← Resmî Gazete · 1 Temmuz 2006 · Sayı 26215

YARGI BÖLÜMÜ · Kurul Kararı

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulu İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararı (E: 2006/1, K: 2006/1)

RG 01.07.2006 · 26215Kurum ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ KARARI Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığı

Metin

12 Haziran 2006 PAZARTESİ

1 Temmuz 2006 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 26215

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ KARARI

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS NO

:

2006/1

KARAR NO

:

2006/1

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİGENEL KURULU

İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KARARI

ÖZET: 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 41 nci maddesinin 1 nci fıkrasına göre AYİM’nin görevine giren uyuşmazlıklarda askeri, idari ve adli yargı mercilerinde açılan davalarda verilen görevsizlik kararlarının kesinleşmesinden itibaren AYİM’ne dava açılabileceğine ve içtihatların bu yoldaki içtihatlar doğrultu- sunda birleştirilmesine

AYİM 3 ncü Dairesinin 30.06.2005 gün ve 2005/113 E., 2005/916 K. sayılı kararında, 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesine göre “AYİM’nin görevine giren uyuşmazlık askeri, idari ve adli yargı mercilerinde açılan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine verilen kararların tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre içinde AYİM’nde dava açılması gerektiğine...” değinilerek dava konusu olayda davacının idare mahkemesinin görevsizlik kararının kendisine tebliğinden itibaren otuz günü geçirdikten sonra AYİM’nde dava açması sebebiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği; davacının 17.08.2005 tarihinde AYİM kayıtlarına giren karar düzeltme dilekçesi ile aynı konu hakkında verilmiş muhtelif kararlar ile belirtilen karar arasında çelişki olduğu, çelişkinin içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesini teminen konunun AYİMGenel Kuruluna intikal ettirilmesinin istendiği, AYİM 2 nci Dairesinin 2004/308 E., 2004/311 K. sayılı kararında “1602 AYİM Kanununun 41 nci maddesinin 1 fıkrasına göre AYİM’nin görevine giren uyuşmazlıklarda askeri, idari ve adli yargı mercilerinde açılan davaların görev noktasından reddi halinde bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde AYİM’nde dava açılabileceği, dava konusu olayda, davacının idare mahkemesinin görevsizlik kararının kendisine tebliğinden itibaren otuz günü geçirdikten sonra AYİM’nde dava açması sebebiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verildiği, davacının karar düzeltme talebinin 2 nci Daire Başkanlığının 2004/514 E., 2004/536 K. sayılı kararı ile reddedildiği, davacı vekilinin 29.11.2005 tarihinde AYİM kayıtlarına giren dilekçesi ile konu hakkında farklı dairelerce verilmiş birbiriyle çelişkili kararların varlığından bahisle çelişkinin içtihadı birleştirme suretiyle giderilmesi amacıyla konunun AYİM Genel Kuruluna intikal ettirilmesinin istendiği, AYİM 3 ncü Daire Başkanlığının 11.05.2005 tarih ve 2005/351 E., 2005/1255 K., 13.10.2004 tarih ve 2005/107 E., 2005/1199 K., 20.10.2005 tarih ve 2005/111 E., 2005/1207 K. sayılı kararlarında 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesine göre AYİM’nin görevine giren uyuşmazlıklarda askeri, idare ve adli yargı mercilerinde açılan davalarda verilen görevsizlik kararlarının kesinleşmesinden itibaren otuz gün içinde AYİM’ne dava açılabileceğine karar verildiği, bu konudaki kararlar arasında aykırılık bulunduğu, bu husustaki kararlar arasındaki aykırılığın 1602 sayılı Kanunun 29/d maddesi gereğince İçtihatların Birleştirilmesi suretiyle giderilmesi AYİM Başsavcılığının 23.12.2005 tarih ve 2005/2395 sayılı yazısı ile Mahkeme Başkanlığından istenmiştir.

BAŞSAVCILIK DÜŞÜNCESİ :

