← Resmî Gazete · 24 Haziran 2004
YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı
Uyuşmazlık Mahkemesine Ait 10 Adet Karar
Metin
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2003/78-2
Karar No: 2003/74-2
Tarihi :1.3.2004
(Hukuk Bölümü)
|
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’da Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına karşı kanun yolları öngörülmediğinden, incelenme yeteneği bulunmayan yargılamanın yenilenmesi yolundaki BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk. |
K A R A R
Yargılamanın Yenilenmesini İsteyen: Çukurova Elektrik A.Ş. (ÇEAŞ)
Vekili : Av. B. Ö.
Karşı Taraf : 1- Türkiye Elektrik İletim A.Ş. ( TEİAŞ)
2- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)
OLAY : 4.12.1984 tarih ve 3096 sayılı Yasa’nın verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunun 26.9.1988 tarih ve 88/13314 sayılı kararıyla, Adana, Mersin, Hatay, Osmaniye İlleri ile Kahramanmaraş İlinin Üç Köyünde elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti yapma görevi verilen Çukurova Elektrik A.Ş. (ÇEAŞ) ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı arasında 9.3.1998 gününde İmtiyaz Sözleşmesi imzalanmıştır.
İdareye imtiyaz sözleşmelerini tadil yetkisi veren 20.2.2001 tarih ve 4628 sayılı Enerji Piyasası Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmelik hükümleri ile, iletim faaliyeti sürdürmekte olan özel hukuk tüzel kişilerinin işletmekte oldukları iletim tesislerini tüm
hak ve yetkileriyle 31.12.2002 tarihine kadar TEİAŞ’a devretmeleri öngörülmüş; sözkonusu devir işleminin gerçekleşmemesi üzerine İmtiyaz Sözleşmesinin 21/h. maddesine dayanan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından, iletim tesislerinin TEİAŞ’a en geç 28.2.2003 tarihi itibariyle devrinin gerçekleştirilmesi, aksi takdirde İmtiyaz Sözleşmesinin feshe ilişkin hükmüne göre işlem tesis edileceği hususu ÇEAŞ’a ihtar olunmuş; TEİAŞ tarafından çekilen ihtarname ile de, devir hususunda görüşmeye hazır olunduğu ÇEAŞ’a bildirilmiştir.Davacı Şirket vekillerince, 4628 sayılı Yasa’nın 3/1-c. ve Geçici 3/b. maddelerinin konu ile ilgili alt bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülerek, Şirketlerince işletilmekte olan iletim tesislerine TEİAŞ ve EPDK tarafından yapılan haksız el atmanın önlenmesine karar verilmesi istemiyle, 24.2.2003 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.
Davalı TEİAŞ ve EPDK vekillerince, birinci savunma dilekçelerinde, davacının ileri sürdüğü iddialara dayanak gösterdiği sözleşmenin, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi niteliğinde bir idari sözleşme olması nedeniyle ve 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-c. maddesine göre davanın görüm ve çözümünün idari yargının görevine girdiği öne sürülerek görev itirazında bulunmuşlardır.
ADANA 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 16.4.2003 günlü birinci celsesinde E:2003/200 sayı ile, “1- dava, MK. 683, 684. maddelerinde bahsedilen gayrimenkulün mütemmim cüzü sayılan iletim tesislerine el atmanın önlenmesi (muarazanın men’i ) davası olup (...) davanın bu mahiyeti ve davalıların sıfatları itibariyle dava idari yargıda görülemeyeceğinden görev itirazının (...) reddine,
(...) 6- Davacı tarafın Anayasaya aykırılık iddiası mahkememizce ciddi bulunduğundan (...) Anayasa Mahkemesine başvurulmasına (...)” karar vermiştir.
Davalı İdareler vekillerince, süresinde verilen dilekçelerle olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçeler ve örnek dava dosyasından oluşan ekleri, Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI tarafından, kamu hukukuna özgü bir sözleşme türü olan imtiyaz sözleşmesinden doğan davada, 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-c. ve 2575 sayılı D.K.’nun 24. maddesi uyarınca Danıştay’ın görevli olduğu ve bu nedenle Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının k
aldırılmasının gerektiği gerekçesiyle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesi Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istenilmiş; YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI tarafından da, davanın idari yargıda çözümlenmesi ve bu nedenle Danıştay Başsavcılığının başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce verilmiştir.UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 29.9.2003 gün ve E:2003/78, K:2003/74 sayı ile, olayda, idare hukuku alanında hüküm ifade eden 4628 sayılı Enerji Piyasası Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmelik hükümlerinin verdiği yetkiye dayanan ve İmtiyaz Sözleşmesiyle kurulmuş bulunan idare hukuku ilişkisi çerçevesinde hareket eden idarenin,yaptırım içeren tek yanlı irade
açıklamalarına ilişkin ihtarları idari işlem niteliğini taşıdığından, İmtiyaz Sözleşmesini kapsayan sözkonusu yasal düzenlemelerin uygulanmasından doğan davanın, 2577 sayılı Yasa’nın 2. ve 2575 sayılı Yasa’nın 24. maddeleri hükümleri uyarınca görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 16.4.2003 gün ve E:2003/200 sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına kesin olarak karar vermiştir.Bu arada, Adana
4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülerek ilgili Yasa hükümlerinin iptali istemiyle itiraz yoluna başvurulması üzerine, ANAYASA MAHKEMESİ’nce ; 4.6.2003 gün ve E:2003/46, K:2003/46 sayı ile, itiraz yoluna başvuran mahkemenin elindeki davanın Anayasanın 152. maddesi yönünden var sayılabilmesi için dava ehliyeti bulunanlarca süresinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın olması gerektiği; davalı Bakanlık ve TEİAŞ tarafından, idare hukukuna özgü yöntemlerle oluşturulan uyuşmazlık konusu işlemlerin idari nitelikte olması nedeniyle 2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2. maddesi kapsamında bulunan davaya bakmanın idari yargının görev alanına girdiği ; bu durumda, itiraz yoluna başvuran Adana 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin idari nitelikteki bir davaya bakma yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle, itiraz konusu kurallara ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine karar vermiştir.Davacı Şirket vekili, Anayasa Mahkemesi’nin “ davaya bakmakta olan mahkeme” ifadesinden hareketle önüne gelen uyuşmazlıkta mahkemenin görevli olup olmadığını incelemek suretiyle Anayasa’da Uyuşmazlık Mahkemesi’ne tanınan yetkiyi kullandığını; Mahkeme Başkanı olarak Uyuşmazlık Mahkemesi kararında imzası bulunan Yalçın ACARGÜN
’ün aynı zamanda Üyesi olduğu Anayasa Mahkemesi’nin görev konusunda görüş açıklayan heyetinde yer aldığını; oysa,2247 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin 4 numaralı bendinde, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkan ve üyelerinin, hakim, savcı, hakem sıfatıyla bakmış veyahut tanık veya bilirkişi olarak bulunmuş olduğu dava ve işlere bakamayacağının düzenlendiğini; bu durumun, yargılama usulünü düzenleyen yasalarda yargılamanın yenilenmesi sebebi olduğunu; 2247 sayılı Kanunda bu yolun düzenlenmemiş olmasının Mahkemenin yorumuna engel teşkil etmeyeceğini ileri sürerek, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi istemiyle başvuruda bulunmuştur.İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN'ın katılımlarıyla yapılan 1/3/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun 2247 sayılı
Yasa'da öngörülmeyen başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Tülin ÖZGENÇ’in incelenme yeteneği bulunmayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME : Davacı ÇEAŞ vekili tarafından, Anayasa Mahkemesi kararına katılan Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı’nın çekinme halinin bulunduğu ileri sürülerek, yargılamanın yenilenmesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 29.9.2003 tarihli kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi istenilmekte olduğundan, bu istek nedeniyle, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkan ve üyelerinin dava veya işe bakmak
tan çekinme hallerine ilişkin yasal düzenlemenin anlam ve kapsamının irdelenmesi gerekmiştir.2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un “Dava ve işlere bakmanın caiz olmadığı haller” başlıklı 7. maddesinin 4 numaralı bendinde, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin hâkim, savcı, hakem sıfatıyla bakmış veyahut tanık veya bilirkişi olarak beyanda bulunmuş olduğu dava ve işlere bakamayacakları hükme bağlanmış; 8. maddesinin birinci fıkrasında ise, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkan
ve üyelerinin 7. maddede yazılı sebeplere dayanarak davaya veya işe bakmaktan çekinmeleri halinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce, çekinme isteğinde bulunan başkan ve üye katılmaksızın konu hakkında kesin karar verileceği öngörülmüştür.Uyuşmazlık Mahkemesi Bölümlerinin adli, idari ve askeri yargı düzenlerinde yer alan yüksek mahkemelerin üyelerinden oluştuğu; uyuşmazlıklara konu edilen kararların önemli bir kısmının temyiz incelemesinden geçtiği; AYİM’ in ve bir kısım davalarda da diğer yüksek mahkemelerin kar
ar vermeye yetkili ilk ve son derece mahkemesi olduğu hususları dikkate alındığında, bu kararlara hangi derecede olursa olsun katıldığı saptanan başkan ve üyeler hakkında 2247 sayılı Yasa’nın 7. maddesi hükmünün uygulanacağının tartışmasız bulunduğunu belirtmek gerekir.Başvuruya konu edilen Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü kararının “Usule İlişkin İnceleme” kısmında ayrıntılı olarak tartışılan söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı, Uyuşmazlık Mahkemesi’ne Anayasa ile tanınan “görev uyuşmazlıklarını çözmek yetkisi” kapsamına giren ve onun yerine geçen bir karar niteliğinde görülmemiş olup, gerek Anayasa’da gerekse kuruluş yasalarındaki her iki yargı organının görev ve yetki sınırlarını belirleyen açık düzenlemeler karşısında, Uyuşmazlık Mahkemesi Başk
anının aynı zamanda Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak “ anayasa yargısı yetkisi” kapsamına giren ilk inceleme kararına katılması anayasal bir zorunluluk olduğu gibi, bu durumun “uyuşmazlık yargısı” bakımından 2247 sayılı Yasa’nın yukarıda açıklanan 7.maddesindeki çekinme halini oluşturmayacağı açıktır.Yargılamanın yenilenmesi istemine gelince:
2247 sayılı Yasa’nın 29. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi Bölümlerinin ve Genel Kurulun kararlarının kesin olduğu hükme bağlanmış; Yasa’da bu kararlara karşı kanun yolları öngörülmemiştir.
