← Resmî Gazete · 6 Aralık 2005
YARGI BÖLÜMÜ · Anayasa Mahkemesi Kararı
Anayasa Mahkemesinin E: 2002/104 (4748 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile İlgili), K: 2003/72 Sayılı Kararı
Metin
|
Anayasa Mahkemesi Kararı Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı: 2002/104 Karar Sayısı: 2003/72 Karar Günü: 16.7.2003 İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Mustafa KAMALAK, Lütfi YALMAN ve 109 Milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 26.3.2002 günlü, 4748 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un; A - 4. maddesinin; 1) (A) bendiyle 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesine eklenen fıkrada yer alan “... yarısından az olmamak kaydıyla,...” ibaresinin, 2) (B) bendiyle değiştirilen 2820 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “kapatılması ya da” ibaresinin, Anayasa’nın 69. maddesine; B - 5. maddesinin (A) bendiyle değiştirilen 6.10.1983 günlü, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinin (2) ve (3) sayılı bentlerinin, Anayasa’nın 13. ve 15. maddelerineaykırılığı savıyla iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir. I - İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ Dava dilekçesinin iptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren gerekçesi şöyledir: “I - İPTAL SEBEPLERİ 26.03.2002 tarih ve 4748 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” 09.04.2002 günü, 24721 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak söz konusu Kanun’un çerçeve 4. ve 5. maddelerinin bir kısım hükümleri Anayasa’ya açıkça aykırıdır. A) ÇERÇEVE 4. MADDE’NİN ANAYASA’YA AYKIRILIK DURUMU : Çerçeve 4. maddenin, (A) bendi ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesine bir fıkra eklenmiş, (B) bendi ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları değiştirilmiştir. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun, Hem 101. maddesine eklenen fıkra, Hem de 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yapılan değişiklikler, Anayasa’nın 69. maddesine aykırıdır. a) Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. Maddesine Eklenen Fıkra, Anayasa’nın 69. Maddesine Aykırıdır. Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesine eklenen fıkra aynen şöyledir : “Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir.” Bu fıkranın “yarısından az olmamak kaydıyla” bölümü Anayasa’nın 69. maddesinin 7. ve 11. fıkralarına açıkça aykırıdır. Çünkü: 1) Anayasa’nın 69. maddesinin 7. fıkrasına göre, Anayasa Mahkemesi, - Bir siyasipartinin tüzük ve programının Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrasının hükümlerine aykırı bulması, veya, - 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin işlendiği bir odak haline geldiğini tespit etmesi, halinde, “temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre, ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.” Anayasa’nın 69. maddesinin 7. fıkrasında, Anayasa Mahkemesi için, Devlet yardımının “yarısından az olmamak kaydıyla” diye bir sınırlama yoktur. Devlet yardımından ne kadarlık kesinti yapılacağını takdir yetkisi, tıpkı “fiillerin ağırlık derecesini” takdirde olduğu gibi, bütünüyle Anayasa Mahkemesi’ne aittir. Anayasa Mahkemesi’nin bu yetkisi kanunla kısıtlanamaz. 2 - 69. maddenin son fıkrasına göre “siyasi partilerin ... devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ... yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.” 3 - Anayasa Mahkemesine kanunla görev verilemez (Any. M. 148/son), sınırlama konulamaz. Halbuki 4748 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle, Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesine eklenen fıkranın “yarısından az olmamak kaydıyla” bölümü, Anayasa Mahkemesi için kanunla öngörülmüş bir sınırlama olup Anayasa’ya açıkça aykırıdır. b) 4748 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) Bendiyle Değiştirilen Siyasi Partiler Kanunu’nun 102. maddesinin Birinci ve Üçüncü Fıkraları Anayasa’nın 69. maddesine Aykırıdır. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun, 4748 sayılı Kanunla değiştirilen 102. maddesinin birinci fıkrası aynen şöyledir: “Siyasi partilerin faaliyetlerinin izlenmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istediği bilgi ve belgeleri bildirilen süre içinde vermeyen siyasi partiye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ikinci bir yazı tebliğ olunur. Bu yazıda, bildirilen süre içinde cevap verilmediği ve istek yerine getirilmediği takdirde o siyasi partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için dava açılabileceği de belirtilir. Bu tebliğde bildirilecek süre içinde yine istek yerine getirilmez veya cevap verilmezse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı o siyasi partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için Anayasa Mahkemesinde re’sen dava açabilir.” Siyasi Partiler Kanunu’nun 102. maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklik ise şöyledir: “Siyasi parti, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde