← Resmî Gazete · 25 Aralık 2003

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Yargıtay 2. ve 20. Hukuk Dairelerine Ait 5 Adet Karar

Metin

Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas                : 2003/13684

Karar              : 2003/15158

İncelenen Kararın

 

Mahkemesi

: Hopa S.H.

 

Tarihi

: 18.10.2002

 

Numarası

: 2002/162-2002/158

 

Davacı

: Necdet Yağcı

 

Davalı

: Hasımsız

 

Dava Türü

: Vasi Tayini

 

Temyiz Eden

: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacının, nüfus kaydında Turgut ve Huriye Yağcı'nın müşterek çocuğu olduğunu, Turgut'un ölümünden sonra Huriye'nin onu terk ettiğini ileri sürerek küçüğün vesayet altına alınması, kendisinin de vasi olarak tayin edilmesi istemiyle açtığı davanın kabulüne karar verildiği, hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Dosyada mevcut nüfus kaydından, vesayet altına alınması istenen 28.02.1990 doğumlu Çağdaş Yağcı'nın, Huriye ve Turgut'un müşterek çocuğu olduğu, babasının 07.02.2001 tarihinde vefat ettiği, annesinin ise sağ olduğu görülmektedir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 336. maddesine göre, ana babadan birinin ölümü halinde velayet sağ kalan tarafa aittir. Aynı Kanunun 404. maddesinde de velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir.

Babasının ölümü üzerine velayet hakkının anne tarafından kullanılmaya devam edeceği, anne hakkında velayetin nez'ine ilişkin bir karar da bulunmadığına göre velayet altında bulunan küçüğün vesayet altına alınamayacağı nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 10.11.2003

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas           : 2003/14900

Karar         : 2003/15625

İncelenen Kararın

Mahkemesi

 : Acıgöl S.H.
 

Tarihi

: 11.3.2002

 

Numarası

: 2002/39-2002/41

 

Davacı

: Semahattin Kartboğa ve Nevile Kartboğa

 

Davalı

: Kadir Özer

 

Dava Türü

: Evlat Edinmeye İzin

 

Temyiz Eden

: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

l Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 315. maddesi ile "evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur" hükmü getirilerek, evlat edinmeye izin k

ararı verilmesi usulü kaldırıldığından, dava ve hüküm tarihi itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8. maddesinin 5. bendindeki evlat edinme davalarında Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin hüküm, zımni olarak yürürlükten kaldırılmıştır.

469 Sayılı Mehakimi Şer'iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanununun 3. maddesinde "Asliye Mahkemeleri Sulh Mahkemelerinin selahiyetleri haricinde kalan bilcümle hukuk, ceza, ticaret, davalarını usul ve kanuna tevfikan kabili temyi

z olmak üzere görür." Hükmü gereğince, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi asıl, Sulh Hukuk Mahkemesinin ise istisna olduğundan 01.01.2002 tarihinden itibaren evlat edinme davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Mahkemece, Asliye hukuk Mahkemes

inin görevli olduğu nazara alınarak, resen dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken esasa gidilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Diğer taraftan; Türk Medeni Kanununun 313. maddesinde ergin ve kısıtlıların hangi hallerde evlat edinebileceği düzenlenmiştir.

Aynı Kanunun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesinde;

"Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.

Araştırma özellikle evlat edinen ve edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir" hükmü mevcuttur.

Mahkemece, Medeni Kanunun 313. maddesinde belirtilen halin mevcut olup olmadığı tespit edilmeden ve 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapılmadan tarafların beyanları ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 17.11.2003

—— • ——

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas                : 2003/14702

Karar              : 2003/15706

İncelenen Kararın

 

Mahkemesi

: A

cıgöl S.H.
 

Tarihi

: 28.01.2002

 

Numarası

: 2002/8-2002/10

 

Davacı

: Halil Doğan ve Şerife Doğan

 

Davalı

: Mustafa Küçükçelik ve Şerife Küçükçelik

 

Dava Türü

: Evlat Edinmeye İzin

 

Temyiz Eden

: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

l Ocak 2002 tarihinde yürürlü

ğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 315. maddesi ile "evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur" hükmü getirilerek, evlat edinmeye izin kararı verilmesi usulü kaldırıldığından, dava ve hüküm tarihi itibariyle Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 8. maddesinin 5. bendindeki evlat edinme davalarında Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna İlişkin hüküm, zımni olarak yürürlükten kaldırılmıştır.

469 Sayılı Mehakimi Şer'iyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanununun 3. maddesinde "Asliye Mahkemeleri Sulh Mahkemelerinin selahiyetleri haricinde kalan bilcümle hukuk, ceza, ticaret, davalarını usul ve kanuna tevfikan kabili temyiz olmak üzere görür." Hükmü gereğince, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi asıl, Sulh Hukuk Mahkemesinin ise istisna olduğundan 01.01.2002 tarihinden itibaren evlat edinme davalarında görevli mahkemesi Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Mahkemece, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu nazara alınarak, resen dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken esasa gidilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Diğer taraftan; Türk Medeni Kanununun 305. maddesinin 1. fıkrasına göre bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.

Aynı Kanunun evlat edinme kararı vermeden önce hakime araştırma yükümlülüğü getiren 316. maddesinde;

"

Evlat edinmeye, ancak esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların kapsamlı biçimde araştırılmasından, evlat edinen ile edinilenin dinlenmelerinden ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınmasından sonra karar verilir.

