesi’nce verilen 26.8.2005 günlü ve E:2005/1446,K:2005/1106 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 6.3.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/21

KARARNO: 2006/33

KARARTR : 6.3.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: S. Ö. E.

Davalı: Buca Belediye Başkanlığı

OLAY: Davacıya ait yapı, ruhsat ve eklerine aykırı olduğu nedeniyle 24.1.2005 tarihli yapı tatil zaptı ile mühürlenmiş ve Belediye Encümeninin 24.2.2005 tarih ve 2005/352 sayılı kararıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca 9.000.YTL. para cezası verilmiş; davacı, sözkonusu imar para cezasının iptali istemiyle, 17.6.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 29.6.2005 gün ve E:2005/728, K:2005/775 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, Kanunun Geçici 2. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde davaaçılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3. maddesinde de daha önce verilmiş idaripara cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabileceği belirtildiğine göre, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngörülen kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiğinin anlaşıldığı; uyuşmazlığın doğduğu ve ilk davanın adli yargıda açıldığı tarihte idari yargı yeri görevli ise de, davanın idare mahkemesinde açıldığı 17.6.2005 tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5326 sayılı Yasa ile idari yargının görevsiz hale geldiği ve anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra idari para cezaları dolayısıyla açılacak davalarda adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istekle, 11.8.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

İZMİR 4. SULH CEZA MAHKEMESİ; 27.9.2005 gün ve E:2005/112, K:2005/116 sayı ile, daha önce 42/5. maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilen 3194 sayılı Yasanın, özel yasa olup kabahatleri kapsamadığı, 5326 sayılı Yasa ile hukuki bağının olmadığı, dolayısıyla görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğu kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve ayrıca, her iki mahkeme arasında doğan görev uyuşmazlığının çözümü için yüksek derecede görevli Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, Yüksek Mahkemenin vereceği karara göre işlem yapılmasına karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR,M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.3.2006 günlü toplantısında;

I-İLKİNCELEME :

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adli yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “ Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, öncelikle görevsizlik kararı verilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, hernekadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine gerek Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör- Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre belediye encümeni tarafından verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

3.5.1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde “ Bu Kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir” denilmiş; 42. maddesinin birinci fıkrasında, ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana para cezası verileceği kurala bağlanmış; anılan Yasa maddesinin itiraz merci olarak sulh ceza mahkemesini belirleyen beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin 15/5/1997 tarihli ve E:1996/72, K:1997/51 sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, yasama organınca bu konuda düzenleme yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararını dikkate alan Uyuşmazlık Mahkemesi, 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesine göre verilen idari para cezalarına karşı açılan davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkingörev hükümleriüzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.

Kabahatler Kanunu Tasarısı Gerekçesinde özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanmasının sağlanacağıbelirtilmiştir.

30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;

a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,

b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,

c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,

d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,

e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,

belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.”denilerek Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiş;ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlar öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatlar Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Böylece, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olanyasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.

İncelenen olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından dava konusu imar para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.

Herne kadar, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de gerekçeli kararı henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır.

Bu duruma göre, 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 17.6.2005 gününde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, sulh ceza mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılmasıgerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenleİzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen 27.9.2005 gün ve E:2005/112, K:2005/116 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 6.3.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/76

KARARNO:2006/53

KARARTR : 3.4.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Trafik para cezalarına karşı 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu uygulaması yönünden açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

K A R A R

Davacı:Öztürkler Gıda Mad. Tic.Paz.Ltd.Şti. adına İ. Ö.

Davalı: Trabzon Valiliği

OLAY: Davacı Şirkete ait aracın tescil plakasına göre, trafik zabıtasınca 8.1.1998tarihinden itibaren 2918 sayılı Yasa’nın 47. ve 61. maddelerinin ihlâl edildiği nedeniyle düzenlenen 7 adet trafik ceza tutanağı, 26.5.2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davacı Şirket tarafından, 25.2.2003 tarih ve 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu’nun yürürlük tarihinden önceye ait olan bu cezaların, anılan Yasa ile belirlenen sınırın altında olduğu ve af kapsamında bulunduğu ileri sürülerek iptali istemiyle, 15.6.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

TRABZON 1. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.7.2005 gün ve E:2005/296. D.İş, sayı ile, itiraz edenin 4811 sayılı Yasa uyarınca söz konusu cezaların iptaline karar verilmesini istediği, Uyuşmazlık Mahkemesinin 29.12.2003 gün ve 2003/95-103 sayılı kararına göre söz konusu cezaların bu Yasa kapsamına giren ve tahsili gerekip gerekmeyen cezalardan olup olmadığı konusundaki yetkinin idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istekle bu kez, 11.8.2005 gününde idari yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 23.2.2006 gün ve E.2005/867 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, Kanunun Geçici 2. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde davaaçılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3. maddesinde de daha önce verilmiş idaripara cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabileceği belirtildiğinegöre,5326sayılıKabahatlerKanunu’nunyürürlüğegirdiği1.6.2005tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve uyuşmazlıkların görüm ve çözümünün adliyargıyeriningörevinegirdiği,sonuçtabudavaya bakma görevinin adli yargı yerine ait bulunduğu sonucuna varıldığı; ancak daha önce bu yargı yerince görevsizlik kararı verildiğinden bahisle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına ve bu konuda karar verilinceye değin işin incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Cafer ŞAT’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR,M. LütfüÜÇKARDEŞLER, Z. NurhanYÜCEL, H. Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 3.4.2006 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre idare mahkemesi tek hakimince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet YAHYA ÖZDEMİR’in davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra, GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 47. ve 61. maddelerinin ihlal edildiği nedeniyle 116. madde uyarınca tescil plakasına göre düzenlenen trafik para cezalarının iptalleri isteminden ibarettir.

25.2.2003 tarih ve 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu’nun 15.maddesinin 2 numaralı bendinde, “Bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle ödenmesi gerektiği halde ödenmemiş bulunan ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamına giren, Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince tahsil edilen ve tutarı 200.000.000 lirayı aşmayan trafik para cezaları ile tutarı 100.000.000 lirayı aşmayan diğer para cezalarının tahsilinden vazgeçilir.” hükmüne yer verilmiş olup, anılan Kanun 27.2.2003 tarih ve 25033 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 47. ve 61. maddelerinin ihlal edildiği nedeniyle, aynı Kanun’un 116. maddesi uyarınca, trafik zabıtasınca 8.1.1998 tarihinden itibaren araç tescil plakasına göre düzenlenmiş bulunan 7 adet trafik para cezası tutanağının, 25.5.2005 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine; davacı tarafından, söz konusu trafik para cezalarının 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu uygulamasının kapsamında olduğu ve iptal edilmesi gerektiği ileri sürülerek dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, trafik para cezalarına karşı;yapılan tespitin gerçeğe aykırılığı ile maddi yanlışlıklar bulunduğu nedeniyle yapılmış bir itirazın söz konusu olmadığı, idarece önceden düzenlenen ancakzamanında tebliğ ve tahsili yoluna gidilmeyen cezaların, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu kapsamına girdiğive affedildiği, bu nedenle iptal edilmesi gerektiği ileri sürülerek dava açılmış olması karşısında, bir kamu alacağı olan bu trafik para cezalarının 4811 sayılı Yasa kapsamına girip girmediğinin yargısal denetiminde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 3.4.2006 gününde Üye Z.Nurhan YÜCEL’in KARŞI OYU ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, trafik zabıtasınca düzenlenen trafik ceza tutanaklarının, ceza tutarları 4811 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 2 numaralı bendinde yazılı 200.000.000,- liralık sınırın altında kaldığı için tahsilinden vazgeçilmesi gerektiği iddiasıylaiptalleri istemiyle açılmıştır.

30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1. maddesinde Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiş;ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlar öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık, 19. maddesinde, geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatlar Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür. Hernekadar, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de gerekçeli karar henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır.

Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Buna göre, araç tescil plakasına para cezası kesilmesine ilişkin tutanakların iptalleri için açılacak davaların görüm ve çözümünde adli yargı görevli olduğundan, bu cezaların miktarlarının, 4811 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle ödenmesi gerektiği halde ödenmemiş bulunan ve 6183 sayılı Kanun kapsamına giren ve tutarı 200.000.000,- lirayı aşmayan trafik para cezalarının tahsilinden vazgeçileceğine ilişkin 2 numaralı bendi kapsamında olup olmadığının tespitinin yapılarak davanın sonuçlandırılmasında da adli yargının görevli olduğu oyu ile karara katılmıyorum.

Üye

Z.Nurhan YÜCEL

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/30

KARARNO:2006/56

KARARTR : 1.5.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 506 Sayılı Yasa’nın 140. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Onur Gıda İnş.Hayvancılık Teks.San. ve Tic.Ltd.Şti.

Davalı: SSK Başkanlığı İstanbul Sigorta Müdürlüğü

Vekili: Av.C. A.

O L A Y:506 Sayılı Kanun’un 9. ve 79.maddesine aykırı olarak;sigortalı işe giriş bildirgesini, 2003/3,4 aylarına ait aylık sigorta primleri bildirgelerini ve 2003/I dönemine ilişkin dört aylık sigorta primleri bordrosunu süresi içinde kuruma vermemesi nedeniyle, aynı Kanun’un 140.maddesi uyarınca davacı şirket adına idari para cezası kesilmiş, bu borcun ödenmemesi üzerine idari para cezası ile birlikte hesaplanan gecikme zammının tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmiştir.

Davacı şirket, yersiz ve nedensiz tahakkuk ettirildiği iddiasıyla, idari para cezasına ilişkin ödeme emrinin iptali istemiyle 3.9.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı İdare vekilince, birinci savunma dilekçesinde davada adli yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ; 12.1.2005 gün ve E:2004/2183 sayı ile, uyuşmazlık konusu olayda dava konusu işlemin, 506 sayılı kanuna göre verilen idari para cezası ile bu cezanın tahsili amacıyla düzenlenen 22.7.2004 tarih ve 049262 sayılı ödeme emri olduğunun görüldüğü, 506 sayılı Kanun’un 140. maddesinde tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezalarının bu Kanunun 8. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edileceği, “Primlerin ödenmesi” başlıklı, 1.12.1993 tarihinde yürürlüğe giren 3917 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik 80. maddesinde de: Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı, Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğunun düzenlendiği,her ne kadar 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde İş Mahkemesinin yetkili olduğu düzenlenmişse de, gerek bu Kanun’un idari para cezalarını düzenleyen, 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanunun 51. maddesiyle değişik 140. maddesinde açıkça idari para cezalarına karşı açılacak davalara bakmakla görevli mahkemelerin İdare Mahkemeleri olduğunun düzenlenmiş olması, gerekse 80. maddenin esas itibariyle pirim borçlarının tahsilatını düzenleyen bir madde olması nedeniyle, 506 sayılı Kanuna göre verilen idari para cezası ve bu cezanın tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrine karşı açılacak davaların da idari para cezalarında olduğu gibi İdare Mahkemelerince çözümlenmesi gerektiğinin kabulünün gerektiği, 140. maddenin 80. maddeye yaptığı atıfın anlamının yalnızca idari para cezalarının tahsilinin 6183 sayılı Yasa’ya göre yapılmasının belirtilmiş olmasıyla sınırlı olduğu, usul ekonomisinin de bunu gerektirdiği gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilikkararı vermiştir.

Davalı SSK Başkanlığı vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 3.3.2005 günlü dilekçesi üzerine, dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik (1/c). bendinde, “Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.”ın idari davalar arasında sayıldığı, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 79. maddesinin 7. fıkrasında “Fiilen veya işyeri kayıtlarında tespit edilecek her türlü bilgiden ya da kamu kuruluşları tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı tespit edilen sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı sigortaprimleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ edilir.” hükmünün getirildiği, aynı maddenin 8. fıkrasında da “işveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili Kurum ünitesinde itiraz edebilir. İtiraz tahsilatı durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili mahkemeye başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması prim borcunun tahsil ve takibini durdurmaz.” denildiği, 79. maddeye4958 sayılı Yasa’nın 37. maddeye eklenen 13. fıkrasında ise, “Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca re’sen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80. maddesi de nazara alınarak tebliğ olunur. İşveren tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvurulması prim borcunun tahsilini ve takibini durdurmaz” hükmünün yer aldığı, 506 sayılı Kanunun 79. maddesi uyarınca re’sen tahakkuk ettirilen prim borcundan doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin, aynı maddenin 13. fıkrasında işaret edilen iş mahkemelerinde görüleceğinin hüküm altına alınması karşısında, davanın görüm ve çözümünün adli yargı yeri olacağı gerekçesiyle, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. ve 13. maddelerine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 140. maddesinde, bu Kanunun 79. maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri anılan fıkrada belirtilen sürede Kuruma vermeyenlere her bir fiil için aylık asgari ücretin üç katını geçmemek kaydıyla idari para cezası verileceği, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesince başvurulabileceği, mahkemeye başvurulmasının cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezalarının, bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereği hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edileceğinin hükme bağlandığı, aynı Kanun’un 80. maddesinde ise, Kurumun süresi içinde ödenmeyen pirim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun 51 ve 102. maddeleri hariç, diğer maddelerin uygulanacağı, Kurum alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesinin yetkili olduğu hükmüne yer verildiği; yukarıda yer alan düzenlemeler uyarınca idari para cezalarının tahakkuk aşamasında açılacak davaların görüm ve çözümünde idare mahkemeleri, görevli kılınmış ise de; tahsil aşamasında 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı ve düzenlenecek ödeme emirlerine karşı açılacak davalara bakmakla iş mahkemelerinin görevli bulunmalarının 506 sayılı Kanunun 140. ve 80. maddeleri hükmü gereği olduğu, bakılan davada; davacının çalıştırdığı işçilere ait sigorta prim bildirgeleri sigorta prim bordrosu ve işyeri bildirgelerinin Kuruma verilmemesi nedeniyle, 506 sayılı Kanunun 140. maddesi hükmü uyarınca idari para cezası ve gecikme zammı tahakkuk ettirildiği, anılan cezanın takip ve tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun uyarınca dava konusu ödeme emrinin düzenlendiğinin anlaşıldığı, bu durumda, tahakkuk aşamasında bulunmayan, cebri tahsilin sağlanması amacıyla, ödeme emri safhasında bulunan idari para cezasına ilişkin ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davada, 506 sayılı Kanunun 140. maddesinin yollamada bulunduğu 80. maddesinde yer alan özel hüküm gereği yetkili kılınan İş Mahkemesinin görevli bulunduğu, bu nedenle 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre yapılan başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında , Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 1.5.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 Sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı SSK Başkanlığı vekilince anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, Danıştay Başsavcısının davada adli yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı şirket adına, 506 sayılı Kanun’un 140. maddesi uyarınca kesilen idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun para cezalarına ilişkin 140. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler." yolundaki üçüncü tümcesi Anayasa Mahkemesi'nin 8.10.2002 gün ve E:2001/225; K:2002/88 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu kararın yayımlandığı 26.2.2003 tarihinden itibaren kendisine tanınan bir yıllık süre içinde Yasama Organı’nca çıkarılan 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa'nın 51. maddesi ile, 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesi yeniden düzenlenmiş olup, dördüncü fıkrasında " İdari para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezaları, bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir" denilmiştir.

Ödeme emrinin düzenlendiği tarihte yürürlükte olan anılan Yasa'nın 80. maddesinin 29.7.2003 gün ve 4958 sayılı Yasa ile değişik beşinci fıkrasında, Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 51. maddesi hariç, diğer maddelerinin uygulanacağı öngörülmüş ve ödenmeyen Kurum alacaklarına uygulanacak gecikme zammı gösterilmiş; yedinci fıkrasında ise, "Kurum alacaklarının tahsilinde 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların çözümlenmesinde, alacaklı Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer İş Mahkemesi yetkilidir." hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan; 506 Sayılı Kanun’un 140.maddesinin dördüncü fıkrası 15.2.2006 tarih, 5454 sayılı Kanun’un 5.maddesiyle değiştirilmiş;idari para cezalarına karşı idare mahkemesine başvurulacağı hükmü kaldırılarak yerine, onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği hükmü getirilmiştir.

Bu düzenlemelere göre, idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinebaşvurabilecekleri nedeniyle tahakkuk aşamasında idare mahkemelerinin görevli oldukları(15.2.2006 tarihinden itibaren onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvuru ile anılan mahkemeler görevli kılınmıştır); kurum alacaklarının tahsilinde ise 6183 sayılı Yasa hükümleri uygulanmak suretiyle düzenlenecek ödeme emrine karşı açılacak davalara bakma görevinin 80. maddenin yedinci fıkrasında açıkça belirtildiği gibi Sigorta Müdürlüğünün bulunduğu yer iş mahkemesine ait olduğu kuşkusuzdur.

Olayda, İstanbul SigortaMüdürlüğü’nce verilen idari para cezasının ödenmemesi nedeniyle Kurum alacağına dönüşmesi üzerine, gecikme zammı uygulanmak suretiyle tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı dava açıldığı anlaşılmıştır.

Bu durumda, idari para cezasından doğan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, 506 sayılı Yasa’nın 80. maddesi uyarınca yetkili kılınan İş Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Başsavcısınca yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle YargıtayCumhuriyet Başsavcılığınca yapılan BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin 12.1.2005 gün ve E:2004/2183 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.5.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/35

KARARNO:2006/57

KARARTR : 1.5.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına giren ve bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idari yargı yerinde dava açılmayan idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Ş.G.

Davalı: Erzincan Valiliği(İl Tarım Müdürlüğü)

OLAY: Erzincan Valiliği İl Tarım Müdürlüğü kontrolörlerince 20.4.2005 tarihinde yapılan denetim sonucu, gıda üretiminde, üretim izni olmayan ve miadı dolmuş hammadde kullanmaktan dolayı, davacıya ait Gıda(Ekmek) Üreten İşyeri ile ilgili olarak, 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 29/d bendine göre, 28.4.2005 tarih, 1/3 sayılı işlemle,5.560.-YTL idari para cezası kesilmiştir.

Davacı, idari para cezasının kaldırılması istemiyle 17.5.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ERZİNCAN SULH CEZA MAHKEMESİ; 17.5.2005 gün ve E.2005/574 Müt. sayı ile, 5179 sayılı Kanun’un 30.maddesi gereğince idari para cezasına itiraz edilecek merciin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle,temyizi kabil olmak üzere görevsizlik kararı vermiş,bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı aynı istekle6.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

SİVAS İDARE MAHKEMESİ ; 12.7.2005 gün ve E:2005/683, K:2005/775 sayı ile, 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 29.ve 30. maddesinden söz ederek, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu bu ve benzeri idari para cezalarını ilgilendiren önemli değişiklikler içerdiğinden, bu kanun kapsamında öncelikli bir değerlendirme yapılmasının gerekli görüldüğü, Kabahatler Kanunu’nun 1,2,3,16,19,27 ve geçici 2. maddelerinden bahisle, uyuşmazlıkta, dava konusu idari para cezasına karşı yargı yolunu belirleyen 5179 sayılı Kanun ile kabahatlere ilişkin çerçeveyi çizen 5326 sayılı Kanun’un uygulanma önceliği hususunun tespitinin gerektiği; yargı organının işlevini yerine getirirken öncelikle yasama tarafından soyut ve genel olarak düzenlenmiş olan kuralları uygulayacağı, uygulamada kimi zaman bu tür normlar arasında hiyerarşiye aykırılık, çelişki ve aynı konuyu düzenleyen birden fazla kuralla karşılaşılabileceği, hukuk normları arasındaki çelişkinin genel normla genel norm, genel normla özel norm ve özel normla özel norm arasında olabileceği, temel kuralın ise, sonraki kanun, özel kanun ve hiyerarşik bakımdan üst düzeydeki kanun biçiminde olduğu, uyuşmazlıkta da, aktarılan mevzuat hükümleri açısından bir değerlendirme yapıldığında, sonradan yürürlüğe giren ve çerçeve nitelik taşıyan Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde, kanunun genel hükümlerinin, mevzuatımızda halen yürürlükte olan birçok düzenlemede tanımlanan idari para cezaları için öncelikle uygulanacağına dair atıfta bulunulduğu, bir kısım idari yaptırım türleri içinse 16. maddeyle (düzenleme yapılıncaya kadar) var olan mevzuat hükümlerini saklı tuttuğu; dolayısıyla, davaya konu idari para cezası açısından da Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağı; nitekim, Kanunun ikinci kısmında “Çeşitli Kabahatler” şeklinde bir başlık kullanılmasının, kanunda yazılan kabahatlerin sınırlı ve sayılı biçimden ziyade, örnek olarak metne işlendiğini ve sadece ikinci kısma özgü kapsam taşımadığını gösterdiği kanaatine varıldığı, bu durumda, anılan kanun bu ve benzeri uyuşmazlıkların görüm ve çözüm görevini adli yargı mahkemelerine bıraktığından ve bu davanın da yetkili sulh ceza mahkemesinde görülmesi gerektiğinden, işin esasının mahkemelerince incelenip sonuçlandırılması olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 1.5.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözönüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli veidari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu veidari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Başkanlıkça, adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneği ilgili mahkemesinden getirtilmiştir. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör- Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 5179 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması isteminden ibarettir.

27.5.2004 tarih ve 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde“BuKanununamacı, gıda güvenliğinin temini, her türlü gıda maddesinin vegıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin teknik ve hijyenik şekilde üretim, işleme, muhafaza, depolama, pazarlama ve halkın gereği gibi beslenmesini sağlamak, üretici ve tüketici menfaatleriyle halk sağlığını korumak üzere gıda maddelerinin üretiminde kullanılan her türlü ham, yarı mamul ve mamul gıda maddeleri ile gıda işlemeye yardımcı maddeler ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemelerin güvenliğine ilişkin özelliklerinin tespit edilmesi, gıda maddeleri üreten ve satan işyerlerinin asgari teknik ve hijyenik şartlarının belirlenmesi, gıda maddeleri ile ilgili hizmetler ile denetimine dair usul ve esasları belirlemektir” denilmiş; 29. maddesinin (d) bendinde, 18 inci maddede belirtilen sağlığın korunması ile ilgili hükümler dışında, 7 nci maddede belirtilen gıda kodeksine uygun faaliyet göstermeyen gerçek ve tüzel kişilere beşmilyar lira idaripara cezası verileceği kurala bağlanmış; 30. maddesinde, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının, o yerin en büyük mülki amiri tarafından verileceği, verilen idarî para cezalarına dair kararların ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı, yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itirazın, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı, itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu, itirazın, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak, en kısa sürede sonuçlandırılacağı, bu Kanuna göre verilen idarî para cezalarının 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunacağı öngörülmüştür.

Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkingörev hükümleriüzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.

Kabahatler Kanunu Tasarısı Gerekçesinde, özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanmasının sağlanacağıbelirtilmiştir.

30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;

a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,

b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,

c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,

d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,

e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,

belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.” denilerek Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiş;ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlar öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) İşyerinin kapatılması,

b) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatlar Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Böylece, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olanyasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1.maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.

İncelenen olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından, 5179 sayılı Kanun uyarınca verilen dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi, sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.

Her ne kadar, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de gerekçeli kararı henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır

Belirtilen durum karşısında, 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 6.6.2005 gününde idari yargı yerinde açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 17.5.2005 gün ve E:2005/574 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.5.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/94

KARARNO:2006/72

KARARTR : 1.5.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 506 Sayılı Yasanın 140. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Deniz Otoyol Fiat Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti.

Davalı: SSK Sigorta İşl. Gen.Müd. Ankara Sigorta Müdürlüğü

OLAY:506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun9. ve 79. maddelerinde öngörülen,sigortalı işe giriş bildirgesinive aylık sigorta prim bildirgelerini, aylık prim ve hizmet belgeleri ile ücret bordrolarını süresi içinde kuruma vermediği gerekçesiyle davacı Şirkete, aynı Yasa’nın 140/b-c. maddesi uyarınca kesilen 1.954,71 YTL idari para cezasına ilişkin 1.8.2005 gün, 85334 sayılı işleme itiraz edilmiş; itirazın25.8.2005 gün,92997 sayılı işlemle reddedilmesi üzerine 30.9.2005 tarihindeadli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

ANKARA 10. SULH CEZA MAHKEMESİ; 11.10.2005 gün ve E:2005/883 Müt. sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Yasası’nda sayılan eylemlere karşılık verilecek idari para cezalarına karşı sulh ceza mahkemelerinde itirazda bulunulabileceği, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesinde, idari para cezalarına karşı idare mahkemelerine başvurulabileceği kuralının yer aldığı, ayrıca verilen idari para cezasının kabahat niteliğinde olmadığıgerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı Şirket aynı istekle,26.10.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANKARA 2. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 24.1.2006 gün, E:2005/2127, K:2006/70 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurabileceği öngörülmüş olup; Kanun’un geçici 2. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3. maddesinde de daha önce verilmiş idari para cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabileceğinin açıkça belirtildiği dikkate alındığında, idari para cezalarına bakma görevinin idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, bu durumda verilen idari para cezasına ilişkin davada 5326 sayılı Yasa uyarınca sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 1.5.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeriveadli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözönüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasınınincelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

17.7.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 29.7.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanun ile değişik 140. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanunun sayılan maddelerinde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında asgari ücrete göre belirlenen oranlarda idari para cezası verileceği bent’ler halinde kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan dördüncü fıkrasında, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesine başvurabilecekleri öngörülmüştür.

Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesinin dördüncü fıkrasını değiştiren 8.2.2006 günlü, 5454 sayılı Yasa’nın 5. maddesinde; "İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî para cezası kararı kesinleşir. Sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yapılır. 2.000 Yeni Türk Lirası dahil idarî para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine verilen kararlar kesindir. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ödenmeyen idarî para cezaları, bu Kanunun 80 inci maddesi hükmüne göre tahsil edilir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz ve yargı yoluna başvurulmaksızın tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme, idarî para cezasına karşı kanun yoluna başvurma hakkını etkilemez." denilmiştir.

15.2.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabileceklerdir.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, dava konusu edilen idari para cezasına ilişkin yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 15.2.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesine göre verilen idari para cezasınakarşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, sulh ceza mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 11.10.2005 gün ve E:2005/883 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.5.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/37

KARARNO:2006/81

KARARTR :5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 4817 Sayılı Yasanın 18. ve 21. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

KARAR

Davacı: E.Y.

Vekili: Av.M.T. A.

Davalı: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı( İstanbul Bölge Müdürlüğü )

OLAY: Müfettiş raporu ile, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 18. maddesine aykırı davrandığı (işyerinde çalışma izni bulunmayan yabancı uyruklu iki işçi çalıştırdığı)nedeniyle, aynı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca, 10.3.2004 tarih ve 7038 sayılı işlemle 5.000.000.000.-TL idari para cezası verilmiş; davacı, söz konusu para cezasınakarşı, 19.3.2004tarihindesulh ceza mahkemesinde itirazda bulunmuştur.

İstanbul 1.Sulh Ceza Mahkemesi; 26.3.2004 gün ve E:2004/359, K:2004/264 sayı ile, yetkisizlik kararı vererek dosyayı Fatih Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine göndermiştir.

