|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2006/64
Karar Sayısı : 2006/54
Karar Günü: 4.5.2006
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Ordu İdare Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 4.2.1924 günlü, 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’na 16.6.2004 günlü, 5189 sayılı Yasa’nın 6. maddesiyle eklenen
Geçici Madde 8’in, ikinci fıkrasında yer alan “… son bir yıllık TÜFE
oranında…” ibaresi ile üçüncü fıkrasının, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I- OLAY
PTT
Personeli Müteselsil Kefalet Sandığı kesintileri karşılığı eksik ödendiği
belirtilen miktarın, yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi
istemiyle PTT Genel Müdürlüğüne karşı açılan davada, 406 sayılı Yasa’nın
Geçici Madde 8’in ikinci fıkrasında yer alan “…son bir yıllık TÜFE
oranında…” ibaresi ile üçüncü fıkrasının, Anayasa’ya aykırılığı kanısına
varan Mahkeme, iptali ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi
istemiyle başvurmuştur.
II- İTİRAZ VE YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Başvuru
dilekçesinin yürürlüğün durdurulması istemini de içeren gerekçe bölümü
şöyledir:
“406 sayılı Yasanın, 5189 sayılı Yasanın 6. maddesi
ile eklenen Geçici 8. maddesinde;
‘PTT
Personeli Müteselsil Kefalet Sandığının işletilmesine, tasfiyesine ve bu
konuda gerekli düzenlemeleri yapmaya PTT Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu
yetkilidir.
Bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle Sandığa tabi personelden
kesilmiş olan aidatlar toplamından, ilgili personele ait ihtilaflı borçlar
düşüldükten sonra kalan tutarlar, son bir yıllık TÜFE oranında artırılarak
hak sahiplerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay
içinde defaten ödenir.
Sandığın
bu ödemeden sonra kalan toplam nakit mevcudundan ihtilaflı borçları için
gerekli meblağ ayrıldıktan sonra kalan tutarın %70’i nemalandırılmak
suretiyle PTT Genel Müdürlüğünün taşıt, otomasyon ve modernizasyon
hizmetlerine ilişkin harcamalar ile Yönetim Kurulunca belirlenecek usul ve
esaslara göre eleman temininde güçlük çekilen yerlerde çalışan personele
(3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu
bulunacak tutarı geçmeyecek şekilde ek ödeme
yapılmak üzere ayrılır. Geriye kalan %30’u ise bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihi izleyen bir ay içinde Genel Bütçeye gelir kaydedilmek üzere
Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü’ne aktarılır.’ kuralı
düzenlenmektedir.
Uyuşmazlıkta,
halen Ordu İli Gülyalı İlçesi PTT Müdürlüğünde
memur olarak görev yapmakta olan davacı tarafından 1983 yılından beri
maaşından kefalet sandığına kesilen miktarların kendisine eksik olarak geri
ödenmiş bulunduğu öne sürülerek eksik ödenen 8.000,00 YTL’nin
yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı, davalı
idare savunması ekinde mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, 45190 no’lu kefalet sandığı üyesi olan davacının 1983
yılından beri birikmiş 946.597.368 TL kesintisinin yukarıda yer verilen
Yasa hükmü gereği belirlenen (%16.51) faiz oranı uygulanmak suretiyle
1.102.880.693 TL olarak 20.9.2004 tarihinde kendisine ödendiği
görülmektedir.
406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun Geçici 8. maddesi ile Sandığa tabi
personelden kesilmiş olan aidatların geri ödenmesinde bu tutarlara “son bir
yıllık TÜFE oranının” ilave edileceği kuralı getirilmiştir. Ancak son
yıllarda ülkemizde enflasyon oranının düşmesine rağmen ilgililerden kesinti
yapılmaya başlanıldığı daha önceki yıllarda enflasyon oranları ve TÜFE
oranları çok daha yüksek seyretmiştir. Buna göre maaş kesintileri toplamına
son bir yıllık TÜFE oranının uygulanmasının, ilgililerin maaşlarından uzun
yıllar boyu kesinti yapılan miktarların güncel karşılığına denk düşmediği
ve haksız yere mameleklerinde azalmaya yol açtığı açıktır. Nitekim bu
azalmanın karşılığı olan miktarların ne surette kullanılacağı/harcanılacağı
anılan maddenin 3. fıkrasında düzenlenmiştir.