Askeri, idari ve adli yargı mercilerince verilen görevsizlik kararlarından sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde açılması gereken davalarda, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 41 nci maddesinde öngörülen otuz günlük sürenin başlangıcı konusunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi dairelerinin bazı kararlarında otuz günlük sürenin başlangıcı olarak görevsizlik kararının tebliğ tarihi kabul edilirken, bazı daire kararlarında ise otuz günlük sürenin görevsizlik kararının kesinleşme tarihinden itibaren hesap edilmesi gerektiğine hükmedildiği vazife maluliyeti aylığı bağlanmaması işleminin iptali istemiyle T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne karşı açılan davada, Üçüncü Dairenin 30.06.2005 tarih ve E.2005/113, K.2005/916 sayılı kararında, otuz günlük sürenin başlangıcı olarak tebliğ tarihi baz alınıp davanın oy çokluğuyla süre yönünden reddine karar verildiği, davacılar vekilinin süresi içinde karar düzeltme isteminde bulunup, dilekçesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kararları arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi suretiyle giderilmesiisteği,ÜçüncüDairece,15.09.2005tarihligörüşmedebudilekçenin tebligata çıkarılmasına, içtihatları birleştirme isteminin bilahare düşünülmesinekarar verildiği, 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinin1 nci fıkrasında yer alan hükmün, 521 sayılı Eski Danıştay Kanunun 68 nci maddesinden aynen aktarıldığı, anılan hükmün lafzi (kavramsal) olarak ele alınması sorucunda; görev yönünden red karanının tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük sürenin başlatılması gerektiğinin değerlendirilebileceği, ancak anılan hükmün aynı maddenin ikinci fıkrası ile birlikte teleolojik (amaçsal) olarak yorumlanmasının gerektiği, teleolojik (amaçsal, çağdaş) yorum tekniğinin, bir hukuk normunun belli bir değer ifade ettiği ve bu değerin ”normunvarması gereken amaç” olduğunu kabul ettiği, bu yorum tekniği ile hukuk kurallarının “taşıdıkları amaca, çağın gereklerine ve ortama göre” yorumlanması gerektiği, bu yorum tekniğinin bir hukuk normunun “sözel, kavramsal” içeriğinin bir normun taşıdığı amaç doğrultusunda “güncelleştirilmesi” ve “genişletilmesi” yöntemi olduğu, teleolojik yorumun diğer yorum tekniklerini de kapsayan, en azından dışlamayan bir yorum yöntemi olarak ana çıkış noktasını varolandan (mevcut hükümden, normdan) aldığı, ancak mevcut normun taşıdığı amaç doğrultusunda norm koyucunun iradesini, hukukun genel prensiplerini koruma yönünde gerçekleştirdiği varsayımından hareket ettiği, başka bir anlatımla, yürürlükte olan ve amaçsal olarak yorumlanaraknormun konuluş iradesinde, sebebinde hukukun genel prensiplerinin, ilkelerinin ve en azından anayasa bloku çerçevesindeki ilkelerin korunması amacının bulunduğu, 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinin çağdaş (teleolojik) bir yorum tekniği ile açıklanmasının gerektiği, 521 sayılı Eski Danıştay Kanununun 68 nci maddesinden aynen alınarak 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci madde 1 nci fıkrasına konulan hükmün, tarihsel gelişim içinde kanun koyucunun iradesine bağlı olarak 20.01.1982 tarih ve 17580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2577 sayılı İdare Yargılama Usulü Kanununun 05.04.1990 tarih ve 3622/2 sayılı Kanunla değişik 9 ncu maddesinde; görevli olmayan yargı yerlerine yapılan başvurunun görev yönünden reddi durumunda bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir şeklinde değiştirildiği, 1602 sayılı Kanunun lafzi olarak ele alınması durumunda, yasa koyucunun iradesinin gösterdiği açılım ile uzaktan yakından ilgisinin olamayacağı, yasa koyucunun ulaşmak istediği amacın ve yansıttığı iradenin çok gerisinde kalacağı, kamu düzenine ilişkin olan ve gerek öğretide gerek idari yargıda istikrar bulmuş kararlarda belirtildiği üzere; yoruma bağlı olarak değerlendirilen hususun, kesin olarak belirtilmiş olan dava açma sürelerinin (30 gün, 60 gün vb.) yorumlanarak uzatılması veya kısaltılması olmayıp, doğrudan doğruya anılan sürelerin başlangıç noktasının teleolojik yoruma bağlı olarak değerlendirilmesi olduğu, 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılabilir...” hükmünün yer aldığı, maddenin ikinci fıkrasında ise “Adli, idari veya askeri yargı yerlerine dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük geçirilmiş bulunması...” ifadesiyle “kesinleşme” tarihine ve müessesine vurgu yapıldığı, herhangi bir yargı kararının uygulanması için kesinleşmesinin gerektiği, kesinleşmemiş bir kararın esas alınarak başka bir işlem veya usuli müesseselere dayanak oluşturmasının hem hak arayan ilgili hem de o yargı yeri açısından hukuki bağlamda istenilmeyen sonuçlara neden olacağı, örneğin kesinleşmemiş görev yönünden red kararının tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde (mesela 5 nci gününde) görevli yargı yerinde dava açan tarafın bu davası diğer tarafın tebliğ tarihinden itibaren otuzuncu günü yaptığı temyiz girişimi ile geçerliliğini yitireceği ve yargılama sürecinin başka bir kanaldan devamını sağlayacağı, bu durumun farklı usuli kanallardan ilerleyen uyuşmazlık konusunda birbiri ile çatışan iki karara ulaşması nedeniyle yargı bağımsızlığını ve güvenilirliğini zedeleyeceği, diğer yandan 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesi bir bütün olarak irdelendiğinde; ikinci fıkrasında yapılan “kesinleşme” vurgusuyla birlikte birinci fıkrada geçen ve “... bu husustaki kararların...” ve “... bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine...” şeklinde ifade edilen yan cümlelerin, sonuç yargı belirten “... verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde ... dava açabilirler.” şeklindeki son amacı (yargıyı) açıklayan cümle çerçevesinde değerlendirilmesinin sırf lafzi yorum tekniğinden bile kaçınılmaz olduğu, sonuç yargıyı belirleyen cümlenin öncesindeki yan cümlelerin yargılama sürecine değindiği, bu sürecin “ve” bağlacı ile ifadesini ortaya koyduğunun da gözden kaçırılmamasının gerektiği, dava açma süresinin hak arama özgürlüğünün somut bir yansıması olduğu, hak arayan ilgilinin bu özgürlüğünün yargı denetiminin başlangıcından itibaren bu süreç dışında bırakılmasını sağlayacak bir yorumun teleolojik yorum çerçevesinde hukukun temel ilke ve prensiplerine uygun olmadığı, sınırlayıcı ve tesadüfi sonuçlara yol açacak bir yorumun hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, yürürlükte olan pozitif hukukun “olması gereken” hukuka yönelen gelişme sürecine aykırılık veya çelişki oluşturması durumunda teleolojik yorum tekniğinin öneminin arttığı, yargıcın çağdaş ve uygulanabilir hukukun ne olduğunu belirleme alanındaki geliştirici işlevini de gündeme getirdiği, bu bağlamda 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinin lafzi olarak bile hukukun genel ilkelerine ters düşmeyecek bir yoruma izin veren hükmünün, hukuk devleti veya hukukun üstünlüğüneinanmış bir devlet olmanın getirdiği ilkeler ışığında teleolojik olarak yorumlanmasının gerektiği, 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesi kapsamında, görevli olmayan yargı yerine dava açıldıktan sonra bu yargı yeri tarafından verilen “görev yönünden red” kararının yargılama sürecini tamamlayarak kesinleşmesini izleyen günden itibaren 30 gün içinde görevli yargı yerine dava açılması gerektiği şeklinde kabul edilmesinin ve kesinleşme tarihi esas alınarak (hatta kesinleşmemiş kararın tebliği esas alınarak) dava açma süresinin başlatılmasının gerektiği, bu nedenlerle Esma YILMAZ ve Mehmet Ali YILMAZ tarafından açılan davada yukarıda değinilen içtihatların 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesindeöngörülen30günlüksüreninbaşlangıcıolarakgörevsizlik kararının kesinleşme tarihini baz alan 3 ncü Dairenin 13.10.2004 tarih ve E.2005/1077, K.2005/119 sayılı kararı doğrultusunda birleştirilmesinin gerektiği belirtilmiştir.

02.06.2006 tarihinde yapılan toplantıda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının 23.12.2005tarih ve 2005/2395 sayılı düşüncesi raportör üyenin raporu ilgili kararlar ve mevzuat hükümleri incelendi.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

A. BİRLEŞTİRİLMESİ İSTENİLEN KARARLAR

Aykırılıklarından söz edilecek birleştirilmeleri önerilen kararlar dayandıkları gerekçeler bakımından iki grupta toplanabilir.

