← Resmî Gazete · 28 Şubat 2005

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 17 Adet Karar

RG 28.02.2005Kurum Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı

Metin

Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/47

Karar No: 2004/71

Tarihi: 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Sulama Birliği tarafından çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlem tahsili gereken kamu alacağını gösteren idari bir işlem niteliği taşıdığından, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: M. Y.

Vekili: Av. F. Y.

Davalı: Doğanşehir Sulama Birliği Başkanlığı

Vekili: Av. Ş.E.

O L A Y:Malatya- Doğanşehir İlçesi Sulama Birliği Başkanlığınca, 2002 yılı için Meclis tarafından saptanan “Bitki Ücret Listesi”nde belirlenen “cazibeli sulama ücreti” tarifesine göre, davacının pancar üretimi yaptığı 14 Dekarlık arazisi için 65.800.000.-TL. ücret hesaplanmıştır.

Davacı vekili, müvekkilinin Çığlık Köyü- Değirmenocağı mevkiinde bulunan arazisini, kadimden beri kaynak suların birleşmesiyle oluşan Çankaza deresinden ve bizzat kendi imkânlarıyla yaptığı bent vasıtasıyla suladığını; sözkonusu taşınmazın Sulama Birliğine ait DSİ kanalından 2 Km. uzakta olduğunu ve bu kanal suyunu kullanmadığı gibi taşınmazın civarında sondaj ve keson kuyunun da bulunmadığını; Sulama Birliğine yetkilerini devretmeden önce DSİ tarafından adına herhangi bir ücret tahakkuk ettirilmediğini; Birlik tarafından hiçbir emek ve maddi katkı yapılmaksızın ve hiçbir hizmet sunulmadan borç tahakkuk ettirildiğini öne sürerek, müvekkili adına tutulan borç kayıtlarının iptaline ve adının borç listesinden silinmesine karar verilmesi istemiyle, 1.4.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

DOĞANŞEHİR SULH HUKUK MAHKEMESİ; 17.12.2003 gün ve E:2003/141, K:2003/324 sayı ile, davalı Birlik vekili beyanında, DSİ.’nin hem kaynak sularından hem de sulama suyundan sulama ücreti alınacağı yönündeki yetkisinin yasal düzenleme ile Sulama Birliğine devredilmiş olması nedeniyle ücret talep edildiği ve davacının taşınmazını kaynak sularından yararlanarak sulamasına bir itirazlarının olmadığı belirtilerek davanın reddinin talep edildiği; tanık A.A. beyanında, davacının taşınmazını kendini bildiğinden beri Çankaza deresinden gelen su ile suladığını DSİ kanalından su almadığını belirttiği; tüm dosya kapsamı ve deliller değerlendirildiğinde, Danıştay 8. Dairesinin içtihatlarına göre Sulama Birlikleri, 1580 sayılı Belediye Kanunu uyarınca kurulan ve organlarının oluşumu ve denetimi konusunda aynı Yasaya tabi olan kamu tüzel kişiliğine sahip kamu kurumu niteliğindeki bir mahalli idare olduğundan işlem ve eylemlerine karşı açılacak olan iptal ve tam yargı davalarının, 2577 sayılı İYUK.’nun 2. maddesi uyarınca idari yargıda görülmesinin gerektiği; açılan davanın da kamu tüzel kişiliğine sahip bir mahalli idare olan Sulama Birliğinin üyeleri olan çiftçilere sulama suyu verilmesi ve ücret tahakkuk ettirilmesiyle ilgili olup idari eylemden kaynaklandığı anlaşılan tam yargı davası niteliğindeki davanın görüm ve çözümünün idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, Birlik tarafından müvekkili adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesi ve borç işleminin iptali istemiyle, 16.2.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 17.3.2004 gün ve E: 2004/279 sayı ile, Birlikler, yerel yönetimlerin kendilerine kanunla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla kurdukları kamu tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar olmakla birlikte, yürüttükleri hizmete ilişkin bazı işlem ve eylemlerinin kamusal yetkilerin kullanılmasından değil özel hukuk ilişkilerinden de doğabileceği, olayda davacının Birliğe ait sulama suyunu kullandığından bahisle tahakkuk ettirilen sulama ücretinin vergi ve benzeri mali yükümler niteliğinde olmaması, maliyet-kâr hesabı gözönünde bulundurularak her yıl belirlenen ücret tarifesine göre alınması karşısında, Birlik ile davacı arasındaki ilişkinin özel hukuk alanındaki bir borç- alacak ilişkisiolduğunun kabulü ile sulama ücretinden doğan davanın özel hukuk hükümleri çerçevesinde adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği, ancak daha önce bu yargı yerince görevsizlik kararı verildiği ve kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına,bu konuda karar verilinceye değin işin incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde idariyargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ileDanıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davadaidari yargının görevli olduğu yolundakiyazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, kaynak suyundan yararlanan çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesi işleminin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa’nın “Mahalli İdareler” başlıklı 127. maddesinin son fıkrasında “Mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir…” kuralına yer verilmiş; 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 133. maddesinde “Belde ve köyler, vilayet idarei hususiyeleri kendilerine kanunlarla verilen mecburi veya ihtiyari vazifelerin bir veya bir kaçını müşterek tesisat ve idare ile ifa için birlik tesis edebilirler.” hükmü yer almış ve aynı Yasa’nın 138. maddesinde ise “ Birlikler hükmi şahsiyeti haiz amme müesseseleridir. Vazifelerini ifa ettikleri mahalli idarelerin bu vezaifi ifa hususunda haiz oldukları hukuk ve salâhiyeti haizdirler…” denilmiştir.

Davalı Doğanşehir Sulama Birliği de, anılan yasal düzenlemelere göre kurulmuş, kamu tüzel kişiliğine sahip bir yerel yönetim birimidir.

Davalı Birlik vekilince, davacının kullanmakta olduğu kaynak suyundan sulama ücreti tahakkuk ettirilmesinin, DSİ tarafından Sulama Birliklerine devredilen yetkiye dayandığı ileri sürülmüştür.

6200 sayılı Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun’un 2. maddesinde Umum Müdürlüğün vazife ve salâhiyetleri sayılmış; 24. maddesinin birinci fıkrasında, tesislerin meydana getirilmesi için yapılacak tüm masrafların 25. maddede yazılı esaslar dairesinde bu tesislerden yararlananlar tarafından ödeneceği hükme bağlanmış; 25/b. maddesinde, sulama tesislerinde yıllık amortisman taksitlerini 24/c. maddesine göre belirlenmiş sınırlar içinde kalan arazi sahiplerinin ödeyeceği, 26. maddesinde ise, tesislerin işletme masraflarının yararlananlar tarafından ödeneceği öngörülmüş; işletme ücretlerinin tabi olacağı hükümleri düzenleyen 28. maddede, taşkın sular ve sellere karşı koruyucu tesislerle ıslah işleri ve gemi işletme tesislerinden ücret alınmayacağına, buna karşılık tam sulama işletmelerinde her arazi sahibinin sulayacağı arazi yüzölçümünün belirlenen ücretle çarpımı suretiyle hesaplanacak meblağı ödemekle yükümlü olduğuna işaret edilmiş; 31. maddede tahakkuk esasları düzenlenerek, tahakkuk eden ücretlerin ödenmemesi halinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunhükümlerine göre tahsil olunacağı belirtilmiştir.

Buna göre, sulama tesisleri işletme ücretinin, su aboneliği sözleşmesi benzeri herhangi bir sözleşmeye dayanmayıp, tahsilinde 6183 sayılı Yasa hükümlerine tabi kılınmış olması nedeniyle bir kamu alacağı niteliğini taşıdığı açıktır.

Sözüedilen sulama tesislerini devralan Sulama Birliklerinin Tüzüğünde de, sulama ücretlerinin 6183 sayılı Yasa hükümlerine göre cebren tahsili konusunda idareye yetki tanınmış olduğuna göre, uyuşmazlığa konu edilen sulama ücreti tahakkuk işleminin, idarece kamu gücüne dayalı re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari işlem niteliğini taşıdığı kuşkusuzdur.

Bu durum karşısında, Sulama Birliklerince çiftçi adına sulama ücreti tahakkuk ettirilmesinden doğan davanın, 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a. maddesinde belirtilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin başvurusunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ:Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Malatya İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE,01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/62

Karar No: 2004/75

Tarihi: 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu’nun 15/b. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, aynı Yasa maddesinin son bendi hükmü uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözüm-lenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Ordu Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. M. B.

Davalı: Ordu Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü

OLAY: Belediye Başkanlığının beyanda bulunduğu 5410 adet su sayacından 2319 adedinin periyodik muayenelerinin yaptırılmadığının tespit edildiğinden bahisle, Ordu Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünce 5.2.2004 tarih ve 50 sayı ile, 3516 Ölçüler ve Ayar Kanunu’nun 14/d. maddesine aykırılık nedeniyle aynı Kanun’un 15/b. maddesine göre Belediye Başkanlığına 35.800.000.-TL. idari para cezası verilmiştir.

Davacı Belediye vekilince, sözkonusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle, 17.2.2004 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

ORDU 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 18.2.2004 gün ve E:2004/9 D.İş, K:2004/9 D.İş sayı ile, 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu’nun 14/d. ve 15/b. maddeleri gereğince verilen idari para cezasına bakmakla görevli yargı yerinin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı Belediye vekili, aynı istekle, 18.3.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ORDU İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 13.4.2004 gün ve E:2004/22 sayı ile, 3516 sayılı Yasa’nın idari cezalar başlıklı 15. maddesinin son fıkrasındaki, cezaların Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürü tarafından verileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebileceği yolundaki hükme göre davada görevsizlik kararı veren sulh ceza mahkemesinin görevli olduğundan bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ileDanıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ündavada adli yargınıngörevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3516 sayılı Yasa’nın 15/b. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle yapılan itirazdan ibarettir.

11.1.1989 tarih ve 3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu’nun “Yasaklar” başlıklı 14. maddesinin (d). bendinde, “Damgası kopmuş, bozulmuş, periyodik muayene zamanında müracaat edilmemiş veya damga süresi geçirilmiş veya damgaları iptal edilmiş ölçü ve ölçü aletlerinin kullanılması, satışa arzı veya satılması, alım satım yerlerinde bulundurulması, damgaları iptal edilmiş ölçü ve ölçü aletlerinin, tamirlerinden sonra tekrar muayene ve damga yaptırılmadan sahiplerine teslimi, (…) Yasaktır.” hükmüne yer verilmiş; aynı Yasa’nın “İdari Cezalar” başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun;

(…)

b)14 üncü maddenin birinci fıkrasının (d), (e) ve (g) bentlerine aykırı hareket edenlere ikiyüzbin lira,

(…)

Para cezası verilir.(…)” kuralı yer almış ve aynı maddenin son fıkrasında “Bu cezalar Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürü tarafından verilir. Bu cezalarla ilgili kararlar, ilgililere usulüne göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürlüğü tarafından tahsil olunur.” denilmiştir.

Anılan Yasa’nın 15/son. maddesinin açık hükmü karşısında, 3516 sayılı Yasa’nın 15. maddesine göre verilen idari para cezalarına karşı yapılacak itirazları çözümlemekle sulh ceza mahkemelerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakiminin başvurusunun kabulü ile Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİYARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Ordu 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin18.2.2004 gün ve E.2004/9 D.İş, K:2004/9 D.İş sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA , 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/67

Karar No: 2004/77

Tarihi: 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı: 1-G. D.,2-S. D.

Vekili: Av. A. G.

Davalı: 1-Maliye Bakanlığı

2-Milli Savunma Bakanlığı

OLAY: Davacıların oğlu Onur Duygu’nun, Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenim görmekte iken derslerindeki başarısızlığı nedeniyle 3.8.2001 tarihinde okuldan kaydının silinmesi üzerine, öğrenim giderinden faiz hariç 9.305.490.000.-TL. borç çıkartılarak ödenmesi istenilmiş; velisince bu borcun defaten ödenemeyeceği, ancak aylık 50.000.000.-TL. taksitle ödenebileceği yolunda yapılan teklif, Maliye Bakanlığınca yetersiz bulunmuş ve 10.9.2001 günlü 31146 sayılı yazısında, kabul edilebilir bir ödemenin çerçevesi belirtilmiş olup, bu çerçeveye uygun şekilde tahsilata başlanmıştır.

Davacılar vekilince, Genel Kurmay Başkanlığı K.K.K. Kuleli Askeri Lisesi Komutanlığının askeri öğrenci Onur Duygu’nun okuldan kaydının silinmesine ve velisinden tazminat istenmesine dair 3.8.2001 tarih ve 4188-32-01/1064 sayılı işlemine dayalı olarak alınan ve Maliye Bakanlığının bu tazminatın taksitlerle ödenmesine ilişkin velinin verdiği teklifi reddeden 10.9.2001 tarihli ve 31146 sayılı kararının ve müvekkillere yüklenen tazminatın iptallerine ve alınmış olan tazminat miktarının iadesine karar verilmesi istemiyle, 22.7.2002 gününde askeri idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ; 26.9.2002 gün ve E:2002/619, K:2002/757 sayı ile, davacı vekilinin dilekçesinde: 1-Onur Duygu’nun Kuleli Askeri Lisesinden kaydının silinmesi işleminin iptali isteminin Onur Duygu adına velayeten velisi tarafından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde, 2-Okuldan çıkarılma nedeniyle tazminat istenilmesi, tazminat miktarının taksitlerle ödenmesi yönünden talebin reddi işlemininve alınmış olan tazminat miktarının iadesi yönündeki istemlerinin Genel Adli Yargı yerinde ayrı ayrı dava açılması gerekirken terditli olarak ve tek dilekçe ile dava açıldığı anlaşılmakla, 1602 sayılı Yasa’nın 45. maddesinin (B) bendi gereğince (30) gün içinde dava açılmak şartıyla dilekçenin reddine karar vermiştir.

Bu arada davacı vekilince, aynı istekle 12.9.2002 gününde genel idari yargı yerinde de dava açılmıştır.

ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ’nce, 4.4.2003 gün ve E:2002/1181, K:2003/414 sayı ile, olayda birden çok işlem var iken dava dilekçesinde iddialar ile sonuç kısmının, yazılı bildirim tarihinde sözü edilen işlemin birbirini tutmadığı, okuldan ilişik kesme işlemi, okul masraflarının borç çıkartılması işlemi, çocuğun tedavi ettirilmesi, borcun iptal edilmesi, ödemenin iadesi isteminin reddine ilişkin işlem olmak üzere farklı makamlarca farklı zamanlarda tesis edilmiş birbirinden farklı işlemler olduğundan, dava dilekçesinde hangisinin iptalinin istenildiği, iptali istenen işlemin tebliğ tarihi belirtilmediğinden, 2577 sayılı Yasa ‘nın 3. maddesine uygun bulunmayan dava dilekçesinin aynı Yasa’nın 15/1-d. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.

Davacılar vekilince, 4.7.2003 gününde kayda giren yenileme dilekçesinde, müvekkillerinden tazminat istenilmesine ilişkin işlemin iptali ile alınmış bulunan tazminatların iadesine karar verilmesi istenilmiştir.

ANKARA 4. İDARE MAHKEMESİ; 7.10.2003 gün ve E:2003/1119, K:2003/1223 sayı ile, askeri okulda öğrenci iken asker kişi sayılan davacıların oğlunun bu okuldaki masraflarının Okul Komutanlığınca tazminat olarak istenilmesine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümünde AYİM’in görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacılar vekilince, müvekkillerinin oğlunun askeri okuldan kaydının silinmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle ayrı dilekçeyle açtığı dava, AYİM İKİNCİ DAİRESİ’nin 4.6.2003 gün ve E:2003/611, K:2003/477 sayılı kararıyla süreaşımı yönünden reddedilmiştir.

Davacılar vekili, öğrenim tazminatının tahsiline ilişkin işlem yönünden “Genel Adli Yargı yerinde ayrı dava açılması” yolunda verilen AYİM kararı ile Ankara 4. İdare Mahkemesi kararı arasında doğduğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunması üzerine, idari yargı dosyası Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:UyuşmazlıkMahkemesiHukukBölümü’nün,TülayTUĞCU’nunBaşkanlığında, Üyeler:M. LütfüÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z. Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile AYİM Savcısı Ahmet SİVAS’ın başvurunun reddi gerektiğine ilişkinyazılı ve sözlüaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesinde, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise, ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Açılan bir davada bir yargı merciinin görevsizlik kararı vermesinden sonra görevli olduğu işaret edilen yargı merciine bu davanın intikali üzerine, bu yargı merciince de görevsizlik kararı verilerek daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinin görevli olduğuna işaret edilmesi halinde doğan olumsuz görev uyuşmazlığı nedeniyle tarafları, sebebi ve konusu aynı olan bir davaya bakacak mahkeme bulunmadığından, anılan Yasa’nın 14. maddesine göre yapılacak başvuru üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi’nce görevli yargı merci belirtilmek suretiyle davanın esasının incelenebilmesi olanaklı hale gelecektir.

Olayda; askeri idari yargı yerinde açılan davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi’nce verilen dilekçe ret kararında, öğrenim tazminatının tahsiline ilişkin işlemler yönünden “Genel Adli Yargı Yerinde” ayrı dilekçe ile dava açılması gerektiğine işaret edilmiş; bu karar verilmeden önce genel idari yargı yerinde açılan davada ise, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş olup, davacılar vekilince söz konusu kararlar nedeniyle doğduğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının giderilmesi istenilmiştir.

Oysa, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi’nin kararında işaret ettiği adli yargı yerine açılmış bir dava ve bu dava sonucunda daha önce görevsizlik kararları veren yargı mercilerinin görevli olduğu yolunda verilmiş bir görevsizlik kararı olmadığına göre, olayda davaya bakacak bir mahkeme kalmadığından söz edilemez. Başka bir ifadeyle, davacının, Askeri Yüksek İdare Mahkemesiİkinci Dairesi’nin kararı üzerine öğrenim giderleri tazminatı istenilmesi ve velinin taksitlendirme talebinin reddi işlemleri ile alınan tazminat miktarının iadesi yönündenadli yargı yerinde dava açması gerekmektedir.

Bu durumda, genel idari yargı yerince işaret edilen askeri idari yargı yeri tarafından, davada üçüncü bir yargı mercii olan adli yargı yerinin görevli olduğuna işaret edilmiş olması karşısında, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğundan sözetmek olanaksızdır.

2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi, “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” hükmünü taşımakta olup, yukarıda açıklanan nedenlerle yöntemine uymayan başvurunun anılan 27. madde uyarınca reddi gerekmektedir.

SONUÇ:2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/79

Karar No: 2004/78

Tarihi: 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Baraj gölünde batan feribotun yolcusunun ölümü nedeniyle yakınları tarafından açılan tazminat davasının, taşıyıcının sorumluluğunu düzenleyen Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacılar: 1-H. G. D. ve çocukları

2-M. ve Y. D. ile çocukları

Vekilleri: Av. H. E.

Davalılar: 1-İl Özel İdaresine izafeten Elazığ Valiliği

Vekili: Av. Ö.S.

2-Baskil Kaymakamlığı

3-Baskil İlçesi Belde ve Köylere Hizmet Götürme Birliği

Vekili: Av. M. S.

OLAY: Mülkiyeti Elazığ İl Özel İdaresine ait bulunan ve Baskil İlçesi Belde ve Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından Karakaya Baraj Gölünde işletilmekte olan feribotun, 29.8.2002 gününde Baskil-İmikuşağı İskelesinden aldığı yolcu ve yükleriyle hareket ettikten sonra Battalgazi-Atabey İskelesine varmadan baraj gölünde alabora olarak batması sonucunda feribot yolcusu Mehmet Ali Demir boğularak ölmüştür.

Davacılar vekilince, murisveyakınınölümünedeniyledestektenyoksunkalan ve büyük acı ve elem duyan eş ve çocukları ile anne, baba ve diğer yakınlar için 130.000.000.000.-TL. maddi ve 285.000.000.000.-TL. manevi olmak üzere toplam 415.000.000.000.-TL. tazminatın, olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 18.7.2003 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı idarelerin vekillerince, birinci savunma dilekçelerinde, davada adli yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

MALATYA İDARE MAHKEMESİ ;26.12.2003 gün ve E:2003/977 sayı ile, batan feribotta bulunan murislerini kaybeden davacılar tarafından, davalı idarelerin üzerine düşen kontrol görevini gereği gibi yerine getirmediğinden bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istenildiği görülmekle, bakılan bu davada kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının idare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekeceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamındaki tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli bulunduğu gerekçesiyle görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı idare vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Elazığ İl Özel İdaresine ait feribotun, Baskil Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği’ne, Karakaya Barajında yük ve yolcu taşıma işinde kullanılmak üzere kiralandığı, idarenin bu hizmeti bir kamu hizmeti olmakla birlikte, yolcu taşımacılığı işini yolculara bilet satarak yaptığı ve yolcuların da bu bileti ücreti karşılığında satın alarak bu hizmetten yararlandığı; bu nedenle, taraflar arasında icap ve kabulden doğan hukuki bir ilişki kurulduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 12. maddesinde, kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya taşımak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına işaret edildiği, anılan Kanun’un 798. maddesinde, yolcuların, taşıyıcılar tarafından iç hizmetleri tanzim için konmuş olan usul ve talimatı ihlal etmemekle yükümlü oldukları, 806. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise, taşıyıcının, yolcuları gidecekleri yere sağ ve salim olarak ulaştırmakla mükellef bulunduğu, yolcuların kazaya uğramaları halinde bundan doğacak zararların taşıyıcı tarafından tazmin edileceği, yolcunun kaza sonucunda ölmesi halinde de mirasçılarının uğradıkları zarara karşılık taşıyıcıdan tazminat isteyebileceklerinin hükme bağlandığı, Türk Ticaret Kanunu’nun anılan maddeleri uyarınca yolcu taşıma işinin, ücret karşılığında yapılan ticari bir faaliyet niteliği taşıdığının ve bu işi yapanın da tacir olduğunun anlaşıldığı, Anayasa Mahkemesince yolcu taşıma ücretlerinin, kamu gücüne dayanılarak alınan vergi benzeri mali yükümlülükler kapsamında görülmediği, olayda ölenin yolcu olması, davalı idarenin ise taşıyıcı sıfatını taşımasıkarşısında, kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda ticari alanda yürütülen taşımacılık faaliyetinin, idarenin kamusal nitelikte üstün hak ve yetkiler tanıyan hüküm ve koşullar içermemesi nedeniyle, idari sözleşme olmadığı, ancak tarafların serbest iradesine dayanan ticari nitelikte bir özel hukuk sözleşmesi olduğu sonucuna varıldığı, bu durum karşısında, idarenin özel hukuk sözleşmesinden doğan uyuşmazlığın, görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan Malatya İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 227 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’ndan yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI;Olayda, davacıların murisinin davalılardan Baskil Köylere Hizmet Götürme Birliğince işletilen Baskil Feribotunda müşteri sıfatı ile yolculuk ettiği sırada feribotun batması sonucu vefat etmesi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada, taraflardan davacı murisinin sıfatı yolcu, davalı kurumun sıfatı ise taşıyıcı olup, aralarındaki hukuki ilişkinin Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu hükümleri karşısında özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığı, bu durumda; olayın oluş biçimi ve tarafların sıfatları bakımından idare hukuku alanına giren bir idari eylem veya işlemden doğmuş herhangi bir zararın varlığından söz edilemeyeceğinden, taşıyıcı kurumile yolcu arasında özel hukuk ilişkisinden doğan bir zararın tazmini istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İYUK.nun2/1-b. maddesinde belirtilen dava türleri arasında yer almaması nedeniyle, görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunmadığı, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapmış olduğu başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre davalı vekilince anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygunşekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada adli yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ünyazılı düşünceler doğrultusundakiaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, baraj gölünde batan feribotun yolcusunun ölümü nedeniyle yakınlarının uğradığı zararların idarece tazmini istemiyle açılmıştır.

Uyuşmazlığın çözümü için, olayda yerel yönetimlerce yürütülen faaliyetin ve zarar gören ile aralarındaki hukuki ilişkinin niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.

29.6.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 12. maddesinde, kara, deniz ve havada, nehir ve göllerde yolcu ve eşya taşımak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına işaret edilmiş; anılan Kanun’un “ Taşıma İşleri ve Taşıma Senedi” başlıklı İkinci Kısımının “Yolcu Taşıma” ya ilişkin Üçüncü Ayırımında yer alan 798. maddesinde, yolcuların, taşıyıcılar tarafından iç hizmetleri tanzim için konmuş olan usul ve talimatı ihlâl etmemekle mükellef oldukları, 806. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ise, taşıyıcının, yolcuları gidecekleri yere sağ ve salim olarak ulaştırmakla mükellef bulunduğu, yolcuların kazaya uğramaları halinde bundan doğacak zararların taşıyıcı tarafından tazmin edileceği, yolcunun kaza neticesinde ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalan kimselerin dahi uğradıkları zararlara karşılık taşıyıcıdan tazminat isteyebilecekleri, ancak taşıyıcının, kazanın kendisine ve yardımcılarına yükletilmesi mümkün olan bir kusurdan doğmadığını ispat ettiği takdirde bu iki haldeki tazminattan kurtulacağı hükme bağlanmıştır.

Anılan yasal düzenlemeden, yolcu taşıma işinin, ücret karşılığında yapılan ticari bir faaliyet niteliği taşıdığı ve bu işi yapanın da tacir olduğu anlaşılmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi 18.2.1985 günlü, E:1984/9, K:1985/4 sayılı kararında, karayollarından , köprülerden alınan geçiş parası, su, elektrik, havagazı, demiryolları, hava yolları, kimi hastane ücretleri gibi, ekonomik koşullara göre oluşturulan ve tesislerin bakımını, idamesini ve yeni yatırımlar yapılmasını sağlamak için yapılan ödemeleri belirli kamu hizmetleri karşılığında kişilerden alınan, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerden ayrı kabul etmiş olup; bu kabule göre, baraj gölü taşımacılığında alınan yolcu taşıma ücretlerinin, kamu gücüne dayanılarak alınan vergi benzeri mali yükümlülükler kapsamında olmadığı da açıktır.

Olayda, zarar görenin yolcu olması, davalı Birliğin ise taşıyıcı sıfatını taşıması karşısında, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taşıma sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisi olduğu; Yerel Yönetim Birliğinin ticari alanda yürüttüğü taşımacılık faaliyetinin de özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğu açıktır.

Öte yandan, feribotun maliki Özel İdare Müdürlüğü ile Yerel Yönetim Birliği arasındaki hukuki ilişki de kira sözleşmesine dayanan bir özel hukuk ilişkisidir.

Belirtilen durum karşısında ve Birlik tarafından yürütülen faaliyetin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği gözönüne alındığında, olayda idari bir eylem ya da işlemden doğmuş herhangi birzararsözkonusuolmayıp , yolcununuğradığızarardandolayıtaşıyıcının tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ADLİYARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Malatya İdare Mahkemesi’nin 26.12.2003 gün ve E:2003/977 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/80

Karar No: 2004/79

Tarihi: 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVU-RUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uya-rıncaREDDİ gerektiğihk.

KARAR

Davacı: AKTAŞ Elektrik Tic. A.Ş.

Vekili: Av. S. A.

Davalılar:1-İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili: Av. Ş. İ.

2- Ümraniye Belediye Başkanlığı

O L A Y:Adıgeçen Şirket tarafından ruhsatsız kazı yapılarak cadde üzerinde tranşe açıldığının tespit edildiği nedeniyle, Belediye Encümeninin 24.3.1998 tarih ve 894 sayılı kararıyla, 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesi uyarınca 5.700.000.000.-TL. para cezası verilmiş ve ayrıca hasar bedeli olarak hesaplanan 4.000.962.000.- TL. ile birlikte düzenlenen ödeme emri tebliğ edilmiştir.

Davacı Şirket vekilince sözkonusu ödeme emrinin iptali ile 5.700.000.000.-TL. para cezası 4.000.962.000.-TL. hasar bedelinin kaldırılması istemiyle, 14.7.1998 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ’nce, 30.11.1998 gün ve E: 1998/751, K:1998/1226 sayı ile, 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesine göre para cezası verilmesine ilişkin encümen kararına karşı Sulh Ceza Mahkemesinde itiraz edilebilecekken, görüm ve çözümü farklı yargı yerlerine ait olan işlemlere karşı ayrı ayrı dilekçelerle dava açılmak üzere 2577 sayılı İYUK.’nun 15/1-d. maddesi uyarınca dilekçenin reddine karar vermiştir.