Hukukumuzda yargılamanın yenilenmesi; maddi anlamda kesin hükmün ortadan kaldırılmasını ve daha önce esası kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur. Yargılamanın yenilenmesi, davanın esasını hükme bağlayan mahkemeden istenilebilmekte ve bir dava olarak kabul edilmektedir.
2247 sayılı Yasa’da kanun yolları öngörülmediği gibi,görev uyuşmazlıkları bir dava olmadığına göre yargılamanın yenilenmesi müessesesinin olayımızda yorum yoluyla kıyasen uygulanmasına da hukuki olanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, incelenme yeteneği bulunmayan başvurunun reddi gerekmektedir.
SONUÇ : İncelenme yeteneği bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE,1.3.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2003/85
Karar No: 2004/1
Tarihi :1.3.2004
(Hukuk Bölümü)
|
ÖZET : Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre paydaşlar ya da kat malikleri arasındaki anlaşmazlıklar dışında kalan ve yapıda imar mevzuatına aykırı çatı katının varlığı nedeniyle kısmi kat mülkiyeti kurulamayacağı yolunda Tapu İdaresince tesis edilen işleme karşı açılan davanın, 2577 sayılı İYUK.’nun 2/1-a. maddesinde sayılan iptal davası kapsamında İDARİ YAR GI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : S. B..
Vekilleri : Av. M. Er K., Av. E. T.K.
Davalı : Beşiktaş 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü
Vekili : Hazine Av. P. K.
O L A Y : İstanbul İli, Beşiktaş İlçesi, Kuruçeşme Mahallesinde tapunun 2 pafta, 163 ada, 177 parsel sayısında kayıtlı olup, davacı ile kardeşinin müşterek maliki bulundukları arsa üzerinde yer alan bodrum, zemin ve 1. kat olmak üzere üç bağımsız bölümüne 2981 sayılı Yasa’ya göre iskân izni verilen binada, kat mülkiy
eti tesis edilmesi istemiyle Tapu İdaresine başvuruda bulunulmuştur.Davacı vekillerinin sonraki başvurusunda, kat mülkiyeti kurulması isteğinin iskân izni bulunan bağımsız bölümlere yönelik olduğunun belirtilmesi üzerine Tapu İdaresince, 18.1.2002 gün ve 2256 sayı ile; konu hakkında bilgi istenilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Boğaziçi İmar müdürlüğünün cevabi yazısında: 2981 sayılı Yasa kapsamında değerlendirildikten sonra imar mevzuatına aykırı olarak yapılan çatı katının mühürlendiğinin, kaça
k inşaat hakkında yıkım kararı alındığının ve buna göre kat mülkiyeti kurulmasının mümkün olmadığının bildirildiğinden bahisle, kaçak olan çatı katına iskân izni verilmediği için 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca anagayrımenkulün tümünün mülkiyeti kat mülkiyetine çevrilmeden kısmi kat mülkiyeti kurulamayacağı belirtilerek, Yasanın öngördüğü belgelerin noksansız olarak ibrazı halinde talebin inceleneceği yolunda işlem tesis edilmiştir.Davacı vekillerince, yasal olan bağımsız bölümler için kat mülkiyeti tesis edilemeyeceği yolundaki Tapu İdaresi işleminin iptali istemiyle, 19.3.2002 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.
İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ; 29.3.2002 gün ve E: 2002/344, K:2002/417 sayı ile, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 10. maddesinde, kat mülkiyeti ve kat irtifakının resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğacağının, 12. maddesinde, kat mülkiyetinin kurulması için anagayrımenkulün kat mülkiyetine çevrilmesi hususunda o gayrımenkulün maliki veya bütün paydaşları
tarafından imzalanan bir dilekçenin tapu idaresine verilmesi veya istemde bulunulması gerektiğinin ve Ek 1. maddesinde de bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlığın sulh mahkemesinde çözümleneceğinin hükme bağlandığı; bu durumda, 634 sayılı Kanun uyarınca kat mülkiyeti kurulması isteminin reddine ilişkin işlemden doğan uyuşmazlığın görüm ve çözümünün sulh mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.Davacı vekillerince, aynı istekle bu kez, 4.6.2002 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.
İSTANBUL 6. SULH HUKUK MAHKEMESİ; 17.2.2003 gün ve E:2002/851, K:2003/116 sayı ile, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 10. ve 12. maddelerinde, kat mülkiyeti ve kat irtifakının malik veya maliklerin başvurusu üzerine tapu idaresince kurulabileceğinin ifade edildiği; anılan Yasa’ya göre mahkemece ancak, kat mülkiyeti kurulmasına elverişli bir taşınmazdaki ortaklığın giderilmesi davası yoluyla verilecek bir kararla kat mülkiyeti kurulabildiği;
davada, gayrımenkuldeki çatı katının yasal olmadığı ifade edilerek tapu idaresince bu nedenle kat mülkiyeti kurulamayacağı bildirildiğinden çözülmesi gereken problemin çatı katı olduğunun anlaşıldığı; bu itibarla, çözümü gereken konunun idari mahiyette olduğu ve ancak idari yargı yerinde çözülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ’nin 15.5.2003 gün ve 2003/3050-4095 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1/3/2004 günlü toplantısında, Rapo
rtör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada idari yargının; Danıştay Savcısı Tülin ÖZGENÇ’in ise adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve dava dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık M
ahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.ESASA İLİŞKİN İNCELEME :Dava, 2981 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilerek iskân izni verilmiş bulunan bağımsız bölümler üzerinde kat mülkiyeti kurulması isteğinin Tapu İdaresince kısmi kat mülkiyeti kurulamayacağı nedeniyle reddine ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.
23.6.1965 tarih ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 10. maddesinde “Kat mülkiyeti ve kat irtifakı resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğar.
Ana gayrımenkulün tümünün mülkiyeti (Kat mülkiyeti) ne çevrilmeden o gayrimenkulün yalnız bir veya birkaç bölümü üzerinde kat mülkiyeti kurulamaz.
Kat mülkiyeti kurulurken
aynı katta birbirine bitişik bulunan birden fazla bölüm, kat mülkiyeti kütüğüne tek bağımsız bölüm olarak tescil edilebilir.Kat mülkiyetinin tescili, tapu memurunca düzenlenen resmi senet uyarınca veya aşağıdaki fıkraya göre verilen bir mahkeme hükmü ile yapılır.