Birinci grup kararlarda özetle; 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinin 1 nci fıkrasının görevsizlik kararlarının ve görevsizlik kararlarına karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açılabileceği hükmünü amir olduğu, 1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 9 ncu maddesinin ilk fıkrasının, “... davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine verilen kararların tebliğ tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede” dava açılabileceğini amirken; 05.04.1990 tarih ve 3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası “kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir” şeklini aldığı, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanununun 9 ncu maddesinde 1990 yılında yapılan değişiklik sonucu açıkça “kesinleşme” tarihinin esas alındığı, ancak 1602 sayılı Kanunda bu konuda bir değişiklik yapılmadığı, AYİM Kanununun 41 nci maddesinin 1 nci fıkrasındaki bir davanın görev noktasından reddi halinde, bu kararın “tebliğ” tarihinden itibaren otuz gün içinde AYİM’nde dava açılması gerektiği düzenlemesinin halen yürürlükte olduğu, bu konuda yasanın amir hükmü karşısında otuz günlük sürenin başlangıcında “tebliğ” tarihinin esas alınmasının yasanın amir hükmünün gereği olduğu, AYİM Kanununun 56 ncı maddesinin “Bu kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun hakiminin davaya bakmaktan memnuiyetini gerektiren haller, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, bağlılığı, tarafları vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım ve duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri uygulanır.” hükmünü amir olduğu, bu madde ile hangi hallerde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununa başvurulacağının sayıldığı, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde ancak bu yola başvurulacağının hükme bağlandığı, 2577 sayılı Kanunun9ncumaddesininbukapsamdabulunmaması nedeniyle uygulamasının mümkün olmadığı, Danıştay’ın 2577 sayılı Kanunun 9 ncu maddesindeki 1990 yılında yapılan değişiklikten önce bu hususta verdiği kararların da büyük çoğunlukta bu yönde olduğu belirtilerek, dava konusu olayda davacıların idari ve adli yargı mercilerince verilen görevsizlik kararlarının kendilerine tebliğinden itibaren otuz günü geçirdikten sonra AYİM’nde dava açmaları sebebiyle davaların süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir. Bu gruba Askeri Yüksek idare Mahkemesi İkinci Dairesinin 07 Nisan 2004 gün ve E.2004/308, K.2004/311; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin 30 Haziran 2005 gün ve E.2005/113, K.2005/916 sayılı kararlarının girdiği başkanlık yazılarında bildirilmiştir.

Ayrıca Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin 14 Eylül 1993 gün ve E.1992/588, K.1993/734; 17 Ekim 2000 gün ve E.2000/950 K.2000/957; 01 Kasım 2002 gün ve E.2002/1673, K.2002/1497 sayılı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 17 Eylül 2003 gün ve E.2003/434, K.2003/653; 06 Temmuz 2005 gün ve E.2005/504, K.2005/555 sayılı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin 29 Nisan 2004 gün ve E.2004/304, K.2004/750; 29 Nisan 2004 gün ve E.2004/178 K.2004/657; 09 Haziran 2004 gün ve E.2004/82, K.2004/1016; 14 Ekim 2004 gün ve 2003/117, K.2004/1551; 24 Mart 2005 gün ve E.2004/1096, K.2005/433; 07 Nisan 2005 gün ve E.2004/1531, K.2005/504; 14 Nisan 2005 gün ve E.2004/1495, K.2005/586; 12 Mayıs 2005 gün ve E.2004/385, K.2005/678; 30 Haziran 2005 gün ve E.2004/1525, K.2005/904 sayılı kararlarının da aynı doğrultuda oldukları saptanmış bulunmaktadır.

İkinci grup kararlarda ise; 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinin 1 nci fıkrası hükmünün yürürlükten kalkmış olan 521 sayılı Danıştay Kanununun 68 nci maddesinden alındığı ve gerek lafzı gerekse uygulanmasına ilişkin Danıştay kararları dikkate alındığında, otuz günlük dava açma süresinin başlangıcı olarak görevsizlik kararının tebliğini öngördüğü, ancak 521 sayılı Kanunun 68 nci maddesi hükmü yürürlükte iken (Kanun, yollarına başvurulmayan hallerde) sürenin tebliğden mi, yoksa kesinleşmeden mi başladığının tartışmalara ve çelişik kararlara yol açtığı, 1982 tarih ve 2577 sayılı İYUK’nun 9 ncu maddesinin ilk fıkrasında, 521 sayılı Danıştay Kanununun 68 nci maddesi, dolayısıyla AYİM Kanununun 41/1 nci maddesi hükmüne paralel düzenlendiğinden “tebliğ” tarihinden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceğini” amirken; 05.04.1990 tarih ve 3622 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası” kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir” şeklini aldığı, bu sebeple öğretide maddelerin ilk halinin bildirimin şekilleri bakımından tartışmalı iken, değişiklikten sonra artık otuz günlük sürenin başlangıcının, görevsiz olan yargı yerinin kesinleşmiş görevsizlik kararının ilgiliye bildirimini izleyen tarih olduğunun kabul edildiği, 528 sayılı Danıştay Kanununun yürürlükten kaldırılmasından önce 68 nci maddesinin tatbikatında Danıştay’ın genellikle süreyi tebliğ tarihinden başlattığı, nadiren kesinleşmetarihininesasalındığı,521sayılıDanıştayKanununun68 nci maddesinde ve dolayısıyla 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesinde yer almayan, ancak 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Kanunla AYİM Kanununun 41 nci maddesine eklenen 2 nci fıkra hükmünün, İYUK’nun 9 ncu maddesinin 2 nci fıkrasına paralel bir şekilde “görevsizlik kararının kesinleşmesinden .... otuz günlük sürenin geçirilmiş” olması halini düzenlediği, İYUK’nun 9 ncu maddesinin 2 nci fıkrası hükmündeki ibarelerin salt kanun yoluna başvurulması haline münhasır olduğu ve 1 nci fıkrasındaki kanun yoluna başvurulmama halini değil, sadece kanun yoluna başvurularak kesinleşen görevsizlik kararlarını kastettiği ileri sürülmüş ise de; konunun Anayasada kayıtlanan hukuk devleti ilkesi (m.2), hak arama hürriyeti (m.35) ve temel hak ve hürriyetlerin korunmasına ilişkin kurallar (m.40) çerçevesinde ele alınmasının zorunlu olduğu, bu sebeple 521 sayılı Danıştay Kanununda bulunmayan AYİM Kanununun 41 nci maddesinin 2 nci fıkrası hükmünün, 1972 tarihli ilk fıkradan sonra ve 25.12.1981 tarihli Kanunla yürürlüğe girdiği, bilahare aynen ve bütün olarak 08.01.1982 tarihli İYUK’nun 9 ncu maddesini teşkil ettiği göz önünde bulundurulduğunda, geçmişteki uygulamaların gösterdiği gibi bugün de muğlaklığın giderilmesi bakımından amaçsal (gai/teleojik) yoruma muhtaç olduğu, dava açma süresi gibi hak arama hürriyetine ilişkin temel bir normun, gerek her iki fıkrasından farklı anlamlar çıkarılabilecek mahiyette olmasının, gerek karşı tarafın kanun yoluna başvurup başvurmamasına göre geçici ve tesadüfi bir duruma bağlanması bakımından dar yorumlanmasının hukuk devleti ilkesi ile bağlaştırılamayacağı, bir yasanın yürürlüğe girdikten sonra uygulandığı zamanın gereklerine uygun olarak yorumlanmasının gerektiği, yasanın amacını tespit ederken düzenlediği konuların, içinde bulunan zamandaki icaplarına eğilme zorunluluğunun bulunduğu, kuralın lafzına takılmadan “rasyonel” ve “ihtiyaca dönük” anlam ve amacını araştırmanın ancak amaçsal yorumla mümkün olacağı, 41 nci madde hükmünde öngörülen sürenin başlangıcına ilişkin ifadelerden (kanun yoluna başvurulmadığı hallerde de) kararın “tebliğ tarihini” değil, amaçsal yorumla “kesinleşme tarihini anlamak ve uygulamak gerektiği, metin amacını da dikkate olarak genişletici bir yorumla, doktrindede ileri sürüldüğü gibi her halde süreyi kesinleşmiş kararın tebliği tarihinden başlatmanın gerektiği, böylece yanlış anlamaya ve mükerrer dava açılmasına meydan vermemek gerektiği, herhangi bir yargı yeri tarafından verilen kararın uygulanmasının ve bu karara bağlı olarak farklı işlemlerin tesis edilmesinin anılan kararın kesinleşmesi ile mümkün olacağı, bir yargı yerinin henüz kesinleşmemiş bir kararının esas alınarak başka işlem veya usulî müesseselere dayanak ve temel oluşturmasının hem hak arayan ilgili hem de kamu düzeni bakımından hukuk devletinin amaç ve niteliğine uyarlı olmayan sonuçlara neden olabileceği, davacıların Anayasada teminat altına alınan hak arama özgürlüklerinin yargılama süresinde sınırlanması sonucu doğuracak bir yorumun hukukun temel ilkelerineve hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacağı belirtilerek, 1602 sayılı Kanunun 41 ncimaddesinegöreAYİM’ningörevinegirenuyuşmazlıklardaaskeri,idareveadliyargımercilerindeaçılandavalardaverilengörevsizlik kararlarının kesinleşmesinden kararlarının kesinleşmesinden itibaren otuz gün içinde AYİM’ne dava açılabileceğine karar verilmiştir. Bu gruba Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin 11 Mayıs 2005 gün ve E.2005/351, K.2005/1255; 13 Ekim 2004 gün ve E.2005/1077, K.2005/1199; 20 Ekim 2005 gün ve E.2005/111, K., 2005/1207 sayılı kararlarının girdiği Başkanlık yazılarında bildirilmiştir.