Araştırma özellikle evlat edinen ve edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik durumları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir" hükmü mevcuttur.

Mahkeme

ce, Medeni Kanunun 305. maddesinin 1. fıkrasındaki şartın gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmeden ve 316. maddesi gereğince kapsamlı bir araştırma yapılmadan tarafların beyanları ile yenitilerek yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 17.11.2003

—— • ——

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden:
 

Esas

: 2003/8578

 

Karar

: 2003/7369

 

Mahkemesi

: Serik Kadastro Mahkemesi

 

Tarihi

: 30.12.1992

 

Numarası

: 1990/876-1992/261

 

Davacı

: Şerife Göksu

 

Davalı

: Hazine-Orman Yönetimi

Taraflar arasında görülen orman tahdidine itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda davanın açılmamış sayılması yolunda kurulup, temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen hükmün H.U.M.Y.nın 427. maddesi gereğince kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/09/2003 tari

h ve Hukuk 149525 sayılı yazıları ile istenilmekle, dosya içerisindeki tüm belgeler incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı, orman kadastro çalışmalarında orman sahası olarak tesbit edilen taşınmazın kadimden beri kendi mülkiyeti ve zilyetliği altında bulunduğunu iddia ile tesbitinin iptalini istemiş, mahkemece H.U.M.Y.nın 409/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

3402 Sayılı Yasanın 25/1. maddesinde kadastro mahkemesinin, özel yasalarca kendisine verilen işlere bakacağı; 6831 Sayılı Yasanın değişik 11/1. maddesinde de sınırlama ve 2/B uygulamasından doğan davaların kadastro mahkemelerinde; kadastro mahkemesi olmayan yerlerde ise, kadastro davalarında bakmakla görevli genel mahke

mede bakılacağı hükme bağlanmıştır. 3402 Sayılı Yasanın 33/1. maddesinde dava ayrımı yapılmaksızın, bu yasadaki usul ve esasların uygulanacağı vurgulanmış olup; 29/1. maddesinde de "kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz" hükmüne yer verilmiştir. Orman kadastrosu da bir kadastro işidir. 6831 Sayılı Orman Yasası ve bunu değiştiren tüm orman yasalarında yer alan özel hükümler saklı olup; esas alınmak koşulu ile 3402 Sayılı Yasadaki yargılama usul hükümlerine tabidir.

Mahkemece, taraflar gelmese dahi, işin esasının görülüp, toplanması mümkün olan deliller toplanıp incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davacının gelmediğinden bahisle dosyanın işlemden kaldırılıp; H.U.M.Y.'nın 409. maddesi gereğince, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; H.U.M.Y.'nın 427/6. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulüne ve Serik Kadastro Mahkemesince verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen 30/12/1992 tarih ve 1990/876-1992/261 sayılı hükmün hukuki neticesi saklı kalmak kaydı ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine 21/10/2003 günü oybi

rliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden:
 

Esas

: 2003/8579

 

Karar

: 2003/7370

 

Mahkemesi

: Serik Kadastro Mahkemesi

 

Tarihi

: 04.02.1993

 

Numarası

: 1990/860-1993/13

 

Davacı

: İsmail Küçükdemir

 

Davalı

: Hazine-Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı-Orman Yönetimi

Taraflar arasında görülen orman tahdidine itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda, davanın açılmamış sayılması yolunda kurulup, temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen hükmün H.U.MY.nın 427. maddesi gereğince kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2003 tarih ve Hukuk 151973 sayılı yazıları ile istenilmekle, dosya içerisindeki tüm belgeler incelenerek, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı, orman kadastro çalışmalarında orman sahası olarak tesbit edilen taşınmazın kadimden beri kendi mülkiyeti ve zilyetliği altında bulunduğunu iddia ile tesbitinin iptalini istemiş, mahkemece H.U.M.Y.nın 409/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiş

tir.

3402 Sayılı Yasanın 25/1. maddesinde kadastro mahkemesinin, özel yasalarca kendisine verilen işlere bakacağı; 6831 Sayılı Yasanın değişik 11/1. maddesinde de sınırlama ve 2/B uygulamasından doğan davaların kadastro mahkemelerinde; kadastro mahkemesi olmayan yerlerde ise, kadastro davalarında bakmakla görevli genel mahkemede bakılacağı hükme bağlanmıştır. 3402 Sayılı Yasanın 33/1. maddesinde dava ayrımı yapılmaksızın, bu yasadaki usul ve esasların uygulanacağı vurgulanmış olup; 29/1. maddesinde de “kad

astro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz” hükmüne yer verilmiştir. Orman kadastrosu da bir kadastro işidir. 6831 Sayılı Orman Yasası ve bunu değiştiren tüm orman yasalarında yer alan özel hükümler saklı olup; esas alınmak koşulu ile 3402 Sayılı Yasadaki yargılama usul hükümlerine tabidir.

Mahkemece, taraflar gelmese dahi, işin esasının görülüp, toplanması mümkün olan deliller toplanıp incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, davacının gelmediğinden bahisle dosyanın işlemden kaldırılıp; H.U.M.Y.'nın 409. maddesi gereğince, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; H.U.M.Y.'nın 427/6. maddesı uyarınca Yargıtay

Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulüne ve Serik Kadastro Mahkemesince verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen 04.02.1993 tarih ve 1990/860-1993/13 sayılı hükmün hukuki neticesi saklı kalmak kaydı ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine 21.10.2003 günü oybirliği ile karar verildi.

Sayfa Başı