Kat mülkiyetine konu olmaya elverişli bir gayrimenkul üzerindeki ortaklığın giderilmesi dâvalarında, mirasçılardan veya ortak maliklerden biri, paylaşmanın, kat mülkiyeti kurulması ve bağımsız bölümlerin tahsisi suretiyle yapılmasını isterse, hâkim, o gayrımenkulün mülkiyetinin, 12 nci maddede yazılı belgelere dayanılarak kat mülkiyetine çevrilmesine ve paylar denkleştirilmek suretiyle bağımsız bölümlerin ortaklara ayrı ayrı tahsisine karar verebilir.” hükümlerine yer verilmiş; aynı Kanun’un 12.
maddesinde, kat mülkiyeti kurulması istemlerine belediyece onaylı projenin, belediyece verilen yapı kullanma (iskân) belgesinin, yapının fotoğrafının, bağımsız bölümlerden herbirinin türünü ve numarasını gösteren malik veya paşdaşlarca imzalanmış noter onaylı listenin ve bu Kanuna göre düzenlenen yönetim planının ekleneceği belirtilmiş; 13. maddesinin 2814 sayılı Kanunla değişik birinci fıkrasında da “Tapu memuru kendisine verilen belgelerin tamam ve usulüne uygun ve dilekçeyi verenlerin veya istemde bulunanların yetkili olduklarına kanaat getirdikten sonra, kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmasına dair resmi sözleşmeyi düzenler. Bu sözleşme aynı zamanda tescil istemi sayılır.” denilmiştir.Anılan hükümlerde, kat mülkiyetinin, Yasa’da aranan belgelerin eksiksiz olması halinde Tapu İdaresince tesis edilecek işlem yoluyla ya da paydaşlar arasında anlaşmazlık bulunması halinde ortaklığın giderilmesi davasında verilecek mahkeme kararı ile kurulacağı öngörülmüştür.
Olayda, davacının kardeşiyle birlikte maliki oldukları taşınmaz üzerinde bulunan yapının üç bağımsız bölüm olarak 2981 sayılı Yasa kapsamında değerlendirildiği ve bu üç bağımsız bölüm için yapı kullanma izni verildiği, ancak, daha sonra imar mevzuatına aykırı olarak yapılan çatı katının belediyece müh
ürlendiği ve bu kaçak inşaatın yıkımına karar verildiği, davacı tarafından, belediyece iskân izni verilen bağımsız bölümler üzerinde kat mülkiyeti kurulması için başvuruda bulunulmuş ise de, Tapu İdaresince, belediyeden kaçak çatı katı hakkındaki bilginin alınması üzerine 634 sayılı Yasa’nın 10/2. maddesi uyarınca kısmi kat mülkiyeti kurulamayacağı belirtilerek başvurunun reddedildiği, görev uyuşmazlığına konu edilen davanın da Tapu İdaresinin sözü edilen olumsuz işleminin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.Anılan Yasa’ya göre, paydaşlar ya da malikler arasındaki anlaşmazlıklar dışında olup Yasa’nın 13. maddesi uyarınca yapının imar durumunu ya da belge eksikliğini esas alarak istemi reddeden Tapu İdaresi işlemlerinin kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilmesi nedeniyle idari işlem niteliğini taşıması karşısında, imar mevzuatına aykırı kaçak çatı katının varlığı nedeniyle kısmi kat mülkiyeti kurulamayacağı yolundaki işlemden doğan davanın, 2577 sayılı idari Yargılama Usulü Kanunu’nu
n “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik (1/a). bendinde sayılan “idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.Hernekadar, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’na 2814 sayılı Kanunla eklenen Ek 1. maddede “Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir.” denilmiş ise de, bu maddede yargı yolu bakımından görev düzenlenmeyip, anılan Yasa’da adli yargının görevine giren mülkiyete ilişkin (paydaşlar arasındaki “taksim veya ortaklığın giderilmesi davası” veya kat ma
likleri arasındaki “arsa payının düzeltilmesi davası” gibi) davalara bakmaya hangi mahkemenin yetkili olduğuna işaret edilmektedir. Nitekim, 2814 sayılı Kanun hakkındaki Adalet Komisyonu Raporunda “... bu Kanuna ek madde 1 ilave edilerek, her türlü anlaşmazlıkların Sulh Mahkemelerinde çözümlenmesi esası getirilmiş, Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesi Asliye Mahkemelerinin görevi dışına çıkarılmış ve böylece görevli mahkeme yönünden birlik sağlanmıştır.” denilmiş ve ayrıca aynı Kanunla getirilen “634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunundan doğan uyuşmazlıklar nedeniyle, bu Kanunun yürürlüğünden önce asliye hukuk mahkemelerine açılmış davalar bu mahkemelerce sonuçlandırılır.” yolundaki Geçici 2. madde hükmü ile de önceden açılmış davalar nedeniyle karışıklık doğmasının önüne geçilmek istenmiştir. Bu nedenle, değinilen maddelerin söz konusu uyuşmazlıkta uygulanma olanağı yoktur.Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin 29.3.2002 gün ve E:2002/344, K:2002/417 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.3.2004 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU ve Z. Nurhan YÜCEL’in KARŞI OYLARI VE OYÇOKLUĞ
U İLE KESİN OLARAK karar verildi.K A R Ş I O Y
Uyuşmazlık ,iskân izni bulunan bağımsız bölümler üzerinde paydaşlar adına kat mülkiyeti kurulması isteğinin Tapu İdaresince Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre reddedilmesinden doğmuş bulunmaktadır.
634
sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 10. maddesine göre, kat mülkiyeti, resmi senetle ve tapu siciline tescil ile doğmakta; aynı Kanun’un 13. maddesinin değişik birinci fıkrasında ise, tapu memurunun, kendisine verilen belgelerin tamam ve usulüne uygun ve dilekçeyi verenlerin veya istemde bulunanların yetkili olduklarına kanaat getirdikten sonra, kat mülkiyeti kurulmasına dair resmi sözleşmeyi düzenleyeceği ve bu sözleşmenin aynı zamanda tescil istemi sayılacağı öngörülmektedir.Anılan Yasa hükümlerinden, kat mülkiyeti kurulması isteklerinin, mülkiyet hukukunu ilgilendiren haklar tesis etme amacını taşıyan tapuya tescil istemi kapsamında bulunduğu anlaşılmaktadır.
Olayda, paydaşlar adına kat mülkiyeti kurulması isteğinin Tapu İdaresince anılan Yasa hükümlerine göre reddedilmiş olması karşısında, tapuya tescil istemine ilişkin bulunan davanın, mülkiyet hukuku hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yerleri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle,Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerektiği görüşüyle aksi yöndeki karara katılmıyoruz.
|
Üye |
Üye |
|
Serap AKSOYLU |
Z. Nurhan YÜCEL |
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2003/93
Karar No: 2004/2
Tarihi :1.3.2004
(Hukuk Bölümü)
|
ÖZET :Özelleştirilen kuruluşu devralan Alıcı Şirket aleyhine kıdem tazminatı istemiyle açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : N. T.
Vekili : Av. Z. K. B.
Davalı : ASİL ÇELİK Sanayi ve Tic. A.Ş.
Vekili : Av. B.Y.
O L A Y : ASİL ÇELİK San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdürlüğünde kapsam dışı sözleşmeli personel olarak çalışmakta iken, bu kuruluşun 8.8.2000 tarih ve 2000/65 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile idareye ait %96.6 oranındaki hissenin blok olarak satışı suretiyle özelleştirilmesi üzerine, 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi uyarınca MKEK- MAKSAM Makine San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdürlüğünde sözleşmeli mühendis kadrosuna naklen atanarak 14.12.2000 tarihinde bu görevine başlayan davacı, öz
elleştirilen kuruluşta 1.5.1983- 13.12.2000 tarihleri arasındaki çalışması nedeniyle kıdem tazminatı alacağının, bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 12.2.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.ANKARA 1. İŞ MAHKEMESİ; 20.6.2002 gün ve E:2002/146, K:2002/283 sayı ile, davacının davalı işveren yanında kapsam dışı personel olarak çalıştığı; bu durumda, taraflar arasındaki ihtilâfın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 3.10.2002 gün ve E:2002/16367, K:2002/17892 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı, aynı istekle, 29.11.2002 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
BURSA 1. İDARE MAHKEMESİ; 29.4.2003 gün ve E:2002/1810 sayı ile, davacının, 1475 sayılı Yasaya tabi olarak çalıştığı ve özelleştirilerek özel hukuk tüzel kişisi konumuna gelen Asil Çelik San. ve Tic. A.Ş. aleyhine kıdem tazminatı ödenmesi istemiyle dava açtığı; bu durumd
a, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesi uyarınca iş mahkemesinin görevine girdiği; ancak, bu yargı yerince daha önce görevsizlik kararı verildiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin işin incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1/3/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun davanın çözümünde adli yargının görev
li olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Tülin ÖZGENÇ’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME:
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen usul ve yönteme uygun biçimde başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ESASA İLİŞKİN İNCELEME :
Dava, 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesine göre bir kamu kuruluşuna naklen atanan davacının, özelleştirilen kuruluşta kapsam dışı sözleşmeli personel statüsünde çalıştığı sürelere ilişkin kıdem tazminatının ödenmesi isteminden ibarettir.
