← Resmî Gazete · 8 Temmuz 2004

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 11 Adet Karar

RG 08.07.2004Kurum Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığı

Metin

Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2003/60

Karar No: 2004/17

Tarihi :3.5.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :

2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk.

K A R A R 

 

Hüküm Uyuşmazlığının

   
 

Giderilmesini İsteyen

 

:Maliye Hazinesi

 

Vekili

 

:Av. C. Ö.

 

Karşı Taraf

 

:M. B. A.

 

Vekilleri

 

:Av.F.Y.S.,Av.A.K.A

 

Diğer Davalı

 

:İçişleri Bakanlığı

O L A Y :

İstanbul İli, Eminönü İlçesi, Konsolosluklar Mahallesi, 034/10 kütüğün, 47 sayfa, 1879 sırasında nüfusa kayıtlı Ahmet Meraşi'nin 1936 yılında evlendiği Suriye uyruklu Ayşe'den olma 1948 Halep doğumlu ve Suriye vatandaşı olan oğlu Mustafa Basel Almaraşi (Meraşi) tarafından, babasının kütüğüne kaydedilmesi isteğiyle başvuruda bulunulması üzerine, Nüfus İdaresince adıgeçen hakkında düzenlenen 29.5.1989 tarihli Mernis Doğum Tutanağı ile diğer belgeler eklenerek, nüfusa tescil izni verilmesi hususu İçişleri Bakanlığına sunulmuştur.

Bu arada, Mustafa Basel Almaraşi tarafından açılan tespit davasında, İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce, 29.12.1989 gün ve E:1989/558, K:1989/586 sayı ile, İstanbul, Eminönü, Konsolosluklar Mahallesi nüfusuna kayıtlı Ahmet Meraşi ile uyruğu Suriye Arap Cumhuriyeti olan Ahmet Almaraşi'nin aynı kişi olduklarının ve davacı Mustafa Basel Almaraşi'nin Ahmet Almaraşi'nin oğlu olduğunun tespitine karar verilmiştir.

İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce 1312 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile İçişleri Bakanlığının 5.6.1990 gün ve 153 sayılı kararına dayanılarak düzenlenen yeniden kayıt bildirimi üzerine, Mustafa Basel Almaraşi hakkında, 21.6.1990 gününde babası

nın nüfus kaydına tescil işlemi yapılmıştır.

A)

Mustafa Basel Almaraşi, İstanbul- Eminönü, Konsolosluklar Mah. nüfusuna kayıtlı amcası Mahmut Zahit'in 20.1.1978 tarihinde öldüğünü ve kendisinden başka mirasçısının bulunmadığını ileri sürerek, 25.4.1991 gününde veraset davası açmıştır.

1-

OĞUZELİ SULH HUKUK MAHKEMESİ; 10.6.1991 gün E:1991/96, K:1991/160 sayı ile, aile nüfus kayıt tablosunun tetkikinden, muris Mahmut Zahit'in Celile Adli ile evli iken 20.1.1978 tarihinde vefat ettiğinin ve eşinin Türk vatandaşlığını kaybettiğine dair şerh verildiğinin ve çocuklarının bulunmadığının görüldüğü, murisin eşi Celile'nin Suriye uyruklu olması ve Suriye ile Ülkemiz arasında karşılıklılık ilkesinin mevcut bulunmaması nedeniyle miras yoluyla gayrımenkul edinemeyeceği gerekçesiyle, Mahmut Zahit'in 20.1.1978 tarihinde tekmil mirası 1 hisse kabul edilerek bunun da 1957 yılında ölen kardeşi Ahmet'in oğlu Mustafa Basel Almaraşi'ye aidiyetine karar vermiştir.

Maliye Hazinesi vekilince, muris Mahmut Zahit'in mirasçısına ilişkin 10.6.1991 gün ve 1991/96-160 sayılı veraset ilamı ile Suriye- Halep şer'i mahkemesinden verilen veraset ilamının çelişkili olduğu öne sürülerek, 1991/96-160 sayılı veraset ilamının iptali istemiyle, 14.8.1991 gününde dava açılmıştır.

2-

OĞUZELİ SULH HUKUK MAHKEMESİ; 13.3.1997 gün ve E:1996/133, K:1997/48 sayı ile, Mahkemece verilen kararların Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nce bozulması üzerine yargılamaya devam olunarak eksikliklerin giderildiğinden bahisle, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünden gelen cevabi yazılara göre muris Mahmut Zahit ve iptali istenilen veraset ilamında murisin mirasçısı olan Mustafa Basel Almaraşi'nin Türk vatandaşı olduklarının anlaşıldığı, verasetin nüfus kaydı ve tanık beyanlarına göre usulüne uygun olduğu, Suriye makamları tarafından verilen veraset belgesinin hukukumuz açısından geçerliliğinin bulunmadığı ve Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen veraset ilamının iptalini gerektirecek bir etkisinin olmayacağı gerekçesiyle sabit olmayan davanın reddine karar vermiş; bu karar, YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ'nin 11.6.1997 gün 1997/5105-5742 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE'nin "... ölümünden sonra oluşturulan murisin Türk vatandaşlığını kazanmadığına ilişkin 19.9.1979 günlü 1552 sayılı İçişleri Bakanlığı kararı ile 20.9.1979 günlü 18386 sayılı aynı Bakanlığın yazısı deliller arasında yargılama sırasında mahkemeye ibraz edilmemiş olup,yerel mahkemede yapılan yargılama sırasında iddia ve ispat edilmeyen yönlerin karar düzeltme safhasında dikkate alınmasının mümkün bulunmamasına..." yolundaki açıklamaya yer veren 6.10.1997 gün ve 1997/9263-10204 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

Maliye Hazinesi vekili tarafından, miras bırakan Mahmut Zahit ve mirasçı Mustafa Basel Almaraşi ile diğer mirasçıların Türk vatandaşlığını hiçbir zaman kazanamadıklarının ve Suriye uyruklu olduklarından haklarında yabancı işlemi yapılması gerektiğinin İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 30.6.1997 günlü

yazısından öğrenildiği, anılan Bakanlığın 20.9.1979 gün ve 18386 sayılı kararının HUMK. 445. maddesine göre yargılamanın yenilenmesini gerektiren yeni belge niteliğinde olduğu ileri sürülerek, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.3.1997 gün ve E:1996/133, K:1996/48 sayılı ilamının iptaline karar verilmesi istemiyle, 4.11.1997 gününde başvuruda bulunulmuştur.

3-

OĞUZELİ SULH HUKUK MAHKEMESİ; 22.6.2000 gün ve E:1997/253, K:2000/91 sayı ile, davanın Mahkemenin 10.6.1991 gün ve 1991/96-160 sayılı veraset ilamının iptaline ilişkin olduğunun tespit edildiği, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün cevabi yazısından, muris Mahmut Zahit ile mirasçı Mustafa Basel Almaraşi ve Celile Adli'nin vatandaşlık durumlarının incelenmesi sonucunda Türk vatandaşı olmadıkları tespit edildiğinden haklarında yabancı işlemi yapılarak nüfus kayıtlarının silinmesi yolunda Bakanlıkça karar alındığının ve alınan karar uyarınca Mahmut Zahit ile Celile Adli'nin kayıtlarının 26.6.1997 gün ve 35746 sayılı ve Mustafa Basel Almaraşi'nin kaydının ise 13.6.1997 gün ve 34620 sayılı yazı ile silindiklerinin ve Suriye vatandaşı olduklarının anlaşıldığı gerekçesiyle, HUMK.'nun 445. maddesi gereğince yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile Mahkemenin 13.3.1997 günlü, E:1996/133, K:1997/48 sayılı ve 10.6.1991 günlü, E:1991/96, K:1991/160 sayılı ilamlarının iptaline karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

B)

İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce, 12.6.1997 gün ve 34526 sayılı yazı ile, Türk vatandaşlığını kazanamadığı halde vatandaşlığımızı kazanmış gibi 1.11.1927 tarihinde İstanbul, Eminönü, Konsolosluklar Mah. nüfusuna tescili yapılan Suriye uyruklu Ahmet Meraşi'nin; 13.6.1997 gün ve 34626 sayılı yazı ile, Türk vatandaşlığını kazanamadıkları anlaşılan Mustafa Basel Almaraşi (vd.)'nin, nüfus kayıtlarının silinmesi ve haklarında yabancı işlemi yapılması hususunda İstanbul Valiliğine talimat, Maliye Bakanlığına ise bilgi verilmiştir.

Mustafa Basel Almaraşi vekilince, müvekkilinin babası ve kendisi hakkında İçişleri Bakanlığınca tesis edilen nüfus kaydının silinmesi işlemlerinin iptalleri istemiyle, 31.3.1998 gününde dava açılmıştır.

1-

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 22.12.1999 gün ve E:1998/268, K:1999/1268 sayı ile, 1927 yılında Türkiye lehine yapılan nüfus kaydının Optanlara Mütedair protokolün 1. maddesi uyarınca süresi içinde teyit edilmemesi ve ikametgahın Türkiye’ye taşınmaması karşısında, davacının babasının ve buna bağlı olarak davacının da Türk vatandaşlığını kazanamaması nedeniyle nüfus kayıtlarının silinmesine ilişkin işlemde mevzuata aykırılık görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiştir.

Bu karar, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine DANIŞTAY ONUNCU DAİRESİ’nin 18.9.2000 gün ve E:2000/2045, K:2000/4537 sayılı kararıyla, 1989 yılında vatandaşlık için yaptığı başvuru kabul edilerek nüfus kayıtlarına tescil edilmesinde ve vatandaşlık kararının alınmasında herhangi bir etkisi ve hilesi olduğu tespit edilemeyen davacının vatandaşlığa alındıktan ve nüfusa tesci

li yapıldıktan sonra geçen uzun bir süreden sonra nüfus kayıtlarının silinmesi ve vatandaşlık kararının iptal edilmesinin idare hukukunun temel ilkelerinden olan idari istikrar prensibine aykırı düştüğü gerekçesiyle bozulmuştur.

2-

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 21.2.2001 gün ve E: 2001/126, K:2001/172 sayı ile, anılan Danıştay bozma kararına uymayarak, davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmesine karar vermiştir.

Sözüedilen ısrar kararı, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU’nun 14.6.2002 gün ve E: 2001/617, K:2002/509 sayılı kararıyla, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 39. maddesinde, bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı hakkında Türk makamlarınca tereddüde düşüldüğü takdirde bu husus İçişleri B

