YARGI BÖLÜMÜ · Anayasa Mahkemesi Kararı
Anayasa Mahkemesinin E: 2002/44 (2495 Sayılı Kanun ile İlgili), K: 2002/90 Sayılı Kararı
Metin
Anayasa Mahkemesi Kararı
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından :
Esas Sayısı : 2002/44
Karar Sayısı : 2002/90
Karar Günü : 8.10.2002
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :
Ankara 9. İdare MahkemesiİTİRAZIN KONUSU :
22.7.1981 günlü, 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin, Anayasa’nın 10., 67., 68. ve 70. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.I- OLAY
Son beş yıl içerisinde bir siyasi partiye üye olduğu anlaşılan davacının, atama onayının iptal edilmesi işlemine karşı açtığı davada, 2495 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 1. fıkrasının “h” bendinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.”
II- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Enis TUNGA’nın katılımlarıyla 14.3.2002 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, Fulya KANTARC
IOĞLU, Rüştü SÖNMEZ ile Ertuğrul ERSOY’un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.III- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kurallarıyla, bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuran Mahkeme, 22.7.1981 günlü, 2495 sayılı “Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun”un 16. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin iptalini istemiştir. Ancak, itiraz konusu kural, Anayasa Mahkemesi’nin 8.10.2002 günlü, Esas:2002/38, Karar: 2002/89 sayılı kararıyla iptal edilmiş olduğundan itiraz konusu kural hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
IV- SONUÇ
22.7.1981 günlü, 2495 sayılı “Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun”un 16. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi, 8.10.2002 günlü, E. 2002/38, K. 2002/89 sayılı kararla iptal edildiğinden, İTİRAZ KONUSU KURAL HAKKINDA YENİDEN KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 8.10.2002 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan Mustafa BUMİN |
Başkanvekili Haşim KILIÇ |
Üye Yalçın ACARGÜN |
|
Üye Sacit ADALI |
Üye Ali HÜNER |
Üye Fulya KANTARCIOĞLU |
|
Üye Ertuğrul ERSOY |
Üye Tülay TUĞCU |
Üye Ahmet AKYALÇIN |
|
Üye Enis TUNGA |
Üye Mehmet ERTEN |
Esas Sayısı : 2002/44
Karar Sayısı
: 2002/90KARŞIOY GEREKÇESİ
1982 Anayasası’nın Geçici 15. maddesinin, 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya (6.12.1983) kadar geçecek süre içinde, çıkarılan kanunların, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa’ya aykırılığının iddia edilemeyeceğine ilişkin son fıkrası 3.10.2001 günlü 4709 sayılı Yasa ile madde metninden çıkarılmış, ancak aynı kurala koşut düzenleme getiren 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasanın 25. maddesi değiştirilmemiştir. Bu durumda, Anayasa değişikliğine karşın belirtilen dönemde çıkarılan yasaların Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesini engelleyen 2949 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin ihmalinin mi iptalinin mi gerektiğinin tartışılması gerekmiştir.
Anayasa’nın 152. maddesinde “Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” denilmektedir. Maddede “davaya bakmakta olan mahkeme” yönünden bir sınırlandırma getirilmediğinden başka bir anlatımla, “mahkeme” kavramı yönünden, diğer mahkeme ve yüksek mahkemelerle Anayasa Mahkemesi arasında bir ayırım yapılmadığından iptal ve itiraz başvuruları nedeniyle incelediği davalarda Anayasa Mahkemesi’nin de davaya bakmakta olan Mahkeme olduğunda duraksanamaz.
