← Resmî Gazete · 18 Haziran 2003

YARGI BÖLÜMÜ · Yargı Kararı

Yargıtay 2., 14. ve 18. Hukuk Dairelerine Ait 3 Adet Karar

Metin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinden:

Esas

: 2003/5752

Karar

: 2003/7013

İncelenen Kararın

Mahkemesi

: Eskişehir 3. S.H.

Tarihi

: 7/9/2000

Numarası

: 2000/856-2000/990

Davacı

: Salih Korkmaz ve Nilüfer Korkmaz

Davalı

: İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ve

Kayyım Şeyda Arslan

Dava Türü

: Evlat Edinmeye İzin

Temyiz Eden

: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacıların 26/6/2000 tarihli dava dilekçesi ile, İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün izni ile 22/10/1999 doğumlu Barış Türkcan’a 11/11/1999 tarihinden itibaren baktıklarından bahisle, küçük Barış’ı evlat edinmelerine izin verilmesini istediği ve kayyım aleyhine açtıkları davanın, mahkemece kabul edildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Dosya içeriğinden, Uşak İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün yazısı ile buluntu çocuk olarak nüfusa tescil edilen Barış Türkcan’ı davada temsil etmek üzere, Şeyda Arslan’ın kayyım olarak atandığı görülmektedir.

Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte olan 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 353/son maddesinde, "Kanunda hilafına sarahat olmadıkça vasiye ait hükümler, kayyım hakkında da caridir" hükmü mevcuttur.

Aynı Kanunun 406. maddesi gereğince, vesayet altındaki kimsenin evlatlığa alınması için Sulh Hukuk Mahkemesinin izin vermesi ve Asliye Hukuk Hakimliğinin de bunu tasvip etmesi zorunludur. Geçerlilik şartı olan bu hususun mahkemece re’sen gözetilmesi gerekirken, kayyım tayininden sonra, Asliye Hukuk Mahkemesince verilmiş tasvip kararı olmadığı halde işin esasına gidilerek, yazılı şekilde ka

rar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 12/5/2003

——• ——

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:

Esas

: 2003/2212

Karar

: 2003/3027

Mahkemesi

: Küçükçekmece 1. Asliye Hukuk

Tarih

: 21/11/2002

Numarası

: 2002/929-2002/1709

Davacı

: Mustafa Aslantürk vd.

Davalı

: Fatma Aydı

n

Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11/6/2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21/11/2002 günlü temyiz edilmeden kesinleşen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20/3/2003 gün 2002036071 sayılı tebliğnamesi ile H.U.M.K.nun 427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla, dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

KARAR

Dava, 1371 parsel sayılı 1681916 metrekare miktarında tapuda tarla niteliğinde 5000/1681916 hisse ile davalı adına kayıtlı taşınmazda davalı payının davacılar tarafından haricen davalıdan satın alımına dayalı tapu iptali ve 28 davacı adına eşit payla iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mah

kemece, tapu maliki davalının duruşmadaki kabul beyanı gereğince davanın kabulüne dair verilen karar, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davada İmar Kanununun 18/son maddesi gereğince inceleme yapılmadan verilen hükmün H.U.M.K. 427/6. maddesi gereğince kanun yararına bozulmasını, Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine istemiştir.

Dava, harici satın almaya dayalı tapu iptali ve davacılar adına tescil isteğine ilişkindir. 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinin son fıkrasına göre "Veraset yolu ile intikal eden, bu kanun hükmüne göre şuyulandırılan, Kat Mülkiyeti Kanununun uygulaması, tarım ve hayvancılık, sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç imar planı olmay

an yerlerde, her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz" hükmü getirilerek, imar planı olmayan yerlerde yapılaşma amacına yönelik olarak arsa ve parsellerin hisselere ayrılarak satışı ve satış vaadi yapılması kamu düzeni gereğince yasaklanmıştır. Yine bu hükme göre imar planı dışında olsa da taşınmaz tarım arazisi olarak kullanılmakta ise yapılaşma amacı yok ise satış vaadi sözleşmeleri yapılabilir. Bu hükmün amacı imar planı uygulanmasına geçilmeyen yerlerde çarpık yapılaşmayı önlemeye yöneliktir.

Dava konusu parsel büyük arazi parçası olup içersinde çok miktarda bina yapılabilecek nitelikte olduğu, tapuda tarla niteliğinde gözüktüğü halde, İmar Kanununun belirtilen hükmüne göre satışı yasaklanan yerlerden olup olmadığı araştırılmadan ve neticesine göre satışı yasaklanan yerlerden ise davalının kabul beyanının H.U.M.K. 95/2. maddesi gereğince, hukuki sonuç doğurmayacağının, Mahkemece resen gözetilerek neticesine göre bir k

arar verilmesi gerektiği dikkate alınmadan, davalının davayı kabul beyanına itibar edilerek tesis edilen hüküm kanuna aykırı görüldüğünden bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Mahkeme hükmünün, H.U.M.K.nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak üzere Kanun yararına BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine, Bakanlıkça Resmî Gazete’de yayınlatılmasına, 14/4/2003 gününde oybirliği ile karar verildi.

—— • ——

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

Esas : 2003/1967

Karar : 2003/3701

Davacı Dursun Erdinç ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Refahiye Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay’ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 25/7/2002 günlü ve 2002/31-238 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığının 12/3/2003 gün ve Hukuk-2003030551 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı dava dilekçesinde, ölmüş olan babasının nüfus kütüğünde yazılı adının değiştirilmesini istemiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

Özel hukuk açısından ad, kişiyi tanıtan ve onu diğer bireylerden ayırmaya yarayan bir kavramdır. Kendine özgü kişiliği ve özvarlığı olan her birey, başkalarından adıyla ayırt edilir, toplum ve ailesi içinde bununla yer alır. Onun içindir ki her kişinin bir adının olması ve adının nüfus siciline yazılması yasayla zorunlu kılınmıştır. Bu zorunluluk aynı zamanda kişinin yaşamıyla özdeşleşen v

e kişiliğinin ayrılmaz bir öğesini oluşturan adını özgürce seçmesi ve onunla tanınması için kendisine tanınmış bir temel kişilik hakkıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınmış olan adın, kişilik hakları içerisinde taşıdığı önemi gözönünde bulunduran 4721 Sayılı Türk Medeni Yasasında kişiliği korumaya ilişkin hükümlerle yetinilmeyip (m. 23-25), onu ayrıca düzenlemek yoluna gidilmiştir (m. 26-27). Buna göre anılan Yasanın 27. maddesi hükmü uyarınca adın değiştirilmesi, ancak haklı nedenlere dayanılarak hakimden istenebilir ise de kişiye sıkı sıkıya bağlı olan ad üzerindeki bu hakkı, kişinin kendisinden başkası kullanamaz.

O halde somut olayda, yaşamı süresince nüfus kütüğünde yazılı adını taşıyıp bu adla öldüğü anlaşılan kişinin (babanın) adının değiştirilmesi istemiyle davacı (oğlu) tarafından açılan davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddi gerekirken, mahkemece işin esasına girilerek istem gibi hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı görülmüştür.

Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.’nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gön

derilmesine, 5/5/2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sayfa Başı