Anayasanın
‘vergi ödevi’ kenar başlığı altında düzenlenen 73. maddesinin 1.
fıkrasında, ‘Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre,
vergi ödemekle yükümlüdür.’ hükmü amirdir.
Anılan
Anayasal kural ile; kamu giderleri gerektirmedikçe kişiden vergi alınmaması
ve vergi adı altında toplanan paraların kamu giderleri dışında harcanmaması
amaçlanmaktadır.
Bu
bağlamda, kamu işlerinin gerektirdiği giderlerin, esas itibariyle
vergilerden oluşan devletin genel gelirleriyle karşılanması gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi 29.06.1971 tarih ve 61 sayılı kararı ile, Sosyal
Sigortalar Kurumu bütçesinden Gecekondu Yasasında öngörülen hizmetlerin
yürütülmesi için para ayrılmasını, bu nedenle Anayasaya aykırı görmüştür.
Kamu işlerinden olan gecekondu işlerine ilişkin giderlerin devletin genel
gelirleriyle karşılanması Anayasadan doğan bir zorunluluktur. Gecekondu
işleri giderlerinin bir bölümünün SSK’nun işçi ve
işverenlerinin ödedikleri primlerden oluşan malvarlığından karşılanması bu ilkeye
aykırıdır; çünkü böylece kamu giderlerinden bir bölümü yurttaşlardan
yalnızca işçilere ve işverenlere yükletilmektedir.
Yine
Anayasa Mahkemesinin 06.06.1972 gün ve 29 sayılı kararında; Emekli Sandığı
gelir fazlasının genel bütçeye gelir yazılması ilke olarak Anayasaya aykırı
bulunmuştur. Çünkü gelir fazlasının Hazine’ye irat olarak yazılması, Emekli
Sandığı iştirakçilerinin hakkı olan ve bir bölümü bu iştirakçilerden
toplanan paraların, devletin genel giderlerine harcanacağı anlamına gelir.
İştirakçilerin bu biçimde özel ve fazla bir mali yüküm altına sokulması ve
sandık iştirakçilerinin kamu giderlerine, öteki yurttaşlardan ayrı olarak
ve fazladan katılmaya zorlanmasının Anayasaya aykırı olduğu görüşüne yer
verilmektedir.
Buna
göre, somut olayda; davacının hakkı olan paraların, 406 sayılı Yasanın
Geçici 8. maddesinin 3. fıkrasına göre; kurum gelirleriyle karşılanması
gereken PTT Genel Müdürlüğünün taşıt, otomasyon ve modernizasyon
hizmetlerine ilişkin harcamalar ile personele ek ödeme yapılmasına ayrılması
ve kalan kısmının da genel bütçeye gelir kaydedilmesi hukuka aykırı
görülmüştür.
2709
sayılı T.C. Anayasasının ‘Cumhuriyetin nitelikleri’ başlığı altında
düzenlenen 2. maddesinde; ‘Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir’ kuralı yer almıştır.
Hukuk
devleti, hukuki güvenliği ilerletmenin en ileri noktası olup, hukuk devleti
ilkesi vatandaşların hak ve özgürlüklerinin üstün kamu gücü karşısında
korunmasında önemli bir dayanak oluşturmuştur. Hukuk devleti ilkesinin
uygulamasına bakıldığında ise; bunun tek bir unsurdan oluşmadığı,
insanların geleceği güvenle bakabilmelerinin, her yönüyle huzurlu ve mutlu
bir hayat sürebilmelerinin hemen tüm gereklerini içine alan bir nitelik
taşıdığı görülmektedir.
