|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 2006/58
Karar Sayısı : 2006/50
Karar Günü : 12.4.2006
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEME : Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 30.3.2005 günlü, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilk tümcesinin
Anayasa’nın 2., 125., 153. ve 155.maddelerine aykırılığısavıyla iptali istemidir.
I-
OLAY
Çevreyi
rahatsız edecek şekilde hayvan beslemekten 1608 sayılı Yasa uyarınca
hakkında Belediye Encümeni tarafından kesilen idari para cezasının iptali
istemiyle yapılan başvurunun incelenmesi sırasında, itiraz konusu
kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptalleri için
başvurmuştur.
II-
İTİRAZINGEREKÇESİ
Başvuru kararının ilgili bölümleri şöyledir:
“ ...İdari eylem ve işlemlerin yargısal denetimi bu
eylem ve işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka
uygun olup olmadığı ile sınırlıdır. Bu denetimin idare hukuku kural ve
ilkeleri ile idari yargılama usulü kural ve ilkelerinin uygulanması
suretiyle yapılması gerekir. 5326 sayılı Yasa’da yapılan düzenleme ile bu
denetimin Sulh Ceza Mahkemeleri tarafından yapılması öngörülmüş ve
mahkemece işlemin hukuka uygun olduğunun saptanması halinde itiraz
başvurusunun reddine, işlemin hukuka aykırı olduğunun saptanması halinde
idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verileceği belirtilmiş, Sulh
Ceza Mahkemesince itirazın incelenmesi sonucu verilen kararlara karşı
yapılan itirazın inceleme mercii ise Ağır Ceza Mahkemesi olarak gösterilmiştir.
Bu düzenlemeler ile idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı idari işlemin
yargısal denetim yetki ve görevi İdare Mahkemeleri ve Danıştay’ın görev
alanından çıkarılıp adli mahkemelerin görev alanına sokulmuş etkin yargısal
denetim ilkesi gözardı edilerek hukuk devleti
ilkesi zedelenmiştir. Bu durum Anayasa’nın 2. ve 155. maddelerine açık
aykırılık oluşturmaktadır...
... İptali istenen yasal düzenlemeye uygun bir
düzenleme daha önce 506 sayılı Yasa’nın 140/4. maddesinde yapılmış ve idare
tarafından verilen idari para cezalarına karşı yapılan itirazın inceleme
mercii sulh ceza mahkemesi olarak öngörülmüş ve konunun Anayasa’ya
aykırılığının Anayasa Mahkemesi’ne iletilmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’nin
08.10.2002 tarih ve 2001/225 esas, 2002/88 karar sayılı kararı ile idari
yaptırım niteliğinde olan uyuşmazlıkların çözümünde idari birimler
tarafından verilen idari para cezalarını da kapsayacak şekilde
genişletilerek Anayasa’ya aykırılık daha yaygın hale getirilmiştir.
... 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/1
maddesinde yer alan “idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine
ilişkin idari yaptırım kararına karşı kararın tebliği veya tefhimi
tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde Sulh Ceza Mahkemesine başvurabilir”
tümcesinin Anayasa’nın 2., 125., 153. ve 155. maddelerine aykırılığı nedeni
ile iptaline karar verilmesi 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
152/1. maddesi uyarınca saygı ile istenir ve beklenir.”
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Başvuru yolu”
başlıklı 27. maddesinin itiraz konusu tümceyi de kapsayan (1) numaralı
fıkrası şöyledir;
“MADDE 27.- (1) İdarî
para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım
kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.
Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı
kesinleşir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru gerekçesinde Anayasa’nın 2., 125.,153. ve 155. maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
12.4.2006 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında idarenin kamu gücünü kullanarak
verdiği idari yaptırım kararlarına karşı yapılan başvurularda, uyuşmazlığın
çözümünün, idari yargı yerine itiraz konusu kurallarla adli yargıya
bırakılmasının Anayasa’nın 2., 125., 153. ve 155. maddelerine aykırılığı
ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralla, idari para cezası ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı
başvuru yeri ve süresi belirtilmektedir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun İkinci Kısmında
“Çeşitli kabahatler” başlığı altında düzenlenen fiilleri, ağırlıklı olarak
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 526. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş
olan kabahatler oluşturmaktadır. 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük
ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 7. maddesiyle, çeşitli yasalarda hafif
hapis veya hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para
cezasına dönüştürülmüştür. Uygulanacak yaptırımın yasa ile “idari” para
cezasına dönüştürülmesinin bu tür yaptırım uygulanarak eylemlerin gerçekte
ceza hukuku alanına giren suç olma özelliklerini etkilemeyeceği açıktır.
5326 sayılı Yasa’nın 3. maddesi 1.3.2006 günlü, E.
2005/108, K.2006/35 sayılı kararla iptal edilmiş, iptal hükmünün kararın
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi
uygun bulunmuştur. Anılan karardaki bu maddeye ilişkin iptal gerekçesi
doğrultusunda, cezaî niteliği ağır basan fiiller açısından verilen idari
para cezası ve/veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımlarına karşı
başvurunun sulh ceza mahkemesince, kanunda belirtilen usule göre
incelenmesinde Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırılık
bulunmamaktadır. İtirazın reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 153. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
Mehmet ERTEN bu karara farklı gerekçe ile katılmış;
Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT ise
katılmamıştır.
VI- SONUÇ
30.3.2005 günlü, 5326 sayılı “Kabahatler Kanunu”nun 27. maddesinin
(1) numaralı fıkrasının ilk tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ünkarşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,12.4.2006 gününde karar verildi.
|
Başkan
Tülay
TUĞCU
|
Üye
Sacit
ADALI
|
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
Üye
Mustafa
YILDIRIM
|
Üye
Cafer
ŞAT
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket
APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
|
DEĞİŞİKGEREKÇE
İtiraz konusu kuralda, idari para cezası ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkinidari yaptırım kararlarınakarşı başvuru yeri belirtilmektedir.
Özel kanunlardaki çeşitli fiiller karşılığında
öngörülen idari yaptırımlarile suç
olmaktan çıkartılmak istenen kabahat fiillerinin, genel nitelikli bir
kanunla düzenlenmesinde kamu yararı gören yasa koyucunun, kabahatler
karşılığında öngörülen idari yaptırım kararlarının, bir idari işlem olmasından
çok cezalandırma amacı baskın ve ceza hukukunun genel ilkeleriyle daha
yakın ilişki içinde olan bir hukuki işlem olduğunu kabul ederek, bunlara
uygulanacak olan genel hükümlerin yanı sıra, kabahatler karşılığında
öngörülen idari para cezası ile mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararlarına
karşı da idari yargı yerine ceza mahkemesine başvurulabilmesini mümkün
kılan hükümlerinbulunduğu
Kabahatler Kanunu’nu yasalaştırdığı anlaşılmaktadır.
İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç
saymadığı bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağına, ceza ve ceza
yerine geçen güvenlik tedbirlerinin kanunla konulacağına, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,
işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğine ilişkin,Anayasa’nın 38. ve 142. maddelerinde
belirtilenilkelere ve ceza hukukunun
genel prensiplerine uygun olmak koşuluyla, bu tür düzenlemelerin yasakoyucu tarafından yapılabileceğinde
duraksama bulunmamaktadır. Buna göre, idari yaptırım kararlarının ağırlıklı
olarak cezalandırma amacı taşıdığını gözeten yasa koyucunun, söz konusu
Kanun’da uygulamaya yönelik diğer genel hükümlerle birlikte, idari yaptırım
kararlarına karşı ceza mahkemesine başvurmayı öngörmesi, ona Anayasa
tarafındantanınan yasama yetkisinin
gereği ve kaçınılmaz sonucu olduğunda kuşku yoktur. Kabahat fiilinin, ceza
hukukunun genel ilkeleriyle ilişki içinde olduğunun kabul edilmesi, ona ve
idari yaptırım kararlarına karşı yapılacak itirazları idari yargı dışına
taşıyan temel düşüncedir. O nedenle Anayasa’da yer alanidari yargı ayırımına ilişkin
düzenlemelerin, ceza mahkemesinin yetkilendirilmesini düzenleyen
kurallailişkilendirilmek veya
onlaraaykırı görmek olanaksızdır.