istem yazısında belirtilen hususu yerine getirmediği takdirde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesinde o siyasi partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için dava açar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin tebliğinden itibaren otuz gün içinde ilgili siyasi parti tarafından söz konusu parti organı, merci veya kurulun işten el çektirilmesi ve parti üyesi veya üyelerin partiden kesin olarak çıkarılmaları halinde, o partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için açılan dava düşer. Aksi takdirde Anayasa Mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ve siyasi parti temsilcilerinin sözlü açıklamalarını, gerekli gördüğü hallerde diğer ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları da dinlemek suretiyle açılmış bulunan davayı karara bağlar.” Hemen fark edileceği gibi Siyasi Partiler Kanunu’nun 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yapılan değişiklikler Anayasa’nın 69. maddesine açıkça aykırıdır. Çünkü; 1) Anayasa’nın 69. maddesi, siyasi partilerin temelli kapatılma sebeplerini üç hal ile “numerus claususe” olarak (tahdidi bir biçimde, sayma yöntemi ile) sınırlandırmıştır. Bilindiği gibi bu üç hal, i - Bir siyasi partinin tüzük ve programının Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması, ii - Bir siyasi partinin, Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmesi, iii - Bir siyasi partinin, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alması, halleridir. 2) Anayasa’nın öngördüğü, siyasi partiler için temelli kapatmayı gerektiren bu üç hali, kanunla artırmak mümkün değildir. Zira Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrasında yer alan “siyasi partilerin ...kapatılmaları yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir” hükmü, siyasi partilerin temelli kapatılma sebeplerini artırmaya engeldir. Anayasa’da öngörülen “temelli kapatma nedenleri”, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesinde “Anayasadaki yasaklara aykırılık halinde partilerin kapatılması” başlığı altında aynen tekrarlanmıştır. 101. maddenin hem başlığından hem de içeriğinden açıkça anlaşılacağıgibi bu maddedeki “kapatma” kavramı, Anayasa’daki “temelli kapatma” kavramı ile “özdeş”tir, sayı olarak da birbirine eşittir. Siyasi Partiler Kanunu, siyasi partiler için, Anayasa’da yer almayan bir takım ilave kapatma sebepleri öngörmektedir. 102. maddede yapılan değişikliklerle, siyasi partiler için, Anayasa’ya aykırı olarak, yeni “kapatma sebepleri” öngörülmektedir. Anayasa’da açıkça kapatma yaptırımına bağlı tutulmayan sebeplerle siyasi partilerin kapatılması kabul edilemez. Çünkü, 1995 yılında yapılan değişiklikle siyasal partilerin faaliyetlerini sürdürürken hangi hallerde kapatılabileceklerine ilişkin açık ve net kurallar konularak güvence sağlanmış, yasa ile kapatma nedenlerinin genişletilmesi önlenmiştir. Nitekim, 23.07.1995 gün ve 4121 sayılı Yasa’yla yapılan Anayasa değişikliklerine ilişkin 5.6.1995 günlü Anayasa Komisyonu Raporunda; “...Komisyonumuz siyasi partilerin, yeni kaleme aldığı 68. maddede yer alan ilkelere uyması gerektiğini metne açıklıkla koymak suretiyle, partilerin temelli kapatılmasını sadece bu ilkelere uyulmaması halinde öngörmüş ve diğer hallerde öngörmemiştir. Temelli kapatmanın partilerin tekrar kurulamaması demek olduğu da metinde belirtilmiştir. Aynı sistematiğe uygun olarak komisyonumuz, siyasi partilerin bu ilkelere uygun hareket etmelerinin iki ayrı şeklini açıkça düzenlemiştir. Bunlardan birincisi, partinin tüzük ve programının bu ilkelere aykırı olmasıdır, ikinci durum ise Parti’nin beyan ve eylemlerinin bu ilkelere aykırı olmasıdır. Bu iki durum, Anayasa’nın mer’i metninde de, Teklifte’de birbirinden yeteri açıklıkla ayrılmamıştır. Komisyonumuz bu ayrımı yapmış ve ikinci halde temelli kapatmayı ancak partinin bu tür eylemlerin işlendiği bir odak haline gelmiş olmasına bağlamıştır. Bu hüküm Federal Almanya Anayasası’nın 18. maddesinden esinlenmiş olup, partilere çok daha sağlam hukuki teminat getirmektedir.” denilmiştir. Bütün bunlara rağmen, Siyasi Partiler Kanunu’nun 102. maddesinde yapılan değişiklikle, siyasi partiler için Anayasa’da bulunmayan sebeplerden dolayı “kapatma” veya “kapatmanın yerine geçen Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma” yaptırımı öngörülmektedir. Bilindiği gibi Türkiye, parti kapatmalardan dolayı gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde, gerekse Avrupa Birliği nezdinde büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sıkıntıları aşmak da, kolay olmamaktadır. Çünkü Türkiye tam anlamıyla bir “partiler mezarlığı”na dönüşmüş durumdadır. Gerçekten, Türkiye’de, Cumhuriyete geçildikten sonra tam 154 parti kapanmış veya kapatılmıştır. 