2949 sayılı Yasa’nın 18. maddesinin 2. bendinde “Mahkemelerce kendisine Anayasa’nın 152 inci maddesine göre intikal ettirilen işleri ve Yüce Divan sıfatıyla çalışırken veya siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda aynı madde gereğince ön mesele olarak bakması gereken işleri karara bağlamak” Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Burada, yalnız Yüce Divan sıfatıyla çalışırken veya siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalardan söz edilmesi ise ön mesele olarak kabul edilen işlerin bunlarla sınırlı olduğu anlamına gelmemekte, Anayasa Mahkemesinin asıl işlevi olan Anayasa’ya uygunluk denetiminin yanı sıra görevlendirildiği bu iki konuda doğabilecek duraksamaları önleme amacına yönelik bulunmaktadır. Tersine görüşlerin kabulü ise, Anayasa Mahkemesi’nin baktığı işe göre “mahkeme” niteliğinin değişeceği gibi hukuksal gerçeklerle bağdaşmayan sonuçlar doğurur.
Öte yandan, Anayasa’nın 152. maddesinin “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” biçimindeki başlığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin “diğer mahkemeler”den ayrı tutularak bu kapsama girmediğinden bahisle iptal ve itiraz başvurularına ilişkin davalarda uyguladığı bir kuralın, Anayasa’ya aykırılığını incelemeyeceği sonucuna varılamaz. Eğer bu maddedeki “mahkeme” sözcüğü ile sadece hukuk düzeni içinde yer alan diğer mahkemelerin anlatılmak istendiği, Anayasa Mahkemesi’nin bu nitelendirmenin dışında kaldığı kabul ediliyorsa, Yüce Divan ve Siyasi Parti kapatma davalarında da Anayasa’ya aykırılık sorununu ön mesele olarak inceleyememesi gerekir. Çünkü bir yüksek mahkemenin, sadece kimi davalarla sınırlı olarak “mahkeme” sayılacağı, öteki yargılama faaliyetlerinde ise böyle nitelendirilemeyeceği düşünülemez. Ayrıca, Anayasa maddelerinin başlıkları Anayasanın 176. maddesine göre Anayasa metninden sayılmaz.
Anayasa yargısının kabul edildiği bir hukuk sisteminde, Anayasa’nın üstünlüğünün ve bağlayıcılığının sağlanabilmesi için bir zorunluluk olmadıkça, ihmal yoluna gidilmesi olağan ve kabul gören bir yöntem değildir. Bu bağlamda, Anayasa’nın 138. maddesindeki, hâkimlerin Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerine ilişkin kuralla hakimlerin, doğrudan Anayasa’yı uygulayabilmeleri değil bakmakta oldukları bir davada uygulayacakları kuralları Anayasa’ya aykırı bulmaları halinde bunların iptalleri için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmaları sağlanarak aykırılığın giderilmesi amaçlanmıştır. Mahkemelerin, Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vardıkları kuralları ihmal ederek doğrudan Anayasa’yı uygulayabileceklerinin kabulü, Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa Mahkemesine verildiği bir hukuk sistemine ve onu yansıtan Anayasa’ya aykırılık oluşturur.
Anayasa’nın Geçici 15. maddesinin son fıkrasının 4709 sayılı Yasa ile kaldırılmasından önceki dönemde, bu fıkra kapsamına giren kimi yasalardaki kuralların Anayasa’da yapılan değişiklikler sonucu Anayasa’ya aykırı duruma gelmelerine karşın Mahkemelerde görülmekte olan davalarda bunların Anayasa’ya aykırılıklarının ileri sürülememesi nedeniyle aradaki aykırılık, iptalin imkânsızlığı karşısında, kimi durumlarda zorunlu olarak ihmal yoluyla giderilmeye çalışılmıştır. Bir hukuk karmaşasının yaşandığı tartışmasız olan bu dönem, 4709 sayılı Yasanın getirdiği değişiklikle sona ermiştir. Artık Türk hukuk sisteminde “ihmal” yöntemini haklı kılacak bir neden kalmamıştır. Ayrıca bu yöntem, ihmal edilmekle dolaylı olarak Anayasa’ya aykırı oldukları saptanan kimi kuralların varlıklarını sürdürmelerine neden olmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2949 sayılı Yasa’nın 25. maddesi iptal edilmeden, bu maddenin ihmali yoluyla esasın incelenmesine geçilemeyeceği gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye Rüştü SÖNMEZ |
Üye Ertuğrul ERSOY |
Sayfa Başı