akanlığından sorulur hükmü ile aynı Kanunun 41. maddesinde, “Danıştay dışında herhangi bir Türk yargı organı önünde bir kimsenin Türk Vatandaşı olup olmadığı iddia edilir veya ilgili organ tarafından tereddüde düşülürse bu husus İçişleri Bakanlığından sorulur. İçişleri Bakanlığı engeç bir ay içinde kararını bildirir. İçişleri Bakanlığınca verilen kararın davaya bakmakta olan mahkemece taraflara tebliğinden başlayarak bir ay içinde ilgililerce Danıştay’a başvurulmadığı takdirde Bakanlık kararı kesinleşir. Danıştay’a başvurulmuş olursa bakılmakta olan dava, karara kadar durdurulur. Sözü edilen fıkra gereğince yapılan müracaatları Danıştay üç ay içinde kesin olarak karara bağlar.” hükmüne yer verildiği; Nüfus Hizmetlerine Ait Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin 153. maddesinde, nüfus kaydının silinmesi; bir kişiye veya aileye ait nüfus kaydının hukuken geçersiz hale getirilmesi şeklinde tanımlandıktan sonra (b) bendinde, Türk Vatandaşı olmadığı halde vatandaş gibi aile kütüklerine geçirilmiş olması halinde nüfus kaydının silineceğinin, 154. maddesinde de, 153. maddenin b bendinde yazılı hallerde Türk Vatandaşlık Kanununun 39 ve 41. maddeleri uyarınca vatandaşlık incelemesi sonucu alınacak kararla Bakanlığın kaydın silinmesine karar vermeye yetkili olduğunun belirtildiği; ayrıca, 4.7.1938 tarihinde Ankara’da aktedilen Optanlara Mütedair Protokolün birinci maddesinde; Lozan Anlaşmasının uygulanması dolayısıyla vatandaşlık açısından seçim hakkını Türkiye lehine kullanmış olanların 15.8.1938 tarihine kadar yetkili makam önünde evvelce kullandıkları seçim hakkını teyit etmezlerse bu seçim hakkının kullanılmasının sağladığı her türlü yararı kaybedecekleri re’sen diğer ülke tabiyetini kazanacakları hükmüne yer verildiği; dava ve temyiz dosyasının incelenmesinden, davacının babasının 8.1.1922 tarihinde Suriye nüfusuna tescil edildiği, 1927 yılında Halep Şehbenderliğince Türk Vatandaşlığını kazanmış gibi İstanbul Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kaydedildiğinin, Lozan Anlaşmasının 33. maddesine göre ikametgahını Türkiye’ye getirmemesine rağmen kaydının silinmediğinin, davacının babasının 1957 yılında öldüğünün, davacının ise 29.5.1989 tarihinde ailesinin nüfusa kaydının yapılmasını istediğinin, bu istek üzerine 1990 yılında nüfus kayıtlarının yapıldığının, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinin 6.5.1991 gün ve 1992/50 sayılı yazısına İçişleri Bakanlığınca (Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce) verilen 29.5.1992 gün ve 045555 sayılı cevabi yazıdada, davacının babasına tebaen Suriye Vatandaşlığını kazandığının, annesine bağlı olarak 15.1.1948 tarihinden (doğumdan) itibaren vatandaşlığı kazandığından bahisle nüfusa kaydının yapıldığının, yine aynı Bakanlığın 21.1.1993 gün ve 018950 sayılı yazılarında da davacının babası Ahmet Almaraşi’nin Eminönü İlçesi Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kayıtlı olduğunun ve bu nedenle Mustafa Almaraşi’de doğumdan itibaren Türk Vatandaşlığını kazandığından hakkında Bakanlar Kurulundan karar alınmayıp, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce alınan kararla nüfus kütüklerine tescilinin yapıldığının bildirildiğinin, öte yandan, davacının Türk Vatandaşı olan amcası Mahmut Zahit’in ölümü nedeniyle alınan veraset ilamının aynı nedenlerle iptali istemiyle Maliye Hazinesince Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davanın 13.3.1997 tarih ve E:1996/133, K:1997/48 sayılı kararla reddedildiğinin, bu karar üzerine Maliye Bakanlığınca 4.6.1997 gün ve 19830 sayılı yazı ile davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin nüfus kayıtlarında çelişkiler bulunduğu ve Türk Vatandaşı olup olmadığı konusunda tereddüde düşüldüğünün İçişleri Bakanlığı’na bildirilmesi üzerine dava konusu 13.6.1997 gün ve 89 sayılı işlem ile davacının babası Ahmed Almaraşi’nin ve dolayısıylada davacının Türk Vatandaşlığını kazanamadıkları halde nüfus kütüklerine tescilinin yapıldığından bahisle ilgili mevzuat uyarınca nüfus kayıtlarının silindiğinin ve Türk vatandaşı olduklarına dair alınmış olan kararın iptal edildiğinin anlaşıldığı; bu durumda, 1989 yılında vatandaşlık için yaptığı başvurunun kabul edilerek nüfus kayıtlarına tescil edilmesinde ve vatandaşlık kararının alınmasında herhangi bir etkisi ve hilesi olduğu tespit edilemeyen davacının, vatandaşlığa alınıp, nüfusa tescili yapıldıktan ve bunun üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra nüfus kayıtlarının silinmesi ve vatandaşlık kararının iptal edilmesinin idare hukukunun temel ilkelerinden olan idari istikrar prensibine aykırı düştüğü; dolayısıyla dava konusu işlemin iptal edilmesi gerekirken idare mahkemesince davanın reddi yolunda verilen israr kararında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur.

3-

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 9.10.2002 gün ve E:2002/1557, K:2002/1569 sayı ile, DİDDGK bozma kararındaki gerekçelerle dava konusu işlemlerin iptallerine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK:

Maliye Hazinesi vekilince, Ahmet Almaraşi oğlu Mustafa Basel Almaraşi’nin annesi Ayşe’nin, bugüne kadar ne idari ne adli bir kararla sehven dahi olsa hiçbir zaman Türk vatandaşı olmadığı, nüfus kayıtları kamu düzeniyle ilgili bulunduğundan idarenin Mustafa Basel Almaraşi hakkında açık hataya düşerek tesis ettiği tescil işlemlerinin süre kaydı aranmaksızın geri almasının idari istikrar ilkesine aykırı düşmediği, Maliye Bakanlığı için kullanılan Hazine teriminin, geniş anlamda Devlet tüzel kişi

liğine dahil bütün bakanlıkları ve genel bütçe içindeki diğer daireleri de kapsamakta olup, idari yargıdaki davanın 4353 sayılı Yasa’nın 22. maddesine uygun olarak yalnızca İçişleri Bakanlığınca takip edildiği, yargılamanın iadesi sonunda adli yargı yerince verilen veraset ilamının iptali yolundaki kararın idare mahkemesine ibraz edilmemesinin mahkemeyi yanıltma gayesine matuf olup bu şekilde adli ve idari yargı kararları arasında aykırılık ve çelişki doğmasına neden olunduğu, adli yargı yerince verilen kararın idari yargı yeri tarafından iptal edilmesi nedeniyle Anayasanın 138. maddesine aykırı olarak adli yargı kararının uygulanamazlığı sonucunun ortaya çıktığından bahisle, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinin veraset ilamının iptali davası sonucu verilen ve kesinleşen 22.6.2000 gün ve E:1997/253, K:2000/91 sayılı kararı ile Ankara 5. İdare Mahkemesinin 9.10.2002 gün ve E:2002/1557, K:2002/1569 sayılı kesinleşen kararları arasında doğduğu öne sürülen HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ, bu arada hüküm tesis edilinceye kadar 1062 sayılı Kanun uyarınca davalı ve murisine ait taşınmazlar üzerine konulmuş bulunan el koyma şerhleri, kesinleşen İdare Mahkemesi kararı nedeniyle kaldırıldığından, mezkur taşınmazlar üzerine 3. şahıslara devrinin önlenmesi yönünden TEDBİR KONULMASI istemiyle, 21.5.2003 günlü dilekçe ile Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuştur.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI :

Olayda, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan; Ankara 5. İdare Mahkemesi kararı, Mustafa Basel Almaraşi’nin vatandaşlık kaydının silinmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davanın kabulü ile dava konusu işlemin iptali, Oğuzeli Sulh Hukuk Ma

hkemesinin kararı da yine Mustafa Basel Almaraşi ve diğer davacının Türk vatandaşı olmayıp Suriye vatandaşı olduklarına dair İçişleri Bakanlığı yazısına dayanılarak Türk vatandaşı olmadıkları gerekçesiyle veraset ilamının iptali yolunda verildiği; bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, taraflarından biri aynı olan sözkonusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24 üncü maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği;anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine gelince; dosyanın incelenmesinden, davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin babasının 8.1.1922 tarihinde Suriye nüfusuna tescil edildiği ve 1927 yılında Halep Şehbenderliğince Türk vatandaşlığını kazanmış gibi İstanbul Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kaydedildiği, Lozan Anlaşmasının 33 üncü maddesine göre, ikametgahını Türkiye’ye getirmemesine karşın kaydının silinmediği, Suriye uyruklu Ayşe ile evlendiği, çocuklarını doğumda Suriye nüfusuna tescil ettirdiği ve 1957 yılında öldüğü, davacının ise 29.5.1989 tarihinde ailesinin nüfusuna kaydının yapılmasını istediği, bu istek üzerine 1990 yılında nüfus kayıtlarının yapıldığı, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 21.1.1993 günlü ve 018950 sayılı yazısında, davacının babası Ahmet Almaraşi’nin Eminönü İlçesi Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kayıtlı olduğu ve bu nedenle Mustafa Basel Almaraşi’nin de doğumdan itibaren Türk vatandaşlığını kazandığından, hakkında Bakanlar Kurulundan karar alınmayıp, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce alınan kararla nüfus kütüklerine tescilinin yapıldığının belirtildiği, öte yandan, davacının Türk vatandaşı olan amcası Mahmut Zahit’in ölümü nedeniyle alınan veraset ilamının iptali istemiyle Maliye Hazinesince Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davanın 13.3.1997 günlü ve E:1996/133, K:1997/48 sayılı kararla reddedildiği, bu karar üzerine Maliye Bakanlığınca 4.6.1997 günlü ve 19830 sayılı yazı ile davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin nüfus kayıtlarında çelişkiler bulunduğu ve Türk vatandaşı olup olmadığı konusunda duraksamaya düşüldüğünün İçişleri Bakanlığı’na bildirilmesi üzerine davacının babası Ahmed Almaraşi’nin ve dolayısıyla davacının Türk vatandaşlığını kazanamamasına karşın, nüfus kütüklerine tescilinin yapıldığından bahisle İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili mevzuat uyarınca nüfus kayıtlarının silindiği ve Türk vatandaşı olduklarına dair alınmış olan kararın iptal edildiği, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesince, İçişleri Bakanlığının bu işlemine dayanılarak davacının Türk vatandaşı olmadığı gerekçesiyle yargılamanın iadesi istemi kabul edilerek, veraset ilamının iptaline karar verildiğinin anlaşıldığı; 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 39 uncu maddesinde, bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı hakkında Türk makamlarınca tereddüde düşüldüğü takdirde bu hususun İçişleri Bakanlığından sorulacağı belirtilmiş, 41. maddesinde de, “Danıştay dışında herhangi bir Türk yargı organı önünde bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı iddia edilir veya ilgili organ tarafından tereddüde düşülürse bu husus İçişleri Bakanlığından sorulur. İçişleri Bakanlığı en geç bir ay içinde kararını bildirir. İçişleri Bakanlığınca verilen kararın davaya bakmakta olan mahkemece taraflara tebliğinden başlayarak bir ay içinde ilgililerce Danıştay’a başvurulmadığı takdirde Bakanlık kararı kesinleşir. 2 nci fıkrada belirtilen şekilde Danıştay’a başvurulursa bakılmakta olan dava karara kadar durdurulur. Sözü edilen fıkra gereğince yapılan müracaatları Danıştay üç ay içinde kesin olarak karara bağlar” hükmünün yer aldığı; diğer yandan, Nüfus Hizmetlerine Ait Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin 153 üncü maddesinde, nüfus kaydının silinmesi, bir kişiye veya aileye ait nüfus kaydının hukuken geçersiz hale getirilmesi olarak tanımlanmış, aynı maddenin (b) bendinde ise Türk vatandaşı olmadığı halde vatandaş gibi aile kütüklerine geçirilmiş olma, nüfus kaydının silineceği hallerden biri olarak belirtilmiş, 154 üncü maddesinde de, 153 üncü maddenin (b) bendinde yazılı hallerde 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 39 uncu ve 41 inci maddeleri uyarınca vatandaşlık incelemesi sonucu İçişleri Bakanlığının vatandaşlık kaydının silinmesine karar vermeye yetkili olduğunun belirtildiği; bunlara ek olarak, 4.7.1938 tarihinde Ankara’da aktedilen Optanlara Mütedair Protokolün 1 inci maddesinde, Lozan Anlaşmasının uygulanması sonucu vatandaşlık açısından seçim hakkını Türkiye lehine kullanmış olanların 15.8.1938 tarihine kadar yetkili makam önünde evvelce kullandıkları seçim hakkını teyit etmemeleri ya da seçim hakkını teyit etmelerine karşın ikametgahlarını 15.1.1939 tarihinden evvel seçim haklarını lehine kullandıkları ülkeye nakletmemeleri durumunda, seçim hakkının kullanılmasının sağladığı her türlü yararı kaybedecekleri ve re’sen diğer ülke tabiyetini kazanacaklarının açıklandığı; bu duruma göre, 1927 yılında yapılan nüfus kaydı Türkiye lehine yapılmış vatandaşlık seçim hakkı olarak değerlendirilse bile, yukarıda metni açıklanan Protokolün 1 inci maddesi uyarınca süresi içinde teyit edilmemesi ve ikametgahın Türkiye’ye nakledilmemesi karşısında, davacının babasının ve buna bağlı olarak davacının Türk vatandaşlığını kazanamadıkları sonucuna ulaşıldığından, açık hataya dayalı nüfus kayıtlarının silinmesinde ve Türk vatandaşı olduklarına dair alınmış olan vatandaşlık kararlarının iptal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; bu bakımdan, davanın Sulh Hukuk Mahkemesince karara bağlandığı biçimde çözümü uygun olup, bu kararla çelişen idari yargı kararının kaldırılması gerektiği yolunda düşünce vermiştir. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI :

Olayda, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan; Ankara 5. İdare Mahkemesi kararı, Mustafa Basel Almaraşi’nin vatandaşlık kaydının silinmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davanın kabulü ile dava konusu işlemin iptali, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı da yine Mustafa Basel Almaraşi ve diğer davacının Türk vat

andaşı olmayıp Suriye vatandaşı olduklarına dair İçişleri Bakanlığı’nın aynı yazılarına dayanılarak Türk vatandaşı olmadıkları gerekçesiyle veraset ilamının iptali yolunda verildiği;bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, tarafları aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde belirtilen manada hüküm uyuşmazlığının doğduğu; konu ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde; 403 sayılı Türk vatandaşlığı Kanunu’nun 39. maddesinde, “bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı hakkında Türk makamlarınca tereddüde düşüldüğü takdirde bu hususun İçişleri Bakanlığından sorulacağı” belirtilmiş,41. maddesinde de, “Danıştay dışında herhangi bir Türk yargı organı önünde bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı iddia edilir veya ilgili organ tarafından tereddüde düşülürse bu husus İçişleri Bakanlığından sorulur, İçişleri Bakanlığı en geç bir ay içinde kararını bildirir. İçişleri Bakanlığınca verilen kararın davaya bakmakta olan mahkemece taraflara tebliğinden başlayarak bir ay içinde ilgililerce Danıştay’a başvurulmadığı takdirde Bakanlık kararı kesinleşir,2. fıkrada belirtilen şekilde Danıştay’a başvurulursa, bakılmakta olan dava, karara kadar durdurulur. Sözü edilen fıkra gereğince yapılan müracaatları Danıştay üç ay içinde kesin olarak karara bağlar” denildiği; 1587 sayılı Nüfus kanununa dayanılarak Bakanlar kurulunca çıkarılan Nüfus Hizmetlerine Ait Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin 153 maddesinde” nüfus kaydının silinmesi bir kişiye veya aileye ait nüfus kaydının hukuken geçersiz hale getirilmesidir.” (b) bendinde ise,” Türk vatandaşı olmadığı halde vatandaş gibi aile kütüklerine geçirilmiş olmak” ve aynı yönetmeliğin 154. maddesinde ise” nüfus kaydının silinmesi adli ve idari bir karara dayanılarak yapılır, (b) bendinde yazılı hallerde Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 39 ve 41. maddeleri uyarınca vatandaşlık incelemesi sonucu İçişleri Bakanlığının vatandaşlık kaydının silinmesine karar vermeye yetkili olduğu; 1062 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre çıkarılan 01.10.1966 gün ve 6/7104 sayılı kararnameye ilişkin “Suriye Uyruklu- Özel ve Tüzel Kişilerin Hazinece El Konulan Mallarının İdaresi Hakkındaki Yönetmelik” uyarınca ne gibi işlem yapılacağı düzenlenmiş, 1066 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre de, Suriye ile Türkiye arasında karşılıklılık olmadığı için Suriye uyrukluların miras yolu ile Türkiye’de gayrimenkul edinemeyecekleri ve 1.10.1966 günlü 6/7104 sayılı kararname hükümlerine göre de Suriye uyrukluların Türkiye’de bulunan menkul, tapulu ve tapusuz taşınmazlarına Hazinece el konulacağı; Lozan Anlaşmasının 32. maddesi hükmü uyarınca seçme hakkının nasıl kullanılacağı, 33. maddesinde ise, tercih hakkını kullandığı ülkeye ikametgahını nakletmesi gerektiği, ayrıca 4.7.1938 tarihinde Ankara’da akdedilen Optanlara Mütedair Protokol uyarınca, vatandaşlık seçim hakkını Türkiye lehine kullanmış olanların, 15.8.1938 tarihine kadar evvelce kullandıkları seçim hakkını teyit etmezlerse diğer ülke tabiyetini kazanacakları, hükümlerinin yer aldığı; davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin babasının 8.1.1922 tarihinde Suriye nüfusuna tescil edildiği ve 1927 yılında Halep Şeh- benderliğince Türk vatandaşlığını kazanmış gibi İstanbul Eminönü Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kaydedildiği, Lozan Antlaşmasının 33 üncü maddesine göre, ikametgahını Türkiye’ye getirmemesine karşın kaydının silinmediği, Suriye uyruklu Ayşe ile evlendiği, çocuklarını doğumda Suriye nüfusuna tescil ettirdiği ve 1957 yılında öldüğü, davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin ise, 29.5.1989 tarihinde babasının nüfusuna kaydının yapılmasını isteği üzerine, İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesine açtığı tespit davası sonucunda, 29.12.1989 gün, 1989/558 esas ve 1989/586 sayılı kararı ile davacının Ahmed Almaraşi’nin oğlu olduğuna, 1312 sayılı Yasa’nın 1. maddesi uyarınca Türk vatandaşlığını doğumundan itibaren kazandığının tespitine karar verilmesi üzerine, 1990 yılında nüfusa kaydının yapıldığı, bilahare davacının nüfus kütüğüne Türk vatandaşı olarak görünen amcası Mahmut Zahit’in ölümü nedeniyle Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesine müracaat ederek veraset ilamını aldığı, veraset ilamının iptali istemiyle Maliye Hazinesince Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesine açılan dava üzerine, Maliye Bakanlığınca 4.6.1997 gün ve 19830 sayılı yazı ile davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin nüfus kayıtlarında çelişkiler bulunduğu ve Türk vatandaşı olup olmadığı konusunda duraksamaya düşüldüğünün İçişleri Bakanlığı’na bildirilmesi üzerine, davacının babası Ahmed Almaraşi’nin ve dolayısıyla davacının Türk vatandaşlığını kazanamamasına karşın, nüfus kütüklerine tescilinin yapıldığından bahisle İçişleri Bakanlığı tarafından 403 sayılı vatandaşlık Kanunu’nun 39,41, Nüfus Hizmetlerine Ait Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin 153. maddesinin (b) fıkrası uyarınca nüfus kayıtlarının silindiği, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesince, İçişleri Bakanlığının bu işlemine dayanılarak davacının Türk vatandaşı olmadığı gerekçesiyle yargılamanın iadesi istemi kabul edilerek veraset ilamının iptaline karar verildiğinin anlaşıldığı; bu duruma göre, Lozan Antlaşmasının 32. maddesi hükmü uyarınca 1927 yılında düzenlenen nüfus kaydı, Türkiye lehine yapılmış vatandaşlık seçim hakkı olarak değerlendirilse bile, aynı antlaşmanın 33. maddesine göre tercih hakkını kullandığı ülkeye ikametgahını nakletmesi gerektiği, 1.7.1938 tarihinde Ankara’da akdedilen Optanlara Mütedair Protokol uyarınca vatandaşlık seçim hakkını Türkiye lehine kullanmış olanların 15.8.1938 tarihine kadar evvelce kullandıkları seçim hakkını teyit etmeleri ve ikametgahlarını Türkiye’ye getirmeleri gerekmesi karşısında, tercih hakkını Türkiye lehine kullanmayan, Türkiye’de ikamet etmeyip Suriye’de yaşadıkları anlaşılan, ayrıca, 1922-1989 yılları arasında Türkiye’deki nüfus kayıtlarında kişilere ait aile bilgilerinin yer almamasına karşın, Suriye’de bulunan kayıtlarda değişikliklerin düzenli olarak işlendiği belirlenen, davacının babasının ve buna bağlı olarak davacının Türk vatandaşlığını kazanamadıkları sonucuna ulaşıldığından, sehven düzenlenen nüfus kayıtlarının silinmesinde ve Türk vatandaşı olduklarına dair alınmış olan vatandaşlık kararlarının iptal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı; bu bakımdan, davanın Sulh Hukuk Mahkemesince karara bağlandığı biçimde çözümü uygun olup, bu kararla çelişen idari yargı kararının kaldırılması gerektiği yolunda düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 3.5.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşı

mayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Danıştay Başsavcısı’nın başvuru konusu kararlar arasında 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen şekilde hüküm uyuşmazlığı bulunduğuna ve idari yargı kararının kaldırılarak davanın adli yargı kararı doğrultusunda çözümlenmesi gerektiğine ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “ 1nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından,görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız buluna

n hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli,idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dav

a sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d)Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e)Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Olayda, 8.1.1922 tarihinde Suriye nüfusuna tescil edilmiş olan Ahmet Meraşi’nin, 1927 yılında Halep Şehbenderliğince İstanbul- Eminönü Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kaydı yapılmış olup, Lozan Antlaşmasının uygulanmasına ilişkin olarak 4.7.1938 tarihinde Ankara’da aktedilen Optanlara Mütedair Protokol’ün 1. maddesi gereğince 15.8.1938 tarihinden önce Suriye’deki Türkiye Konsolosluğu nezdinde Türk vatandaşlığı için seçim hakkını teyit etmemiş ve aynı Protokolün 2. maddesi ger

eğince de 15.1.1939 tarihinden önce ikametgâhını Türkiye’ye nakletmemiş olmasına karşın Türkiye’deki nüfus kaydı silinmemiştir. Ahmet Meraşi’nin 1936 yılında evlendiği Suriye uyruklu Ayşe’den olma 1948 Halep doğumlu ve Suriye vatandaşı oğlu Mustafa Basel Almaraşi’nin, babasının Türkiye’deki kütüğüne kaydedilmek için başvuruda bulunması ve İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 29.12.1989 gün ve E:1989/558, K:1989/586 sayılı “ İstanbul, Eminönü Konsolosluklar Mahallesi nüfusuna kayıtlı Ahmet Meraşi ile uyruğu Suriye Arap Cumhuriyeti olan Ahmet Almaraşi’nin aynı kişi olduklarının ve davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin Ahmet Almaraşi’nin oğlu olduğunun tespitine” yolundaki kararı üzerine, İçişleri Bakanlığının 5.6.1990 tarih ve 153 sayılı kararıyla doğumdan itibaren Türk vatandaşlığını kazanmış gibi nüfusa tescili yapılmıştır.

Mustafa Basel Almaraşi tarafından açılan veraset davasında, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesi’nce 10.6.1991 gün ve E:1991/96, K:1991/160 sayı ile, İstanbul- Eminönü Konsolosluklar Mahallesi nüfusuna kayıtlı olup 20.1.1978 tarihinde ölen Mahmut Zahit’in mirası 1 hisse kabul edilerek bunun 1957 yılında ölen kardeşi Ahmet’in oğlu Mustafa Basel Almaraşi’ye aidiyetine karar verilmiş; Maliye Hazinesince 14.8.1991 tarihinde açılan sözkonusu veraset ilâ

mının iptali davası aynı Mahkemece reddedilmiş ve bu karar derecattan geçerek kesinleşmiş ise de, muris Mahmut Zahit ile mirasçısı Mustafa Basel Almaraşi’nin Türk vatandaşlığını hiçbir zaman kazanamadıklarının ve Suriye uyruklu olduklarının saptandığı nedeniyle haklarında yabancı işlemi yapılarak nüfus kayıtlarının silinmesi yolundaki İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün işlemlerine dayanılarak yargılamanın yenilenmesi istemiyle Maliye Hazinesince 4.11.1997 günlü dilekçeyle başvuruda bulunulması üzerine OĞUZELİ SULH HUKUK MAHKEMESİ, 22.6.2000 gün ve E:1997/253, K:2000/91 sayı ile, Mahmut Zahit ile Mustafa Basel Almaraşi ve diğerlerinin nüfus kayıtlarının Bakanlık kararıyla silindiğinin ve Suriye vatandaşı olduklarının anlaşıldığı gerekçesiyle, HUMK.’nun 445. maddesi gereğince yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile Mahkemenin (13.3.1997 günlü kararı ile) 10.6.1991 günlü, E: 1991/96, K:1991/160 sayılı veraset ilamının iptaline karar vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Mustafa Basel Almaraşi tarafından, babası ve kendisi hakkında İçişleri Bakanlığınca tesis edilen nüfus kayıtlarının silinmesi işlemlerinin iptali istemiyle 31.3.1998 gününde açılan davada; ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ’nce, 9.10.2002 gün ve E: 2002/1557, K:2002/1569 sayı ile, davanın reddi yolundaki 21.12.1999 günlü kararın Danıştay 10. Dairesi’nce bozulması üzerine verilen 21.2.2001 günlü ısrar kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nca bozulması nedeniyle, 1989 yılında vatandaşlık için yap

tığı başvurunun kabul edilerek nüfus kayıtlarına tescil edilmesinde ve vatandaşlık kararının alınmasında herhangi bir etkisi ve hilesi olduğu tespit edilemeyen davacının, vatandaşlığa alınıp nüfusa tescili yapıldıktan ve bunun üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra nüfus kayıtlarının silinmesi ve vatandaşlık kararının iptal edilmesinin idare hukukunun temel ilkelerinden olan idari istikrar prensibine aykırı bulunduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Maliye Hazinesi vekilince, veraset ilamının iptali yolundaki Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 22.6.2000 günlü kararı ile nüfus kaydının silinmesine ilişkin işlemin iptali yolundaki Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin kesinleşen 9.10.2002 günlü kararı arasında doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istenilmektedir.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının incelenmesinden: ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş ve yasa yollarına başvurularak kesinleşmiş kararlar bulunduğu; her iki kararda davaların esasının hükme bağlandığı; taraflardan en az birinin ( Mustafa Basel Almaraşi yönünden) aynı olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak, idari yargıda, davacının ve murisinin Türk vatandaşlığını kazanamadıkları yolundaki idari işlemlerin iptali isteğiyle açılan ve vatandaşlık ve nüfus hukukuna dayalı bir iptal davası sözkonusu iken adli yargı yerinde miras hukukuna göre düzenlenecek veraset belgesi isteğiyle dava açılmış bulunmaktadır. Bu durumda her

iki davanın konularının, sebeplerinin ve hukuki dayanaklarının farklı olduğu açıktır.

Diğer bir ifadeyle, adli yargı yerinde görülen davanın konusu mirasçılık hakları iken, ilgilinin vatandaşlık durumu ve nüfus kayıtları davanın sebeplerinden birini oluşturmakta; buna karşılık idari yargı yerinde, ilgilinin vatandaşlık durumu ve nüfus kayıtlarına ilişkin işlem davanın konusu iken, davanın sebebi vatandaşlık hukuku ile uluslararası anlaşma ve bunlara ilişkin uygulama olduğundan iki dava arasındaki ilişki, bir sebep- sonuç ilişkisinden ibaret bulunmaktadır.