Diğer taraftan, böyle bir düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı kılan, Anayasa’da
engelleyici veya buyurucu bir başka kural da bulunmamaktadır.
Bu nedenle itirazın reddine ilişkin karara,
yukarıda açıkladığım gerekçe uyarınca katılıyorum.
Üye
Mehmet
ERTEN
AZLIK OYU
5326 sayılı Yasa’nın 3. maddesi; Anayasa ilebelirlenmiş idari yargının görev alanının
gözetilmemesi gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmişse de, yargı
yerlerini gösteren görevle ilgili kuralların yorumlarla değerlendirilmesi
ve kapsamının belirlenmesi olanaksız ve duraksamalar doğmasınanedendir. Başka bir aktarımla,
uyuşmazlıkların görüleceği yargı yerlerinin açıklıkla ve kuşkuya yer
bırakmadan yasalarda gösterilmesi gerekir. Bu bakımdan, idari uğraşla
ilgili ve idari işlem niteliğindeki idari para cezası ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesi kararlarına karşı, Anayasal yargı ayrılığı kurallarına özen
gösterilmeksizin adli yargı yerinin görevli kılınması sonucu veren
düzenleme; gerek bu biçimi ve gerekse yeni yasalaşma sürecinde de etkisi
görülecek konumuylaAnayasa’nın
125., 140. ve 155. maddelerineaykırıdır.
Kuralın iptali gerekeceği oyuyla, kararın,5326 sayılı Yasa’nın 27. maddesinin birinci
fıkrasıyla ilgili kısmına karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
KARŞIOY
YAZISI
5326 sayılı Yasa’nın 27. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının ilk tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğu yolundaki itirazın
reddine ilişkin çoğunluk görüşüne, aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum.
Ceza hukukunda, kişinin kendisi hakkındaki
suçlamadan haberdar olması, savunmasını yapması ve cezanın, ondan sonra
verilmesi, temel ilkedir. İdare tarafından, kamu düzeninin korunması, kişilerin
mevzuata uymalarının sağlanması amacıyla uygulanan yaptırımlarda ise ceza
hukukunun bu temel kuralı, devlet ve toplum hayatının mahiyeti icabı
geçerli olmamakta; kişi, çoğu kez haberi olmadan yaptırıma uğramakta, ancak
buna itiraz edebilmektedir. Bu itiraz imkanının güvencesi, idarenin her
türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirten,
Anayasa’nın 125. maddesi ve yargı yeri de idari yargıdır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 526. ve devamı
maddelerinde düzenlenmiş olan fiillerin, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
İkinci Kısmı’nda “Çeşitli kabahatler” başlığı altında yeniden düzenlenmesi
ve bunlara idari para cezası verilmesinin öngörülmesi ile, bu eylemler
artık ceza hukukunun kapsamı dışına çıkartılmış olmaktadır. Zira yaptırımın
uygulanmasındaki yöntem, ceza hukuku ilkelerine değil idare hukuku
ilkelerine göre düzenlenmektedir. Kabahat sayılan eylemlerde bulunan
kişilere yaptırım uygulanmadan, yani idari para cezası verilmeden önce
hakim huzurunda savunma olanağı tanınmaması ve idari işlem niteliğinde para
cezası kesilmesi, çoğunluk kararında belirtildiğinin aksine, eylemlerin
cezai niteliğinin tamamen ortadan kalktığını göstermektedir.
Ceza değil idari işlem niteliğinde olan idari
yaptırımların, Türk hukuk sisteminin kökleşmiş kurumları ve Anayasa
kuralları gereğince, idari yargı denetimine tabi olması gerekir. Adli
yargının görev alanını, idari yargı aleyhine genişleten, idari para cezalarına
karşı itirazların ceza mahkemesince incelenmesini öngören yasa kuralı,
Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırıdır. Bu nedenle iptali
gerekir.
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|