Bu
bağlamda, hukuk devletinin genel ilkeleri incelenirken birbirleriyle çoğu
zaman iç içe geçmiş çeşitli alt ilkeler karşımıza çıkmaktadır. Bu alt
ilkelerden, ‘Kazanılmış Haklara Saygı İlkesi’ bireylerin hukuk güvenliğini
sağlamak amacını taşımaktadır. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden
doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine
dönüşmüş haktır.
Bir
başka alt ilke ise; kişilerin gelecekle ilgili plan, düşünce ve
kararlarında mevcut hukuk kurallarına güvenerek hareket etmelerinin hukuken
korunması gereğini ifade eden ‘Hukuki Güvenlik İlkesi’dir.
Bu
ilkeye göre; Yasalara gösterilen güven ve saygıdan kaynaklanan oluşumların
sonuçlarını korumak gerekir.
Öte
yandan, T.C. Anayasanın 128. maddesinin 1. fıkrasında; ‘Memurlar ve diğer
kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla
düzenlenir.’ hükmü amir bulunmaktadır.
Yukarıda
belirtilen Anayasal metinlerin birlikte yorumlanmasından; kamu
görevlilerinin haklarına ilişkin düzenlemelerde, ‘Hukuk Devleti İlkesi’
uyarınca, ‘Kazanılmış Haklara Saygı’ ve ‘Hukuki Güvenlik’ ilkelerine uygun
hareket edilmesi gerekmektedir.
Bu
nedenle; 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun Geçici 8. maddesinin
ikinci fıkrasının ‘...son bir yıllık TÜFE oranında...’ bölümünün ve aynı
maddenin 3. fıkrasının Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Cumhuriyetin bir
hukuk devleti olduğuna hükmeden 2. maddesine aykırı olduğu kanısına
varılmıştır.
Açıklanan
nedenlerle; 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun Geçici 8. maddesinin
ikinci fıkrasının ‘...son bir yıllık TÜFE oranında...’ ibaresinin ve Geçici
8. maddesinin 3. fıkrasının iptali ve bakılan davalar açısından bu
hükümlerin uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya imkansız
durum ve zararların önlenmesi için iptali istenilen hükümlerin yürürlüğünün
durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, Anayasa
Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davanın bekletilmesine,
kararla birlikte dosyada bulunan belgelerin onaylı bir örneğinin Anayasa
Mahkemesi Başkanlığına gönderilmesine 6.2.2006 tarihinde oybirliğiyle karar
verildi.”
III-
YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’na 16.6.2004 günlü, 5189 sayılı
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 6. maddesiyle
eklenen ve itiraz konusu kuralları da içeren Geçici Madde 8 şöyledir:
“GEÇİCİ
MADDE 8.- PTT Personeli Müteselsil Kefalet Sandığının işletilmesine,
tasfiyesine ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmaya PTT Genel Müdürlüğü
Yönetim Kurulu yetkilidir.
Bu
maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle Sandığa tabi personelden
kesilmiş olan aidatlar toplamından, ilgili personele ait ihtilaflı borçlar
düşüldükten sonra kalan tutarlar, son
bir yıllık TÜFE oranında artırılarak hak sahiplerine bu maddenin
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde defaten ödenir.
Sandığın bu ödemeden sonra kalan
toplam nakit mevcudundan ihtilaflı borçları için gerekli meblağ ayrıldıktan
sonra kalan tutarın %70’i nemalandırılmak
suretiyle PTT Genel Müdürlüğünün taşıt, otomasyon ve modernizasyon
hizmetlerine ilişkin harcamalar ile Yönetim Kurulunca belirlenecek usul ve
esaslara göre eleman temininde güçlük çekilen yerlerde çalışan personele
(3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu
bulunacak tutarı geçmeyecek şekilde ek ödeme
yapılmak üzere ayrılır. Geriye kalan %30’u ise bu maddenin yürürlüğe
girdiği tarihi izleyen bir ay içinde Genel Bütçeye gelir kaydedilmek üzere
Maliye Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğüne aktarılır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru
kararında, Anayasa’nın 2.maddesine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI,
Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN,Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar
ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 4.5.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kuralın Anlam ve Kapsamı
2.6.1934
günlü, 2489 sayılı Kefalet Kanunu’nun 1. maddesine göre, kefalet
sandıklarının aidatı, para, menkul kıymetler ve ayniyat alıp veren veya
elinde tutan memur ve çalışanların maaşından kesilir. Başka bir anlatımla
sandık mensupları, kefalete tabi mesleklerde çalışanları ifade etmektedir.