Belirtilen duruma göre ve olayda, Yasa’da öngörülen öncelikli koşullardan konu ve dava sebeplerinin aynı olması koşulunun gerçekleşmemiş bulunması karşısında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine uygun bulunmayan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ :

2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden BAŞVURUNUN REDDİNE, bu nedenle tedbir isteminin incelenmesine YER OLMADIĞINA, 3.5.2004 gününde Üyelerden Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

K A R Ş I O Y

2247 sayılı Kanunun 24 üncü maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için; adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan iki ayrı kararın olması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız b

ulunması gerekmektedir.

Olayda, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan; Ankara 5. İdare Mahkemesi kararı, Mustafa Basel Almaraşi’nin vatandaşlık kaydının silinmesine ilişkin İçişleri Bakanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davanın kabulü ile dava konusu işlemin iptali, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı da yine Mustafa Basel Almaraşi ve diğer davacının Türk vatandaşı olmayıp Suriye vatandaşı olduklarına dair İçişleri Bakanlığı yazısına dayanılarak Türk vatandaşı olmadıkları gerekçesiyle verase

t ilamının iptali yolunda verilmiş bulunmaktadır.

Bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, taraflarından biri aynı olan sözkonusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasanın 24 üncü maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerekir.

Anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine gelince;

Dosyanın incelenmesinden, davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin babasının 8.1.1922 tarihinde Suriye nüfusuna tescil edildiği ve 1927 yılında Halep Şehbenderliğince Türk vatandaşlığını kazanmış gibi İstanbul Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kaydedildiği, Lozan Antlaşmasının 33 ü

ncü maddesine göre, ikametgahını Türkiye’ye getirmesine karşın kaydının silinmediği, Suriye uyruklu Ayşe ile evlendiği, çocuklarını doğumda Suriye nüfusuna tescil ettirdiği ve 1957 yılında öldüğü, davacının ise 29.5.1989 tarihinde ailesinin nüfusuna kaydının yapılmasını istediği, bu istek üzerine 1990 yılında nüfus kayıtlarının yapıldığı, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 21.1.1993 günlü ve 018950 sayılı yazısında, davacının babası Ahmet Almaraşi’nin Eminönü İlçesi Konsolosluklar Mahallesi kütüğüne kayıtlı olduğu ve bu nedenle Mustafa Basel Almaraşi’nin de doğumdan itibaren Türk Vatandaşlığını kazandığından, hakkında Bakanlar kurulundan karar alınmayıp, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce alınan kararla nüfus kütüklerine tescilinin yapıldığının belirtildiği, öte yandan, davacının Türk vatandaşı olan amcası Mahmut Zahit’in ölümü nedeniyle alınan veraset ilamının iptali istemiyle Maliye Hazinesince Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan davanın 13.3.1997 günlü ve E:1996/133, K:1997/48 sayılı kararla reddedildiği, bu karar üzerine Maliye Bakanlığınca 4.6.1997 günlü ve 19830 sayılı yazı ile davacı Mustafa Basel Almaraşi’nin nüfus kayıtlarında çelişkiler bulunduğu ve Türk vatandaşı olup olmadığı konusunda duraksamaya düşüldüğünün İçişleri Bakanlığı’na bildirilmesi üzerine davacının babası Ahmet Almaraşi’nin ve dolayısıyla davacının Türk vatandaşlığını kazanamamasına karşın, nüfus kütüklerine tescilinin yapıldığından bahisle İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili mevzuat uyarınca nüfus kayıtlarının silindiği ve Türk vatandaşı olduklarına dair alınmış olan kararın iptal edildiği, Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesince İçişleri Bakanlığının bu işlemine dayanılarak davacının Türk vatandaşı olmadığı gerekçesiyle yargılamanın iadesi istemi kabul edilerek, veraset ilamının iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.

403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 39 uncu maddesinde, bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı hakkında Türk makamlarınca tereddüde düşüldüğü takdirde bu hususun İçişleri Bakanlığından sorulacağı belirtilmiş, 41 inci maddesinde de, “Danıştay dışında herhangi bir Türk yargı organı önünde bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı iddia edilir veya ilgili organ tarafından tereddüde düşülürse bu husus İçişleri Bakanlığından sor

ulur. İçişleri Bakanlığı en geç bir ay içinde kararını bildirir. İçişleri Bakanlığınca verilen kararın davaya bakmakta olan mahkemece taraflara tebliğinden başlayarak bir ay içinde ilgililerce Danıştay’a başvurulmadığı takdirde Bakanlık kararı kesinleşir. 2 nci fıkrada belirtilen şekilde Danıştaya başvurulursa bakılmakta olan dava karara kadar durdurulur. Sözü edilen fıkra gereğince yapılan müracaatları Danıştay üç ay içinde kesin olarak karara bağlar” hükmü yer almıştır.

Diğer yandan, Nüfus hizmetlerine Ait Kuruluş, Görev ve Çalışma Yönetmeliğinin 153 üncü maddesinde, nüfus kaydının silinmesi, bir kişiye veya aileye ait nüfus kaydının hukuken geçersiz hale getirilmesi olarak tanımlanmış, aynı maddenin (b) bendinde ise Türk vatandaşı olmadığı halde vatandaş

gibi aile kütüklerine geçirilmiş olma, nüfus kaydının silineceği hallerden biri olarak belirtilmiş, 154 üncü maddesinde de, 153 üncü maddenin (b) bendinde yazılı hallerde 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 39 uncu ve 41 inci maddeleri uyarınca vatandaşlık incelemesi sonucu İçişleri Bakanlığının vatandaşlık kaydının silinmesine karar vermeye yetkili olduğu belirtilmiştir.

Bunlara ek olarak, 4.7.1938 tarihinde Ankara’da aktedilen Optanlara mütedair Protokolün 1 inci maddesinde, Lozan Antlaşmasının uygulanması sonucu vatandaşlık açısından seçim hakkını Türkiye lehine kullanmış olanların 15.8.1938 tarihine kadar yetkili makam önünde evvelce kullandıkları seçim hakkını teyit etmemeleri ya da seçim hakkını teyit etmelerine karşın ikametgahlarını 15.1.1939 t

arihinden evvel seçim haklarını lehine kullandıkları ülkeye nakletmemeleri durumunda, seçim hakkının kullanılmasının sağlandığı her türlü yararı kaybedecekleri ve re’sen diğer ülke tabiyetini kazanacakları açıklanmıştır.

Bu duruma göre, 1927 yılında yapılan nüfus kaydı Türkiye lehine yapılmış vatandaşlık seçim hakkı olarak değerlendirilirse bile, yukarıda metni açıklanan Protokolün 1 inci maddesi uyarınca süresi içinde teyit edilmemesi ve ikametgahının Türkiye’ye nakledilmemesi karşısında, davacının babası

nın ve buna bağlı olarak davacının Türk vatandaşlığını kazanamadıkları sonucuna ulaşıldığından, açık hataya dayalı nüfus kayıtlarının silinmesinde ve Türk vatandaşı olduklarına dair alınmış olan vatandaşlık kararlarının iptal edilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bu bakımdan, davanın Sulh Hukuk Mahkemesince karara bağlandığı biçimde çözümü uygun olup, bu kararla çelişen idari yargı kararının kaldırılması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Ankara 5 İdare Mahkemesinin 9.10.2002 günlü E: 2002/1557,

K:2002/1569 sayılı kararının kaldırılması ve Oğuzeli Sulh Hukuk Mahkemesi kararının benimsenmesi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki karara katılmıyoruz.

Üye

Üye

Üye

Z. Nurhan YÜCEL

Turgut ARIBAL

Abdullah ARSLAN

—— • ——

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2003/112

Karar No: 2004/18

Tarihi :3.5.2004

(Hukuk Bölümü)

ÖZET :2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

 

Başvuran

: Gazipaşa Turizm Tic. Ltd. Şti.

 

Vekili

: Av. G. K.

 

Diğer Taraf

: 1-Y. Ş.

   

  2- Gazipaşa Belediye Başkanlığı

 

Vekili

: Av. S. Ş., Av. Y. Ş.

O L A Y : 1)

Gazipaşa Belediye Meclisince, 11.1.1996 tarih ve 1 numara ile, tapunun Gazipaşa İlçesi, Pazarcı Mah., 22 ada, 35 parsel sayısında ve Gazipaşa Belediyesi adına kayıtlı bulunan 58.406 m²’lik taşınmazın 32.206 m²’lik kısmının ihale yoluyla satışına karar verilmiştir.

Davacı Y.Ş. tarafından, sözkonusu ihale kararının iptali istemiyle, 26.2.1996 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ;17.12.1996 gün ve E:1996/297, K:1996/799 sayı ile, Meclis kararının imar planında öngörülen amaca yönelik olması, ayrıca ihale usulüne uygun ilân yapılmasına rağmen ihaleye katılmaması nedeniyle davacının hak ve menfaatinin ihlali de sözkonusu olamayacağı gerekçesiyle, davanın ehliye

t yönünden reddine karar vermiştir.

Bu karar, davacı tarafından temyiz edilmiş; temyiz aşamasında davalı Belediye vekilince davanın kabul edildiğinin bildirilmesi üzerine DANIŞTAY ALTINCI DAİRESİ’ nce, 19.3.1998 gün ve E:1997/1921, K:1998/1675 sayı ile, kabul dilekçesi gözönünde tutularak karar verilmek üzere anılan Mahkeme kararı bozulmuştur.

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 15.12.1998 gün ve E:1998/762, K:1998/1171 sayı ile, Gazipaşa Turizm Tic. Ltd. Şti. vekilinin davalı Belediye yanında davaya katılma isteği kabul edildikten ve Danıştay bozma kararına uyulduktan sonra, HUMK. 92,93 ve 95. maddeleri dikkate alınarak, kabul nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş; bu karar, (Davacı vekilince hüküm fıkrası yönünden temyiz edilmiş ise de, Mahkeme

ce, istenilen harç ve posta giderleri yatırılmadığı nedeniyle “temyiz edilmemiş sayılması” yolunda karar verilmiştir.) temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

2)

Gazipaşa Belediye Başkanlığı vekilince, 12.2.1996 günlü Encümen kararıyla satışı yapılan taşınmazın ifraz edilmeden ihaleye çıkarıldığı, alıcının şartnamede öngörülen ödemeleri yapmadığı ve idarece hataen ihale kesinleşmeden taşınmazın alıcı adına tescil ettirildiği öne sürülerek, satışa konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile Belediye adına tesciline, usulsüz olan ihalenin feshine, taşınmaza müdahalenin men’ine ve inşa edilen yapıların kal’ine karar verilmesi istemiyle alıcı Gazipaşa Turizm Tic. Ltd. Şti. aleyhine, 19.3.1998 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

GAZİPAŞA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 24.12.1999 gün ve E:1998/55, K:1999/391 sayı ile, davanın kabulüne, Gazipaşa İlçesi, Pazarcı Mah., 22 ada, 35 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı Belediye adına tapuya kayıt ve tesciline, Gazipaşa Beled

iye Meclisinin 11.1.1996 tarihli ihale kararı hakkında Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararı bulunmakla ihalenin feshi talebine ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, davalı adına olan tapu iptal edilmiş olmakla davalının taşınmaza yönelik müdahalesinin men’ine ve davalının taşınmaz üzerinde inşa ettiği yapıların kal’ine karar vermiştir.

Bu kararın davalı Şirket vekilince temyiz edilmesi üzerine YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ’nce, 3.7.2000 gün ve E:2000/8187, K:2000/8955 sayı ile, iptal ve tescile, el atmanın önlenmesine ve yıkımında fahiş zarar doğurmayacağı anlaşılan binaların yıkımına karar verilmesinde kural olarak isabetsizlik bulunmadığından davalı Şirketin öteki temyiz itirazlarının reddine, ancak ihale yoluyla yapılan satıştan dolayı davacı

Belediyeye ödenen satış bedelinin parasal kapsamının saptanması ve saptanacak bedel üzerinden davalı şirket yararına hapis hakkı tanınması suretiyle, ayrıca şirketin yapılanmadan ötürü ortaya çıkan kişisel hakları varsa bunların da talep ve dava edebilme haklarının saklı tutulmasına karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi yönünden davalı vekilinin temyiz itirazının yerinde olduğu gerekçesiyle anılan karar bozulmuş; davalı vekilinin karar düzeltme isteği aynı DAİRE’nin 20.11.2000 gün ve 2000/14176-1494 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

GAZİPAŞA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 25.10.2002 gün ve E:2000/312, K:2002/309 sayı ile, Yargıtay bozma ilâmına uyulmak suretiyle yeniden yapılan yargılama sonunda: davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın 32206/58406 hissesinin davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı Belediye adına tapuya kayıt ve tesciline, Belediye Meclisinin 11.1.1996 tarihli ihale kararı hakkında Antalya 2. İdare Mahkemesi’nin kesinleşmiş kararı bulunmakla ihalenin feshi talebine ilişkin karar verilmesi

ne yer olmadığına, tapusu iptal edilmiş olmakla davalının taşınmaza müdahalesinin men’ine, davalının taşınmaz üzerinde yapmış olduğu inşaat ve yapıların kal’ine, ihale yoluyla satış nedeniyle Belediyeye 12.318.143.000.-TL. ödeyen davalı Şirket yararına ödenen tutar kadar hapis hakkı tanınmasına, davalı Şirketin yapılanmadan ötürü ortaya çıkan kişisel haklarının talep ve dava edilme haklarının saklı tutulmasına karar vermiş; bu karar, YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ’nin 20.5.2003 gün ve 2003/4502-6000 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme istemi de aynı DAİRE’ce 25.2.2004 gün ve 2004/992-1746 sayı ile reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

3)

Gazipaşa Belediyesi Encümenince, 12.3.1998 gün ve 134 sayı ile, Pazarcı Mah., 22 ada, 35 parsel sayılı taşınmaz ihale bedelinin tamamı 5.1.1998 tarihine kadar alıcı tarafından ödenmediğinden protokol ve şartnameye uyulmadığı gerekçesiyle ihalenin feshine karar verilmiştir.