FATİH 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.5.2004 gün ve E:2004/279 Müt. sayı ile; 4857 sayılı İş Kanununun 108/2. maddesinde bu cezalara karşı yetkili idare mahkemesine itiraz edilmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmediğinden kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 9.7.2004 gününde idari yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 10.3.2005 gün ve E:2004/1728, K.2005/411 sayı ile, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanunuyarınca verilen idari para cezasının, aynı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca Sulh Ceza Mahkemesinin görevi içinde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar, itiraz edilmediğinden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan5.6.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeriveadli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı kararının kesinleşmedurumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlığın talebi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davadaadli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un 18. ve 21. maddelerine göre verilen idaripara cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

27.02.2003 tarih ve 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanun’un“Amaç” başlıklı 1. maddesinde, Kanunun amacının, yabancıların Türkiye'deki çalışmalarını izne bağlamak veyabancılara verilecek çalışma izinleri ile ilgili esasların belirlenmesi olduğu; 18.maddesinde, bağımsız çalışan yabancıların, çalışmaya başladıkları tarihten ve çalışmanın bitiminden itibaren, yabancı çalıştıran işverenlerin yabancının çalışmaya başladığı tarihten, çalışma izninin verildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde çalışmaya başlamaması halinde bu sürenin bitiminden itibaren ve herhangi bir nedenle hizmet akdinin sona erdiği tarihten itibaren, en geç on beş gün içerisinde durumu Bakanlığa bildirmekle yükümlü bulunduğu; 21.maddesinde de, 18 inci maddeye göre bildirim yükümlülüğünü süresi içinde yerine getirmeyen bağımsız çalışan yabancı ile yabancı çalıştıran işverene her bir yabancı için ikiyüzelli milyon lira,çalışma izni olmaksızın bağımlı çalışan yabancıya beşyüz milyon,çalışma izni bulunmayan yabancıyı çalıştıran işveren veya işveren vekillerine her bir yabancı için iki milyar beşyüz milyon lira idari para cezası verileceği, bu durumda, işveren veya işveren vekilinin yabancının ve varsa eş ve çocuklarının konaklama giderlerini, ülkelerine dönmeleri için gerekli masrafları ve gerektiğinde sağlık harcamalarını karşılamak zorunda olduğu,birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda sayılan fiillerin tekrarı halinde idari para cezalarının bir kat artırılarak uygulanacağı,Kanuna göre verilmiş çalışma izni olmaksızın bağımsız çalışan yabancıya bir milyar lira idari para cezası verileceği ve varsa işyeri veya işyerlerinin Bakanlık bölge müdürlerince kapatılması kararı alınarak, bu kararın uygulanması için durumun ilgili valiliğe bildirileceği,tekrarı halinde, varsa işyeri veya işyerlerinin kapatılmasının yanı sıra idari para cezası bir kat artırılarak uygulanacağı,Kanunda öngörülen idari para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği,idari para cezalarının tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği, ilgililerin cezaya bu süre içinde yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebileceği, başvurunun, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı,bu Kanuna göre idari para cezası ile cezalandırılan bağımlı veya bağımsız çalışan yabancılar ile yabancı çalıştıran işverenlerin İçişleri Bakanlığına bildirileceği, süresi içinde ödenmeyen idari para cezaları ve diğer alacakların takip ve tahsilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

Bu düzenlemelere göre, 4817 sayılı Kanunda öngörülen idari para cezalarının, gerekçesi belirtilmek suretiyle Bakanlık bölge müdürlüğünce ilgililere, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği,söz konusu cezaların vergi daireleri veya mal müdürlüklerine ödeneceği, ilgililerin cezaya, yetkili sulh ceza mahkemesi nezdinde itiraz edebilecekleri anlaşılmaktadır.

Olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından, 4817 sayılı Yabancıların Çalışma İzinleri Hakkında Kanuna dayanan dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi, sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 24.5.2004 gün ve E:2004/279 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.6.2006 gününde, OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO : 2006/85

KARAR NO : 2006/95

KARAR TR. : 5.6.2006

ÖZET : 6831 Sayılı Yasanın 18. maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Yasanın 94/1. maddesi uyarınca verilen idari para cezasına yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Aslanlar İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili: Av.İ. N., V. K.

Davalı: Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman GenelMüdürlüğü )

OLAY: 6831 sayılı OrmanKanunu’nun 18. maddesine aykırı olarak, izinsiz taşocağı çalıştırdığı nedeniyle Bandırma Orman İşletme Şefliğinin 6.7.2005 günlü, 2-96-2005/1 sayılı işlemiyle, aynı Yasa’nın 94.maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1.428,92 YTL para cezası verilmiş; davacı vekilleri, söz konusu para cezasına ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

BURSA 1.İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 4.8.2005 gün ve E:2005/1129,K.2005/1034 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurabileceği öngörülmüş olup Kanun’un geçici 2. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağının ve Geçici 3. maddesinde de, daha önce verilmiş idari para cezalarına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvuruda bulunulabileceği belirtildiğine göre; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına bakma görevinin idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, bu durumda 6831 sayılı Yasa uyarınca verilen idari para cezasına ilişkin davada, 5326 sayılı Yasa gereğince sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekilleri aynı istekle, 13.9.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BANDIRMA SULH CEZA MAHKEMESİ;19.1.2006 gün ve E:2005/489, K:2006/26 Değ.İş. sayı ile; idarenin yapmış olduğu hukuki işlem ve eylemlere karşı itiraz merciin idare mahkemesi olduğu, bu işlemlere karşı itiraz incelemesi yapma yetkisinin adli yargı olmadığı, 5326 sayılı Kanun’un genel nitelikte olduğu ve bu Kanun’a giren eylemlerin belirtildiği, genel nitelikteki kanunun özel kanunda belirtilen hükmü ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar, itiraz edilmediğinden kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan5.6.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeriveadli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, idari yargı kararının kesinleşmedurumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlığın talebi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 6831 sayılı OrmanKanunu’nun 18. maddesine aykırılık nedeniyle, aynı Yasa’nın 94.maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilen idaripara cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

31.8.1956 tarih, 6831 sayılı OrmanKanunu’nun 18. maddesinde, orman ürünlerini işleyecek her çeşit fabrika kurulmasının Tarım ve Orman Bakanlığının; Devlet Ormanları hudutları içinde veya bu orman sınırlarına bir kilometreye kadar olan yerlerde taş, kum ve toprak, dört kilometreye kadar olan yerlerde ise hızar, şerit kurulması ve kireç, kömür, terebentin, katran, sakız ve benzeri gibi işletilmesinde ağaç kullanılan ocakların açılması ve balık üretmek üzere tesis kurulmasının Orman Genel Müdürlüğünün iznine bağlı bulunduğu, ruhsatname alınması ve rüsum hakkındaki hükümlerin saklı olduğu, yangın görmüş ormanlarla, gençleştirmeye ayrılmış veya ağaçlandırılan sahalarda ve baraj havzalarında, birinci fıkradaki faaliyetlere hiçbir surette izin verilemeyeceği; aynı Kanun’un 94.maddesinin birinci fıkrasında, Kanunun 18 inci maddesinde belirtilen ve yapılması izne bağlı fabrika, hızar ve şeritlerle, kireç, kömür, terebentin, katran, sakız, taş, kum, toprak ve buna benzer ocaklar ile balık üretme tesislerini izinsiz kuranlara birmilyar lira para cezası verileceği,Kanun’un 111/a maddesinde de; bu Kanunda mercii belirtilmemiş idari para cezalarının, orman işletme şefleri tarafından verileceği, idari para cezalarına dair kararların ilgililere Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu belirtilmiştir.

Bu düzenlemelere göre, 6831 sayılıKanunda mercii belirtilmemiş idari para cezalarının, orman işletme şefleri tarafından verileceği, bu cezalara karşı yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine verilen kararlarınkesin olduğuanlaşılmaktadır.

Olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından, 6831 sayılı OrmanKanunu’na dayanan dava konusu idari para cezasına karşı yapılacak itiraza bakma görevi, sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bandırma Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 19.1.2006 gün ve E:2005/489, K:2006/26 Değ.İş. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.6.2006 gününde, OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/92

KARARNO:2006/100

KARARTR :5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : 4077 Sayılı Yasanın 16. maddesine aykırılık nedeniyle, 25/8 maddesi uyarınca verilen idari para ve durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davanın; idari para cezası yönünden ADLİ YARGI YERİNDE, durdurma cezası yönünden İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Dr.F. Y.

Vekili: Av. B. M.

Davalı : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

OLAY: “Dermatolog Dr.Fatma Yıldız Lazerli Epilasyon Merkezi” başlıklı broşür ile www.lazerliepilasyon.com adresli internetsitesinde yayımlanan reklamların, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca, davacıya, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca 50.012,20 YTL. idari para ve durdurma cezaları verilmiş; davacı vekili Bakanlık Makamının 25.7.2005 tarih ve 168 sayılı onayıyla uygun bulunan ve 3.8.2005 tarih ve 20112 sayılı yazı ile tebliğ edilen bu cezalara karşı, 25.8.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 11.11.2005 gün ve E:2005/569 Müt. sayı ile, uyuşmazlıkta, özel yasaların öncelikli olması nedeniyle 5326 sayılı yasanın uygulanmayacağı, 4077 sayılı Yasa’nın 26. maddesinde, ceza hükümlerine karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, mahkemelerinin itirazla ilgili karar verme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle 29.11.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 2.İDARE MAHKEMESİ; 6.12.2005gün ve E:2005/2438, K:2005/1961 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup,anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren Yasa’da sayılan idari yaptırımlara karşı 19. maddede belirtilen istisnalar haricinde sulh ceza mahkemelerinde dava açılabileceği; buna göre, 4077 sayılı Yasa hükümleri uyarınca, idari para cezasına karşı açılan davada, sulh ceza mahkemesinin görevli kılındığı; durdurma cezasına ilişkin olarak da, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün 4077 sayılı Yasa’nın 23.madde hükmü uyarınca Tüketici Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan5.6.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve idari yargı dava dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, adli yargı dosyasının da Başkanlık yazısıyla Mahkeme’sinden istenildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde,idari para cezası yönünden adli, durdurma cezası yönünden idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin, davada adli yargının; Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari para cezası yönünden adli, durdurma cezası yönünden idariyargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırılık nedeniyle aynı Yasa’nın değişik 25/8. maddesi uyarınca verilen idari parave durdurma cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

Reklam Kurulu, 4077 sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile “Ticari reklâm ve ilânlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilânları incelemek ve inceleme sonucuna göre, 16ncı madde hükümlerine aykırı reklam ve ilânları üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya aynı yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme hususlarında görevli …” olarak kurulan; kararları Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca uygulanan ve faaliyet masrafları Bakanlık bütçesinden karşılanan bir kamu kuruluşudur.

Uyuşmazlığı, idarece uygulanan cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu oluşturduğundan, ilgili Yasa’nın getirdiğidüzenlemede öngörülen ihtisas mahkemesinin görev alanının incelenmesi gerekmektedir.

23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun “…kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek…” amacıyla, bir yandan “satıcılar” ile “tüketiciler” arasında yaygın olarak ortaya çıkan ve uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkları çözmek üzere “Tüketici Mahkemeleri” nin kurulmasını öngörmüş, diğer yandan Anayasanın 172. maddesi ile “tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmek” şeklinde Devlete yüklenen görev kapsamında olmak üzere anılan Yasa’nın 25. maddesinde sayılan hükümlere aykırı eylemleri saptanan “üretici- imalatçı” veya “ithalatçı” veya “satıcı- sağlayıcı” veya “kredi veren” veya “reklam veren” hakkında idarece “idari para cezası”, “tedbiren durdurma”, “durdurma”, “düzeltme” cezalarının birlikte veya ayrı ayrı uygulanmasını olanaklı kılmıştır.

Bu düzenlemeden anlaşılacağı üzere 4077 sayılı Yasa esas olarak mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu tüketici işlemlerini kapsamaktadır.Tüketici işlemi, Yasa’nın 3 üncü maddesinin (h) bendinde “mal ve hizmet piyasalarında tüketici ve satıcı- sağlayıcı arasında yapılan her türlü hukuki işlem” olarak tanımlanmakta, aynı Yasa’nın 23 üncü maddesinde, bu Yasa’nın uygulanması ile ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilafların tüketici mahkemelerinde çözümleneceği belirtilmektedir. Anılan maddede yer alan “her türlü hukuki ihtilaf” ibaresiyle amaçlanan tüketici ile satıcı- sağlayıcı arasındaki tüketici işlemlerinden doğan ihtilaflardır. Yasa’nın “Kapsam” başlığı altında düzenlenen 2 nci ve “Tanımlar” başlığı altında düzenlenen 3 üncü maddenin “tüketici işlemi”ni tanımlayan (h) bendi karşısında aksi yönde bir yoruma gidilmesi mümkün değildir.

Anılan Yasa’nın “Ceza Hükümleri” başlığını taşıyan değişik 25. maddesi ise tüketici ihtilafları dışında kalan idarenin denetim yetkisi içindeki fiillere aykırılık nedeniyle verilen idari cezalara ilişkin olup, sekizinci fıkrasında “16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 4,497,500,000.- lira para cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır.” hükmü yer almış; değişik 26. maddesinin ilk üç fıkrasında “25. maddenin bir, dört, yedi, sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezalar Bakanlık tarafından diğer fıkralarındaki cezalar o yerin mülki amiri tarafından uygulanır.

Bu Kanunda düzenlenen her türlü para cezası, idari niteliktedir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz ve zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine idare mahkemesince verilen kararlar kesindir.

25 inci maddeye göre verilen para cezaları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.

İdarenin organları eliyle idari usullere göre uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle, idari işlem niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli cezalardan ayrılan idari cezaların yargısal denetiminde, kural olarak, idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Ancak, yasa koyucu tarafından, idari cezalara karşı ilgililerin yapacakları itirazlarda, haklı neden ve kamu yararı bulunması halinde istisnai olarak adli yargı yerinin görevli kılınması mümkün olup; bu halde de yetkili mahkemenin adli yargı yeri olduğunun ilgili yasada açıkça belirtilmesi gerekir.

Olayda,4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesinde öngörülen yükümlülüklere aykırı hareket ettiği nedeniyle, Yasa’nın 25.maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, davacıya ait merkeze ilişkin broşür ve internet adresindeki reklamlarhakkında, durdurma ve ayrıca idari para cezası verilmiş ve öngörülen cezalarYasa’nın 26. maddesi uyarınca Bakanlık tarafından uygulanmıştır.

Yasa’da, durdurma cezalarına karşı yapılacak itirazlara bakmakla adli yargı yerinin görevli olduğu yolunda açık bir hükme yer verilmemiş bulunması karşısında, idarenin organları eliyle uygulanan ve idari işlem niteliğini taşıyan ve dava konusu işlemin durdurma cezasına ilişkin kısmı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2.maddesinin birinci fıkrasının “a” bendine göre, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ilehukukaaykırıolduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında olup görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Dava konusu işlemin, idari para cezasına ilişkin kısmına gelince:

Yukarıda da değinildiği üzere; 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un6.3.2003 tarih ve 4822 sayılı Kanunla değişik 25. maddesinin sekizinci fıkrasında, 16. maddeye aykırı hareket edenlerhakkındadurdurmave/veyadüzeltmeve/veya3.500.000.000.liraparacezası uygulanacağı, Reklam Kurulunca ihlâlin niteliğine göre bu cezaların birlikte veya ayrı ayrı verilebileceği, 16. maddeye aykırılığın ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmesi halinde para cezasının on katı uygulanacağı kurala bağlanmış; aynı Kanunla değişik 26. maddesinin ikinci fıkrasında, bu Kanunda düzenlenen her türlü para cezasının idari nitelikte olduğu ve bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.

Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkingörev hükümleriüzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.

Kabahatler Kanunu Tasarısı Gerekçesinde, özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanmasının sağlanacağıbelirtilmiştir.

30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;

a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,

b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,

c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,

d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,

e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,

belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.”denilerek Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiş;ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlar öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Böylece, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olanyasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.

Olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından Reklam Kurulu tarafından verilen ve davanınidari para cezasına ilişkin kısmına karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.

Her ne kadar, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de gerekçeli kararı henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır.

Belirtilen durum karşısında 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 25.8.2005 gününde açılan davanın, para cezasına ilişkin kısmının görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, para cezası ve durdurma cezasını içeren davanın; Sulh Ceza Mahkemesi’nce idari para cezasına ilişkin kısmıyla ilgili olarak verilen görevsizlik kararının; İdare Mahkemesi’nce ise durdurma cezasına ilişkin kısmıyla ilgili olarak verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde, idari para cezası yönünden ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11.Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 11.11.2005 gün ve E:2005/569 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ İDARİ PARA CEZASINA YÖNELİK KISMININ KALDIRILMASINA; durdurma cezası yönündenİDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 2. İdare Mahkemesince verilen, 6.12.2005gün ve E:2005/2438, K:2005/1961 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ DURDURMA CEZASINA YÖNELİK KISMININ KALDIRILMASINA, 5.6.2006 gününde, idari para cezası yönünden OYBİRLİĞİ İLE, durdurma cezası yönünden, Üyelerden Serap AKSOYLU ve Z.Nurhan YÜCEL’in KARŞI OYLARI VE OYÇOKLUĞUİLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesi hükümlerine aykırılık nedeniyle anılan Yasanın 25/8. maddesi uyarınca verilenidari para ve durdurma cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

4077 sayılı Yasa’nın 23. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yasa’nın “Ceza Hükümleri” başlıklı 25. maddesinde ise, Yasa hükümlerine aykırı eylemlere uygulanacak ceza tür ve miktarları belirlenmiş; 8. bendinin olay tarihinde yürürlükte olan şeklinde, “16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 4,497,500,000 lira para cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır.” kuralı yer almıştır.

Anılan Yasa’nın “Cezalarda Yetki, İtiraz ve Zamanaşımı” başlıklı 26. maddesinde de; 25’inci maddenin bir, dört, yedi, sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezaların Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki cezaların ise o yerin mülki amiri tarafından uygulanacağı, bu Yasada düzenlenen her türlü para cezasının, idari nitelikte olduğu, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kurala bağlanmıştır.

Yargılama usulünde görev konusu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, görevle ilgili düzenlemelerin açık ve net olması, karışıklığa meydan vermemesi gerekmektedir.

Olayda, 4077 sayılı Yasa’nın 25. maddenin sekizinci fıkrası uyarınca verilmiş olan durdurma cezasının iptali istenilmektedir.

Yukarıda yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, 4077 sayılı Yasa’nın 23. maddesinde bu Yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak çıkabilecek her türlü uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı belirtilerek, Yasa’nın uygulanması bakımından Tüketici Mahkemelerinin genel görevli kılındığı, 26. maddeyle İdare Mahkemelerine yalnızca idari para cezaları yönünden özel görev yüklendiği, dolayısıyla, 4077 sayılı Yasa’nın uygulanması bakımından İdare Mahkemelerinin idari para cezaları ile sınırlı olarak görevli kılındığı, ancak 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 25.8.2005 gününde açılan davanın, para cezasına ilişkin kısmının görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğu, bunun dışında kalan tüm uyuşmazlıkların Tüketici Mahkemelerince çözüme kavuşturulacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

4077 sayılı Yasa uyarınca davanın, davacıya verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılan kısmının aynı Yasa’nın 23. maddesiyle verilen görev kapsamında Tüketici Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği görüşüyle, uyuşmazlığın çözümünde bu yönden idari yargının görevli olduğu yolundaki karara katılmıyoruz.

ÜYEÜYE

Serap AKSOYLUZ.Nurhan YÜCEL

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/41

KARARNO: 2006/107

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:2918 sayılı Yasa’nın 51. maddesinin ihlali nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen para cezası ve ceza puanı uygulanmasına ilişkin ceza tuta-nağının iptali istemiyle, 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiğitarihten sonra idari yargı yerindeaçılan davanın, 2918 ve 5326 sayılı Yasa hükümlerine göre; idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE, ceza puanı uygulanmasına ilişkin uyuşmazlığınİDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: M. K.

Vekili: Av.M. B.

Davalı: Denizli Valiliği(TrafikDenetlemeŞubeMüdürlüğüSerinhisarB.T.D.

BüroAmirliği)

OLAY: 20 ED 251 plaka no.lu aracıyla, Denizli-Antalya karayolunda hız sınırını aştığı gerekçesiyle, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca Trafik zabıtasınca 16.5.2005 tarih, DR/730990 no.lu Trafik Ceza Tutanağı ile davacı adına, 188.00.- YTLpara cezası kesilmiş ve15 ceza puanı uygulanmış, davacı vekili;20.5.2005 gününde bu tutanağın iptali istemiyle adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ACIPAYAM SULH CEZA MAHKEMESİ; 21.6.2005 gün ve E: 2005/124 Müt.sayı ile; 2918 sayılı Kanun’un 112. ve 116. maddeleri dikkate alındığında, uyuşmazlığın genel kurala göre çözümlenmesinin gerektiği, dava konusu idari para cezasının iptali istemiyleilgili karar vermeyegörevli ve yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş, bu karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istekle 11.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

DENİZLİİDARE MAHKEMESİ ; 29.9.2005 gün ve E:2005/706, K:2005/787sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olana idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihindenitibaren idari para cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı,olayda2918 sayılı Kanun uyarınca verilentrafik para cezası ve ceza puanına ilişkin idari yaptırım kararına karşı açılan davaya bakma görevininde,Sulh Ceza Mahkemesi’ne ait olduğu gerekçesiylegörevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan10.7.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeriveadli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı kararının kesinleşmedurumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlığın talebi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada, idari para cezası yönünden adli yargının, ceza puanı uygulanması yönünden idari yargınıngörevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 51. maddesine aykırılık nedeniyle trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ve15 ceza puanı uygulanmasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

Davanın, para cezasına ilişkin kısmı irdelendiğinde:

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; Kanun’un Hız sınırına uyma başlıklı 51. maddesinde,sürücülerin aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorunda oldukları, hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu hız sınırlarını aşan sürücülere para cezası uygulanacağı,öngörülmüştür.

Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları, göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.

Kabahatler Kanunu Tasarısı Gerekçesinde, özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanmasının sağlanacağıbelirtilmiştir.

30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;

a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,

b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,

c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,

d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,

e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,

belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.”denilerek Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiş;ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlar öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtilmiştir.

Buna karşılık, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması

d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatlar Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren engeç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Böylece, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, ( davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak, Kabahatler Kanunu’nun; 1.maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması, 27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.

Olayda, trafik para cezası yönünden yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından, bu konudakiitiraza bakma görevi sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır.

Her ne kadar, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de gerekçeli kararı henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır.

Belirtilen durum karşısında, 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra 11.7.2005 gününde idari yargı yerinde açılan davanın, para cezasına ilişkin kısmının görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Davanın, ceza puanı verilmesine ilişkin kısmı irdelendiğinde:

2918 Sayılı Kanun’un Beşinci kısmında, Sürücü Belgeleri ve Sürücüler başlığı altındaki 36. maddede, motorlu araçların sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesinin yasak olduğu, 38. ve 39. maddelerde sürücü belgesi sınıfları ve belgelere ait esasların belirlendiği, İçişleri Bakanlığınca, trafik güvenliği nedeniyle gerekli görüldüğünde değiştirilmesinin zorunlu olduğu, zorunluluğa uymayan sürücülerin araç kullanmaktan men edileceği, bunun usul ve esaslarının Bakanlıkça çıkarılacak Yönetmelikte belirleneceği; 40. maddede, dış ülkelerden alınmış olan sürücü belgelerinin kanunlar, ikili veya çok taraflı anlaşma hükümlerine istinaden işleme tabi tutulacağı; 41. maddede sürücü adaylarında aranacak şartlar, 42. maddede sınavlar ve belgelerin verilme esasları devam maddelerinde de kurallara uymayanlara verilecek cezalar, uygulanacak tedbirler, sürücü belgelerinin hangi koşullarda geri alınacağı hususları ayrıntılı ve idarece tek yanlı kurallar şeklinde belirlenmiş, 51. maddede,hız sınırlarınıaşmak suretiyle ihlal suçunun işlendiği tarihten geriye doğru bir yıl içerisinde aynı kuralı beş defa ihlal ettiği tespit edilen sürücülerin sürücü belgelerinin bir yıl süre ile geri alınacağı, “Ceza Puanı Uygulaması, Puanlama ve Trafik Kazası Nedeniyle Sürücü Belgelerinin Geri Alınması” başlıklı 118.   maddede,Kanunun suç saydığı bir fiilden dolayı haklarında ceza uygulanan sürücülere, aldıkları her cezaiçin, esasları yönetmelikte belirlenen ceza puanları verileceği, trafik suçunun işlendiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde toplam 100 ceza puanını dolduran sürücülerin sürücü belgelerinin 2 ay süre ile, aynı yıl içinde ikinci defa 100 puanı dolduran sürücülerin sürücü belgelerinin 4 ay süre ile geri alınacağı hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı Kanun’un Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulaması başlıklı Dokuzuncu Kısım’a dahil 112. maddenin ilk paragrafında da; sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki hafif para cezasını veya bu kanundaki hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılacağı ifade edilmiş; böylelikle sürücü belgelerinin geri alınmasının ön koşullarından birisi olan, hız sınırını ihlalden dolayı ceza puanı uygulaması, trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevi dışında tutulmuştur.

Olayda; sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasına ve bunun dayanağını oluşturan ceza puanı verilmesineilişkin işlemlerin ayrıntılı idari kurallarla düzenlendiği, 2918 sayılı Kanun’un 112. maddesinde sürücü belgesinin geçici olarak geri alınması hususunun trafik ve sulh ceza mahkemelerinin görevine dahil edilmediği, aynı şekilde 5326 Sayılı Kanun’un 19. maddesinde de ehliyetin geri alınmasına ilişkin hükümlerin geçici istisnalar içinde sayıldığı hususu da dikkate alındığında; davanın, hız sınırının ihlali nedeniyle ceza puanı verilmesine ilişkin kısmına bakma görevi,idare mahkemesine ait olmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, para cezası ve ceza puanı verilmesine ilişkin tutanağın iptali istemiyle açılandavanın; Sulh Ceza Mahkemesi’nce, para cezasına ilişkin kısmıyla ilgili olarak verilen görevsizlik kararının; İdare Mahkemesi’nce ise, ceza puanı verilmesine ilişkin kısmıyla ilgili olarak verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde, idari para cezası yönünden ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Acıpayam Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 21.6.2005 gün ve E: 2005/124 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ İDARİ PARA CEZASINA YÖNELİK KISMININ KALDIRILMASINA; ceza puanı yönündenİDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Denizliİdare Mahkemesi’nce verilen 29.9.2005 gün ve E:2005/706, K:2005/787sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ CEZA PUANINA YÖNELİK KISMININ KALDIRILMASINA, 10.7.2006 gününde, görev uyuşmazlığının ESASI YÖNÜNDEN OYBİRLİĞİ; 5326 sayılı Yasa’nın Geçici 2. madde UYGULAMASI YÖNÜNDENÜyelerden Z. Nurhan YÜCEL ve Esen EROL’un KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE, KESİN OLARAK karar verildi.

K A R Ş IO Y

Trafik para cezası, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun kapsamına giren idari yaptırımlar kapsamında yer almaktadır.

Ancak, uyuşmazlığa konu edilen cezaya yönelik davayı çözümlemekle görevli yargı yerinin belirlenmesinde Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesi birarada incelenmelidir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.” denilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinin değişik (1) numaralı bendinde, çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itiraberen otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği ve görevsiz yargı merciine başvurma tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

Bu dosyada, uyuşmazlık konusu idari para cezasının iptali isteğiyle idare mahkemesinde 11.7.2005 tarihinde dava açılmış ise de,daha önce, 16.5.2005 tarihli trafik para cezasına karşı 20.5.2005 gününde sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmuş olduğundan, açılan bu ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmediği ve idari yargının görevli olduğu dikkate alındığında, idare mahkemesinde 20.5.2005 tarihinde dava açılmış olduğunun kabulü gerekir.

Buna göre, trafik para cezasına karşı açılan davanın, ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi kapsamınagirmesi nedeniyle idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerekeceği oyuyla karara katılmıyoruz.

ÜyeÜye

Z. Nurhan YÜCEL Esen EROL

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/79

KARARNO: 2006/108

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2918 sayılı Yasa’nın Ek 6. maddesi ile görevlendirilen fahri trafik müfettişince aynı Yasa’nın 116. maddesine göre işlem yapılmak üzere düzenlenen ve itiraz yolu açık tutulan idari para cezaları ile ilgili ve sınırlı olarak yapılan itirazlarda, ADLİ YARGI YERİNİN görevli olduğu hk

KARAR

Davacı: Ö. S.