Aynı Kanun’un 4. maddesi uyarınca, bu mesleklerde çalışanların olası
zimmetlerinin kesinleşmesinin ardından Kurumun uğradığı zararın karşılanması,
kefalet sandıklarının kuruluş amacını oluşturmaktadır. Kefalet Kanunun 1.
maddesi uyarınca Kefalet Sandıkları tüzel kişiliğe sahiptir.
PTT
Memurları Müteselsil Kefalet Sandığı, 13.07.1953 tarih ve 6145 sayılı PTT
Teşkilat Kanunu’nun 17. maddesiyle kurulmuştur. 5189 sayılı Yasa’nın
yürürlüğe girmesine kadar sandıktan ayrılanlara ödenecek paranın, tüm
borçlar düşüldükten sonra ilk yarısı faizsiz olarak defaten, diğer yarısı
ise üçüncü senenin sonunda, üç sene içinde sermayeye işleyen ortalama faiz hesaplanarak
ödenmiş, ancak maaş ve ücretlerden kesilen miktarın işletilmesiyle elde
edilen gelirlerin tamamının geri ödenmesi söz konusu olmamıştır.
Geçici
Madde 8’in ikinci fıkrasında iptali istenen “…son bir yıllık TÜFE oranında…” ibaresi ile sandığın tasfiyesi
sırasında Sandığa tabi personelden kesilmiş olan aidatlar toplamından,
ilgili personele ait ihtilaflı borçlar düşüldükten sonra kalan
tutarların,Devlet İstatistik
Enstitüsünün her yılsonunda açıkladığı yıllık
TÜFE oranında arttırılarak ödeneceğine ilişkin bir ölçüt getirilmektedir.
Maddenin itiraz konusu üçüncü fıkrasında ise,
sandık mensubu hak sahiplerinin ikinci fıkra uyarınca saptanan
alacaklarının ödenmesinden sonra kalan meblağın nasıl kullanılacağı
ayrıntılı biçimde düzenlenmektedir. Buna göre, hak sahiplerine yapılan
ödemeden geriye kalan toplam nakit mevcudundan ihtilaflı borçlar için
gerekli meblağ ayrıldıktan sonra, kalan tutarın %70’i nemalandırılmak
suretiyle PTT Genel Müdürlüğünün taşıt, otomasyon ve modernizasyon
hizmetlerine ilişkin harcamalar ile Yönetim Kurulunca belirlenecek usul ve
esaslara göre eleman temininde güçlük çekilen yerlerde çalışan personele
(3000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu
bulunacak tutarı geçmeyecek şekilde ek ödeme
yapılmak üzere ayrılacak, kalan %30’u ise bu maddenin yürürlüğe girdiği
tarihi izleyen bir ay içinde Genel Bütçeye gelir kaydedilmek üzere Maliye
Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğüne aktarılacaktır.