Davacı Şirket tarafından, sözüedilen Encümen kararının iptali istemiyle, 31.1.2003 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANTALYA 1. İDARE MAHKEMESİ; 2.4.2003 gün ve E:2003/174, K:2003/382 sayı ile, uyuşmazlığın, ihalenin kesinleşmesinden sonraki aşamada protokol ve şartname hükümlerine aykırı davranış nedeniyle ihalen tek taraflı feshedilmesi işleminin özel hukuk alanını ilgilendirmesi ve şartname hükümlerinin taraflarca yerine getirilip getirilmediğinin, anılan şartname ve protokol hükümleri incelenerek özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle göre

vsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

4)

Davacı Şirket vekilince, Gazipaşa Asliye Hukuk Mahkemesi ile Antalya 1.ve 2. İdare Mahkemesi’nin kararları arasında göreve ilişkin olarak doğduğu öne sürülen uyuşmazlığın giderilmesi ve görevli mahkemenin belirlenmesine karar verilmesi istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, adıgeçen yargı yerlerine ait dava dosyaları getirtilerek incelemeye alınmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 3/5/2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasada öngörül

en koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

USULE İLİŞKİN İNCELEME :

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın gide

rilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda, Belediye Meclisinin 11.1.1996 günlü ihale kararının iptali istemiyle açılan davada, Antalya 2. İdare Mahkemesi’nce “kabul nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına”; tapu iptali ve tescil, ihalenin feshi, müdahalenin men’i ve kal istemiyle açılan davada, Gazipaşa Asliye Hukuk Mahkemesi’nce “davanın kabulüne, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın Belediye adına tesciline

, ihalenin feshi talebi hakkında kesin hüküm nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, davalının taşınmaza müdahalesinin men’ine ve yapıların kal’ine (...)”; Belediye Encümeninin 12.3.1998 günlü ihalenin feshine ilişkin kararının iptali istemiyle açılan davada ise, Antalya 1. İdare Mahkemesi’nce “davanın görev yönünden reddine” yolundaki kararlar verilmiştir.

Buna göre adli ve idari yargı yerlerinde tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava açılmadığı gibi, Antalya 1. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararına karşılık ortada aynı konuda adli yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından olayda, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen şekilde görev uyuşmazlığı doğduğundan sözetmek olanaksızdır.

Açıklanan nedenlerle, Yasa’nın öngördüğü koşulları taşımayan ve yönteme uymayan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ :

2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN , aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 3.5.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/2

Karar No: 2004/19

Tarihi :3.5.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : Araştırma görevlisinin, hesabına doktora eğitimi yaptığı Enstitüye verdiği yüklenme ve kefalet senedinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemiyle açtığı davanın, taraflar arasındaki sözleşmeden doğan borç- alacak ilişkisi nedeniyle özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacılar

: 1-F. E. S., 2- M. G. S.,

3- Ali M. A.r, 4- Y. A.

 

Vekili

: Av. M.T.

 

Davalı

: Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü

 

Vekili

: Av. A. O.

O L A Y : Enstitü hesabına lisansüstü eğitim yapmak üzere A.B.D.’ye gönderilen araştırma görevlisinden, noterlikçe 7.12.1993 tarihinde düzenlenen taahhütname ile kefalet senedi (601.248.369.-TL. için) alınmışken, 1997 yılında bu defa doktora eğitimi nedeniyle yeni bir taahhütname ve kefalet senedi ( 27.840.000.000.-TL. için

) alınmış olup, adıgeçen yurtdışı öğrenimini tamamlayarak 9.6.2000 tarihinde dönmüş ve görevine başlamıştır.

Davacılar vekili, araştırma görevlisi ile kefilleri olan müvekkillerinin iradelerinin ikrahla sakatlandığından bahisle, 19.3.1997 düzenleme tarihli ikinci taahhütname ile kefalet senedinin iptali istemiyle, 29.5.2001 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

SAKARYA 1. İDARE MAHKEMESİ ; 26.6.2001 gün ve E:2001/935, K:2001/1907 sayı ile, olayda davalı idarece bizzat tesis edilmiş bir işlemin olmadığının görüldüğü, bu durumda idari dava türlerinden hiçbirine dahil olmayan noterlikçe düzenlenmiş taahhütname ve kefalet senedinin iptali istemine ilişkin davanın görüm ve çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu

karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu kez, idarece müvekkillerin yapmaya zorlandığı 19.3.1997 düzenleme tarihli taahhütname ve kefalet senedinin iptali ile bu taahhütname ve kefalet senedinden müvekkillerin sorumlu ve borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesi istemiyle 15.10.2001 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

GEBZE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 4.10.2002 gün ve E:2001/662, K:2002/592 sayı ile, davanın dayanağının davalı idarenin yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi isteğini kapsayan idari işlem olduğu, bu idari işlemin hukuka uygunluğunun ancak idari yargı yerinde denetlenebileceği, ortada tarafların özgür iradesi ile yaptıkları bir sözleşmenin hükümlerine aykırılıktan doğan menfi tespit davası bulunmadığından Mahkem

enin görevsizliğine, aynı hususta Sakarya 1. İdare Mahkemesi’nin kesinleşmiş görevsizlik kararı olmakla olumsuz görev uyuşmazlığı gerçekleştiğinden bu hususun çözülmesi ve Sakarya 1. İdare Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması talebiyle dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar da temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Anılan karar üzerine dosyanın gönderildiği YARGITAY 20. HUKUK DAİRESİ’nce, 19.9.2003 gün ve 2003/1650-5566 sayı ile, olayda merci tayinini gerektirir bir husus olmadığından bahisle,dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmek üzere yerel mahkemeye iadesine karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 3/5/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadak

i belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararı üzerine kendine gelen davada Asliye Hukuk Mahkemesi’nce de görevsizlik kararı verilmesi nedeniyle, anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olup, hukuk alanında doğan bu uyuşmazlığın giderilmesi isteminin davanın taraflarınca ileri sürülmesi ve 15/ b. maddesine göre de bu istem üzerine mahkemece dosyanı

n Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekmekte iken, son görevsizlik kararını veren adli yargı yerince, ayrıca görevli merciin belirlenmesi için dosyanın re’sen gönderilmesi yolunda bir karar verilmiş olması karşısında, yargı mercilerinin Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurmalarını düzenleyen 19. madde kapsamında uyuşmazlık doğduğunun kabulü gerek dava ekonomisine gerekse Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kuruluş amacına uygun olacağından, başvuruda usule aykırılık görülmeyerek uyuşmazlığın esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME :

Dava, Enstitü hesabına yurtdışında doktora eğitimi yapan araştırma görevlisinin Enstitüye karşı mecburi hizmet yükümlülüğü kapsamında verdiği taahhütname ve kefalet senedinin iptali ile borçlu ve sorumlu olmadığının tespiti isteminden ibarettir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun değişik 33. maddesinin (a) bendinin değişik üçüncü fıkrasında, lisansüstü eğitim-öğretim için yurtdışına gönderilecek araştırma görevlilerinin öğrenim ücretleri ve yollukları dahil her çeşit sosyal ve diğer giderleri ile ödenekleri hakkında düzenlemeye yer verilmiş; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Yurtdışı Eğitim Masraflarının Tahsili” başlıklı Ek 34. maddesinde “İlgili kanunlarına göre; öğrenim yapmak, yetiştirilmek,

eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj yapmak veya benzeri bir nedenle geçici süreli görevlendirilmek suretiyle, üç ay veya daha fazla süre ile yurtdışına gönderilen kamu personeli yurtdışında bulundukları sürenin iki katı kadar mecburi hizmetle yükümlüdürler. Bu şekilde yurtdışına gönderilecek personelden örneği Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmış ‘Yüklenme Senedi ile Muteber İmzalı Müteselsil Kefalet Senedi’ alınır.

Anılan personelin mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeden veya tamamlamadan görevinden ayrılması, müstafi sayılması ya da bir ceza ile görevine son verilmesi halinde, kendileri için kurumlarınca fiilen döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar aynı döviz cins ve miktarı üzerinden borçlandırılır. Döviz borcu toplamından mecburi hi

zmetin tamamlanan kısmı için hesaplanan miktar indirilir. Hesaplanan borç miktarı, ilgilinin durumu ve ödettirilecek meblağ dikkate alınarak azami beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Borç miktarı ilgili tarafından Türk Lirası ile ödenir ve yapılan ödeme miktarı tahsil tarihindeki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan edilen efektif satış kuru üzerinden dövize çevrilerek yukarıda belirlenen şekilde hesaplanan döviz borcundan mahsup edilir.

İlgilinin eğitimdeki başarısızlığı veya kendi kusuru nedeniyle yurtdışından geri çağrılması ya da verilen süreyi tamamlayıp başarısız olarak dönmesi durumunda da, ilgili için fiilen döviz olarak yapılmış olan her türlü masrafların tamamı aynı esaslara göre ödettirilir. (...)” hükümlerine yer verilmiştir.

Anılan yasal düzenlemede, ilgilinin mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda yurtdışı öğrenim giderlerinin tahsili için herhangi bir idari usul öngörülmemiş olup, yüklenme ve kefalet senedine dayanılarak açılacak bir alacak davası yoluyla hükmen tahsil yön

teminin benimsendiği anlaşılmaktadır.

Olayda, lisansüstü eğitim için yurtdışına gönderilmiş bulunan davacıdan, doktora eğitimine başlaması nedeniyle ayrıca yüklenme ve kefalet senedi istenmiş olup, yurtdışında hesabına eğitim gördüğü Enstitüye karşı mecburi hizmet yükümlülüğü ya da parasal karşılığı taahhüt edilmek suretiyle Enstitü ile araştırma görevlisi arasında, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini içeren bir sözleşme ilişkisi kurulduğu açıktır.

Bu duruma göre, olayda kamu görevlisinin yükümlülü

ğünü yerine getirmediğine ilişkin idarece kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilmiş bir işlem bulunmaması ve ilgilinin de idare ile böyle bir uyuşmazlık bulunduğu yolunda iddiası olmaması karşısında, davacıların borçlu olmadığının tespiti amacıyla açılan davanın, taraflar arasındaki sözleşmeden (yüklenme ve kefalet senedinden) doğan alacak- borç ilişkisi nedeniyle özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen başvurusunun reddi ile aynı Mahkeme’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gebze 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19. madde kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkeme’nin 4.10.2002 gün ve E:2001/935, K:2002/592 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 3.5.2004 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU ve Z. Nurhan YÜCEL’in KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN

OLARAK karar verildi.

K A R Ş I O Y

Dava, araştırma görevlisi tarafından yurt dışında doktora eğitimi nedeniyle Enstitüye verilen yüklenme ve kefalet senedinin iptali istemiyle açılmıştır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 78 ve 79. maddelerinde, bilgilerini artırmak için dış memleketlere kimlerin gönderileceği ve bunların hak ve yükümlülüklerinin neler olduğu düzenlenmiş; “Yurtdışı Eğitim Masraflarının Tahsili” başlıklı Ek 34. maddede, bu şekilde yurtdışına gönderilecek personelden ö

rneği Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmış Yüklenme Senedi ile Muteber İmzalı Kefalet Senedi alınacağı belirtilmiş; aynı Yasa’nın 80. maddesinde ise, 78 ve 79. maddelerde yazılı olanların ayırma ve seçilme usul ve şartlarının, çalışmalarının nasıl denetleneceğinin, haklarındaki disiplin kovuşturmasının ne suretle yapılacağının ve geri çağrılmalarını gerektirecek hallerin bir yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.

Anılan Yasa uyarınca çıkarılan Yetiştirilmek Amacıyla Yurtdışına Gönderilecek Devlet Memurları Hakkında Yönetmeliğin 17. maddesinde, Devlet memurlarından, kurumlarınca Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmış örneklerine uygun yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınacağı; bu belgeleri tamamlamayanların yurt dışına çı

kmalarına izin verilmeyeceği kurala bağlanmıştır.

Buna göre, davacının imzaladığı yüklenme senedi ile kefillerince imzalanan kefalet senedinin, 657 sayılı Yasa’nın 78 ve 79. maddeleri uyarınca yurt dışında eğitim görebilmek için mevzuatta zorunlu şart olarak öngörüldüğü göz önüne alındığında, sözkonusu senetlerin davacı ve kefilleri tarafından idare ile eşit düzeyde, kendi isteği ve iradesi ile imzalandığının kabulüne olanak bulunmadığından, idarece kamu gücüne dayalı ve tek taraflı irade ile tesis edilmiş

idari işlem olarak kabulü gerekmektedir.