Davacı vekili 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesi uyarınca 5.700.000.000.-TL. para cezası verilmesine ilişkin 24.3.1998 gün ve 894 sayılı encümen kararının iptali istemiyle, 10.3.1999 gününde yenilenen dilekçe ile idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ; 18.3.1999 gün ve E:1999/385, K:1999/373 sayı ile, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre verilen para cezalarına karşı aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca sulh ceza mahkemesinde itiraz edilebileceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine DANIŞTAY ALTINCI DAİRESİ’nin 4.12.2000 gün ve E:1999/5228, K:2000/6052 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı Şirket vekilince, 1580 sayılı Yasa’nın 113. maddesi uyarınca 507.060.000.-TL. para cezası verilmesine ilişkin 10.12.1998 tarih ve 4036 sayılı Ümraniye Belediye Encümeni kararının kaldırılması istemiyle, 29.12.1998 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

ÜSKÜDAR 3. SULH CEZA MAHKEMESİ; 29.12.1998 gün ve E:1998/1315, K:1998/1330sayı ile, 1580 sayılı Yasa’nın 113. maddesine göre verilen para cezasının idari tasarrufa konu teşkil etmesine binaen itirazı inceleme yetkisinin idare mahkemesine ait olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekilinin, mahkemeler arasında görev ve yetki uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek giderilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına hitaben verdiği dilekçe üzerine İstanbul 4. İdare Mahkemesi; 17.4.2001 gün ve E: 1999/385, K :1999/373 sayı ile, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen usul ve esaslara uymayan dilekçenin Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesini gerektirir yasal bir zorunluluk bulunmadığı gerekçesiyleistemin reddine karar vermiş; bu karar; davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Danıştay Altıncı Dairesi’nce, 9.1.2003 gün ve E:2001/5576, K:2003/129 sayı ile, var olduğu ileri sürülen görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesine muhatap dilekçe ile yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın 15. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesine iletilmesi gerekirken Mahkemenin görev alanında olmayan bu konunun irdelenmesi sonucu davacı isteminin reddi yolunda verilen kararda isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş; İstanbul Büyükşehir Belediyesi vekilinin karar düzeltme isteği aynı Daire’nin 7.11.2003 gün ve E:2003/4598, K:2003/5520 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Anılan bozma kararına uyan İstanbul 4. İdare Mahkemesi, 5.3.2004 gün ve E:2004/266 sayılı ara kararı ile, görev uyuşmazlığının giderilmesi istemini içeren dilekçe ile birlikte idari yargı dosyasını Uyuşmazlık Mahkemesi’ne göndermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:UyuşmazlıkMahkemesiHukukBölümü’nün,TülayTUĞCU’nunBaşkanlığında, Üyeler:M. LütfüÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z. Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayanbaşvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkinyazılı ve sözlüaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un14. maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için: adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, adli ve idari yargı yerlerince birbirlerini görevli görerek verilmiş görevsizlik kararları bulunmakta ise de, İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nce, İstanbul Büyükşehir Belediye Encümeninin 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesine göre tesis ettiği idari para cezası hakkında karar verilmiş olmasına karşılık, Üsküdar 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı Ümraniye Belediye Encümenince 1580 sayılı Yasa’nın 113. maddesine göre verilen para cezasına ilişkin bulunduğundan, her iki davanın konuları ve sebepleri ile davalılar yönünden taraflarının aynı olmadığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun 27. madde uyarınca reddi gerekmektedir.

SONUÇ:2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayanBAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/89

Karar No: 2004/82

Tarihi: 1.11.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Sahil Güvenlik Komutanlığında mütercim olarak görev yapan davacının kurumlararası nakil suretiyle atanma isteğinin Komutanlıkça uygun bulunmamasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın, ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

KARAR

Davacı: Ç. B.

Davalı: İçişleri Bakanlığı Sahil Güvenlik Komutanlığı

OLAY: Sahil Güvenlik Komutanlığı (Ankara) emrinde mütercim olarak görev yapmakta olan davacı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde boş bulunan mütercim-tercüman kadrosuna atanmak için başvuruda bulunmuş ise de, istek yazısı üzerine Komutanlığın 15.5. 2004 tarih ve 4310-840-04/Dev.Me.Ks. sayılı cevabi yazısında: mütercime olan ihtiyaç nedeniyle atanmasının uygun mütalaa edilmediği, adıgeçen Kuruma bildirilmiştir.

Davacı, kurumlararası naklen atanmasına Komutanlıkça muvafakat verilmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle, 25.5.2004 gününde genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı idarece, birinci savunma dilekçesinde, davanın çözümünde AYİM.’in görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 8. İDARE MAHKEMESİ; 21.6.2004 gün ve E:2004/1862, sayı ile, Sahil Güvenlik Komutanlığı emrinde sivil memur (mütercim) olarak görev yapan davacının, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği emrine naklen atanabilmesi için muvafakat verilmemesi işlemi askeri hizmete ilişkin olmadığı gibi, davacının kurumdaki statüsünün sivil memur olması nedeniyle Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen koşullar gerçekleşmediğinden davanın görüm ve çözümünün Mahkemenin görevine girdiği gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı idarenin başvurusu üzerine dava dosyası, sehven gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre askeri idari yargı yararına yapılan görev itirazlarında yetkili makam olan AYİM Başsavcılığına tevcih edilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre AYİM’in bir davaya bakabilmesi için, dava konusu işleminasker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, davacı 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrası gereğince asker kişi sayıldığından dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiğinin tartışmasız bulunduğu, dava konusu olayda, Sahil Güvenlik Komutanlığında mütercim (sivil memur) olarak görev yapmakta olan davacının Avrupa Birliği Genel Sekreterliği emrine naklen atanması için muvafakat isteminin reddine ilişkin işlemin iptali konusunda karar verilebilmesi için, davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinde ifa ettiği görevin ve kendisine Türk Silahlı Kuvvetlerinde mütercim olarak duyulan ihtiyacın birlikte değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda, dava konusu işlemin askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edildiği ve bu nedenle de askeri hizmete ilişkin bulunduğu, yapılan bu açıklamalara göre dava konusu olayda Anayasanın 157. ve 1602 sayılı AYİM Kanununun 20. maddesinde öngörülen idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümünde AYİM.’in görevli olduğu ve bu nedenle Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Danıştay Başsavcılığından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasanın 157. maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddesinde de söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 2 inci maddesinde bu Kanunda belirtilen görev ve hizmetleri yapmak üzere silahlı bir güvenlik kuvveti olan Sahil Güvenlik Komutanlığının kurulduğu, Komutanlığın Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşu içerisinde yer aldığı, barışta görev ve hizmet yönünden İçişleri Bakanlığına bağlı bulunduğunun öngörüldüğü, aynı Kanunun 7 nci maddesinde personel kaynakları ve uygulanacak mevzuat, 8 inci maddesinde görevli personelin atanmaları ile ilgili hususlar düzenlenerek 9 uncu maddesinde, Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli sahil güvenlik mensubu, subay, astsubay, sivil personel, uzman erbaş, erbaş ve erlerin hizmet gerekleri veya sağlık yahut diğer nedenlerle görev ve hizmet yerlerinin değiştirilmesinin Sahil Güvenlik Komutanlığı’nca yapılacağının belirtildiği, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için kuşkusuz işlemin konusuna bakılması gerekmekte, işlemin askeri gereklere, askeri usul ile yönteme ve askeri hizmete göretesis olunması halinde bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabul edileceği, incelenen dosyadan, Sahil Güvenlik Komutanlığı emrinde Sivil Memur (Mütercim) olan davacının, naklen başka bir kuruma atanmasına muvafakat edilmemesi işleminin dava konusu edildiği, davalı idarece Türk Silahlı Kuvvetlerinde mütercime duyulan ihtiyacın işlemin nedeni olarak gösterildiği, bu hale göre, askeri gereklere, askeri usul ve yöntem ile askeri hizmete göre tesis olunduğu görülen işleme karşı açılan davanın, görüm ve çözümü askeri idari yargıya ait bulunduğundan, AYİM Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Z.Nurhan YÜCEL, Sinan TUNCA, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nunkatılımlarıyla yapılan 01/11/2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idareceanılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerineAYİM Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümündeaskeri idariyargının görevli olduğu yolundaki raporu ile AYİM Başsavcısının askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada askeri idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile AYİM Savcısı Ahmet SİVAS’ınyazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, kurumlararası naklen atamaya Komutanlıkça muvafakat verilmemesi işleminin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gereklergözönünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Olayda, Sahil Güvenlik Komutanlığı emrinde Devlet memuru-mütercim kadrosunda görev yapan davacının, başvuruda bulunduğu Avrupa Birliği Genel Sekreterliğindeki mütercim-tercüman kadrosuna 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 74. maddesine göre kurumlararası nakil suretiyle atanma isteğine, Komutanlıkça hizmetine ihtiyaç bulunduğu nedeniyle muvafakat verilmediği anlaşılmaktadır.

9.7.1982 tarih ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 2. maddesinde, “Bu Kanunda belirtilen görev ve hizmetleri yapmak üzere silahlı bir güvenlik kuvveti olan Sahil Güvenlik Komutanlığı kurulmuştur.

Bu Komutanlık, Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşu içerisinde olup, barışta görev ve hizmet yönünden İçişleri Bakanlığına bağlıdır.” denilmiş; aynı Yasa’nın değişik 6. maddesinin birinci fıkrasında “Sahil Güvenlik Komutanlığı teşkilâtı; görevin özelliği ve Türk Silahlı Kuvvetlerindeki esaslara uygun olarak kendi kuruluş ve kadrolarında gösterilir.” ve değişik 7. maddesinin birinci fıkrasında “Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli; subay, astsubay, uzman erbaş, askeri öğrenci, erbaş ve erler ile Devlet memuru ve işçilerden oluşur.” hükümlerine yer verilmiş; değişik 9. maddesinde ise “Sahil Güvenlik Komutanlığında görevli sahil güvenlik mensubu subay, astsubay, sivil personel, uzman erbaş, erbaş ve erlerin hizmet gerekleri veya sağlık yahut diğer nedenlerle görev ve hizmet yerlerinin değiştirilmesi Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından yapılır.” hükmü yer almıştır.

Buna göre, anılan Komutanlıkta Devlet memuru kadrosunda görev yapan davacının, 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan –sivil memur- asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği kuşkusuzdur.

Öte yandan, kurumlararası naklen atanma isteği hakkında işlem tesis edilirken, idarece davacının askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ve 2692 sayılı Yasa’nın değişik 9. maddesinde işaret edilen hizmet gerekleri gözönüne alınarak değerlendirildiği ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında da bu hususların dikkate alınacağı açık olduğundan, davacı hakkında tesis edilen idari işlem askeri hizmete ilişkin bulunmaktadır.

Belirtilen durumlara göre ve olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleştiğinden, davanın görüm ve çözümü Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ASKERİ İDARİYARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 8. İdare Mahkemesi’nin 21.6.2004 gün ve E:2004/1862 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA,01.11.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/64

Karar No: 2004/83

Tarihi: 6.12..2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: İmece yöntemiyle köye içme suyu getirme çalışması sırasında meydana gelen iş kazasında yaşamını yitiren kişinin mirasçıları tarafından köy tüzel kişiliğine karşı açılandavanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacılar: E. B. ve çocukları

Vekili: Av. M. A.

Davalı: Şahmuratlı Köyü Muhtarlığı

OLAY: Muris Erol BAŞER, Şahmuratlı Köyü tüzel kişiliği tarafından imece yöntemiyle köye içme suyu getirmek için yapılan çalışmada meydana gelen iş kazası sonucunda yaşamını yitirmiştir.

Adı geçenin mirasçıları olan eşi Elmas BAŞER ve çocukları ile annesi, babası ve kardeşi tarafından toplam 10 milyar lira destekten yoksun kalma tazminatının ve manevi tazminatın ödenmesine hükmedilmesi istemiyle köy tüzel kişiliğine karşı adli yargı yerinde dava açılmıştır.

SORGUN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 25.3.2003 günlü, E:2001/386, K:2003/167 sayılı kararıyla; yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucunda düzenlenen raporlarda olayda kusurun ölene ve köy tüzel kişiliğine ait olduğu, davanın köy muhtarı ve azalarına karşı açıldığı, bu durumda köy tüzel kişiliği, köy muhtarlığı, muhtarlık ve azalar aleyhine ancak Danıştay’da dava açılabileceği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. Bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacılardan mirasçı eş Elmas BAŞER kendisi adına asaleten, küçük çocukları Kezban ve Sinan adına velayeten toplam 9.000.000.0000.-TL destekten yoksun kalma tazminata ve 1.000.000.000.-TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle köy tüzel kişiliğine karşı Danıştay’da dava açmıştır.

DANIŞTAY SEKİZİNCİ DAİRESİ; 16.06.2003 günlü, E:2003/2506; K:2003/2925 sayılı kararıyla 2577 sayılı Yasanın 24 ve 36/b maddeleri uyarınca davanın görüm ve çözümünün Kayseri İdare Mahkemesinin görev ve yetki alanı içinde bulunduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine, dosyanın Kayseri İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ;13.02.2004 günlü, E.2003/1249; K:2004/127 sayılı kararıyla 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2,11 ve 134. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanununun 2. maddesi uyarınca her ne kadar köye getirilen içme suyunun imece yöntemiyle yapıldığı belirtilmiş ise de, murisin işçi durumunda bulunduğu, iş sözleşmesinin ise özel bir biçime tabi olmadığı hususları göz önüne alındığında, iş kazası olduğu çekişmesiz bulunan olay nedeniyle uğranıldığı öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir. Bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacılar vekili 28.04.2004 tarihli dilekçe ile görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi isteminde bulunmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler : Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL, EsenEROL,TurgutARIBALveAbdullahARSLAN’ınkatılımlarıyla yapılan 06.12.2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ileDanıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,10.06.2001 tarihinde köy ihtiyar heyetince alınan karar üzerine Şahmuratlı köyüne içme suyu getirmek için imece yöntemiyle yapılan çalışma sırasında meydana gelen kazada yaşamını yitiren Erol BAŞER’in mirasçıları tarafından uğradıkları zarara karşılık olarak destekten yoksun kalma tazminatına ve manevi tazminata hükmedilmesi isteminden ibarettir.