233 sayılı KHK: hükümlerine tabi bir İktisadi Devlet Teşekkülü olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun (MKEK) Bağlı Ortaklığı iken özelleştirme proğramına alınan Asil Çelik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nde kamuya ait bulunan % 96,6 oranındaki hisselerin, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca 8.8.2000 tarih ve 2000/65 sayı ile satışına karar verilmesi ve Öz
elleştirme İdaresi ile alıcı Yazıcı- Güriş- Parsan Demir Çelik San. ve Tic. A.Ş. arasında 29.8.2000 tarihli Hisse Satış Sözleşmesinin imzalanması üzerine özelleştirme süreci tamamlanmış olup; Asil Çelik San. ve Tic. A.Ş., aynı zamanda yürürlük tarihi olan sözleşmenin imza tarihi itibariyle, özel hukuk tüzel kişiliğine dönüşmüş bulunmaktadır.Özelleştirilen Kuruluşta kapsam dışı sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta olan davacının, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 22. maddesine göre kamu kurum ve kuruluşlarına (MKE Kurumuna) naklen atanmak için başvuruda bulunması ve bu isteğin Devlet Personel Başkanlığınca uygun görülmesi üzerine MKEK MAKSAM A.Ş. G
enel Müdürlüğünün 12.12.2000 günlü oluru ile, 399 sayılı KHK. 9. maddesine göre bu Kuruluşun sözleşmeli mühendis kadrosuna ataması yapılmış, 13.12.2000 gününde eski kurumuyla ilişiği kesilmiş ve 14.12.2000 gününde ise MAKSAM A.Ş.’ndeki görevine başlatılmıştır.4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesinin değişik ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde “Kamu kurum ve/ veya kuruluşlarına atanacak personelin bu maddenin (a) ve (b) bendlerinde belirtilen durumlarda atamalarının yapılıp, eski kurumları ile ilişkilerinin kesileceği tarihe kadar geçecek süredeki, aylık ücret, sosyal hak ve yardımlar ile her türlü hakları Özelleştirme Fonundan ödenir ve bunlardan T.C. Emekli Sandığına tabi olanların bu süre içinde sandıkla olan ilgileri devam eder.” kuralına yer verilmiş; Hisse
Satış Sözleşmesinin “Çalışanlara İlişkin Hükümler ve İstihdama İlişkin Teminat” başlıklı 7. maddesinin (a) bendinde de “ŞİRKET’ te 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışan kapsam dışı personel, 4046 sayılı Kanun’un 22 nci maddesi çerçevesinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilecektir.4046 sayılı Kanun’un 22 nci maddesi gereğince kapsam dışı personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakil işlemi sonuçlanıp ŞİRKET ile ilişiklerinin kesileceği tarihe kadar geçecek süredeki aylık ücret, sosyal hak ve yardımlar ile her türlü özlük hakları ALICI tarafından ödeme zamanında ilgililere ödenecek ve ödemeyi müteakip bordro ve/veya ilgili diğer bilgi ve belgeler gerekli kontrol işlemleri ve mutabakatlar sağlandıktan sonra İDARE’ye intikal ettirilecektir.
Bu ödemelerin karşılığı Özelleştirme Fonu’ndan en geç 60 (Altmış) gün içinde ALICI’ya ödenecektir.” denilmiştir.Olayda, anılan 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesine göre naklen atamaya tabi tutulan davacı, özelleştirilen kuruluşta kapsam dışı sözleşmeli personel olarak çalıştığı sürelere ilişkin kıdem tazminatının, artık bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı Şirket tarafından kendisine ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, uyuşmazlığa konu edilen davayı açmış bulunmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin değişik 1 numaralı bendinde:
“a) (Değişik : 8.6.2000-4577/5md) idari işlemler hakkında yetki, şekil,sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,
b)
İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,c)
(Değişik : 18.12.1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.”İdari dava türleri olarak sayılmış olup; kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı açılan davalara bakılabilir.
Buna göre, idare aleyhine dava açılmayıp davalı mevkiinde özel hukuk tüzel kişisinin bulunması karşısında, ortada idari yargı yetkisi kapsamında açılmış bir idari dava bulunduğundan sözetmek olanaksızdır.
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kuruluşlarda kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğuna ilişkin İlke Kararının, bu kuruluşlardaki kamu hisselerinin % 50’nin altına düşmesine kadar olan süreci ilgilendirdiği; ancak, özelleştirmenin tamamlandığı andan itibaren bağlayıcılığını yitireceği açıktı
r.Öte yandan, davacının kamu personeli olması da özel hukuk tüzel kişisi aleyhine açtığı davaya idari nitelik kazandırmaya yeterli değildir.
Belirtilen tüm bu hususlara göre, kapsam dışı sözleşmeli personel statüsünde çalıştığı sürelere ilişkin olarak davacıya, özelleştirilen kuruluşu devralan Alıcı Şirket tarafından Hisse Satış Sözleşmesi hükümleriyle belirlenen yükümlülükleri çerçevesinde kıdem tazminatı ödenip ödenmeyeceğine ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli
yargı yeri görevli bulunmaktadır.Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü ile İş Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 1.İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile, Ankara 1. İş Mahkemesi’nin 20.6.2002 gün ve E:2002/146, K:2002/283 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDI-RILMASINA, 1.3.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığınd
an:Esas No: 2004/1
Karar No: 2004/5
Tarihi :1.3.2004
(Hukuk Bölümü)
|
ÖZET : İcra dairesi görevlilerinin kusurlarından doğduğu öne sürülen zararın idarece tazmini istemiyle açılan davanın, İcra ve İflas Kanunu’nun değişik 5. maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : T. B.
Vekili : Av. S. Ö.
Davalılar : 1-Adalet Bakanlığı
Vekili : Hazine Av. A. D.
2- Karayolları Genel MüdürlüğüVekili :Av. H. C.Ç.
O L A Y :Davacı, Batman İcra Müdürlüğünün E:2000/2060 sayılı dosyasında borçlular (A.A) ve (H.A) aleyhine icra takibi başlattığını; her iki borçlunun paydaşı bulunduğu İzmir- Karşıyaka İlçesinde tapuya kayıtlı taşınmazın yol yapımı için kamulaştırılması nedeniyle takdir edilen bedeline maliklerce itiraz edilerek bedel arttırma davası açılması üzerine, Batman İcra Müdürlüğü dosyasından talimat alara
k alacağın tahsili için Bornova 1. İcra Müdürlüğünün E: 2001/210 Tal. sayılı dosyasında, borçlular adına tahakkuk edecek kamulaştırma bedeli üzerine haciz koydurduğunu; ancak, haczin uygulanma tarihi ve idarenin yaptığı sıralama cetveline göre öncelikle kendisine ödeme yapılması gerekirken İzmir 2. İcra Dairesinin dosyasına haksız ödeme yapıldığını; İzmir 2. İcra Müdürlüğünce İcra İflas Kanununun 100. maddesine göre sıra cetveli yapılmadan ve ödeme yapacak kurumdan bilgi alınmadan aynı gün ödeme yapılmak suretiyle alacağının tahsil kabiliyetini yitirmesine neden olunduğunu ileri sürerek, uğradığı zarar karşılığı 33.000.000.000.-TL. maddi tazminatın, haksız ödemenin yapıldığı 31.5.2001 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 30.5.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.İZMİR 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 10.4.2003 gün ve E: 2002/524, K:2003/187 sayı ile, kişilerin kamu görevleriyle ilgili uğradıkları zararlardan dolayı ilgili kamu kurum ve kuruluşları aleyhine açtıkları davaların idari yargı yerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, aynı istekle, 2.6.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 4. İDARE MAHKEMESİ; 17.6.2003 gün ve E:2003/691, K:2003/715 sayı ile, icra dairelerinin görevlilerinin kusuruna dayalı tazminat davasının görüm ve çözümünün, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 5. maddesine göre adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar da, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1/3/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilg
ili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Tülin ÖZGENÇ’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNC
ELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği il
e karar verildi.ESASA İLİŞKİN İNCELEME
: Dava, icra dairesi görevlilerinin kusurlarından doğduğu öne sürülen zararın idarece tazmini isteminden ibarettir.9.6.1932 tarih ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 100. maddesinde, hacze iştirak derecelerinin icra dairesince nasıl teşkil edileceği düzenlenmiş; aynı Kanun’un değişik 5. maddesinde, “İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan göre
vlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır.” hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır.Buna göre, İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinden doğduğu öne sürülen zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, icra dairesi görevlilerinin yanısıra icra işlemlerine katılan Karayolları Genel Müdürlüğü personelinin de kusurunun bulunduğu ileri sürülmekte olup, anılan Yasa’da düzenlenen kamu hizmetinin yürütülmesine iştirak eden başka idare personeli
nin varsa kusurlarından doğan sorumluluğun, maddi ve hukuki birlik nedeniyle bu Yasa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin kabulü ile uyuşmazlığa konu edilen davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 10.4.2003 gün ve E:2002/524, K:2003/187 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.3.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2004/5
Karar No: 2004/8
Tarihi :1.3.2004
(Hukuk Bölümü)
|
ÖZET :4123 sayılı Yasa ve 99/13390 sayılı BKK ile öngörülen tazminatın deprem bölgesinde geçici görevle bulunan asker kişiye ödenmemesi işleminin askeri hizmete ilişkin bir yönü bulunmadığından, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın, GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : U. S. Ö.