Davalı: Mersin Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğü

O L A Y:Davacı, fahri trafik müfettişince araç tescil plakasına göre düzenlenen ve 2918 sayılı Yasa’nın 47/1-b. maddesine aykırılık nedeniyle verilen para cezasına ilişkin 18.5.2005 tarih ve 15860 sayılı Trafik Ceza Tutanağının iptali istemiyle,30.6.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

MERSİN 4.SULH CEZA MAHKEMESİ; 29.8.2005gün ve E:2005/622 Müt. sayı ile, 2918 sayılı Kanunun 116. maddesine göre düzenlenen ceza tutanağının idari işlem niteliğinde olduğu ve davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 17.10.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MERSİN İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 20.1.2006 gün ve E:2005/2356 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihindenitibaren idari para cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, ilk davanın açıldığı 30.6.2005 tarihi itibariyle Kanun’un yürürlükte olduğu, bu nedenle2918 sayılı Kanun’un 47. maddesi uyarıncaverilen trafik para cezasına bakma görevinindeSulh Ceza Mahkemesi’ne ait olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ve ayrıca 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar verilinceye kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan10.7.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdaremahkemesitekhakimince2247sayılıYasa’nın19.maddesindeöngörülenşekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, trafik kural ve yasaklarına(trafik ışıklarına)uyulmadığı nedeniyle fahri trafik müfettişince araç tescil plakasına göre düzenlenen tutanağın iptali istemiyle açılmıştır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na 4199 sayılı Kanun ile eklenen Ek 6. maddenin birinci fıkrasında “Sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadığını denetlemekle sorumlu olan yetkililere yardımcı olmak üzere Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu’nca önerilen ve Karayolu Trafik Güvenliği Üst Kurulu’nca uygun görülen kişilere, valilerce ‘fahri trafik müfettişliği’ görevi verilir.” hükmü yer almış; aynı Yasa maddesinin son fıkrasında, fahri trafik müfettişlerinin yetki vesorumluluklarıilediğerusulve esasların İçişleri Bakanlığınca çıkarılacakyönetmelikte belirleneceği öngörülmüş olup, buna göre çıkarılan ve 1.5.1997 tarih ve 22976 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Fahri Trafik Müfettişliği Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin 13. maddesinde, bu Yönetmeliğe göre müfettişlerce tanzim edilerek tescil kuruluşlarına iletilen tutanaklar hakkında Trafik Kanunu’nun 116. ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinin ilgili maddesi hükümlerine göre işlem yapılacağına işaret edilmiştir.

Uyuşmazlığın esasını, trafik zabıtasınca uygulanan cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu oluşturduğundan, ilgili yasal düzenlemenin ceza uygulamasına ilişkin sistematiğinin incelenmesi gerekmektedir.

13.10.1983 tarihve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile getirilen sistemde, karayolları üzerinde yolcuları, yayaları ve trafiği tehlikeye sokan ve suç oluşturan fiiller, esas itibariyle, iki grupta ele alınmış; bir kısmına trafik zabıtasınca para cezası, diğerlerine mahkemelerce hafif para cezası veya bu cezanın yanında hafif hapis cezası, belgelerin geri alınması ve iptali cezası veya işyerlerinin kapatılması cezası verilmesi öngörülmüştür.

Anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği ilk dönem itibariyle, Yasa’da öngörülen cezaların büyük ölçüde adli ceza kapsamında düşünülerek Hakim tarafından verilmesi esası benimsenmiş iken, yasa koyucu tarafından, mahkemeler tarafından verilen hafif hapis cezalarının genellikle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi gereğince hafif para cezasına çevrildiği; mahkemelerce sanıklar ile tutanak düzenleyen görevlilerin duruşmaya çağrılarak dinlenmesi nedeniyle zaman kaybının doğduğu gerekçesiyle ve Devlet hizmetlerinin süratli, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak, mahkemenin iş yükünü azaltmak ve görevlilerin zamankaybınıönlemekamacıyla çıkarılan 3.11.1988tarih ve 3493 sayılı Yasa ile, bazı kanunların ( 6831, 1475 ve 2926 sayılı) yanı sıra 2918 sayılı Yasa’ da daha önce mahkemelerce verilmesi öngörülen bir kısım cezalar, idari cezaya dönüştürülerek idare tarafından verilmesi esası benimsenmiş; ancak, anılan 3493 sayılı Yasa ile değişikliğe uğrayan 6831, 1475 ve 2926 sayılı Yasalar’da da getirilen idari cezalara karşı yapılacak itirazların mercii olarak sulh ceza mahkemeleri gösterilirken, 2918 sayılı Yasa’da aynı doğrultuda değişiklik yapılmasına karşın, idari cezalara karşı yapılacak itirazların merciini belirten bir hükme yer verilmemiştir.

İdarenin organları eliyle idari usullere göre uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle, idari işlem niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli cezalardan ayrılan idari cezaların yargısal denetiminde, kural olarak, idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Ancak, yasa koyucu tarafından, idari cezalara karşı ilgililerin sadece yapılan tespitin gerçeğe aykırılığı ile maddi ağır yanlışlıklar bulunduğunu ileri sürerek yapacakları itirazlarda, haklı neden ve kamu yararı bulunması halindeadli yargı yerinin görevli kılınması olanaklı olup; bu halde, yetkili mahkemenin adli yargı yeri olduğunun ilgili yasada açıkça belirtilmesi gerekir.

2918 sayılı Yasa’nın “ Adli Kovuşturma ve Cezaların Uygulanması” başlığını taşıyan Dokuzuncu Kısmı, iki ayrı Bölüm halinde düzenlenmiş; Adli Kovuşturma” başlıklı Birinci Bölümde yer alan 112. maddede, bu Kanundaki suçlarla ilgili davalara bakacak mahkemeler ve yetkileri belirlenmiş olup, anılan maddenin 4550 sayılı Kanunla değişikbirinci fıkrasında “Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere bu Kanundaki; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır.” hükmüne yer verilmiştir.

“Cezaların Uygulanması” başlıklı İkinci Bölümde yer alan 115. maddede, 116. maddede öngörülen itiraza ilişkin hüküm saklı kalmak üzere, para cezaları ile mahkemelerce verilen ve sadece hafif para cezalarına ilişkin olan hükümlerin kesin olduğu; 116. maddede, trafik kural ve yasaklarına aykırı davranışları belirlenen ve sürücüsü tespit edilemeyen araçlara tescil plakalarına göre trafik zabıtasınca tutanak düzenleneceğive trafik zabıtasının yetkisi dahilindeki para cezalarına karşı araç sahiplerinin cezanın tebliğinden itibaren yedi gün içinde “yetkili mahkemeye” itiraz edebileceği ve itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır.

Yapılan açıklamalara ve anılan düzenlemelere göre, Yasa’da adli ceza kapsamındaki suçlarla ilgili davalara 112. maddede belirtilen trafik mahkemelerinde (bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde); trafik zabıtasınca verilen ve kesin olduğuna işaret edilmek suretiyle itiraz yolu kapalı tutulan idari para cezalarına ise idare mahkemelerinde bakılacağında duraksamaya yer yoktur.

Ancak, yine idari ceza kapsamına girmekle birlikte, fahri trafik müfettişince araç tescil plakasına göre düzenlenen ve 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesine göre işlem gören para cezalarına karşı itiraz yolu açık tutulmuş olup, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten beri bu şekilde verilen idari para cezaları ile ilgili ve sınırlı olarak, tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde yapılacak olan itirazları incelemekle adli yargı yeri görevli kılınmıştır.

Olayda, uyuşmazlığa konu edilen idari para cezasının fahri trafik müfettişince 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesine göre düzenlenmiş bulunması karşısında, bu cezaya karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Kaldıki,1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 30.3.2005 gün ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlar ile ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirlere karşı yapılacak itirazlarda, sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Mersin İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile; Mersin 4.Sulh Ceza Mahkemesi’nin 29.8.2005gün ve E:2005/622 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.7.2006gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/116

KARARNO: 2006/124

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Belediye encümenince 1608 sayılı Yasa’ya göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, aynı Yasa’nın 5. maddesi gereğince ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: A. K.

Davalı: Alaplı Belediye Başkanlığı

OLAY: Belediye zabıtasının ve ilgili makamın verdiği kanuni emir ve yasaklaraaykırı olarak, yaya kaldırımını fuzuli işgal ettiği gerekçesiyle, Belediye Encümeninin 11.8.2005 gün veK:224 sayılı kararıyla, 1608 sayılı Yasa uyarınca 123,88 YTL. para cezası kesilmiş,davacı; 11.10.2005 tarih,Cilt 2, Sıra 22 ve Hesap No:8493 sayılı Ödeme Emri ile tebliğ edilenpara cezasının iptali istemiyle 21.10.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ALAPLI SULH CEZA MAHKEMESİ; 2.11.2005 gün ve E:2005/258 D.İş sayı ile, Belediye’nin kesmiş olduğu cezanın idari nitelikte bir karar olduğu, bu nedenle anılan karara yapılan itirazın idari yargı yerinde incelenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; anılan karar itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı aynı istemle, 30.11.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ;14.12.2005 gün veE:2005/1376 , K:2005/1395 sayı ile, davacı tarafından davadilekçesine eklenen ödeme emrinin mi, para cezası verilmesine ilişkin işlemin mi iptalinin istenildiğinin açık bir şekildebelirtilmediği gerekçesiyle2577 sayılı Yasa’nın 3,15/1-d maddeleri uyarınca dilekçe ret kararı vermiştir.

Davacı yenilediği dilekçesinde; Belediye Encümeni’nin 11.8.2005 tarih ve 224 sayılı kararının ve Belediye’nin 11.10.2005 tarih, 2/22/8493 sayılı Ödeme Emrinin iptalini istemiştir.

ZONGULDAK İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 30.1.2006günveE:2006/146 , K:2006/164 sayı ile,dava konusu para cezasının 1608 sayılı Yasaya göre verildiği, anılan Yasa’nın 5. maddesinde, ceza kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine itiraz olunabileceği öngörüldüğünden davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu; kaldı ki, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihindenitibaren idari para cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, bu nedenle davaya bakma görevinindeSulh Ceza Mahkemelerine ait olduğu gerekçeleriyle,davanın Belediye Encümenince verilenpara cezasına karşı yapılan itiraz yönünden görevsizlik kararı vermiş; davanın ödeme emrine ilişkin kısmı yönünden ise 2577 sayılı Yasa’nın 15/1-b maddesi uyarınca süre ret kararı vermiş; davacının bu karara yaptığı itiraz, ZONGULDAK BÖLGE İDARE MAHKEMESİ’NİN 25.4.2006 günlü, E:2006/175, K:2006/187 sayılıkararıyla reddedilmiş, karar düzeltme yoluna başvurulmamış ve karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan10.7.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeriveadli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde, idari para cezası yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, belediye zabıtasının ve ilgili makamın verdiği kanuni emir ve yasaklara uymadığı nedeniyle, 1608 sayılı Yasaya göre para cezası verilmesine ilişkin Encümen kararının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 (1924) Tarih Ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil 15.5.1930 tarih ve1608 sayılı Kanunun, 3.1.1940 tarih ve 3764 sayılı Kanunla değişik 1. maddesi “Belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salahiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlereveyayapmayanlaraelliliraya kadar hafif para cezası tertibine üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men’e ve Türk Ceza Kanununun 536,538,557,559 ve 577. maddeleriyle 553.maddesinin birinci fıkrasında yazılı cezaları tayine belediye encümenleri salahiyettardır. Şubelere ayrılan belediyelerde bu cezaları encümen namına ve yerine şube müdürleri tayin ederler.”; 5.7.1934 tarih ve 2575 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesininbirincifıkrasında “Ceza kararlarına tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir. “ denilmekte ; 6. maddesinde de itiraz üzerine tetkikatın evrak üstünde yapılacağı, itirazlar varit ise hakimin ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmedeceği, itiraz varit görülmezse kararın tasdik olunacağı, itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesinin mecburi olduğu, Hakimin izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinleyebileceği belirtilmekte ve 7. madde ile, yazılı emir ile bozma yolu saklı kalmak kaydıyla, itiraz sonucunda hakim tarafından verilecek kararların kesin olduğuna ve temyiz edilemeyeceğine işaret edilmektedir.

Anılan Yasa ile, belediyeyi ilgilendiren yasal düzenlemelerin emrettiği fiilleri yapmayanlara veya yasakladığı fiilleri işleyenlere 1. maddede yazılı diğer cezaların yanı sıra üç günden onbeş güne kadar ticaret ve sanat icrasından men cezası verilmesi konusunda belediye encümeni yetkili kılınmış ve bu cezalara itiraz edilmesi üzerine uygulanacak usul ve esaslar özel olarak düzenlenmiş olup, uyuşmazlığa konu edilen davada görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için söz konusu itiraz yolunun açıklanması gerekmektedir.

1924 tarih ve 486 sayılı Yasada, belediye cezalarına karşı hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı kabul edilmiş iken, bu Yasanın 6. ve 7. maddelerini tadil eden 1927 tarih ve 959 sayılı Yasa ile bu cezalara idare heyetleri önünde itiraz edilebilmesine olanak tanımış iken, daha sonra yasa koyucu tarafından, idare heyetlerinin kuruluş, nitelik ve görevleri bakımından uygun görülmeyen bu uygulamadan vazgeçilerek, 1930 tarih ve 1608 sayılı Yasa ile, konuya daha uygun bir çözüm şekli getirmek amacıyla, itirazların öncelikle bir “mahsus hakim” tarafından, bulunmayan yerlerde ise, sulh hakimi tarafından incelenebilmesini olanaklı kılan bir düzenleme yapılmıştır.

Bu açıklamalara göre, Yasa’da sözü edilen “mahsus hakim” ibaresinden, sadece belediye işleriyle ilgili cezalara yapılan itirazları çözümlemekle görevli olacak özel hakimlerin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Mahsus hakimin, şifahiitirazlarıdakabulederekinceleyebileceğivegerektiğindeitirazedeni çağırıp dinleyebileceği gözetildiğinde, yazılı yargılama usulünü uygulayan idare mahkemesi olarak anlaşılmasına olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, Yasa’da, mahsus hakimin bulunmadığı yerlerde sulh hakimliğine başvurulacağının açıkça belirtilmiş olması karşısında,bu tür cezalara karşı yapılan itirazıngörüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği açıktır.

Belirtilen nedenlerle, 1608 sayılı Yasaya göre belediye encümenince verilen para cezasınakarşıyapılanitirazın görümveçözümündeadliyargıyerigörevliolduğundan, Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Alaplı Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 2.11.2005 gün ve E:2005/258 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.7.2006 gününde, OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/119

KARARNO: 2006/127

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına giren idari para cezasına karşı yapılan itirazın ve kabahatte kullanılan eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ilişkin işlemin kaldırılması istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözüm-lenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: N. M.

Davalı: Gümüşhane Valiliği (İl Çevre Ve Orman Müdürlüğü)

OLAY: 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun 5.,6. ve 14. maddelerine muhalefet ettiği nedeniyle (merkez av komisyonunca tespit edilen avlanma süreleri ve miktarları dışında, yasaklanan avlanma esas ve usulleri ile ve avcılık belgesi olmadan avlanmak) aynı Kanun’un 21/1. ve 24/1,3. maddeleri uyarınca, 19.12.2005 tarih, 2005/3 sayılı İdari Yaptırım Karar Tutanağı ile davacı adına toplam 857,36 YTLidari para cezası kesilmiş; ayrıca kabahatte kullandığı tüfek, fişek, projektör, fiş ve ara kablosunun mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilmiştir.

Davacı söz konusu idari yaptırım kararına karşı 26.12.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KELKİT SULH CEZA MAHKEMESİ; 27.12.2005 gün ve E:2005/197 D.İş. sayı ile, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun 30. maddesinde idari para cezalarına ve idari yaptırım kararlarına itiraz merciin İdare Mahkemesi olduğunun hükme bağlandığı; bu nedenle başvurunun çözüm yerinin İdari Yargı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istekle, 28.12.2005 gününde idari yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2006 gün ve E:2006/2 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahat deyiminden, kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı, 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı, 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan yaptırımların, idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğu, idari tedbirlerin, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi, işyerinin kapatılması, ruhsat veya ehliyetin geri alınması, kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklı olduğu, 27. maddesinde; idari yaptırım kararı ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceğinin belirtildiği, Geçici 2. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle, idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmayacağı, Geçici 3. maddesinde de, daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçirilmemiş olması halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27. madde hükümlerine göre Sulh Ceza Mahkemesine başvuruda bulunulabileceğinin kurala bağlandığı; anılan hükümlerin incelenmesinden 1.6.2005 tarihinden itibaren sulh ceza mahkemesine başvuru öngörülerek idari para cezalarının idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı; bu durumda davacıya 4915 sayılı Yasa uyarınca kesilen idari para cezasına ve kabahatte kullanılan eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ilişkin bulunan uyuşmazlığın çözümlenmesi görevinin, yukarıda anılan 5326 sayılı Yasa uyarınca Sulh Ceza Mahkemesine ait olduğu; açıklanan nedenlerle, Mahkemelerinin görevine girmeyen davada, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine ve yargılamanın bu konuda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilinceye kadar ertelenmesine, karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan10.7.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunun11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği….”açıkça belirtilmiştir.Bu durum göz önüne alındığında, olay bölümünde yazılıbaşvuru konusu para cezasına ilişkin görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

İdare mahkemesince 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesindeöngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanun’unun 5., 6. ve 14. maddelerinin ihlali nedeniyle, Kanun’un 21/1., 24/1-3. maddelerine göre verilen idari para cezasının ve kabahatte kullanılan eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ilişkin işlemin kaldırılması istemiyle açılmıştır.

1.7.2003 tarih ve 4915sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1.maddesinde ”Bu Kanunun amacı; sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi için av ve yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamları ile birlikte korunmalarını, geliştirilmelerini, avlanmalarının kontrol altına alınmasını, avcılığın düzenlenmesini, av kaynaklarının millî ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini ve ilgili kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile işbirliğini sağlamaktır.

Bu Kanun av ve yaban hayvanlarını ve yaşama ortamlarını, bunların korunmasını ve geliştirilmesini, av ve yaban hayatı yönetimini, avlakların kurulması, işletilmesi ve işlettirilmesini, avcılığın, av turizminin, yaban hayvanlarının üretiminin, ticaretinin düzenlenmesini, toplumun bilinçlendirilmesini, avcıların eğitimini, av ve yaban hayatına ilişkin suçlar, suçların takibi ve cezaları kapsar.”denilmiş; 21.maddesinin birinci fıkrasında, 5 inci maddenin birinci ve ikinci fıkraları gereğince tespit edilen av miktarı ve avlanma süreleri dışında avlananlara, her bir suç için ayrı ayrı olmak üzere yüzellimilyon lira; 24. maddesinin birinci fıkrasında, 6 ncı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında sayılan zehirle avlanma hariç diğer yasaklara ve esaslara aykırı hareket edenlere her bir suç için ayrı ayrı olmak üzere yüzellimilyon lira; üçüncü fıkrasında, bu Kanuna göre alınması gereken avcılık belgesini almadan avlananlara üçyüzmilyon lira; avlanma izni olmadan avlananlara ise yüzellimilyon lira idarî para cezası verileceği kurala bağlanmış; 30. maddesinin ikinci fıkrasında ise, verilen para cezalarının,7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre sahiplerine tebliğ edileceği,bu cezalara karşı, tebellüğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, idare mahkemesine itiraz edilebileceği,itirazın idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmayacağı,bu konuda idare mahkemelerince verilen kararlarınkesin olduğu; “Davaların Görülmesi” başlıklı 31. maddedede,Kanunda öngörülen suçlara ilişkin davaların acele işlerden sayılacağı ve sulh ceza mahkemelerinde görüleceğibelirtilmiştir.

Ancak 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi karşısında, bu Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkingörev hükümleriüzerindeki etkisinin incelenmesi gerekmiştir.

Kabahatler Kanunu Tasarısı Gerekçesinde, özetle, bu düzenleme ile, özellikle ekonomik hayata ilişkin düzenlemelerde kazuistik olarak idari ceza yaptırımı öngören ve bir sistemden yoksun olan hükümlerin önüne geçebilmek ve ayrıca hukuk uygulamasında birliği ve hukuk güvenliğini temin etmek amacıyla, belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan kabahatler hakkında da uygulanmasının sağlanacağıbelirtilmiştir.

30.3.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun birinci maddesinde “Bu Kanunda; toplum düzenini, genel ahlâkı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla;

a) Kabahatlere ilişkin genel ilkeler,

b) Kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırımların türleri ve sonuçları,

c) Kabahatler dolayısıyla karar alma süreci,

d) İdari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolu,

e) İdari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esaslar,

belirlenmiş ve çeşitli kabahatler tanımlanmıştır.”denilerek Kanunun amaç ve kapsamı belirlenmiş;ikinci kısmında yer alan 32 ila 43. maddelerinde, Türk Ceza Kanunu kapsamı dışında kalan çeşitli kabahatler sayılarak, bu eylemlere yaptırımlar öngörülmüştür.

Anılan Kanun’un 2. maddesinde, “kabahat” deyiminden, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların “idari para cezası” ve “idari tedbirler”den ibaret bulunduğu; “idari tedbirler”in de mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğu belirtilmiştir.

Kanun’un“Mülkiyetin Kamuya Geçirilmesi”başlıklı 18.maddesinde de:

“(1) Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir.

(2) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, eşyanın;

a) Kullanılmaz hale getirilmesi,

b) Niteliğinin değiştirilmesi,

c) Ancak belli bir surette kullanılması,

Koşullarından birinin yerine getirilmesine bağlı olarak belli bir süre geciktirilebilir. Belirlenen süre zarfında koşulun yerine getirilmemesi halinde eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.

(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar kesinleşinceye kadar ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından eşyaya elkonulabileceği gibi; eşya, kişilerin muhafazasına da bırakılabilir.

(4) Eşyanın mülkiyeti, kanunda açık hüküm bulunan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşuna, aksi takdirde Devlete geçer.

(5) Eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilebilmesi için fail hakkında idari para cezası veya başka bir idari yaptırım kararı verilmiş olması şart değildir.

(6) Kaim değerin mülkiyetinin kamuya geçirilmesine de karar verilebilir.

(7) Mülkiyeti kamuya geçirilen eşya, başka suretle değerlendirilmesi mümkün olmazsa imha edilir.

(8) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar, kesinleşmesi halinde yerine getirilir.”denilmiştir.

Buna karşılık, 19. maddesinde, diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;

a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,

b) İşyerinin kapatılması,

c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması

d) Kara, deniz veya havanakilaracınıntrafiktenveyaseyrüseferdenalıkonulması,

gibi yaptırımlara ilişkin hükümlerin, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklikler yapılıncaya kadar saklı tutulacağı öngörülmek suretiyle geçici istisnalar getirilmiş; 11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle eklenen Ek 1. maddede, “4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan vergi mahkemelerinin görevine ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek suretiyle de 213 sayılı Yasa kapsamında bulunan vergi cezaları, Kabahatler Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanır.” denilmiş olup; bu Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin (1) numaralı bendinde, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüştür.

Buna göre, Kabahatler Kanunu’nun belirlediği ilke ve esaslara uyan diğer kanunlardaki idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırımlara karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesigenel görevli kılınmıştır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Böylece, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair geçiş hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde, “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.”; Geçici 3. maddesinde de “Daha önce verilmiş olan idari para cezasına ilişkin kararlara karşı henüz iptal davası açılmamış olmakla birlikte dava açma süresinin geçmemiş olması halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde 27 nci madde hükümlerine göre sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.” denilerek geçiş dönemine ilişkin uygulama açıklanmış; 31.3.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanunla değişik 44. maddesinde ise, bu Kanun’un 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre, Kabahatler Kanunu’nun uygulanabilmesi için idari yaptırımın, dayanağı olanyasanın amacı dikkate alınarak Kabahatler Kanunu’nun; 1. maddesinde belirtilen alanların korunmasına yönelik bulunması, 2. maddesinde yapılan kabahat tanımına ve 16. maddesinde belirtilen yaptırım türlerine uyması, 19. maddesinde sayılan geçici istisnalardan olmaması,27. maddenin (1) numaralı bendinde itiraz yolu öngörülen idari yaptırımlardan olması gerekmektedir.

Olayda, yukarıda belirtilen koşulların oluştuğu anlaşıldığından Kara Avcılığı mevzuatından doğan dava konusu idari para cezasına ve kabahatte kullanılan eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ilişkin karara karşı yapılacak itiraza bakma görevi sulh ceza mahkemesine ait bulunmaktadır

Her ne kadar, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ise de, gerekçeli kararı henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır.

Belirtilen durum karşısında, 5326 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden sonra, 26.12.2005 tarihindeaçılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, idare mahkemesinin başvurusunun kabulü ile sulh ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Kelkit Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 27.12.2005 gün ve E:2005/197 D.İş.sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.7.2006 gününde, OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

ÇEŞİTLİKONULARA İLİŞKİN (ESAS) KARARLAR

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2005/65

KARARNO: 2005/114

KARARTR : 26.12.2005

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Sağlık hizmetinin yürütüldüğü sırada doğduğu öne sürülen zararın giderilmesi istemiyle açılan davanın idare aleyhine açılan kısmının, öncelikle hizmet kusuru esasına göre İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Ü. B. ve E.K.

Vekili: Av. A. D.

Davalılar: 1- Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü

Vekili:Av. H. A.

2- Prof. Dr. A. A.

Vekili: Av. T. B.

OLAY: Davacı vekili, müvekkilesi Ülkü Bozkır Kılıç’ın Üniversite Hastanesi kadın doğum servisinde 23.3.2004 gününde geçirdiği ameliyat sonrasında, iç kanama oluşması ve bunun sürmesi nedeniyle çocuk yapma şansının azaldığını ve cinsel yaşantısının etkilendiğini öne sürerek, fazlaya ilişkin dava vetalep hakkı saklı kalmak üzere, tedavi ve bakım giderleri ile geçici ve sürekli işgöremezlik zararları karşılığında 2.000 YTL. maddi tazminatın ve ayrıca 20.000.YTL. kendisi için, 10.000YTL.eşi için olmak üzere toplam 30.000 YTL. manevi tazminatın,ameliyat tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü ile Prof. Dr. A.A. aleyhine, 7.2.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü vekilince, birinci savunma dilekçesinde, kamu tüzel kişiliğine sahip ve katma bütçeli bir yükseköğretim kurumu olan Üniversiteye karşı sağlık hizmetinin yürütülmesi sırasında meydana geldiği iddia olunan zarardan dolayı açılan tazminat davasının idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 28.4.2005 günlü celsesinde E:2005/51 sayılı kararıyla, davada Prof. A.A’nın kişisel kusuruna ve Hacettepe Üniversitesi yönünden B.K. 54. maddesine dayanıldığı gerekçesiyle yargı yolu itirazını reddederek, görevlilik kararı vermiştir.

Davalı Rektörlük vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve ekleri, Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI;Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde belirtilen, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı; davanın, Üniversiteye bağlı Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan ameliyat ve sonrasındaki tedavinin önlemsiz ve özensiz uygulandığı, umulan şifayı sağlamadığı ve organ fonksiyonlarında eksilme meydana geldiği ileri sürülerek Üniversite ile tedaviyi uygulayan hekim aleyhine açıldığının anlaşıldığı, davalı idareye bağlı hastanede sağlık hizmetinin gereği gibi yürütülmediği iddiasından kaynaklanan zararın giderilmesi, ancak idari yargıda açılacak tam yargı davası ile mümkün bulunduğundan Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı Rektörlüğün görev itirazının reddi yolundaki kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, davanın Rektörlüğe yönelik kısmı yönünden idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşünce istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Kamu tüzel kişiliğini haiz ve katma bütçeli bir öğretim kurumu olan Üniversitenin, sağlık hizmeti vermek amacıyla kurduğu hastanede yürütülen kamu hizmetinin işleyişindeki yetersizlik nedeniyle hizmet kusuru ortaya çıktığı ve bundan dolayı uğranılan zararların kusurlu hizmeti işleten davalı idarece tazmini gerektiği öne sürülerek açılan davanın,Anayasanın125. maddesine göre ve 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesinde belirtilen tam yargı davası kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesi ve bu nedenle Danıştay Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin davalı Rektörlüğün görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiğini belirtmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ınBaşkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 26/12/2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, Rektörlükçe anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Danıştay Başsavcılığıtarafından davanın Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğüne yönelik kısmı yönündenuyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümündeidariyargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcılığının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ileDanıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’inyazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Üniversite hastanesinde yapılan ameliyat sonrasında umulan iyileşmenin sağlanamadığı ve organ fonksiyonlarında eksilme meydana geldiği öne sürülerek uğranılan zararların Üniversite tarafından giderilmesi istemiyle açılmıştır.

Kamu tüzel kişiliğine sahip bir yükseköğretim kurumu olan Hacettepe Üniversitesinin Tıp Fakültesi Hastanesinde, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda belirlenen esaslara göre ve eğitim, öğretim, araştırma ve uygulama amacıyla verilen sağlık hizmetinin, kamu hizmeti olarak yürütüldüğü kuşkusuzdur.