442 sayılı Köy Kanununun 12. maddesinde köy işlerinin zorunlu ve köylünün isteğine bağlı işler olarak ikiye ayrıldığı, köylünün zorunlu işleri yapmaması durumunda cezalandırılacağı hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Yasanın 13. maddesinin 2 numaralı bendinde; “köye kapalı yoldan içilecek su getirmek ve çeşme yapmak, köyün içtiği su kapalı geliyorsa yolunda delik deşik bırakmamak …” zorunlu işler arasında sayılmış,15. maddesinde ise köy işlerinin bir çoğunun bütün köylü birleşerek imece yöntemi ile yapılacağı belirtilmiştir.

Anayasanın 125. maddesinde, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralına yer verilmiş olup, kamu hizmetinin görülmesi sırasında oluşan zararların tazmini istemiyle yönetime karşı açılan davaların; yönetim hukukunun “hizmet kusuru” esasına göre ya da hizmetin kusurlu işlememesi durumunda zararla yönetimin eylemi arasında illiyet bağının bulunması koşuluyla tazmini gerekeceği yolundaki yönetim hukukuna ait “kusursuz sorumluluk” ilkesi göz önünde bulundurularak idari yargı yerlerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Olayda, 442 sayılı Köy Kanununun 12 ve 13. maddeleri hükümleri uyarınca köy ihtiyar heyeti kararı ile başlanılan köye içme suyu getirme işinin kamu hizmeti niteliğinde olması ve anılan işin yine aynı Yasa gereğince yapılması zorunlu işler arasında sayılarak yapılmaması durumunda ilgililerin cezalandırılacağının belirtilmesi karşısında davacılar murisinin de kamu hizmetinin görülmesi sırasında öldüğünün kabulü zorunludur.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde idari dava türleri arasında sayılan tam yargı davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmış; aynı Yasanın 12.maddesinde, ilgililere haklarını ihlal eden bir idari işlemin yürütülmesi nedeniyle doğan zararlardan dolayı, 13. maddesinde de idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların bu nedenle idari yargı yerinde tam yargı davası açabilmelerineolanak tanınmıştır.

Bu durumda, kamu hizmetinin görülmesi sırasında, Köy Kanunu hükümleri gereği bu kamu hizmetinin görülmesine katılan kişinin meydana gelen kaza sonucunda ölümü nedeniyle mirasçılarının uğradıkları zararın tazmini istemiyle açtıkları davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olduğu açıktır.

Belirtilen nedenlerle Kayseri İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde, İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Kayseri İdare Mahkemesince verilen, 13.02.2004günlü, E:2003/1249; K:2004/127 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.12.2004 tarihinde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/68

Karar No: 2004/84

Tarihi: 6.12..2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Postaya verilen davetiyelerin geç ulaştırılması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı: Lazer Color Digital Fotograf San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili: Av. A. E.

Davalı: PTT Genel Müdürlüğü

Vekili: Av. N. Z.

OLAY: Davacı şirket 17.05.2002 tarihinde yapacağı açılış organizasyonunu duyurmak ve açılışa katkı sağlamak için 12.05.2002 tarihinde Çankaya PTT Müdürlüğüne teslim ettiği davetiyelerin geç ulaşması nedeniyle uğramış olduğu zarara karşılık 500.000.000.-TL maddi, 5.000.000.000.-TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ ; 04.12.2003 günlü, E:2003/806, K:2003/1156 sayılı kararıyla, davanın hizmet kusuru nedeni ile uğranılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, yönetimin hizmet kusuruna dayalı tazminat istemine dair davanın idari yargı yerinin görevine girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı istemle 14.01.2004 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 11. İDARE MAHKEMESİ ; 23.01.2004 günlü, E:2004/187 sayılı kararıyla, PTT Genel Müdürlüğünün 08.06.1984 günlü, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi ve söz konusu KHK çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere kurulmuş bir kamu iktisadi kuruluşu olduğu,09.11.1984 günlü,18570 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ana Statünün 3/2. maddesinde Kurumun KHK ve Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi olduğunun belirtildiği, 657 sayılı Yasanın 2670 Sayılı Yasa ile değişik 12. maddesinde Devlet memurlarının görevlerini dikkat ve özen ile yerine getirmek, kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır durumda bulundurmak için gerekli önlemleri almak zorunda olduklarının, Devlet memurlarının kasıt, kusur, ihmal ve tedbirsizliği sonucu yönetim zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesinin asıl olduğunun hükme bağlandığı, aynı Yasanın 13. maddesinde ise, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan ötürü bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları, kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkının saklı olduğu hükmünün yer aldığı, PTT yönetiminin gördüğü kamu hizmetinde kurum ile yurttaş arasında akdi bir ilişki bulunduğu, kişinin bedel karşılığında yönetimden bir hizmetin yapılmasını istediği, muhatap davacının da bu akit içinde yer aldığı, PTT’nin kamu kurumu ve görülen hizmetin kamu hizmeti olmasının bu hukuksal ilişkinin akdi olma niteliğini değiştirmediği, olayda hizmeti gören kurumun memurunun eyleminden doğan bir zararın varlığı karşısında, özel hukuk alanını ilgilendiren bu davanın istihdam edenin sorumluluğu çerçevesinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği; ancak daha önce adli yargı yerince görevsizlik kararı verildiğinden söz edilerek, görevli merciin belirlenmesi için 2247 Sayılı Yasanın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiş olup, idari yargı dosyası bu karar ekinde Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler : Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.NurhanYÜCEL, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 06.12.2004 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre İdare Mahkemesince anılan Yasanın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ileDanıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı şirketin 17.05.2002 tarihinde yapacağı açılış organizasyonunu duyurmak ve açılışa katkı sağlamak için 12.05.2002 tarihinde Çankaya PTT Müdürlüğüne teslim ettiği davetiyelerin geç ulaşması nedeniyle uğramış olduğu maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılmıştır.

17.07.1953 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6145 sayılı Yasayla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi, 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair 4000 sayılı Yasa ile Türk Telekomünikasyon A.Ş. ve Postaİşletmesi Genel Müdürlüğü olarak yeniden yapılandırılmış, 4000 sayılı Yasa ile posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetlerin T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından yürütüleceği hükme bağlanmıştır.

Daha sonra Kurumun adı 4502 sayılı Yasa ile“T.C. Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü” olarak değiştirilmiştir.

22.02.2000 gündü. 23972 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan PTT Genel Müdürlüğü Ana Statüsünün 3. Maddesinde belirtildiği üzere PTT, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunan, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir kamu iktisadi kuruluşudur.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 12.5.1982 gün ve 2670 sayılı Yasayla değişik 12. maddesinde: "Devlet memurları, görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen Devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadırlar.

Devlet memurlarının kasıt, kusur, ihmal ve tedbirsizliği sonucu idare zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından rayiç bedel üzerinden ödenmesi esastır..." denilmektedir. Aynı Kanunun 13. maddesinde ise, kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan ötürü, bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açacakları, kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkının saklı olduğu hükmü yer almıştır.

PTT idaresinin gördüğü kamu hizmetinde kurum ile yurttaş arasında bir akdi ilişki bulunmaktadır. Kişi bedel karşılığında yönetimden bir hizmetin yapılmasını istemekte, muhatap (davacı) da bu akit içinde yer almaktadır. PTT'nin kamu kurumu ve görülen hizmetin kamu hizmeti olması, bu hukuksal ilişkinin akdi olma niteliğini değiştirmemektedir. Olayda, hizmeti gören kurumun memurunun eyleminden doğan bir zararın varlığı karşısında, özel hukuk alanını ilgilendiren bu davanın, istihdam edenin sorumluluğu çerçevesinde, Borçlar Kanunu hükümlerine göre, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde, ADLİ YARGININ görevli olduğuna, İdare Mahkemesinin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin, yargı yolu yönünden verilen 04.12.2003günlü, E:2003/806; K:2003/1156 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 06.12.2004 tarihinde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/94

Karar No: 2004/89

Tarihi: 6.12..2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre belediye encümenince verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, anılan Yasa maddesinin 5101 sayılı Yasa ile değiştirilmesive daha sonra da 3257 sayılı Yasa’nın 5224 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılması nedeniyle sulh ceza mahkemesinin özel görevinin sona ermiş olması karşısında, hukukun genel ilkelerine göre İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

KARAR

Davacı:G. T.

Davalı:Kadıköy Belediye Başkanlığı

Vekili:Av. S. Ö.

OLAY:Film şirketlerinin vekilince Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan ihbar üzerine işyerinde asayiş büro amirliği ekibince gerçekleştirilen arama sonucunda 395 adet bandrolsüz CD, VCD, DVD bulunarak zaptedilmiş ise de, anılan Başsavcılığın 21.5.2003 tarih ve Hz. No: 2003/15282 sayılı kararıyla, eylemin 3257 sayılı Yasa’nın 12/1. maddesine temas ettiğinden bahisle emanete alınan eşyalarla birlikte dosya görevli Kadıköy Belediye Başkanlığına gönderilmiştir.

Kadıköy Belediyesi Encümenince, 12.6.2003 gün ve 44/81 sayı ile, 3257 sayılı Yasa’nın 9. ve 12. maddeleri uyarınca adıgeçene 8.972.207.355.- TL. para ceza verilmiştir.

Davacı, sözüedilen encümen kararının iptali istemiyle, 17.9.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 2. İDARE MAHKEMESİ; 29.1.2004 gün ve E:2003/1450, K:2004/92 sayı ile, davacıya bandrolsüz VCD satışı yaptığı nedeniyle 3257 sayılı Yasa’nın 9. ve 12. maddelerine göre davalı belediye encümeni kararıyla para cezası verildiği anlaşıldığından anılan Yasa’nın 12/son. maddesi uyarınca davada sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, para cezasının kaldırılması istemiyle, 6.4.2004 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

KADIKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 27.5.2004 gün ve E:2004/19 D. İş sayı ile, yargılama sürecinde 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi 12.3.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5101 sayılı Yasa’nın 8. maddesiyle tamamen değiştirilmiş olduğundan ve bu değişiklikle idari para cezalarına sulh ceza mahkemesinde itiraz olunabileceği şeklindeki düzenleme tamamen ortadan kalktığından ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce doğrudan gözetilmek gerektiğinden mahkemenin görev alanından çıkarılan bir uyuşmazlık hakkında karar verilmesinin hukuka uygun olmayacağı, nitekim değişiklik öngören yasal düzenlemede önceki idari para cezalarına yapılacak itirazlara aynı merciler tarafından bakılmaya devam edileceği yönünde herhangi bir geçici maddenin bulunmadığı, öte yandan 5101 sayılı Yasa ile 5846 sayılı Yasa’ya eklenen ek 10. maddede idari para cezalarını gerektiren eylemler yeniden düzenlenip bu eylemler nedeniyle verilen idari para cezalarına karşı itirazların yetkili idare mahkemesine yapılacağı belirtildiğinden, genel yetki kuralına göre, artık yasanın yürürlüğünden önce verilmiş idari para cezalarına yapılacak ve henüz sonuçlandırılmamış itirazlar hakkında da idare mahkemelerinin yetkili olduklarını kabul etmek gerektiği gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliğine ve ayrıca idare mahkemesi ile aralarında olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğundan bahisle dosyaların Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli yargı yerinin tayininin istenmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nunBaşkanlığındaÜyeler:Dr. AtalayÖZDEMİR,M. LütfüÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 6.12.2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idariyargı yerince adliyargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş ve kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen adli yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, idare mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine adliyargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “ Adli, idari , askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olanbir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, adli yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren idari yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki , başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da ihtiva etmesi gerekir.

Yasakoyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması halinde her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma iradesini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme nazaran daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, adli yargı yerince, görevsizlik kararı verilerek işten el çekildiğine göre, adli ve idari yargı yerleri arasında 14. maddede öngörülen şekilde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş bulunmaktadır.

Bu durumda, hukuk alanında olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde görevsizlik kararı vererek işten el çekmiş bulunan mahkemenin, bu uyuşmazlığın giderilmesi için resen başvurma yetkisi bulunmadığı gibi, bu yöndeki başvurusu 19. madde kapsamında da görülemez.

Ancak, adli yargı kararının kesinleşmesi üzerine, davacı tarafındandosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemiyle dilekçe verildiği dikkate alınarak, adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve davadosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiğinin kabulü ile usule ilişkin başkaca bir noksanlık görülmeyerek görev uyuşmazlığının esasın incelenmesine oybirliği ile karar verildi

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde idariyargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3257 sayılı Yasa’ya aykırı olarak işyerinde bandrolsüz CD satıldığı nedeniyle verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazdan ibarettir.

23.1.1986 tarih ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’nun “İdari Ceza” başlığını taşıyan 12. maddesi “9 uncu madde hükmüne aykırı olarak işletme belgesiz veya bandrolsüz ve özel işaretsiz eserlerin ve kopyalarının her biri için belediyelerce 10.000 lira para cezası tahsil edilir.

Belediye sınırları dışında bu cezalar, mahallin en büyük mülki amirliği tarafından verilir.

Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.

İdari cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir.” hükümlerini taşımakta olan 12. maddesi, 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 8. maddesi ile başlığıyla birlikte değiştirilmiş ve “Bandrol kullanımına ilişkin ihlâllerde uygulanacak ceza hükümleri:” başlığıyla “Bu Kanunun bandrol kullanımına ilişkin hükümlerine aykırı fiillerde bulunanlar hakkında, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 81 inci maddesinde öngörülen cezalar uygulanır.” şeklinde yeniden düzenlenmiş olup, maddede atıfta bulunulan 5846 sayılı Yasa’nın 81. maddesi de anılan 5101 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle değiştirilmiş ve sözüedilen değişik 81. maddede, musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması ve Bakanlıkça bastırılıp satılacak olan bandrollerin alınabilmesi için bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması zorunluluğu getirilmiş; bu maddede belirtilen ihlâllerde, genel kolluk ve zabıta tarafından yetkili ve görevlilerin ihbarı üzerine harekete geçilerek, usulsüz ve izinsiz olarak çoğaltılmış ve yayılmış nüsha ve yayınlar ile bunları çoğaltmaya yarayan her türlü araç ve diğer delillerin toplanarak Cumhuriyet Savcısına suç duyurusu ile birlikte sevk edileceği öngörülmüş; Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine usulsüz çoğaltılmış nüsha ve yayınlar ile teknik araçlar ve işyerleri hakkında yetkili mahkemece hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmiş; 7. fıkrasında, bu Kanun kapsamında korunan, yasal olarak çoğaltılmış bandrollü nüshaların da yol,meydan, pazar, kaldırım, iskele, köprü ve benzeri yerlerde satışına yasak getirilmiş; 9. fıkrasında ise, 3 bent halinde, bu Kanun hükümlerine aykırı kasıtlı fiiller nedeniyle açılacak kamu davasında mahkemece hükmedilecek hapis ve ağır para cezaları düzenlenmiştir.