Ayrıca Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesinin 07 Mart 1989 gün ve E.1989/16, K.1989/70; 24 Aralık 1991 gün ve E.1991/2438, K.1991/2791, 23 Mart 1999 gün veE.1998/1072, K.1999/281; 23 Ocak 201 gün ve E.2001/99, K.2001/104; 22 Ekim 2002 gün ve E.2002/1599, K.2002/1414, 04 Mart 2003 gün E.2002/1842, K.2003/357 sayılı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 30 Mart 1994 gün ve E.1994/532, K.1994/659; 06 Şubat 2002 gün ve E.2002/90, K.2002/83, 18 Aralık 2002 gün ve E.2001/865, K.2002/968; 30 Nisan 2003 gün ve E.200/37, K.2003/340 sayılı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin 30 Haziran 2005 gün ve E.2004/1525, k.2005/904; 20 Ekim 2005 gün ve E.2005/65, K.2005/1202; 10 Kasım 2005 gün ve E.2005/1054, K.2005/1328; 01 Aralık 2005 gün ve E.2005/66, K.2005/1342 sayılı kararlarının da aynı doğrultuda oldukları saptanmış bulunmaktadır.

B. İLGİLİ KANUN MADDELERİ:

31.12.1964 tarih ve 521 sayılı Danıştay Kanununun Görevli olmayan yerlere başvurma başlıklı 68 nci maddesinde, “Danıştay’ın görevine giren uyuşmazlıklarda, 31 inci maddede yazılı idari yargı mercilerine veya adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa, süresi içinde olmak şartıyla, bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Danıştaya dava açılabilir. Bu mercilere başvurma tarihi, Danıştaya müracaat tarihi olarak kabul edilir.

31 nci madde yazılı idari yargı mercileri tarafından uyuşmazlığın esası hakkında karar verildiği ve bu karar karşı süresi içinde Danıştaya dava açıldığı takdirde bu mercilerin kararı bozulur ve başka ret sebebi yoksa davanın esası hakkında karar verilir.” hükmü yer almıştır.

04.07.1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun Görevli olmayan yerlere başvurma başlıklı 41 nci maddesinde, “Askeri Yüksek idare Mahkemesinin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa, süresi içinde olmak şartıyla, bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılabilir. Bu mercilere başvurma tarihi, Askeri Yüksek İdareMahkemesine müracaat tarihi olarak kabul edilir.” hükmü yer almıştır.

25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Kanunun 1 nci maddesiyle 41 nci maddeye eklenen 2 nci fıkrada, ”Adli, idari veya askeri yargı yerlerine dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük sürenin geçirmişbulunması, bu kanunda öngörülen süreler içinde Askeri Yüksek idare Mahkemesinde açılmış olan davanın süreden reddine neden olmaz. “ hükmü yer almıştır.

521 sayılı Danıştay Kanunu 06.01.1982 tarih ve 2575 sayıl Danıştay Kanunu ile ilga edilmiş, 521 sayıl Kanunun 68 nci maddesi 06.01.1982 tarih ve 257 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 9 ncu maddesinde yer almıştır.

06.01.1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun Görevli Olmayan Yerlere Başvurma Başlıklı 9 ncu maddesinde, “1. Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerin görevlerin girdiği halde, adli veya askeri yargı yerlerine girdiği halde, adli veya askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine verilen kararların, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Bu yerlere başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.

Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir.” hükmü yer almıştır.

2577 sayılı Kanunun9 ncu maddesinin 1 nci fıkrası 05.04.1990 tarih ve 3622 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle değiştirilmiştir. Değişik 1 nci fıkrada “Çözümlenmesi Danıştayın, idari ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.” hükmü yer almıştır.

C. KONUNUN, İÇTİHATLARIN BİRLEŞTİRİLMESİNE GEREK OLUPOLMADIĞI YÖNÜNDEN İNCELENİP DEĞERLENDİRİLMESİ :

1.Usul Yönünden:

1602 sayılı AYİM Kanununun 29/d maddesinde, Genel Kurulun görevleri arasında “Dairelerin veya Daireler Kurulunun kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık ve uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli sayıldığı takdirde, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi incelemek vegerektiğinde, içtihatların birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar vermek” olduğu belirtilmiştir.