1991-2001 tarihlerinde, yani on yıl içinde sadece Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan siyasi parti sayısı, tespitlerimize göre, tam onyedidir. Son on yıliçinde Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılansiyasipartilerin isimleri ve kapatıldıkları yıllar şöyledir: 1 - Halk Partisi1991 2 - Türkiye Birleşik Komünist Partisi1991 3 - Büyük Anadolu Partisi1992 4 - Sosyalist Parti1992 5 - Yeşiller Partisi1994 6 - Halkın Emek Partisi1993 7 - Özgürlük Demokrasi Partisi1993 8 - Sosyalist Türkiye Partisi1993 9 - Demokrat Parti1994 10 - Demokrat Parti 21994 11 - Demokrasi ve Değişim Partisi1996 12 - Diriliş Partisi1996 13 - Emek Partisi1997 14 - Sosyalist Birlik Partisi1994 15 - Refah Partisi1998 16 - Demokratik Kitle Partisi1999 17 - Fazilet Partisi2001 Eğer, Siyasi Partiler Kanunu’nun 102. maddesinde, Anayasa’ya aykırı olarak yapılan değişiklikler varlığını sürdürecek olursa Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya aykırı olarak eski dönemlere nispetle daha yoğun bir biçimde, siyasi parti kapatma mecburiyetinde kalacaktır. B) ÇERÇEVE 5. MADDENİN ANAYASAYA AYKIRILIK DURUMU: 26.3.2002 tarih ve 4748 sayılı Kanun’un çerçeve 5. maddesiyle, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun çeşitli maddelerinde değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden biri de çerçeve 5. maddenin (A) bendi ile 2908 sayılı Kanun’un 4. maddesinde yapılan değişikliktir. Ancak, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinde yapılan değişikliklerin bir bölümü Anayasa’nın 13. maddesine, diğer bir bölümü ise Anayasa’nın 15/1. maddesine aykırıdır. a)Anayasa’nın 13. Maddesine Aykırılık Durumu: 4748 sayılı Kanun’un çerçeve 5. maddesinin (A) bendi ile değiştirilen, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinin 2. bendi, Anayasa’nın 13. maddesine açıkça aykırıdır. 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinin 2. bendi aynen şöyledir: “2. Affa uğramış olsalar bile; a) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının birinci babında yazılı suçlardan biriyle mahkum olanlar, b) Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflâs gibi yüz kızartıcı suçlar, istimal ve istihlak kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçlarıveresmiihalevealımsatımlara fesatkarıştırma suçlarından biriyle mahkum olanlar, c) Türk Ceza Kanununun 316, 317 ve 318’inci maddelerinde yazılı suçlardan biriyle mahkum olanlar, Sürekli olarak, Dernek kuramazlar.” Görüldüğü gibi burada, 2. bendin kapsamına giren kimseler için “dernek kurma hakkı” ortadan kaldırılmaktadır. Anayasa’nın 33. maddesine göre dernek kurma hakkı bir “temel hak”tır. Bir “temel hak”, Anayasa’nın öngördüğü belirli istisnalar dışında, ortadan kaldırılamaz. Anayasa’nın 13. maddesine göre de bir temel hak, sınırlandırılırken bile o temel hakkın özüne dokunulamaz. Yüksek malumları olduğu üzere 13. maddeye göre, bir temel hak, - özüne dokunulmaksızın, - yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerine bağlı olarak ve - ancak kanunla sınırlanabilir. Sınırlama, - Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, - Demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve - Ölçülülük ilkesine, aykırı olamaz. Halbuki 2908 sayılı Kanun’un değişik 4. maddesinin 2. bendi, “kanunla” ilkesinin dışındaki bütün şartları yok saymıştır ve Anayasa’nın hem sözüne hem de ruhuna açıkça aykırıdır: İptali gerekir. “Zira, burada bir hakkın sınırlandırılması değil tümüyle ortadan kaldırılması söz konusudur. Amacı suçları önlemek olan cezanın kamu yararı düşüncesine dayandığı bir gerçektir. Ancak bu düşünceyle de olsa Anayasayla güvence altına alınmış bir temel hakkın ortadan kaldırılamayacağı duraksamaya yer vermeyecek kadar açıktır. Şu halde, temel hak ve özgürlüklerin kaldırılmasından değil, sadece sınırlandırılmasından söz edilebilir ki, bu da ancak Anayasa’nın 13. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi ile olanaklıdır. Bu maddede, “Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz” denilerek sınırlandırmanın ölçüsü de konulmuştur.” (Any.Mah.Kararı, T.3.6.1988, E.1987/28, K.1988/16, AYMKD.S. 24, s.225) b) Anayasa’nın 15/1. Maddesine Aykırılık Durumu: 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun değişik 4. maddesinin “3. bendi” Anayasa’nın 15/1. maddesine aykırıdır. 2908 sayılı Kanun’un değişik 4. maddesinin “3. bendi” aynen şöyledir: “3. a) Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçtan mahkum olanlar hükmün kesinleştiği, b) Kurulması yasaklanmış dernekleri kuranlar ve yönetenler ile dernekler için yasaklanmış faaliyetlerde bulunmaları sebebiyle mahkemece kapatılmasına karar verilen derneklerin yöneticileri kapatma kararının kesinleştiği, Tarihten itibaren beş yıl süre ile, Dernek kuramazlar.” Görüldüğü gibi 2908 sayılı Kanun’un değişik 4. maddesinin 3. bendi, belirli kimseler için “bir temel hakkı”, “dernek kurma hakkını” beş yıl süreyle “durdurmakta”dır. Ancak bu durdurma Anayasa’nın 15/1. maddesine açıkça aykırıdır. Bilindiği gibi Anayasa’nın 15/1. maddesi aynen şöyledir: “MADDE 15- Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.” Açıkça görüldüğü gibi dava konusu 3. bent, Anayasa’nın 15/1. maddesinin, bir temel hakkın durdurulabilmesi için öngördüğü şartların hiçbirini taşımamaktadır Bu sebepten dolayı da Anayasa m. 15/1’e açıkça aykırıdır. “Çünkü hak ve özgürlüklerin kullanılması, ancak olağanüstü durumlarda durdurulabilir. Anayasa’da sayılan olağanüstü durumlar dışında, başka bir anlatımla olağan dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılması durdurulamaz.” (Any. Mah. Kararı, T.20.01.1993, E.1992/36, K.1993/4, AYMKD. S. 29.C.1, s.220) Bir kimsenin bir yasağı ihlal etmesi veya bir suçtan dolayı mahkum edilmiş olması sonucu değiştirmez, yani o kimsenin bir temel hakkının durdurulması için “haklı neden” sayılamaz. Çünkü: 1) O kimse, söz konusu fiili suç sayan özel hükmün öngördüğü yaptırıma tabi tutulmuştur. 