Vekili : Av. A.H. Ö.
Davalı : 1-Mili Savunma Bakanlığı
2- Maliye Bakanlığı
O L A Y : TCG Yıldıray (Denizaltı) Komutanlığı emrinde Sey. Bçvş. olarak görev yapan davacı, denizaltının Kasım 1998 tarihinden itibaren overhol onarımları için Gölcük’te bulunduğundan bahisle, deprem bölgesinde çalışan personele ödenen tazminatın kendisine ödenmemesine ilişkin işlemin iptali istemiyle, 31.3.2000 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ; 22.1.2001 gün ve E:2000/249, K:2001/168 sayı ile, olayda TCG Yıldıray Gemisinde görevli bulunan davacı asker kişi ise de, adıgeçen geminin onarım maksadıyla Gölcük’te bulunduğu sürede 99/13390 sayılı BKK’da belirtilen depremle ilgili tazminatın ödenip ödenmeyeceği hususunun “askeri hizmete ilişkin” bir vasfının bulunmadığı; başka bir ifadeyle, uyuşmazlığın askeri nitelikli bir işlemden kaynaklanmadığı; zira, çözümlenecek anlaşmazlığın askeri olmayan kamu kurumlarında görev yapan tüm personelin aynı istemlerinden ve onun çözümü ile varılacak sonuçtan farklı olmadığı; açıklanan nedenlerle, 1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde öngörülen “asker kişiyi ilgilendirme” ve “askeri hizmete ilişkin bulunma “ şartları birlikte gerçekleşmediğinden davanın genel idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.Davacı vekili, aynı istekle, 20.4.2001 gününde genel idari yargı yerinde dava açmıştır
.MUĞLA İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 24.7.2003 gün ve E:2001/727, K:2003/595 sayı ile, asker kişi olduğu tartışmasız bulunan ve fiilen askeri görevini deprem tarihi itibariyle icra eden davacı hakkında tesis edilen idari işlemin 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde tanımlanan “askeri hizmete ilişkin” bulunması karşısında, davanın görüm ve çözümünde askeri yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 1/3/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU’ nun davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Tülin ÖZGENÇ’in davada genel idari yargının; AYİM Savcısı Yasin TEKAKÇA’nın ise as
keri idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, askeri ve genel idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve genel idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşm
azlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.ESASA İLİŞKİN İNCELEME : Dava, 4123 sayılı Yasa’ya dayanılarak çıkarılan 99/13390 sayılı BKK ile öngörülen tazminatın ödenmemesine ilişkin işlemin iptali isteminden ibarettir.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602
sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler: idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tut
um ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.Davacının, anılan Yasa hükmünde sayılan asker kişilerden olduğu tartışmasızdır.
İşlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:
23.7.1995 tarih ve 4123 sayılı Tabii Afet Nedeniyle Meydana Gelen Hasar ve Tahribata İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesine Dair Kanun’a 4133 sayılı Kanunla eklenen Ek 4. maddede, “Tabii afete maruz bölgelerde çalışan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi personele bütçe kanunlarında yer alan fazla çalışma ücretinin iki katını geçmemek üzere fazla çalışma ücreti ödenir. Ayrıca bu bölgede çalışan her statüdeki personele ek göste
rge dahil en yüksek Devlet memuru aylığının brüt tutarının %50’sini geçmemek kaydı ile tazminat, aylık ve ücretleri ile birlikte ödenir. Bu tazminat, damga vergisi hariç hiçbir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz.Fazla çalışmanın ve tazminatın uygulama sürelerinin, hangi yörelerdeki hangi görev ve derecelere ne miktarda ödeneceği hususlarına yönelik her türlü düzenlemeyi yapmaya Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.” hükmü yer almış; anılan Yasa maddesine dayanılarak çıkarılan 17.9.
1999 tarih ve 99/13390 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi Eki Karar’ın 1. maddesinde, “a) Ekli listelerde belirtilen yerleşim birimlerinde sürekli görevle fiilen çalışmakta olan;1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanununa tabi personele,
2) Kamu kurum ve kuruluşlarında sürekli ve geçici işçi pozisyonlarında çalıştırılanlara,
3) 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve diğer kanunlar uyarınca sözleşmeli olarak çalıştırılan personele,
b) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanunu, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu ile 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanununa tabi personel ile 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve diğer kanunlar uyarınca sözleşmeli olarak çalıştırılan personelden, afetle
ilgili bir görevin ifası amacıyla bu bölge dışından ekli listelerde yer alan yerleşim birimlerinde geçici olarak görevlendirilenlere,aylık 50.000.000 lira tazminat ödenir.
Geçici görevli personele görev süreleri ile orantılı olarak ödeme yapılır.” denilmiştir.
Anılan yasal düzenlemelere göre, deprem bölgesinde sürekli veya geçici görevle çalışan kamu personeline tazminat ödenmesinde görevliler arasında herhangi bir ayrım yapılmadığı gibi, davacıya sözkonusu tazminatın ödenmemesi işleminin gerek idarece tesisi gerekse yargısal denetimi sırasında askeri kural ve gerekler yönünden bir değerlendirme yapılması gerekmediğinden, dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin bir yanının bulunmadığı açıktır.
Belirtilen durum karşısında, olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20.maddelerinde öngörülen idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ : Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Muğla İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin 24.7.2003 gün ve E:2001/727, K:2003/595 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.3.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2004/8
Karar No: 2004/11
Tarihi :1.3.2004
(Hukuk Bölümü)
|
ÖZET :4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesine göre diğer kamu kurum ve kuruluşlarından birinin memur kadrosuna naklen atanan davacının, özelleştirme kapsamında bulunan TAKSAN A.Ş.’de kapsam dışı personel olarak çalıştığı döneme ilişkin kıdem tazminatının ödenmesi istemiyle açtığı davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : N. A.
Vekili : Av. Z.. B.
Davalı : TAKSAN. Takım Tezgahları Tic. ve San. A.Ş.
Vekili : Av. M. A.
O L A Y : Davacı vekili, kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken işyerinin özelleştirme kapsamına alınması nedeniyle 4046 sayılı Yasa hükümlerine göre MKE Kurumuna naklen atanan müvekkilinin, davalı Şirkette çalıştığı sürelere ilişkin kıdem tazminatından doğan alacağının tahsiline hükmedilme
si istemiyle, TAKSAN A.Ş. ile Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aleyhine, 17.9.2001 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.ANKARA 11. İŞ MAHKEMESİ; 18.7.2002 gün ve E:2001/1056, K:2002/1205 sayı ile, davalı Şirkete ait işyerinde kapsam dışı personel olarak çalışmakta iken ve henüz özelleştirme işlemi tamamlanmadan 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesi hükmüne göre başka bir kamu kurumuna memur kadrosuna naklen ataması yapılan davacı tarafından açılan davanın, emsal kararlara göre idari yargı yerind
e çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir.Başkanlık yazısı ile getirtilen adli yargı dosyasının incelenmesinden: anılan Mahkeme kararı, taraflarca temyiz edilmesi üzerine YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’ nin 9.12.2002 gün ve E:2002/26033, K:2002/23373 sayılı kararıyla, “Davalı işyerinin özelleştirme kapsamında olup, davacının da kapsamdışı personel olduğu konusunda uyuşmazlık yoktur. Keza kamu kurumu niteliğindeki işyerinde çalışan kapsamdışı personelin uyuşmazlıklarında idari yargının görevli olduğu Uyuşmazlık Mahkemesinin ilke kararı ile de sabittir. Ancak bu ilke kararı, kamu kurumu niteliğinden özel hukuk tüzel kişiliğine geçiş dönemi ile sınırlıdır. Bir başka anlatımla, davalı kamu kurumu özelleştirilip özel hukuk tüzel kişiliğin
e geçmiş ve davacı kapsamdışı personelin bu sürede de çalışması sözkonusu ise uyuşmazlıkta artık adli yargı yerinde görülmelidir. Mahkemece bu husus açıklığa kavuşturulmamıştır. O halde, özelleştirme kapsamındaki kamu kurumu işyerinin özel hukuk tüzel kişiliğini kazandığı tarih araştırılmalı ve davacının bu tarihten sonra çalışıp çalışmadığı belirlenmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme sonucu görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.” gerekçesiyle bozulmuştur.ANKARA 11. İŞ MAHKEMESİ; 23.10.2003 gün ve E: 2002/1547, K:2003/1804 sayı ile, Yargıtay bozma kararı üzerine davalı Şirketçe dosyaya verilen dilekçe ve ekindeki belgelerin incelenmesinden, bu Şirkete ait hisselerin tamamının halen kamuya ait olup özelleştirilmediği anlaşıldığından
davaya idari yargıda bakılmasının gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.Davacı vekilince, aynı istekle bu kez TAKSAN A.Ş. aleyhine, 28.11.2002 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.