Öte yandan, anılan 5101 sayılı Yasa’nın 26. maddesiyle 5846 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 10. maddede “Aşağıda belirtilen hallerde idari para cezası uygulanır:

1- Bu Kanun kapsamında korunan, yasal olarak çoğaltılmış, bandrollü nüshaların yol, meydan, pazar, kaldırım, iskele köprü ve benzeri yerlerde satışını yapanlar hakkında üçmilyar lira.

2- 44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları almaksızın faaliyet gösteren, 81 inci maddede belirtilen taahhütnamenin bir kopyasını almaksızın, bandrol alınması zorunlu fikir ve sanat eserlerini çoğaltan kişiler hakkında küçük işletmeler için onmilyar lira, orta büyüklükteki işletmeler için otuzmilyar lira, büyük işletmeler için yüzmilyar lira.

3- Ek 5 inci madde hükümlerine aykırı olarak derlenmesi gereken eserleri süresi içinde vermeyen kişiler hakkında beşmilyar lira.

Bu maddede öngörülen para cezaları gerekçesi belirtilmek suretiyle mülki idare amirlerince verilir.

Para cezasının, tutanağın tebliği tarihinden itibaren on gün içinde ödenmesi gerekir. On gün içinde ödenmeyen cezalar iki katına çıkar ve ödeme süresi on gün daha uzar, bu süre içinde de ödenmeyen cezalar üç katına çıkar. Cezanın ödenmiş olması, yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Bu maddeye göre verilen para cezaları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tahsil edilir.

Para cezaları ilgililere usulüne göre tebliğ edilir. Bu para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde yetkili idari mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine işlemler durmaz. Mahkemenin itiraz üzerine verdiği kararlar kesindir. İtiraz, zorunlu görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak ve kısa sürede sonuçlandırılır.” hükümlerine yer verilmiştir.

Bu arada, 21.7.2004 tarih ve 25529 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun’un 16. maddesiyle 3257 sayıl Yasa yürürlükten kaldırılmış ve “İşaret ve ibarelerin kullanılmaması” başlıklı 13. maddesinde”Değerlendirme ve sınıflandırma sonucu zorunlu tutulan işaret ve ibarelerin kullanılmaması halinde, Bakanlığın talebi veya üçüncü kişilerin ihbarı üzerine mülki idare amirlerince filmlerin gösterim ve dağıtımı durdurulur.

Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak;

a) Zorunlu tutulduğu halde gerekli işaret ve ibareleri taşımayan filmlerin dağıtım ve gösterimini yapanlaraonmilyar lira,

b) Zorunlu tutulduğu halde gerekli işaret ve ibareleri kullanmayan filmlerin yapımcılarına ellimillyar lira ,

c) Üzerindeki işaret ve ibarelere rağmen, bu işaret ve ibarelere uyulmaksızın dağıtım ve gösterim yapanlara ellimilyar lira,

İdari para cezası verilir.

Bu maddede öngörülen idari para cezaları o yerin en büyük mülki amiri tarafından verilir. Verilen idari para cezalarına dair kararlar ilgililere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruretgörülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İdari para cezaları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. İdari para cezasının ödenmiş olması, yükümlülükleri ortadan kaldırmaz”.hükümlerine yer verilmiştir.

12.3.2004 tarih ve 25400 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5101 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre, bu Yasa’nın 15. maddesi ve 26. madde ile 5846 sayılı Yasaýa eklenen Ek 10. maddenin (2) numaralı bendinde yer alan “44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları almaksızın faaliyet gösteren” ibaresinin Yasa’nın yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüş, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu düzenlemelerden: 3257 sayılı Yasa’nın “idari ceza” uygulamasına ilişkin 12. maddesi değiştirilerek yapılan atıf suretiyle 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde düzenlenen “adli ceza” uygulamasına geçildiği; bununla beraber, yasakoyucu tarafından “idari ceza” uygulamasından vazgeçilmediği ve 5846 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 10. madde ile 5224 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde sayılan hallerde idari para cezası uygulanacağının öngörüldüğü; ancak, idari cezalara karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde, 3257 sayılı Yasa’nın değiştirilen 12. maddesine göre sulh ceza mahkemeleri görevli iken, 5101 sayılı Yasa ile 5846 sayılı Yasa’ya eklenen Ek 10. madde ile 5224 sayılı Yasa’nın 13. maddesinde idare mahkemelerinin görevli kılındığı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Buna göre, davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevli hale gelmiş ise, mahkemenin, artık görevsizlik kararı veremeyip davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

Olayda, işyerinde bandrolsüz CD satışı yapıldığı nedeniyle, belediye encümenince, 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi uyarınca idari para cezası verildiği, anılan Yasa maddesinin idari para cezalarına karşı yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemesini görevli kılan hükmü yürürlükte iken idari yargı yerince; bu Yasa maddesinin 5101 sayılı Yasa’nın 12.3.2004 tarihinde yürürlüğe giren 8. maddesi ile değiştirilmesiüzerine de adli yargı yerince görevsizlik kararları verilmesi nedeniyle adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığı doğmuştur.

Bu durum karşısında:

3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi değiştirilerek 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde düzenlenen adli ceza uygulamasına geçildiğine ve daha sonra da 3257 sayılı Yasa 5224 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırıldığına göre, ortada kalan idari para cezasının idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünde, 5101 sayılı Yasa’nın 8. maddesinin yürürlüğe girdiği 12.3.2004 tarihinden itibaren sulh ceza mahkemelerinin görevinin sona erdiğinin ve idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nce verilen 29.1.2004 gün ve E:2003/1450, K:2004/92 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 6.12.2004gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/98

Karar No: 2004/90

Tarihi: 6.12..2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET: Sakatlığının askerlik hizmetini yaptığı sıradaki trafik kazasından kaynaklandığını ileri süren kişinin, vazife malüllüğü aylığı bağlanması isteğinin reddi yolundaki Emekli Sandığı işleminin iptali istemiyle açtığı davanın ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ’ nde çözümlenmesi gerektiği hk.

KARAR

Davacı:M. P.

Vekili:Av. Y. İ.

Davalı:T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü

Vekili:Av. M.G.

OLAY:Davacının, Erzurum 29. P. Tüm. Lv. Bl. K.’lığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken, 18.1.1989 gününde görevli olarak birlik dışında bulunduğu sırada sivil bir aracın çarpması sonucunda yaralandığını, Ankara 600 Yataklı Askeri Hastanesinin 2.1.1991 gün ve 1 sayılı raporu ile “Arızası D/54 F1’e uyar. Askerliğe elverişli değildir.” kararı verilerek terhis edildiğini, uzun süren tedavisi sonucunda iyileşemeyerek sakat kaldığını öne sürerek, hakkında 5434 sayılı Yasa’nın vazife malüllüğühükümlerinin uygulanarak kendisine aylık bağlanması istemiyle yaptığı başvuru, Emekli Sandığı Yönetim Kurulunca 24.7.2003 tarih ve 543 sayı ile, iddiayı kanıtlayıcı olay sonrası düzenlemesi gereken belgeler ile görevin neden ve etkisiyle sakatlandığına dair bilgi ve belge (K.K.K.’lığından alınan cevabi yazıda, istenilen belgelerin 29. P. Tüm. K.’lığının 1992 yılında lağvedilmesi nedeniyle) bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Davacı, olay sonrası düzenlenen belgelerin olayla ilgili kamu davasının görüldüğü Erzurum 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin E.1989/39 sayılı dosyasında olduğunu ve 29. P. Tüm. K.’lığı evraklarının da MSB Arşiv Müdürlüğü- Lodumlu adresinde bulunduğunu 2.9.2003 günlü dilekçe ile Kuruma bildirmiş ise de, Tahsisler Dairesi Başkanlığının 16.9.2003 günlü yazısı ile, Yönetim Kurulunun 24.7.2003 günlü kararından bahisle ilgili hakkında yapılacak işlem bulunmadığı belirtilmiştir.

Davacı vekili, müvekkiline vazife malüllüğü aylığı bağlanmamasına ilişkin Sandık işleminin iptali istemiyle, 29.9.2003 gününde genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Sandık vekilince, birinci savunma dilekçesinde, dava konusu işlemin asker kişinin askeri hizmetine ilişkin bulunduğundan davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ; 9.4.2004 gün ve E:2003/1858 sayı ile, uyuşmazlığın davacıya 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu uyarınca aylık bağlanmasına ilişkin olup, asker kişiyi ilgilendirmekle birlikte askeri hizmete ilişkin bulunmadığından Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görev alanına girmediği gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı Sandık vekilince süresinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, başvuru dilekçesiyle birlikte dava dosyası, sehven gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bu olayda uyuşmazlık çıkarmaya yetkili makam olan Askeri Yüksek İdare MahkemesiBaşsavcılığına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Dava konusu uyuşmazlığın, askerlik görevi sırasında trafik kazası nedeniyle sakatlanması nedeniyle davacıya vazife malûliyetinden aylık bağlanmasının gerekip gerekmediğinden ibaret olduğu; Anayasanın 157, 1602 sayılı Kanunun 20 inci maddelerine göre; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu işlemin ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin” bulunması şartlarının birlikte tahakkukunun gerekli bulunduğu; öte yandan, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrar bulmuş kararlarına göre,ister askeri makamca ister askeri olmayan makamlarca tesis edilsin, bir işlemin“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığını saptamak için işlemin özelliğine, bir başka deyişle niteliğine bakılacağı; idarece, işlem tesis edilirken 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde sayılan bu asker kişilerden herhangi birinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmiş ise, bu idari işlemin askeri nitelikli bir işlem olduğu, bubelirlemeye uygun işlemi tesis eden makam askeri olmayan bir makam olsa bile durumun değişmeyeceği, böyle bir işlemde menfaati ihlal edilen kişi sivil de olsa açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görüleceği; vazife malûlü olup olmadığı tartışılacak olan davacı Mehmet Pak’ın, trafik kazasında sakatlanması ve askerliğe elverişsiz hale gelmesi, askerlik hizmeti sırasında meydana gelmiş olduğundan ve kendisi de olay tarihinde levazım eri bulunduğundan, asker kişi olduğunda kuşku bulunmadığı, uyuşmazlığın, işlemin tesisinde askeri hizmete ilişkinlik unsurunun bulunup bulunmadığı konusunda olduğu, davanın esasıyla ilgili olarak inceleme yapılırken davacıda meydana gelen malûliyete yol açan trafik kazasında yaralanma olayının askeri hizmetten kaynaklanıp kaynaklanmadığının irdelenmesi gerektiği, yargı yerince kuşkusuz uyuşmazlığın çözümünde askeri hizmet gereklerinin ve özelliklerinin dikkate alınmak durumunda bulunulduğu, diğer taraftan asker kişilerin askerliğe elverişli olup olmadığı ve dolayısıyla malûl olup olmadıkları askeri hizmet yürütmekle görevli olan askeri hastaneler tarafından tespit edildiğinden ve bu tespitler tamamen askeri hizmetler gözönünde tutularak tanzim edilmiş olan TSK. Sağlık Yeteneği Yönetmeliği hükümlerine göre yapıldığından, davacının vazife malûlü olup olmadığı hususunun da yine askeri hizmetin gereklerine göre tespit edileceği, dolayısıyla dava konusu işlem askeri hizmete ilişkin olup ve bu nedenle davaya bakma görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ait bulunduğu, Uyuşmazlık Mahkemesinin uygulamasının, erbaş ve erlerin vazife malûliyetleri ile ilgili davaların Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ningörevine girdiği yönünde olduğu, açıklanan nedenlerle; davalı kurumca yapılan görev itirazı yerinde görülmekle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görev alanına giren dava konusunda Ankara 6. İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Danıştay Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157 inci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 20 nci maddesinde de, söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için kuşkusuz işlemin konusuna bakılacağı, işlemin askeri gereklere, askeri usul ile yönteme ve askeri hizmete göre tesis olunması halinde askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği, incelenen dosyadan davacının askerlik ödevini yapmakta iken, birlik dışında bulunduğu sırada, 18.01.1989 tarihinde sivil bir aracın çarpması sonucu sakatlandığı ve askerliğe elverişli olmadığı yolunda rapor verildiği, bağlı olduğu Erzurum 29. Piyade Tümeni Destek Kıtaları Levazım Bölüğünün 1992 yılında kaldırılması nedeniyle belgelerin M. S. B. Arşiv Müdürlüğünde bulunduğu, kazanın, görevli olarak gönderildiği askeri hizmet sırasında meydana geldiği, bu sebeple vazife malulü sayılması gerektiği iddiaları ile vazife malulü saymama işlemine karşı dava açıldığının anlaşıldığı, bu itibarla, olayın olduğu sırada asker kişi olduğunda kuşku bulunmayan davacının, vazife malulü sayılıp sayılmayacağı hususu askeri gereklere askeri yöntem ile askeri hizmet kriterlerine göre inceleneceğinden davanın görüm ve çözümünün askeri idari yargıya ait bulunduğu sonucuna ulaşıldığı, açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare MahkemesiBaşsavcılığının 2247 sayılı Kanunun 10. maddesine göre yaptığı başvurunun kabulünün uygun olacağı yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan YÜCEL, Esen EROL,Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 06.12.2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine AYİM Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığındın görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör–Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile AYİM Başsavcısının askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada askeri idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜRile AYİM Savcısı Hakan ATA’nın yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, askerlik hizmetini yapmakta iken, geçirdiği trafik kazasında yaralanan erin, bu nedenle sakat kaldığını ileri sürerek kendisine vazife malüllüğü aylığı bağlanması isteğinin Sandıkça reddine ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.