Bu durumda, uyuşmazlığa konu edilen davanın, 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-a. maddesinde sayılan iptal davası kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki karara katılmıyoruz.

Üye

 

Üye

 

Z.Nurhan YÜCEL

 

Serap AKSOYLU

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/21

Karar No: 2004/20

Tarihi :3.5.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :Emniyete ait zırhlı aracın devrilmesi sonucunda polis memurunun ölümü nedeniyle uğranılan zararların idarece giderilmesi istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı

: S. M. ve Çocukları

 

Vekili

: Av. S. N.A.

 

Davalı

: İçişleri Bakanlığı

 

Vekili

: Hazine Av. E. Ö.

O L A

Y :Davacıların eşi ve babası olan Polis Memuru Mustafa Mercan,Tunceli Özel Hareket Şube Müdürlüğünde görev yapmakta iken, 23.10.2002 gününde şehir merkezinde seyir halindeki Şortland zırhlı görev aracının bankete devrilerek takla atması sonucunda yaralanmış ve sevk edildiği Fırat Üniversitesi Tıp Merkezi Acil Servisinde aynı gün ölmüştür.

Davacalar vekilince, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, destekten yoksunluk karşılığı maddi ve ayrıca manevi olmak üzere toplam 8.000.000.000.-Tl. tazminatın, olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesi istemiyle, 11.9.2003 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı İdare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davanın idari yargının görev alanına girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 13. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 23.10.2003 günlü celsesinde E:2003/734 sayı ile, davalı idarenin görev itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı idare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve ekleri Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI ; Kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin ölümü nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin uyuşmazlıkta, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü kılınan idarenin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk esasları çerçevesinde sorumluluğunu gerektiren bir husus olup olmadığının, idare hukuku ilke ve kur

allarına göre idari yargı yerlerince saptanacağı, Anayasanın 125. ve 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-b. maddeleri kapsamında bulunan ve idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davasına bakma görevi idari yargıya ait olduğundan Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinde açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85. maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlil

erin uğradıkları zarardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi olmasının doğal bulunduğu,nitekim anılan Yasa’da 85. madde dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edildiği, belirtilen duruma göre kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetiminin, Anayasa’nın 125. ve 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-b. maddelerine göre açılan tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı açık olduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCEL

EME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 3/5/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME :

Başvuru dilekçesi ve ekleri ile getirtilen dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı Bakanlıkça anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uy

uşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME :

Dava, görevli bulunduğu zırhlı polis aracının devrilmesi sonucunda ölen polis memurunun mirasçıları tarafından, destekten yoksunluk karşılığı maddi ve ayrıca manevi tazminatın davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlâl edilenler tarafından açılacak tam yargı davalarının görüm ve çözümünün idari yargı yerlerinin görevine girdiği tartışmasızdır.

Ancak, tazminatın konusunu oluşturan zararın kamu idaresine ait bir motorlu aracın karayolu üzerinde işletilmesi sırasında meydana gelmiş olması nedeniyle, görevli yargı yerinin belirlenebilmesi için konuya ilişkin özel düzenleme içeren Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun, trafik kazalarına ilişkin yedinci kısmını izleyen hukuki sorumluluk ve sigorta hakkındaki sekizinci kısmının, “ İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin Hukuki Sorumluluğu” başlıklı birinci bölümünde aynı başlıkla yer ala

n 85. maddesi, değişik birinci fıkrasında “ Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”ve değişik beşinci fıkrasında “ İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerini taşımakta; aynı kısmın “Özel Durumlar” başlıklı üçüncü bölümünde Devlete ve kamu kuruluşlarına ait araçların durumunu düzenleyen değişik 106. maddesinde ise, “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere,kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır.”hükmüne yer verilmektedir.

Anılan 85. maddeden, işleten ve teşebbüs sahibinin, bir motorlu aracın işletilmesinden ve bu arada aracın sürücüsünün ve işletme yardımcılarının eylem ve davranışlarından dolayı üçüncü kişilerin uğradıkları zararlardan, kusurlu olup olmamalarına bakılmaksızın “tehlike esası” na göre sorumlu tutuldukları; 106. madde ile de, maddede sayılan kamu kurum ve kuruluşlarının işleten gibi aynı hukuki sorumluluğa tabi kılındığı anlaşılmaktadır.

Sözüedilen Yasa hükümlerinde, açıkça göreve ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği gibi, esasen 85. maddedeki işletenin hukuki sorumluluğunun zarar gören üçüncü kişiler bakımından ele alınmış olması karşısında, işleten veya teşebbüs sahibi ile hizmet ilişkisi içinde bulunan araç sürücüsü veya diğer görevlilerin uğradıkları zararlardan dolayı hukuki sorumluluğun genel hükümlere tabi olması doğaldır.

Nitekim, Karayolları Trafik Kanunu’nun hukuki sorumluluğa ilişkin diğer hükümlerinde, 85. madde kapsamı dışında kalan hallerde genel hükümlerin uygulanacağına işaret edilmiş olup, işleten veya teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğunun, zarargören görevliler ile arasındaki hizmet ilişkisinin, özel hukuk ilişkisi olması halinde özel hukuk ilke ve

kurallarına; idare hukuku ilişkisi olması halinde ise idare hukuku ilke ve kurallarına tabi olacağında duraksamaya yer yoktur.

Belirtilen duruma göre, kamu kurumuna ait motorlu aracın kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla işletilmesi sırasında bir kamu görevlisinin yaralanması ya da ölmesi nedeniyle uğranılan zararlardan dolayı, idarenin hizmet kusuru ya da objektif sorumluluk esasları çerçevesinde sorumlu olup olmadığının yargısal denetiminin, idari eylemden doğan zararların giderilmesi için 2577 sayılı İ.

Y.U.K.’nun 2/1-b. maddesine göre açılacak bir tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nin davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 13.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 23.10.2003 gün ve E:2003/74 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 3.5.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/23

Karar No: 2004/22

Tarihi :3.5.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :

2247 sayılı Yasa’nın 10. ve 12. maddelerinde öngörülen yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı

: M. D.

 

Davalı

: Türk Telekomünikasyon A.Ş.

 

Vekili

: Av. G. S., Av. A.K.

O L A Y : Sözleşmeli personel statüsünde teknisyen olarak çalışan davacı, iş mevzuatına geçirilmeden 399 sayılı KHK.’ye tabi tekniker kadrosu verilmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle, 1.10.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Şirket vekillerince, birinci savunma dilekçesinde, Şirketin 233 sayılı KHK. ekindeki kuruluşlar listesinden çıkarıldığı ve özel hukuk hükümlerine tabi Anonim Şirket statüsüne kavuşturulduğu öne sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 12.12.2003 gün ve E:2003/1338 sayı ile, davacının 399 sayılı KHK.’ye tabi sözleşmeli personel statüsünde görev yaptığı ve Kuruluş hisselerindeki kamu payının %50’nin üzerinde olduğu anlaşıldığından davanın görüm ve çözümünün idare mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiy

le, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı Şirket vekillerince, 26.12.2003 gününde İdare Mahkemesi kaydına giren dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuştur.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 3/5/2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü

:

USULE İLİŞKİN İNCELEME :

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasında, görev uyuşmazlığı çıkarma: adli, idari ve askeri yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı

tarafından görev konusunun incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesi olarak tanımlanmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasında, uyuşmazlık çıkarmaya yetkili makamın, reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay Başsavcısı, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay Başsavcısı ve askeri idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı olduğuna işaret edilmiş; anılan Yasa’nın 12. maddesinin birinci fıkrasında, “Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak on beş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir.” ve üçüncü fıkrasında “Yargı mercii, itiraz dilekçesi üzerine verdiği itirazı ret kararını kaldırarak görevsizlik kararı vermediği takdirde kendisine verilen dilekçeyi, alınan cevabı ve varsa belgeleriyle birlikte görevsizlik itirazının reddine ilişkin karar ile dayanağı belgenin asıl veya örneklerini uyuşmazlık çıkarmak isteminde bulunmaya yetkili makama gönderir.” denilmiştir. Takibeden 13. maddede ise “Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makamca yapılacak işlemler” düzenlenmiş olup, buna göre, uyuşmazlık çıkarma konusundaki dilekçe ile ekleri kendisine ulaşan yetkili makam (ilgili Başsavcı), uyuşmazlık çıkarmaya yer olmadığı sonucuna varırsa, istemin reddine karar verir; uyuşmazlık çıkarılmasını gerekli gördüğü durumda ise, gerekçeli düşünce yazısını, kendisine gönderilen dilekçe ve ekleriyle birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yollar ve ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurduğunu ilgili yargı merciine hemen bildirir.

Anılan Yasa hükümleri ile, belirtilen yargı mercilerinden birinde açılmış olan bir davanın görülmesi sırasında yapılan görev itirazının reddi üzerine, ilgili Başsavcı tarafından görevli bulunduğu kendi yargı düzeninin görev alanına vaki müdahalenin önlenebilmesini sağlamak için konunun Uyuşmazlık Mahkemesi’ne götürülmesi suretiyle davanın henüz başlangıç safhasında iken görev sorununun çözüme kavuşturulması amaçlanmış; bu yönteme göre uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunma yetkisi ise, görev itirazı yararına ileri sürülen yargı düzeninde yer alan Yüksek Mahkemenin Başsavcısına tanınmış bulunmaktadır.

Olayda, davalı Şirket vekillerince, usulüne uygun şekilde görev itirazında bulunulmuş ise de, İdare Mahkemesince itiraz reddedilerek görevlilik kararı verilmesi ve bunun tebliğ edilmesi üzerine, anılan Yasa’nın 12/1. maddesinde öngörülen şekilde yetkili makama (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına) sunulmak

üzere dilekçe verilmeyip, uyuşmazlığın giderilmesi için doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmuştur.

Belirtilen durum karşısında ve 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesinin “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.” hükmü uyarınca, aynı Yasa’nın 10. ve 12. maddelerinde öngörülen yönteme uymayan başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ : 2247 sayılı Yasa’nın 10 ve 12. maddelerinde öngörülen yönteme uymayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 3.5.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/24

Karar No: 2004/23

Tarihi :3.5.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :

2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

 K A R A R

 

Davacı

: E. K.

 

Vekili

: Av. L. B.

 

Davalı

: R. Y.

O L A

Y : Bir kira dönemi içinde iki haklı ihtara rağmen kira bedelini ödemeyen davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesi istemiyle dava açılmıştır.

KOCAALİ SULH HUKUK MAHKEMESİ; 18.4.2003 gün ve E:2003/32, K:2003/76 sayı ile, tarafların ortak murisi olan babalarından intikal eden dava konusu taşınmazın taksim sonucu hangi tarafta kaldığı hususundaki anlaşmazlık nedeniyle davanın el atmanın önlenmesi şeklinde mütalaa edilmesi ve görevli mahkemenin de dava konusu taşınmazın değerine göre belirlenmesi g

erektiği, tarafların beyan ve kabulüne göre taşınmazın değeri 15.000.000.000.-TL. olduğundan Mahkemenin bakmakla görevli bulunduğu miktarın üzerinde kaldığının anlaşıldığı gerekçesiyle, dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Kocaali Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekilinin dilekçesi üzerine dosyanın gönderildiği KOCAALİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 23.9.2003 gün ve E:2003/104, K:2003/149 sayı ile, evin mülkiyeti konusunda taraflar arasında herhangi bir dava bulunmayıp, iki haklı ihtar sebebine dayalı tahliye davasına bakma görevinin sulh hukuk mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile karar kesinleştiği

nde ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili Kocaali Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar da temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekilince, 21.1.2004 günlü dilekçe ile, görev yönünden yetkili mahkemenin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istenmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 3/5/2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasada öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Baş

savcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

USULE İLİŞKİN İ

NCELEME :

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un “Mahkemenin Görevi” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasına göre, Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu Kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.

Buna göre, Uyuşmazlık Mahkemesi; adli , idari ve askeri yargı düzenlerinden en az ikisine dahil yargı yerlerince verilen kararlar arasında doğan görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözmekle yetkili ve görevlidir.

Olayda, giderilmesi istenen uyuşmazlığa konu edilen Kocaali Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile Kocaali Asliye Hukuk Mahkemesi kararı aynı yargı düzenine dahil yargı yerlerine ait olup, HUMK. 25. maddesi kapsamındaki bu uyuşmazlığın çözümü Yargıtay’ın görevine girdiğinden,ortada 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde Uyuşmazlık Mahkemesi’nce çözümlenmesi öngörülen bir görev uyuşmazlığı bulunmamaktadır.

Belirtilen

nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmektedir.

SONUÇ :2247 sayılı Yasa’nın 1. maddesine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 3.5.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/41

Karar No: 2004/32

Tarihi :3.5.2004

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :

2247 sayılı Yasa’nın 12. maddesinde öngörülen süre geçirildikten sonra yapılan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk. 

K A R A R

 

Davacı

: C. Ç. ve Arkadaşları

 

Vekili

: Av. S. N.A.