2) Bir suç için “birden fazla ceza” uygulamak, hukukun temel ilkelerine, “tek suça tek yaptırım” prensibine aykırı düşer. II - YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA SEBEPLERİ 1 - Dava konusu hükümler açıkça Anayasa’ya aykırıdır. 2 - Anayasa’ya açıkça aykırı olan bu hükümlerin ihlal ettiği haklar ise birer temel haktır. 3 - Bu haklar, Türkiye’nin de imzalayıp onaylayarak iç hukukunun bir parçası haline getirdiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesiyle güvence altına alınmış bulunan haklardır. 4 - Dava konusu hükümlerin uygulanması halinde telafisi imkansız bir takım zararların meydana geleceği gayet açıktır. Bütün bu sakıncaları önlemek için söz konusu hükümler hakkında acilen yürürlüğü durdurma kararı verilmesi hukuki bakımdan bir gerekliliktir. SONUÇ 24.03.2002 tarih ve 4748 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un, açıkça Anayasa’ya aykırı olan ve uygulanması halinde “Demokratik Hukuk Devleti” bakımından telafisi imkansız zararlar doğuracağı kesin bulunan; a) Çerçeve 4. maddesinin; 1) “A” bendiyle, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. maddesine eklenen fıkranın “...yarısından az olmamak kaydıyla...” bölümü, 2) “B” bendiyle değiştirilen, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, b) Çerçeve 5.maddesinin“A” bendiyle değiştirilen 2908sayılıDernekler Kanunu’nun 4. maddesinin; 1) 2. bendi (a,b,c alt bentleri), 2) 3. bendi (a,b,c alt bentleri), hakkında acilen yürürlüğü durdurma ve iptal kararı verilmesini arz ve talep ederiz.” II - YASA METİNLERİ A - İptali İstenen Yasa Kuralları 26.3.2002 günlü, 4748 sayılı Yasa’nın 2820 ve 2908 sayılı Yasalarda değişiklik yapanmaddelerin iptali istenen kural ve bölümleri şöyledir: 1 - “MADDE 4.- A) 22.4.1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanununun 101 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin almakta olduğu son yıllıkDevlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir. B) Siyasî Partiler Kanununun 102 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde; ikinci fıkrasında geçen “Cumhuriyet Başsavcılığı” ibareleri, “Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı” olarak değiştirilmiştir. Siyasî partilerin faaliyetlerinin izlenmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının istediği bilgi ve belgeleri bildirilen süre içinde vermeyen siyasî partiye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ikinci bir yazı tebliğ olunur. Bu yazıda, bildirilen süre içinde cevap verilmediği ve istek yerine getirilmediği takdirde o siyasî partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için dava açabileceği de belirtilir. Bu tebliğde bildirilecek süre içinde yine istek yerine getirilmez veya cevap verilmezse Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı o siyasî partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için Anayasa Mahkemesinde re’sen dava açabilir. Siyasî parti, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde istem yazısında belirtilen hususu yerine getirmediği takdirde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasa Mahkemesinde o siyasî partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için dava açar. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin tebliğinden itibaren otuz gün içinde ilgili siyasî parti tarafından söz konusu parti organı, merci veya kurulun işten el çektirilmesi ve parti üyesi veya üyelerin partiden kesin olarak çıkarılmaları halinde, o partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için açılan dava düşer. Aksi takdirde Anayasa Mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ve siyasî parti temsilcilerinin sözlü açıklamalarını, gerekli gördüğü hallerde diğer ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları da dinlemek suretiyle açılmış bulunan davayı karara bağlar...” 2 - “MADDE 5. - A) 6.10.1983 tarihli ve 2908 sayılı Dernekler Kanununun 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Madde 4.