Anılan madde hükmüne göre, İçtihatların Birleştirilmesi yoluna gidilebilmesi için, aynı konuda ve hukuki dayanakları aynı olan davalar hakkında verilmiş birden fazla kararın mevcut olması ve bu kararlar arasında “aykırılık” veya “uyuşmazlık” bulunması gerekmektedir.

İçtihatların birleştirilmesine konu yapılan kararlar aynı konuda verilmiş kararlardır. Çünkü söz konusu kararlar, askeri idari ve adli yargı mercilerince verilen görevsizlik kararlarından sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılması gereken davalarda, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 41 nci maddesinde öngörülen 30 günlük sürenin, görevsizlik kararının tebliğ tarihinden itibaren mi, yoksa görevsizlik kararının kesinleşme tarihinden itibaren mi hesap edilmesi gerektiğine ilişkin kararlardır.

Keza, kararlara konu olan uyuşmazlıkların çözümünde 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 41 nci maddesinin uygulandığı, dolayısıyla uyuşmazlıklar hakkında verilen kararların hukuki dayanaklarının aynı olduğu görülmektedir.

Birinci grup kararlarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerince verilen görevsizlik kararlarından sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılması gereken davalarda, 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinde öngörülen 30 günlük sürenin, görevsizlik kararının tebliğ tarihinden itibaren başlatılmasının gerektiği kabul edilmiş, ikinci grup kararlarda görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren başlatılmasının gerektiği kabul edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu iki grup kararlar arasında aykırılık olduğu görülmektedir.

Aynı nitelikli hukuki uyuşmazlıkların bir doğru çözümü vardır. Yukarıda aykırı olduklarına değinilen kararların ise aynı konuda oldukları halde birbirine çelişik, birbirine aykırı hükümler içerdikleri bir gerçektir. Belirtilen kararlar arasındaki bu aykırılığın içtihatların birleştirilmesi suretiyle giderilmesinin, eşitlik, adalet ve hakkaniyet prensipleri ve hukuka olan güven ve inancın sarsılmaması bakımından gerekli olduğu değerlendirilmektedir.

2.Esasın İncelenmesi:

1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinin 1 nci fıkrasında yer alan hükmün lafzi olarak yorumlanması sonucunda; Askeri, adli ve adli yargı mercilerince verilen görevsizlik kararlarından sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılması gereken davalarda, otuz günlük sürenin, görevsizlik kararının tebliğ tarihinden itibaren başlatılmasının gerektiği gibi bir değerlendirme yapılabilir. Bu şekildeki bir yorumla, birinci grup kararlarda olduğu gibi görevsizlik kararının tebliği tarihinden itibaren otuz günlük sürenin geçirilmesinden sonra AYİM’ne açılan davaların süre aşımı yönünden reddine karar verilmesinin gerektiği düşünülebilir. Ancak birinci fıkradaki hüküm aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Adli, idari veya askeri yargı yerlerine dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük sürenin geçirilmiş bulunması, bu kanunda öngörülen süreler içinde Askeri Yüksekİdare Mahkemesinde açılmış olan davanın süreden reddine neden olmaz.” hükmü ile birlikte ele alınarak yorumlanması gerekmektedir. İkinci fıkrada açıkça görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra otuz günlük sürenin geçirilmiş bulunmasından bahsedilmektedir. Her iki fıkra, birlikte değerlendirilip yorumlandığında, otuz günlük sürenin görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren başlatılması gerekmektedir. Aksi taktirde ikinci fıkrada belirtilen “kesinleşmesinden sonra” ibaresinin hiç bir anlamı kalmayacaktır. Yasa koyucunun amacı otuz günlük sürenin tebliğ tarihinden itibaren başlatılması olsa idi ikinci fıkrada da “bu yargı yerlerini görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra” ibaresi yerine, “bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının tebliğinden sonra” ibaresinin yer alması gerekirdi.

Diğer yandan 521 sayılı Eski Danıştay Kanununun 68 nci maddesinden aynen alınarak 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci madde 1 nci fıkrasına konulan hükmün, tarihsel gelişim içinde Kanun koyucunun iradesine bağlı olarak 20.01.1982 tarih ve 17580 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2577 sayılı İdare Yargılama Usulü Kanununun 05.04.1990 tarih ve 3622/2 sayılı kanunla değişik 9 ncu maddesinde; görevli olmayan yargı yerlerine yapılan başvurunun görev yönünden reddi durumunda bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açabilir şeklinde değiştirilmiştir. 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinin de amaçsal (teleolojik) bir yorumla güncelleştirilerek ve genişletilerek Yasa Koyucunun iradesinin gösterdiği açılıma paralel bir şekilde ve Yasa Koyucunun ulaşmak isteği amaca ve yansıttığı iradeye uygun olarak açıklanması gerekmektedir. 41 nci maddenin amaçsal yorumla açıklanması durumunda da otuz günlük sürenin kesinleşme tarihinden itibaren başlatılmasının gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Yargılama kesintisiz bir süreci içermektedir. Herhangi bir yargı yeri tarafından verilen kararın uygulanması ve bu karara bağlı olarak farklı işlemlerin tesis edilmesi anılan kararın kesinleşmesi, başka bir anlatımla “kesin karar karinesi” mertebesine ulaşmasıilemümkündür.Dolayısıyla, biryargı yerinin henüzkesinleşmemişveya kesin karar mertebesine erişmemiş bir kararının esas alınarak başka işlem veya usuli müesseselere dayanak ve temel oluşturması hem hak arayan ilgili hem de o yargı yeri açısından hukuki bağlamda istenilmeyen sonuçlara neden olacaktır. Bu yaklaşımsomut olarak bir örnekle ele alındığında; kendisine “görev yönünden red” kararı tebliğ edilenve bir yoruma göre 30 gün içinde görevli yargı yerine dava açma zorunluluğu ile karşı karşıya kalan tarafın, davanın diğer tarafının iradesine bağlı olarak açtığı davanın geçerliliği söz konusu olacaktır. Kesinleşmemiş “görev Yönünden Red” kararının tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde (örneğin 5 nci gününde) görevli yargı yerine dava açan tarafın bu davası diğer tarafın tebliğ tarihinden itibaren otuzuncu günü yaptığı ”temyiz” girişimi ile geçerliliğini yitirecek ve yargılama sürecinin başka bir kanaldan devamını sağlayacaktır. Bu durum farklı usuli kanallardan ilerleyen uyuşmazlık konusunda bir biri ile çatışan iki karara ulaşılması bağlamında yargı bağımsızlığı ve güvenilirliğini zedeleyici bir hal olarak da karşımıza çıkma potansiyelini içinde taşımaktadır.