ANKARA 5.
İDARE MAHKEMESİ TEK HAKİMİ; 11.12.2002 gün ve E:2002/1774, K:2002/1612 sayı ile, Uyuşmazlık , davacının davalı idareyle aralarında iş akdi bulunduğu döneme ilişkin olarak 1475 sayılı Kanunda düzenlenen kıdem tazminatı alacağından kaynaklandığından, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre davanın görüm ve çözümünde iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1/3/2004 günlü toplantısında, Raportör- Hakim İsa YEĞENOĞLU
’ nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Tülin ÖZGENÇ’in davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında davalı TAKSAN A.Ş. yönünden anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve dava dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren adli yargı yerince Uyuşmazlık Mahk
emesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden görev uyuşmazlığının esasının incelemesine oybirliği ile karar verildi.ESASA İLİŞKİN İNCELEME :
Dava, 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesine göre diğer bir kamu kuruluşuna naklen atanan davacının, özelleştirme kapsamında bulunan Bağlı Ortaklıkta kapsam dışı sözleşmeli personel olarak çalıştığı sürelere ilişkin kıdem tazminatının ödenmesi isteminden ibarettir.
233 sayılı KHK. hükümlerine tabi bir İktisadi Devlet Teşekkülü olan Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun (MKEK) Bağlı Ortaklığı olarak anılan KHK. eki listede yer alan TAKSAN-Takım Tezgahları Sanayii ve Ticaret A.Ş.’ndeki MKEK hisselerinin (%99.998), 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine Ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 3/a. maddesi ile verilen yetkiye dayanılarak, özelleştirme kapsam ve proğramına alınmasına Özelleştirme Yüksek Kurulunca karar verilmiş olup; aynı Yasa’nın 4. maddesi ile, Başbaka
na bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip ve özel bütçeli olarak kurulan Özelleştirme İdaresi Başkanlığının, özelleştirme proğramına alınan kuruluşlardan, anonim şirket statüsünde olan ve anonim şirket haline dönüştürülen kuruluşların sermayelerindeki kamu payı %50’nin altına düşünceye, diğerlerinde ise özelleştirme uygulamaları sonucu devredildikleri tarihe kadar bunların sermaye miktarını tespit etmek, kuruluş, birleşme veya bölünmelerinde gerekli düzenlemeleri yapmak, mal varlıkları ile hak ve yükümlülüklerine ilişkin esasları tespit etmek, hesapları ve faaliyetleri ile ilgili her türlü düzenlemeyi yapmak, bu işlemleri kolaylaştırıcı tedbirleri almak, kanuni sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla, kuruluşların mali, idari ve hukuki yapıları ile ilgili olarak düzenlemeler yapmak ve belirtilen diğer hususlarla görevli ve yetkili olduğuna işaret edilmiştir.Anılan 4046 sayılı Yasa’nın 22. maddesinde, özelleştirme proğramına alınan, özelleştirilen, faaliyeti durdurulan, küçültülen, kapatılan veya tasfiye edilen kuruluşlarda çalışan 657 sayılı Yasa’ya tabi personel ile kapsam dışı personel dahil, sözleşmeli personelin “kamu personeli” olduğu ifade edilmiş ve bunların diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nasıl nakledilecekleri ile özlük ve diğer haklarına ilişkin düzenleme
lere yer verilmiştir.Yukarıdan beri açıklandığı üzere, TAKSAN A.Ş., özelleştirme sürecine girmiş olmakla birlikte sermayesinin %99.9988’i oranındaki MKEK hisseleri ile % 0,0012 oranındaki T.Demir Çelik İşletmeleri hisselerinin satışı henüz tamamlanmadığından kamu kuruluşu niteliğini sürdürmekte olup, davacının da bu kuruluşta çalıştığı dönemdeki statüsü itibariyle, 4046 sayılı Yasa’da açıkça belirtilmiş olan “kamu personeli” olduğu kuşkusuzdur.(Sermaye artırımı nedeniyle 16.8.2002 tarih ve 5615 sayılı Tic
aret Sicili Gazetesinde yayımlanan en son sermaye yapısına göre hisselerin % 100’ü Özelleştirme İdaresi Başkanlığına ait bulunmaktadır.)Bu durumda, çalıştığı dönemdeki statüsü itibariyle kamu personeli olan davacı ile bir kamu kuruluşu olduğu çekişmesiz bulunan TAKSAN A.Ş. arasındaki ilişkinin, idare hukuku ilkelerine dayanan ve idare hukuku kurallarıyla düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisi olduğu açıktır.
Belirtilen tüm bu hususlar ile 1.3.1996 tarih ve 22567 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış bulunan Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 22.1.1996 gün ve E:1995/1, K:1996/1 sayılı kararıyla, özelleştirme kapsamında bulunan kuruluşlarda kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğuna ve
konunun 2247 sayılı Yasa’nın 30. maddesi uyarınca bu doğrultuda ilke kararına bağlanmasına karar verilmiş olması karşısında, davacıya kapsam dışı personel olarak çalıştığı döneme ilişkin kıdem tazminatı ödenip ödenemeyeceğinden doğan uyuşmazlık konusu davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde belirtilen “genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklar” kapsamında, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekeceği açıktır.Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nin 11.12.2002 gün ve E:2002/1774, K:2002/1612 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 1.3.2004 gününde KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ İLE karar verildi.
—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2004/7
Karar No: 2004/6
Tarihi :1.3.2004
(Ceza Bölümü)
|
ÖZET: Aske r kişi sanığa yüklenen “resmi evrakta tahrifat" suçunun, askeri suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması ve askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmiş olması nedeniyle, açılan kamu davasının ADLİ YARGI yerinde görülmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : K.H.
Sanık : A. P.
O L A Y : Maltepe/İstanbul 2.Zrh.Tug.Hv.Svn.Top.Bt.Komutanlığı em-rinde görevli sanık Hv.Svn.Onb. Ahmet Pelit'in, 22.11.1999 günü, GATA Çamlıca 800 Yataklı Göğüs Hastalıkları Hastanesince muayenesi yapıldıktan sonra sevk belgesinin arka yüzüne doktor beyanına ilaveten "sporlardan muaftır" şeklinde yazı yazdığı; böylece, resmi evrakta tahrifat yapmak suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu'nun 342/3. maddesi uyarınca cezalandırılm
ası istemiyle Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 20.3.2002 gün ve E:2002/2601, K:2002/173 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.KARTAL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 22.3.2002 gün ve E:2002/164, K:2002/85 sayıyla; suç tarihinde sanığın asker kişi olması nedeniyle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek dava dosyası, 1.Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne gönderilmiştir.
1. ORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 7.1.2004 gün ve E:2004/49 sayıyla; adli yargı yerince verilen yetkisizlik kararının görevsizlik kararı olarak kabul edilmesi gerektiğini açıklayarak, yüklenen eylemin askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı ve yargılama aşamasında sanığın terhis edilm
iş olması nedeniyle askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesildiği, bu nedenle yargılama görevinin adli yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle, 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesi hükmü uyarınca görevli merciin belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına,davanın incelenmesinin Uyuşmazlık Mahkemesi kararına kadar ertelenmesine karar vermiş, dava dosyası, 1. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Erol KÜÇÜKARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.3.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı
yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Metin ULUKANLIGİL’in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME :
Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince verilen Yetkisizlik kararının
gerekçesinde, görevli yargı yerinin askeri yargı yeri olduğu açıkça belirtilmiş, ancak "mahkemenin yetkisizliğine" şeklinde hüküm kurulmuştur.Ayrı yargı kolları arasında, davanın diğer yargı koluna ait olduğu kanısına varıldığında ancak görevsizlik kararı verilebileceğinden ve adli yargı yeri kararının gerekçesinde açıkça sanığın suç tarihinde asker kişi olduğu bu nedenle yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu belirtildiğinden verilen kararın görevsizlik kararı olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Yapılan ince
lemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Askeri yargı yerince Yasa'nın 19. maddesinde öngörülen biçimde Uyuşmazlık Mahkemesine başvuruda bulunulmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.ESASA İLİŞKİN İNCELEME:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işled
ikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir."Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.