 

Davalı

: TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

 

Vekili

: Av. S. Ç.

O L A Y : Da

vacılar vekilince, hemzemin geçitte trenin çarptığı aracın sürücüsü olan müvekkillerinin murisi Ayhan Çağlar’ın ölümü nedeniyle davalı İşletme aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle; karşı davacı İşletme vekilince ise, cevap dilekçesinde görev itirazında bulunulmuş ve ayrıca karşı davalılar aleyhine tren tehir tazminatı istemiyle, adli yargı yerinde dava açılmıştır.

ANKARA 18. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 6.11.2002 gün ve E:2002/567, K:2002/787 sayı ile, dava ve karşı davada idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.

Anılan kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ; 24.4.2003 gün ve E:2002/14764, K:2003/5288 sayı ile, “... uyuşmazlığın Karayolları Trafik Yasası’ndaki hükümler uyarınca çözümlenmesi gerektiği, anılan Yasa’nın kapsamındaki eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözüm yerinin de adliye mahkemeleri olduğu düşünülerek işin esasına bakılarak varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmek gerekirken yazılı gerekçe ile yargı yolu bakımından görevsizl

ik kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle Mahkeme kararını bozmuştur.

ANKARA 18. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 7.10.2003 günlü celsesinde E:2003/719 sayı ile, “Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilip tefhimle devam olundu.

Davacı vekili; delillerimizi sunalım dedi.

Davalı vekili; Danıştay Başsavcılığına başvuruda bulunup uyuşmazlık çıkartacağız mehil isterim dedi.

GD/

(...)

4. Davalı idare vekilince Danıştay Başsavcılığına başvuruda bulunma talebi doğrultusunda karar alması için duruşma gününe kadar süre verilmesine, duruşmanın 18.11.2003 günü saat (...)’e ertelenmesine karar” vermiştir.

Davalı İşletme vekilince, 30.1.2004 günü Mahkeme kaydına giren ve olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemini içeren dilekçe ile, Danıştay Başsavcılığına başvuruda bulunulmuştur.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Davalı idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi yapılmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine ilişkin bulunan davada, Anayasa’nın 125. ve 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-b. maddesi uyarınca idari yargının görevli olduğundan bahisle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 3/5/2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’n

un 2247 sayılı Yasada öngörülen süresinde ileri sürülmeyen başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin başvurunun reddi gerektiğine ve Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün ise işin esasına gerilerek davada idari yargının görevli olduğuna ilişkin yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

USULE İLİŞKİN İNCELEME :

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasında “Görev uyuşmazlığı çıkarma; adli, idari ve askeri yargı merciinde açılmış olan davada ileri sürülen görev itirazının reddi üzerine ilgili Başsavcı tarafından görev konusunun in

celenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesinden istenmesidir.” tanımına yer verilmiş; aynı maddenin ikinci fıkrasında “Yetkili Başsavcının Uyuşmazlık Mahkemesinden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının,hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır.” denilmiş ve üçüncü fıkrasında “Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır.” kuralı yer almıştır.

Öte yandan, anılan Yasa’nın 12. maddesinin birinci fıkrasında “Görev itirazında bulunan kişi veya makam, itirazın reddine ilişkin kararın verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden, itiraz yolu açık bulunan ceza davalarında ise ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak on beş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçeyi itirazı reddeden yargı merciine verir.” hükmü yer almıştır.

Anılan düzenlemelere göre, hukuk alanında, görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi için: temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görev

li olduğu yolunda karar verilmiş olması ve bunun yanısıra görevlilik kararının verildiği tarihten, şayet bu kararın tebliği gerekiyorsa tebliğ tarihinden başlayarak on beş gün içinde, uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama sunulmak üzere iki nüsha dilekçenin görevlilik kararı veren yargı merciine verilmiş bulunması gerekmektedir.

Olayda, inceleme konusu dava ve karşı davada: davalı ve karşı davacı TCDD İşletmesi vekilince, birinci savunma ve karşılık dava dilekçesinde görev itirazında bulunulduğu; Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verildiği; ancak, bu kararın temyiz incelemesi yapan Yargıtay’ca bozulması üzerine Asliye Hukuk Mahkemesince, 7.10.2003 günlü celsesinde, bozmaya uyulmak suretiyle görevlilik kararı verildiği ve bu kararın tar

afların vekillerine tefhim olunduğu; davalı ve karşı davacı TCDD İşletmesi vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle Danıştay Başsavcılığına sunulmak üzere verdiği dilekçenin, 30.1.2004 günü mahkeme kaydına girdiği, başvuru dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, Asliye Hukuk Mahkemesince, görevsizlik kararının Yargıtay’ca bozulması üzerine bozma kararına uyulmak suretiyle görevlilik kararı verilmiş ise de, görev uyuşmazlığı çıkarılması istemini içeren dilekçenin görevlilik kararının tefhim olunduğu 7.10.2003 tarihinden çok sonra 30.1.2004 tarihinde mahkeme kaydına girmiş olması karşısında, anılan Yasa’nın 12. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen on beş günlük sürenin geçirilmiş bulunduğu; diğer taraftan, gö

rev uyuşmazlığına ilişkin özel düzenlemede öngörülmeyen biçimde uyuşmazlık çıkarılması için yargı merciinden mehil istenilmiş olmasının bu süreyi durdurmayacağı tartışmasızdır.

Açıklanan nedenlerle ve 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesinde yer alan “Uyuşmazlık Mahkemesi, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceler; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddeder.”hükmü uyarınca başvurunun reddi gerekmektedir.

SONUÇ : 2247 sa

yılı Yasa’nın 12. maddesinde öngörülen süre geçirildikten sonra yapılan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 3.5.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/3

Karar No: 2004/10

Tarihi :3.5.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET

: Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memuru (sivil memur) hakkında “zimmet” suçu nedeniyle açılan kamu davasının ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı

: K.H.

 

Sanık

: U.T.

O L A Y :

Narlıdere İs. Ok. ve Eğt. Mrk. K.lığı Kreş ve Gündüzbakımevi İdari ve Mali İşler memuru olarak görevli olup, kreşe ait banka hesabından para çekmeye de yetkisi bulunan sivil memur sanık Uğur Tok’un, 3.11.1999 ve 12.11.1999 tarihlerinde bankadan toplam 957.784.425.-TL çekip gerekli ödemeleri yaptıktan sonra 469.961.435.-TL paranın zimmetinde kaldığı, 15.11.1999 tarihinden itibaren işe gelmediği, zimmetindeki parayı teslim etmediği, böylece zimmet suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 202/1, 4, 219/3,4. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 9.3.2000 gün ve E:2000/414, K:2000/374 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, yüklenen eylemin hizmet sebebiyle emniyeti suistimal suçunu oluşturduğu gerekçesiyle, sanığın bu suç nedeniyle cezalandırılmasına karar vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 5. Ceza Dairesi, yüklenen eylemin Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde yazılı suçu oluşturduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.

İZMİR 2. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 18.7.2002 gün ve E:2002/326, K:2002/280 sayıyla; bozma ilamındaki hususları tekrar ederek, yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, karar, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin onama kararı ile kesinleşerek, dava dosyası, Ege Ordu Komutan

lığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

EGE ORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ : 24.9.2003 gün ve 2003/537, K:2003/573 sayıyla; sanığın suç tarihinde “asker kişi” sıfatını taşıdığı, ancak Askeri Ceza Kanunu’nun 3. maddesinin ikinci bendinde, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatlarının 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 115. maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlı olduğunun belirtilmesi karşısın

da, sivil memurların askeri itaat ve inkiyadı bozan suçları, (emre itaatsizlikte ısrar, amire saygısızlık ve amire fiilen taarruz gibi) işleyebilecekleri, bu eylemler dışında kalan suçlar açısından sivil şahıs konumunda kabul edilecekleri, bu nedenle sivil memur olan sanığın Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde düzenlenen zimmet suçunu işleyemeyeceği, ancak Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen zimmet suçunu işleyebileceği, bu durumda da yüklenen suç askeri suç olmadığından ve yargılama aşamasında sanığın Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiği kesildiğinden 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi uyarınca yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Ege Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 3.5.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ i

le Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kürşad Veli EREN'in, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev

uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işled

ikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Aynı Yasa’nın 17. maddesinde, “Askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun, askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde askeri mahke

menin görevi sona erer” denilmektedir.

Askeri Ceza Kanunu’nun 4551 sayılı Yasa ile değişik 3. maddesinde; “Askeri şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma ve uzman erbaşlar, erbaş ve erler ile askeri öğrencilerdir.

Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatları, 4.1.1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 115 nci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlıdır” hükmüne yer verilmektedir.

211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 115. maddesi (b) bendinde, “Bütün sivil personel emrinde çalıştıkları askeri âmirlere karşı ast durumunda olup bu kanunun 14 üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar. Hilafına hareket edenler askerlerin tabi olduğu cezai müeyyidelere tabi olurlar” hükmü yer almakta olup, aynı Kanun’un 14. maddesi i

kinci bendinde “Ast muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştiremez,haddini aşamaz. İcradan doğacak mesuliyetler emri verene aittir.” denilmektedir. Açıklanan madde hükümlerinden anlaşılacağı üzere, sırf askerlerin işleyecekleri suçlar hariç (firar, izin tecavüzü gibi), asker kişilerin işleyecekleri suçları işledikleri zaman, sivil personele de Askeri Ceza Kanunu’nun uygulanması gerekmektedir.

Askeri Ceza Kanunu’nun 131. maddesinde; “Askeri bir hizmet yaparken veya vazifeyi suiistimal e

derek bir hizmet veya vazifeden ötürü tevdi veya emanet edilmiş olan para veya kıymeti ne olursa olsun bir eşyayı yahut kendisine tevdi veya emanet edilmiş olmasa bile her türlü askeri erzak, eşya ve hayvanları çalanlar veya zimmetine geçirenler, yahut ihtilâs edenler veya satanlar, yahut rehine verenler ve bunları bilerek satın alanlar veya rehin kabul edenler veya gizliyenler beş seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar.” hükmü düzenlenmiş bulunmaktadır.

Dosyanın incelenmesinden, sanığın 30.12.1999 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren askeri yargı yerince sivil memur olan sanık hakkında Askeri Ceza Kanunu hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesine yer verilmiş ise de; yukarıda açıklanan nedenlerle suç tarihinde “asker kişi” statüsünde bulunan sanık hakkında Askeri Ceza Kanunu hükümlerinin uygulanabileceği, böylece yüklenen eylemin “askeri suç” olduğunun kabulü gerekmektedir.

Bu

durumda, 353 sayılı Yasa’nın 17. maddesi hükmü uyarınca, yüklenen suçun askeri suç olması nedeniyle askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi askeri mahkemenin görevini değiştirmeyeceğinden, davanın askeri yargı yerinde görülmesi ve Ege Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ yargı yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Ege Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin 24.9.2003 günlü ve E:2003/537, K:2003/573 sayılı görevsizlik KARARININ kaldırılmasına, 3.5.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ

ile karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/11

Karar No: 2004/11

Tarihi :3.5.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET : Sağlık Kurulunca suç gününde askerliğe elverişli olmadığına karar verilen sanığın, 353 sayılı Yasa’nın 11 ve 1632 sayılı Yasa’nın Ek-6. maddeleri kapsamında bulunmayan suçu nedeniyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R 

 

Davacı

: K.H.

 

Sanık

: S. Ç.

O L A Y : Lüleburgaz/Kırklareli 65. Mknz. P. Tug. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Serdal Çetinoğlu'nun, 29.12.2001 günü, bunalıma girmesi nedeniyle koğuş binasının üç adet pencere camını, koğuş girişindeki dört adet büyük camı ve bir adet ayna camını kasten kırdığı, olay nedeniyle 92.900.000.-TL tutarında hazine zararı oluştuğu, böylece, sanığın askeri eşyayı kasten tahrip etmek suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Askeri Ceza Kanunu’nun 130/1, 3. maddeleri uy

arınca cezalandırılması istemiyle 5. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 11.3.2002 gün ve E:2002/502, K:2002/203 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

5. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ:20.3.2003 gün ve

E:2003/176,K:2003/184 sayıyla; sanığın, suç tarihinde askerliğe elverişsiz olduğu dosyadaki sağlık kurulu raporu ile belirlenmiş bulunduğundan,yüklenen eylemin Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen nas-ı ızrar suçunu oluşturabileceği, terhis edilmesiyle askeri mahkemede yargılanmasını ge

rektiren ilginin de kesildiği açıklanarak yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Lüleburgaz Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.