Anayasa’ nın 157. maddesinde,Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarihve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarihve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden“askeri hizmete ilişkin”olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının , askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeriolmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

Davacının, 1602 sayılı Yasa'nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.

5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 12. maddesinin II/k. bendinde sayılan erlerin, vazife mâlüllükleri ile vazifeleri nedeniyle ölümleri halinde bu Kanunla tanınan haklardan faydalanacaklarına işaret edilmiş; 44. maddesinde, “ Her ne sebeple olursa olsun vücutlarında hâsıl olan ârızalar veya düçar oldukları tedavisi imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere ( Mâlûl) denir ve haklarında bu Kanunun mâlûllüğe ait hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmiş;45. maddesinde dört bendde belirtilen hallerde vazife mâlûllüğünün doğacağı öngörülmüş ve bunlardan (a) . bendine göre, 44. maddede yazılı mâlûllüğün, iştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olması halinde buna “vazife mâlûllüğü” ve buna uğrayana da “vazife mâlûlü” denilmiş; 49. maddede ise, ilgililerin başvurularına ilişkin süreler düzenlenmiştir.

Olayda, davacının dosyasını inceleyen Emekli Sandığı Yönetim Kurulunca “görevin neden ve etkisiyle sakatlandığı” yolunda olay sonrası düzenlenmesi gereken belge bulunmadığı gerekçesine dayanılmış olup; gerek bu işlemin tesisi gerekse hukuka uygunluğunun yargısal denetimi sırasında, askerliğe elverişli olmadığı yolundaki tıbbi bulgu ve değerlendirmelerin yanı sıra askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri ile davacının askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin dikkate alınması gerektiğinden, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğu açıktır.

Belirtilen duruma göre ve olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen “asker kişiyi ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulları birlikte gerçekleşmiş olduğundan, davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesigörevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ:Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 9.4.2004 gün ve E:2003/1858 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 6.12.2004 gününde Üyelerden Esen EROL’un KARŞI OYU VE OYÇOKLUĞUİLE KESİN OLARAK karar verildi.

KARŞI OY

Anayasa’nın 157., 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun değişik 20. maddesi hükümlerine göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için: dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinin ikinci fıkrasında “Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır” denilmekte olup,davacının oğlu maddede sayılan asker kişilerden olduğundan, dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir.

Olayda, davacının vazife mâlûlü sayılması yolundaki isteği hakkında Emekli Sandığınca işlem tesis edilirken ve bu işlemin yargısal denetimi sırasında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümlerinin uygulanacak olması karşısında, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bir yönü bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, asker kişinin vazife mâlûlü sayılmamasından doğan bu dava ve bu davanın çözümüyle varılacak sonuç, bir sivil memur hakkında aynı konuda doğan dava ve o davanın çözümüyle varılacak sonuçtan farklı olmayacaktır.

Belirtilen duruma göre ve olayda, dava konusu işlem askeri hizmete ilişkin olmadığından, Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddeleri hükümlerinde öngörülen koşulların birlikte gerçekleşmemiş olması karşısında, davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu ve bu nedenle AYİM Başsavcısının 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yaptığı başvurunun reddi gerektiği düşüncesiyle, davanın çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki çoğunluk kararına katılmadım.

Üye

Esen EROL

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/110

Karar No: 2004/97

Tarihi: 6.12..2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :1-Uyuşmazlık Mahkemesi’nin bağımsız bir yüksek mahkeme olduğu;

2-Hukuk uyuşmazlıklarında, adli yargı yerince görevsizlik kararı verildikten sonra H.U.M.K.’nun 27. maddesine göre dava dosyası gönderilmekle idari yargı yerinde dava açılmış sayılmayacağı;

3- İdari yargı yerinin göreve ilişkin olmayan kararı üzerine adli yargı yerince re’sen yapılan başvurunun, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımadığınedeniyle, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİgerektiği hk.

KARAR

Davacı: Orkun Turizm Temizlik Nak. Ve İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti.

Davalı: Yozgat Sigorta İl Müdürlüğü

OLAY:506 sayılı Yasa’nın 79. maddesinde belirtilen bildirgeler ile sigorta primleri bordrolarının zamanında Kuruma verilmediği nedeniyle davacı Şirkete 945.751.500.-TL. idari para cezası verilmiştir.

Davacı Şirketçe, söz konusu idari para cezasının kaldırılması istemiyle, 12.6.2003 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunulmuştur.

YOZGAT SULH CEZA MAHKEMESİ; 24.9.2004 gün ve E: 2003/149 Müt. sayı ile, evrakın incelenmesinden 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 140/4. maddesi gereğince bu konu ile ilgili itiraza bakma görevinin idare mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle mahkemenin yetkisizliğine ve dosyanın yetkili ve görevli Kayseri İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 12.10.2004 gün ve E:2004/1769, K:2004/1500 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 3622 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile değişik 9. maddesinin 1. fıkrasında, “Çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir.” hükmüne yer verildiği; 2. fıkrasında da, “Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir.” kuralının belirtildiği, Mahkeme esasına kaydedilen dosyanın incelenmesinden, davacı yukarıda belirtilen yasa hükmüne uygun bir şekilde düzenlenmiş ve Mahkemeye hitaben yazılmış bir dava dilekçesi ile dava açmadığından, dosyanın esas kaydının kapatılarak Yozgat Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Bunun üzerine dava dosyası, Yozgat Sulh Ceza Mahkemesi Hakimliğinin 9.11.2004 tarih ve 2003/149 Müt. sayılı yazısı ile “Anayasa Mahkemesi Başkanlığına- Uyuşmazlık Mahkemesi Sıfatı İle- Gönderilmek Üzere Cumhuriyet Başsavcılığına” tevdii edilmiş; Yozgat Cumhuriyet Başsavcılığının 11.11.2004 tarih ve 16190 Muh. sayılı havalesi ile de Anayasa Mahkemesi Başkanlığına gönderilmiş ise de, Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 19.11.2004 gün ve 1432 sayılı yazısı ile “… ilgisi nedeniyle …” Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığına iletilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında,Üyeler: Dr. AtalayÖZDEMİR,M. LütfüÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 6.12.2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlüaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Anayasa’nın “Yargı”yı düzenleyen Üçüncü Bölümünün “II. Yüksek Mahkemeler” başlıklı kısmında, sırasıyla A. Anayasa Mahkemesi, B. Yargıtay, C. Danıştay, D. Askeri Yargıtay, E. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, F. Uyuşmazlık Mahkemesi sayılmış olup, 158. maddesinde “ Uyuşmazlık Mahkemesi adlî, idarî, ve askerî yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir.

Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile işleyişi kanunla düzenlenir. Bu mahkemenin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.

Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır”. hükümlerine yer verilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasında “Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.” denilmiş; “Mahkemenin Kuruluşu” başlıklı 2. maddesinde “Uyuşmazlık Mahkemesi bir Başkan ile oniki asıl, oniki yedek üyeden kurulur.

Uyuşmazlık Mahkemesi, hukuk ve ceza bölümlerine ayrılır. Hukuk uyuşmazlıkları Hukuk Bölümünde, ceza uyuşmazlıkları Ceza Bölümünde karara bağlanır.

Her bölüm, bir Başkan ile altı asıl üyeden kurulur. Birlikte toplanan Hukuk ve Ceza Bölümleri, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulunu teşkil ederler.

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu, bu Kanunla belli edilen görevleri yerine getirir ve ayrıca bölümler arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlıklarında görevli bölümü belli eder.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesince kendi asıl ve yedek üyeleri arasından seçilir. Bölümler ve Genel Kurul, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanının Başkanlığı altında toplanır.

(Değişik: 21.01.1982- 2592/1 mad.) Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümüne, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Danıştay Genel Kurulunca kendi Başkan ve üyeleri arasından gösterecekleri iki kat aday arasından ikişer asıl, ikişer yedek üye Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulunca askeri hakim sınıfından olan daire başkan ve üyeleri arasından gösterilecek iki kat aday arasından iki asıl, iki yedek üye Cumhurbaşkanınca seçilir.

(Değişik: 21.01.1982 -2592/1 mad.) Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümüne, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca kendi Başkan ve üyeleri arasından gösterilecek iki kat aday arasından üç asıl, üç yedek üye Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca; Askeri Yargıtay Genel Kurulunca daire başkan ve üyeleri arasından gösterilecek iki kat aday arasından üç asıl, üç yedek üye Cumhurbaşkanınca seçilir.

Bölümlerde ve Genel Kurulda toplantı yeter sayısı, asıl üyelerin mazeretleri halinde yedek üyeler alınmak suretiyle sağlanır.” hükümleri yer almış; üçüncü maddesinde ise Uyuşmazlık Mahkemesi işlerinin yönetim ve yürütülmesinin Başkanın ödevi olduğuna, Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkan tarafındantemsil edileceğine, Başkanın mazereti halinde Anayasa Mahkemesince kendi asıl ve yedek üyeleri arasından dönem başında seçilip görevlendirilecek bir üyenin Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanına vekalet edeceğine işaret edilmiştir.

Belirtilen Anayasa ve Yasa hükümlerinden, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ile Başkan Vekilinin Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından seçilip görevlendirilmesi nedeniyle organik bir bağ bulunmakta ise de, yargısal yönden her iki bağımsız yüksek mahkeme arasında herhangi bir işlevsel bağ olmadığı açıkça anlaşılmakta olup, Anayasanın 85. ve 148. maddeleri ile 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 18. maddesinde görevleri gösterilen Anayasa Mahkemesinin“Uyuşmazlık Mahkemesi Sıfatı” ile görev yapması söz konusu değildir.

Başvurunun yasaya uygunluğuna gelince:

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararının sonuç kısmında, “ 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un bütünü ile incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanun’un uygulanması yönünden, 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan‘ceza uyuşmazlıkları’ibaresinden, savcının ya da şahsen davacının talebiyle başlayan yargılanması sonucunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda Askeri ve Adli ceza Mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması; bunun dışında kalan tüm görev ve hüküm uyuşmazlıklarının “hukuk uyuşmazlığı” sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.” denilmekte olup, adli ceza mahkemesi ile idare mahkemesi arasında görev uyuşmazlığı doğduğu öne sürüldüğüne göre, başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın uygulanması yönünden “hukuk uyuşmazlığı” kapsamında bulunduğu açıktır.

Hukuk uyuşmazlıklarında, görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi ancak aynı yargı düzeni içinde yer alan mahkemeler arasında olanaklı olup; bu hususa ilişkin H.M.U.K’nun 27. maddesiyle İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15. maddesinin 1. fıkrası (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “görev” kuralları, aynı yargı düzeni içindeki mahkemelerin işbölümü esasına ilişkin düzenlemelerdir. Oysa yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda , görevli olduğundan bahisle farklı bir yargı düzeninde yer alan mahkemeye dava dosyasının gönderilebilmesine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamaktadır.

Göreve ilişkin kararın, işbölümü esasına göre veya yargı yolu bakımından verilmiş olması farklı sonuçlar doğurmaktadır. İşbölümü esasına göre verilen görevsizlik kararı sonucu dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi durumunda; dava başvuru tarihi itibariyle görevli mahkemedeaçıldığı kabul edilmektedir. Yargı yolunu değiştiren görevsizlik kararı verilmesi durumunda ise, görevli olduğu işaret edilen yargı yerinde, bu yargı yerinin uyguladığı usul kurallarına uygun olarak yeniden dava açılması zorunlu bulunmaktadır.

Olay kısmında belirtildiği üzere, adli yargı yerince görevsizlik kararı verilerek dava dosyasının idari yargı yerine gönderilmesi üzerine, bu yargı yerince, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usule uygun şekilde İdare Mahkemesinde açılmış bir dava bulunmadığı nedeniyle adli yargı yerine ait dava dosyasının Mahkemesine iade edilmiş olması, yukarıda yapılan tespite uygun düşmektedir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, Yozgat Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta ise de, Kayseri İdare Mahkemesinin kararı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3 ve 9. maddelerinde öngörülen usul ve yönteme uygun şekilde dava açılmadığı nedeniyle dosyanın Mahkemesine iadesi yolunda olup, ortada olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince göreve ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunması halinde, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesine göre bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebileceğinden, yargı yerlerince anılan 14. madde kapsamında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulabilmesine olanak bulunmadığı da açıktır.

Belirtilen nedenlerle, Yasada öngörülen koşulları taşımayanve yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan ve yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.12.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/117

Karar No: 2004/104

Tarihi: 6.12..2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET:Anayasa’nın 158. ve 2247 sayılı Yasa’nın 1.maddesinde sayılan yargı mercilerinden olmayan Gümrük Yolcu Komisyonunun kararı nedeniyle görev uyuşmazlığı doğduğu ileri sürülerek yapılan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

KARAR

Davacı: K.H.

Müdahil:Taşucu Gümrük Müdürlüğü

Vekili:Hazine Av. U. O.

Sanıklar:A.K.

OLAY:KKTC’den ülkeye giriş yaptığı Taşucu Gümrük Müdürlüğü önünde görevli emniyet ekiplerince aranan sanığın valizinde muhtelif gümrük kaçağı eşyalar yakalanması üzerine, SİLİFKE CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’nın 6.5.2003 gün ve Hz. No: 2003/694, E:2003/482, 2003/29 sayılı iddianamesi ile, 1918 sayılı Kanuna Muhalefet suçunu işlediği nedeniyle 3005 sayılı Kanun hükümlerine göre yargılamasının yapılarak 1918 s.K.25/2 ve 33/son. md. uyarınca tecziyesine karar verilmesi talebiyle, sanık hakkında kamu davası açılmıştır.

SİLİFKE ASLİYE CEZA MAHKEMESİ; 23.10.2003 gün ve E:2003/230, K:2003/695 sayı ile, sanık tarafından getirildiği belirtilen suça konu eşyaların 4926 sayılı Yasa’nın 13/1. maddesinde belirtilen yolcu beraberindeki eşya olarak değerlendirilmesi gerektiği, miktar ve niteliğe göre ticari mahiyette olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle sanık A.K. hakkındaki kamu davasında Mahkemenin görevsizliğine, sanık hakkında 4926 sayılı Yasa’nın 13/1-2. maddesine göre işlem yapılması için dosyanın Taşucu Gümrük Müdürlüğüne gönderilmesine karar vermiştir.