Kesinleşme tarihi olarak görevsizlik kararlarının, davacı ve davalı tarafa tebliğitarihinden sonra temyiz süresi içinde bu yola başvurulmaması halinde busürelerin sona erme tarihinin esas alınması ayrıca kesinleşme şerhi verilmesinin beklenmemesi gerekmektedir.

D. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle, aykırı oldukları vurgulanan içtihatların 1602 sayılı Kanunun 41 nci maddesinde öngörülen otuz günlük sürenin başlangıcı olarak, görevsizlik kararının kesinleşme tarihini esas alan AYİM Üçüncü Dairesinin 13.10.2004 tarih ve E.2005/1077, K.2005/119 sayılı kararı doğrultusunda birleştirilmesi suretiyle giderilmesine üyeler Hv.Hak.Kd.Alb.Halit KARABULUT, Hak.Kd.Alb.H.Hasan MUTLU, Tnk.Kur.Alb.Veli TARAKCI, P.Kur.Alb.Hüseyin AKKOÇ ve Dz.Kur.Alb.Kadir YILDIZ’ın karşı oylarıyla02.06.2006 tarihinde OYÇOKLUĞU ile karar verildi.

BAŞKAN

ÜYE

ÜYE

ÜYE

Turgut ARIBAL Hakim Tuğgeneral

Osman ŞİMŞEK Hak.Kd.Alb

Halit KARABULUT Hv.Hak.Kd.Alb. (KARŞI OY)

Ö.Faruk ÖZEROĞLU Hak.Kd.Alb.

ÜYE

ÜYE

ÜYE

ÜYE

H.Hasan MUTLU Hak.Kd.Alb. (KARŞI OY)

Abdullah ARSLAN Hak.Alb.

İsa ER

Mu.Kur.Alb.

Celal IŞIKLAR Hak.Alb

ÜYE

ÜYE

ÜYE

ÜYE

Serdar AKSOY Hv.Hak.Kd.Alb.

Levent ÖZÇELİKDz.Hak.Alb

Veli TARAKCI Tnk.Kur.Alb

(KARŞI OY)

Hüseyin AKKOÇ P.Kur.Alb.

(KARŞI OY)

ÜYE

ÜYE

ÜYE

ÜYE

Kadir YILDIZ Dz.Kur.Alb

(KARŞI OY)

Coşkun GÜNGÖR Hak.Alb.

Gürbüz GÜMÜŞAY Hak.Alb.

Muhittin KARATOPRAK Hak.Alb.

ÜYE

ÜYE

ÜYE

ÜYE

Kamil SÜTBAŞ Hv.Kur.Alb

Ayhan AKARSU Hak.Yb.

M.Aydan AL

Hak.Yb.

Uğur ÖZCAN J.Kur.Yb.

ÜYE

ÜYE

ÜYE

ÜYE

Sedat ÇELENLİOĞLU Hak.Yb

Kenan KENAN

Hak.Yb.

Mustafa OKŞAR Hak.Yb.

Metin ULUKANLIGİL Hak.Yb.

KARŞI OY GEREKÇESİ

İçtihatları Birleştirme kararına konu olan yasa maddesi, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 41 inci maddesinin 1 inci fıkrası olup; bu fıkra, 1602 sayılı Kanunun yayımlandığı 20 Temmuz 1972 tarihinden bu yana yürürlüktedir.

1602 sayılı AYİM Kanunu’nun 41 inci maddesinin 1 inci fıkrası; “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine giren uyuşmazlıklarda, askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve buna karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla bu yollara başvurulması üzerine, verilen kararların tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine dava açılabilir. Bu mercilere başvurma tarihi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine müracaat tarihi olarak kabul edilir” hükmünü amirdir.

Daha sonra, 25 Aralık 1981 gün ve 2568 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile, anılan 41 inci maddeye bir fıkra daha eklenmiştir. Bu fıkra hükmü; “Adli, idari veya askeri yargı yerlerinde dava açılmış olması ve bu yargı yerlerinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süresinin geçirilmiş bulunması, bu kanunda öngörülen süreler içinde Askeri Yüksek idare Mahkemesinde açılmış olan davanın süreden reddine neden olmaz” şeklindedir. Bu fıkranın gerekçesi de; “Bu maddeye eklenen fıkra ile görevli olmayan yerlere başvuran davacının davasının görevden reddi halinde dava açmak için kanunda öngörülen süre 30 günden fazla ise bu haktan yararlanabileceği, diğer bir ifadeyle redden sonra geriye kalan dava açma süresi olan 30 gün içinde dava açma mecburiyetinde olmayacağı normal kanuni süreden yararlanabileceği esası getirilmiştir.” şeklinde izah edilmiştir.

İçtihatların birleştirilmesine konu Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kararları incelendiğinde; 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 inci maddesinin tatbik olunduğu ilk grup kararlarda dava açma süresinin, askeri, idari veya adli yargı mercilerinin görevsizlik kararlarının, kararlara karşı süresinde kanun yollarına başvurulmuş ise bu kararların tebliği tarihinden itibaren 30 gün olduğu kabul edilmiştir.

İkinci grup kararlarda ise, 1602 sayılı AYİM Kanunu’nun 41 inci maddesinin 1 inci fıkra hükmü, aynı maddenin 2 nci fıkra hükmü ile birlikte değerlendirilerek yorumlanması gerektiğinden bahisle dava açma süresinin, askeri, idari veya adli yargı mercilerinin görevsizlik kararlarının kesinleşme tarihinden itibaren başlatılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Askeri Yüksek idare Mahkemesi Genel Kurulu’nca içtihatlar arasındaki aykırılık ve uyuşmazlık, 1602 sayılı AYİM Kanunun 41 inci maddesi hükmünün her iki fıkrasının amaçsal yorumlanarak değerlendirilmesi gerektiği, kesinleşmemiş bir yargı kararı esas alınarak başka yargı merciince yapılacak işlemlerin hem hak arayan ilgili hem de o yargı yeri açısından hukuki bağlamda istenmeyen sonuçlara neden olacağı gerekçeleriyle dava açma süresinin görevsizlik kararlarının kesinleşmesinden itibaren başlayacağı kabul olunarak giderilmiştir.

Dava açma süresi kamu düzenine ilişkindir ve kanunla belirlenebilir.

Kaynağını Anayasa’nın 125 inci maddesinden alan idarenin yargısal denetimi, bu fonksiyonunu yerine getirirken dava açma süresinden yararlanmaktadır. İdari yargılamada denge, dava açma süreleriyle sağlanmaktadır.