- Fiil ehliyetine sahip ve 18 yaşını doldurmuş olan herkes önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Ancak; 1. Türk Silahlı Kuvvetleri ile genel ve özel kolluk kuvvetleri mensupları ve özel kanunlarında dernek kuramayacakları belirtilen memur statüsündeki kamu hizmeti görevlileri, 2. Affa uğramış olsalar bile; a) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitabının birinci babında yazılı suçlardan biriyle mahkûm olanlar, b) Basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflâs gibi yüz kızartıcı suçlar, istimal ve istihlâk kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık suçları ve resmî ihale alım satımlara fesat karıştırma suçlarından biriyle mahkûm olanlar, c) Türk Ceza Kanununun 316, 317 ve 318 inci maddelerinde yazılı suçlardan biriyle mahkûm olanlar, Sürekli olarak, 3. a) Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçtan mahkûm olanlar hükmün kesinleştiği, b) Kurulması yasaklanmış dernekleri kuranlar ve yönetenler ile dernekler için yasaklanmış faaliyetlerde bulunmaları sebebiyle mahkemece kapatılmasına karar verilen derneklerin yöneticileri kapatma kararının kesinleştiği, Tarihten itibaren beş yıl süre ile, Dernek Kuramazlar...” B - Dayanılan Anayasa Kuralları İptali istenen kuralların Anayasa’nın 13., 15. ve 69 maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş, Mahkememizce 38. madde ise ilgili görülmüştür. III - İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN,Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Nurettin TURAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Enis TUNGA’nınkatılımlarıyla6.6.2002 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir. IV - ESASIN İNCELENMESİ Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A - 4748 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin (A) bendiyle 2820 sayılı Yasa’nın 101. maddesine eklenen fıkrada yer alan “... yarısından az olmamak kaydıyla...” ibaresinin incelenmesi Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 69. maddesinin yedinci fıkrasında, Devlet yardımından yoksun bırakılacak tutarın takdir yetkisinin herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmaksızınAnayasa Mahkemesi’ne bırakıldığı, Mahkeme’nin bu yetkisinin, “yarısından az olmamak kaydıyla” şeklinde yasayla getirilen bir sınırlamayla kısıtlanamayacağı, Anayasa Mahkemesi’ne kanunla görev verilemeyeceği, bu nedenle 2820 sayılı Yasa’nın 101. maddesiyle getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 69. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 4748 sayılıYasa’nın 4. maddesinin (A) bendi ile 2820 sayılı Yasa’nın 101. maddesine eklenen fıkrada, Anayasa Mahkemesi’nin, 101. maddenin birincifıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 69. maddesine 3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Yasa ile eklenen yedinci fıkrada, “Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir” denilmektedir. Buna göre Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 69. maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarında sayılan hallerde ilgili siyasî parti için temelli kapatmayerine, daha hafif olan Devlet yardımından dava konusu fiillerin ağırlığına göre kısmen veya tamamen yoksun bırakmaya herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın kendisi karar verecektir. Anayasa’nın 69. maddesinin son fıkrasında da, siyasi partilerin, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile ilgili kanunla düzenleme yetkisi verilirken, “yukarıdaki esaslar çerçevesinde” ibaresi kullanılmak suretiyle yasakoyucuya verilen takdir yetkisinin sınırları çizilmiştir. 2820 sayılı Yasa’nın101. maddesine 4748 sayılı Yasayla eklenen fıkrada ise, ilgili siyasi partilerin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının “yarısından az olmamak kaydıyla” ibaresi kullanılmak suretiyle, Anayasa Mahkemesi’ne Anayasa ile verilen yaptırım uygulama yetkisi sınırlandırılmıştır. Bu kuralın uygulanması halinde Anayasa Mahkemesi, Devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakma yaptırımı ile ilgili kararını, yardım miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, sınırlı olarak kullanabilecektir. Açıklanan nedenlerle, 2820 sayılı Yasa’nın 101. maddesine 4748 sayılı Yasayla eklenen fıkrada yer alan “...yarısından az olmamak kaydıyla...” ibaresi Anayasa’nın 69. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır. B - 4748 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin (B) bendiyle değiştirilen 2820 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının incelenmesi Dava dilekçesinde, siyasi partilerin temelli kapatılma sebeplerinin Anayasa’nın 69. maddesinde üç neden ile sınırlandırıldığı, bu sınırlamaların kapatılma nedenlerinin yasayla genişletilmesini önlediği, 2820 sayılı Yasa’nın 102. maddesinde Anayasa’da bulunmayan yeni kapatma sebepleri öngörüldüğü, bu durumda “...kapatılması ya da...” sözcüklerinin,Anayasa’nın 69. maddesine aykırılıkoluşturduğu ileri sürülmüştür. 2820 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 4748 sayılıYasa’nın 4. maddesinin (B) bendi ile değiştirilerek,siyasi partilerin faaliyetlerinin izlenmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın istediği bilgi ve belgeleri bildirilen süreiçinde vermeyen veya aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, Anayasa’nın 68. maddesinin dördüncü fıkra hükümlerine aykırı fiilin işlenmesi halinde, ilgili parti organı, merci veya kurulun işten el çektirilmesi istemini veya yine 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırıfiil ve konuşmalarından dolayı hüküm giyen parti üyelerinin partiden kesin olarak çıkarılma istemini yerine getirmeyen siyasi partinin kapatılması ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Anayasa Mahkemesi’nde re’sen dava açılabileceği öngörülmüştür. 