TAŞUCU GÜMRÜK MÜDÜRLÜĞÜ YOLCU KOMİSYONU; 30.6.2004 gün ve 6 sayı ile, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 26. maddesinin “Bu Kanunun 3 üncü maddesinin (ı) bendinin (1) numaralı alt bendi, 13 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkrası ile 14 üncü maddesinde yazılı fiillere gümrük komisyonlarınca, ağır hapis gerektiren suçlara ağır ceza mahkemesince ve bunlar dışında kalan suçlara da asliye ceza mahkemesince bakılır.” hükmünü amir olduğu; sanıkta yakalanan eşyalar çay, porselen, kahve fincan ve tabağı olduğundan ve bu eşyaların Türkiye’ye ithalinin ithalat rejimi gereğince belirlenen kurumların iznine tabi olması nedeniyle 4926 sayılı Kanunun 13/1-2 maddesine göre değerlendirilmesinin mümkün olmayıp aynı maddenin 3. fıkrasına temas ettiğinden Komisyonun yetkisizliğine karar vermiştir.

Taşucu Gümrük Müdürlüğü vekilince, Silifke Asliye Ceza Mahkemesi ile Taşucu Gümrük Müdürlüğü Yolcu Komisyonu arasında görev uyuşmazlığı doğduğundan bahisle giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler:Dr. AtalayÖZDEMİR,M. LütfüÜÇKARDEŞLER, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 6.12.2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasaya uygun bulunmayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlüaçıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 13.10.1988 tarih ve 19958 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararının sonuç kısmında, “ 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un bütünü ile incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanun’un uygulanması yönünden, 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan‘ceza uyuşmazlıkları’ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebiyle başlayan yargılanması sonucunda sanığın mahkûmiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması; bunun dışında kalan tüm görev ve hüküm uyuşmazlıklarının ‘ hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.” denilmekte olup, adli ceza mahkemesi ileidari mercii arasında görev uyuşmazlığı doğduğu öne sürüldüğüne göre, başvurunun 2247 sayılı Yasa’nın uygulanması yönünden “hukuk uyuşmazlığı” kapsamında bulunduğu açıktır.

Anayasa’nın 158. maddesinin birinci fıkrasında “Uyuşmazlık Mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir”. denilmiş; 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1. maddesinde “ Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.

Özel kanun uyarınca hakeme başvurulmasının zorunlu olduğu hallerde, eğer hakemlik görevi hakim tarafından yerine getirilmiş ise bu merci, davanın konusuna göre, yukarıdaki fıkrada yazılı adli veya idari yargı mercilerinden sayılır.” hükümleri yer almış;aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

Anılan hükümlere göre, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce bir görev ya da hüküm uyuşmazlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen karar veya kararların, adli, idari veya askeri yargı mercilerince ya da hakemliğin hakim tarafından yerine getirilmesinde olduğu gibi yargı merci sayılanlarca verilmiş bulunması gerekmektedir.

Olayda, Silifke Asliye Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderilmesi üzerine Taşucu Gümrük Müdürlüğü Yolcu Komisyonu tarafından yetkisizlik kararı verilmiş olup, Taşucu Gümrük Müdürlüğünce sözüedilen kararların görev uyuşmazlığına konu edildiği anlaşılmaktadır.

10.7.2003 tarih ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 27. maddesinde“Gümrük komisyonları, ilgili gümrük başmüdürü veya yetkilendireceği yardımcısının başkanlığında, bir gümrük müdürü, bir gümrük görevlisi ile mahallin ticaret ve sanayi odasınca görevlendirilen iki temsilci olmak üzere beş kişiden; yolcularla ilgili gümrük komisyonları ise gümrük müdürü veya yetkilendireceği yardımcısının başkanlığında mahallin ticaret ve sanayi odası ile mülki amirin görevlendireceği birer temsilciden olmak üzere üç kişiden; oluşur ve oy çokluğu ile karar verir.

Gümrük komisyonlarınca verilen kararların tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde sulh ceza mahkemelerine itiraz olunabilir.

Gümrük komisyonlarının kuruluş ve çalışma usul ve esasları Gümrük Müsteşarlığınca belirlenir.” hükümlerine yer verilmiştir.

Anılan düzenlemeye göre Gümrük İdaresi bünyesinde kurulan Gümrük Komisyonları, Anayasa’nın 158. ve 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde belirtilen yargı mercilerinden olmadığından, ortada Uyuşmazlık Mahkemesi’nce çözümü gereken bir görev uyuşmazlığı bulunduğundan sözetmek olanaksızdır.

Bu durum karşısında, 2247 sayılı Yasayauygun olmayan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ:2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.12.2004 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/31

Karar No: 2004/39

Tarihi:1.11.2004

(Ceza Bölümü)

ÖZET : Asker kişi sanık hakkında, Askeri Ceza Kanunu’nun 131/1. maddesinde düzenlenensuçu işlediği ileri sürülerek açılan kamu davasının ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Sanık: M. K.

OLAY: Narlıca 2. Hd. A. 1. Hd. Tb. 3. Bl. Komutanlığı emrinde görevli olup 21.3.2001-14.5.2001 tarihleri arasında, kontörlü telefon sorumlusu olarak görevlendirilen sanık P.Onb. Murat Karataş'ın, kendi şahsi görüşmelerini deftere kaydetmediği ve karşılığı 2.079.600.000.-TL. olan parayı komutanlığa teslim etmeyerek zimmet suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu'nun 131/1.maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle6.KolorduKomutanlığıAskeriSavcılığı'nın22.8.2001günveE:2001/2696,K:2001/884 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

6. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:31.12.2002 gün ve E:2002/1067, K:2002/1322 sayıyla; sanığın, sorumlusu bulunduğu kontörlü telefon ile yapılan görüşme ücretlerini zimmetine geçirmek gibi bir kastının bulunmadığı, telefon ile ücret ödeyerek görüşme yapması gerekirken yapmış olduğu görüşmelerin bedelini ödemediği, bu şekilde gerçekleşen eyleminin Türk Ceza Kanunu'nun 521/b. maddesinde düzenlenen "Otomatik Aletlerden Karşılıksız Yararlanma" suçunu oluşturduğu, bu suçun da askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı, sanığın terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılan-masını gerektiren ilginin kesildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası,Hatay 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

HATAY 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 27.6.2003 gün ve E:2003/596, K:2003/629 sayıyla; askerlik görevini yaparken, asker kişilere karşı, askeri mahalde işlendiği ileri sürülen zimmet suçu nedeniyle sanığı yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğugerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve karar kesinleşmeden Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 17.11.2003 gün ve E:2003/60, K:2003/60 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip, dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kezdosyadaki eksiklik giderilerek, karar kesinleştikten sonra, dava dosyası, kendisine gelmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, M. Sadık LİMAN’ınkatılımlarıyla yapılan 1.11.2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik bulunmadığı, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasınincelenmesineoybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Sevilay BATIR’ın, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmektedir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile maddenin ikinci tümcesinde yer alan "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." sözcükleri iptal edilmiştir.

Bu duruma göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle birlikte sanığa yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince, sanığın kontörlü telefon sorumlusu olarak görev yaptığı sırada ücret ödeyerek görüşme yapması gerekirken yaptığı görüşmelerin ücretini ödemediği, böylece sanığa yüklenen eylemin, unsurları ve cezalarıyla Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen “otomatik aletlerden karşılıksız yararlanma” suçunu oluşturduğu ve yargılama sırasında sanığın terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği gerekçesine yer verilmiş ise de, olay kısmında ve iddianamede belirlendiği üzere sanığa yüklenen eylem şahsi görüşmelerini deftere kaydetmeyip karşılığı 2.079.600.000.-TL olan parayı Komutanlığa teslim etmeyerek zimmetine geçirdiği iddiasındanibarettir. Bu durumda eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 521/b. maddesinde düzenlenen suç kapsamında bulunmadığı açıktır.

Sanığayüklenen eylemin iddianamede ve adli yargı yerince verilen görevsizlik kararında belirlendiği üzere zimmet suçunu ya da Askeri Ceza Kanunu’nun 144. maddesidelaletiyle Türk Ceza Kanunu’nun 240. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği ve bu suçların da“askerisuç”olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasailedeğişik 17. maddesihükmüuyarınca, yüklenen suçun askeri suç olması nedeniyle davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve 6.Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle 6. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 31.12.2002 günlü ve E:2002/1067, K:2002/1322 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.11.2004 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/35

Karar No: 2004/40

Tarihi:1.11.2004

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Sivil kişi sanık hakkında, 353 sayılı Yasa'nın 11 ve 1632 sayılı Yasa'nın Ek-6. maddeleri kapsamında bulunmayan "hakaret" suçu nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülme-sinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınan: T. S.

Sanık : S. O.

O L A Y : Kars 14. Mknz. 1. Mknz. P. Tb. 3. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli P. Yzb. Yusuf Okay’ın eşi sivil kişi sanık Sevilay Okay’ın, aynı Komutanlığın, Kars Kazım Karabekir Lojman sakinlerinin araçlarının kapalı garaja park edileceği, uymayanların ikaz edileceği, uymamakta ısrar edenlerin araçlarının Tugay Komutanının emriyle Lojmanlar bölgesine alınmayacağının bildirildiği, 8.3.2003 tarihli yazılı emre uymadığı için önceden defalarca ikaz edildiği, 31.3.2003 günü Tugay Komutanının emri olmadığı halde, Merkez Komutanı ve Lojman Yönetim Üst Kurulu Başkanı olan yakınan Talat Sünnetçioğlu’nun, sanığa ait aracın Lojmanlar Bölgesine alınmaması konusunda emir verdiğiLojman Nizamiye görevlisi erlerin, aracı Lojmanlar Bölgesine almamaları üzerine,sanığın, “Talat kim oluyormuş, Talat’ta hayvan sen de hayvansın, hayvan oğlu hayvanlar” diyerek hakaret suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 482/3. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Kars Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 14.10.2003gün ve E:2003/1099, K:2003/354sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır. (Askeri Savcılık tarafından Talat Sünnetçioğlu hakkında memuriyet görevini kötüye kullanmak suçundan kamu davası açılmış.)

KARSSULHCEZA MAHKEMESİ:20.1.2004günveE:2003/424,K:2004/15sayıyla; yakınanın olay sırasında görevli olduğu, yetkisini aşarak memuriyet görevini kötüye kullandığı, bu durumda görevli memur statüsünde bulunduğu, böylece, sanığa yüklenen eylemin 353 sayılı Yasa’nın 11. maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, 9. Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Mahke-mesi’ne gönderilmiştir.

9.PİYADE TÜMEN KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 21.6.2004 gün ve E:2004/799, K:2004/437 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin askeri suç, olay yerinin askeri mahal olmadığı, 353 sayılı Yasa’nın 11. maddesi ve Askeri Ceza Kanunu’nun Ek-6. maddesinde yazılı koşulların bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, 9. Piyade Tümen Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, M. Sadık LİMAN’ınkatılımlarıyla yapılan 1.11.2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik bulunmadığı, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasınincelenmesineoybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Sevilay BATIR’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Olayda, sanığın sivil kişi olması nedeniyle 353 sayılı Yasa'nın, asker olmayan (sivil) kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen 11. maddesi ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun benzer düzenlemeyi içeren Ek. 6. maddesi yönünden değerlendirme yapılması gerekmektedir.

353 sayılı Yasa'nın 11. maddesinin (B) bendinde; "Birinci askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde, karakollarda, kışla ve karargahlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere fiilen taarruzda bulunan, söven veya hakaret eden veyahut askerlik görevine ilişkin işleri yapmaya veya yapmamaya zorlamak için şiddet ve tehdide başvuranların Türk Ceza Kanunu'nun bu fiillere ilişkin 188, 190, 191, 254, 255, 256, 257, 258, 260, 266, 267, 268, 269, 271, 271 ve 273 üncü maddelerinde gösterilen suçları", (C) bendinde "Nöbetçi, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere (Umumi emniyet ve asayişi korumaya ilişkin önleyici ve adli zabıta görevlerini ifa ettikleri sırada jandarma, subay, astsubay, erbaş ve erleri hariç) karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen yukarıdaki (B) fıkrasında yazılı suçlar" a ilişkin davalara askeri mahkemelerde bakılacağı öngörülmektedir. 1632 sayılı Yasa'ya Ek madde 6 ile getirilen hükümde de 353 sayılı Yasa'nın 11/B-C madde hükmü aynen yer almaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 100. maddesinde, ordu evleri, askeri gazinoları ve kışla gazinolarının askeri bina olup askeri mahal vasıf ve mahiyetini haiz bulundukları belirtilmiş ise de, kışla dışındaki lojmanlar hakkında bir hüküm bulunmamaktadır. Dosya içinde, Kars Kazım Karabekir SubayLojmanlarınınkışlaiçindeya dadışındabulunup bulunmadığı hakkında bir bilgi bulunmamakla birlikte, askeri yargı yerince verilen görevsizlik kararında olay mahallinin askeri bölge niteliğinde olmadığı belirtilmekte olup,bu durumda Kars Kazım Karabekir Subay Lojmanlarının kışla dışında bulunan lojmanlardan olduğunun kabulü gerekir.

Sivil kişi sanığın askeri mahkemede yargılanabilmesi için öncelikle olay mahallinin 353 sayılı Yasa'nın 11. maddesi (B) bendinde yazılı yerlerden olması gerekmektedir. Bu durumda sanığa yüklenen eylem353 sayılı Yasa'nın 11. maddesi kapsamında bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Kars Sulh Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Kars Sulh Ceza Mahkemesi’nin 20.1.2004 günlü ve E:2003/424, K:2004/15 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.11.2004 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/36

Karar No: 2004/41

Tarihi:1.11.2004

(Ceza Bölümü)

ÖZET: Sivil kişi sanık hakkında, 353 sayılı Yasa'nın 11 ve 1632 sayılı Yasa'nın Ek-6. maddeleri kapsamında bulunmayan "6136 sayılı Yasa’ya aykırılık, patlayıcı madde bulundurmak" suçları nedeniyle açılan kamu davasının, ADLİ YARGI yerinde görülme-sinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı:K.H.