Anayasa’nın125.maddesinin son fıkrasında, idareninkendieylemveişlemlerindendoğanzararı ödemekleyükümlüolduğukuralabağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Buna göre, Üniversitenin kamu hizmetiyürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 62. maddesinde, üniversite öğretim elemanları ve diğer görevlilerin özlük hakları için bu Kanun, bu Kanunda belirtilmeyen hususlar için Üniversite Personel Kanunu, bunda bulunmayan hususlar için ise genel hükümlerin uygulanacağı öngörülmüş olup, Üniversite ile birlikte öğretim üyesi tabip aleyhine de tazminat davası açılmış ise de, Anayasa’nın 129. maddesinin 5. bendinde yer alan “Memurlar ve diğer kamu görevlililerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” kuralı ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesindeki, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı, bu görevi yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları, kurumun genel hükümlere göre personele rücu hakkının saklı olduğu hükmü uyarınca, Üniversite aleyhine idari yargı yerinde açılması gereken tam yargı davasının öncelikle çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.

Belirtilen nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı Rektörlüğün görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davalı Rektörlük yönünden verilen 28.4.2005 gün ve E:2005/51 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 26.12.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2005/71

KARARNO: 2005/116

KARARTR : 26.12.2005

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Özelleştirme tamamlanıp hisse satış sözleşmesi imzalandıktan sonra Alıcı Şirketin borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılan menfi tespit davasının, hisse satış sözleşmesinin tabi olduğu özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Zonguldak Yatırım Filyos Ateş Tuğlası Makine Madencilik Enerji San. ve Tic. A.Ş.

Vekili: Av. C. G.

Davalı: Özelleştirme İdaresi Başkanlığı

Vekili: Av. M. K.

OLAY: A) Davacı Şirket vekili, özelleştirme kapsamında bulunan Filyos Ateş Tuğlası San, ve Tic. A.Ş.’nin hisselerinin tamamının Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ile müvekkili Şirket arasında 13.5.1997 tarihinde akdedilen Hisse Satış Sözleşmesi yoluyla satın alındığını; 18.180.000 USD satış bedelinin, 4.537.500 USD’lik kısmının peşin ödendiğini ve kalanı için: 7.375.307 USD tutarında Osmanlı Bankası A.Ş. Zonguldak Şb. ve aynı tutarda Garanti Bankası A.Ş. Zonguldak Şb. tarafından düzenlenen iki adet teminat mektubu verildiğini; taksitlere mahsuben 1.809.944 USD tutarında ödeme yapıldıktan sonra bakiyenin ödenmesinde acze düşülmesi nedeniyle 2000 yılında yapılan ek sözleşme ile taksitlerin yeniden vadelendirildiği; daha sonra alıcı Şirket ve şahısların döviz cinsinden olan borçlarının acze düştükleri tarih itibariyle Türk Lirasına çevrilmesi ve buna da TEFE oranında faiz uygulanması yolundaki Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 9.8.2002 gün ve 2002/45 sayılı kararı doğrultusunda, müvekkil Şirkete ait borcun 9.8.2002 tarihi itibariyle Türk Lirasına çevrildiğini ve taraflarca varılan anlaşmaya göre ilk taksit ödemesinin 5.11.2003 tarihi olduğunu; bu nedenle, 25.3.2003 tarihi itibariyle müvekkil Şirketin vadesi geçmiş bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek, Özelleştirme İdaresi Başkanlığına karşı adli ve idari yargı mahkemeleri nezdinde açılacak davalara kadar geçerli olmak üzere, Osmanlı ve Garanti Bankalarının Zonguldak Şubelerince müvekkil Şirket adına davalıya verilen teminat mektuplarının nakde çevrilmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi istemiyle, 25.3.2003 gününde Çaycuma Asliye Hukuk Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.

ÇAYCUMA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 25.3.2003 gün ve E:2003/16, K:2003/13 D.İş sayı ile, tedbir isteyen vekilinin talebinin kabulüne, Garanti ve Osmanlı Bankalarının Zonguldak Şubelerince verilen talep konusu teminat mektuplarının nakde çevrilmemesi için ihtiyati tedbir konulmasına karar vermiştir.

B) Davacı Şirket vekili, müvekkil Şirketin muaccel hale gelmiş taksit borcunun bulunmadığının tespitine ve dava sonuna kadar Çaycuma 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:2003/16 D.İş sayılı dosyasında K.2003/13 sayı ile verilen ihtiyatı tedbir kararının devamına karar verilmesi istemiyle, 11.4.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmış; 2.6.2003 gününde mahkeme kaydına giren dilekçe ile de, davalı idarece fabrika sahasının sit alanında olduğunun gizlendiğini ve hisse devri gerçekleştirilen şirket kayıtları yanıltıcı olduğundan satış bedelinin objektif değerinden çok yüksek belirlendiğini öne sürerek, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 83. vd. maddeleri gereğince, semenin tenzili ile müvekkil Şirketin davalı idareye borçsuzluğunun tespitine ilişkin olarak davanın kısmen islahını talep etmiştir.

ÇAYCUMA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 11.11.2003 gün ve E: 2003/270, K:2003/502 sayı ile, davanın, özelleştirme ihalesini kazanan davacı şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle geçici teminat mektuplarının nakde çevrilmesi için Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığının bu konuda Özelleştirme Yüksek Kurulunca alınan bir karar olmamasına rağmen tek taraflı olarak ve kamu gücüne dayanarak tesis etmiş olduğu işlemin geçersizliğinin tespiti ile davacı Şirketin sözleşmesinin imzalanmasından önce idare tarafından hileli işlemlerle özelleştirme konusu şirketin fabrika sahasının 1. derece sit alanı olduğunun sözleşmeye hazırlık aşamasında gizlenmesi ve böylece objektif değerinden daha fazla bir bedelle ihale gerçekleştirilmiş olması nedeniyle bu güne dek ödenen bedelin gerçekte ödenmesi gereken objektif bedeli karşılayacak miktar olduğunun ve davacı şirketin davalı idareye ödenmesi gereken bir borcunun bulunmadığının tespitine ilişkin bulunduğu, bir kamu hizmetinin yürütülmesi için idarenin tek taraflı olarak idare hukuku esaslarını dayanarak tesis ettiği işlemlerin idari işlem niteliğinde olup İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesi uyarınca bu konuda doğacak uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu; görevin kamu düzenine ilişkin ve yargılama şartlarından olup yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesinin ve öncelikle çözümlenmesinin gerektiği; dava konusu uyuşmazlığa göre sözleşmenin kurulmasından önceki sözleşmeye hazırlık aşamasında Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca özelleştirilecek şirketin tanıtımına yönelik yapılan işlemlerin idarenin tek taraflı işlemi olup sözleşmenin kurulmasından önceki aşamaya ilişkin bir konuda doğan davanın çözümünün idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ’nin 6.12.2004 gün ve 2004/12445-12011 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı vekilinin ihtiyati tedbir kararının kaldırılması yolundaki isteği, Çaycuma 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce, 7.1.2005 gün ve E:2003/270, K:2003/502 sayılı Ek Karar ile kabul edilmiş ve teminat mektupları hakkında verilen ihtiyati tedbir kararının görevsizlik kararı kesinleşmiş olmakla kendiliğinden kalktığı hususunda ilgili bankalara müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.

Davacı Şirket vekili, (10.1.2005 günlü dilekçenin 2577 sayılı Yasa’nın 3. maddesine uygun bulunmayarak reddi üzerine) usulüne uygun verilen 21.3.2005 günlü dilekçe ile, semenin tenzili ile objektif değere göre yapılan ödemelerin borcu karşılamaya yeterli olduğu öne sürülerek, müvekkil Şirketin borcu bulunmadığının tespitine ve fazla ödenen paraların istirdadına karar verilmesi istemiyle, idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ ; 31.3.2005 gün ve E:2005/572 sayı ile, idare tıpkı özel hukuk kişileri gibi özel hukuk sözleşmeleri yapılabildiği gibi, kamusal yetkinin verdiği üstünlük ve ayrıcalıklara dayanarak, konusu, hüküm ve koşulları bakımından özel hukuk sözleşmelerinden farklı olan sözleşmeler de yaparki idare hukuku esaslarına tabi bulunan bu sözleşmelerin “idari sözleşme” olarak adlandırıldığı; idarenin, genel ehliyetini kullanarak sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliği gözetilerek gerçekleştirdiği sözleşmelerin tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olması ve dolayısıyla bunların yargısal denetiminin adli yargı yerlerince yapılmasına karşılık; 2577 sayılı Yasanın idari dava türlerinin sayıldığı 2/1-c. maddesinde ifade edildiği üzere “genel hizmetlerden birinin yürütülmesi” amacıyla ve kamusal nitelikte üstün hak ve yetkilere dayanarak yaptığı idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde ise idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu; ihale yoluyla gerçekleştirilen özelleştirme sonucunda taraflarca imzalanan Hisse Satış Sözleşmesinin, konusu ile hüküm ve koşullarının sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliği esasına göre düzenlenmiş olması karşısında idarenin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu; bu durumda, akit tarafların karşılıklı hak- borç ve yükümlülüklerine ilişkin özel hukuk sözleşmesi hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından doğan davanın, özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varıldığından bahisle, 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye kadar incelemenin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ınBaşkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 26/12/2005 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre idare mahkemesince anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasındadavacı şirketin borcunun bulunmadığının tespiti istemiyle açılan dava yönünden doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Görev uyuşmazlığına konu olan dava, özelleştirme uygulaması sonucunda satın alınan Şirket için hisse satış sözleşmesinde belirlenen satış bedelinin ödenmeyen kısmı yönünden alıcı Şirketin borcu bulunmadığının tespiti isteminden ibarettir.

Anayasa’nın 47. maddesinin, 13.8.1999 tarih ve 4446 sayılı Kanun ile eklenen Ek üçüncü ve dördüncü fıkralarında, “ Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.

Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir.” denilmiş olup, 24.11.1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine Ve Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, özelleştirme uygulamalarının esaslarını belirleyen genel yasal düzenleme niteliğini taşımaktadır.

Anılan Yasa’da, Yasa kapsamında bulunan kuruluşlardan hangisinin özelleştirme proğramına alınacağına ve bunların satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri aynî hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğine Özelleştirme Yüksek Kurulunca karar verildikten sonra, Başbakana bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip, özel bütçeli Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca, özelleştirme uygulamalarının gerektirdiği özelleştirme ile ilgili her türlü işlemler yürütülmek suretiyle Kurul kararlarının uygulanacağı düzenlenmiştir.

Öte yandan, 4046 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde de, bu Yasa’da yapılması öngörülen işlerde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiş ise de, her iki yasada da, idarede kanunilik ilkesi gereğince, sözleşmenin yapılmasından önce idarenin uyması gereken usul kurallarının düzenlenmiş olması karşısında, özelleştirme uygulamalarında sözleşmenin yapılmasına kadar olan süreçte kamu gücüne dayalı re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen işlemlerin, idari yargı denetimine tabi olacağı tartışmasızdır.

Ancak, olayda özelleştirme uygulamasına ilişkin bir idari işlemin iptaline yönelik dava açılmadığına ve hisse satış sözleşmesi akdedilerek satış tamamlandığına göre, görevli yargı yerinin tespiti için sözü edilen sözleşmenin incelenmesi gerekmektedir.

Yapılan ihale sonunda, Filyos Ateş Tuğlası San. ve Tic. A.Ş. sermayesinde 85.000.000.000.-TL.nominal kıymetinde ve %100 oranındaki İdareye ait hisselerin tamamının, Zonguldak Yatırım Makina Madencilik Enerji Hiz. San. Tic. A.Ş.’ne 18.150.000 USD bedel karşılığında 13.5.1997 tarihli Hisse Satış Sözleşmesinde karşılıklı hak ve yükümlülükler içermesi bakımından sözleşme serbestisi çerçevesinde düzenlenen koşullarla satışının gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

4046 sayılı Yasa’da öngörülen satış yöntemiyle gerçekleştirilen özelleştirme uygulaması sonunda taraflarca imzalanan hisse satış sözleşmesinin, konusu ile içerdiği hüküm ve koşulların sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliği esasına göre düzenlenmiş olduğu anlaşıldığından ve alıcı Şirketin borçlu olmadığı iddiası nedeniyle akit tarafların karşılıklı hak ve yükümlülükleri kapsamında bulunan menfi tespit davasının, özel hukuk hükümlerine göregörüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Çaycuma 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.11.2003 gün ve E:2003/270, K:2003/502 sayılı GÖREVSİZLİKKARARININ KALDIRILMASINA, 26.12.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2005/73

KARARNO: 2005/117

KARARTR : 26.12.2005

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :İdarenin kısmen kamulaştırmadan vazgeçme işlemi kapsamındaki davacıya ait parselin kamulaş-tırılmasından vazgeçilmemesine yönelik iptal davasının, 2942 sayılı Yasa’nın 21 ve 24. maddeleri uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARA R

Davacı: H. E.

Vekili: Av. K. Y.

Davalı: Ladik Belediye Başkanlığı

Vekilleri: Av. M. D.- Av. S. G.

O L A Y: 18.3.1997 gün ve 73 numaralı Encümen Kararı ile, Bahşi Mahallesi 42 ada, 2, 3, 4, 6, 7 ve 8 no’lu parsellerin, sebzecilikle iştigal eden şahıslara kapalı sebze hali oluşturulmasının halkında menfaatine olacağı düşüncesiyle belediye hizmet alanı olarak kamulaştırılmasına, Encümence karar verilmiş ve bu karar Kaymakam tarafından onanmıştır.

Bunun üzerine, söz konusu parsellerin malikleri kamulaştırma işlemine karşı dava açmayıp, bedel artırımı davaları açmışlardır.

17.3.1998 gün ve 26 numaralı Encümen Kararı ile, 18.3.1997 gün ve 73 sayılı Encümen Kararı gereği Bahşi Mahallesi Selçuk Sokak’ta kamulaştırılması yapılan 42 ada, 2, 3, 4, 6, 7 ve 8 no’lu parsellerden 42 ada, 2, 3, 4, 6,7 no’lu parsellerle ilgili olarak 2942 sayılı Yasa’nın 21. maddesi gereği kamulaştırmadan vazgeçilmesine, davacıya ait 42 ada, 8 sayılı parsele isabet eden 36 m2 miktarındaki yerin sebze hali zabıta kontrol noktası olarak kamulaştırılmasının yapılmasına karar verilmiştir.

Davacı, 17.3.1998 günlü Encümen Kararından, bu kararın diğer parsel maliklerinin açtığı bedel artırımı davasına ilişkin dosyaya gönderilmesi üzerine haberdar olmuş ve 17.3.1998 gün ve 26 sayılı kamulaştırma kararının iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açmıştır.

SAMSUN İDARE MAHKEMESİ; 4.10.2000 gün ve E:2000/1128; K:2000/689 sayı ile, dava konusu işlemin iptali yolundaki 17.3.1999 gün ve E:1998/482; K:1999/190 sayılı kararının, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 21. maddesinde, idarenin kamulaştırmanın heraşamasındakamulaştırmakararıverenveonayanyetkilimerciinkararıile kamulaştırmadan tek taraflı olarak kısmen veya tamamen vazgeçebileceğinin hükme bağlandığı, aynı Yasanın 24. maddesinde, 21. maddenin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıkların adli yargıda çözümleneceği hükmünün getirildiği, olayda, 42 ada, 2, 3,4,6, 7 sayılı parseller ile davacıya ait aynı ada, 8 sayılı parselin kapalı sebze hali yapılması amacıyla kamulaştırılmasına karar verildiği, dava konusu işlemle, 2, 3, 4, 6 ve 7 sayılı parsellerin kamulaştırılmasından, idarece, 2942 sayılı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca vazgeçildiği, davacıya ait parselin ise kamulaştırılmasından vazgeçilmeyerek amacı değiştirilmek suretiyle kamulaştırmanın devamına karar verildiğinin anlaşıldığı,kamulaştırma kararının tebliğinden sonra bedel artırımı davası açan davacının diğer parsellere yönelik bedel artırımı davalarında idarenin kamulaştırmadan vazgeçtiği yolundaki dava konusu işlemini öğrenerek açtığı bu davada, idarenin 8 sayılı parsele yönelik olarak kamulaştırmadan vazgeçmeme şeklindeki iradesinin yukarıda belirtilen 2942 sayılı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiği, bu durumda, davanın aynı Yasanın 24. maddesi uyarınca adli yargıda çözümlenmesi icap ettiğinden, işin esası incelenerek verilen kararda isabet görülmediği gerekçesiyle DANIŞTAY 6. DAİRESİ’nin 23.5.2000 gün ve E:1999/3996; K:2000/3228 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uymak suretiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY 6. DAİRESİ’nin 11.4.2002 gün ve E:2001/866; K:2002/2205 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istekle bu kez, 4.9.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

LADİK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 12.11.2003 gün ve E:2002/213; K:2003/184 sayı ile, davanın, belediye tarafından 42 ada 8 parsele ilişkin kamulaştırma kararının iptali davası olduğu, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Ladik Belediyesi’nce toplu olarak encümen kararıyla 42 ada 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazların kapalı sebze hali oluşturulmak üzere kamulaştırıldığı, daha sonra 8 parsel sayılı taşınmaz dışındaki taşınmazların kamulaştırılmasından vazgeçildiği, ancak, 8 parsel sayılı taşınmazın 36 metrekarelik kısmına ilişkin kamulaştırma işleminden vazgeçilmediği, aksine bu kısmın bu defa da sebze hali zabıta kontrol noktası olarak kamulaştırılmasına karar verildiğinin anlaşıldığı, uyuşmazlığın, 8 parseldeki 36 metrekarelik kısımda encümen kararıyla gerçekleştirilen zabıta kontrol noktasına dönüştürme işleminin yeni bir kamulaştırma işlemi olarak kabul edilip edilmeyeceğinden kaynaklandığı, Danıştay’ın bu işlemi ayrı bir kamulaştırma işlemi olarak kabul etmediği, belediyenin 8 parseldeki kamulaştırmadan vazgeçmeme şeklindeki iradesinin 2942 sayılı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiğini ve idari yargının görevli olamayacağını belirttiği, mahkemelerince, belediyenin yapmış olduğu zabıta kontrol noktasına dönüştürme işleminin yeni bir kamulaştırma işlemi olarak kabul edildiği, böyle olunca da kamulaştırma işleminin dava dilekçesinde belirtilen sebeplerle iptalini isteme yerinin idari yargı olması gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 26.12.2005 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça, idari yargı dosyasının da ilgili mahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 17.3.1998 gün ve 26 sayılı encümen kararının, davacıya ait parselin kamulaştırılmasından vazgeçilmemesine ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 21. maddesinde “İdare kamulaştırmanın her safhasında kamulaştırma kararı veren ve onaylayan yetkili merciin kararı ile kamulaştırmadan tek taraflı olarak kısmen veya tamamen vazgeçebilir. Şu kadar ki, dava sırasında vazgeçme halinde dava giderleri ile harç, harcanan emek ve işin önemi gözetilerek mahkemece maktuen takdir olunacak avukatlık ücreti idareye yükletilir” denilmiş; 24. maddesinin ikinci fıkrasında ise, bu madde ile 21, 22 ve 23. maddelerin uygulamasından doğacak anlaşmazlıkların adli yargıda çözümleneceği belirtilmiştir.

Kamulaştırma işlemi, kamu yararı kararı verilmesi ve bu kararın onaylanması yada onaylı imar planı varsa yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlandığını gösteren bir karar alınması, kamulaştırmanın tapu siciline şerh edilmesi, kamulaştırılacak taşınmazın kıymetinin takdiri, kamulaştırma karşılığının veya ilk taksitinin milli bankalardan birine hak sahibi adına yatırılması, kamulaştırma işlemine ilişkin kararların noter vasıtasıyla taşınmaz sahibine tebliği, bu kararların ilanı gibi bir dizi işlemden oluşmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, 18.3.1997 günlü işlemle, 42 ada, 2, 3, 4, 6 ve 7 sayılı parseller ile davacıya ait aynı ada, 8 sayılı parselin kapalı sebze hali yapılması amacıyla kamulaştırılmasına karar verilerek yukarıda belirtilen işlemlerin yapıldığı; bunun üzerine tüm maliklerin bedel artırma davaları açtığı; daha sonra idarece, 17.3.1998 günlü işlemle, 2, 3, 4, 6 ve 7 sayılı parsellerin kamulaştırılmasından 2942 sayılı Yasa’nın 21. maddesi uyarınca vazgeçildiği; davacıya ait 8 sayılı parselin ise kamulaştırılmasından vazgeçilmeyerek sebze hali zabıta kontrol noktası olarak kamulaştırılmasına karar verildiği; diğer parsellere yönelik bedel artırma davalarında idarenin kamulaştırmadan vazgeçtiğiniöğrenendavacının, sözü edilen 17.3.1998 günlü işlemin kendi parseline yönelik kısmınıniptali istemiyle bu davayı açtığı anlaşılmıştır.

Dava konusu 17.3.1998 günlü encümen kararında, 18.3.1997 günlü encümen kararıyla kamulaştırılmasına karar verilen toplam altı parselden diğer beş parselin kamulaştırılmasından vazgeçildiğinin belirtilmesine karşılık, davacıya ait 8 sayılı parsel yönünden her ne kadar “kamulaştırılmasının yapılmasına” denilmiş ise de; 1997 yılında yapılan kamulaştırma işlemi ortadan kaldırılmadığına ve kamulaştırmaya ilişkin yukarıda sayılan usuli işlemler de yeniden yapılmadığınagöre, olayda yeni bir kamulaştırma işleminin varlığından söz etmek olanaksızdır.

Bu durumda, davacıya ait parselin kamulaştırılmasından vazgeçilmemesi, kısmen kamulaştırmadan vazgeçilmeyi olanaklı kılan 2942 sayılı Yasa’nın 21. maddesi ile idareye tanınan yetkinin kullanılmasının doğal bir sonucu olduğundan, davanın görüm ve çözümünde aynı Yasa’nın 24. maddesi uyarınca adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ladik Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.11.2003 gün ve E:2002/213; K:2003/184 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 26.12.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2005/97

KARARNO: 2006/24

KARARTR : 6.3.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Jandarma Üstçavuş iken operasyon sırasında yaralanması sebebiyle üçüncü dereceden vazife malülü sayılan davacının; malüliyet derecesinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nce reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davanın, GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: S.T.

Vekilleri: Av. A. Ş.

Davalı: Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. E. A.

OLAY: Halen İzmir İl jandarma Komutanlığı emrinde Jandarma Astsubay Üstçavuş olarak görev yapan davacının, Şırnak-Güçlükonak İlçe Jand. Kom. lığı emrinde görev yapmakta iken yürütülen bir operasyon sırasında yaralandığı, 5434 Sayılı Yasa uyarınca vazife malüllüğü kabul edilerek hakkında 2330. 3713 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasına karar verildiği, TSK Rehabilitasyon ve Bakım Mrk. Hastanesince düzenlenen 11. 07. 2004 tarih ve 188 sayılı Raporda; “Ateşli silah yaralanmasına bağlı solhumerin ½ distal amputasyonlusu”tanısı konularak, uzuv kaybının mevcut olduğu, sol kol protezinin kullanılmasının uygun olduğu yolundaki kararı üzerine Emekli Sandığı Sağlık Kurulunca 27.1.2003 tarih ve 388 sayı ile davacının 3. dereceden vazife malülü olduğuna karar verilmiştir.

Davacının, sol kolunun dominant kol olduğu ve malüliyet derecesinin düzeltilmesi istemi, davalı idarenin 13.12.2004 tarihli, 5454 sayılı ve “kişinin aldığı hiçbir sağlık kurulu raporunda, sol kolun dominant kol olduğu belirtilmemiş olup, kişi hakkında 27.1.2003 tarihinde verilen kurul kararına geçen dilekçesi ile yaklaşık 2 yıl sonra dominantkolun sol kol olduğu tarzındaki iddiasının kabul edilemeyeceğine….” gerekçeli işlemiyle reddedilmiştir.

Davalı vekilince, davacının vazife malüllüğü, malüliyet derecesinin düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle genel idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 15.3.2005 gün ve E:2005/454, K:2005/312 sayı ile; Anayasanın 157. ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddesinden bahisle, olayda uyuşmazlığın, J. Ast. Üçvş olarak görev yapan ve görevi sırasında sakatlanması nedeniyle vazife malülü sayılan davacının malüllük derecesinin düzeltilmesi istemlinden kaynaklandığı, vazife malüllüğü derecesinin saptanmasında, tıbbi bulgu ve değerlendirmelerin yanı sıra askerlik hizmetinin amacı ve askeri görev yerlerinin özellikleri göz önüne alınarak belirlenmesi gerektiğinden dava konusu işlemin askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edildiğinin kabulunün gerektiği bu durumda, yukarıda metni yazılı yasa hükmü uyarınca uyuşmazlığın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle bu kez 2.5.2005 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 20.10.2005 gün ve E:2005/1107, K:2005/1198 sayı ile; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanması için işlemin konusuna bakılmasının icap ettiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğunun kabul edilmesi gerektiği, diğer bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kuralve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, işlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durumun değişmediği, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği, somut olayda davacının asker kişi olması konusunda bir tereddüt bulunmadığı, ancak dava konusu uyuşmazlıkta idari işlemin askeri hizmete ilişkin bulunmadığı sonucuna varıldığı, zira dava konusu uyuşmazlığın, davacının davalı idare Sağlık Kurulunun 27.01.2003 tarih ve 188 sayılı kararı ile vazife malülüemeklilik derecesinin, dominant kolun sağ kol olduğu esasına göre tespit edilen 3’üncü derece vazife malüllük statüsünün tanınmış olması üzerine, davacının dominant kolunun sol kol olduğu ve vazife malüliyetinin buna göre tespit edilmesi isteminden kaynaklandığı, davacının malüliyet derecesinin tespiti ve değerlendirilmesinin tamamen tıbbi verilere dayanılarak yapıldığı, yapılan işlemin davacının dominant kolunun tespitinden ibaret olduğu, söz konusu uyuşmazlığa sebep malüliyet derecesinin belirlenmesinde tıbbi değerlendirmenin dışında askeri hizmetin amacı ve askeri görev yerlerinin özelliklerinin göz önüne alınmasını gerektirecek herhangi bir hususun bulunmadığı, Uyuşmazlık Mahkemesinin 23.12.1996 tarih ve 1996/63-108 E.K. sayılı kararında 6 ncı derece vazife aylığı bağlanan ve daha sonra yapılan Sağlık Kurulu denetiminde yedek askerlik görevini yapabileceği yönünde rapor verilmesi üzerine aylığı kesilen davacının işlemin iptali istemi ile açtığı davada uyuşmazlığın niteliğine göre idari yargı yerinin görevli görüldüğü; dava konusu işlemde askeri hizmete ilişkinlik şartı bulunmadığından davaya Askeri Yüksek İdari Mahkemesinde bakılmasının mümkün olmadığı, dava konusu uyuşmazlığın çözümünün genel idari yargı yerine ait olacağı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN VE Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6/3/2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre genel ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, askeri idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Taşkın Çelik’in davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Ahmet Yahya Özdemir ile AYİM Savcısı Ahmet Sivas’ın davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :

Dava, Jandarma Üstçavuş olan davacının, vazife malüllüğü, malüliyet derecesinin düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Buna göre, J. Üçvş olarak görev yaparken sakatlanarak hakkında vazife malüllüğü kararı verilen davacının, malüliyet derecesinin 3(üç) olarak belirlendiği; dava konusu edilen işlemde asker kişiyi ilgilendirme koşulunun gerçekleştiği tartışmasızdır.

İşlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

5434 sayılı Kanunu’nun 44.maddesinde; “Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisiimkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere (Malül) denir ve haklarında bu kanunun malüllüğe ait hükümleri uygulanır…” hükmü yer almış, aynı Kanunun 45. maddesinde ise vazife malüllüğü hususu düzenlenmiş, iştirakçilerin vazifelerinin sebep ve etkisiyle malül olmaları halinde haklarında vazife malüllüğüne ilişkin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş,aynı Kanunun 11. maddesinde, “Sağlık Kurulunun,50. maddede yazılı malüllük raporlarını inceleyerek karara bağlayacağı, İlgililerin 52. maddede gösterilen malüllük derecelerini belirteceği ve bu Kanunun malüllüğe ait hükümlerinin uygulanmasında düşüncelerini bildireceği hükmüne yer verilmiş, yine aynı Kanunun 52. maddesi ise; Vazife malüllüklerinin (6) derece olduğu, bu malüllüklerin nevileriyle derecelerinin tüzükle belirtileceği, tüzükde gösterilenler dışında görülecek malüllüklerin hangi dereceye gireceklerinin sağlık kurulunca tayin olunacağı, hükmünü taşımakta olup, ilgililerin malüllük raporlarını inceleyerek karar bağlamak, 5434 sayılı Kanunun malüllüğe ait hükümlerinin uygulanmasında düşüncelerini bildirmek ve ( 6) derece olarak belirlenen malüllük dereceleri ile Vazife Malüllüklerinin Nevileriyle Dereceleri Hakkında Tüzük hükümleri esas alınarak tespit etmek görevi Sandık Sağlık Kurulunun görevleri arasında sayılmış bulunmaktadır.