Aynı Yasa’nın 13.10.1996 gün ve 22786 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4191 sayılı Yasa’yla değişik 17. maddesinde; “askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak
suçun askeri bir suç olmaması askeri bir suça bağlı bulunmaması ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması halinde askeri mahkemenin görevi sona erer” denilmektedir.Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 11.3.2000 gün ve 23990 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1.7.1998 gün ve E:1996/74, K:1998/45 sayılı kararı ile maddenin ikinci tümcesinde yer alan "... ve sanık hakkında kamu davası açılmamış olması ..." sözcükleri iptal edilmiştir.
Bu duruma göre, askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesiyle birlikte sanığa yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde, askeri mahkemenin görevinin sona ereceği açıktır. İptal kararı nedeniyle, sanık hakkında kamu davasının açılmış olup olmamasının bir önemi bulunmamakta
dır.Somut olayda,görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, suç tarihinde sanığın asker kişi olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, sanığın sadece asker kişi olması askeri mahkemede yargılanması için yeterli olmayıp, bunun yanında ayrıca, yüklenen eylemin askeri suç olması ya da eylemin asker kişiye karşı veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlenmiş olması kriterlerinden en az birisinin de bulunması gerekmektedir. Unsurları ve cezalarıyla Türk Ceza Kanunu'nda d
üzenlenmiş olan "resmi evrakta tahrifat yapmak" suçunun "askeri suç" olmadığı kuşkusuzdur. Yargılama sırasında sanığın terhis edildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Yüklenen suçun askeri bir suç olmaması, askeri bir suça bağlı bulunmaması, sanığın askeri mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin de kesilmiş olması nedeniyle, 353 sayılı Yasa'nın 4191 sayılı Yasa ile değişik 17. maddesi hükmü uyarınca, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ yargı yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 22.3.2002 günlü ve E:2002/164, K:2002/85 sayılı görevsizlik KARARININ kaldırılmasına, 1.3.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ
ile karar verildi.—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2004/8
Karar No: 2004/7
Tarihi :1.3.2004
(Ceza Bölümü)
|
TUTUKLU ÖZET: 1-Asker kişi sanığa yüklenen “ırza geçme, kızlık bozma, kaçırıp alıkoyma” suçlarının 4551 sayılı Yasa’nın 38.maddesi ile Askeri Ceza Kanunu’nun 152. maddesi yürürlükten kaldırılmış olduğundan askeri suç niteliği bulunmadığı,2-Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin,müştereken suç işlemeleri halinde, eğer suç askeri suç değilse tüm sanıkların adli yargı yerinde yargılanmalarının gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : K.H.
Müdahil : Ş.B.
Sanıklar : 1-M. K.
2-Ç. A.
3-Ö. Ö.
O L A Y : İstanbul/Maltepe 2. Zh. Tug. Mknz. P. Tb. 1. Mknz. P. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanık P. Er Özgür Özyiğit'in izin tecavüzünde bulunduğu 8.8.2003 günü, sivil kişi sanıklar Murat Karayünlü ve Çağlayan Açıkalım ile birlikte parkta oturdukları sırada, markete gitmekte olan müdahil Şehri Baltacı'ya arkadaşı Özer'in kendisini beklediği
ni söyleyerek, hile ile sanıklardan Çağlayan Açıkalım'ın evine götürdükleri, burada önce zorla livata yoluyla ve sonra zorla ırzına geçip kızlığını bozdukları, böylece, cebir ve tehdit ile ırza geçmek, kızlık bozmak, hile ile kaçırıp alıkoymak suçlarını işledikleri ileri sürülerek, eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu'nun 416/1, 417, 418/2, 416/1, 417, 429/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 15.8.2003 gün ve E:2003/31032, K:2003/2074 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.ANKARA 7. AĞIR CEZA MAHKEMESİ: 2.10.2003 gün ve E:2003/333, K:2003/331 sayıyla; Askeri Ceza Kanunu'nun 152. maddesi kapsamında kalan ırza geçme suçunun işlenmiş olduğu ileri sürüldüğüne göre, 353 sayılı Yasa'nın 12. maddesi uyarınca sanıkları yargılama görevinin askeri yargı yerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek dava dosyası, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 3.12.2003 gün ve E:2003/2160, K:2003/1139 sayıyla; 26.5.2000 tarihinde yürürlüğe giren 26.3.2000 gün ve 24001 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4551 sayılı Yasa'nın, 38. maddesi ile Askeri Ceza Kanunu'nun 152. maddesi yürürlükten kaldırıldığından, sanığ
a yüklenen ırza geçme suçunun askeri suç olma niteliği ortadan kalkmış olup, asker kişiye karşı, askeri mahalde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendiğinin de ileri sürülmediği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmesi üzerine dava dosyası, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı'nca, Mahkememize gönderilmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Erol KÜÇÜKARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.3.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözü-münde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okundukta
n; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Metin ULUKANLIGİL’in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME :
Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.
ESASA İLİŞKİN İNCELEME:
353 Sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine
veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir."Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, olmak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.
Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, sanık Özgür Özyiğit'in yüklenen suçun işlendiği ileri sürülen günde asker kişi olması ve yüklenen suçun da "askeri suç" olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de, 26.5.2000 tarihinde yürürlüğe giren 26.3.2000 gün ve 24001 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 4551 sayılı Yasa'nın 38. maddesi ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun, 152. maddesi yürürlükte
n kaldırılmış olduğundan sanığa yüklenen "ırza geçme" suçunun "askeri suç" niteliği ortadan kalkmıştır.353 sayılı Yasa'nın "Müşterek Suçlar" başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde: "askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir" denmek suretiyle askeri olan suçlar
ile askeri olmayan suçlara göre görevli yargı yeri belirlenmektedir.Bu durumda, yüklenen eylemler "askeri suç" kapsamında bulunmadığından 353 sayılı Yasa'nın 12. maddesi hükmü uyarınca sanıkları yargılama görevi adli yargı yerine aittir.
Açıklanan nedenlerle, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Ankara 7.Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ yargı yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2.10.2003 günlü ve E:2003/333, K:2003/331 sayılı görevsizlik KARARININ kaldırılmasına, 1.3.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ
ile karar verildi.—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2004/9
Karar No: 2004/8
Tarihi :1.3.2004
(Ceza Bölümü)
|
ÖZET: Askeri ve adli mahkemelere tabi kişilerin, müştereken suç işlemeleri halinde, eğer suç askeri suç değilse tüm sanıkların adli yargı yerinde yargılanmalarının gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : K.H.
Müdahil : T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü
Sanık : O. G.
O L A Y : Yeni Güven Eczanesi sahibi ve sorumlu müdürü olan sivil kişi sanık Olcay Gönen'in, 2000 yılı ve öncesi tarihlerde, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ile sözleşme yapıp, sandığın muayene ve tedavileri ile yükümlü bulunduğu kişiler hakkında, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nca haklarında kamu davası açılan sanık doktorlar tarafından düzenlenen sahte kurul raporları ve reçeteleri, eczanesinde kalfa olarak çalıştırdığı ve aynı iddianame ile hakkında görevi kötüye kullanmak suçuna müteselsilen iştirak etmek suçundan kamu davası açılan Songül Genç aracılığı ile, kullanarak kuruma fatura etmek suretiyle kurumu dolandırdığı, böylece, sahte resmi belge kullanmak ve kamu kurumunu dolandırmak suçlarını işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan Türk Ceza Kanunu'nun 346. maddesi delaletiyle 342/1, 80, 504/7, 522. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 8.10.2002 gün ve E:2002/40063, K:2002/1973 sayılı iddianamesiyle kamu davası açılmıştır.ANKARA 3. AĞIR CEZA MAHKEMESİ : 15.10.2002 gün ve E:2002/318, K:2002/326 sayıyla; sanığa yüklenen eylemlerin, Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı suçlardan olup, suçu birlikte işlediği ileri sürülen sanıklar hakkında askeri mahkemeye dava açıldığına göre, delillerin takdir ve değer
lendirilmesinin de bu mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi’ne gönderilmiştir.GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ :14.5.2003 gün ve E: 2003/138, K:2003/93 sayıyla; yüklenen eylemin askeri suç olmadığı, askeri hizmetle ilişkili bulunmadığı, asker kişiye karşı, askeri mahalde işlenmediği, 353 sayılı Yasa'nın 12. maddesi hükmü uyarınca bir suçun Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olmaması ve sivil
-asker kişilerin müştereken işlemeleri durumunda yargı görevinin adliye mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay 2. Dairesi, görevsizlik kararının onanmasına karar vermiş, dava dosyası, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nca, Mahkememize gönderilmiştir.İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Erol KÜÇÜKARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.3.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’in, davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Metin ULUKANLIGİL’in, davanın çözümünün adli yargı yerinin görev alanına girdiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:USULE İLİŞKİN İNCELEME:
Yapılan incelemede, usule ilişkin işlemlerde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun’da belirtilen süre ve biçim yönünden bir eksiklik görülmemiştir. Adli ve askeri yargı yerleri arasında Yasa'nın 14. maddesinde öngörüldüğü biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuştur. Esasa ilişkin inceleme yapılmasına oybirliği ile karar verilmiştir.