2820 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin 4748 sayılı Yasa ile değişikbirinci ve üçüncü fıkralarıyla ilgili iptal davası 31.5.2002 gününde Mahkememize açılmıştır. Söz konusu fıkralarda geçen “...kapatılması ya da...” sözcükleri dava açıldıktan sonra 11.1.2003 günü yürürlüğe giren 2.1.2003 günlü 4778 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 11. maddesiyle madde metninden çıkartıldığından, konusu kalmayan istemhakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır. C - 4748 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin (A) bendiyle değiştirilen 2908 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin (2) Ve (3) sayılı bentlerinin incelenmesi Davadilekçesinde, 4. maddenin 2. bendi kapsamına giren kimseler için dernek kurma hakkının ortadan kaldırıldığı, Anayasa’nın 33. maddesine göre dernek kurma hakkının bir temel hak olduğu, bu nedenle de Anayasa’nın öngördüğü belirli istisnalar dışında ortadan kaldırılamayacağı, Anayasa’nın 13. maddesine göre temel haklar sınırlandırılırken hakkın özüne dokunulamayacağı, düzenlemede ise bir hakkın sınırlandırılmayıp, tümüyle ortadan kaldırıldığı, bu nedenle de 4. maddenin 2. bendinin Anayasa’nın 13. maddesine aykırı olduğu, aynı maddenin 3. bendi kapsamına girenler için de dernek kurma hakkının beş yıl süreyle durdurulduğu, söz konusu hükmün Anayasa’nın 15. maddesinin birinci fıkrasında öngörülentemel hak ve özgürlüklerin kullanılmasınınkısmenveyatamamendurdurulmasınailişkinkoşulların hiçbirini taşımadığı, olağan dönemlerde temel hak ve özgürlüklerinkullanılmasının durdurulamayacağı, bir kimsenin bir suçtan dolayı hüküm giymesinintemel hakkın durdurulması için haklı neden sayılamayacağı, bu nedenle de 4. maddenin 3. bendinin Anayasa’nın 15. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Davadilekçesinde iptali istenen kuralların Anayasa’nın 13. ve 15. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafındanileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir.İstemle bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık kararı verebileceğinden, iptali istenen kurallarla ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesi yönünden de inceleme yapılmıştır. Dava konusu (2) sayılı bendde, affa uğramış olsalar bile bu bendde yazılısuçlardan biriyle mahkum olanların sürekli olarak dernek kuramayacakları; (3) sayılı bendde de, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçtan mahkum olanların hükmün kesinleştiği, kurulması yasaklanmış dernekleri kuranlar ve yönetenler ile dernekler için yasaklanmış faaliyetlerde bulunmaları sebebiyle mahkemece kapatılmasına karar verilen derneklerin yöneticilerinin de kapatma kararının kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl süreyle dernek kuramayacakları hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 38. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.” denilmiştir. Yasakoyucunun, cezalandırma yetkisini kullanırken Anayasa’nın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, toplumda hangi tür eylemlerin suç sayılıp sayılmayacağı, suç sayılacaksa hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımıyla karşılanacağı, hangi durum ve davranışların ağırlaştırıcı ya da hafifleştirici öğe olarak kabul edileceği konularında takdir yetkisi vardır. Ceza hukukunda, doğrudan doğruya bir suçun karşılığı olmak üzere öngörülen asli cezanın yanında, bu cezanın etkisini artırmak, suç işlenmesinde caydırıcılığı sağlamak için,asli cezaya ek olarak feri ve mütemmim cezalar ile kimi hak yoksunlukları da getirilmiştir. Dava konusu kurallarla, bazı suçlardan mahkum olanlara sürekli olarak, bazı suçlardan mahkum olanlara da beş yıl süreyle dernek kurma yasağı getirilmek suretiyle yasal bir yoksunluk öngörülmüştür. Bu yoksunluklar, Anayasa’nın 33. maddesi kapsamında dernek kurma hürriyetine yönelik bir sınırlama olmayıp, asli cezaya ek olarak getirilen hak yoksunluklarıdır. Yasakoyucu asli cezalara bağlı olarak kimi kısıtlılıklaröngörüp öngörmeme konularında anayasal ilkeler çerçevesinde takdir hakkına sahiptir. Esasen ceza hukukundaki memnu hakların iadesi müessesesi gözönünde bulundurulduğunda süresiz bir hak yoksunluğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa’nın 38. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. İptali istenilen kuralların dava dilekçesinde belirtilen Anayasa’nın 13. ve 15.maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. Haşim KILIÇbu görüşe katılmamıştır. V - İPTAL SONUCUNDA YASA’NIN DİĞER KURALLARININ UYGULAMA OLANAĞINI YİTİRİP YİTİRMEMESİ SORUNU 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un29. maddesinin ikinci fıkrasında, yasanın belirli kurallarının iptali, diğer kimi kurallarının veya tümününuygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesi’nceiptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 2820 sayılı Yasa’nın 101. maddesine 4748 sayılı Yasa’nın 4. maddesinin (A) bendiyle eklenen fıkrada yer alan “...yarısından az olmamak kaydıyla...” ibaresinin iptali nedeniyle,bu ibareden sonra gelen ve uygulama olanağı kalmayan “...bu yardımdan...” ibaresinin de 2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iptali gerekir. VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ SORUNU 26.3.2002günlü,4748 sayılı“Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un: A - 4. maddesinin; 1 - (A) bendiyle 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 101. maddesine eklenen fıkrada yer alan “... yarısından az olmamak kaydıyla,...” ibaresinin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 2 - (B) bendiyle değiştirilen 2820 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “kapatılması ya da” ibarelerinin yürürlüğünün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, B - 5. maddesinin (A) bendiyle değiştirilen 6.10.1983 günlü, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinin (2) ve (3) sayılı bentlerinin YÜRÜRLÜKLERİNİN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 16.7.2003 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. VII - SONUÇ 26.3.2002günlü,4748 sayılı“Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un: A - 4. maddesinin; 1 - (A) bendiyle 22.4.1983 günlü, 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu’nun 101. maddesine eklenen fıkrada yer alan “... yarısından az olmamak kaydıyla,...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Fulya KANTARCIOĞLU’nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 2 - (B) bendiyle değiştirilen 2820 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “kapatılması ya da” ibareleri, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 2.1.2003 günlü, 4778 sayılı Yasa ile madde metninden çıkarıldığından bu ibarelere yönelik istem hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, Fulya KANTARCIOĞLU’nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, B - 5. maddesinin (A) bendiyle değiştirilen 6.10.1983 günlü, 2908 sayılı Dernekler Kanunu’nun 4. maddesinin (2) ve (3) sayılı bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Haşim KILIÇ’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, C - 4. maddesinin (A) bendiyle 2820 sayılı Yasa’nın 101. maddesine eklenen fıkrada yer alan “... yarısından az olmamak kaydıyla,...” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan bu fıkradaki “... bu yardımdan ...” sözcüklerinin de 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE, 16.7.2003 gününde karar verildi.
KARŞIOYGEREKÇESİ 2908 sayılıDernek Kanunu’nun değişik 4. maddesinin ikinci fıkrasının (2) nolu bendinde, affa uğramış olsalar bile sözkonusu bendde yazılısuçlardan biriyle mahkûm olanların sürekli olarak dernek kuramayacakları, (3) nolu bendinde de, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçtan mahkûm olanların hükmün kesinleştiği; kurulması yasaklanmış dernekleri kuran ve yönetenlerle, yasak faaliyet nedeniyle mahkemece kapatılmasına karar verilen derneklerin yöneticilerinin karar tarihinden itibaren beş yıl süre ile dernek kuramayacakları öngörülmüştür. Bu kuralların iptali için yapılan başvuru sonunda oluşan çoğunluğun Anayasa’ya aykırı olmadığı yolundaki görüşlerine aşağıdaki nedenlerle katılmadım. Anayasa’nın 33. maddesinin birinci fıkrasında önceden izin alınmaksızın dernek kurulabileceğine ilişkinkural belirtildikten sonra üçüncü fıkrasında dernek kurma özgürlüğünün sınırlanma nedenleri gösterilmiştir. Hak ve Özgürlükler’e getirilecek sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen ölçüler içinde yapılabilir. Buna göre, yapılan sınırlama, özgürlüğün özüne dokunmaksızın ilgili maddesinde belirtilen nedenlerle demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkelerine aykırı olmayacaktır. Hangi nedenle olursa olsun getirilen sınırlama özgürlüğü ortadan kaldırıyor veyaonu kullanılamayacak ölçüde sınırlıyorsa Anayasa’nın 13. maddesine aykırılık oluşturur. Dernekler Kanunu’nda yapılan iptali istenen düzenleme, Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen cezaları almış olanların cezalarını daha ağırlaştırmakamacıyla değil, dernek kurma esas ve usullerini düzenleyen birkural olması nedeniyle doğrudan onu sınırlayan bir niteliğe sahiptir.Amaç, dernek kurma esaslarını sınırlamaktır. Böyle olunca, belli cezalara mahkûm olanları sürekli olarak bu özgürlükten yoksun bırakmak bir sınırlama değil, özgürlüğü tümüyle ortadan kaldırmaktır. Öte yandan kurulması yasaklanan dernekleri kuranlar, yönetenler için öngörülen beş yıl dernek kuramama yasağı da bir sınırlama olarak değerlendirilemez. Bu kural dernek kurma özgürlüğünü beş yıl için durdurmaktadır. Oysa Anayasa’nın 15. maddesine göre, hak ve özgürlüklerin