Olayda, davacının vazife malülü olduğu konusunda taraflar ve mahkemeler arasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık davacının vazife malülü emeklilik derecesinin, dominant kolun sağ kol olduğu esasına göre tespit edilen 3 üncü derece vazife malüllüğünün, dominant kolunun sol kol olduğu ve vazife malüliyetinin buna göre tespit edilmesi isteminden doğmuş olup, Emekli Sandığı’nca işlem tesis edilirken ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında askeri kural ve gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmediğinden, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Belirtilen durum karşısında, olayda, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin 15.3.2005 gün ve E:2005/454, K.2005/312 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 6.3.2006 GÜNÜNDE OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2005/94

KARARNO: 2006/38

KARARTR : 3.4.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Türk Telekom ile kapsam dışı personeli arasında özelleştirilme tarihinden önce doğan anlaşmazlığın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: S. K.

Vekili: Av. G. S., Av. E. T.

Davalı:Türk Telekomünikasyon A.Ş.

Vekili: Av. H. N. Ö.

OLAY: 399 sayılı KHK. hükümlerine tabi sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken 15.11.2000 tarihi itibariyle iş mevzuatına tabi kapsam dışı personel statüsüne geçen davacı, Kurum ile aralarında Giresun- Gazipaşa İlçe Telekom Müdür Yardımcısı olarak akdedilen sözleşmeye göre kendisine teknik müdür yardımcısı ücretinin ödendiğini; 23.2.2001 günlü Genel Müdürlük oluru ile Ordu- Ünye İlçe Telekom Müdür Yardımcılığına naklen atanmasının Teknik Hizmet grubunda yapıldığını; ancak, İnsan Kaynakları Müdürlüğünün 17.7.2001 tarihli yazısı üzerine sözleşmesinin idari müdür yardımcısı unvanıyla ve bu gruba ait ücretten daha düşük ücretle 2.4.2001 tarihi itibariyle tashih edilerek, 15.4.2001 tarihinden itibaren 4 aylık farkın zimmet çıkarıldığını; başvurusuna rağmen maddi hatanın dahi düzeltilmediğini; 2.4.2003 tarihli sözleşmesinde unvan ve pozisyonunun “Müdür Yardımcısı (Teknik)” olarak belirlendiğini ileri sürerek, 2.4.2001 tarihli sözleşmesinin ücrete ilişkin kısmının teknik müdür yardımcısı ücretine göre düzeltilmesine ve bu düzeltmeden doğacak ücret ve ikramiye farklarının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 24.12.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU 1. ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ; 9.4.2004 gün ve E.2003/227, K:2004/69 sayı ile, davacı ile ilgili kayıt ve belgeler, davacı ve davalının iddia ve savunmaları ve tüm dosya münderecatına göre; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde, idari işlemler nedeniyle hakları ihlal olanlar tarafından bu işlemler keza, yetki, sebep, şekil ve maksat yönünden hukuka aykırı olduklarından bahisle açılan iptal davasının idari dava türleri arasında sayıldığı; davalı idarece kamu iktisadi teşebbüsü olan Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğünün 406 sayılı Kanunda 4502 ve 4673 sayılı Kanunlarla yapılan değişikliklerle Kamu İktisadi Teşebbüsü statüsünden çıkarılarak özel hukuk hükümlerine tabi bir Anonim Şirket haline dönüştürüldüğü, bu nedenle davanın idari yargıda görülemeyeceği ileri sürülmekte ise de; şirkette kamu payının % 50 nin üzerinde olduğu, dolayısıyla Türk Telekomünikasyon A.Ş. nin kamusal nitelikte idare vasfını kaybetmediği sonucuna varılmakla, yine Uyuşmazlık Mahkemesinin 1995/1 Esas, 1996/1 Karar sayılı kararı ile, özelleştirilen veya özelleştirilme kapsamında Kamu İktisadi Teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı personel statüsünde çalışanların kurumlarıyla olan ilişkileri nedeniyle meydana gelen anlaşmazlıkların, İdari Yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği anlaşılmakla, iş bu davanın çözüm yerinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 14.6.2004 gün ve E:2004/15582, K:2004/14702 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle, 16.9.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ; 21.7.2005 gün ve E:2004/733, K:2005/1531 sayı ile, 406 sayılı Yasanın değişik 1. maddesinin 7. fıkrasında“Türk Telekom, bu kanun ve özel kanun hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu kanun hükümleri saklı kalmak üzere kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz” hükmüne yer verilerek Türk Telekom’a özgü farklı bir statü oluşturulduğu; aynı Yasanın 4673 sayılı Yasayla değişik Ek 22. maddesinde de telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli hizmetlerin genel müdür, yönetim kurulu, Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilecek personel eliyle yürütüleceğinin, 399 sayılı KHK’yetabi anılan personel dışında kalan personelin iş mevzuatı uyarınca istihdam edileceğinin ve iş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartların yönetim kurulunca belirleneceğinin hükme bağlandığı; Türk Telekom Yönetim Kurulunun anılan Yasa hükmü doğrultusunda yaptığı düzenlemeyle iş mevzuatına göre istihdam edilenleri kapsam içi ve kapsam dışı olarak sınıflandırıldığı, ancak, bu sınıflandırma sonucu kapsam dışı sayılan personel de, yine bütünüyle iş mevzuatına tabi olarak istihdam edilmekte olup, yasal düzenleme doğrultusunda asli ve sürekli hizmetleri yapmak üzere oluşturulan kadrolar dışında kalan kapsam dışı personelin, Türk Telekom’un statüsü itibariyle kamu personeli sayılmalarına olanak görülmediği; bu nedenle, Türk Telekom ile iş mevzuatına tabi (2.4.2001 tarihinde) hizmet akdi imzalayan, asli ve sürekli hizmetlere ilişkin bir kadroda çalışmayan davacının sözleşmesinin ücrete ilişkin kısmından doğan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,Cafer ŞAT’ın Başkanlığında , Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL,H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 3.4.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Hukuk Bölümü’nün 26.12.2005 günlü ara kararı üzerine davalı Türk Telekom A.Ş. tarafından dosyaya ibraz olunan Ana Sözleşmenin de incelemeye alındığı ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nundavanın çözümünde idariyargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada adli yargının; Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in ise davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılıve sözlüaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, kapsam dışı personel ile Türk Telekom A.Ş. arasında 2.4.2001 tarihi itibariyle akdedilen sözleşmenin ücrete ilişkin kısmının düzeltilerek ücret ve ikramiye farklarının davalı Kurumdan tahsiline hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Yasa ile, Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Yasayla değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Şirket)” tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmıştır.

27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile, 406 sayılı Yasa’nın 1. maddesine eklenen dokuzuncu fıkrada, “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Kamu İktisadi teşebbüslerinin kuruluş, teşkilât ve faaliyetleri ile ilgili mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sadece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır.” denilmiş; anılan fıkra hükmü 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa’nın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve “Türk Telekom, bu Kanun ve özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirkettir. Bu Kanun hükümleri saklı kalmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri de dahil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat Türk Telekom’a uygulanmaz. Sermayesinin yarısından fazlası kamuda kaldığı sürece, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimine ilişkin 2.4.1987 tarihli ve 3346 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi hükümleri uygulanır. 16.7.1965 tarihli ve 697 sayılı Kanun ile milli güvenlik ve kamu düzeniyle sıkıyönetim ve seferberlik hallerinde telekomünikasyon hizmetlerinin yürütülmesine ilişkin özel kanunların hükümleri saklıdır.” hükmünü almıştır.

406 sayılı Yasa’nın 4502 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin (c). bendinin birinci alt bendinin birinci cümlesinde “Türk Telekom; telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini, 31.12.2003 tarihine kadar bu Kanun ve görev sözleşmesi çerçevesinde tekel olarak yürütür.” denildikten sonra, anılan (c) bendinin birinci alt bendinde 12.5.2001 tarih ve 4673 sayılı Yasa ile eklenen üçüncü cümlede “Ancak, Türk Telekom’daki kamu payı %50’nin altına düştüğünde, Türk Telekom’un tüm tekel hakları 31.12.2003 tarihinden önce de olsa ortadan kalkmış olur.” denilmiş; 4502 sayılı Yasa’nın Geçici 3. maddesi ile de Türk Telekomünikasyon A.Ş., 233 sayılı KHK. ‘nin ekindeki “B-Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)” bölümünde yer alan kuruluşlar listesinden çıkarılmıştır.

Bu sürece paralel olarak Türk Telekom personelinin durumu incelendiğinde:

Türk Telekom A.Ş., 4502 sayılı Yasa’nın 29.1.2000 tarih ve 23948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, 29.1.2000 tarihi itibariyle 233 sayılı KHK.kapsamı dışında kalmış ve anılan KHK. eki cetvellerden çıkarılmış olması nedeniyle,Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisaditeşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararının kapsamı dışına çıkmıştır.

Anılan 4502 sayılı Yasa’nın 13. maddesi ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 22. maddenin (a). bendinde, “a) Personelin statüsü: Telekomünikasyon hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler telekomünikasyon alanında sekiz yıl tecrübeye sahip ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görmüş bir genel müdür ile kadro, unvan, derece ve sayıları Yönetim Kurulunun önerisi ve Bakanlığın teklifi üzerine bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüzseksengün içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen kadrolarda istihdam edilen personeleliyleyürütülür.BupersonelhakkındabuKanundaöngörülenhükümlersaklı kalmak üzere 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uygulanır. Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur.” hükmüne yer verilmiş; bu bent hükmü, 4673 ve 5189 sayılı Yasalarla yapılan değişiklikler sonucunda; “a) Personelin statüsü: (Ek ibare: 12.5.2001-4673/6.md.) Türk Telekomdaki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadar, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliklerine atanacaklarda Devlet memurluğuna atanabilme genel şartlarına sahip olma ve en az dört yıllık yüksek öğrenim görme şartları aranır.(Mülga ikinci ve üçüncü cümle: 16.6.2004- 5189/ 12 md.) Bunların dışında kalan personel iş mevzuatı uyarınca istihdam edilir. İş mevzuatına göre istihdam edilenlere ilişkin kayıt ve şartlar Yönetim Kurulu tarafından tayin olunur.” hükmünü almış; aynı maddenin (b) bendinin ikinci parağrafında da iş mevzuatına tabi olanTürk Telekom çalışanlarının aylık ücretlerinin kendilerini atamaya yetkili olan Yönetim Kurulu tarafından tespit olunacağı kurala bağlanmıştır

406 sayılı Yasa’nın anılan Ek 22. maddesi uyarınca, Türk Telekom A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne ait asli ve sürekli kadrolar belirlenerek 4.4.2000 tarih ve 24010 (Mükerrer) sayılı R.G. de yayımlanan 31.3.2000 tarih ve 2000/331 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ekinde yer alan listede: merkez teşkilatı için 100 ve taşra teşkilatı için 100 (6 Bölge Müdürü, 12 Bölge Müdür Yardımcısı ve 82 İl Telekom Müdürü) kadro ihdas edilmiş; öte yandan, aynı Yasa maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği” adı altındaki düzenleme, Yönetim Kurulunun 31.8.2000 tarih ve 407 sayılı kararıyla kabul edilmek suretiyle yürürlüğe konulmuştur.

Yasa ile telekomünikasyon şebekeleri üzerinden sunulan ulusal ve uluslararası ses iletimini ihtiva eden telefon hizmetlerini 31.12.2003 tarihine kadar “tekel” olarak yürütmekle görevli kılınan ve olay tarihi itibariyle , çoğunluk hisseleri kamuya ait bulunan Türk Telekom, yürüttüğü hizmetin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde istihdam edilen personelinin 399 sayılı KHK. hükümlerine tabi kamu personeli olduğu da dikkate alındığında, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, ancak kuruluş yasasındaki son düzenlemeler ile kendine özgü statüye sahip olan ve sermayesindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye kadarkamu kuruluşu niteliğinitaşıyan bir kuruluş olduğu tartışmasızdır.

Olayda, İlçe Telekom Müdür Yardımcısı olan davacının 15.11.2000 tarihi itibariyle yapılan sözleşmesinin teknik müdür yardımcısı ücretine göre düzenlendiği; ancak, naklen ataması sırasında 2.4.2001 tarihi itibariyle tashih edilen sözleşmede ücretin idari müdür yardımcısı ünvanına göre belirlendiği; 2.4.2003 tarihli sözleşmenin ise, yeniden teknik müdür yardımcısı ünvanına göre düzenlendiği; bunun üzerine davacı tarafından, 2.4.2001 tarihli sözleşme ücretinin teknik müdür yardımcısı ünvanına göre düzeltilmesi ve ücret ile ikramiye farklarının Şirketten tahsili istemiyle dava açtığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 128. maddesine göre, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Bu bağlamda, Türk Telekom A.Ş. Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği adı altındaki düzenlemeye göre istihdam olunan personelin durumu incelendiğinde: Türk Telekom’un 233 sayılı KHK. hükümlerine tabi bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu dönemde399 sayılı KHK hükümlerine tabi sözleşmeli personel olarak görev yapmakta iken, 406 sayılı Yasa’ya 4502 sayılı Yasa ile eklenen Ek 22. madde uyarınca asli ve sürekli görevler için belirlenen kadrolar dışında kalmakla birlikte aynı nitelikteki bazı idareci pozisyonlarında görev yapmak üzere iş mevzuatına geçerek kapsam dışı personel statüsünde çalışanların, sendikasız ve toplu sözleşmesiz istihdam edildikleri açıktır. Sendika yasağı nedeniyle toplu iş sözleşmesinin kapsamı dışında kalan bu idarecikesimin yetki ve ücretinin tayin ve takdirinin idareye bırakılması, görevlerinin de genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli görevlerden farklılık taşımaması karşısında, Türk Telekom A.Ş.’de kapsam dışı personel statüsünde İlçe Telekom Müdür Yardımcısı olarak görev yapan davacının, olay tarihinde kamu personeli sayıldığının kabulü gerekir.

Bu arada, özelleştirme kapsamında bulunan Türk Telekomünikasyon A.Ş.’deki tamamı Hazineye ait bulunan hisselerden %55’i, Bakanlar Kurulunun 25.7.2005 tarih ve 2005/9146 sayılı “Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi (Türk Telekom)’nin %55 Oranındaki Hissesinin Blok Olarak Satışına İlişkin Nihai Devir İşlemlerine Dair Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar”’ı uyarınca, 14.11.2005 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi ile (6.550.000.000 USD. bedelle) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’ ne satılmış ise de, 406 sayılı Yasa’nın Ek 29. maddesinin 3.7.2005 tarih ve 5398 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında yer alan “Türk Telekom hisselerinin devri sonucu kamu payının yüzde ellinin altına düşmesi durumunda; Türk Telekomda ek 22 nci maddenin (a) bendinin bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri uyarınca belirlenen asli ve sürekli görevlerde çalışmakta olanlar ile 22.1.1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi olarak kadrolu veya sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ve kapsam dışı personel, kamu görevlerinden yüzseksen gün aylıksız izinli sayılır. Bu personel belirtilen süre içinde Türk Telekomda çalışmaya devam eder ve hisse devir tarihinden nakli için Devlet personel Başkanlığına bildirildikleri tarihe kadarki aylık ücret, harcırah, sağlık giderleri, cenaze giderleri ve ölüm yardımı ile diğer mali ve özlük hakları Türk Telekom tarafından karşılanır (…)” hükmüne göre yasakoyucu tarafından açıkça kamu personeli sayılan kapsam dışı personel ile olay tarihi itibariyle kamu kuruluşu niteliği taşıyan Türk Telekom arasında hizmet sözleşmesinden doğan anlaşmazlığın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-c. maddesinde yer alan “ Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkanuyuşmazlıklara ilişkin davalar” kapsamında idari yargı yerlerinde çözümlenmesi gerekir.

Ancak,idari yargı denetiminin, Türk Telekom hisselerinin devrinin fiilen gerçekleştiği tarihten önce tesis edilen işlemlerden doğan uyuşmazlıklarla sınırlı olacağı; bu yargısal denetim sırasında doğacak husumet sorununun ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14 ve 15. maddelerine göre idari yargı yerlerince gözetileceği, doğaldır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi’nin 21.7.2005 gün ve E:2004/733, K:2005/1531 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 3.4.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/17

KARARNO: 2006/55

KARARTR : 1.5.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET : Elektrikçiler Odasındaki üyelik ve sicil kaydının silinmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 5362 Sayılı Yasanın 67, 68. ve 6762 sayılı Yasa’nın 36. maddeleri uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: M. U.

Vekili: Av. E. K.

Davalı: Elektrikçiler Odası Başkanlığı- Malatya

OLAY: Davacı vekili, müvekkilinin esnaf olarak çalışmaya başladığından ötürü Elektrikçiler Odasına kaydolduğunu ve esnaf sicil memurluğunca sicil kaydının yapıldığını, ancak 2.5.1995 tarihinde ticareti ve mesleki faaliyetini terk ettiğinden dolayı oda ve sicil kaydının silinmesi gerekirken, anılan tarihten itibaren kaydının devam ettirilmesine ilişkin 17.5.2004 tarihli işlemin iptali istemiyle 27.5.2004 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ; 30.11.2004 gün ve E:2004/1049, K:2004/2594 sayı ile; 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu’nun 1,119 ve 114. maddelerine ve 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 36. maddelerindeki yasal düzenlemelere göre; esnaf ve sanatkarların sicille ilgili tescil, tadil veya terkin gibi talepleri üzerine tesis edilen işlemlere karşı Adli Yargı yerinde (Asliye Hukuk Mahkemesinde) dava açılabileceğinden, Mahkemelerinde açılan davanın görev yönünden reddinin gerektiği, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesinin 03.10.1994 günlü ve E:1994/11. K:1994/21 sayılı kararının da bu yönde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istekle 17.1.2005 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 17.5.2005 gün ve E:2005/38, K:2005/271 sayı ile, Anayasanın 135. maddesine göre meslek kuruluşlarının kamu kurumu niteliğinde olduğu, aynı düzenlemenin 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Yasası’nın 1. maddesinde de yer aldığı, Uyuşmazlık Mahkemesinin 24.12.1980 gün ve 1980/7-7 sayılı kararında, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yönetsel yapı içinde bulunan ve kamu hizmeti görenidari birimler olduğu, meslek odalarına kayıt işlemlerinin ise idari işler niteliği taşıdığının belirtildiği, somut olayda kamu kurumu niteliğinde olan davalının, idari işlem tesis etmeye zorlayıcı hüküm kurması amaçlandığına göre, istem ve işlemin idari nitelik taşıdığının kabul edilmesi gerektiği, bu tür uyuşmazlığın ise idari yargı yerinde görüleceği, bir mahkemenin görevli olup olmadığı hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, açıkça veya hiç ileri sürülmese de resendikkate alınacağı, Yargıtay 4. HukukDairesinin04.10.2001 tarih ve

2001/4614-8981 E.K. sayılı ilamının da benzer nitelikte olduğu, açılan davada; 507 sayılı Yasa’nın 6. maddesinde belirlenen ve Çözümleme Komitelerinin oluşumu ve Komite kararlarına itiraz durumunun da söz konusu olmadığı, böyle olmuş olsa idi, bu taktirde bu oluşum ve Komite kararına karşı Asliye Hukuk Mahkemesine itiraz edilebileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında , Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 1.5.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve dava dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör- Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, ticari faaliyetine 2.5.1995 tarihinde son veren davacının, bu tarihten itibaren Elektrikçiler Odasındaki üyelik ve sicil kaydının silinmediğine ilişkin 17.5.2004 tarihli işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Görevsizlik kararı veren Mahkemelerce, uyuşmazlık 507 Sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu hükümleri uyarınca irdelenerek bir sonuca varılmıştır.

21.6.2005 tarih, 25852 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7.6.2005 tarih, 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi hükmü ile 507 Sayılı Kanun yürürlükten kaldırılmış, diğer kanunlarda, 507 Sayılı Kanuna yapılmış olan atıfların bu kanuna yapılmış sayılacağı kurala bağlanmıştır.

İncelenen olayda; 507 Sayılı Yasa yürürlükten kaldırıldığına göre, görev uyuşmazlığının, 5362 sayılı Yasa ve bu Yasa dayanak alınarak yürürlüğe konulan düzenleyici işlemlere istinaden çözümlenmesi gerekmektedir.

7.6.2005 tarih ve 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşlar Kanunu’nun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı; esnaf ve sanatkârlar ile bunların yanlarında çalışanların meslekî ve teknik ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak gelişmelerini ve meslekî eğitimlerini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak, meslek disiplini ve ahlâkını korumak ve bu maksatla kurulan tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğindeki esnaf ve sanatkârlar odaları ile bu odaların üst kuruluşu olan birlik, federasyon ve Konfederasyonun çalışma usûl ve esaslarını düzenlemektir.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı Yasa’nın 6. maddesinde, odaya kayıt başlığı altında, esnaf ve sanatkarların sicile kayıtları yapılmadıkça, hiçbir şekilde odaya kaydının yapılmayacağı; 8. maddesinde, üyeliğin son bulmasının koşullarının neler olduğu belirlenmiş; Sicil Teşkilatı ve Personeli başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrasında “Esnaf ve sanatkârların sicillerinin, sağlıklı ve güvenli bir şekilde Bakanlık e-esnaf ve sanatkâr veri tabanında tutulması ve yayınlanmasını teminen ticaret davalarına bakan asliye hukuk mahkemeleri gözetiminde ve kurulu bulunduğu il idari sınırları içerisinde çalışmak üzere birlik bünyesinde ayrı bir birim olarak Esnaf ve Sanatkâr Sicil Müdürlüğü kurulur. Sicilin personel ücretleri ve diğer giderleri birlik tarafından karşılanır.”hükmüne, dördüncü fıkrasında “Sicil müdürleri, sicil kayıtlarını mevzuata ve gerçeklereuygunolaraktutmakveizlemeklegörevlivesorumludur.Sicilkayıtlarıüzerin-desuçişledikleri Belirlenen sicilteşkilatıpersonelihakkındabusuçlarındanvediğermevzuata aykırı işlemlerinden dolayı kamu görevlileri hakkındaki cezalar uygulanır.”
hükmüne,beşincifıkrasında,TürkTicaretKanununun,ticaret siciline ilişkin26 ila40 ıncı madde-lerinin buKanunaaykırıolmayanhükümleriEsnafveSanatkârSicilMüdürlüğühakkındada uygulanır.“ hükmüne yer verilmiş, sicile kayıt mecburiyeti ve sicil işlemleri başlıklı 68. maddenin beşinci fıkrasında; tesciligerekenolayveyaişlemlerintamamen veya kısmen sona ermesi veya ortadan kalkması halinde,sicildekikaydınilgilinintalebiüzerinekısmenveyatamamensilineceği,75. maddesinin (h) bendinde,buhususlarailişkinYönetmeliğin üçay içerisinde çıkarılacağı, hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan 67. maddenin gönderme yaptığı 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 36. maddesinde; “ilgililer vukuu bulacak tescil veya tadil yahut terkin talepleri üzerine sicil memurluğunca verilecek kararlara karşı, tebliğinden itibaren sekiz gün içinde sicilin bağlı olduğu mahkemeye dilekçe ile itiraz edebilirler” hükmüne yer verilmiştir.

5362 Sayılı Kanun dayanak alınarak 16.9.2005 tarih ve 25938 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Esnaf ve Sanatkar Sicili Yönetmeliğinde ise, sicil işlemlerinin sağlıklı ve güvenli bir şekilde yürütülmesini teminen sicil müdürlüğünün kurulacağı, işlemlerin mevzuata uygun yürütülmesi açısından hakimin gözetim yetkisinin bulunduğu, kaydın silinmesi işleminin de tescildeki hükümlere tabi olduğu, ilgililerin sicil müdürlüğü tarafından kabul edilmeyen taleplere ilişkin verilen kararlara karşı, sicilin bağlı olduğu mahkemeye itiraz edebileceği hususları ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.

Olayda ticari ve mesleki faaliyetini 2.5.1995 tarihinde sona erdiren davacının, bu tarihten sonra sicil kaydının silinmediği, dolayısıyla sicilden silinme isteminin zımnen reddedildiği ve bu işlemin de 17.5.2004 günlü Elektrikçiler Odası İşlemi ile öğrenildiği, uyuşmazlığın da; oda üyeliği ve sicil kaydının silinmemesi işlemine yönelik olduğu; yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca; sicil işlemlerinin, Ticaret davalarına bakan Asliye Hukuk Mahkemelerinin gözetimi ve denetimi altında yürütüleceği, itirazların da aynı mahkemelere yapılacağı anlaşılmaktadır.

Bu durumda; Esnaf ve Sanatkarlar siciliyle ilgili yeni kayıt, değişiklik yapılması ve kayıt silinmesi istemleri üzerine tesis edilecek işlemlere karşı, ticaret davalarına bakan Asliye Hukuk Mahkemelerine başvurulabileceği sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.5.2005 gün ve E:2005/38, K:2005/271 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.5.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/72

KARARNO: 2006/70

KARARTR :1.5.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 506 Sayılı Yasaya tabi olarak, 2547 Sayılı Yasa ve 83/7148 sayılı BKK uyarınca düzenlenen Tip Sözleşmelerle (Yabancı Uyruklular İçin) okutman olarak çalışan davacının, emekliye ayrılması nedeniyle kıdem tazminatı ödenmesi istemiyle açtığı davanın, 2577 sayılıİYUK’nun 2/1-c maddesi kapsamında İDARİYARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerek-tiği hk.

KARAR

Davacı:A. M.T.

Vekili:Av. M. K.

Davalı:İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü

OLAY:Davacı, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulunda, 2547 sayılı Kanun’un kabulünden önceki mevzuattaöngörülen prosedür uyarınca Fransızca Okutmanlığına, 1973 tarihinde atanarak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi olarak, birer yıllık sözleşmelerle çalışmış, 2547 sayılı Kanun ve14.10.1983 tarih ve 83/7148 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca düzenlenen Tip Sözleşme(Yabancı Uyruklular İçin) ‘lerlegörevini sürdürmüş; 23.10.1997 tarihinde, SSK’dan yaşlılık aylığı almak suretiyle emekliye ayrılmıştır.

Davacı vekilince, İdarece ödenmemesi üzerine, hak edildiği belirtilen 2.355.000.000.-TL kıdem tazminatının faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle,adli yargı yerinde dava açılmıştır.