LÜLEBURGAZ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 26.5.2003 gün ve E:2003/446, K:2003/475 sayıyla; sanığın suç tarihinde asker olduğu ve yüklenen eylemin de Askeri Ceza Kanunu'nda düzenlenen suçlardan olması nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizl

ik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderil-miştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 3.5.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve

dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kürşad Veli EREN'in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile b

unların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na

atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, sanığın suç tarihinde fiilen asker kişi olduğu ve yüklenen suçun da Askeri Ceza Kanunu'nda düzenlenen suçlardan bulunduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, dosya içinde bulunan GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Komutanlığı'nca 3.6.2002 gün ve 3683 numaralı Sağlık Kurulu Raporu ile sanık hakkında "sağ radiyal sinir l

ezyonu" teşhisi konulup "askerliğe elverişli değildir" kararı alındığı, yine aynı Komutanlıkça verilen 18.9.2002 gün ve 121 numaralı ek rapor ile askerliğe elverişsizlik halinin suç tarihi olan 29.12.2001 tarihini kapsadığının belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Sağlık Kurulu Raporunun kapsam ve hukuki sonuçlarına göre, sanığın suç tarihinde "asker kişi" sıfatı kendiliğinden kalkmış sayılacağından, 353 sayılı Yasa'nın 9. maddesi anlamında "asker kişi" olarak kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

Olayda, 353 sayılı Yasa'nın asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen 11. maddesi ve benzer düzenlemenin yer aldığı 1632 sayılı Askeri Ceza Yasası'nın Ek-6. maddesinde yazılı koşulların da bulunmaması nedeni ile davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi, bu nedenle Lüleburgaz Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ yargı yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Lüleburgaz Asliye Ceza Mahkemesi'nin 26.5.2003 günlü ve E:2003/446, K:2003/475 sayılı görevsizlik KARARININ kaldırılmasına, 3.5.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ

ile karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/12

Karar No: 2004/12

Tarihi :3.5.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET:

Asker kişi sanık hakkında, Askeri Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçu nedeniyle açılan kamu davasının ASKERİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı

: K.H.

 

Sanık

: S. P.

O L A Y : Bitlis/Tatvan 6. Zrh. Tug. Ds. Kt. Ord. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık Ord. Er Selman Polat'ın, 5.5.1998 ve öncesi tarihlerde, bu devletin askeri ve vatandaşı olunamayacağını, bu devlete hizmet edilemeyeceğini, bunun enayilik olduğunu, askere zorla getirildiğini, bu devletin silahını eline almamak için yemin ettiğini, verilen görevleri yapmamak için elinden geleni yaptığını, verilen yemekleri devletin yemeği diye yemediğini, kendisinin askerlik boyunca köle olduğunu çevresindeki ask

erlere sık sık söyleyerek askerlikten duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdiği, böylece, hoşnutsuzluk yaratmak suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü Ve Disiplin Suç Ve Cezaları Hakkında Kanun'un 57. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle 6. Zırhlı Tugay Komutanlığı'nın 1.6.1998 gün ve E:1998/65, K:1998/58 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

6. Zırhlı Tugay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi’nin, yüklenen eylemin halkı askerlikten soğutmak için telkinatta bulunmak, T.C. Devletinin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif etmek suçlarını oluşturacağı ileri sürülerek, görevsizlik kararı vermesi üzerine, dava dosyası, 21. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne gönderi

lmiş, bu Mahkemece, yüklenen eylemin Askeri Ceza Kanunu'nun 58. maddesi delaletiyle Türk Ceza Kanunu'nun 155. maddesinde düzenlenen Milli Mukavemeti kırmak suçunu oluşturabileceği ileri sürülerek yetkisizlik kararı verilmiş, dava dosyası, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 13.8.2003 gün ve E:2003/6,K:2003/192 sayıyla; Askeri Ceza Kanunu'nun 58. maddesinde, 4963 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile yapılan değişiklik nedeniyle, barış zamanında işlenen bu suçlarla ilgili davalara Askeri Mahkemelerde bakılamayacağı, sanığın yargılama aşamasında terhis edilmesi ve 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde yer alan "ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması" cümlesin

in Anayasa Mahkemesi'nce, iptal edilmiş olması nedeniyle sanığın suç tarihinde asker olmasının bir öneminin kalmadığı, gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Van 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne gönderilmiştir.

VAN 2 NOLU DEVLET GÜVENLİK MAHKEMESİ: 3.12.2003 gün ve E:2003/193, K:2003/195 sayıyla; yüklenen eylemin, Askeri Ceza Kanunu'nda düzenlenen bir suç olduğu, suçun sanığın askerlik görevini ifa ettiği "asker kişi" olduğu sırada işlendiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, Van Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 3.5.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde askeri yargı yerini

n görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kürşad Veli EREN'in, davanın çözümünün askeri yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen

suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun "Milli mukavemeti kırmak " başlığı altında düzenlenen 58. maddesinde; " Her kim, Türk Ceza Kanununun 153, 161 inci maddelerinde yazılı suçlardan birisini ve 155 inci maddede yazılı halkı askerlikten soğutmak yolunda neşriyatta ve telkinatta bulunmak ve nutuk irat etmek fiillerini işleyecek olursa milli mukavemeti kırmak cürmünden dolayı mezkûr maddelerde gösterilen cezalarla cezalandırılır" hükmü yer almakta, böylece yüklenen suç atıf suretiyle askeri suç haline getirilmiş olmaktadır.

353 sayılı Yasa'nın asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen 11. maddesinde, 4963 sayılı Yasa ile "Askeri Ceza Kanununun 58 inci maddesinde yazılı suçların, barış zamanında asker olmayan kişiler tarafından işlenmesi halinde, bu suçlara ilişkin davalar askeri mahkemelerde görülmez" fıkrası eklenerek değişiklik yapılmıştır.

Ay

nı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmektedir.

Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile maddenin ikinci tümcesinde yer alan "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." sözcükleri iptal edilmiştir.

Bu duruma göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle birlikte sanığa yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır.

Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, askeri yargı yerince sözü edilen iptal kararı nedeniyle sanığın suç tarihinde asker kişi olmasının öneminin kalmadığı gerekçesine yer verilmiş ise de, 353 sayılı Yasa'nın 17. maddesinde, yüklenen suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açık bir şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır.

Somut olayda, suç tarihinde asker kişi olan sanığın eyleminin, her iki yerel Mahkemece de Askeri Ceza Kanunu’nun 58. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu kabul edilerek verilen görevsizlik kararları mevcut olup, sanığın yargılama aşamasında terhis edildiği dosya içindeki bilgilerden anlaşılmaktadır. Ancak yüklenen eylemin askeri suç olduğ

u kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, davanın askeri yargı yerinde çözümlenmesi ve Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ yargı yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nin 13.8.2003 günlü ve E:2003/6, K:2003/192 sayılı görevsizlik KARARININ kaldırılmasına, 3.5.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ

ile karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından

:

Esas No: 2004/17

Karar No: 2004/16

Tarihi :3.5.2004

(Ceza Bölümü)

 

ÖZET:

Mülki görevlerine girmesi nedeniyle; asker kişi sanıklar hakkında Askeri Ceza Kanunu’nun 87/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk.

K A R A R

 

Davacı

: K.H.

 

Sanıklar

: 1- O. K.

   

2- H. A.

O L A Y : Tatvan Merkez Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde görevli sanıklar J.Er Orhan Korkmaz ile Hasan Arslan'ın, alkollü içki kullanmanın yasak olduğu yönündeki hizmet emri kendilerine evvelce tebliğ edildiği halde, 5.11.2002 günü 02.00 - 04.00 saatleri arasında Tatvan A Tipi Kapalı Cezaevinde dış emniyet ve muhafaza nöbetçisi olarak görevlendirildikleri sırada, önceden temin ettikleri alkollü i

çkiyi, nöbet sırasında içtikleri, böylece, emre itaatsizlikte ısrar suçunu işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan Askeri Ceza Kanunu'nun 87/1. maddesinin birinci cümlesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'nın 25.2.2003 gün ve E:2003/305, K:2003/101 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.

JANDARMA ASAYİŞ KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 20.5.2003 gün ve E:2003/662, K:2003/215 sayıyla; ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korumalarını yapma görevinin sanıklara kanunla özel olarak verilmiş mülki (idari) görevlerden olduğu açıklanıp, Askeri Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi'nin konuya ilişkin emsal kararlarına da dayanarak, yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gere

kçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiştir. TATVAN ASLİYE CEZA MAHKEMESİ: 20.10.2003 gün ve E:2003/213, K:2003/200 sayıyla; sanıklara yüklenen eylem ile ilgili olarak Askeri Ceza Kanunu dışında hiç bir ceza yasasında düzenlenen suç bulunmadığı gibi yüklenen suçun askeri suç olması nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine, dava dosyası, kendisine gelmekle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Hasan DENGİZ, M. Sadık LİMAN’ın katılımlarıyla yapılan 3.5.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Kürşad Veli EREN'in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞ

ÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Askeri ve adli yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.

ESASA İLİŞKİN İNCELEME:

353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahal

lerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir.

"Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;

a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,

b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,

c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen su

çlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.

Sanıklar, Jandarma Personeli olduklarına göre, Jandarmanın hangi nitelikteki görevler ile görevlendirildiğine ilişkin yasal düzenlemenin göz önünde tutulması, suça konu olayın meydana geldiği sırada yerine getirilmekte olan görevin ise, Yasa'da belirtilen görevlerden hangisine uygun olduğunun incelenmesi gerekmektedir.

2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev Ve Yetkileri Kanunu’nun 7. maddesinde, Jandarmanın sorumluluk alanlarında genel olarak görevleri:

  • Mülki görevleri;

  • Emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak,

    Kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak,

  • Adli görevleri;

  • İşlenmiş suçlarla ilgili olarak kanunlarda belirtilen işlemleri yapmak ve bunlara

    ilişkin adli hizmetleri yerine getirmek,

  • Askeri görevleri;

  • Askeri kanun ve nizamların gereği görevlerle Genelkurmay Başkanlığı'nca

    verilen görevleri yapmak,

  • Diğer görevleri;

  • Yukarıda belirtilen görevler dışında kalan ve diğer kanun ve nizam hükümlerinin

    icrası ile bunlara dayalı emir ve kararlarla Jandarmaya verilen görevleri yapmak, şeklinde sayılmıştı

    r.

    Jandarma Teşkilatı Görev Ve Yetkileri Yönetmeliğinin "Mülki Görevlerin Genel Esasları" başlığı altında düzenlenen "Mülki Görevleri Esasları" başlığı altında yer alan 45. maddesinin (h) bendinde, Jandarma "Ceza infaz kurumlarının ve tutukevlerinin dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakilleriyle muhafazalarını sağlar" denilmekte, aynı Yönetmeliğin, "Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin Dış Korunması" başlığı altında yer alan 65. maddesinde,"Ceza İnfaz Kurumu ve Tut

    ukevlerinin dış korunması Jandarmaya aittir. Bu yerlerde görev alacak birliklerin teşkilat, konuş ve kuruluşu Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin özellikleri dikkate alınarak Jandarmanın kendi kuruluş ve kadrolarında gösterilir.

    Ceza İnfaz Kurumu ve tutukevlerinin korunmasına memur edilen Jandarmanın görevi; dışarıdan emniyet ve koruma tedbirleri almak, tutuklu ve hükümlülerin kaçmalarına meydan vermemekten ibarettir. Jandarmaların hükümlü ve tutuklularla görüşmeleri ve ilişki kurmaları, Ceza İnfaz Kurum v

    e tutukevinin içindeki işlere karışmaları yasaktır. Ceza İnfaz Kurumu ve tutukevinin içinde burada görevli olanlarca bastırılamayacak genel bir hareket ve kargaşa meydana geldiğinde Ceza İnfaz Kurum ve tutukevi müdürü veya vekili veya gardiyanların başvurusu üzerine Jandarma olaya müdahale ederek sükunu sağlar.

    Muhafız Jandarmalar hiçbir şekilde Ceza İnfaz Kurumu ve tutukevinin iç işlerinde ve gardiyanlık görevlerinde kullanılamazlar.

    Jandarmalar Ceza İnfaz Kurumu ve tutukevlerine girmesi yasak olan silah alet ve eşyanın bu yerlere sokulmasına engel olurlar.

    Ceza İnfaz Kurumu ve Tutukevlerinin yetkili amir ve memurlarınca verilmiş izin ve Jandarma muhafazasında olmadıkça bu yerlerden hiçbir tutuklu ve hükümlü dışarıya gönderilemez" kuralı düzenlenmiş bulunmaktadır.

    Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında; Tatvan Merkez Jandarma Komutanlığında görevli sanıkların, suç tarihinde 2803 sayılı Yasa ve Yönetmelik hükümleri uyarınca görevlendirildikleri, bu nedenle, verilen görevin Tatvan A Tipi Kapalı Cezaevi'nin dış korumasını yapmak olup, bu görevin de Jandarmanın mülki (idari) görevleri arasında yer aldığı açıktır.

    2803 sayılı Yasa'nın 15. maddesinde, Jandarma personelinin askeri görevleri dışında kalan görevleri sırasında işledikleri suçlar nedeniyle adli yargı yerinde yargılanacakları kuralı düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu durumda, asker kişi sanıkların mülki görevleri sırasında işledikleri ileri sürülen suç nedeniyle adli yargı yerinde yargılanmaları gerekir.

    Açıklanan nedenlerle, sanıklar hakkında açılan kamu davasının adli yargı yerinde görülmesi ve Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

    SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ yargı yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Tatvan Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20.10.2003 günlü ve E:2003/213, K:2003/200 sayılı görevsizlik KARARININ kaldırılmasına, 3.5.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ

    ile karar verildi.

    Sayfa Başı