ESASA İLİŞKİN İNCELEME:
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu Ve Yargılama Usulü Kanunu'nun "Askeri Mahkemelerin Görevleri" başlığı altında düzenlenen İkinci Bölümünde yer alan "Genel Görev" başlıklı 9. maddesinde; "Askeri Mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde ya
hut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler" denilmektedir."Askeri suç" ise, öğretide ve uygulamada;
a) Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanunu'nda yazılı olan, başka bir anlatımla, Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza yasası ile cezalandırılmayan suçlar,
b) Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanunu'nda, kısmen diğer ceza yasalarında gösterilen suçlar,
c) Türk Ceza Kanunu'na atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, ol
mak üzere üç grupta mütalâa edilmektedir.Olumsuz görev uyuşmazlığına konu kamu davasında, görevsizlik kararı veren adli yargı yerince, sanığa yüklenen suçların, "askeri suç" olduğu gerekçesine yer verilmiş ise de; "sahte resmi belge kullanmak ve kamu kurumunu dolandırmak" suçlarının, unsurları ve cezaları Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen ve askeri suç kapsamında bulunmayan suçlardan olduğu açıktır. Dosyanın incelenmesinde, görevsizlik kararı gerekçesinde, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı'nca, Gene
lkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'ne açıldığından söz edilen kamu davasının görevsizlik kararı verilip, kararın da Askeri Yargıtay 2. Dairesi'nce onanmak suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır.Mahkememizce yapılan araştırma sonucu, sanığın, yüklenen eylemleri birlikte işlediği ileri sürülen sanıklar hakkında, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşerek, dava dosyasının Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, bu Mahkemece de görevsizlik kararı verilerek, d
ava dosyasının Mahkememize gönderilmesi üzerine, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 17.11.2003 gün ve E:2003/59, K:2003/59 sayılı kararı ile adli yargı yerince verilen görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilerek görev konusunun da kesin olarak çözümlendiği görülmektedir.353 sayılı Yasa'nın "Müşterek Suçlar" başlığı altında düzenlenen 12. maddesinde: "askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç
ise adliye mahkemelerine aittir" denmek suretiyle askeri olan suçlar ile askeri olmayan suçlara göre görevli yargı yeri belirlenmektedir.
Bu durumda, yüklenen
eylemler "askeri suç" kapsamında bulunmadığından ve sanık hakkında açılan kamu davasının, Mahkememizin kararında belirtilen dava konusu ve sanıklarıyla doğrudan ilgili bulunması karşısında (diğer dava konusu olan dosyanın sanıkları ile sanık Olcay Gönen'in yüklenen eylemleri müştereken işledikleri ileri sürüldüğünden) 353 sayılı Yasa'nın 12. maddesi hükmü uyarınca sanıkları yargılama görevi adli yargı yerine aittirBiran için sanığa yüklenen eylemlerin sözü edilen diğer kamu davası ile ilgili olmadığı düşünülse dahi, 353 sayılı Yasa'nın asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanma koşullarını belirleyen 11. maddesi ve benzer düzenlemenin yer aldığı 1632 sayılı Askeri Ceza Yasası'nın Ek-6. maddesinde yazılı koşulların da bulunmaması nedeni ile
davanın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir.Açıklanan nedenlerle, davanın adli yargı yerinde görülmesi ve Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ yargı yerinin görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15.10.2002 günlü ve E:2002/318, K:2002/326 sayılı görevsizlik KARARININ kaldırılmasına, 1.3.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ
ile karar verildi.—— • ——
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından
:Esas No: 2004/10
Karar No: 2004/9
Tarihi :1.3.2004
(Ceza Bölümü)
|
ÖZET: 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadı-ğından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVU-RUNUN REDDİNE karar verilmesinin gerektiği hk. |
K A R A R
Davacı : K.H.
Sanıklar :1- M.E.
2- S. T.
3- İ. K.
4- R. T.
5- O.A.
O L A Y : Diyarbakır 7. Kr. Tak. Hv. Grp. Kh. Bl. Komutanlığı emrinde görevli sanıklar P.Er Osman Aksu ile P.Er Mehmet Elmas’ın, 2001 yılı Kasım ayı içinde, birliğin Erbaş ve Er tuvaletinde, P. Er Osman Aksu ile sanık P.Er İsmail Kapıcı’nın birliğin Erbaş ve Er koğuşunda cinsi münasebette bulundukları, yine aynı tarihler içinde, geceleyin pist başı nöbet yerinde nöbetçi oldukları sırada, P.Er Osman A
ksu’nun sanıklar P.Er Ramazan Torlak ile sanık P. Er Seyfi Taştepe’nin cinsel organlarını ağzına almak suretiyle boşalmalarını sağladığı, böylece, alenen cinsi münasebette bulunmak, alenen hayasızca vaz’u harekette bulunmak suçlarını işledikleri ileri sürülerek, sanıkların eylemlerine uyan Türk Ceza Kanunu’nun 419. maddesi uyarınca (sanıklardan P.Er Osman Aksu hakkında 4 kez uygulanmak suretiyle) cezalandırılmaları istemiyle 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’nın 26.3.2002 gün ve E:2002/274, K:2002/197 sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır.7. KOLORDU KOMUTANLIĞI ASKERİ MAHKEMESİ: 20.3.2002 gün ve E:2003/497,K:2003/145 sayıyla; sanıklara yüklenen eylemin, askeri suç olmadığı, askeri bir suça bağlı bulunmadığı ve yargılama sırasında sanıkların terhis edilmeleriyle askeri mahkemede yargılanmalarını gerektiren ilginin de kesildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeyen karar kesinleşerek, dava dosyası, Diyarbakır 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
Diyarbakır 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nce, sevk maddesi itibariyle görevsizlik kararı verilerek, dava dosyası, Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
DİYARBAKIR 1. SULH CEZA MAHKEMESİ: 10.12.2003 gün ve E:2003/1259, K:2003/1262 sayıyla; asker kişi sanıkların, askeri mahalde işledikleri ileri sürülen suçlar nedeniyle 353 sayılı Yasa’nın 9. maddesi hükmü uyarınca askeri mahkemede yargılanmalarının gerektiği, sanıkların terhis edilmiş olmalarının bu durumu değiştirmeyeceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, dava dosyası, kendisine gelmekle, 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nce, Mahkememize gönderilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümünün, Tülay TUĞCU'nun Başkanlığında, Üyeler; Süleyman ÖZCAN, Hamdi Yaver AKTAN, Muvaffak TATAR, Recep SÖZEN, Tamer KORKMAZ, Erol KÜÇÜKARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 1.3.2004 günlü toplantısında, Raportör-Hakim G. Fatma BÜYÜKEREN’ in, başvurunun reddi yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Askeri Yargıtay Başsavcı Yardımcısı Metin ULUKANLIGİL’in, başvurunun reddine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
USULE İLİŞKİN İNCELEME:
Dosyanın incelenmesinde, adli yargı yerince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen görevsizlik kararının, sanıklar Mehmet Elmas, Seyfi Taştepe, İsmail Kapıcı, Ramazan Torlak ve Osman Aksu’ya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın incelenebilmesi için, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş Ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 1 ve 14. maddeleri uyarınca, yargı yerlerince verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 9.12.1931 gün ve E:1931/12, K:1931/48 sayılı kararında da belirtildiği gibi yargı yolunu değiştirmeye yönelik görevsizlik kararlarının temyize tabi oldukları kuşkusuzdur. Böylece, sanıklara tebliğ edilmeyen görevsizlik kararının kesinleşmesinden söz edilmesine olanak yoktur.
Açıklanan nedenlerle, Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kesinleşmemiş olması nedeniyle, 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından, aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan başvurunun reddine karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ : 2247 sayılı Yasa'nın 1 ve 14. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından aynı Yasa'nın 27. maddesi uyarınca yöntemine uygun bulunmayan BAŞVURUNUN REDDİNE
, 1.3.2004 günü KESİN OLARAK OYBİRLİĞİ ile karar verildi.Sayfa Başı