İSTANBUL 3.İŞ MAHKEMESİ; 13.7.1999 gün, E.1998/1197, K.1999/487 sayı ile, işin esasına girerek karar vermiş, kararın temyizi üzerine Yargıtay 9.Hukuk Dairesi 11.11.1999 gün, E.1999/14775, K.1999/17402 sayılı İlamı ile; 2547 sayılı Kanunun 34. maddesinden hareketle, davacının atama tasarrufu ile göreve başladıktan sonra taraflarca sözleşmesinin düzenlendiği, bu durum karşısında sözleşmenin hizmet sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği vetaraflar arasındaki sözleşmenin idari nitelikte olduğu, dava dilekçesinin görev noktasından reddi gerekirken, davanın esası hakkında hüküm kurulmasının hatalı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına hükmetmiş, Mahkemece; 24.10.2000 gün, E.1999/1368, K.2000/914 sayılı kararla, bozmaya uyulmayıp eski hükümde ısraredilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise; 6.12.2000 gün, E.2000/9-1759, K.2000/1766 sayı ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına karar vermiş, Mahkeme sonuçta; 29.3.2001 gün, E.2000/1440, 2001/177 sayı ile, bozmaya uyarak görevsizlik kararı vermiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istemle, 22.4.2002 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 4.İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 31.3.2003 gün,E.2002/566, K.2003/60 sayı ile, 2577 Sayılı Kanun’un 2.maddesinde idari davaların sayıldığı,idari işlem kimliğini kazananişlemlerin veidari sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idare mahkemeleri olduğu, 2547 sayılı Kanun’un 34.maddesine değinilerek, “olayda tamamen taraflar arasında özgür irade ile aktedilen sözleşmeye dayalı olarak hukuki bir bağ kurulmuş olması ve bu sözleşmenin 10.maddesinde sözleşmeden doğan anlaşmazlıkların çözümünde İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğunun kabul edilmiş olması karşısında, idari yargı yerinde çözümü gereken idari bir işlem veya idari bir sözleşmeden bahsetme olanağı bulunmayıp, özel hukuk kurallarına göre düzenlenen sözleşme ile ilgili uyuşmazlığın çözümünün adli yargı yerlerinin görevine girdiğinin kabulü gerekmektedir” gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, karara karşı davalı idarece yapılan itiraz ve karar düzeltme istemlerinin İstanbul Bölge İdare Mahkemesince reddedilmesi üzerine, karar kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında , Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 1.5.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME:Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve dava dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden esas inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör- Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulunda 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi olarak, 2547 sayılı Kanun ve14.10.1983 tarih ve 83/7148 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca düzenlenen birer yıllık Tip Sözleşme(Yabancı Uyruklular İçin)‘lerlegörevini sürdürmüş ve 23.10.1997 tarihinde, SSK’dan yaşlılık aylığı almak suretiyle emekliye ayrılan davacının kıdem tazminatının faiziyle birlikte ödenmesi isteminden ibarettir..

2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanları başlıklı 34. maddesinde “Yükseköğretim kurumlarında, sözleşme ile görevlendirilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları, ilgili fakülte, enstitü veya yüksekokul yönetim kurulunun önerisi ve üniversite yönetim kurulunun uygun görüşü üzerine rektör tarafından atanırlar. Bunlar, öğretim görevleri bakımından, bu kanunda aylıklı öğretim elemanları için konulmuş olan hükümlere tabidirler.

(Değişik fıkra: 17/08/1983 - 2880/17 md.) Yabancı uyruklu öğretim elemanlarının bu şekilde atanmaları veya görevlendirilmeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun Bakanlar Kurulu kararını gerektiren hükümlerine tabi olmadan, Yükseköğretim Kurulunca İçişleri Bakanlığına bildirilir ve iki ay içinde alınacak olumlu görüş neticesinde ilgili üniversitesi ile sözleşmesi yapılır.”hükmüne yer verilmiştir.

Davacı ile davalı idare arasında imzalanan Tip Sözleşme(Yabancı Uyruklular İçin)’de,Hizmet borçlusunun yükümlülükleri dikkate alınarak maddeler düzenlenmiş, 1.maddede Üniversiteler Kanununun ve Üniversite Personel Kanunu ile Yabancı uyrukluların çalışmalarını düzenleyen diğer T.C. Yasalarının ilgili hükümlerinin yüklediği ve üniversite organlarının vereceği bütüngörevleri yapacağı, 4.maddede, isteği halinde 506 sayılı Kanun uyarınca hastalık primlerinin kesileceği ,6. maddede, izin süresinin emsali kadrolu öğretim elemanları kadar olduğu,7. maddede, sorumluluğunun birinci maddedesayılan yasa hükümlerine tabi olduğu, 8. maddede, gerektiğinde Türkiye’deki diğer üniversitelerde ve benzeri kurumlarda Rektörün teklifi ile Yükseköğretim Kurulu Başkanı tarafından doğrudan görevlendirilebileceği,harcırah miktarının da emsali kadrolu öğretim elemanlarına ödenen miktara göre ödeneceği, 9.maddede ise, bu sözleşmede yer almayan hususlar hakkında 14.10.1983 tarih ve 83/7148 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde işlem yapılacağı hususlarına yer verilmiştir.

Tip Sözleşmenin gönderme yaptığı 83/7148 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 1.maddesinde ise; 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 16’ ncı maddesi hükmüne dayanılarak hazırlanan bu kararın amacının, bu kapsama giren sözleşmeli yabancı uyruklu öğretim elemanlarının sözleşmeli çalışma esaslarını, ödenebilecek sözleşme ücretlerinin üst sınırlarını ve benzeri diğer hususlarını düzenlemek olduğuifade edilmiş, diğer maddelerde de, Tip Sözleşmede de bulunan paraleldüzenlemeler yer almıştır.

Olayda davacının, 2547 sayılı Yasa’nın 34. maddesi ile 14.10.1983 tarih ve 83/7148 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre düzenlenen sözleşme ile çalıştırıldığı, atama tasarrufu ile göreve başladıktan sonra taraflarca sözleşme düzenlendiği, sözleşme koşullarının tamamen hizmet borçlusunun(davacının) yükümlülüklerini belirlemeye yönelikve büyük ölçüde emsali kadrolu öğretim elemanlarına paralel hükümler içerdiği anlaşılmakta olup, anılan yasal düzenlemelere göre işçi sayılmadığı ve kamu hizmeti yürütmekte olduğu; öte yandan, idare hukuku esaslarına göre düzenlenen hizmet sözleşmesinin de idari sözleşme niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır.

İdarenin,kamu görevlisi sayılan personeli ile arasındaki ilişki, idare hukuku ilkelerine dayanan ve idare hukuku ilkeleriyle düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisidir. Her ne kadar, hizmet sözleşmesinin 4. maddesi ile, davacı Sosyal Sigortalar Kanunu’natâbi kılınmış ise de, personelin bağlı olacağı sosyal güvenlik kurumunu belirleyen bu hüküm, taraflar arasındaki kamu hukuku ilişkisini değiştiremez ve ortadan kaldıramaz.

Öte yandan, davacının kıdem tazminatı talep etmiş olması da görevli yargı yerini belirleyecek bir ölçüt değildir.

Bu duruma göre, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-c. maddesinde belirtilen idari sözleşmeden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlık kapsamındaki davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle İdare Mahkemesi Tek Hakimince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 4.İdare Mahkemesi Tek Hakiminin 31.3.2003 gün ve E: 2002/566, K:2003/60 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.5.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2005/61

KARARNO:2006/74

KARARTR : 5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :Orman kadastro komisyonu işlemlerinin hatalı olduğunun tespiti ile yok hükmünde sayılması istemiyle açılan davanın, 6831 sayılı Yasa’nın değişik 11. maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Orman Genel Müdürlüğü adına Antalya Orman İşletme Müdürlüğü

Vekili :Av.U. Ö., Av. P. K.

Davalı: Hasımsız

OLAY:Antalya İli, Kemer İlçesi, Beldibi Beldesinde 1990 yılında 3302 sayılı Yasa’ya göre gerçekleştirilen aplikasyon çalışmaları ile 2/B. uygulamasının, 1941 yılında 3116 sayılı Yasa uyarıncayapılan orman tahdit sınırlarına uymadığının ve hatalı olduğunun 14.5.2002tarih ve 4 sayılı muhakkik raporu ile saptanması üzerine, Orman Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığınca görevlendirilen başmüfettiş tarafından düzenlenen 8.8.2003 tarih ve 6 sayılı İnceleme Raporunda: Beldibi Beldesinde 3302 sayılı Yasa uygulamalarında, O.S. hatlarında 3116 sayılı Yasa uygulamalarıyla kesinleşmiş orman tahdit nokta ve hatlarına uyulmadığının; inceleme konusu O.S. 871,872,873,874,875 no’lu noktalarda ve hatlarında uyumsuzluklar olduğunun; hatta 1744 ve 766 sayılı Yasaların uygulamalarıyla orman olarak belirlenmiş bulunan 13499 m² ‘likalan orman sayılmadığı gibi, tespit edilmiş koordinat değerleri ile pafta değerlerinin bile farklılık gösterdiğinin bilirkişilerce saptandığı belirtilmiş ve 6831 sayılı Yasa’nın 7. maddesine uygun bir çalışmaya dayanmayan 25 No’lu Orman Kadastro Komisyonunun 1990 yılında kesinleşen 3302 sayılı Yasa uygulamasının yargı kararı ile yok hükmünde olduğunun ve iptalinin sağlanarak yeniden 3302 sayılı Yasa uygulaması için Orman Kadastro Komisyonu görevlendirilmek suretiyle orman kadastro haritalarının uygulanabilir duruma getirilebileceği sonucuna varılmış; anılan raporda belirtilen teklifi benimseyen Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından, yetkili mahkemede dava açılması gereği Hukuk Müşavirliğinden istenilmiştir.

Antalya Orman İşletme Müdürlüğü vekillerince, Kemer İlçesi, Beldibi Beldesinde 3116 sayılı Yasa uyarınca yapılan orman tahdidinin 1990 yılındaki aplikasyonunun hatalı olduğunun tespiti ile 3302 sayılı Yasa’ya göre yapılan 2/B uygulamasının yok hükmünde sayılmasına karar verilmesi istemiyle, 14.10.2003 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

ANTALYA/ KEMER ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 15.10.2003 gün ve E:2003/487, K:2003/468 sayı ile, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 6831 sayılı Yasanın 3302 sayılı Yasa ile değişik 2/B uygulamasının idari bir işlem olduğu, bunun iptali veya yok hükmünde sayılması işinin de idari yargıda çözümü gereken bir husus olduğu kanaatine varıldığından davanın idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, süresinde temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Orman İdaresi vekillerince, aynı istekle, 23.6.2004 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 30.6.2004 gün ve E:2004/749, K:2004/697 sayı ile, 6831 sayılı Yasa’nın 4999 sayılı Yasa ile değişik 11. maddesinde, orman kadastro komisyonunun tutanak, harita ve kararlarına karşı askı tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye itiraz edilebileceğinin öngörüldüğü, anılan maddede uyuşmazlığın çözüm yeri adli yargı olduğuna göre, davacı tarafın bu konudaki tespit ve yok hükmünde sayılma taleplerinin de yine adli yargı yerinde incelenmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, idare vekilinin temyiz istemi üzerine DANIŞTAY SEKİZİNCİ DAİRESİ’nin 29.12.2004 gün ve E:2004/4592, K:2004/5240 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.6.2006 günlü toplantısında,

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği; Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 26.12.2005 günlü ara kararı gereğinin Orman Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilerek istenilen rapor ve belgelerin gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Antalya-Kemer- Beldibi Beldesinde 3116 sayılı Yasa’ya göre belirlenen 1941 tarihli orman tahdit sınırlarının 1990 yılında orman kadastro komisyonunca gerçekleştirilen aplikasyonunun hatalı olduğunun tespiti ile buna dayanan 6831 sayılı Yasa’nın 3302 sayılı Yasa ile değişik 2/B. maddesi uygulamasının yok hükmünde sayılması istemiyle açılmıştır.

31.8.1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan; 3302 sayılı Kanunla değişik 2. maddesinin (B). bendinde “31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antepfıstığı, çamfıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına çıkartılır” hükmü yer almış; aynı Kanun’un 3302 sayılı Kanunla değişik 7. maddesinin 22.5.1987 tarih ve 3373 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında “Devlet ormanlarının, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanların, hususi ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti, orman kadastro komisyonları tarafından yapılır” denilmiş; 3302 sayılı Kanunla değişik 11. maddesinin 22.5.1987 tarih ve 3373 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında,” Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı suretiyle ilanı, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak ve kararlara karşı askı tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve bu Kanunun 2 nci maddesine göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı ile hak sahibi gerçek ve tüzelkişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak, tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, 10 yıllık süre içerisinde dava açma hakları mahfuzdur” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, Antalya-Kemer İlçesi, Beldibi Beldesinde, mülga 3116 sayılı Orman Kanunu uyarınca 1941 yılında orman tahdit sınırlarının belirlendiği; 1744 sayılı Yasa uyarınca 1975 yılında 2. madde uygulaması yapıldığı; 766 sayılı Yasa gereğince 1980 yılında arazi kadastrosunun tamamlandığı ve sözkonusu uygulamaların usulünce ilan edilerek kesinleştiği; 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 3302 sayılı Kanunla değişik 7. maddesine göre 1990 yılında çalışma yapan 25 No’lu Orman Kadastro Komisyonu tarafından, 3116 sayılı Yasa’ya göre belirlenmiş olan ve sonraki (1744 ve 766 sayılı Yasalar) uygulamalarda uyulan orman tahdit sınırlarının aplikasyonunun hatalı yapıldığının ve 13499 m² ‘lik ormanın orman sınırları dışında bırakıldığının idarece tespit edilmesi üzerine, sözkonusu 3302 sayılı Yasa uygulamasının yok hükmünde sayılması için inceleme konusu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, 6831 sayılı Yasa’nın değişik 11. maddesinde, orman kadastro komisyonu işlemlerine karşı yapılacak itirazlarda açıkça kadastro mahkemesinin veya olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye başvurulacağının öngürülmüş olması karşısında, orman kadastro komisyonu işlemlerinin hatalı olduğunun tespiti ile yok hükmünde sayılması isteğinin deanılan Yasa’da belirtilen adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya/ Kemer Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 15.10.2003 gün ve E:2003/487, K:2003/468 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.6.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/26

KARARNO: 2006/75

KARARTR : 5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Kişisel kusuruna dayanılarak kamu görevlisi aleyhine açılan tazminat davasının, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı:Kendi adlarına asaleten M. D. V. H. D.

Ve H. D.

Vekilleri: Av.M. C.-Av.G. Ö.

Davalı: M. A.

Vekili: Av. E. Y.

O L A Y: Davacı vekilince, Hülya ve Hikmet Demirtaş’ın Sağlık Bakanlığı Nevşehir Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde dünyaya gelen çocuklarının, icap nöbeti olan doktor Mehmet Altunok’un doğum sırasında haber verildiği halde hastaneye gelmemesi (kişisel kusuru) sonucu özürlü hale geldiği ileri sürülerek uğranıldığı ileri sürülen zararın karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın 14.7.2004 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte doktor Mehmet Altunok’dan tahsiline karar verilmesi istemiyle 23.2.2005 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davada idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

NEVŞEHİR 2.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;25.10.2005 gün ve E:2005/37 sayı ile, davanın kişisel kusura dayandırıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin görev itirazınıreddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı vekilinin, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki 8.11.2005 günlü dilekçesi üzerine, dava dosyası Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; davacılar Hikmet ve Hülya Demirtaş tarafından, müşterek çocukları Mustafa’nın, Nevşehir Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde doğumu esnasında aynı yerde görevli Dr. Mehmet Altunok’un kişisel kusuru nedeniyle özürlü olarak dünyaya geldiği ileri sürülerek uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle davalı Mehmet Altunok’a karşı açılan Nevşehir 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2005/37 esasına kayıtlı bulunan davada, davalı tarafça davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiğinden bahisle görev itirazında bulunulduğu ve itirazın reddi üzerine olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasının istenildiği, Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 129.maddesinin 5. fıkrasında ise, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabileceği hükmünün bulunduğu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13.maddesinde de, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı, bu görevi yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları, kurumun genel hükümlere göre personele rücu hakkının saklı olduğu hükmüne yer verildiği, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemine konu olan olayda, Nevşehir Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nin Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir kamu kuruluşu, davalı doktorun ise Devlet memuru statüsünde çalışan kamu görevlisi olduğu, zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen olayın görevi sırasında meydana geldiği hususlarında ihtilaf bulunmadığı, bu durumda, Anayasa’nın yukarıda yazılı 129. maddesinin 5. fıkrası ve 657 sayılı Kanun’un 13.maddesi kapsamına giren kamu hukukuna tabi bir görevle ilgili olarak uğranılan zarar söz konusu olduğundan, benzer bir görev uyuşmazlığında Uyuşmazlık Mahkemesi’nce verilen 14.10.1991 günlü ve E:1991/28; K:1991/28 sayılı kararda da değinildiği gibi kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınmış kamu kurumunun anılan hizmetin yürütülmesi sırasında kişiye verdiği zararın tazmini istemine ilişkin bulunan davanın incelenmesi ve kamu hizmetinin yöntemine uygun olarak yapılıp yapılmadığının tayin ve tespitinin idari yargı yerlerine ait bulunduğu gerekçesiyle, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. ve 13. maddelerine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; davacılar vekili, 13.07.2004 günü doğum hastası olarak Nevşehir Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ne yatırılan Hülya Demirtaş’ın, ebe hemşirelerin muayenesi sonucu çocuğun ters geldiği ve acilen ameliyata alınması gerektiğinin nöbetçi doktor davalıya haber verilmesine karşın hastaneye gelmediği, ebe hemşirelerin müdahalesiyle bebeğin dünyaya getirildiği, ancak küçüğün uzun süre oksijensiz kalması sonucu rahatsızlanması nedeniyle Kayseri Erciyes Üniversitesi Hastanesine acilen sevk edilerek tedavisinin yaptırıldığı, çocukta beyinsel ve fizyolojik bozukluklar meydana gelmesi nedeniyle, uğranıldığı ileri sürülen ve fazlaya dair haklarının mahfuz kalmak kaydıyla 100.000.YTL. maddi ve 250.000.YTL. manevi tazminat istemiyle, doktor Mehmet Altunok aleyhine Nevşehir 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’ne davanın açıldığı, davalı tarafından görev itirazında bulunulması üzerine Danıştay Başsavcılığı’nca olumlu görev uyuşmazlığının çıkarıldığı, Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, davanın, davacıların çocukları olan Mustafa Demirtaş’ın 14.07.2004 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na bağlı Nevşehir Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde doğması nedeniyle tedavisi sırasında, davalı hastanede görevli doktorun müdahale etmemesi sonucu çocukta beyinsel ve fizyolojik bozuklukların meydana gelmesi nedeniyle, zararın davalı kurumdan tazmini isteminden ibaret olduğu, Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu, 129/5. madde ve bendinde, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurları nedeniyle doğan tazminat davalarının idare aleyhine açılabileceği, 657 sayılı Kanun’un 13. maddesinde de, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevi yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları, kurumun genel hükümlere göre personele rücu hakkının saklı olduğu hükümlerinin yer aldığı, buna göre, anılan hastanenin Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir kamu kuruluşu, müdahaleyi yapmayan doktorun ise Devlet memuru olması karşısında, kamu hizmeti yürüten Sağlık Bakanlığı’nın bu hizmeti yürüttüğü esnada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektiği, bu hususların saptanması ise, idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu, bu nedenle, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan5.6.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı vekilinin anılan Yasanın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine, Danıştay Başsavcısı’nca 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacıların Sağlık Bakanlığı Nevşehir Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde dünyaya gelen çocuklarının, icap nöbeti olan doktorun doğum sırasında haber verildiği halde hastaneye gelmemesi (kişisel kusuru) sonucu özürlü hale geldiği ileri sürülerek uğranıldığı ileri sürülen zararın karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın davalı doktordan tahsili istemiyle açılmıştır.

Birkamuhizmetininyürütülmesisırasındakişilereverilenzarar,kamugörevlisinin görevindekullandığıyetkilerdenveresmisıfatındanayrılamıyor,aksinebunlarlasıkısıkıyailgilive bağlantılıbiçimdedoğuyorise,personel bakımından“görev kusuru” olaraktanımlananbu kusurun,idareyönündennesnelniteliktaşıyan“hizmet kusuru”kapsamındaidarehukukuesaslarınatabiolduğu,gereköğretidegerekseyerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Nitekim,Anayasa’nın 125.maddesininsonfıkrasında,idarenin kendieylemve işlemlerindendoğanzararıödemekleyükümlü olduğu kuralına yerverildiktensonra,129. maddesinin beşincifıkrasında,memurlarvediğerkamugörevlilerininyetkilerini kullanırken işlediklerikusurlardandoğan tazminatdavalarının,kendilerinerücuedilmekkaydıyla vekanunungösterdiğişekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabileceğine işaret edilmiştir.

Bu düzenleme ile, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu davrandıklarından bahisle haklı ya da haksız olarak yargı mercileri önüne çıkarılmasını önlemek ve kamu hizmetinin sekteye uğratılmadan yürütülmesini sağlamak suretiyle kamu düzenini korumak amaçlanmış; aynı zamanda, zarara uğrayan kişi bakımından, memurlar veya diğer kamu görevlilerine oranla ödeme gücü daha yüksek olan bir sorumlu (idare) muhatap kılınmıştır.

Buna göre, kural olarak, kamu görevlisinin görev ve yetkilerini kullandığı sırada doğan zararın giderilmesi istemiyle, görev kusurunu kapsayan hizmet kusuru esasına dayanılarak, idari yargıda ve ancak idare aleyhine dava açılabilecek; yargı yerince tazminle yükümlü tutulması halinde idare, ilgili yasa kurallarının gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, sorumlu personeline rücu edebilecektir.

Buna karşılık, kamu görevlisinin görev ve yetkilerinden, resmi sıfatından ayrılabilen; başka bir anlatımla, suç biçimine dönüşerek idari olma niteliğini yitiren eylem ve işlemlerinin, yukarıda belirtilen Anayasal korumanın dışında kaldığını ve dolayısıyla, doğrudan doğruya kamu görevlisine karşı şahsi kusuruna dayanılarak adli yargı yerinde tazminat davası açılabilme olanağı bulunduğunu da belirtmek gerekir.

Olayımızda, adli yargı yerinde, tazminatın konusunu oluşturan zararın davalı doktorun kişisel kusurundan doğduğu iddiasıyla doğrudan doğruya doktora karşı dava açıldığı, idarenin sorumluluğunu gerektiren bir görev ya da hizmet kusurundan söz edilmediği anlaşılmıştır. Dava idareye karşı açılmadığı nedeniyle idari yargı yerince idarenin sorumluluğunun saptanmasına da olanak bulunmamaktadır.

Belirtilen duruma göre, kişisel kusuruna dayanılarak doğrudan doğruya kamu görevlisinin aleyhine açılan tazminat davasının, özel hukuk hükümleri çerçevesinde görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısı’nca yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığı’nın BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 5.6.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO:2006/32

KARARNO: 2006/79

KARARTR : 5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Asker kişinin oğlunun askeri hastanede yapılan ameliyat sonucu sakat kaldığı ileri sürülerek açılan tazminat davasının, zarar görenin asker kişi olmaması nedeniyle GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: İ. K. Velayeten İ. K. Ve Ş.K.

Vekilleri:Av. C. İ.- Av. N. D.

Davalı :Milli Savunma Bakanlığı

OLAY:Askerlik Şubesi Başkanlığında sivil memur olarak çalışan Şakir Karaman’ın oğlu, sağ kolunun kırılması üzerine Ağrı Askeri Hastanesi’nde ameliyat edilmiştir.

Bilahare, Şakir Karaman, ameliyatı yapan doktorun kusurundan dolayı oğlunun sakat kaldığını ileri sürerek 10.12.2003 tarihinde maddi ve manevi tazminat talebiyle davalı idareye başvurmuş, bu başvuruya cevap verilmemiştir.

Bunun üzerine, davacı vekilince, maddi ve manevi tazminat talebiyle idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ERZURUM 1. İDARE MAHKEMESİ; 8.6.2005 gün ve E:2004/517; K:2005/1044 sayı ile, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. ve 21. maddelerinden söz ederek, olayda, mağdur çocuğun babasının Türk Silahlı Kuvvetleri’nde sivil memur olarak görev yaptığı ve iddia edilen zararın Ağrı Askeri Hastanesi’nde yapılan ameliyattan kaynaklandığı anlaşılmış olup, bu haliyle zararı doğuran eylemin askeri hizmete ilişkin olması ve asker kişiyi ilgilendirmesi nedeniyle davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte tahsili istemiyle bu kez, 3.10.2005 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ; 19.10.2005 gün ve E:2005/708; K:2005/758 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; dava konusu, maruz kalındığı ileri sürülen eylemin askeri hizmet veren Asker Hastanesinde gerçekleştiğinin kabulü halinde dahi her ne kadar davacı baba Şakir Karaman asker kişi ise de diğer davacıların asker kişi sıfatını taşımadığının belirlendiği, eylemin asker kişiyi ilgilendirmesinden maksadın, eylemin bir asker kişiye yönelmesi, zararlı sonucu bizzat asker kişinin beden ve/ veya mal varlığı alanında meydana getirmesi olduğu, somut olayda zarara yol açan idari eylemin doğrudan asker kişi olan babaya değil, sivil kişi olan İlyas Karaman’a yöneldiğinin açık bulunduğu, eylemden zarar görenin asker kişi olmadığı ve eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi şartının dava konusu olayda gerçekleşmediği görülmekle, davada görevin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde değil, genel idari yargının görev alanına ait olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan5.6.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Genel ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, askeri idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’negönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ve AYİM Savcısı Fikret ERES’in, davada genel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Askerlik Şubesi Başkanlığında çalışan sivil memurun oğlunun askeri hastanede gerçekleştirilen ameliyat sonrasındasakat kalması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.

Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Olayda, eylemin askeri hizmete ilişkin olduğunda tartışma bulunma­maktadır. Ancak, davacılardan baba, 1602 sayılı Yasa’nın uygulan­ması bakımından asker kişi ise de; Yasada öngörülen “idari işlem veya eyle­min asker kişiyi ilgilendirmesi” koşulu bakımından, davacının asker kişi olmasında zorunluluk bulunma­masına karşılık, idari işlemin asker kişi hak­kında tesis edilmesi ya da idari eylemin asker kişiye yönelik bulunması ve zarar doğurucu etkilerini onun beden bütünlüğü ya da mal varlığı üzerinde göstermesi gerekli ve zorunlu bulunmaktadır.

Bu duruma göre, zarar doğuran idari eylemin davacıların sivil kişi olan yakınına yönelik bulunması karşısında, olayda eylemin “asker kişiyi ilgi­lendirmesi” koşulu gerçekleşmediğinden uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümü görevi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne değil, genel idari yargı yerine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görev­sizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 8.6.2005 gün ve E:2004/517; K:2005/1044 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.6.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/78

KARARNO: 2006/90

KARARTR : 5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: 2981/3290 sayılı Yasalar uyarınca hak sahibi bulunduğu taşınmazın, tapu devri nedeniyle Belediyece tahsil edilen miktarın mükerrer ödendiği ileri sürülerek, geri verilmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: A. B.

Vekili: Av. N. Ö.

Davalı: Bağcılar Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. Y. İ.

OLAY: Maliye Hazinesi adına kayıtlı, Bağcılar ilçesi, Fevzi Çakmak mahallesi, 245 DT1B pafta, 4 ada, 8 parsel sayılı 164 m2 alanlı taşınmaz; 2981/3290 sayılı Yasalar uyarınca tapu tahsis belgesi sahibi olan davacıya tapusunun verilmesi amacıyla, davalı idareye devredilmiştir.

Söz konusu yerin, davacıya satılması için Encümen kararı alınmış,Başkanlık onayını takiben, 7.740.800.000.-TLtahsil edilerek, tapununtescili için Tapu Sicil Müdürlüğüne yazı yazılmış ve satış işlemi gerçekleşmiştir.

Davacı vekili, müvekkilinin aynı taşınmazın bedelini daha önce İstanbul Milli Emlak Müdürlüğüneödediğini ifade ederek, ikinci kez ödenen satış bedeli tutarının davalı idareden alınması istemiyle, 21.11.2005 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, idare tarafından tesis edilmiş bir işlem ve bu işlem sonucu tahsil edilen paranın iadesi yolundaki uyuşmazlığıçözümleme konusunda, idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

BAĞCILAR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce, 10.2.2006 günlü celsesinde, E:2005/552 sayı ile; görev hususundakiitirazın reddine karar verilmiştir.