Genel olarak dava açma süresi, dava niteliği taşıyan başvurular için konulmuş zaman sınırlamasını ifade eder. İdari dava açma süresini ise, idari davaların geçerli şekilde açılabilecekleri kanunen belirli ve sınırlı zaman olarak tanımlamak mümkündür. Bir başka ifade ile idari dava açma süresi, iptal ve tam yargı davalarının, idari yargı önüne getirilebilmesi için, kanunlarda gösterilen zamandır.

İdari yargıya başvurma belli bir süreye bağlanmıştır. Bu süre geçirildikten sonra idari işleme karşı dava açma olanağı ortadan kalkar. İdari işlemlere karşı dava açabilmenin süreye bağlanmasının kurumsal olarak iki nedeni vardır. Birincisi, yönetilenlere haklarında verilmiş; olan idari kararın hukuka uygun olup olmadığını düşünme ve inceleme olanağı vermek; ikincisi ise, idari işlemlerde kararlılığı ve hukuka uygunluğu sağlamaktır. Gerçekten de, idari işlemin belirli bir süre sınırı olmaksızın sürekli olarak yargı denetimine tabi tutulması halinde, kamu hizmetlerinin düzenli ve verimli bir şekilde işlemesi engellenecektir.

İdari yargıdaki dava açma süresinin kendine özgü özellikleri vardır. İdari yargıdaki dava açma süresi, hak arama özgürlüğüne getirilen bir sınırlama olduğundan, dava açma süresi, sürenin durması, yeniden işlemeye başlanması, kesilmesi, ek süre verilmesi gibi kurallar ancak kanun ile konabilir. Bu durum, kamu düzeni anlayışının doğal bir sonucudur. Bu süre, hak düşürücü bir süre olduğundan mutlaka zamanında kullanılmalıdır. Aksi taktirde süresinde kullanılmayan dava hakkı düşer ve yargı yolu kapanır. Dava süresi maddi hukuku değil usul hukukunu ilgilendirdiğinden, idari yargı yerince, açılan davanın süresinde olup olmadığı her aşamada re’sen incelenebileceği gibi süre aşımı iddiası da yargılamanın her aşamada ileri sürülebilir. İdari davalarda mücbir sebepler, dava açma süresini etkilemez. Bu nedenlerden dolayı dava süresi durmaz ve kesilmez.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, idari yargıda kamu düzenine ilişkin olan dava açma süresine ilişkin düzenlemeler ancak yeni bir kanun hükmü ile veya eski kanun hükmünün değiştirilmesi suretiyle mümkündür.

Yorum yoluyla dava açma süresi konabilir veya değiştirilebilir mi?

Yargı organının bir hukuki sorunu çözüme bağlaması, doğru düşünme ve yanlışı doğrudan ayırma bilimi olan biçimsel mantıktaki tümdengelim yöntemi ile yapılan bir tasım işlemidir. Yargı organı, büyük önerme olan hukuk kuralını, küçük önerme olan olaya uygulayarak yargı denilen hükme yani sonuca ulaşır.

Kanun hükmü tam, açık, yeterli ve çelişkili değil ise hakiminin işi kolaydır. Kanun hükmünde yer alan kelimelerin açık olmaması, cümlenin gramer bakımından duraksamalara yol açması halinde ise kuralın hakim tarafından yorumlanması zorunluluğu ortaya çıkar.

Hakiminin görevinin hukuku yorumlamak değil uygulamak olduğu yönündeki geleneksel görüş bugün geçerliliğini büyük oranda yitirmiştir. Yorumlama, uygulanacak kuralın ne dediğini anlayabilme işlevidir. Yorumcunun, aynı kuralın çeşitli anlamlara geldiğini saptadığı metin açık sayılmaz. Dolayısıyla bu metin yoruma ihtiyaç gösterir.

O halde hakiminin ilk işi ilgili kanun hükmünü okumak ve anlamını belirlemektir. Kanun hükmü açık ve her okuyanın ortak anlam çıkarmasına yeterli ise hakim, bu açık anlatım ile yetinmeli, kanunda başka saklı anlamlar bulunup bulunmadığını araştırmaktan kaçınmalıdır. Hele saklı anlamı ortaya çıkarmak çabası ile kanun hükmünün açık metnini bir tarafa iterek ve açık yasama iradesini dikkate almaksızın kanun hükmü ile uyumlu olmayan bir anlamın kabul edilmesi, bunun büyük önerme olan hukuk kuralının yerine geçirilmesi yargısal faaliyetin sınırlarını aşmak anlamına gelecektir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de bir kararında bu hususu şöyle ifade etmiştir: “Yasalar her şeyden önce sözü ile uygulanır. Yasaların metninin, içerdiği sözcüklerin hukuk dilindeki anlamlarına göre anlaşılması gerekir. Yasa kuralının, günün sosyal ve ekonomik gerekleriyle çeliştiği sanılsa bile yürürlükte kaldığı sürece uygulamak hukukun gereğidir. Bazı düşünce ve gerekçelerle bu kuralın dışına çıkılması, metinlerin anlamlarından başka bir biçimde yorumlanması, metnin bir tür düzeltilmesine kalkışılması, aslında yasada olmayanı yasaya yakıştırmak ve yorum yoluyla yasa koyucunun yerini almak demek olur. Anayasa Mahkemesi, aykırılık savını incelerken, öbür yargı organlarının da denetimlerini yapar yada bir yasayı uygularken öncelikle yasaların sözel içeriklerini göz önünde tutmaktadırlar.” (Anayasa Mahkemesi, 16.10.1990; E.1990/32, K.1990/25) (Resmi Gazete, 30.11.1990, Sayı:20711, s.17-28).

Bu açıklamalar ışığında 1602 sayılı AYİM Kanununun41 inci maddesinin 1 inci fıkrası hükmü incelendiğinde, kanunmetninin yoruma gerek kalmayacak şekilde açık olduğu görülmektedir. Kanun koyucu, görevli olmayan yerere başvurma halinde açılacak idari davalarda süreyi, görev yönünden red kararının tebliğinden itibaren başlatmıştır. Bu kanunun açık hükmünün gereğidir.

Hal böyle iken, 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 inci maddesine 25.12.1981 gün ve 2568 sayıl Kanunun 1 inci maddesi ile eklenen ikinci fıkra hükmündeki “... görevsizlik kararlarının kesinleşmesinden sonra...” cümlesinden hareketle, 41 inci maddesinin 1 inci fıkrasındaki “tebliği tarihi” ibaresini amaçsal yorumla güncelleştirilip genişleterek “kesinleşme tarihi” olarak kabul etmek kanun koyucunun yerine geçmek olur kanaatindeyiz. Bir başka ifadeyle, Anayasanın başlangıç bölümünde dile getirilen “kuvvetler ayrımının Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bunlarla sınırlı medeni bir iş bölümü ve işbirliği olduğu, üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu”ana fikrine uygun bir anlayışla, 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 inci maddesinin 1 inci fıkra hükmünün sözünün açık olduğu, özel bir yoruma gerek bulunmadığını değerlendirmekteyiz.