B-
Anayasaya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında özetle, son yıllarda ülkemizde
enflasyon oranının düşmesine karşın, ilgililerden kesinti yapılmaya
başlanıldığı önceki yıllarda bu oranın yüksek olduğu, bu nedenle son bir
yıllık TÜFE oranının esas alınmasının, ilgililerin maaşlarından uzun yıllar
kesinti yapılan miktarların güncel değerini karşılamadığı ve haksız yere
mameleklerinde azalmaya yol açtığı, bu azalmanın karşılığı olan miktarların
ise üçüncü fıkraya göre kamu harcamaları için ayrıldığı, ancak Anayasa’nın
73. maddesi gereğince kamu giderleri gerektirmediği sürece kişilerden vergi
alınamayacağı, tartışmalı miktarların kamu giderleri için kullanılmasının
Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarına aykırı olduğu, çünkü sandığa tabi
kişilerin bu yolla kamu giderlerine diğer vatandaşlara oranla daha fazla
katılmaya zorlandıkları, belirtilen nedenlerle itiraz konusu kuralın,
Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun,
insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren,
Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet
organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini
bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa ve yasa
koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan
devlettir.
Hukuk güvenliği, temel hak güvencelerinde korunan
ortak değerdir. Hukuk devleti hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin
de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerektirir.
Hukuksal güvenliğin bir sonucu da kazanılmış
haklara saygı gösterilmesi ilkesidir. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu
statüden doğan ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine
dönüşmüş haktır. Kişilerin hukuk düzenine güvenerek elde ettikleri hakların
sonradan çıkarılacak yasal düzenlemelerle ihlal edilmemesi bu ilkenin
gereğidir.
Maddede belirtilen sandığın kuruluşundaki asıl
amaç, PTT Genel Müdürlüğü’nün, zimmet nedeniyle uğrayacağı maddi
kayıplarının, bu sandıktan aktarılacak paralarla karşılanması olup,
sandığın gelirini oluşturan mensuplardan yapılan kesintiler ve bunların nemalandırılması, mensuba yardım veya tasarruf
nitelikli sosyal güvence sağlama amacı taşımamaktadır.
Sandık’ın, 5189 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği
tarihe kadar 2489 sayılı Yasa’ya tabi olması nedeniyle, bu Yasa’nın 1.
maddesi uyarınca tüzel kişiliği olduğu açıktır. Yasa uyarınca mensupların
maaş ve ücretlerinden kesilen tutarlar, Sandık’ın tüzel kişiliğine geçmesiyle, bu kesintiler üzerinde mensubun mülkiyet
hakkı sona ermektedir.
5189 sayılı Yasa ile 406 sayılı Yasa’ya eklenen
Geçici Madde 8 ile PTT Personeli Müteselsil Kefalet Sandığı’na tabi olarak
aidat ödemiş bulunanlara, sandığın tasfiyesi üzerine ödedikleri aidatları
belirli koşullarda geri alabilmeleri olanağı sağlanarak, yeni bir mülkiyet
ilişkisi yaratılmaktadır. Yeni mülkiyet ilişkisi yasayla kurulduğundan,
yasal düzenlemenin öngördüğü ölçüde ve koşullarda geçerli olması da
doğaldır.
Sandık
mensuplarından yapılan kesintiler üzerinde mensupların mülkiyet hakkından
söz edilemeyeceğine göre, bunun kazanılmış hak olarak nitelendirilmesi de
mümkün değildir.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu
savı yerinde değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİ
406
sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’na 16.6.2004 günlü, 5189 sayılı Yasa’nın
6. maddesiyle eklenen Geçici Madde 8’in ikinci fıkrasında yer alan “…son
bir yıllık TÜFE oranında…” ibaresi ile üçüncü fıkrasına yönelik iptal
istemi, 4.5.2006 günlü, E. 2006/64, K. 2006/54 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu ibare ve fıkraya ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE, 4.5.2006 gününde OYBİRLİĞİ ile karar verildi.
VII-
SONUÇ
4.2.1924 günlü, 406 sayılı “Telgraf ve TelefonKanunu”na 16.6.2004 günlü,5189 sayılı Yasa’nın 6. maddesiyle
eklenen Geçici Madde 8’in, ikinci fıkrasında yer alan “...son bir yıllık
TÜFE oranında ...” ibaresi ile üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, 4.5.2006 gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU
|
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|