Davalı idare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dosya, Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; İmar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacıyla yürürlüğe konulan 2981 Sayılı İmar Ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı YapılaraUygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile Valilik veya Belediyelerce, yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle yeniden gecekondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasada öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlandığı, bu amaçtan hareketle, anılan Yasa uyarınca idarelerin, bedel tespiti ve tahsili, devir, tescil ve tapuların re’sen iptali hususunda yetkili kılındığı, bu yetkinin idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan sonucu ve tahsis kararının gereği olarak uygulanmakta olduğu, dava konusu olayda, mülkiyeti Hazineye ait, Bağcılar İlçesi Fevzi Çakmak Mah. 4. pafta, 8 parsel sayılı taşınmaz ile ilgili olarak, 2981 sayılı Kanunun uygulanması gereği, Milli Emlak Müdürlüğünce davacı adına tapu tahsis belgesi ile hak sahipliği ihdas edildiği, davacının arsa bedelini 12 eşit taksitle Milli Emlak Müdürlüğüne ödediği, bilahare 2981 sayılı Kanun doğrultusunda işlem yapılmak üzere taşınmazın davalı Belediyeye devri üzerine Belediyenin tüm işlemleri tamamlandığı ve davacının Belediye Encümeni kararı gereği tapu devri için talep edilen uyuşmazlık konusu meblağı yatırması suretiyle taşınmazın davacı adına tapu tescilinin sağlandığı, bu kez davacının söz konusu taşınmaz bedelinin evvelce Milli Emlak Müdürlüğüne yatırılmış bulunduğu, Belediyece, tahsil edilen bedelin mükerrer olduğu gerekçesiyle, belediyeden geri alımının sağlanması amacıyla bakılan davayı açtığı, bu durumda, 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemine ilişkin Belediye Encümeni kararından doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümü idari yargının görev alanına girdiği, bu nedenle, Bağcılar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı idarenin görevitirazınınreddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürerek, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesiniUyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2981 sayılı Kanun ile, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri düzenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarına ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzenlemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gecekondu yapılmasını önlemek için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların, Yasada öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belirlenen kişilere verilmesine olanak sağlandığı; anılan Yasanın 9/b-son maddesine göre, idare tarafından tahsisi yapılan gecekondunun sahibine devir ve tescilinin yapılacağı, 10/b-son maddesinde, hak sahibi olmadığı haldetapu verilen kişilerin tapularının resen iptal edileceği, 18. maddesinde de, Belediye ve mücavir alan sınırları içinde yer alan kanun kapsamındaki gecekondu ve imar mevzuatına aykırı yapılardan alınacakarsa bedelleri, harçlar ve düzenleme ortaklık payı karşılığı bedellerin, belediyeler, Büyükşehirlerde ilçe belediyelerince oluşturulacak fon hesabına yatırılacağı, 9/b maddesinde, Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya arazileri üzerine yapılmış gecekonduların (a) fıkrasındaki hükümlere tabi olup, arsa bedeli ilgili kuruluşa peşin veya en geç 4 yıl içinde oniki eşit taksitle, bu Kanun hükümlerince çıkarılacak Yönetmelikte belirtilen esaslara göre ödeneceği, hükümleri karşısında; idarenin tescil etmek ve tapuları resen iptal etmek biçimindeki yetkilerinin idari nitelik taşıyan uygulama işlemlerinin doğrudan sonucu olarak kullanılması ve ayrıca tescil ile kurulan mülkiyet, gayrimenkul mülkiyetine ilişkin Medeni Kanun hükümleri dışında idari tasarrufa dayandığı gibi, tapuda yapılan tescilin bu idari işlemin icrası niteliğinde olması karşısında, mükerrer ödemenin de idari uygulama işlemleri ile ilgili olduğunun anlaşıldığı, açılan davada; 2981 sayılı Yasa da nazara alındığında, mükerrer olarak ödenen miktarın iade edilip edilmeyeceği hususunun imar mevzuatı hükümlerine göre incelenerek bir sonuca varılması gerekeceğinden, idarenin kamu gücünü kullanarak, tek yanlı olarak tesis ettiği bu işlemin denetiminin, idare hukuku kurallarına göregörüm ve çözümünün idari yargı yerine ait bulunduğu, bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının yaptığı başvurunun kabulü ile Bağcılar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan5.6.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeidariyargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcılığının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay CumhuriyetBaşsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ileDanıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nunyazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının 2981/3290 sayılı Yasalar uyarınca hak sahibi bulunduğu taşınmazın tapu devri nedeniyle, davalı Belediye’ce tahsil edilen7.740.800.000.-TL’nin,mükerrer ödendiğini ileri sürerek, geri verilmesiistemiyle açılmıştır.

2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygula­nacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiş­tirilmesi Hak­kında Kanun, imar ve gecekondu mevzuatına aykırı olarak inşa edilmiş ve inşa halindeki bütün yapılar hakkında uygulanacak işlemleri dü­zenlemek ve bu işlemlere dair müracaat, tespit, değerlendirme, uygulama ve duyuru esaslarını ve ilgili diğer hususları belirlemek amacını taşımakta olup, valilik veya belediyelerce yetki ve sorumluluk alanlarında ıslah imar düzen­lemeleri yapılmak suretiyle, yeniden gece­kondu yapılmasının önlenmesi için temin edilecek arsaların ve muhafazası mümkün görülen gecekonduların Yasada öngörülen usul ve esaslara göre hak sahipliği belir­lenen kişilere ve­rilmesine olanak sağlamıştır.

Bu doğrultuda yapılan ıslah imar planlaması çerçevesinde, Yasada öngörülen usul ve koşullara uygunluğu saptananlara hak sahipliği ölçütüne dayalı olarak ida­rece arsa veya hisse tahsis edilmekte ve tapu verilmektedir.

Ayrıca, 2981 sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik 9. maddesinin (b) bendinin ilk fıkrasında; Hazine, belediye, il özel idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya arazileri üzerine yapılmış gecekonduların (a) fıkrasındaki hükümlere tabi olup, arsa bedeli ilgili kuruluşa peşin veya en geç 4 yıl içinde oniki eşit taksitle, bu Kanun hükümlerince çıkarılacak Yönetmelikte belirtilen esaslara göre ödeneceği,hükme bağlanmış, Tapu Verme başlıklı 10 .maddesinin (a) bendinin ilk fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince yapılmış yapıların, 12 nci madde hükümlerine göre tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine tahsis edileceği ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilerek ilgilisine “Tapu Tahsis Belgesi” verileceği hükmüne, Harçlar, Arsa Bedelleri, Paylar başlıklı 18. maddenin(e) bendinin üçüncü fıkrasında ise, belediye ve mücavir alan sınırları içinde yer alan kanun kapsamındaki gecekondu ve imar mevzuatına aykırı yapılardan alınacak arsa bedelleri, harçlar ve düzenleme ortaklık payı karşılığı bedellerin, belediyeler, ylemlerinerde ilçe belediyelerince oluşturulacak fon hesabına; belediye ve mücavir alan sınırları dışında kalan Kanun kapsamındaki gecekondu ve imar mevzuatına aykırı yapılardan alınacak arsa bedellerinin, harçlar ve düzenleme ortaklık payı karşılığı bedellerin, valilikler emrinde kullanılmak üzere oluşturulan fon hesabına yatırılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, mülkiyeti Hazineye ait, taşınmaz ile ilgili olarak, 2981 sayılı Kanunun uygulanması gereği, Milli Emlak Müdürlüğünce davacı adına tapu tahsis belgesi ile hak sahipliği ihdas edildiği, davacının arsa bedelini 12 eşit taksitle Milli Emlak Müdürlüğüne ödediği, bilahare 2981 sayılı Kanun doğrultusunda işlem yapılmak üzere taşınmazın davalı Belediyeye devri üzerine Belediyenin tüm işlemleri tamamlandığı ve davacının Belediye Encümeni kararı gereği tapu devri için talep edilen uyuşmazlık konusu meblağı yatırması suretiyle taşınmazın davacı adına tapu tescilinin sağlandığı, bu kez davacının söz konusu taşınmaz bedelinin evvelce Milli Emlak Müdürlüğüne yatırılmış bulunduğu, Belediyece, tahsil edilen bedelin mükerrer olduğu gerekçesiyle, belediyeden geri alımının sağlanması amacıyla bakılan davayı açtığı,dolayısıyla; anılanYasanın 9, 10 ve 18.maddeleri uyarıncahak sahibi olan davacının, mükerrer olarak ödediğini iddia ettiği miktarın istenilmesine ilişkin davanın, 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemine ilişkin Belediye Encümeni kararından doğduğu, bunun ise kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari işlem niteliğini taşıdığı kuşkusuzdur.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Bu durumda, 2981 sayılı Kanun gereğince tesis edilen idari nitelikteki uygulama işlemine ilişkin Belediye Encümeni kararından doğduğu anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Bağcılar Belediye Başkanlığıvekilinin görev itirazının, Bağcılar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığınca yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Bağcılar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 10.2.2006 gün veE:2005/552 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.6.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/88

KARARNO: 2006/97

KARARTR : 5.6.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Hatalı tescilin tapu sicil müdürlüğünce yapılan yanlışlıktan kaynaklandığı ileri sürülerek tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: B. E.,R. E.,V. E. Mirasçıları:M. E.,A. E., A. N., Ö. E., Z. E., F.E., İ.E.,A.B.

Vekilleri:Av. S.A. G. – Av. İ. B.

Davalı: 1- Kırşehir Tapu Sicil Müdürlüğü

2- H. E.

OLAY: Kırşehir İli Merkez Yenice Mahallesi Garipler Mevkiindeki 378 ada, 21 parsel sayılı 4838 m2 miktarındaki taşınmaz, Bayram Ekici, Veli Ekici ve Rıza Ekici adına 1/3 oranında tapuda kayıtlıyken yapılan düzenleme sonucunda 3170 ada, 5 imar parseli olduğu ve 520 m2 miktarındaki imar parselinin Hasan Ekici adına tescil edildiği ileri sürülerek, Hasan Ekici adına verilen tapunun iptali ve asıl hissedarlar adına tescilinin yapılması istemiyle Bayram Ekici tarafından 22/10/2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davaya müdahil olarak katılan Rıza Ekici ve Veli Ekici mirasçıları vekilince, 520 m2 büyüklüğündeki 3170 ada 5 imar parselinin; davacılara ait 378 ada 21 parselden alınan 488 m2 ile Hasan Ekici’ye ait 378 ada 22 parselden alınan 32 m2’den oluşturulduğu, bu imar parselinin 488/520 hissesinin Bayram Ekici, Rıza Ekici ve Veli Ekici’ye, 32/520 hissesinin de Hasan Ekici’ye ait olması ve bu şekilde tescil edilmesi gerekirken, 520 m2’nin tamamının Hasan Ekici adına tescil edilmiş olması nedeniyle, tapunun iptali ile 488/520 hissesinin 1/3 oranında eşit hisselerle davacılar adına, 32/520 hissesinin de Hasan Ekici adına tesciline karar verilmesi talep edilmiştir.

KIRŞEHİR 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 1.10.2002 gün ve E:2002/688; K:2002/772 sayı ile, davanın kabulü yolundaki 14/3/2002 gün ve E:2001/763; K:2002/335 sayılı kararının, dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; çekişmeli 3170 ada 5 parsel sayılı taşınmazın, İmar Yasası’nın 18.madde uygulamasıyla oluştuğunun anlaşıldığı, bilindiği üzere; yürürlükten kalkmış bulunan 6785 sayılı İmar Yasası’nın 42, daha sonra yürürlüğe girmiş olan 3194 sayılı İmar Yasası’nın 18. maddesine göre, belediyeler, yerleşme yerler ile bu yerlerdeki yapılaşmaların planlarını, fen, sağlık ve çevre koşullarına uygun biçimde oluşturulmasını sağlamak amacıyla imar sınır içerisinde bulunan binalı ve binasız arsa ve arazileri maliklerinin veya diğer hak sahiplerinin olurlarını aramaksızın (hamur kuralını) uygulamak suretiyle birbirleriyle, yol fazlası ile kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, bağımsız paylı veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya, resen tapu işlemlerini yapmaya yetkili olduğu, 2981 sayılı Yasa’nın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/C maddesinin de aynı doğrultuda hüküm getirdiği, gerek imar kanunları ile yapılan parselasyon işlemlerinin gerekse imar affı yasalarında öngörülen imar ıslah çalışmalarının bir idari karara dayandığı, idari karara yönelik davaların inceleme yeri de idari yargı olduğundan, bu uygulamalar sonucu oluşan çap kayıtlarının iptali isteğiyle açılan davalar, kayıtların oluşumuna esas alınan, diğer bir söyleyişle tapu kaydının illeti ve sebebi sayılan idari kararın değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması sonucunu doğuracağından, idari karar idari yargı yerinde ortadan kaldırılmadıkça genel yargıda tapu sicilindeki gerekli düzeltmenin yapılamayacağı, böyle olunca, davaya bakmak genel mahkemelerin görevi haricinde kaldığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, esas hakkında hüküm kurulmasının yerinde görülmediği gerekçesiyle YARGITAY BİRİNCİ HUKUK DAİRESİ’nin 12.6.2002 gün ve E:2002/6889; K:2002/7492 sayılı kararıyla bozulması üzerine, bozma kararına uymak suretiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle, 6.11.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KIRIKKALE İDARE MAHKEMESİ; 15.11.2002 gün ve E:2002/762; K:2002/742 sayı ile, davacının isteminin tapu tescilinin iptali istemi mi yoksa bunun dayanağı olan imar uygulamasının iptali istemi mi olduğunun anlaşılamadığı, imar uygulamasının iptali isteniyorsa buna ilişkin encümen kararının tarih ve sayısının da belirtilmediğinin görüldüğü gerekçesiyle dilekçenin reddine karar vermesi üzerine, davacı vekilince, 9.12.2002 tarihinde yenilenen dilekçe ile, imar uygulamasının ve dağıtım cetvelinin doğru olmasına rağmen Tapu Sicil Müdürlüğünce yapılan yanlışlıkla ihtilaf konusu parselin tamamının Hasan Ekici adına tescil edildiği belirtilerek, yanlış tescil işleminin iptaline, 488/520 hissenin Bayram Ekici, Rıza Ekici ve Veli Ekici adına, 32/520 hissenin de Hasan Ekici adına tescil edilmesi istemiyle dava açılmıştır.

KIRIKKALE İDARE MAHKEMESİ; 30.12.2002 gün ve E:2002/882; K:2002/878 sayı ile, davanın, Hasan Ekici adına kayıtlı taşınmazın Hasan Ekici’den terkin edilerek davacılar adına tescil edilmesi istemiyle açıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 25. maddesinde, “Kadastro Mahkemesi taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil ve şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroyu ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar” hükmünün yer aldığı, dava dosyasının incelenmesinden, davacılar vekilinin Kırşehir Belediyesi’nce yapılan imar uygulaması sonucu oluşan 3170 ada 5 sayılı imar parselinin, davacılara ait kadastro 378 ada 21 parselden alınan 488 m2 ile Hasan Ekici’ye ait 378 ada 22 parselden alınan 32 m2’den oluştuğu, imar uygulamasının ve buna uygun dağıtım cetvelinin doğru olduğu, imar uygulamasına ilişkin herhangi bir itirazlarının olmadığı belirtilerek, tapu sicil müdürlüğünce kesinleşen imar uygulamasının tapuya kaydı sırasında 3170 ada 5 sayılı parselin tamamının Hasan Ekici adına tescil edildiği iddia edilerek bu tescilin iptali ile tescilin imar uygulamasına uygun bir şekilde 488/520 hissenin davacılar adına, 32/420 hissenin Hasan Ekici adına tesciline karar verilmesi istemiyle bu davanın açıldığının görüldüğü, olayda, dava konusu taşınmazın mülkiyet hakkının tespitine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı mercilerinin görev alanına girdiği açık olduğundan, bu davanın görüm veçözümünde mahkemelerinin görevsiz bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY ALTINCI DAİRESİ’nin 4.11.2004 gün ve E:2003/1684; K:2004/5314 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan5.6.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının, davacı vekilinin istemi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi’nce Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça, idari yargı dosyasının da ilgili mahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Kırşehir Belediyesi’nce, 3170 ada 5 sayılı imar parselinin, davacılara ait 378 ada 21 parselden alınan 488 m2 ile Hasan Ekici’ye ait 378 ada 22 parselden alınan 32 m2’den oluşturulduğu halde, 3170 ada 5 sayılı parselin tamamının Hasan Ekici adına tescil edildiği ileri sürülerek, bu tescilin iptali ile 488/520 hissenin davacılar adına, 32/520 hissenin ise Hasan Ekici adına tesciline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2. maddesinin 1 numaralı bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır.

Olayda, her iki yargı yerinde de açılan dava, İdare Mahkemesi’nin dilekçe ret kararı üzerine yenilenen dava dilekçesinde daha açık bir şekilde ifade edildiği üzere, imar planında ve dağıtım cetvelinde gösterilenin aksine Tapu Sicil Müdürlüğünce yapılan yanlışlıkla ihtilaf konusu parselin tamamının Hasan Ekici adına tescil edildiği iddiasına dayanmaktadır.

Bu durumda, davada, tapu kayıtlarına dayanak teşkil eden imar planına ilişkinişlemlerin iptali istenilmemiş olduğundan, ortada idari yargı yetkisi kapsamına giren bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Bu durum karşısında, tapu iptali ve tescil davasının, Medeni Kanun hükümlerine göre çözümlenmesinde adli yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kırşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 1.10.2002 gün ve E:2002/688;K:2002/772 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.6.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/29

KARARNO: 2006/106

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:İdarenin yaptığı ve karşı tarafın bir kamu hizmetini yürütmesine katılmasını öngören ve bu özelliği gereği idari sözleşme niteliğinde bulunan sözleşmenin feshi nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Reha Denizcilik Ticaret Ltd. Şti

Davalı: T.C.D.D Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. F. C.D.

OLAY:Yurt dışında ve yurt içinde deniz taşımacılığı ile iştigal eden şirketlerin konteyner ve diğer yüklerinin limanlarda karşılanması ve liman hizmetlerinin sağlanması amacıyla, Reha Denizcilik Şirketi ile TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında, İzmir Liman İşletmesi için 15.7.2004 tarihli Sözleşme ve 2.9.2004 tarihliek Sözleşme ileHaydarpaşa ve Mersin Liman İşletmesi için10.9.2004 tarihli ve 15’er yıl süreli sözleşmeler düzenlenerek uygulanmasına başlanmıştır.

Şirket hissedarının, şirketin feshi için dava açmasını gerekçe gösterereksöz konusu Sözleşmeler, davalı İdare tarafından 31.12.2004 tarih ve 7676 sayılı işlemle feshedilmiştir.

Davacı şirket vekili, sözleşmelerinin feshedilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 481.176.314 USD tutarındaki zararın tazmini istemiyle, T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne karşı7.3.2005 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır

Davalı idare vekilince,birinci savunma dilekçesi verilmedenönce birdilekçeyle, idari sözleşmeler ile ilgili taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuş, ilk celsede deaynı istek tekrar edilmiştir.

ANKARA ASLİYE 5. TİCARET MAHKEMESİ’nce; 22.9.2005 günlü celsedeE:2005/132 sayı ile, mevcut sözleşmenin özel hukuk çerçevesinde düzenlendiği gerekçesiyle,görev hususundakiitirazın reddine karar verilmiştir.

Davalı idare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dosya, Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasanın 125. maddesinde, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun belirtildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2 nci maddesinde idari dava türlerinin sayıldığı, bu maddenin (1-b) bendinde de, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümü idari yargının görev alanına giren idari dava türleri arasında gösterildiği,T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğünün, bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu, kamu hizmeti olduğu tartışmasız bulunan liman işletmeciliği işini Ana Statüsü gereği tekel halinde yürüttüğü, faaliyeti kapsamında yer alan işleri, ekonomik olması, gerekli görülmesi ve talep olması halinde başkaları eliyle yaptırabildiği, feshedilmeleri nedeniyle dava konusu zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen sözleşmelerin; kamu hizmetini tekel olarak yürüten bu kuruluşun, kamu yararına yönelik hizmetine katılma sözleşmesi niteliğinde uzun süreli sözleşmelerden olduğu, dolayısıyla, idarenin yaptığı ve karşı tarafın bir kamu hizmetini yürütmesine katılmasını öngören, bu özellikleri gereği idari sözleşme niteliğinde bulunan sözleşmelerin feshi nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait bulunduğu,her ne kadar; uyuşmazlık konusu liman hizmetleri sözleşmelerinin feshine ilişkin T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açılan Ankara 2. İdare Mahkemesinin 2005/1268 esas sayısına kayıtlı davada, Mahkemesince davanın görev yönünden reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi nedeniyle dosyanın Danıştay Onuncu Dairesinde derdest olduğu görülmüş ise de; bu durumun, tarafları aynı olmakla ve aralarında nedensellik bağı bulunmakla birlikte, sözleşmelerin feshinden kaynaklanan zararın tazmini istemiyle açılan ve konusu farklı bulunan iş bu davada, uyuşmazlık çıkarılmasına hukuken engel olarak görülmediği, bu durumda, T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğü aleyhine açılan davanın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli olan idari yargı yerlerine ait bulunduğundan, Ankara Asliye 5. Ticaret Mahkemesinin anılan Genel Müdürlüğün görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürerek, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesiniUyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Davalı TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü Ana Statüsünün incelenmesinden; 1. maddede, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname Hükümlerine tabi olarak ve bu Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kanun hükmünde Kararnamenin hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki hukuki ilişkileri ile ilgili diğer hususları düzenlemek, 4. maddesinde de özetle, Devletçe kendisine verilen Demiryollarını, Liman, Rıhtım ve İskeleleri işletmek, genişletmek, yenilemek ve ayrıca tekel kapsamına giren bu işleri ekonomik olması, gerekli görülmesi ve talep olması halinde, başkaları eliyle yaptırmakla yükümlü kılındığı, davalı idarenin, bu yetkisini kullanarak davacı şirket ile düzenlediği Liman İşletme Sözleşmesinin 8. maddesinde; “Reha Denizcilik Şirketinin bu Sözleşme ve eklerinde bulunan şartlarını yerine getirmemesi veya getirememesi halinde şartların belirlendiği, anlaşmanın idare tarafından fesih edilmesi durumunda, fesih tarihine kadar şirketin yapmış olduğu, tüm yatırım bedelini şirkete ödemeyi, kabul ve taahhüt edeceği ve bu durumda söz konusu yatırımların mülkiyetinin Kuruluşa geçeceği, Kuruluş’un veya İşletme’nin işbu sözleşme ve bu sözleşmeye bağlanacak ek sözleşmelerdeki hükümleri yerine getirmemesi idare şirketin fesih tarihine kadar yapmış olduğu ödemeler toplamını tazmin etmek, fesih tarihinden sözleşmenin hitamı tarihine kadar geçecek sürede, sözleşme yürürlükte kalsaydı kazanabileceği miktarı ve şirketin diğer her türlü zararını tazmin etmek suretiyle Şirkete ödemeyi kabul vetaahhüt edeceği” sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlıkların Ankara mahkemeveicradairelerininyetkiliolacağı hususlarının imza altına alındığı,uyuşmazlık konusu sözleşmelerin hukuki niteliğinin incelenmesinde; İdarenin, tıpkı özel hukuk kişileri gibi özel hukuk sözleşmeleri yapabildiği gibi; kamusal yetkisininverdiğiüstünlükveayrıcalıklaradayanarak,konusu,hükümvekoşulları bakımından özel hukuk sözleşmelerinden farklı olan sözleşmeler de yapabileceği, idare hukuku esaslarına tabi bulunan bu sözleşmelerin “idari sözleşme” olarak adlandırıldığı, İdarenin, genel ehliyetini kullanarak, sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliği gözetilerek gerçekleştirdiği sözleşmelerinin tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olması ve dolayısıyla bunların yargısal denetiminin adli yargı yerince yapılmasına karşılık, 2577 sayılı Yasa’nın idari dava türlerinin sayıldığı 2/1-c maddesinde belirtildiği üzere “genel hizmetlerden birinin yürütülmesi” amacıyla ve kamusal nitelikte üstün hak ve yetkilere dayanılarak yaptığı idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde ise, idari yargı yerleri görevli bulunduğu, TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün, tekel halinde yürüttüğü liman hizmetlerinden bir kısmının 15 yıllığına özel kuruluşa devri için düzenlenen sözleşmenin feshedilmesi sonucu davacı vekili, zararının tazmini istemiyle adli yargı yerinde dava açmış ise de, konusu itibariyle genel hizmetlerden birinin yürütülmesi amacını taşıması ve idarenin kamusal nitelikte üstün hak ve yetkiler tanıyan hüküm ve koşullar içermesi nedeniyle, idari sözleşme olduğu sonucuna varıldığından davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının yaptığı başvurunun kabulü ile Ankara Asliye 5. Ticaret Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan10.7.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmakta olup, görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı Şirket ile davalı idare arasında imzalanmış bulunan Liman İşletmesi sözleşmelerinin 31.12.2004 günlü,7676 sayılı işlem ile feshedilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 481.176.314 USD tutarındaki zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

28.10.1984 tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsünün, “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesinde “Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak söz konusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususlarıdüzenlemektir.”;“Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinde, “ 1- Bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD; Tüzel Kişiliğe sahip, faaliyetlerinden özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu’dur.2- Kuruluş KHK, bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabidir.3- Kuruluş, Genel Muhasebe Kanunu ile Devlet İhale Kanunu Hükümlerine ve Sayıştay’ın denetime tabi değildir. 4- Kuruluş’un Merkezi Ankara’dadır. Kuruluş’un Merkezi koordinasyon Kurulu Kararı ile değiştirilebilir. 5- Kuruluş’un sermayesi 500 Milyar TL.sı olup, tamamı Devlete aittir. Kuruluş’un sermayesi ilgili Bakanlığın teklifi üzerine Koordinasyon Kurulu Kararı ile değiştirilir.6- Kuruluş’un ilgili olduğu Bakanlık, Ulaştırma Bakanlığıdır. Kuruluş’un ilgili olduğu Bakanlık, Başbakanlığın teklifi ve Cumhurbaşkanlığı’nınonayı ile değiştirilebilir. “ denilmiş; 4. maddesinde de, Kuruluş’un amaç ve faaliyet konuları sayılmıştır.

Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahipbir kamu kurumuolduğu tartışmasızdır. 233 sayılıKHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özelhukukhükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekleyükümlüolduğukurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Öteyandan, uyuşmazlık konusu sözleşmelerin hukuki niteliği incelendiğinde;

İdare, tıpkı özel hukuk kişileri gibi özel hukuk sözleşmeleri yapabildiği gibi; kamusal yetkisinin verdiği üstünlük ve ayrıcalıklara dayanarak, konusu, hüküm ve koşulları bakımından özel hukuk sözleşmelerinden farklı olan sözleşmeler de yapar. İdare hukuku esaslarına tabi bulunan bu sözleşmeler “idari sözleşme” olarakadlandırılırlar. İdarenin,genel ehliyetini kullanarak, sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliği gözetilerek gerçekleştirdiği sözleşmelerin tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olması ve dolayısıyla bunların yargısal denetiminin adli yargı yerince yapılmasına karşılık, 2577 sayılı Yasa’nın idari dava türlerinin sayıldığı2/1-c maddesindebelirtildiği üzere “ genel hizmetlerden birinin yürütülmesi” amacıyla ve kamusal nitelikte üstün hak ve yetkilere dayanılarak yaptığı idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünde ise, idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Olayda davacı şirket, yurt dışında ve yurt içinde deniz taşımacılığı ile iştigal eden bazı şirketlerin konteyner ve diğer yüklerinin limanlarda karşılanması ve liman hizmetlerinin sağlanması için (bu dava harici) sözleşmeler yapmış, taahhütte bulunmuştur.

Yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla, Davacı Şirket ile TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü arasında; İzmir, Haydarpaşa ve Mersin Limanları için 15 yıl süreli olarak Sözleşme ve eki sözleşmeler düzenlenerek, uygulanmasına başlanmıştır.

Bilahare davalı idare tarafından, şirket hissedarının şirketin feshi için dava açması gerekçe gösterilerek, Liman İşletmesi Sözleşmelerinin 31.12.2004tarih ve 7676 sayılı işlemle feshedilmesi sonucu,davacı şirket; zarara uğradığını ileri sürerek tazminat davası açmıştır.

Tazminat istemine dayanak oluşturan Sözleşmeler irdelendiğinde,söz konusu Sözleşmenin 8. maddesinde; RehaDenizcilik ŞirketininbuSözleşmeveeklerinde bulunan yükümlülükleri yerine getirmemesi veya getirememesi halinde şartların belirlendiği, anlaşmanın idare tarafındanfesih edilmesidurumunda,fesihtarihine kadar şirketin yapmış olduğu,tümyatırımbedelinişirketeödemeyi, kabulvetaahhütedeceğivebudurumda söz konusu yatırımların mülkiyetinin Kuruluşa geçeceği, Kuruluş’un veya İşletme’nin işbu sözleşme ve bu sözleşmeye bağlanacak ek sözleşmelerdeki hükümleri yerine getirmemesi durumunda idare, şirketin fesih tarihine kadar yapmış olduğu ödemeler toplamını tazmin etmek, fesih tarihinden sözleşmenin hitamı tarihine kadar geçecek sürede, sözleşme yürürlükte kalsaydı kazanabileceği miktarı ve şirketin diğer her türlü zararını tazmin etmek suretiyle Şirkete ödemeyi kabul vetaahhüt edeceği hususlarının imza altına alındığı anlaşılmıştır.