durdurulması ancak, savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde mümkün olabileceği açıkça belirtilmektedir. Beş yıl süreli dernek kurma yasağı bu yönden de Anayasa’ya aykırıdır. Belirtilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmadım. Başkanvekili Haşim KILIÇ KARŞIOY GEREKÇESİ I - Siyasi Partiler Yasası’nın 101. maddesine eklenen fıkradaki “yarısından az olmamak kaydıyla” ibaresinin incelenmesi: 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın bir siyasi parti hakkında kapatma kararı verilecek halleri düzenleyen 101. maddesine 4748 sayılı Yasa ile eklenen fıkrada “Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkranın (a) ve (b) bentlerinde sayılan hallerde temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet Yardımı miktarının yarısından az olmamak kaydıyla, bu yardımdan kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına, yardımın tamamı ödenmişse aynı miktarın Hazineye iadesine karar verebilir” denilmektedir. Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi’ninAnayasa’nın 69. maddesindeki konuya ilişkin takdir yetkisinin, devlet yardımının “yarısından az olmamak kaydıyla” biçiminde bir sınırlamaya bağlı tutulmadığı, bu yetkinin yasayla kısıtlanamayacağı ileri sürülerek fıkrada yer alan “yarısından az olmamak kaydıyla” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Anayasa’nın siyasi partilerin uyacakları esasları belirleyen ve kapatılmalarına ilişkin kurallar getiren 69. maddesinin yedinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesi’nin, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebileceği, son fıkrasında da, siyasi partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasi partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usullerinin yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenleneceği hükme bağlanmaktadır. Yasakoyucuya düzenleme yetkisi verilen durumlarda, konuyla ilgili usul ve esaslar ile, uygulama koşullarının belirlenmesi, doğal olarak bir sınırlandırma içerir. Anayasa’nın 69. maddesiyle tanınandüzenleme yetkisine dayanarak yasakoyucu,dava konusu kuralla devlet yardımından kısmen yoksun bırakılmanın içeriğini belirlemiş vebunun dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin almakta olduğu son yıllık Devlet yardımı miktarının yarısından az olamayacağını öngörmüştür. Bu durumda,yasakoyucunun, Anayasal sınırlar içinde kalmak koşuluyla ilgili siyasi partiye uygulanacak devlet yardımından yoksun bırakılma yaptırımının alt sınırını belirlemesinde Anayasa’nın 69. maddesine aykırılık bulunmamaktadır. II - Siyasi Partiler Yasası’nın 102. maddesinin değiştirilen birinci ve üçüncüfıkralarının incelenmesi: Dava dilekçesinde 102. maddenin, siyasi partilerin Anayasa’da belirtilenler dışındaki nedenlerle kapatılmalarına olanak veren birincive üçüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir. Ancak iptal davasının açıldığı 31.5.2002 gününden sonra söz konusu fıkralarda geçen “kapatılması ya da” ibareleri 11.1.2003 günü yürürlüğe giren 2.1.2003 günlü 4778 sayılı Yasa’nın 11. maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır. Esas hakkındaki inceleme sırasında, dava dilekçesindeki gerekçenin sadece fıkralarda geçen“kapatılması ya da” ibarelerine yönelik olduğu bu nedenle de fıkraların kalan bölümlerinin dava konusu yapılmadığı gerekçesiyle davanın, sadece bu ibarelerle sınırlı açıldığı sonucuna varılarakkonusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı yolunda karar verilmiştir. Oysa, dava dilekçesinin Anayasa’ya aykırılık nedenlerinin belirtildiği 4. sayfasında vesonuç bölümünün yer aldığı 12. sayfasında açıkça 102. maddenin birinci ve üçüncü fıkralarının iptali istenmiştir. 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmaya mecbur değildir. Anayasa Mahkemesi taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle, davacıların aykırılık gerekçelerini belli konuda yoğunlaştırmaları, Anayasa Mahkemesi’nin farklı bir gerekçeyle karar vermesini engellemez. Ayrıca dilekçedeki gerekçenin yeterli görülmemesi durumunda bu eksikliğin 2949 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca tamamlattırılması gerekirken bu yola başvurulmayarak ve davacıların güçlü bir aykırılık gerekçesini tek başına yeterli görmüş olabilecekleri gözetilmeyerek davanın sınırlı açıldığının kabulü hak arama özgürlüğünün sınırlandırılması anlamına gelmektedir. Davacıların, aykırılık gerekçelerine dayanarak yaptıkları ibarelerin sonradan metinden çıkarılması ise davayı açtıkları sırada öngöremeyecekleri bir durumdur. Anayasa’nın 151. ve 2949 sayılı Yasa’nın 22. maddesindeki 60 günlük dava açma süresinin geçirilmiş olması nedeniyle davacılarındava konusu fıkraların kalan bölümleri için yenidendava açmaları olanağı da kalmadığından, bu bölümler için dava açma hakları ellerinden alınmış olmaktadır. Hak arama özgürlüğü kapsamındaki dava hakkının bu tür yorumlarla daraltılması demokratik hukuk devleti anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Üye Fulya KANTARCIOĞLU |