Sanık:M. I.

OLAY: Olay tarihinden önce astsubay olarak görev yapan sivil kişi sanık Murat Işıker’in, 10.9.1998 günü, bir ihbar sonucu evinde yapılan arama sırasında, nasıl, nerede ve ne şekilde temin ettiği tespit edilemeyen değişik çap ve vasıflarda tüfek, tabanca, kasatura, dolu fişek, tüfek kılıfı gibi, uzun namlulu silah, mermi ve patlayıcı madde ele geçirildiği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 264/5. maddesi ile 6136 sayılı Yasa’nın 13/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 28.1.2000 gün ve E:2000/121, K:2000/12 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

TOKAT AĞIR CEZA MAHKEMESİ : 23.2.2004 gün ve E:2000/27,K:2004/37sayıyla; dosya içinde yer alan Kara Kuvvetleri Komutanlığı 48. Piyade Er Eğitim Alay Komutanlığının 11.9.1998 günlü yazısından, ele geçirilen el bombasının ordu malı el bombası olduğunun belirtilmesine, sanık vekilinin savunmasında, sanığın astsubay olarak görev yaparken suça konu malzemeleri askeri birliğinden alarak Tokat İline getirdiğini söylemesi nedeniyle yüklenen eylemin askeri suç olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Genelkurmay BaşkanlığıAskeri Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 2.6.2004 gün ve E:2004/228, K:2004/123 sayıyla;sanığa yüklenen eylemlerin askeri suç niteliğinde olmadığı, görevsizlik kararının gerekçesi, suça konu malzemelerin askeri birlikten getirilmiş olma ihtimali olup, dosya içeriğine göre, suça konu eşyalardan sadece iki adet el bombasının askeri eşya niteliğinde bulunduğu, bu eşyaların sanık tarafından ne zaman, nereden ve nasıl temin edildiğinin belli olmadığı, bu durumda Askeri Ceza Kanunu’nun 192. maddesi hükmü uyarınca suç tarihinde sivil kişi olan sanığı yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Genelkurmay BaşkanlığıAskeri Savcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, M. Sadık LİMAN’ınkatılımlarıyla yapılan 1.11.2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik bulunmadığı, adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasınincelenmesineoybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Sevilay BATIR’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Dosyanın incelenmesinde, sanığın Tank Tekns. Kd. Çvş. iken, yabancı uyruklu kişi ile evlendiğinden istifa etmiş sayılarak 16.10.1995 günü Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayırıldığı görülmektedir.

Dosya içinde mevcut, 48. Piyade Er Eğitim Alay Komutanlığı’nın yazısı ile yapılan bilirkişi incelemesinde suça konu el bombalarının ordu malı el bombası olup askeri malzeme oldukları, diğer eşyaların ise askeri malzeme olmadıkları tespit edilmiş ise de, sanığın asker kişi olduğu sırada görev yaptığı Komutanlıklardan gelen tüm yazılarda suça konu silah ve mühimmatın birliklerine ait olmadığının ya da kayıp ve zati silah envanterinde kayıtlarının bulunmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, arama sırasında ele geçirilen suça konu eşyalardan el bombaları hariç diğerlerinin askeri malzeme olmadığı, el bombalarının ise askeri malzeme olmakla birlikte sanığın bu eşyaları nasıl temin ettiğinin saptanamadığı açıktır. Bu durumda, suç tarihinde sivil kişi olan sanığın durumuna göre değerlendirme yapılmalıdır.

353 sayılı Yasa’nın asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen 11. maddesi ve benzer düzenlemenin yer aldığı 1632 sayılı Askeri Ceza Yasası’nın Ek-6. maddesinde sayılan suçlar arasında, sanığa yüklenen suçlarbulunma-maktadır. Diğer yandan, Askeri Ceza Kanunu’nun 192. maddesinde “…askeri eşyayı satın almak, rehin olarak kabul etmek ve gizlemek fiillerine dair 131nci maddede yazılı suçlar askeri mahkemelere tabi olmayan siviller tarafından yapılırsa umumi mahkemeler bu kanun hükümlerini tatbik ederler.” hükmünün de yer alması karşısında, sanığa yüklenen ve iddianamede açıklanan eylemin Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesindeki “askeri eşyayı gizlemek” suçu olarak nitelendirilmesi halinde dahi davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.

Açıklanan nedenlerle, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Tokat Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Tokat Ağır Ceza Mahkemesi’nin 23.2.2004 günlü ve E:2000/27, K:2004/37 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.11.2004 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/43

Karar No: 2004/43

Tarihi:1.11.2004

(Ceza Bölümü)

ÖZET:Asker kişi sanığa yüklenen"etkili eylem" suçunun, askeri suç olmaması, askeri suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

Davacı: K.H.

Yakınan: Yusuf Öztürk

Sanık: Vedat Polat

OLAY: Erzincan 3.Or.Hv.A.Kh.Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P.Er Vedat Polat'ın, 18.11.2001 günü, aynı Komutanlık emrinde görevli yakınan P.Er Yusuf Öztürk'ün yemekhanede diğer erler ile kavga ettiğini görmesi üzerine tarafları ayırmak amacıyla olaya müdahale ettiği sırada yakınanı yaraladığı ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 456/4, 51/son maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 3. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'nın 7.12.2000 gün ve E:2000/664, K: 2000/241 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

3. ORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 5.4.2001 gün ve E:2001/102, K:2001/48 sayıyla; sanığa yüklenen eylemin, askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı ve yargılama sırasında sanığın terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

ERZİNCAN SULH CEZA MAHKEMESİ: 7.3.2003 gün ve E:2001/818, K:2003/118 sayıyla; asker kişi sanığın, asker kişiye karşı, askeri mahalde işlediği ileri sürülen suç nedeniyle 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi hükmü uyarınca yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, ve karar kesinleşmeden Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 29.9.2003 gün ve E:2003/44, K:2003/44 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip, dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklik giderilerek, karar kesinleştikten sonra, dava dosyası, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, M. Sadık LİMAN’ınkatılımlarıyla yapılan 1.11.2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik bulunmadığı, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasınincelenmesineoybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Sevilay BATIR’ın, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmektedir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile maddenin ikinci tümcesinde yer alan "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." sözcükleri iptal edilmiştir.

Bu duruma göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle birlikte sanığa yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Somut olayda,görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, asker kişi sanığa yüklenen eylemin, asker kişiye karşı, askeri mahalde işlendiği, gerekçesine yer verilmiş ise de; yargılama sırasında sanığın terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi’nin 7.3.2003 günlü ve E:2001/818, K:2003/118 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.11.2004 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

EsasNo: 2004/45

Karar No: 2004/45

Tarihi:1.11.2004

(Ceza Bölümü)

TUTUKLU

ÖZET: Asker kişi sanık hakkında,asker kişilere karşı işlediği ileri sürülen suçları nedeniyle açılan kamu davasının ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiğihk.


K A R A R

Davacı: K.H.

Müdahil:1- L. Ç.

2- A. Ç.

Ölen: M. Ç.

Sanık: N. B.

O L A Y : Kilis İl Jandarma Komutanlığı emrinde olup, Sosyal Tesislerde garson olarak görevlendirilen sanık J. Er Nizamettin Barlık’ın, 14.12.2000 günü, saat 22.00-24.00 saatleri arasında, 2 No’lu nöbet yerinde nöbetçi olduğu sırada, aynı Komutanlık emrinde görevli olup, şef garson olarak görevlendirilen Yusuf Yılmaz ile Maktül J.Er Mehmet Çoruk’un yanına gelmesi ve Yusuf Yılmaz’ın aynı gün saat 21.30 sıralarında askeri gazinoda servis bekleyenler için istediği garsonları neden göndermek istemediğini sorması ve şef garsonun kendisi olduğunu bir kaç kez hatırlatması üzerine “siktir git, pezevenk” diyerek karşılık verdiği, bu sırada olay yerine J.Erler Eyüp Demir ve Mustafa Kumru’nun da geldiği, Yusuf Yılmaz’ın aynı soruyu tekrar sorması üzerine, olay öncesi kendiliğinden tam dolduruşa getirdiği 758697 seri numaralı G-3 piyade tüfeğini orada bulunanların üzerine doğru çevirerek 5-6 el ateş ettiği, J.Er Mehmet Çoruk’un boynuna isabet eden mermi ile vurularak yere yığıldığı, J.Er Yusuf Yılmaz’ın, kaçmaya çalışırken yüzünün sağ kulak ile sağ gözü arasındaki bölgeye isabet eden mermi parçacıkları ve barut gazının etkisiyle, J.Er Eyüp Demir’in başına isabet eden boş kovan nedeni ile yaralandığı , J.Er Mustafa Kumru’nun koşarak 1 No’lu koğuşa girdiği, bir kaç el daha ateş eden sanığın, 1 No’lu koğuşa yönelerek, kapalı kapıya 3 el ateş etmesi sonucu J.Er Mustafa Kumru’nun sol kolundan vurulduğu, koğuşa doğru bir kaç el daha ateş eden sanığın koşarak olay yerine gelen Kışla Gazinosu Nöbetçi Astsubayı olan J. Mu. Tek. Astsb. Bçvş. Vahit Kocaoğlu’na hitaben “Komutanım üzerime gelme, senin çocukların var, seninle hesabım yok, ben orospu çocuklarını geberteceğim” diye bağırdığı, Nöbetçi Astsubayın zorla sanığın elinden tüfeği aldıktan sonra yerde yatmakta olan maktül ile ilgilenmesi sırasında, yalnız kalan sanığın silahlığa girerek bir başka G-3 piyade tüfeğine dolu şarjör takıp tam dolduruş pozisyonuna getirerek “beni bitirdiler, beni bitirenleri bende bitireceğim” diye bağırarak sokağın karşısında bulunan kamyonun arkasına saklanan erbaş ve erlere “çıkın hepinizi vuracağım” dediği, bir süre sonra ikna edilerek elindeki tüfeğin alındığı, olay nedeniyle J.Er Mehmet Çoruk’un aşırı kan kaybı sonucu solunum ve dolaşım yetersizliği nedeniyle öldüğü, J.Er Mustafa Kumru’yu 7 gün, J.Er Yusuf Yılmaz’ı 5 gün, J.Er Eyüp Demir’i 3 gün iş ve güç kaybına sebep olacak şekilde yaraladığı, böylece, kasten adam öldürmek, müteaddit kasten adam öldürmeye tam teşebbüs suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 448, 281, 448, 281, 62.(4 kez) maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 22.12.2000 gün ve E:2000/3431,K:2000/1244 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi, sanığın, Mehmet Çoruk’u kasten öldürmek, Mustafa Kumru ile Yusuf Yılmaz’ı kasten öldürmeye tam teşebbüs etmek, Eyüp Demir’i ise kasten yaralamak suçlarından cezalandırılmasına karar vermiş, Askeri Yargıtay 4. Dairesi, hükmü usule aykırılık yönünden bozmuştur.

5. ZIRHLI TUGAY KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ :1.8.2003 gün ve E:2003/666, K:2003/842 sayıyla; sanığın, iddianamede belirtilen biçimde işlediği ileri sürülen suçlar nedeniyle, yargılama aşamasında terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesildiği bu nedenle yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Kilis Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

KİLİS AĞIR CEZA MAHKEMESİ : 22.4.2004 gün E:2003/212, K:2004/124 sayıyla; sanığın, bağlı bulunduğu Askerlik Şubesi Başkanlığından gelen yazıya göre, halen noksan kalan iki ay on beş gün askerlik hizmetinin bulunduğunun belirtildiği, bu nedenle halen asker kişi olduğundan yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş ve karar kesinleşmeden Mahkememize gönderilen dava dosyasında, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce 1.7.2004 gün ve E:2004/29, K:2004/29 sayılı kararı ile, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilip dosyanın Mahkemesine gönderilmesinden sonra, bu kez dosyadaki eksiklik giderilerek, karar kesinleştikten sonra, dava dosyası, kendisine gelmekle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, M. Sadık LİMAN’ınkatılımlarıyla yapılan 1.11.2004 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik bulunmadığı, askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu anlaşıldığından, esasınincelenmesineoybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim G.Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri YargıtayBaşsavcıYardımcısı Sevilay BATIR’ın, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmektedir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile maddenin ikinci tümcesinde yer alan "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." sözcükleri iptal edilmiştir.

Bu duruma göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle birlikte sanığa yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamaktadır.

Somut olayda, görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince, yargılama sırasında sanığın terhis edildiği gerekçesine yer verilmiş ise de; sanığın bağlı bulunduğu Sason/Batman Askerlik Şubesi Başkanlığı’nın 11.2.2004 tarihli yazısından sanığın geçici terhis edildiği, noksan kalan 2 ay 15 gün askerlik hizmetinin tamamlatılması için tahliye edilmeyerek en yakın askerlik şubesine teslim edilmesinin istendiğinin, aynı Başkanlığın 7.4.2004 günlü yazısından da MSY 70-1C Asker Alma Yönergesi 2 Bölüm 6-d. fıkrası “………Ancak tutukluluk öncesinde altı aylık hizmeti olmayanlar terhis edilemez. Davanın, tutukluluk süresinin askerlik hizmetinden sayılmasını gerektirecek bir kararla neticelenmesi halinde, suçun niteliği ve tutuklama kararının verilme zamanına bakılmaksızın tutukluluk süresi askerlik hizmetine mahsup edilerek kesin terhisleri yapılır. Davanın tutukluluk süresinin askerlik hizmetinden sayılmamasını gerektirecek bir kararla neticelenmesi halinde; tutukluluk süresi kadar noksan hizmetli olarak hizmet yaptıktan sonra kesin terhis yapılır.” hükmü uyarınca, sanığın geçici terhis edildiği, kesin terhis tarihinin kamu davasının sonucuna göre belli olacağının bildirilmesi karşısında, sanığın halen asker kişi sıfatı devam etmekte olduğundan 353 sayılı Yasa’nın 9 ve 17. maddeleri hükmü uyarınca davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı AskeriMahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ YARGI yerinin görevli olduğuna, bu nedenle 5. Zırhlı Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin 1.8.2003 günlü ve E:2003/666, K:2003/842 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.11.2004 günü OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.