Feshedilmeleri nedeniyle dava konusu zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen sözleşmeler; kamu hizmetini tekel olarak yürüten bu kuruluşun, kamu yararına yönelik hizmetine katılma sözleşmesi niteliğinde uzun süreli sözleşmelerdendir.

Dolayısıyla, idarenin yaptığı ve karşı tarafın bir kamu hizmetini yürütmesine katılmasını öngören, bu özellikleri gereği idari sözleşme niteliğinde bulunan sözleşmelerin feshi nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümü idari yargı yerine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile T.C.D.D. İşletmesi Genel Müdürlüğüvekilinin görev itirazının, Ankara Asliye 5. TicaretMahkemesi’nce reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığınca yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile, Ankara Asliye 5. Ticaret Mahkemesi’nin 22.9.2005 günlü E:2005/132 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.7.2006 gününde Üye Esen EROL’un KARŞIOYU ve OYÇOKLUĞU İLE, KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

İdari sözleşmelerin konusu, bir kamu hizmetinin yerine getirilmesidir. Toplumda ortakve genel bir ihtiyacın duyulması ve bunun süreklilik taşıması halinde ihtiyacın giderilmesine yönelik tüm etkinlikler kamu hizmeti olarak tanımlanır. Hizmetin kurulması veya yürütülmesinin özel şahıslara veya kuruluşlara bırakılması idari bir sözleşme ile mümkün olabilir. Bu halde, sözleşmede tarafların eşitliği söz konusu olmayıp, hizmeti yürüten tarafın kamu gücüne özgü imtiyaz ve yetkilerle donatılmış olması gerekmektedir.

T.C. Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü Ana Statüsünün “Kuruluş’un Amaç ve Faaliyet Konuları”nı düzenleyen 4 üncü maddesinde, Devletçe kendisine verilen demiryollarını, liman, rıhtım ve iskeleleri işletmekle yükümlü bulunan Kuruluş’un tekel kapsamına giren bu işleri ekonomik olması, gerekli görülmesi ve talep olması halinde başkaları eliyle de yaptırabileceği belirtilmiş, aynı maddenin devamında Kuruluş’un Devletçe kendisine verilen liman, iskele ve rıhtımlarda tekel olarak, yükleme, boşaltma işlemi yapmak ve bu işler için gerekli tesisleri koruyup işletmekle görevli olduğu ayrıca düzenlenmiştir.

Liman işletme faaliyetinin bir kamu hizmeti olduğu ve bu hizmetin idari sözleşmeyle yürütülmesinin mümkün bulunduğu tartışmasızdır. Ancak, uyuşmazlık, liman işletme faaliyetinin yürütülmesi esaslarını düzenleyen Sözleşmelerden kaynaklanmayıp, “yükleme-boşaltma” işini düzenleyen özel hukuk sözleşmelerinden kaynaklanmıştır.

Yükleme-boşaltma işinin liman işletme faaliyetinin ikincil bir unsuru olduğu açıktır. Bu faaliyeti idari bir sözleşme ile yürütme zorunluluğu bulunmayan Kuruluş, Şirket ile söz konusu Sözleşmeleri ve Ek Sözleşmeleri Liman Tarifesinin “İş hacminin ve ekonomik durumun gerektirdiği hallerde bu tarife ücretlerinde indirim yapmaya veya bu indirimi değiştirmeye veya kaldırmaya, bütün uygulama koşullarında değişiklik yapmaya, iş sahipleri ile gemiye ve yüke ilişkin özel anlaşmalar yapmaya Genel Müdürlük yetkilidir” hükmünü içeren 5.4 maddesi uyarınca “özel hukuk sözleşmesi” olarak akdetmiş, Sözleşmelerde tarafların mutabakatı ile feshe olanak sağlayan düzenlemelere de yer vermek suretiyle özel hukuk hükümlerinin karakteristik özelliğini öne çıkarmıştır.

Öte yandan, Kuruluş, Sözleşmelerde ve Ek Sözleşmelerde hizmeti yürüten Şirkete kamu gücüne özgü imtiyaz ve yetkileri tanıyan kurallara yer vermemiş, sözleşmeleri bir idari sözleşme olarak düzenlememe iradesini bu şekilde ortaya koymuştur.

Açıklanan nedenlerle uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevinde bulunduğu görüşü ile karara katılmıyorum.

Üye

Esen EROL

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/89

KARARNO: 2006/110

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Davacının, babasının askerlik görevini yerine getirirken vefat etmesi sonucu malûl ve muhtaç olduğunu belirterek, kendisine yetim aylığı bağlanması için yaptığı başvurunun, muhtaç olmadığı anlaşıldığından bahislereddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: İ. K.(Davasırasındadavacınınölümüüzerine,mirasçılarıH. K. ve diğerleritarafından yenileme dilekçesi verilerek davaya devamedilmiştir.)

Davalı: Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. Ö. K.U.

OLAY: İhsan Kara 4.1.2002 tarihli dilekçe ile;babasının askerlik görevini yerine getirirken Çanakkale/Eceabat/ Yalıova Köyümevki hastanesinde, 20.9.1334 tarihinde zatürreden vefat etmesi sonucu malûl ve muhtaç olduğunu belirterek, kendisine yetim aylığı bağlanması için davalı idareye başvurmuştur.

Yapılan yazışmalar sonucunda davalı idare; 30.9.2002 tarih, A0.633532 sayılı işlemiyle, “Çankırı İl İdare Kurulunun 27.8.2002 tarih ve 09/2946 sayılı muhtaçlıkkararında, adı geçen hakkında yapılan araştırma sonucunda SSK’dan emekli maaşı aldığı tespit edilmiş olupmuhtaçlık talebinin reddine oybirliği ile karar verildi“ denildiğinden bahisle, muhtaç olmadığı anlaşıldığı içintarafına yetim aylığı bağlanmasına imkan bulunmadığını bildirerek, adı geçenin istemini reddetmiştir.

İhsan Kara, 30.10.2002 tarihli dilekçe ile;tarafına yetim aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle, genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA6. İDARE MAHKEMESİ; 24.9.2003 gün ve E:2002/1519, K:2003/1432 sayı ile, Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre asker kişiyi ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan işlem ve eylemlerden doğan davaların Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde çözümlenmesinin gerektiği, olayda Çankırı ili Merkez Alacamescit Mahallesinden Karaabdullahoğullarından Ömer’in oğlu davacının, babasının askerlik görevini yaparken 1918 yılında vefat etmiş olduğundan bahisle tarafına aylık bağlanması istemiyle davalı idareye başvurduğu, isteminin 30.9.2002 günlü AO. 633532 sayılı davalı idare işlemi ile reddi üzerine bakılan davanın açıldığı, gerek Anayasada gerekse 1602 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker kişinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan dul ve yetimlerine yansıyan hak doğurucu uyuşmazlıklara AYİM’de bakılacağından duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmadığı, nitekim, askeri hizmetin yürütülmesi sırasında ölen bir asker kişinin, şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali olanaklı bulunan şehit, dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerini, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularaktesis edilen işlemlerde “ asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği, bu nedenle asker kişinin desteğinden yoksun kalan aile bireyleri veya kanuni ya da akdi halefi tarafından açılan iptal davalarının görüm ve çözümünde AYİM’in görevli olduğunun, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul gördüğü, bu itibarla askerlik hizmetini ifa etmekte iken rahatsızlanması sonucu vefat eden Ömer Karaabdullahoğlu’nun oğlu olan davacının, 5434 sayılı Kanun hükümleri uygulanarak tarafına aylık bağlanması istemine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, aynı istekle bu kez, 19.12.2003 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ ÜÇÜNCÜ DAİRESİ; 20.10.2004 gün veE:2005/663, K:2005/1196 sayı ile,Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanması için işlemin konusuna bakılması gerektiği, bunun saptanması için, idari işlem tesisinde asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, askeri kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri gibi hususların göz önünde tutularak değerlendirme yapılıp yapılmadığına bakılması, bu özelliklere dayanan işlemlerin askeri nitelikli sayılmalarının kabul edilmesi gerektiği, işlem askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durumun değişmediği, bu açıklamalar sonucunda dava konusu uyuşmazlık ele alındığında, davacıların yakını İhsan KARA’nın babasının, askerlik görevini yerine getirirken 20.09.1334 tarihinde Çanakkale ili Eceabat İlçesi Yalıova Köyü mevki hastanesinde zatürreden vefat etmesi ile asker kişi olması konusunda bir tereddüt bulunmadığı, ancak dava konusu uyuşmazlıkta idari işlemin askeri hizmete ilişkin bulunmadığı sonucuna varıldığı,zira dava konusu uyuşmazlığın, davacıların yakını İhsan KARA’nın babasının vazife malülü sayılmayıpİhsan KARA’ya yetim aylığı bağlanmaması işlemi olmadığı, burada dava konusu uyuşmazlığın, davacıların yakını İhsan KARA’NIN Sosyal Sigortalar Kurumundan maaş alması nedeniyle Çankırı İl İdare Kurulunun 27.08.2002 tarih ve 09/2946 sayılı kararı uyarınca muhtaç sayılamayacağının bildirilmesi üzerine davalı idare tarafından yetim aylığı bağlanmaması işlemi olduğu, söz konusu uyuşmazlığın tamamen muhtaçlığın tespiti olup askeri hizmetin amacı ve askeri görev yerlerinin özelliklerinin göz önüne alınması gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığı, Uyuşmazlık Mahkemesinin 23.12.1996 tarih 1996/63-108 E.K. sayılı kararında, 6 ncı derece vazife aylığı bağlanan ve daha sonra yapılan Sağlık Kurulu denetiminde yedek askerlik görevini yapabileceği yönünde rapor verilmesi üzerine aylığı kesilen davacının işlemin iptali istemi ile açtığı davada uyuşmazlığın niteliğine göre idari yargı yerinin görevli görüldüğü,bu durumda dava konusu işlemde askeri hizmete ilişkinlik şartı bulunmadığından davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan10.7.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı yerleri arasındaanılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu,davacı İhsan Kara’nın 9.7.2004 tarihinde vefatı üzerine, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinceyapılan tebligat üzerine, mirasçıları tarafından yenileme dilekçesi verilerek davanın devam ettirildiği ve askeri idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının varislerinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden, görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündegenel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı E.Hakan ÖZBEK’in davada genel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı İhsan Kara’nın,babasının askerlik görevini yerine getirirken vefat etmesi sonucu malûl ve muhtaç olduğunu belirterek, kendisine yetim aylığı bağlanması için davalı idareye yaptığı başvurunun, muhtaç olmadığı anlaşıldığından bahislereddedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergöz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Gerek Anayasa’da gerekse 1602 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemeye göre,askeri hizmete ilişkin bir idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker kişinin dul ve yetimlerine yansıyan hak doğurucu uyuşmazlıklara AYİM’de bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.

Nitekim, bir asker kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler ylemlerin tutularak tesis edilen işlemlerde “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin desteğinden yoksun kalan aile bireyleri veyakanuni ya da akdi halefi tarafından açılan iptal davalarının görüm ve çözümünde AYİM’in görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.

Buna göre, davacı/davacıların yakını İhsan KARA’nın babasının, askerlik görevini yerine getirirken vefat etmesive adı geçenin kendisine yetim aylığı bağlanması isteği üzerine tesis edilen dava konusu işlemde asker kişiyi ilgilendirme koşulunun gerçekleştiği kuşkusuzdur.

İşlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

5434 sayılı Türkiye Cumhuriyet Emekli Sandığı Kanunu’nun 74. maddesinin yedinci fıkrasında, “Ölüm tarihinde iyileştirilmesi olanaksız hastalıklarının veya sakatlıklarının çalışmalarına engel olduğu sağlık kurulunca onaylanacak raporla tesbit edilenlere muhtaç olmaları şartıyla, ölüm tarihindeki yaşları ne olursa olsun ölüm tarihini izleyen aybaşından, sonradan bu şekilde malul ve muhtaç duruma düştükleri anlaşılanlara kendileri veya veli veyahut vasileri tarafından Sandığa müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır.” Denilmiştir.

Kanun’un“Muhtaçlık” başlığını taşıyan 108. maddesinde de,“Kendisini ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre bakmağamecbur olduğu ailesi fertlerini geçindirmeye yetecek geliri, malı (Para veyao mahiyetteki kıymetler dahil) veya kazancı bulunmayanlara, bu kanun hükümlerinin uygulanmasında (Muhtaç) denir.

Muhtaçlık, dul ve yetimler tarafından tanzim ve imzaları ihtiyar heyetlerince tasdik edilecek beyan kağıtları üzerine daimi olarak oturdukları yerlerin bağlı bulundukları il veya ilçe idare heyetleri tarafından muhtaçlık sebepleri açıkça gösterilmek suretiyle verilecek mazbatalarla belirtilir.

Bu mazbatalara karşı ilgili veya Sandık tarafından Danıştayda dava açılabilir. Sandıkça itirazda bulunulması halinde netice alınıncaya kadar aylığın yarısı ve toptan ödeme, kesenek iadesi ve ikramiye gibi ödemelerin tamamı emanet olarak Sandıkta alıkonulur.” Hükmüne yer verilmiştir.

Anılan düzenlemelere göre; ölüm tarihinde iyileştirilmesi imkansız hastalıkların veya sakatlıkların çalışmalarına engel olduğu sağlık kurulunca onaylanacak raporla tespit edilen erkek çocuklara, muhtaç olmaları şartıyla ölüm tarihindeki yaşları ne olursa olsun ölüm tarihini izleyen aybaşından itibaren, ölüm tarihinde aylığa müstehak olmayan veya aylığı kesildikten sonra başkasının yardımı olmaksızın hayatlarını devam ettiremeyecek derecede malül ve muhtaç duruma giren erkek çocuklara ise, yazı ile Sandığa müracaatlarını takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanacağı ve muhtaçlığın dul ve yetimler tarafından tanzim ve imzaları ihtiyar heyetlerince tasdik edilecek beyan kağıtları üzerine daimi olarak oturdukları yerlerin bağlı bulundukları il veya ilçe idare heyetleri tarafından muhtaçlık sebepleri açıkça gösterilmek suretiyle verilecek mazbatalarla belirleneceği ve bu mazbatalarakarşı ilgili veya sandık tarafından Danıştay’da dava açılabileceği belirtilmiştir.

Olayda,davacı İhsan Kara’nın babasının askerlik görevini yerine getirirken vefat ettiği ve muhtaç dul ve yetimlerine aylık bağlanmasına ilişkin ön koşul yönünden herhangi bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, yukarıda belirtilen Yasa hükümleri uyarınca, davacının Sosyal Sigortalar Kurumundan maaş alması nedeniyle Çankırı İl İdare Kurulunun 27.08.2002 tarih ve 09/2946 sayılı kararı uyarınca muhtaç sayılamayacağının bildirilmesi üzerine, davalı idare tarafından yetim aylığı bağlanmaması işleminden doğmuş olup, adı geçenin muhtaçlığının tespitine yönelik bulunduğu, Emekli Sandığınca işlem tesis edilirken ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında askeri kural ve gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmediğinden, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğundan söz etmek olanaksızdır

Belirtilen durum karşısında, olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 24.9.2003 gün ve E:2002/1519, K:2003/1432 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININKALDIRILMASINA, 10.07.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESASNO: 2006/101

KARARNO: 2006/114

KARARTR : 10.7.2006

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:İcra dairesi görevlilerinin kusurlarından ve Adli yargı yerlerinin yargısal işlemlerinden dolayı uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözüm-lenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: K.Ships İnc.

Vekili: Av. Ş. K., Av.M. S.

Davalılar::1- Aliağa İcra Müdürlüğü

2- Aliağa Asliye Ceza Mahkemesi

3- Foça Cumhuriyet Başsavcılığı

Tümüne izafeten Adalet Bakanlığı

OLAY:Romen bandıralı M/V Lisa M adlı gemi, 29.11.2000 tarihinde Nemrut Körfezinde demirde beklerken fırtına sebebiyle sürüklenmiş, birşirket tarafından kurtarılmış, yardım ve kurtarma masrafından dolayı,geminin kumanya ve yakıtının üzerinde belli bir teminat gösterilinceye kadar rehin ve hapis hakkı konularak geminin seferden men’ine İzmir1.Ticaret Mahkemesinin 2000/2391 D.iş sayılı dosyasında karar verilmiştir.

Davacı Şirket, Aliağa İcra Müdürlüğünce 2000/1483 sayılı dosyasından satışa çıkarılan gemiyi, 28.2.2002 tarihinde satın almış ve 8.3.2002 tarihinde gemi şirkete teslim edilmiştir.

Ancak;geminin satışından önce, Aliağa Limanında beklediği sırada 14.6.2001 tarihinde, Sahil Güvenlik Komutanlığınca düzenlenen tutanağa istinaden, motorin kaçakçılığı suçlaması ile, 1918 sayılı Yasa uyarıncasoruşturma açılmış; 15.6.2001 tarihinde Foça Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, soruşturmanın sonucuna kadar gemiye el konulduğundan, Foça Liman Başkanlığınca geminin sefere çıkmasına izin verilmemiş, gemi fiilen davacı şirkete teslim edilmemiştir.

Geminin kaptan ve mürettebatı hakkında Aliağa Asliye Ceza Mahkemesinin E:2001/309 sayısında açılan kamu davasına davacı şirket müdahil olarakkatılmış, 1.4.2002 tarihli dilekçe ile, el koyma kararının kaldırılarak geminin kendilerine teslimini istemiştir. Mahkeme’nin, 19.9.2002 tarihli kararı uyarınca; bankaya yatırılan teminat karşılığı gemi, şirkete20.9.2002 tarihinde fiilen teslim edilmiştir.

Davacı Şirket Vekili,gemininicra müdürlüğünden alındığı 8.3.2002 tarihinden, fiilen limandan ayrılarak sefere çıktığı 2.9.2002 tarihi arasında geçen 6,5 aylık sürede; davalıların olayı detaylandırmadığı ve incelemediği için mağdur olduklarını belirterek,gemi için yapılan masraflar ve yoksun kalınan kâr nedeniyle, 780.000 USD(TL karşılığı maddi), 10.000,00YTL manevi tazminatıntahsili istemiyle9.2.2005gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ALİAĞA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.10.2005 gün ve E:2005/25, K:2005/378 sayı ile, davanın, icra müdürlüğünce yapılan ihale sonucu satın alınan geminin geç teslim edilmesinden dolayı uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini istemine ilişkin bulunduğu, Davacının, yabancı uyruklu tüzel kişi olup,davaya konu M/V Lisa M isimli gemiyi açık arttırma sonucundaİcra müdürlüğünden satın aldığının tartışmasız olduğu, öte yandan davaya konu gemiye Foça C. Başsavcılığınca kaçakçılık suçuna tahsis edildiği gerekçesi ile el konulduğu da resmi kayıtlarda yer aldığı,ayrıca gemi mürettebatı hakkında ve Türk uyruklu sanıklar hakkında davaya konu gemiden kaçakçılık yaptıkları iddiası ile kamu davası açıldığı ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 1918 sayalı Yasa’nın 27. maddesi gereğince tüm sanıkların toplu kaçakçılık suçunu işledikleri iddiası ile ve geminin müsadere istemi ile Aliağa Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmış olduğunun incelenen dosyalardan anlaşıldığı,Davacının, başından beri satın aldığı geminin Ceza Mahkemesinde müsadere istemi ile hakkında dava açıldığını bildiği, zira Ceza Mahkemesine katılma dilekçesi verdiği ve bu istediğinin de Ceza Mahkemesince kabul edilmiş olduğu, tüm bu somut olgulara göre, davacının uğradığını ileri sürüp tazminini istediği zarara, davacının sonradan satın almış olduğu ancak daha önce kaçakçılığa tahsis edilmiş olduğu gerekçesi ile idarece el konulma kararı verilmiş olmasından kaynaklandığının açık bulunduğu,anılan el koyma işleminin suç tarihinde yürürlükte olan 1918 sayılı kanuna göre tesis edilmiş bir işlem olduğu, bu duruma göre el koyma işleminin uygulanması nedeni ile uğranılan zararın tazmini için açılan işbu davaya idari yargı yerinde bakılmasının gerektiği; görev kurallarının kamu düzeni ile ilgili olup taraflarca ileri sürülmese dahi yargılamanın her aşamasında mahkemece resen göz önüne alınacağı, Davacı vekilinin dilekçesinde iddiayı ileri sürüş biçimi de dikkate alındığında, başka bir anlatımla geminin geç teslim edilmesinin nedeninin, Ceza Mahkemesi ara kararına dayandığının tartışmasız olduğu, bu durumda, ara kararı nedeni ile uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini davasında, davacının davasını taraf sıfatı olmayan davalıya yönelttiği,ne var ki bu hususun değerlendirilmesi görevli mahkemeye ait olduğundan değinilmekle yetinildiği, son olarak Ceza Mahkemesinin suç tarihinde yürürlükte olan yasaya göre yargılama yaptığı, ancak yargılamanın devamı sırasında 1918 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmakla, mahkemece sonradan yürürlüğe giren yasa uyarınca yargılamaya devam olunduğu,bu yasal değişikliğin dahi davacının bilgisinde olup, yargılamanın katıldığı aşamasından sonraki yapılan işlemlerden bilgi sahibi olduğunun tartışmasız bulunduğu, tüm bunlardan dolayı davaya bakma görevinin mahkemelerinin görevi dışında kaldığı, davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, 780.000 USD karşılığı, 1.053.000,00 YTL maddi tazminatın ödenmesi istemiyle 19.1.2006 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 26.1.2006 gün ve E:2006/96 sayı ile, 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 2004 sayılı Kanun’un 5. maddelerinden bahisle; tazminat isteminin, icra müdürlüğünce satışı yapılan geminin üzerinde Savcılığın el koyma kararı olduğunun kendilerine İcra Müdürlüğünce bildirilmemesi, İcra İflâs Kanunu’nun 114/3. maddesine aykırı olarak,geminin satışı ile ilgili gazete ilanında ve arttırma şartnamesinde el koyma tedbirine ilişkin hiçbir ibarenin bulunmayışı nedenleriyle İcra Müdürlüğü işlemine; bu hususun Savcılık ya da Mahkeme tarafından İcra Müdürlüğünü bilgilendirmemesinden kaynaklanması halinde Savcılık ya da Mahkemenin kusuruna; diğer yandan Foça Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 15.6.2001 tarihli el koyma kararından geminin kendilerine satıldığı 28.2.2002 tarihine kadar geçen sürede el koyma tarihinde yürürlükte bulunan 1918 sayılı Yasa’nın 47/2. maddesi doğrultusunda hiçbir işlem yapılmamasına ve Aliağa Asliye Ceza Mahkemesi’ne el koyma kararının kaldırılması istemine yönelik olarak verilen dilekçe tarihi olan 20.3.2002 tarihinden geminin iadesi yolunda karar verilmesi için 20.9.2002 tarihine kadar beklenilmesine, başka bir anlatımla başvurularına rağmen Aliağa Asliye Ceza Mahkemesi’nce el koyma kararının kaldırılması yolunda geç karar verildiği ve geminin haksız yere tutulduğu iddiasına dayandığı, bu durumda, dava konusu tazminat isteminin dayanaklarından olan İcra Müdürlüğü’nün işleminden doğan tazminat isteminin görüm ve çözümü 2004 sayılı İcra İflâs Kanunu’nun yukarıda yazılı hükmü uyarınca adli yargının görevinde olduğundan kuşku duyulamayacağı, öte yandan, 1918 sayılı Kanun uyarınca Cumhuriyet Savcılığınca verilmiş gemiye el koyma kararı ile el koyma kararının kaldırılması istemi üzerine Asliye Ceza Mahkemesince verilmiş kararlar yargısal nitelikte kararlar olduğundan ve bu kararların kaldırılması veya değiştirilmesi yolundaki istemlerin aynı yargı düzeni içinde çözümlenmesi zorunlu bulunduğundan, bu kararların idari yargıda açılarak iptal davalarında denetlenmesi olanağı bulunmadığından, bu kararlar nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararların karşılanması amacıyla açılan tazminat davalarının da adli yargı düzeni içinde çözümlenmesinin gerektiği,aksi yöndeki bir düşüncenin, adli yargı yerlerince verilen yargısal nitelikteki kararların idari yargı yerlerince, tazminat davası aşamasında da olsa denetlenmesi sonucunu doğurur ki bizim yargı sistemimizde bunun kabulüne olanak bulunmadığı, bu nedenle Foça Cumhuriyet Başsavcılığının ve Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesinin yargısal faaliyetlerine dayanan tazminat istemlerinin de, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemden doğan tazminat davaları içinde değerlendirilmesi olanağı bulunmadığı ve bu davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevinde olduğundan bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan10.7.2006 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;davacı vekili tarafından adli yargı yerinde, 780.000 USD(TL karşılığı maddi), 10.000,00YTL manevi tazminatıntahsili istemiyle dava açılmasına karşılık, idari yargı yerinde 780.000 USD karşılığı, 1.053.000,00 YTL maddi tazminatın ödenmesi istemiyle dava açıldığı, bu nedenle maddi tazminat yönünden görev uyuşmazlığının koşularının oluştuğu ve İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in davanın çözümündeadli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, icra müdürlüğünce yapılan ihale sonucu satın alınan geminin geç teslim edilmesinden dolayı uğranıldığı iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın “Genel Esaslar” başlıklı Birinci Bölümünde, egemenliğin kayıtsız şartsız Milletin olduğu ve Türk Milletinin egemenliğini, Anayasa’nın koyduğu esaslara göre Yasama, Yürütme ve Yargı organları eliyle kullanacağı öngörülmüştür.

Anayasa’nın Başlangıç Bölümünde “Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu” belirtilmiştir.

Anayasa’nın 9. maddesinde “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” Denilmiş; “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı 138. maddesinde “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.

Yasama ve yürütme organları ve idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Hükümlerine yer verilmiştir.

Belirtilen Anayasal düzenlemelere göre, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gereğince fonksiyonel bakımdan yargı organı yasama ve yürütmeden ayrı tutulmuş olup, bağımsız bir organ olan yargının yargılama süreci ile ilgili işlemlerinin Anayasa’nın 125. maddesinde öngörülen “idari işlemler” kapsamına girmediği ve bu nedenle yargısal işlemler dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamayacağı açıktır.

Bu anlayış, Ülkemiz yargı sisteminin dayandığı “yargı ayrılığı” ve “adli ve idari yargı organlarının birbirlerine karşı bağımsızlığı” ilkelerinin de doğal bir sonucudur.

Bununla birlikte, hukukumuzda, bazı hallerde yargısal işlemlere yardımcı kimi idari faaliyetlerden dolayı Devletin sorumluluğunu öngören istisnai düzenlemeler de bulunmaktadır.

Nitekim,Medeni Kanun’un 1007. maddesinde “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” Hükümlerine yer verilmiştir.

Aynı şekilde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan “İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydan gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır.” Denilmiştir.

Anılan yasal düzenlemelerden, yargılama sürecine katkıda bulunan işlemler nedeniyle Devletin sorumluluğunun kabul edildiği durumlarda, bu sorumluluğun denetiminin de aynı yargı düzeni içinde yapılmasının gözetildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, icra müdürlüğünce satışı yapılan geminin üzerinde Savcılığın el koyma kararı olduğunun kendilerine İcra Müdürlüğünce bildirilmemesi, daha sonra talep üzerine Cumhuriyet Savcılığınca verilmiş gemiye el koyma kararının kaldırılması, bu nedenle geminin fiilen tesliminin gecikmesinden dolayı uğranıldığı belirtilen maddi tazminatın, olayda kusurlu olduğu iddia edilen İcra Müdürlüğü, Asliye Ceza Mahkemesi ve Cumhuriyet Başsavcılığı’na izafeten Adalet Bakanlığı’ndan tahsili istemiyle dava açıldığı, anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinin yanı sıra, yargı mercileri arasındaki işbirliği ve koordinasyon yetersizliği yüzünden doğduğu öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davada, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5. maddesi hükmü ve ayrıca, tazminat istemine esas olan işlemi yapan mahkemenin dahil olduğu adli yargının görevli bulunduğunun kabulü zorunlu bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nin başvurusunun kabulü ile Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen5.10.2005 gün ve E:2005/25, K:2005/378sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.7.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.