Uyuşmazlık konusu yasa maddesi ve dayanağı olan yasa metinleri;

1602 sayılı AYİM Kanununun 41 inci maddesinin gerekçesi ve gerekçesinde belirtilen yasal mevzuatın gönümüze kadar izlediği seyir de yukarıdaki görüşümüzü destekler niteliktedir.

1602 sayılı AYİM Kanununun 41 inci maddesi, Kanunun Resmi Gazetede yayımladığı 20 Temmuz 1972 tarihinden bu yana yürürlükte olup herhangi bir deşikliğe uğramamıştır. Anılan madde, 31.12.1964 gün ve 521 sayılı Danıştay Kanununun 68 inci maddesi göz önünde tutularak düzenlenmiştir.

521 sayılı Danıştay Kanununun 68 inci maddesinde, Danıştay’ın görevine giren uyuşmazlıklarda 31 inci maddede yazılı idari yargı mercilerine veya adli yargı mercilerine açılan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların ve bunlara karşı kanun yolları varsa süresi içinde olmak şartıyla, bu yollara başvurulması üzerine verilen kararların tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştay’a dava açılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Daha sonra, 521 sayılı Danıştay Kanunu, 06 Ocak 1982 gün ve 2575sayılı Danıştay Kanunu ile ilga edilerek, 521 sayılı Kanunun 68 inci maddesi 06 Ocak 1982 gün ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda düzenlenmiştir.

2577 sayılı Kanununun 9 uncu maddesinin 05 Nisan 1990 gün ve 3622 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 1 inci fıkrasında, 30 günlük dava açma süresinin görevsizlik kararlarının tebliğinden itibaren başlayacağı esası korunmuş, ikinci fıkrasında ise; “ Adli veya askeri yargı yerlerinde açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hüküm incelendiğinde, hükmün 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 nci maddesi ile paralel düzenlemeler içerdiği görülecektir. Nitekim, ilk fıkrasında “tebliğ tarihi”, ikinci fıkrasında “kesinleşme” ibareleri bulunmasına rağmen Danıştay o dönemdeki kararlarında 30 günlük dava açma süresinin görevsizlik kararının tebliğinden itibaren başlayacağını içtihat etmiştir (6.D., 10.03.1987; E.1986/634, K.1987/218; 6.D. 20.02.1989; E.1988/90, K.1989/308; 6.D., 19.9.1980; E.1989/779, K.1990/1499; 8.D., 23.01.1991; E.1990/335, K.1991/101; 9.D., 17.09.1987; E.1986/2580, K.1987/2497, 9.D., 29.03.1990; E.1988/3402, K.1990/1102; 10.D., 09.06.1982.; E.1982/4499, K.1982/1618; 10.D., 07.11.1988; E.1986/451, K.1988/1807; 10.D., 23.11.1988; E.1986/2462, K.1988/1963; K.10.D., 11.10.1990; E.1989/330, K.1990/2189).

Bilahare 2577 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasındaki “tebliğ tarihi” ibaresi, 5 Nisan 1990 gün ve 3622sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle “kesinleşme” olarak değiştirilmiş ve gerekçesinde, bu değişikliğin maddenin ikinci fıkrası ile paralellik sağlamak amacıyla yapıldığı belirtilmiştir.

Kanun koyucu, 2577 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasındaki bu değişikliği yaparken, 1602 sayılı AYİM Kanununun 41 inci maddesinin 1 inci fıkrasında düzenleme yapmamıştır.

Kanun koyucunun değiştirme ihtiyacı hissetmediği ve sözü itibariyle açık olan bir yasa hükmünün, onun iradesi yerine geçerek amaçsal yorum yoluyla güncelleştirildiğini söylemenin hukuka aykırı olduğu görüşündeyiz. Yasa metninde yasa koyucu istese kesinleşmiş kararın tebliğinden sonra cümlesini koyabilirdi.

Yargıda “karar” ve “kesinleşmiş karar” çok farklı anlamlar taşıyan deyimlerdir. Yargılama sürecinde “tebliğ” zamansal olarak “kesinleşme” aşamasından daha önce gelen ve kesinleşmenin ön şartı olan bir aşamadır. Tebliğ olmadan kesinleşme olmaz, ancak kesinleşmeşerhi verilmeden önce tebliğ mutlaka olmalıdır. Bu nedenle karar yerine kesinleşmiş karar müessesini yorumla koymak mümkün değildir. Yasa koyucunun iradesini aşan bir faaliyettir ki, yasa koyucunun yerine norm vazetmekanlamı taşır.

Çoğunluk, bir yargı yerinin henüz kesinleşmemiş veya kesin karar mertebesine erişmemiş bir kararı esas alınarak başka işlem veya usuli müesseselere dayanak ve temel oluşturmasının hem hak arayan ilgili hem de o yargı yeri açısından hukuki bağlamda istenmeyen sonuçlar yaratacağı, neticede uyuşmazlık konusunda bir biri ile çatışan iki karara ulaşılabileceği görüşündedir.

Öncelikle, her iki davanın taraflarının da aynı olduğu göz önüne alındığında davacı veya davalı idarece derdestlik itirazında bulunulması mümkündür.

Bunun dışında 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun “Olumlu Görev Uyuşmazlığı Çıkarma”başlıklı 10 uncu, “Olumlu Görev Uyuşmazlığı ve Uygulanacak Usul” başlıklı 17 nci ve “Temyiz İncelemesi Yapan Yargı Mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesine Başvurmaları” başlıklı 20 nci maddeleri hükümleri çerçevesinde, görevsiz yargı merciinin davanın esası hakkında karar vermesi engellenebilecek ve çoğunluk görüşün karada belirttiği sakıncalarla karşılaşılmayacaktır.

Belirtilen bu nedenlerle 1602 sayılı AYİM Kanunu’nun 41 inci maddesinin 1 nci fıkrasına göre, AYİM’in görevine giren uyuşmazlıklarda askeri, idari ve adli yargı mercilerine açılan davalarda bu mercilerce verilen görevsizlik kararının tebliği yerine kesinleşmesinden itibaren AYİM’de dava açılabileceği yönündeki çoğunluk görüşüne katılamadık. 02.06.2006

ÜYE ÜYEÜYE

Halit KARABULUTH.Hasan MUTLUHüseyin AKKOÇ

Hv.Hak.Kd.Alb.Hak.Kd.Alb.P.Kur.Alb.

ÜYEÜYE

Veli TARAKÇIKadir YILDIZ

Tnk.Kur.Alb.Dz.Kur.Alb.